Eğer evrimin doğru olmadığını söylüyorsa kaynakları doğru değildir. Bu konuyla ilgili bu kanalda da bir video yapıldı geçmişte. İsmi lazım değil bir kanal "Youtube'ta(!)" evrimi çürüttüğünü söylemişti. O zaman Çağrı Mert Bakırcı'nın da söylediği gibi. Evrim bir gün yanlışlanacaksa bu Youtube'ta değil hakemli dergilerde yayınlanmış, sorgulanmış, yanlışlanmaya çalışılmış akademik yayınlar aracılığıyla olacaktır.Aksi halde bu tip söylemlere pek de prim vermemek gerek.
Gelelim video altındaki referanslara: Bu listedeki 12 bilimsel kaynağın hiçbiri evrimi reddetmiyor. Hepsi evrimsel biyologlar tarafından, evrim çerçevesinin içinde, hakemli dergilerde yayımlanmış çalışmalar. "Patlama" kelimesi bu makalelerde bir hız tanımı — jeolojik zaman ölçeğinde hızlı çeşitlenme demek. Videodaki argüman bu kelimeyi alıp "aniden yoktan var oldu" anlamına çekiyor. Kaynakların otoritesi ödünç alınıyor, sonuçları atılıyor. Buna literatürde quote-mining (alıntı madenciliği) denir ve bu videodaki iddia sahiplerinin temel sorunu bu.
Kaynak 5 (Strahler, 1999). Science and Earth History: The Evolution/Creation Controversy kitabı, yaratılışçılığa karşı yazılmış en kapsamlı sistematik reddiyelerden biridir. Strahler bu kitapta yaratılış bilimi iddialarını tek tek çürütür. Bir yaratılış argümanının destek kaynağı olarak gösterilmesi başlı başına açıklanması gereken bir durum. Ve tahmin edebileceğiniz gibi saçmalık.
Kaynak 13 (Wolpoff vd., "The Case for Sinking Homo erectus"). Bu makale Homo erectus ile Homo sapiens'in ayrı türler olarak ayrılamayacağını, tek bir kesintisiz evrilen soy hattı olduğunu savunur — o kadar kademeli bir süreklilik var ki tür sınırı çizmek keyfî hale geliyor. Yani bu kaynak "ani ortaya çıkış" tezinin tam tersini söylüyor. Aynı şekilde Delson'ın "One skull does not a species make" başlıklı yazısı da aşırı tür bölmeciliğine karşı bir uyarıdır.
Kaynak 8 (O'Leary vd., 2013, Science). Bu makalenin ürettiği şeyin kendisi bir soy ağacı ve hipotetik bir ortak ata rekonstrüksiyonudur: 86 takson, 4.500'den fazla karakter üzerinden plasentalıların ortak atası çizilmiştir. Ortak atadan türeyişi kanıtlamak için yapılmış bir çalışmayı ortak atalığa karşı kanıt diye göstermek, argümanı kendi kendini yıkar hale getiriyor. Üstelik makalenin savunduğu "patlayıcı model" bugün moleküler saat çalışmalarınca büyük ölçüde reddedilmiş durumda — "long fuse" modeli (K-Pg öncesi ayrışma, sonrası çeşitlenme) daha güçlü destek görüyor. Yani "patlama" burada bilimsel tartışmanın kazanan tarafı bile değil.
Kaynak 2 (Fraser vd., 2010, BioEssays). Bu makalenin sonucu şu: dişler ve diş benzeri yapılar derin moleküler homoloji paylaşır; aynı gen düzenleyici ağ farklı epitel dokularda tekrar tekrar devreye sokulur, diş ağızda da yutakta da neredeyse aynı gen ifade programıyla oluşur. Bu, ortak atadan miras alınan bir genetik araç kutusunun yeniden kullanımının (co-option) ders kitabı örneğidir — ortak soy lehine kanıttır, aleyhine değil.
Kaynak 7 (Friedman, 2009). Friedman'ın makalesinin asıl tezi, Darwin'in "iğrenç muamma" ifadesinin nesiller boyunca yanlış aktarıldığıdır. Darwin çiçekli bitkilerin kökenini ya da atasını dert etmiyordu; Üst Kretase'de dikotil yaprak fosillerinin hızlı yayılımının doğal seçilime yeterli zaman bırakıp bırakmadığını sorguluyordu. Yani bir hız problemi. Friedman'ın makalesi tam olarak bu ifadenin bağlamından koparılmasına karşı yazılmış — ve burada yine bağlamından koparılarak kullanılıyor.
Kaynak 9 ve 10 birlikte. Thomas'ın 2015 Nature yazısı, kuş soy ağacını çözen filogenomik çalışmalar üzerine bir değerlendirme yazısıdır. Feduccia'nın 2003 makalesi ise modern kuş takımlarının K-Pg öncesi mi sonrası mı çeşitlendiğine dair evrimciler arası bir tarihlendirme tartışmasıdır. Feduccia evrimci bir ornitologdur; itirazı kuşların dinozor kökenine ve moleküler saat tarihlerinedir, evrime değil. İkisi birbiriyle tartışan iki evrimsel pozisyon; ikisi de "yaratılış" demiyor.
Kaynak 12. Bir üniversite basın bülteni. Bilimsel kaynak değil, halkla ilişkiler metni — ve bültenin anlattığı çalışma (Hawks vd. 2000, kaynak 11) Molecular Biology and Evolution'da yayımlanmış, insan soyunda ~2 milyon yıl önce bir darboğaz ve hızlı değişim öneren, tamamen evrimsel bir modeldir.
Yani kısacası bu ve bunun gibi videoların yaptığı alta rasgele araştırmalar bırakıp sanki o araştırmalar onların iddialarını destekliyormuş gibi oradan cımbızla cümle seçmek, ya da hiç söylemediği bir şeyi söylediğini iddia etmek.
Evrim için aşağıda daha son yılda çıkmış ve hala evrimi destekleyen bazı araştırmaları bırakıyorum referanslara. Buradan yola çıkıp dallanarak sizler de aslında evrimin ne kadar gerçek bir doğa yasası olduğunu görebilirsiniz
[1] [3][2][4][5]
Şöyle düşün; olay ufku aslında dev bir şelalenin döküldüğü ve artık geriye yüzmenin imkansız olduğu o son nokta. Burayı geçen bir foton, yani ışık, içeride çarpacak katı bir yüzey falan olmadığı için o sonsuz karanlığın dibine doğru sessizce kayıp gider ve karadeliğe karışır. Ama içeri düşen şey bir atomsa işler epey karışıyor. Karadeliğin çekim gücü o kadar dengesiz ve korkunç ki, atomun alt kısmını üst kısmından çok daha büyük bir şiddetle çekmeye başlıyor. Bu yüzden atom bir sakız ya da makarna hamuru gibi sünüp uzamaya başlıyor. Zaten astrofizikçiler bile bu olaya cidden "spagettileşme" diyor! Sonunda atom o gerilime dayanamayıp paramparça oluyor ve merkeze yutuluyor. Yani olay ufkundan bir kez içeri girdin mi, ister ışık ol ister madde, artık o gizemli karanlığın geri dönülmez bir parçasısın.
Sıcaklık dediğimiz şey aslında sistemdeki moleküllerin ortalama kinetik enerjisidir. Ama dikkat et, sadece ortalama! Bir sıvının içinde her zaman bu ortalamadan çok daha hızlı, adeta afterburner açmış moleküller bulunur. Bu yüksek enerjili moleküller sıvı yüzeyine, yani sistemin boundary layer bölgesine geldiklerinde, sıvıdaki diğer moleküllerin çekim kuvvetini yenip gaz fazına fırlayabilirler. Yani buharlaşma molekül bazında, tamamen bireysel bir kaçış operasyonudur. Sıvının sıcaklığı ne olursa olsun, o yeterli thrust değerine ulaşıp yüzeyden kopan birkaç hızlı molekül mutlaka çıkar. Bu yüzden buharlaşma her sıcaklıkta gerçekleşir.
Ancak donma işlemi tamamen kolektif bir harekettir. Bir sıvının katıya dönüşmesi için moleküllerin belirli bir kristal kafes yapısına kilitlenmesi gerekir. Tek bir molekül kendi kendine donamaz. O yapısal kilitlenmenin gerçekleşmesi için bütün sistemin ortalama kinetik enerjisinin, aralarındaki elektromanyetik çekim kuvvetlerine yenik düşecek kadar azalması şarttır. Yani sistemdeki o genel termal hareketliliğin büyük oranda bastırılması gerekir. İşte bu yüzden belirli bir sıcaklık eşiğine, yani spesifik bir donma noktasına inilmesi zorunludur.
Senin de vurguladığın niceliğin niteliğe dönüşmesi yasası tam olarak bu mekanizmada fiziksel karşılığını buluyor. Buharlaşmada moleküller sıvı yüzeyini tek tek terk ederken ortadaki değişim nicelikseldir. Donmada ise tüm sistem kritik bir enerji eşiğinin altına düştüğü an kolektif bir kilitlenme yaşanır ve yepyeni bir faz, yani kalıtsal olarak yeni bir nitelik (katı) ortaya çıkar. Biz havacılıkta yüksek irtifalarda uçan İHA'ların kanatlarında icing (buzlanma) veya yakıt hatlarında donma sorunlarıyla boğuşurken tam olarak termodinamiğin bu katı kurallarıyla mücadele ediyoruz. Bireysel kaçışlar her an serbestken, sistemin kilitlenip donması için o termal enerjinin spesifik bir eşiğin altına inmesi gerekiyor.