Neden bu soru hep bu şekilde sorulur hiç anlamam. Belki de doğru soru bu değil. "Kendi hayatına son verme yetisi olan bir yaratık, neden ölümü seçmez veya seçemez?" belki de doğru soru budur.
İnsan ölümü göze alamadığı için yaşar.
Kim ne cevap verir bilmem ölümü seçmeme nedeni olarak tabii ama benim için kesinlikle hedef, hayal filan bunun cevabı olamaz.
Yani insan bir bakıma benim gözümde; ölümü göze almadığı (alamadığı ya da almaya programlanmadığı) için yaşar. Tatlı tatlı bahanelerle de süslendirir bu gerçeği çekilmez hala gelmesin diye ;)
Öncelikle her insan yaşamaz. Bi yaşayanlar var birde yaşamaya çalışanlar. İnsan öncelikle yaşamak için yaşar. Bu kısımda ince düşünceli olanlarınız bir gülümsedi ve ekonomiyi, parayı, sosyo politik hayat şartlarını gözünün önüne ergenokon davasının dosyaları gibi vurdu.
Şunu demek istiyorum. insan kaliteli bir hayat yaşayabilmek için önce sürünerek yaşar. İlkine yaşamak denmez.
Yaşamak için yaşamak
1) Ekonomik özgürlüğün yok
2)Özgürce ibadet edemiyorsun
3)Temel İhtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılayamıyorsun.
YAŞAMAK
1) Temel ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde elde ediyorsun
2)Özgürsün
3)Ekonomin gayet iyi
İki durum iki farklı hayat ve alt alta yazabileceğim onca değişken ama değişmeyen hiç bir şey yoktur. ruhunuza işleyen bakış açınız bile bu paradigmalarla şekillenirken duygusal bir cevap verebilmek pekte mümkün değil.
en güçlü duygu aşktır. bu saydıklarım yoksa aşk ve sevgi içinde yaşayamazsınız. evet bir noktaya kadar devam edersiniz ancak işler sarpa sarınca yaşamış değil yaşamaya çılışmış olursunuz.
Insan ne icin yasar; aslinda temelde pirensip hayatta kalmak ve uremek icin. Var olmak icin. Varligini surdurebilmek icin. Kesinlikle bu dolaylı yoldan annesi babasi ve cocuklari icin. Burda tabiki bu aile kurumunu elestirenler olacak. Imanual Kant, A. Schopenhauer kesa icinde olarak Tolstoy,Freud.
Biyolojik olarak hayatta kalmak ve üremek için bunlar içgüdüsel olan ve bizi hayatta tutan sebepler neden üremek istediğimizi yada neden kendimizi öldürmediğimizi, kendimizi ölümün eşiğine kadar getirmiş olsak bile içerden gelen bir içgüdü ile bunu yapamadığımızı(yapanlara sonsuz saygı) sorgulamaya gerek yok bence. Tamam içgüdüyü bir kenara bırakalım. Psikolojik taraftan bakalım.
İnsanlar yaşarken kendilerine bir anlam ararlar kendilerine göre bir hayalleri(x futbol takımında futbolcu olacağım), idealleri(özgürlükçü bir hayatı halkıma sunacağım), hedefleri(yılda 10 milyon dolar kazanacağım:)) vs. olur ve bunun için yaşarlar, bence bunlar hayatta kendini oyalama biçimidir ve benim hiç bir zaman içine giremediğim aynı zamanda içinden çıkamadığım manalardır.
Bence insan ne için yaşar değil ama neye ihtiyacı vardır sorusu daha doğru bir soru olabilir.
Sanırım insanın temelde 3 şeye ihtiyacı vardır. Ama bu 3 şeyden önce primat in en alt kısmını halletmek gerekir tabii ki.
1.Sevgi Sevmek ve sevilmek insanın temel ihtiyaçlarından en önemlisidir. Size sevildiğinizi hissettirecek duyguların başında da beğenilmek gelir bence ve hepsi birbirine bağlı olarak başarılı olmak, saygı görmek vs. diye gider. Sevilmediğini hissettiğin bir yerde saygı görmenin de dünyalar kadar paranın olmasının da bir anlamı yoktur bence. Sevgi ayrıca çok da tehlikeli bir kavramdır bence lakin olması gerektiğinden fazla olduğunda savaş bile çıkartabilmektedir.
2.Mutluluk Herkese göre değişen bir kavramdır aslında mutluluk kimileri zengin olmak ile mutluluğun geleceğini düşünür kimisi önemsemez mutluluğu ama ben mutluluğu da sevgi gibi alt dallarına ayırıyorum. Huzur, başarılı olma vs. diye bir dünya alt kavram sıralanıyor listemde bu alt başlıkların hepsi temelde mutluluğa erişmek için ihtiyacımız olduğunu hissettiğimiz duygulardır.
3.Sosyal olmak, İletişim, Etkileşim, Bağlantılı olmak Başlık yeterince açıklayıcı oldu bence çok da açmaya gerek yok ama kişi kimse ile iletişim kuramadığı bir evrende sevildiğini de mutlu olduğunu da hissedememekle birlikte sadece bir kadın/erkek ile de bir ömür geçirmek sağlıklı ve doğru değildir bence.
Alt başlıklar o kadar çok uzuyor ki yaşarken deneyimleyip de bu alt başlıklara sığdıramadığım yada yeni bir alt başlık bulmak zorunda olduğumu hissettiğim hiç bir şey olmadı.
Birde kaçındığımız duygular var tabi ki üzüntü, öfke, korku, güvensizlik gibi.
Ne hikmetse bakın ki bu yukarıda yazdığım ve yazmadığım bir çok kavramın gerek tamamını gerekse bir kısmını bize getirecek olan şey kapitalist sistemin medarı iftiharı paradır ve hepimiz bunun için mücadele verdiğimizi zannetmekteyiz. Hedef varılacak yer değil, hedef yoldur. Saçmaladığımı düşünen yada bir şeyler eklemek isteyen bu konu hakkında konuşmak isteyen var ise lütfen bana düşüncelerini söylesin lakin yanlış bir bakış açısında da olabilirim. Yaşadığım müddetçe her şeyin başı sağlık diyelim..
Her bireyin yaşamında anlam ve amaç farklıdır. Bu nedenle herkesin kendi yaşam yolculuğunda bu dengeyi kurması gerekir. Genel olarak tarihsel ve sosyal hayattaki bütün eylemlerimizin haz, zevk, keyif ve onların toplamından oluşan tatmin ve uzun vadeli mutluluk için yapıldığını görüyoruz. Hayatın gerçekleri arasında acı, keder, üzüntü, ölüm de olmasına rağmen insanoğlu çabuk unutuyor. Bir müddet sonra tekrar haz ve mutluluk aramaya devam ediyor. Ruhsal bozuklukları olan bireyler hariç, kimse mutsuzluğu, acıyı ve üzüntüyü istemiyor. İlginç olan ise Tiran ve diktatörler bile kendilerinin zevk, tatmin ve mutluluğu için diğer insanlara acı çektiriyor.
İnsan yaşamında iyilik ile kötülük arasında yapılacak bir seçim ahlakın temel taşını oluşturuyor. Hayatın temel sorunu ise, irade ve zayıflık ile erdem ve kötülük arasındaki seçimlerdir. İnsanlık tarihi zayıflık ve kötülük ikilisinden çok çekmiştir. Ancak insana dair her türlü ahlaki seçenek de, kendi içinde çelişki barındırmaktadır.
Bir şey düşünürüz ve düşündüğümüz şeye verdiğimiz anlam her neyse, beynimizde bir duygu oluşturur. Ve sonrasında irademizi kullanırsak, duygu yapacağımız eylemi oluşturur. Bu yüzden herkes kendi hayatını şöyle bir düşünsün.
Geçmiş ve şimdi ki zaman içerisinde verdiğimiz, kaderimizi şekillendiren, bizi mutlu ya da mutsuz eden kararları düşünelim. Ve kendi yaşamımızı anlamlı kılacak yaşama sebebimizi tespit edip, bizi dünden daha iyi, daha mutlu kılacak eyleme geçelim.
İşte şimdi belki de, bu okuduğumuz yazıyla böyle bir kararın kaderimizi şekillendireceği andayız.
Bu fırsatı değerlendirelim, kendimizle yüzleşelim, irademizle, bilgi birikimimizle, inandığımız veya inanmadığımız değerlerle birlikte kendimizi özgürleştirelim. Bence; hayatımızı dünden daha iyi kılmanın yolu, yaşama amacımızı bularak, başkalarının dayattığı değil, kendi ürettiğimiz yaşam pratikleriyle, kendimize ve diğer insanlara faydalı olacak şekilde uygulamaya geçmemizdir. Bu bize hayatımız da hazların, keyiflerin ve zevklerin tepe noktası olan mutluluk ve kalıcı tatmin duygusunu verecektir.
Hayatın anlamını, yeryüzünde yaşayan tüm insanlar birbirinden farklı algılıyor. Hayatın anlamını ortaya koyan, değer katan, tüm tanımlarını üreten biz insanlarız, hayvan ve bitkilerin öyle bir derdi yok, bizim bugün ve yarınımızı, dünden farklı ve yararlı kılmak için yaptığımız ne varsa, hayatın anlamı da O'dur. Başkalarının sunduğu hayatı yaşamak yerine, kendi ürettiğimiz hayatı yaşayabiliyorsak mutluluğun zirvesindeyiz demektir.
Şunu herkes bilmelidir ki, bizler zekâ sahibi varlıklar olduğumuz için, hayatı, zamanı, düzeni, evreni sorguluyor ve yorumluyoruz. Oysa evrenin, hayatın ve zamanın öyle bir derdi ve kaygısı yok. Hatta insanoğlundan ve dünyadan haberi bile yok… İnsanoğlunun sadece çok küçük bir bölümü, yaşadığı kültür ve zaman dilimin de, bilgi, beceri, birikim ve dünya görüşüne göre kendi hayatının anlamını sorguluyor. Bazıları buluyor, bazıları daha derinlere inerek arıyor, bazısı Ferrari sini satıyor, bu arada ömür denen şey de bitiyor. İnsan ömrü dediğimiz şey, evrenin büyüklüğü karşısında sıfıra eşit değil midir?
Peki, sence hayatın anlamı ve amacı nedir? Diye sorarsanız. Bana kalırsa “ Dün yaşadığın anıları unutma biriktir. Bu günü dilediğin gibi yaşa, mutlu ol, mutlu et. Yarını ümit et, iyilik için yaşa.” diyeceğim ama “ yuh be üç bin yıllık açmazı, üç cümleye mi sıkıştırdın ” diye kızacaksınız, haklısınız.
Ama şurası kesin, hayat için dünya üstünde bu güne kadar yapılan tüm ibadetler, ayinler, eylem ve hareketler, yapana haz, keyif ve zevk, nihayetin de tatmin, mutluluk versin diye yapılıyor. (Ruhsal ve akıl bozuklukları olanlar hariç)
Bence her insanın bilgi birikimi, kültürü, inancı, dünya görüşü ve yaşam şekli farklı olduğu için herkes kendi anlamını kendisi yüklemeli belleğine… O yönde yaşamalıyız ve eylemlerimizi ona göre düzenlemeliyiz. İyilik içeren ve doğru irade taşıyan bir kararın, hayatımızı mutlu ve huzurlu kılacak eylem olduğunu, hayatın anlamının bir parçası olduğunu bilelim.
Şunu da unutmayalım, yaşamımız da yapmış olduğumuz bütün ibadetler, eylemler, bilimsel çalışmalar, siyasal ve ekonomik başarıların tek bir amacı var, mutsuz olup acı ve ıstırap çekmek değil, tüm benliğimizle haz ve keyif alıp devamlı mutlu olmak…