Zeka, genellikle bir bireyin veya organizmanın, bilgiyi anlama, işleme, analiz etme, sonuç çıkarma, problem çözme, öğrenme, hafıza kullanımı, mantıksal düşünme, yaratıcılık ve akıl yürütme gibi bilişsel yeteneklerin bir kombinasyonu olarak tanımlanır.
İnsan davranışının ve bilişinin çoğu yönü gibi zeka da hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık bir özelliktir.
Zeka, kısmen farklı şekillerde tanımlanıp ölçülebildiği için çalışılması zordur.
Araştırmacılar zekayı etkileyen genleri araştırmak için birçok çalışma yürüttüler. Bu çalışmaların çoğu, özellikle evlat edinilmiş çocuklara ve ikizlere bakarak, ailelerdeki IQ'daki benzerlikler ve farklılıklar üzerine odaklanmıştır. Diğer araştırmalar, genomun belirli alanlarının IQ ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için birçok insanın tüm genomundaki varyasyonları inceledi (genom çapında ilişkilendirme çalışmaları veya GWAS adı verilen bir yaklaşım). Çalışmalar, zeka farklılıkları üzerinde önemli rolleri olan herhangi bir geni kesin olarak tanımlamamıştır. Her biri bir kişinin zekasına yalnızca küçük bir katkı sağlayan çok sayıda genin dahil olması muhtemeldir. Hafıza ve sözel yetenek gibi zekaya katkıda bulunan diğer alanlar, ek genetik faktörleri içerir.
Zeka, çevreden de güçlü bir şekilde etkilenir. Bir çocuğun gelişimi sırasında zekaya katkıda bulunan faktörler arasında ev ortamı ve ebeveynlik, eğitim ve öğrenme kaynaklarının mevcudiyeti ve sağlık ve beslenme yer alır. Bir kişinin çevresi ve genleri birbirini etkiler ve çevrenin etkilerini genetiğin etkilerinden ayırmak zor olabilir. Örneğin, bir kişinin zeka düzeyi ebeveynlerininkine benzerse, bu benzerlik ebeveynden çocuğa geçen genetik faktörlerden mi, paylaşılan çevresel faktörlerden mi yoksa (büyük olasılıkla) her ikisinin bir kombinasyonundan mı? Zekanın belirlenmesinde hem çevresel hem de genetik faktörlerin rol oynadığı açıktır.[1]
Örnek araştırma
https://www.researchgate.net/publication/7062073_Genetics_of_intelligence
Doğa mı yoksa yetiştirilme mi? Yüzyıllar önce, John Locke ve diğerleri, kişiliğimizin temelde doğamız tarafından şekillendirildiğini savunmaya başladılar. İçinde büyüdüğümüz çevre tarafından. Charles Darwin gibi diğerleri ise büyük ölçüde genetik olarak programlandığımıza inanıyordu. Modern davranışsal genetikçiler ise bunun daha karmaşık olduğunu, çünkü ikisinin etkileşim içinde olduğunu düşünüyor. Örneğin, yirmili yaşlarının başındaki 100 beyaz Amerikalı erkekten oluşan bir grubu ele alalım. ortalama olarak 100 IQ, 178 cm veya yaklaşık 5,8 fit boy ve on kişinin heceleme problemleri var olduğunu varsayalım. Şimdi bu 3 özellikten hangisinin genler tarafından belirlendiğini sorabiliriz. Gebe kalmadan önce, genellikle doğa olarak adlandırılır; ve çevre tarafından - her şey anneleri hamile kaldıktan sonra gerçekleşmiştir ve genellikle yetiştirme olarak adlandırılır.
Özelliklerdeki farklılıkların ölçümü Bu iki gücü anlamak için şunları kabul etmemiz gerekir. Çevresel etkilerin genellikle rastgele olduğu ve genlerin karmaşık olduğunu kabul etmemiz gerekir - tek bir gen tek bir şeyi yapmaz. Bu nedenle, bir bireydeki hangi özelliğin genetik özelliklerinin sonucu olduğu hakkında çok az şey biliyoruz. Ve hangisinin çevreden kaynaklandığını bilmiyoruz. Doğanın ve yetiştirme tarzının belirli bir kişinin özellik farklılıkları üzerindeki etkisi hakkında sadece şunları biliyoruz. Bunu öğrenmek için de kalıtılabilirliği anlamamız gerekir. Kalıtılabilirlik, bir ile sıfır arasında değişen bir faktördür. Bir genetik etkiler anlamına gelir. Çevresel faktörler için 0 etkiye sahiptir. Kalıtılabilirlik, belirli bir popülasyondaki özellik farklılıkları üzerindeki genetik etkiyi tanımlar. Belirli bir bireyin bir özelliğinin ne derece genetik olduğunu ölçemez. Örneğin disleksi, 1'e yakın bir kalıtım derecesine sahiptir. Bu, genlerin biyolojiik olarak grubumuzun yazım hatalarındaki farklılığın daha fazlasını açıkladığı anlamına gelir.
Okul, aile ya da rastgele faktörlerden daha fazladır. Bu, yukarda olan özelliklerden heceleme sorunları olan belirli bir kişinin genetik olarak bunları aldığı anlamına gelmez. Bazıları küçükken çok fazla destek almamıştır. Genler ve çevre arasındaki etkileşimin ne kadar karmaşık olduğu şu durumlarda ortaya çıkmaktadır IQ ve boy gibi görünüşte basit olan bir şeye bakıyoruz. İlk olarak boy uzunluğunu inceleyelim. 100 beyaz Amerikalı erkek öğrenciden oluşan bir grup ortalama 178 santimetre boyundadır - bu kabaca, 10 inç. Boy için kalıtsallığı yaklaşık 0,8'dir. Eğer bu gruptaki bazı erkekler 183 cm ya da 1.80 boyundaysa, kalıtımsal özellik bize bu farkın ortalama %80'inin genetik varyantlardan kaynaklandığını ve farkın %20'si yaşam tarzından kaynaklandığını gösterir. Eğer aynı grup insan sistematik kuraklıkların yaşandığı bir bölgede yetişmişse ve asla yeterince beslenemediklerinden, ortalama 178 santimetre boy potansiyelleri ulaşılmaktan çok uzaktır. Boy uzunluğu için kalıtım derecesi artık 0,8'den 0,5'e düşebilir. Doğa ve yetiştirme artık biyolojik grup farklılıklarından eşit derecede sorumludur. Bu da kalıtımsallığın değiştiği anlamına gelmektedir. Eğer bir tarafta iyi beslenmiş bir nüfus, diğer tarafta ise yetersiz beslenmiş bir grup varsa Diğer bir deyişle, beslenmenin boy farklılıkları üzerindeki etkisi %20'den 50%ye. Başka bir deyişle, yetiştirme çok önemlidir, ta ki biz onun o kadar önemli olmadığı bir noktaya ulaşana kadar. IQ'nun Kalıtılabilirliği yani zeka? IQ'nun kalıtılabilirliği yirmili yaşlardaki insanlar için 0,6 civarındadır ve daha sonra Yaş. Grubumuzdaki ortalama IQ 100 civarında olacaktır. Ancak bazılarının IQ'su 110'dur. Dolayısıyla genler farkın %60'ından sorumludur ve rastgele faktörler ve yaklaşık %40'ı için çevre. Başka bir deyişle, 110 IQ'ya sahip olanlar için, ilave 10 puanın 6'sı ortalama olarak olabilir, doğaya ve 4 puan da yetiştirilme tarzına atfedilebilir. Şimdi, yetiştirme büyük bir rol oynasa bile, bu öğretmenlerin veya ebeveynlerin herhangi bir etkisi olduğu anlamına gelmez. Beslenme yoluyla nasıl artıracağımızı bildiğimiz boy uzunluğunun aksine, IQ söz konusu olduğunda nasıl geliştirileceği hakkında pek bir şey bilmiyorum. Rastgele faktörler büyük bir rol oynuyor gibi görünüyor. Çevrenin ne kadar rastgele olduğu, iki çocuğun doğuşuna baktığımızda açıkça ortaya çıkıyor aynı aile. Her ikisi de aynı ortak ortamda yetiştirilir, ancak ilk doğanlar ortalama olarak küçük kardeşlerinden daha zekidir. Ve eğer iki kardeşten biri evlat edinilmişse, ikisi arasında IQ açısından bir miktar korelasyon olacaktır. Ancak yetişkin olduklarında zeka bakımından birbirlerine benzemeleri tamamen yabancılar. Görünüşe göre ebeveynlerin çocuğun IQ'su üzerinde çok sınırlı bir etkisi var.[1]
[1][1]Zekânın, sadece genetik olduğunu söylemek konuya eksik bir bakış açısı getirmek olacaktır. Çünkü zekâ hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık bir yapıdır. Bilim adamlar zekâyı etkileyen genler üzerinde birçok araştırma yapmışlardır. Sonuçlar genetiğin zekâ düzeyi üzerinde etkiliği olduğunu göstermekle birlikte, çevresel faktörlerinde zekâyı geliştirdiğini de gösteriyor. Zekânın genetik kaynağını göz ardı etmek mümkün değildir. Ama yüksek zekânın bir diğer nesile nasıl ve ne zaman geçtiğini de açıklamak her zaman mümkün olmamaktadır.
Zekâ nedir?
Zekânın tanımın belirli bir çerçevesi bulunmuyor. Sözlük anlamında zekâ için, insanın düşünmesinden akıl yürütmeye, nesnel gerçekleri algılamadan kavramaya ve yargılamadan sonuç çıkarmaya kadar olan tüm yetenekleri, şeklinde bir açıklama getirilmektedir. Yani zekâ, içgüdüsel ve otomatik davranışlar yerine düşünerek akıl yürütme ve anlama yeteneğidir şeklinde açıklanabilir.Birçok zekâ tanımı içerisinde, deneyimlerden öğrenme ve değişen ortamlara uyum sağlama yeteneği bilgileri bulunur. Zekâ unsurları arasında akıl yürütme, planlama, soyut düşünme, problem çözme ve karmaşık durumları anlama becerileri vardır.
Çevre ve Beyin İlişkisi
Çevrenin beyin gelişimi üzerine yapılan araştırmalar farklılık gösteriyor. Yani bir araştırmaya göre zekânın genetik etkisi % 75 iken çevrenin etkisi ise % 25 olarak açıklanırken başka bir araştırma da bunun yaşa göre değiştiğini vurguluyor. Yani küçük yaşlarda genetik etki % 20’lerde gençlerde % 40 olurken orta yaşlarda ise % 60 olarak değişiyor.Ancak çevre zekâ üzerinde etkin bir faktördür. Doğru eğitim, beslenme ve iyi bir ortamda yetişme çocukların IQ seviyelerini 10 puan civarında arttırdığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aslında çevrenin, zekâ üzerinde görülmeyen ve bilinmeyen büyük bir etkisi olduğu söylenebilir.
zeka belli bir oranda genetik ve belli bir oranda çevreseldir. bu oranlar kişiden kişiye değişebileceğinden dolayı kesin bir oran vermek çok zordur. örneğin tek yumurta ikizlerinde yapılan bir deneyde ikizler farklı çevrelerde büyütüldüğünde zeka gelişimlerinin farklı olduğu görülmüştür. ancak zeka genlerinin genellikle anneden geldiği söylenir.
Zeka nedir? Sorusunun herkes tarafından kabul gören, belirlenmiş kesin bir cevabı yoktur.
Belirgin bir tanım olmamasının yanı sıra yapılan tanımlamalarda da mutlaka eksik bir yan
görülmektedir. Zekanın ne olduğuna ilişkin tartışmalar yıllarca yapılmış ve hala da yapılmaktadır.
1976’da Robinson ve Robinson zekayla ilgili birçok kuramı analiz etmişler ve bu kuramlarda yer
alan bilgilere dayanarak zekanın en fazla kullanılan üç özelliğini saptamışlardır (Patton, Panna,
Beirne-Smith, 1986; akt, Gürel ve Tat, 2010).
1. Öğrenme kapasitesi: Kişinin verilen eğitimden yararlanabilme kapasitesi.
2. Öğrenilmiş bilginin toplamı: Kişinin kendi yetenekleri içinde öğrendiği tüm kavram ve
bilgiler.
3. Çevrenin istemlerine uyabilme: Kişinin kendisini çevresine ve çevresinde görülen
değişikliklere başarılı bir şekilde uyum gösterebilmesi becerisi.
Görüldüğü gibi bu özellikler oldukça genel özellikler olup zekanın ne olduğuna ilişkin
açıklamayı yapamamaktadır. Buna karşın bireyler arasındaki farkların önemli olduğu İsa’dan önceki
dönemlerden bu yana bilinmekte ve bu amaçla bireysel eleme sınavları yapılmaktaydı (Öner, 1997,
sf. 26).
Zeka insanın öğrenme sürecinde, anlama, kavrama, parçaları veya bilgileri ilişkilendirme,
bütünleştirme, değerlendirme ve yorumlamalar yapma aşamalarında yönlendirici plan, bilişsel ve
duyuşsal özellikleriyle yakından ilişkili olan davranışların bir özelliğidir (Güney, 2000, s.225;
akt.Gürel ve Tat, 2010).
Zeka yaşam için gerekli olan, uyumda kolaylık sağlayan bir yönelebilme ve sorunlara çözüm
bulabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla zeka tüm canlı organizmaların bir işlevi olarak
kabul edilebilir. Zeka yeni karşılaşılan, alışılmamış durumlara uyum sağlama yeteneği olup, somut,
soyut veya sözel biçimde sunulan problemleri çözebilme yeteneğidir (Koptagel-İlal, 1984, s.213; akt.
Gürel ve Tat,2010).
Piaget’e göre zeka çevreye uyum yapabilme yeteneğidir. Burada uyum yapabilmeyi başa
çıkabilme olarak ta ele almak mümkündür. Çünkü, insan çevresine uyum yaparken aynı zamanda
onunla başa çıkmaktadır. Yine Piaget’e göre; zeka, bütün canlılarda varolan iki biyolojik niteliğe
dayanır. Biri temeldeki yapı, diğeri ise, uyum yeteneğidir. Yapı, çevreye uyabilmeyi sağlayan
davranış ve düşünce kalıpları, uyum da çevreyle etkileşim anlamındadır. Zeka, psikologların
üzerinde uzlaşmakta zorluk çektikleri konulardan biridir.[1]