Abi bak şimdi, olay temelde çok basit gibi dursa da dönüyor o kutunun içinde aslında deli gibi bir sinyal işleme muhabbeti.
Duvardan, fiberden veya o klasik bakır telefon hattından gelen kablo var ya, o aslında internet servis sağlayıcısından gelen veriyi elektriksel sinyallere dönüştürülmüş haliyle getiriyor senin evine kadar. Biz evdeki o ışıklı kutuya toptan "modem" deyip geçiyoruz ama günümüzdeki cihazlar aslında Modem, Router ve Access Point üçlüsünün tek bir karta, o lehim yaparken dumanını içimize çektiğimiz devre kartına basılmış hali.
Kablodan gelen o sinyal giriyor ilk önce cihazın işlemcisine. Buraya kadar her şey kablolu. Asıl büyü, yani o sinyalin kablosuz ağa dönüştüğü yer, başlıyor kartın üzerindeki radyo frekansı devresinde. Kablodan gelen o dijital veriler, modemin içindeki osilatör dediğimiz devre elemanları sayesinde bindiriliyor belirli bir frekansta elektromanyetik dalgalara, genelde 2.4 GHz veya 5 GHz sularında geziyor bu frekanslar. Biz donanımcılar bu işleme modülasyon diyoruz.
Sonra basılıyor bu sinyal güçlendiriciler üzerinden o plastik kasanın içindeki antenlere. Anten de tıpkı bir radyo istasyonu gibi yayıyor bu elektrik sinyalini havaya elektromanyetik dalga olarak. Senin telefondaki minicik anten de yakalıyor havadaki bu dalgayı, tersine işlemle tekrar çeviriyor elektrik sinyaline, oradan da ekranda kaydırdığın videolara.
Yani özetle abi, kablodaki elektrik sinyali dönüşüyor havada uçuşan dalgalara, cihazın içindeki o minyatür radyo vericisi sayesinde. Tabii o devreyi tasarlarken elektromanyetik parazitlerle, anten empedanslarıyla uğraşmak, o prototip masasındaki lehim yanıkları ve kablo karmaşası falan tam bir ömür törpüsüdür ama veriyi kablosuz aktarabildiğini görünce de bütün o çileye değiyor.
Kaynaklar
-
Tracy V. Wilson, Marshall Brain. How Wi-Fi Works. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
IEEE Standards Association. Ieee 802.11 Wireless Lans. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı