Sevgi, ilgi, korunma gibi pozitif yaşantıların eksikliği depresyona girmeye neden olabilir. Bunun nedeni beynimizin belli seviyelerde pozitif bilgi girişine ihtiyaç duyması ve bazı kimyasalları salgılayarak stres seviyesini azaltmasıdır.[1][1]
Depresyonun etiyolojisi henüz tam olarak anlaşılamamıştır.[1] Genler depresyon gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.[2] Aile ve ikiz çalışmaları, majör depresif bozukluk riskindeki bireysel farklılıkların yaklaşık %40'ının genetik faktörlerle açıklanabileceğini ortaya koymaktadır.[3]2019 yılında yapılan bir çalışmada, genomda depresyonla bağlantılı 102 varyant bulundu.[4]
Depresyonun patofizyolojisi de tam olarak anlaşılamamıştır, ancak mevcut teoriler monoaminerjik sistemler, sirkadiyen ritim, immünolojik işlev bozukluğu, HPA ekseni işlev bozukluğu ve duygusal devrelerin yapısal veya işlevsel anormallikleri etrafında yoğunlaşmaktadır. Monoaminerjik ilaçların depresyon tedavisindeki etkinliğinden türetilen monoamin teorisi, monoamin nörotransmitterlerinin yetersiz aktivitesinin depresyonun birincil nedeni olduğunu öne sürmektedir. Monoamin teorisi için kanıtlar birden fazla alandan gelmektedir. İlk olarak, serotoninin gerekli bir öncüsü ve bir monoamin olan triptofanın akut tükenmesi, remisyonda olanlarda veya depresyonda olan kişilerin akrabalarında depresyona neden olabilir, bu da azalmış serotonerjik nörotransmisyonun depresyonda önemli olduğunu düşündürmektedir.[5]İkinci olarak, depresyon riski ile serotonin reseptörlerini kodlayan 5-HTTLPR genindeki polimorfizmler arasındaki korelasyon bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Üçüncü olarak, lokus coeruleus boyutunun azalması, tirozin hidroksilaz aktivitesinin azalması, alfa-2 adrenerjik reseptör yoğunluğunun artması ve sıçan modellerinden elde edilen kanıtlar depresyonda adrenerjik nörotransmisyonun azaldığını göstermektedir.[6]
Hangi psikolojik mekanizmaların depresyona yol açabileceğiyle ilgili genel bir bilgi vereceğim.[2]
Öğrenilmiş Çaresizlik
Öğrenilmiş çaresizlik, Martin Seligman'ın deneylerine dayanır. Basitçe açıklamak gerekirse köpeklere elektrik şoku verilir ve şoktan kurtulmanın yolu diğer güvenli tarafa atlamaktır. Koşum bağlanmayarak hareketi kısıtlanmamış olan köpek grubu koşullanma sayesinde her elektrik şoku verildiğinde daha hızlı bir biçimde karşı tarafa atlamıştır fakat koşum bağlanarak hareketi kısıtlanmış olan köpek grubu ilk başlarda şok verildikten sonra ajıtasyon göstermiş, elektrik şoku sıklığı arttığında ise durumdan kurtulamayacaklarını anlamış ve hiçbir hareket tepkisi gözlenmemiştir yani bu köpek grubu çaresizliği öğrenmiştir. Bu köpek grubu koşumlar kaldırıldıktan hatta karşı tarafa gitmeleri için ödül verildikten, itelendikten veya tasmayla çekildikten sonra bile şoka razı olurcasına yerde kalmaya eğilimli olmuşlardır. İnsanlarda yapılan öğrenilmiş çaresizlik deneyleri tıpkı köpeklerinkine benzer sonuçlanmıştır. Eğer insanlar yaptıkları davranışın, sonucu değiştirmediğini öğrenirlerse kaçınmaya devam etmek yerine durumu kabullenirler. Depresif insanlar yaşamdaki olaylara aşırı kayıtsızdır kaçmaya veya bir şeyleri değiştirmek yerine onları kabul etmeye meyillidirler depresyon öğrenilmiş çaresizliğin bir versiyonu olarak görülebilir fakat teorinin eksiklikleri vardır örneğin çaresizliğe mahkum edilmiş insanlar bu çaresizliğin nedenini çevreye mi yoksa kendilerine mi yüklediğine göre genelleme ve depresyon düzeylerinde farklılık görülmüştür.[1]
Beck Depresyon Kuramı
Beck depresyonu: şema, bilişsel üçlü ve bilişsel çarpıtmalar bağlamında ele alır. İnsanlar doğduklarından andan itibaren şemalar geliştirir. Şema davranışsal veya bilişsel tepkiyi belirleyen organizasyonel yapılardır. Örneğin ailesinden kötülük gören çocuk herkesin böyle olduğuna dair bir şema geliştirir fakat arkadaşlarının ona kötülük göstermediğini öğrenirse şeması; ailem kötü arkadaşlarım iyi şeklinde gelişir ve yeni olaylar yaşandıkça bu şemalar değişebilir. Beck depresyonun nedenlerinden birinin küçüklükten itibaren gelişen sevgisizlik, değersizlik, yetersizlik gibi şemalar olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca depresif insanlar genellikle kendisi, geleceği ve dünyası hakkında olumsuz fikirlere sahiptir. kendisini yetersiz, dünyayı kötülük dünyası, geleceği ise karamsar görebilir. Depresyonda olan insanlar başlarına gelen olayları çarpıtabilirler örneğin ailesi ve arkadaşları ona sevgi dolu yaklaşırken hasta onların yaklaşımlarını görmezden gelerek onu eleştiren birisinin eleştirisini, değersiz biri olduğuna dair delil olarak görebilir.[2]