Türkiye’de eğitim sisteminin yeterince iyi olmadığı konusunda birçok kişi hemfikir. Burada mesele matematik ya da fizik değil, öğrencilerin “yetersiz” olması da değil. Sözel derslerin daha kolay yapılmasının nedeni, Türkçe gibi zaten günlük hayatta kullanılan bir dil olması ve sosyal bilgiler gibi derslerin doğrudan yaşamla, insan davranışlarıyla ve tarihle bağlantılı olmasıdır. Bu yüzden öğretmene bağlı olmadan bile daha hızlı kavranabilir.
Matematik ve fizik neden daha zor geliyor sorusuna gelince; bunun sebeplerinden biri, derslerin çoğu zaman ezbere dayalı anlatılması ve öğrencilerin konunun mantığını tam olarak kavrayamamasıdır. Ayrıca okul ortamında oluşan ön yargılar ve bazı öğretmenlere karşı duyulan çekinme de öğrencilerin derse karşı uzaklaşmasına neden olabili[1]r.
Kaçınılmaz görünüyor.
Türümüzün arkada bıraktığı izin gelişim eğrisi bu yönü işaret ediyor.
Aileden kabileye, yerleşkeden ülkeye, kıtaya olan bu. Şayet akla ziyan bir şekilde kendi sonumuzu getirmekten imtina etmeyi başarabilirsek gidişat o yöne ve küresel ölçekte olacak gibi.
Muhtemeldir ki çok uzak olmayan bir zamanda çoğumuzun öyle ya da böyle gezegenimizi dışarıdan görebilme fırsatı bu süreci çok hızlandıracak.
İnsanlık tarihi ve bunu kayda geçiren ekonomi-politik öyle diyor. Ki küçümsememek lazım çünkü ekonomi politik her şeydir ve nihayetinde bizler politik hayvanlarız. Diğer canlılardan en belirgin farkımız bu.
Ekonomi ihtiyacımız olan her şeyin üretim süreçlerinin, politika ise bölüşüm süreçlerinin belirlenişinin ta kendisidir ve gelişim eğrimizi bu açıdan ele aldığımızda (ki şimdiye kadar yanılmamıştır çünkü evrim-bilimseldir) dünyalı ve ortak kimliği kaçınılmazdır. Adı da komünizmdir.
Bugün kolayca ve vahşice yönetebilmek için varoluşsal dayanağını ayrıştırmaya, karşıtlığa ve düşmanlaştırmaya bağlayan kapitalist sistem istediği kadar kendini ebedi sansın. Hatta ömrünü uzatmak adına istediği kadar her alandan akademik kalemi hizmetine amade kılsın türümüzün gelişim eğrisinin işaret ettiği ileri yön inişli çıkışlı da olsa toplamda değişmeyecektir.
Köleci dönemin (toplumun) efendileri de, feodal dönemin (toplumun) ağaları da böyle düşünmüştü fakat tarihin çöp sepetine gireli asırlar oluyor. Bu, bugün için egemen olan Kapitalist dönemin (toplumun) patronları (burjuvaları) için de geçerli ve türümüzün ileriye akışının önünde duramazlar.
Toplumların gelişim tahlilini evrim-bilimsel temelde ele alan Marks, Engels, Lenin gibi ustalar ve onları takip edenler, yapmış oldukları tahliller doğrultusunda kimi pratiklerde (Sovyet deneyimi gibi) istedikleri başarıyı elde edememiş ve bu süreci hızlandıramamış olsa da teorik (ideolojik) olarak ve bilimsel temelde hala çürütülebilmiş değiller. Aksine her geçen gün ne denli isabetli bir öngörüye sahip oldukları açığa çıkıyor ve bize, dünyalılara bir talimat veriyor: Seyrederek olmaz! Sevgiyle…