Merhaba
Din felsefesinin en eski ve en zor sorularından biri şudur. Eğer dünyada adalet varsa, masum insanlar neden böylesine büyük acılar çeker? Bir çocuğun savaşta ölmesi, bir kadının tecavüze uğraması, bir insanın işkence görmesi ya da hayatı boyunca ağır travmalarla yaşamak zorunda kalması karşısında, "Bu bir sınavdır" demek çoğu zaman yetersiz görünür. Çünkü yaşanan acının büyüklüğü, insanı adaletin anlamını yeniden düşünmeye zorlar.
Teistik geleneklerde yaygın bir yaklaşım, bu dünyanın nihai adaletin gerçekleştiği yer olmadığıdır. Buna göre insan yaşamı, daha büyük bir varoluşun yalnızca bir bölümüdür ve görünürde karşılıksız kalan acılar ahirette telafi edilecektir. Ancak felsefi açıdan burada önemli bir soru ortaya çıkar. Gelecekte verilecek bir mutluluk, geçmişte yaşanmış korkunç bir acıyı gerçekten ortadan kaldırabilir mi? Bir insanın uğradığı şiddet, kaybettiği çocuk ya da yaşadığı travma hiç yaşanmamış hale gelir mi?
Bazı düşünürler bunun mümkün olmadığını savunur. Onlara göre hiçbir ödül, yaşanmış kötülüğü silmez; yalnızca ona yeni bir anlam kazandırabilir. Acı gerçektir ve tarihsel olarak varlığını sürdürür. Bu nedenle ahiret fikri, kötülüğü yok etmekten çok, onun karşılıksız kalmamasını sağlamaya yönelik bir umut olarak değerlendirilir. Diğer taraftan bazı din filozofları, özellikle de çağdaş teistler, ahiretteki telafinin sıradan bir ödül ve ceza sistemi olarak düşünülmemesi gerektiğini ileri sürerler. Onlara göre mesele, çekilen acının karşılığında daha büyük bir ödül verilmesi değil; mağdurun onurunun, adaletinin ve bütünlüğünün yeniden tesis edilmesidir. Yani amaç, yalnızca "ödüllendirmek" değil, kırılmış olanı onarmaktır. Bu yaklaşımda ahiret, kozmik bir tazminat mekanizmasından çok, eksik kalan adaletin tamamlanması olarak görülür. Etik açıdan ise birçok düşünür, gelecekteki bir telafinin bugünkü kötülükleri mazur gösteremeyeceğini vurgular.
Bir insanın acısını "nasıl olsa ödüllendirilecek" diyerek küçümsemek, mağdurun deneyimini değersizleştirme riski taşır. Bu nedenle etik düşünce, öncelikle acıyı anlamaya, mağdurun yanında olmaya ve kötülüğü azaltmaya odaklanır. Adalet, yalnızca gelecekte beklenen bir şey değil, bugün de gerçekleştirilmesi gereken bir sorumluluktur.
Belki de bu tartışmanın en dürüst sonucu, insanlığın henüz kesin bir cevap bulamamış olmasıdır. Dinler umut sunar, felsefe sorular sorar, etik ise sorumluluk yükler. Ancak savaşların, tecavüzlerin ve ağır travmaların karşısında çoğu insanın hissettiği ortak duygu şudur. Bazı acılar o kadar büyüktür ki, onları tamamen açıklayan hiçbir teori yoktur. Bu nedenle mesele yalnızca "Bu acının karşılığı ne olacak?" sorusu değil, aynı zamanda "Bu acıların yaşanmaması için biz ne yapabiliriz?" sorusudur.
Belki de insanlık için en anlamlı cevap, gelecekteki adaleti umut etmekle birlikte, bugünkü adaletsizliklere karşı sessiz kalmamaktır. Çünkü acının varlığı üzerine düşünmek kadar, acıyı azaltmaya çalışmak da ahlaki bir görevdir.[1]
Masum insanların yaşadığı trajediler çoğu zaman sadece ilk anda görülür devamında yaşanan süreçler gözden kaçar. Oysa bu acıların hesabı yalnızca ölümden sonraya bırakılmaz dünyada da karşılıkları vardır. İnsanların yaşadığı sınav, yalnızca -iyi- olanların değil herkesin sınavıdır ve bu sınavın özü ahlaki ve etik tercihlerdir.Zulme karşı durmak ya da kayıtsız kalmak insanın ölçülmesinde belirleyici olur.
Zulümn islam düşüncesinde bir insanı öldürmekten bile daha ağır bir suç olarak kabul edilir. Kur’an’da zulmün büyük bir fesat olduğu açıkça belirtilir. Tarih ve mahkeme kayıtları incelendiğindede zalimlerin dünyada karşılıklarını buldukları örnekler çoktur. Nikola Teslanın -her şey sayılardan ibarettir- sözü aslında evrendeki etki–tepki yasasını hatırlatır. İnsan eylemleri de bu yasaya tabidir zulüm bir etkiyse karşılığında mutlaka bir tepki doğar. Bu tepki bazen toplumsal vicdan bazen hukuki yaptırım bazende manevi sonuçlar şeklinde ortaya çıkar.
Trajediler karşısında insanlar genellikle -Tanrı neden kayıtsız?diye sorar. Oysa asıl ölçülen insanların kendilerinin ne yaptığıdır. Seyirci kalmak da bir sınavdır. Semavi dinlerin mantığıyla da Tesla’nın mantığıyla da her eylem karşılığını bulur. Bu karşılık hem bu dünyada hem de ahirette vardır. Ahlak felsefesi ise bunu yaşayan insanlarda somutlaşır, ticaretini yapanlarda değil.
Sonuçta masumların acısı yalnızca -gelecekte ödül- vaadiyle açıklanamaz. Bu acılar, dünyada toplumsal ve hukuki karşılık bulur insanların ahlaki sınavının bir parçasıdır ve ahirette nihai adaletin bir parçası olarak telafi edilir. Her eylemin karşılığı hem bu dünyada hem de inanış gereği cennet–cehennem denen yerde layıkıyla uygulanır.