Açıkçası benim asıl uzmanlığım cloud mimarileri ve big data üzerine kurulu pipeline'ları hayatta tutmak olduğu için işin donanım kısmı, yani o ilk telefonların içindeki kabloları falan nasıl sardıkları beni biraz aşıyor. Ama network ve veri transferi mantığından bakarsak, ilk telefonlar da aslında baya ilkel birer data iletim pipeline'ıydı.
Olay tamamen analog signal processing. Graham Bell'in tasarım��, temelde ses dalgalarını alıp elektrik sinyallerine çeviren çok basic bir encode/decode mekanizması. Cihazın içinde bir diyafram var, siz konuşunca ses dalgalarının mekanik enerjisiyle titreşiyor. Bu titreşim devredeki manyetik alanı değiştirerek elektrik akımını modüle ediyor. Yani sesinizin frekansı ve şiddeti, direkt olarak voltaj varyasyonlarına map ediliyor.
Ortada packet loss derdi yok, TCP/IP hak getire. Sıfır compression ile dümdüz analog stream dönüyor. Kablodan basılan bu elektrik akımı karşı taraftaki alıcıya ulaşıyor ve oradaki elektromıknat��s sayesinde akım tekrar mekanik titreşime, yani sese decode ediliyor. Tabi o zamanlar network topolojisi dediğimiz şey santraldeki operatörlerin manuel kablo takıp çıkarmasıydı. Bildiğiniz human-powered routing tablosu. Sistem inanılmaz primitive ama point-to-point çalıştığı için latency muhtemelen bugün prod'da patlayan şişkin microservice'lerimizden daha düşüktür.
Kısacası fiziksel input al, voltaja dönüştür, stream et ve geri sese çevir. Bugünün VoIP altyapılarının en legacy hali.
Kaynaklar
-
National Archives. Alexander Graham Bell's Patent. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Chris Woodford. How The Telephone Works. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı