aslında o esnada elinde hiç telefon yoktu, beynin uyanma evresinde sana minik bir oyun oynadı. buna hipnopompik halüsinasyon veya yanlış uyanma diyoruz. uyku ile uyanıklık arasındaki o gri bölgede zihnimiz en çok alıştığı davranışları kurgulamaya inanılmaz yatkındır.
beynimiz durmadan çalışan bir tahmin makinesi gibidir. sabah gözlerini araladığında zihnin bir sonraki adımın ne olacağını hemen tahmin eder. günümüz insanının en çok tekrar ettiği sabah rutini telefona uzanmak ve ekranı kaydırmaktır. beynin bunu yapacağından o kadar emin ki dokunma hissini ve görsel veriyi senin için önceden simüle ediyor. sen de gerçekten ekrana baktığını ve yazıları okuduğunu sanıyorsun. sonra bilincin tam olarak devreye giriyor. dış dünyadan gelen gerçek duyusal veriler beynin o anki simülasyonunu eziyor ve telefon bir anda ellerinden kayboluyor. aslında başından beri telefon başucunda duruyordu.
bu durum uyanma sürecindeki sistemlerin tam senkronize olamamasından kaynaklanır. bilincin uyanıyor ama algısal sistemin hala rüya görme modunda takılı kalıyor. özellikle aşırı yorgunken veya uyku düzenin biraz bozulduğunda zihnin bu tür kısa devreler yapması çok normaldir. yani telefonun paralel evrene falan geçmedi, sadece zihninin o muazzam ama bazen aceleci tahmin yeteneğinin kurbanı oldun.
.fundamentals of physics' i ve calculus' ü tavsiye ederim, bu iki kitap bilinmeden bilim olmaz. başta zor gelebilir ama zamanla alışırsınız. Acele etmeden anlayarak okumanız alacağınız faydayı artıracaktır
Merhaba Evrim Ağacı Youtube kanalı ile bir bağlantım yok ama tavsiye amacıyla bu yorumu yapmak istedim. Daha önce benim de büyük Youtube kanallarım oldu ve kullandığım programlar şunlar: adobe premiere pro, adobe after effects, adobe photoshop. Bu üç program aslında yeterli oluyor ama Youtube yeni başlamış birisiysen veya çok karmaşık geliyorsa video için CapCut ve kapak resmi için Canva kullanabilirsin.
Çünkü insanoğlu meraklı. Zaten yeni şeyler keşfedilmesi, öğrenilmesi merak olduğu için. Bugün ne biliyorsak Merak duygusu sayesinde. Merak iyi güzel ama aynı zamanda da maymun iştahlı. Sabretmek zor insanoğlu için. Zaman harcadığı işlerden çabuk sonuç almak istiyor. Araştırıyor, öğreniyor sonucu kısa zamanda alamazsa da pes ediyor. İşte tam bu noktada gerçek bilim insanlarının, gerçek araştırmacıların farkı ortaya çıkıyor. Merak herkeste var. Ama merak yalnızca araştırmanın çabanın olduğu yerde işe yarar. Yaşadığımız Dünya'nın sırlarını da keşfetmek zor. Evren ise daha büyük, daha karmaşık, sonsuz. Merak edilecek çok şey var. Dünya ise insanların gözünde daha basit. Daha anlaşılır. Karmaşık şeyler gizemler daha çok ilgi çekiyor galiba.
Tanık olduğum en saçma olay bir insanın diğerini gereksiz yere öldürmesi. Diğer canlılara baktığımız zaman örnek olarak aslan bizon avladığı zaman onunla beslenir ama bir insan diğerini gereksiz öldürüyorsa orada tamamen saçmalık var. İnsan beyni algılayamadığı şeyleri saçma olarak kabul etmeye alışmış ancak bu olayın algılanabilecek bir tarafı yok. Öldüren kişiye neden sorusunu sorduğunuzda cevap veremiyor. Evren kaotik bir ortam kabul ediyoruz ama insanın yaptığı bu saçma şeyin bir açıklaması ve düzensizliği bulunmuyor. Gerekçeli ölümleri ve psikopatlık gibi durumları istemesem de bunun dışında tutuyorum.
Saf matematik, hiçbir pratik use case veya gerçek dünya problemi çözme kaygısı gütmeden, tamamen matematiksel kavramların bizzat kendileri için incelendiği alandır. Yani ortada analiz edilecek devasa bir dataset, optimize edilecek bir business süreci veya eğitilecek bir makine öğrenmesi modeli yoktur, amaç sadece mantıksal yapıları ve bu yapılar arasındaki soyut örüntüleri keşfetmektir.
Burada olay tamamen aksiyomlar ve teoremler etrafında döner. Temel birtakım kurallar belirlersin ve salt mantık yürüterek yepyeni yapılar inşa edersin. Sayılar teorisi, cebirsel geometri veya topoloji bunun en net örnekleridir. İstatistik veya veri bilimi gibi uygulamalı dalların aksine doğayı, ekonomiyi veya network sistemlerini modellemek gibi bir dertleri yoktur. Saf matematikçiler tamamen kendi yarattıkları soyut bir framework içinde takılırlar. İşin komik tarafı, bugün tamamen havada ve pratikten uzak görünen bir saf matematik bulgusunun on yıllar sonra kriptografide veya veri yapılarında devrim yaratan bir core teknolojiye dönüşebilmesidir.
Kısacası, biz vericiler matematiği gerçek dünyadan insight çıkarmak ve somut problemler çözmek için bir tool olarak kullanırken, saf matematikçiler matematiğin bizzat kendisini bir amaç olarak görür. Onlar oyunun kurallarını zihinlerinde yazar, biz ise o kuralların işimize yarayan kısımlarıyla karmaşayı çözeriz.