Bilimde Mutlaklık Yoktur!
Bilimi sağlam bir dost kılan ve sürekli değiştirip geliştiren şey de budur. Bir diğeri ise kanıtlanabilirlik değil aksine yanlışlanabilirliktir.
Bunu söylemek ve söz konusu dinler olduğu zaman deneye tabi tutamayacağımız, gözlemleyemeyeceğimiz ve en önemlisi yanlışlanmaya kapalı ve öte dünyaya yönelik olan bir alanın verileri ile bu dünyanın somut-maddi yaşamının organize edilemeyeceğini, bunun sürdürülebilir olmadığını söylemek din karşıtlığı değil aksine inançlara yönelik dini, ekonomi politiğin kalbine oturtup, metalaştırıp bir rant aracına çevirenlerden daha samimi ve daha saygılı bir tutumdur.
Dinlerin ve inanç sistemlerinin sosyolojik zeminde söylemlerinin ve bu söylemlerin vesile olduğu davranışsal pratiklerinin bilim ile bazı yerlerde örtüşmesi ne bilimi dogma safına itip mahkum etmeye ne de din ve inanç sistemlerinin söylem ve öğretilerini bilime özgü olan kanıt saymaya dayanak olamaz.
Aslında çok basit bir soru ile iki alan arasındaki farka yönelik çok basit bir sonuca varabiliriz. Hangisinde ne esastır?
Bilimde bilmek, inançta inanmak…
Biraz daha açarsak; Bilim biliyorum der. Yani kanıtlayabilirim der… Din ve inanç sistemleri ise inanıyorum der. Yani somut olarak kanıtlayamam ve bu uğraşa da giremem der.
Çünkü bilimde kanıtı dayatan tek şey şüphedir. Oysa din ve inanç sistemlerinde zinhar yasak olan tek şey şüphedir.
Keşke herkes en az bilim insanları, bilimle uğraşanlar, bilime sadık olanlar kadar dinlere ve inançlara samimice saygı duyabilse… İşte o zaman samimi inançlarımızı boynumuza birer boyunduruğa çevirecek hiçbir din bezirganı kalmazdı ve dünya daha iyi bir yer olurdu.
Dinler, inançlar özgürce yaşanır, tartışılmaz, tartıştırılmaz ve savunulmaya da ihtiyaçları yoktur. Eğer bir yerde tam tersi oluyorsa, yani özgürce yaşanmıyor dayatılıyor, tartışılıyor, tartıştırılıyor ve en acı olanı sanki birilerinin tekelindeymiş gibi savunulma ihtiyacı duyuluyorsa, bilimin de inancın da ortaklaşabileceği bir konu daha hasıl olmuş demektir. İkisi de aynı şeyi söyler: Ortada yanlış olan bir şey var…
Entelektüel dürüstlük bilimle bilmeyi inançla inanmayı tercih etmek ve bu iki farklı alanı, ortak felsefi temelleri haricinde ve felsefi zeminle sınırlı olmak üzere asla karıştırmamak ve karşılaştırmamaktır.
Şayet bu dürüstlüğü ortaya koymaz isek bilim de din de bilim ve din olmaktan çıkar. Böyle bir ortamda yapılacak her tür entelektüel tartışmanın adı artık ağız dalaşıdır. Amaç ise had bildirmek olur. Sevgiyle…