Dediğiniz doğru dediğiniz olay şuanda da insanların modernleşmesi ile zaten olan birşey. Örneğin biz şehirlerde yaşadığımızdan doğal seçilimden mahrum kalıyoruz. Normal insana kıyasla daha kötü özelliklere sahip örneğin daha düşük zekalı veya daha az kaslı kişiler de bu seçilim sürecinden mahrum kaldıkları için toplumda üremeye devam ediyorlar. (Bunun hakkında insanlığın sonunun evrimden mahrum kalma ile geleceğine dair bi teori vardı ama emin değilim yapay zekadan yardım alabilirsiniz).[1] Bunun sonucunda bir noktada insanlık bu şekilde aşırı körelebilir yada sizin örneğinizdeki gibi kanser aşırı yaygınlaşabilir. Doğal seçilim ise evet yani en azından benim bildiğim kadarıyla ölüm ve üreme olmadan işlemez çünkü doğal seçilimin oluşabilmesi için farklı bir nesil oluşmalıdır. Ne kadar isabetli cevap verebildim bilemiyorum umarım anlaşılır olmuştur.
Hepsi İçinde…
Doğal seçilim, yapay seçilim, biyolojik(doğal) evrim, kültürel evrim vb. hepsi doğanın hem bir parçası hem etkileneni hem de etkileyeni ve çıktısı olarak doğanın ta kendisidir. Ve bence ayrı ayrı şeyler değildir.
Seçilim seçilimdir. Bunu doğanın kendi (bizden bağımsız) argümanları ile yapması ile buna bizlerin doğrudan müdahalesi farklı şeyler değildir. Çünkü bizler bu doğaya içkin varlıklarız. Ha bir virüs, ha bir meteor ya da tersinden aşı hiç fark etmez.
Bir kartal bir kaplumbağayı yüksekten kayalık bir alana bırakınca yahut bir maymun taş kullanarak cevizi kırınca doğal oluyor da biz büyü mü yapıyoruz. Yine doğada olanı araçsallaştırıp lehimize kullanmış olmuyor muyuz?
Bunun neresi doğal değil. Bunu daha organize ve daha (görece) hassas kılan zekâmız maddi temelli doğal bir çıktı değil mi ki, bu zekanın kullanımını doğaya bir müdahale olarak görelim ve bundan kaynaklı evrimi kültürel, seçilimi de yapay olarak farklı şekilde adlandıralım.
Çiftçi karıncaların mantar yetiştiriciliği ile bizim hormon takviyeli domates yetiştiren çiftçiler arasındaki fark ne ki biri doğal diğeri yapay olsun. Her ikisi de hayatta kalma ve neslin devamı direktifleri ile doğaya müdahale etmiş ve kendi lehlerine kullanma derdine düşmüş olmuyor mu?
Ya da daha da ileriye gidersek; gün gelip ürettiğimiz yapay zekanın kendi gelişiminin inisiyatifini ele alıp çoğalmaya başlaması ve bir süre sonra hükümran olması evrimin neresi ile çelişir.
Olay ve olguları biz (insan) merkezli ele alışımız değil mi ki bizi bir süre sonra doğanın da üstünde ve onu aşkın (tanrısal) bir varlık kibri ile tüketen. Aynı kibrin ortak atalarımız olan maymunlarda da olduğunu bir düşünsenize…
Oysa onların şimdiki kuzenlerinin bizlerle böylesi sen ben sorunu yok, değil mi. Yarın yapay zekanın üstün bir makine olarak bizimle yahut o günkü bizlerin onunla niye sen ben sorunu olsun ki.
Böylesi bir durumun neresi evrimle tezat. Tek fark bizlerin biyo-kimyasal, makinelerin ise fiziksel temelli olması mı? O zaman esas olana geleceğiz, yani evrensel hiyerarşiye: Fizik-Kimya-Biyoloji…
Her biyolojik varlık esasında kimyasal ve fiziksel bir varlıktır. Her kimyasal varlık özünde fiziksel bir varlıktır…Öyle değil mi?
Doğa sürekli devinim ve dönüşüm halindedir ve der ki: “Ben evrensel yasalara tabiyim ve içkin olduğum evrenin içinde olan her şey beni etkiler ve etkinin şiddeti oranında da değiştirir, yani değişirim. Dolayısı ile de bana içkin olan her şey de bundan etkilenir ve değişir. Ola ki benim değişim hızım ile kendi değişim (bana uyum) hızını ortaklaştıramayanlar da özüne yani elenerek ilksel madde formuna döner. “
Ve ekler: “İşte burada benim (doğanın) devinimim ile kendi deviniminin ritmini, kalp atışını, adım atışını veya adına ne dersek diyelim, uyumlu hale getirenler yoluna devam eder ki evrim budur. Bunu yapabilene de üstüne bonus olarak ben, yine benimle uyumlu yol alabilecek tohumlar ekme (üreme) şansı tanırım. Buna da doğal seçilim denir.”
Ve ekler:” Bana içkin varlıkların bunu nasıl başaracağının benim nazarımda bir hükmü yok, beni şaşırtmaz da. Çünkü yapabilecekleri her şey yine bana ve benim de tabi olduğum evrene ve onun yasalarına içkindir.”
Soruya gelirsek: Ölüm, doğal seçilim maratonunda yarıştan çekilmektir. Doğal seçilimi işleten değil sonuçlandıran bir olgudur. Bu nedenle de ne zaman gerçekleşeceği esastır. Çünkü her canlı ölür. Şayet ölümü, zaman ve mekândan bağımsız ele alıp doğal seçilimin temel argümanı haline getirir isek ve her canlı eninde sonunda öldüğüne göre ne evrim kalır ne de seçilim.
Ancak elbette daha çok, daha erken ölümlere vesile olan kanser gibi bir hastalık, zamanla kanser hastalarının gen havuzundaki oranını düşürebilir ve bir müddet sonra kanser ortadan kalkabilir diyebiliriz. Ancak doğa durağan değil. Öyle olsa idi bugün kanser vakaları tam tersi artmaz idi. Bizim hesaplarımız varsa doğanın da bizden azade hesapları var her zaman.
Bir diğer husus kanserin tedavisine yönelik olandır. Bir hastalığın tedavisinin bulunması o hastalığı hem artık bir hastalık hem de eleyici bir unsur olmaktan çıkaracağı için insanların sonsuza kadar gen aktarımı yoluyla kanser olması beklenmez. Çünkü tedavide elenen kanseri yapan genin kendisidir. (Doğanın sürekli güncellenen yeni hesapları saklı olmak üzere…)
Çünkü doğal seçilim, çevre koşullarına uyum sağlama konusunda avantajlı genetik özelliklere sahip bireylerin, bu özellikleri taşımayanlara kıyasla hayatta kalma ve üreme şansının daha yüksek olması sürecidir. Ve bu mekanizma, avantajlı özelliklerin yeni nesillere aktarılmasını sağlayarak türlerin gen ve özellik dağılımlarının değişmesine yol açar. Buna da evrim diyoruz.
Neyin, nerede, ne zaman ve kim-ne için avantajlı olup olmayacağını ne kadar süreceğini yine aynı devinim yasaları belirler. Her şey “olağan” iken milyonlarca yıl iri cüsse dinozorları egemen kıldı ta ki bir meteor noktayı koyana kadar. İşte o an o yaşamsal iri cüsse bir ölüm makinesine döndü, minikler içinse tam tersi…
Yarın, ileride kanserin kendisinin de basit birkaç müdahale ile inatçı, direngen ve sürekli çoğalma arzusu üzerinden uzun ömrün ve vesilesi ile devasa bir avantajın (doğal seçilimin) aracı olmayacağını kim garanti edebilir veya çok daha hızlı sirayet eden ve ölümcül bir başka soruna karşı lehte bir bariyer olup olmayacağını…Sevgiyle…