Bakteriler, evrensel veya kozmik bir anlam arayışı olmaksızın milyarlarca yıldır biyolojik olarak son derece başarılıdır. Doğal seçilim süreçleri, mutlu ya da varoluşunu sorgulayan canlılar değil; yalnızca genlerini bir sonraki nesle aktarabilen organizmalar üretir. O halde, biyolojik olarak hayatta kalmak için bir "anlam" gerekmiyorsa, insandaki bu derin anlam arayışı evrimsel bir fazlalık mıdır? Evrimsel psikoloji ve antropoloji, bu durumun bir hatadan ziyade, yüksek zekanın kaçınılmaz bir yan ürünü ve hayatta kalma mekanizması olduğunu gösterir.1. Hiperaktif Fail Algılama ve Örüntücülük (HADD)İnsan beyni, vahşi doğada hayatta kalabilmek için katı bir neden-sonuç ilişkisi kurmak üzere kodlanmıştır. Doğada bir çalı hışırdadığında, bu hışırtıyı rüzgara (rastgele bir doğa olayına) yoran atalarımız değil; arkasında kasıtlı bir yırtıcı veya tehdit (bir "fail") arayan atalarımız hayatta kalmıştır. Evrimsel psikolojide Hiperaktif Fail Algılama Mekanizması (HADD) olarak adlandırılan bu aşırı gelişmiş örüntü algısı, modern insanın her olayın arkasında bir amaç, neden ve nihayetinde "hayatın genelinde bir anlam" aramasına zemin hazırlamıştır.2. Yüksek Zekanın Yan Ürünü ve Varoluşsal Kaygı İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik olan yüksek bilişsel kapasite (zeka) ve soyut düşünme becerisi, evrimsel biyolojide "Spandrel" (Yan Ürün) adı verilen durumları doğurmuştur. Beyin geliştikçe kaçınılmaz olarak yöneldiği merak duygusu, "Nereden geldik, nereye gidiyoruz?" gibi ucu açık soruları üretmiştir. Ancak ucu açık ve kanıtlanamaz bu bilinmezlik, insanda derin bir varoluşsal kaygı ve depresif eğilimler yaratma potansiyeline sahiptir. Bilimin Dehşet Yönetimi Teorisi (Terror Management Theory) ile açıkladığı üzere; kendi ölümlülüğünün ve evrendeki önemsizliğinin farkında olan tek canlı insandır. Bu farkındalığın yaratacağı felç edici korkuyu aşmak ve hayatta kalma motivasyonunu korumak için beyin, koruyucu bir kalkan olarak "anlam üretme" mekanizmasına sığınır. Evrensel düzeyde nesnel ve kanıtlanabilir bir yaşam amacı bulmak rasyonel olarak mümkün olmasa da, insanın kendi yaşamına subjektif hedefler koyması biyolojik bir zorunluluktur. Anlam arayışı, bakterilerin ihtiyaç duymadığı ancak kendi zekasının ve varoluşsal kaygısının altında ezilmek istemeyen insanın geliştirdiği en kritik evrimsel savunma mekanizmasıdır. İnsan, doğası gereği dışarıda hazır bir anlam bulamaz; ancak akılcı bir süreçle kendi anlamını inşa ederek varoluşsal depresyonun önüne geçebilir.[1][1]