Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ahmet Yıldızhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tik talik, balık türümü yoksa timsah mı
Puan Ver
0
Puan Ver
49k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Uyku apnesi ve dopamin eksikliği giderildiğinde alzheimer semptomlarının ortadan kalktığı durumda, başta konulmuş hastalık tanısını nasıl yorumlanır..
Puan Ver
0
Puan Ver
245
Murat Yılmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaratılışçı görüşün sık sık Behe'den alıntı yaptığını görüyoruz. Acaba Behe'nin evrim görüşünü Darwinizmden ayıran nedir? Ayrıntılarda mı temelden mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
600
Kerim Dibekli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sigara kullanan bir arkadaşımın akciğer filmi çekilmesi gerekiyordu. Hırıltılı şekilde, ciğerden gelen ve çok sık, çok kötü öksürüyordu. Filmde kötü bir şey çıkmasından korkuyordu. Filmin çekileceği sabaha uyandığı zaman öksürüğü geçmiş şekilde uyandı. Bir rastlantı mı, yoksa korkunun faydası var mı? Şu an öksürüğü kalmadı.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Sigaraya bağlı bulguların varlığı, semptomların gelişmiş olması, öksürüğün kesilmesinin yanında o kadar önemli sorunlar ki, burada tedavi ya da plasebo gibi şeylerden bile bahsetmek zor görünüyor. Sigaranın etkilerinin vücuttan tamamen temizlenmesi diye bir şey malesef söz konusu bile değil. Büyük oranda yok olabilir sağlıklı yaşama geçilerek. Ancak hücrelerin bütün organelleri gibi nükleus DNA da hasar görür sigara nedeniyle. Ve bu hasarlar bir sonraki nesile geçer. Kişi 20li yaşlarında bir süre sigara içip bıraktı diyelim, 30 lu yaşlarında çocuğu olduğunda, hasarlı genetik yapı, çocuğa geçer. Sigaradan kaynaklı sorun sadece kansermiş de, filmde kitleye rastlanacak mıyı konuşuyor olmak bir hata. 90 yaşına kadar sigara içip kanser olmayan kişiler de var. Yani sonucun dejeneratif kronik bir hastalık olarak görünmüyor olması sorun olmadığı anlamına gelmiyor malesef. Sigara dumanına maruz kalmak bile ciddi sorun.

Kişinin doktordan, hastalıktan korkmak yerine, sigaraya içmeye devam etmekten korkmaya ihtiyacı var, çünkü öksürük değil, ömründen giden yıllar onun kaybı olacak. - Telomer kısalmasından, oksijen miktarının azalmasına, DNA kırıklarından, kan hücrelerinin protein yapısının bozulmasına vs vs kişinin potansiyel ömründen yüksek miktarı yok olmaktadır. -

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Semih Turhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Zamanı ölçmede kullanılan birim değişiminin gerekliliği, onu ölçmede yetersizlikten aciz kalmaktan kaynaklanıyor. Öncelikle neden uzunluk birimi değil de, ışık yılı gibi bir ölçek kullanmak gerekiyor.... Bizim dünya şartlarında kullandığımız uzunluk birimleri, uzayda kuasar gibi büyük sistemler için hiçbir şey ifade etmiyor. Onlara ait uzaklıkları tanımlamak için kullanmakta yetersiz kalıyor. Bu birim farklılığı nedeniyle kullandığımız uzunluk ölçütünü o kadar değiştirmek zorunda kalıyoruz ki, ışığın bir yılda aldığı mesafeyi kullanıyoruz. 1 ışık yılı, ışık hızında bir yıl boyunca alınabilecek uzunluk.

Genel tanımlar kafamızda oturduysa, ışık yılı ile mesafe arasındaki korelasyona gelelim. Işık yılının artması, gidilecek uzaklığın artması demek tanım gereği. Ancak bunun mesafeyi almak için gereken zaman dışında zamanla doğrudan korele bir yanı yok. Yani ışık yılı artması, zamanı yavaşlatmaz. Eğer yavaşlatsaydı da, uzun mesafelerde bunun sonuçları astronomik olacağı için insan türünün ömrünü aşacak rakamlara ulaşırdı ve dert olurdu. Burada konu şu, alınacak mesafenin ışık yılı birimiyle artması, o mesafeyi gitmek için gereken zamanın da artması demek. Zaman sadece kütleye olan yakınlığı ile yavaşlar ya da hızlanır. Karadeliğe yaklaşan cisim için üst bir kütleçekim etkisinden dolayı zaman gerçek anlamda -3.gözlemci için- yavaşlar. Karadeliğe yaklaşan kişi bunu hissetmez, bu yavaşlama, bizim zaman birimimize göre rölatif olarak değişimdedir. Fizik evrende her noktanın kendine has bir zaman yapısı vardır görelilik gereği.

Kısaca mesafenin dert üstü dert olmasının nedeni, insan ömrünün bu mesafeler açısından anlamsızlaşacak kadar kısa bir zaman dilimine tekabül ediyor olması. Bu nedenle, yeni gezegen keşfetmek, uzayı daha iyi anlamak için alınması gereken mesafelere farklı çözümler üretilmeye çalışılmakta. En ileri teroik yaklaşım da, uzay zamanın bükülerek elde edilecek soluncan delikleri vs ile uzak ötesi mesafeleri çok kısa sürelerde aşabilmek. Şimdilik sadece teori de olsa bu önemli sorunu aşmanın yollarının bulunacağına emin olabiliriz. -Bir zamanlar nelerin imkansız iken şimdi alelade şeyler olduğunu düşünerek-

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
108
Ergün Özakyıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yani evlenseler bile kendi ülkelerinin çıkarları eşinin ülkesinin çıkarlarına ters düşerse ne olur?
Puan Ver
-3
Puan Ver
565
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Hastalıktan hastalığa değişmekle birlikte, eğer sahip olunan hastalığın organizmanın bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor olduğunu kabul edersek başka hastalıklara yakalanma olasılığının artacağını söyleyebiliriz.

Ancak bu sorunun doğrudan doğruya Matematikle alakalı olmadığını da söyleyebiliriz, bir daha ki sefere sorunuzu en uygun kategoride sormanızı tavsiye ederim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Asıl yüzleşmekten korktukları şey inançlarını yitirmek mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna sebep olarak birçok şey söylenebilir. En önemli sebeplerinden birisi, seninde yazdığın gibi inancını yitirme korkusudur. Bunun üstünde kısaca durmak faydalı olacaktır: Genel olarak dine inanlarda, din adamlarına bağlılık vardır. Onların din hakkında söyledikleri şeyleri, subjektif yorumlar olarak değil de, din gerçekten böyle söylüyor gibi anlarlar. Bunun için din adamları sözlerini ispat edecek delil getirselerde getirmeselerde doğru kabul ederler. Bunu gören din adamları da delil getirmek için değil, insanların duygularına hitap etmek için uğraşırlar. Mesela Türkiye'de samimi ve bilgisiz bir müslüman, bir din adamına evrimi sorduğunda, (maymundan geldiğini kabul eder misin?) gibi yanıtlar alacak ve bu yanıtlardan ikna olacaktır.

Bana kalırsa bunun bir sebebi de, bilim adamlarının kullandıkları dil ile alakalıdır. Yukarıda da yazdığım gibi, evrimi reddeden kimselerin çoğu, bilimsel bir delile dayanmadan, duygusal hareket ederek reddederler. Böyle bir kimseyi evrimi kabul etmediği için cahillik ile suçlarsanız, hiç kabul etmeyecektir. Siz ona cahil dediğiniz için sizi dinlemeyecektir. Her şekilde olaya duygusal olarak yaklaşacaktır. [Örnek vermek gerekirse, büyük jeolog Celal Şengör'ün insanlarda yarattığı etki böyledir.] Bu yüzden (halk) ile nasıl konuşmak gerektiğini öğrenmemiz gerekmektedir.

Sevdiğim bir yazarın bir yazısından alıntıyla bitireyim: (... Onlar memleketin yükselmesi için çalışsalardı, itaate ve teslimiyete alışmış diyerek kötüledikleri bu millet, onlara da teslim olur, yükselmekte güçlük çekilmezdi. Kabahat millette değil, milleti doğru yola sürüklemeyen koltuk sahibi ilericilerdedir).

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,120
Şevval Güneş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Doğal afetlerin sıradan zamana göre yoğunlaştığı bir dönemde, kişinin paranoyaya benzer korkular yaşaması, bilinçaltının yaşamda kalma dürtüsünün bir dışa vurumu olarak düşünülebilir. Doğal bir afete karşı tetikte ol, yaşamda kal. Bu duygudurum, kişilik örüntüsünün bozulmadığı, nevroz a bile yaklaşmadığı tetikte olma halidir. Sempatik sistem aktivasyonu, bireyi yaşamda kalmaya güdüleyerek dış uyaranlara karşı hassaslaştırır, hızlı kaçınma, yaşamda kalma konusunda motive eder adrenalin noradrenalin kortizol vs ile. Travma ise, bireyin yaşadığı duygusal ya da bedensel bir sorun ile başa çıkamama, onunla yüzleşememe sonucu yaşadığı çöküntü, kişilik örüntüsünün geçici ya da kalıcı biçimde hasara uğradığı sorunlu bir duygudurumdur. Kişi ya konuyu kabullenecek vakti bulamamıştır, ya da yaşadığı sorunun vermiş olduğu olumsuzluklara karşı kendisini aciz hissetmektedir, yardım alacak destek bulamamıştır vs vs. Travma dışı durumlarda psikolojik destek almak yerine, korkuya paniğe neden olan konuda bilgilenmek daha kalıcı çözümler üretir. Çünkü psikolojide patoloji ile norm un arası, hizmet verene de bağlı olarak oldukça flu bir alandır. Konuyla ilgili yapılan deneylerde, sorunu olmayan kişilerin bir psikoloğa gönderildiği, bu kişilere tanı konulduğu bildirilmiştir. Deney farklı şartlarda tekrarlandığında, verilen kararların çoğunun yargılara bağlı olduğu anlaşılmıştır. Yani bir psikologdan yardım almak, o ne derse yapmak değil, kendini tanıma çabasına girmiş kişinin enine boyuna değerlendirerek analiz edeceği bir rehberliktir.

Olumsuz duygudurum yaşamak, reel, yaşamın gerçeği, bir parçasıdır. Onunla başa çıkma ile kendimizi tanır ve geliştiririz. Bu sayede NORMAL duygudurum ile NEVROTİK, histerik duygudurumu ayırabiliriz. Aksi takdirde her sorunlu hissedişte rehberlik almak, aslında bir şeylerle başa çıkamamak ve özgüven yıpranmasına neden olur. Ebeveynine kaçan çocuk hissi, bilinçaltı açısından acizlik olarak okunabilir.

Sorun yaşadığımız konuda bilgilenerek önlem alma çabasına girmek en doğru olanıdır. Ve tabii ki kendimizi tanıma çabasından bağımsız bir çözüm, gelişim, rehberlik, yardım yoktur. Varsa da yoktur. :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Travma Krono
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Onur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aslında crispr ve bazı bebeklerin bile bazı geninin değiştiğini bu sitede okudum, çok güzel yazılardı. Virüsler için de aynısı mümkün mü?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

KISA CEVAP: Virüsler için aynısı mümkün değil. En azından uzun vadede mümkün değil.

AÇIKLAMA: Çünkü virüsler, bilinen en basit canlılık formlarından bir tanesi olmakla birlikte en hızlı şekilde evrimleşen canlılardır. Yani virüs başka bir organizmanın hücresinin içine girince o hücrenin içindeki çekirdeğinin üzerindeki porlardan(delikler) geçer ve içindeki genetik materyalini(RNA'sını) bulunduğu hücrenin DNA'sına aktarır(bazı virüsler direkt olarak çekirdeğe kadar gelirken bazıları hücre zarındaki bağlandığı reseptörlerden ve ya açtığı yada bulduğu deliklerden RNA'sını püskürtür).

En nihayetinde hücrenin DNA'sı sayesinde kendisini klonlamaya başlar ve bu klonlar da aynı şekilde kendilerini klonlayarak kısa sürede bütün organizmaya dağılırlar.

Ancak buradaki kritik nokta ve aynı zamanda sorunuzun cevabı, bu klonlamalar esnasında hücrelerin DNA'ları ile birleşen virüslerin RNA'ları belirli miktarlarda değişikliğe uğrarlar yani mutasyon geçirirler ki bu evrimleşmek anlamına geliyor. (Kaynak 3)

Dolayısıyla sizin herhangi bir amaç için RNA'sını düzenliyerek ürettiğiniz virüsünüz laboratuvar ortamından çıkarak ekosisteme karıştığı anda evrimleşmeye ve dolayısıylada sizin düzünleğiniz o RNA değişmeye başlar ve böylece de o RNA'ya bağlı olarak yani virüsünüze dair amaçladıklarınızı gerçekleştirememiş olursunuz. (Ancak virüslerin gen sayısı 2 ile 200 arası değiştiği için çok farklı çeşitleri mevcut dolayısıyla genel bir şey söylemek zor ama söyliyecek olursam bu viral evrim hedeflenen amaçlara ulaşmaya engel olur. Yine de viral evrim oldukça geniş ve faal bir alan olmasından ötürü virüsler üzerinde genetik mühendisliğinin yapıldığı çalışmalar da vardır diye düşünüyorum her ne kadar ben yaptığım ufak makale taramasında bulamasam da. Böyle bir çalışmayı bilenler veya böyle bir çalışmaya ulaşmış olanlardan paylaşmalarını rica ediyorum, bulursam ben de paylaşmaya çalışırım.)

Ancak amacınız ölümcül bir virüs oluşturmak ise RNA'yı düzenliyerek bunu yapmanız mümkün yani ölümcül olmayacak kadar evrilene kadar amaçladığını miktarda organizmayı saprofitlerin akşam yemeği yapabilirsiniz.(Böyle bir şeyin yapılmasındansa yapılmaması galiba etiğe bir miktar daha uygun.)

Kaynak bölümünde sözünü ettiğim viral evrim sürecinin morfizması üzerine Columbia Üniversitesinin 2013 tarihli bir makalesini ekledim.

Viral evrim evrimsel biyolojinin oldukça önemli bir alt dalı olup, oldukça faal bir alandır. Sorduğunuz soruya bugün olumsuz cevap vermek durumunda olsam da geleceğin biyoteknolojisinin hangi noktalara varabileceğini kestirmek zor.

Öte yandan organizmaların genleriyle düzenlemeler yaparak virüslere karşı direnç oluşturmaya yönelik çalışmalar da var. Patatesleri baz alan bir çalışmayı kaynaklara ekledim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Topology of Viral Evolution Viral evrim sürecinin morfizması üzerine Columbia Üniversitesinin 2013 tarihli bir makalesi.
  2. Engineering resistance to mixed virus infection in a commercial potato cultivar: resistance to potato virus X and potato virus Y Organizmaların genleriyle düzenlemeler yaparak virüslere karşı direnç oluşturmaya yönelik patatesleri baz alan bir çalışma.
  3. Viral Genetics Yazımızın geniş bir özeti. Kaynaklarında daha geniş bir makale yelpazesi mevcut.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Oktay Cevik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrim milyonlarca yıl süren bir süreç ise yumurtlamadan doğurarak üremeye geçiş nasıl olmuştur?Balinalar nedn yumurlayacak şekilde evrimleşememiştir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Araştırmalardan varsa kopyala yapıştır yapılır zaten ben kendi görüşümü söyleyeyim memeliye geçiş anfibian atalarımızın suda yaşamdan fazlaca uzaklaştıklarında yavrularıyla yuvada kalırken yavruların emme eylemini daha uzun gerçekleştirmesi sonucu oluştuğunu düşünüyorum bu eylem muhtemelen sudakende yapılıyordu deriden ve altından besleyici sıvı yağ süt tvrevi çıkarıyorlardı ki o zamanki balık anfibian sürüngenlerin derileri bu günkü insan buffalo vesaireye göre saydam kağıt gibi olmalıydı bu gvn bile uzun süre kolunuzu emseniz bazı sıvılar çıkar yumurtlamayıda başkaları cevaplasın fakat balinaların yumurtlama evrimleştireceğine fazla ihtimal vermem yavrulama yumurtlamaya göre gelişmiş bir mekanizma ilkele dönmezler

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Severek İzliyoruz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Insan elleri gibi yada aynı veya fazlası işlevselli benzer organları olmuyan canlıların bu seviyelere çıkabilmesi çok zor görüyorum zeka geliştirebilselerde kısıtlı olur bizimkisi ise kompleks kişisel görüşüm

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Gökalp Yoleri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gutter oil fare(canlı ölü leş) hatta dışkı bilimsel açıdan aslında evrimsel bir başarı değilmi yaptıkları kaynakları kullanma geri dönüşüm adaptasyon
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Gökalp Yoleri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Jaguarların su yazamına geçmiş diğer canlılara benzemeğe başladığını düşünüyorum kısalan güçlü kuyruk kafanın şekli fakat insan faktorunden yarım
Puan Ver
0
Puan Ver
49k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
benimsiyor acaba? Bu ilkel bir tanrı modeli değil mi. Bir ağacın elmasını bile tanrı yapıyorsa, tanrı bu sistemi eksik mi kurgulamış...
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Tanrıya ne yapması gerektiğini söylemeyi kes! :)

Kendilerini özel gördüklerinden sanırım varoluşlarını özel hissettiklerinden olabilir tanrı onları özel yaratmıştır ve onlarla ilgilenir.

deistlere atıfta bulunmamışsın herhalde çünkü onlara göre ya da genel olarak deistlere göre tanrı vardır ama evrene müdahalesi yoktur.

"Bu ilkel bir tanrı modeli değil mi" demişsin fakat tanrının bir şey yapıp ona müdahale etmemesi hikmetsiz başıboş olduğunu gösterir eğer tanrı mükemmelse hikmetsiz bir iş yapmaz da olabilir veya evrenle ilgilenmeyedebilir ilgilenmeyince mükemmel nasıl olur bilmiyorum ya da neden mükemmel? olmak zorunda? her iki olasılıkta mümkün.

Bilemediğimiz bir şey hakkında yapacağımız yorum yine bilemeyeceğimiz bir şey olacaktır.

"Bir ağacın elmasını bile tanrı yapıyorsa, tanrı bu sistemi eksik mi kurgulamış..."

Tanrıyı kendimiz gibi düşünüyoruz bir insanın bir robot yapmasına benzetiyoruz mesela robotun kolunu hareket etmesini onu kodlayan kişi yazmıştır ama robot kolunu kendi(mi?) hareket ettirmiştir onu kodlayan değil (çünkü robot onu kodlayan kişi değildir ikisi ayrı ayrı şeylerdir) nerede ve ne zaman o kolunu hareket ettireceğini de kodlamıştır yani robot hiç bir şey yapmıyor(mu?) esasında kısaca kodları fiiliyata dönüşüyor

Belki ileride çok iyi algoritmalarla kodlanmış robotlar bizler gibi olacak alternatif seçeneklerden kendi istediğini seçecek özgür iradesi olacak ama bizim özgür irademiz var mı ve robotlara bunu yapabilir miyiz bilmiyorum.

Bizde robot muyuz?

Ağacın elmasının ne zaman ve nerede, nasıl olacağını tanrı nasıl yapıyor?

Sorduğun soruya göre cevaplamaya çalışıyorum çok saçma şeyler yapıyorum ama mesela arabayı çalıştırıyoruz motoru kendi dönüyor ama biz gaza basıyoruz vites değiştiriyoruz falan...

Belki o böyle istemiştir.

tanrı nedir? = BİLMİYORUZ

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Anıl Ketenci
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yarasalar bir memeli ama nasıl uçabiliyorlar ? Yıllar içinde hangi ortak canlıdan ayrılmışlar ve neye adapte olmuşlar merak ediyorum
Puan Ver
0
Puan Ver
245
İhtiyar Hu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela elime taş alıp bir kuma atsam taş kumda çukur oluşturur fakat taşta oradadır.
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Arjin Acar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kataliz aktivasyon enerjisini yükseltebilecek bir işlevde bulunabilir mi? Bu teoride mümkün müdür?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Ahmet Kerem Algüzey , Kimya mühendisliği lisans öğrencisi Onaylı Kullanıcı

Katalizörler kimyasal dengeyi değiştirmeden, reaksiyon hızını etkileyen maddelerdir. Esasen, aktivasyon enerjisi daha düşük bir "yol" açarak, istenilen reaksiyonun daha hızlı gerçekleşmesini sağlarlar. Katalizörler aktivasyon enerjisini yukarı çıkartmazlar, daima indirirler. Aksi hâlde katalizör olmazlardı. Kataliz olayının işlevi tamamen aktivasyon enerjisini düşürmekten ibarettir.

Ancak reaksiyonu durduran veya yavaşlatan maddeler de vardır. Bunlara inhibitör adı verilir ve kimya, biyoloji gibi dallarda karşımıza çıkarlar. İnhibitörler kimyasal reaksiyonları yavaşlatıp durdurabileceği gibi, biyolojik faaliyetleri de enzimlerin yapısına katılarak durdurabilirler. Nitekim enzimler de bir biyolojik faaliyet için gereken enerjiyi azalttığından, esasında katalizördürler. Aktivasyon enerjisini artırmak için ortamdan katalizörü çıkartmak veya ortama katalizörün etkisini azaltacak inhibitör maddeler eklenmesi gerekir.

Bu konuda çok genel anlamda bilgi sahibi olmak için Vikipedi'deki kimyasal kinetik sayfasına bakılabilir. İleri okuma için Chemistry LibreTexts sitesindeki The Arrhenius Law: Activation Energies adlı yazıya bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 3684 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Demokrasinin ölümü muhtemelen bir çalılıktan suikast ile olmayacaktır. Vurdumduymazlık, umursamazlık ve değerbilmezlik yoluyla, yavaş bir tükeniş olacaktır.”
Robert Hutchins
Geri Bildirim Gönder