Devreden En Ağır Miras!
Mesela coğrafyamıza bakalım, özellikle Ortadoğu’ya ve hatta bu coğrafyadaki en dar toplumsal yapı olan aileye; bizden öncekilerden devraldığımız ve hiç bozmadan devredebildiğimiz yegane şey ne yazık ki düşmanlık…
Çünkü muazzam bir coğrafya ve bereketli. Çünkü üzerinde nicedir nice göz var ve bu coğrafyaya egemen olabilmenin tek koşulunun bu coğrafya sakinlerini düşmanlaştırmaktan geçtiğini biliyor.
Çünkü "kendi içinde parçalanmayan hiçbir uygarlığı hiçbir güç fethedemez", bu nice göz bunu çok iyi biliyor.
Nasıl ayrıştıracak ve kendi içinde parçalayacaklar: Akılla olmaz, zeka ile hiç olmaz, çalışkanlık, ahlak , erdem gerisin geri teper ve kralın çıplaklığını alenileştirir, dağınık olanı yekleştirir, yumruk gibi yapar.
Oysa ırk, millet, aşiret, aile ayrıştırması hem bir güvenlik kaygısı yaratır hem de biz ve onlar ayrışması. Hele ki bir de bunlara akla ziyan üstünlük alameti içerikli payeler yüklendimiydi gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Bu coğrafyada doğan Hz. İsa bir Yahudiydi, onu çarmıha geren de… Hz. Muhammed’e ilk saldıran birinci derece akrabalarıydı. Sonrasında da ebedi bir fitneyi tüm coğrafyaya eken. Filistinliler ile İsraillilerin öz amca çocukları olduğunu biliyor muydunuz? Ortak dede Hz. İbrahim ve iki kardeş Hz. İsmail ( Filistinliler) ve Hz. İshak’ın ( İsrailliler) çocukları. Ne kadar acı verici değil mi? Hem de istisnasız her coğrafyada ve kardeşliğimizin bozulduğu o ilkel komünal (ortaklaşmacı) dönemin sona erdirilip yerine özel mülkiyetin ikame edildiği ilk kendi özümüzü inkar edişimizden, köleci toplumdan bu yana.
Neden en çok bizim coğrafya? Çünkü bu aç gözlü ve özünü yitirmiş iştahı kabartan en bereketli yer…Hem de tarihin her aşamasında ve hala da öyle…
İşte değil evrenimiz ve galaksimiz, yıldız sistemimiz, hatta dünyamız, kıtamız, ülkemiz ve ilimiz; topu topu 50 hanelik ve dünyadan yalıtık bir köyümüzdeki akıl ve mantık ile izahı yapılamayan ve hala sürmekte olan kan davalarının arkasındaki korkunç hakikat budur. Cehalet içre hakikat…
Gerisi teferruat… Sevgiyle…