Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ozan Baş
Teşekkür
Hatırla
Takip
Hastalığı geçirmiş ama taşıyıcı durumdaki bireylerin izolasyondan çıkıp normal hayatı sürdürmeleri ve hastalık bulaşmamış olanların izolasyonu seçmeleri durumunda nüfusun sınıfsal olarak çok keskin bir biçimde ikiye bölünmesi gerçekleşebilir. Bu durumda toplum, hükümet, sosyal etkileşim neye benzeyecek?
Puan Ver
0
Puan Ver
6K
Rıdvan Arslan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Enerjiyi kısaca "iş yapabilme yeteneği " olarak tanımlıyorlar.Ama benim sorum daha temel.Enerji tam olarak nedir ? Nasıl ve neden var olmuştur ? nasıl bir şeydir ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Enerji dediğimiz şey, aslında modern fizik tanımı ile (E=mc²) kütle çarpı ışık hızının karesidir. Bu da demek olur ki enerji, aslında bir kütlenin hız ile (ışık hızı) çarpımıdır. Enerji modern, klasik, ve kuantum fiziğinde bize ilginç gösteriler sunar. Kuantum dünyasında dalga boyu için kullanırken klasik ve modern fizikte bambaşka amaçlara hizmet eder. Kısaca enerji bir varlığın madde olmasını sağlayan en temel şeydir. Eğer mutlak sıfıra inerseniz (-273 C°) enerjiniz kaybolur ve Einstein-bose yoğunlaşmasına girersiniz.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Bilim bilin E=mc²
  2. Ayhan tarakçı Einstein-bose yoğuşması
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Mahmut Sabah
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bir elektron neden biz konumunu ve hızını bilmeyelim diye çekirdeğe düşmez bunun sebebi belirsizlik ilkesi mi cidden ama siz açıklamalarınızda atomun yalnızca atom olduğunu söylüyorsunuz cevabı alamadığım için tekrar soruyorum elektronlar neden çekirdeğe düşmez?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Elektron denilen negatif yüklü parçacıkların çekirdeğe düşmemesini iki neden ile açıklayabiliriz. İlk olarak şunu söyleyebilirim ki elektronlar her zaman elektron bulutu dediğimiz yerde dönerler belirli bir konumları Heisenberg belirsizlik ilkesi yüzünden yoktur. İkinci olarak elektronların çekirdeğe düşmemesi için nükleer kuvvetlerin olmaması gerekiyor. Bildiğim kadarıyla elektronları yörüngede tutan kuvvet zayıf nükleer kuvvet. Birde şunu söylemeliyim ki atom her zaman atom değildir, çünkü atom dediğimiz zaman aklımıza bir parçacık görüntüsü gelir. Fakat foton, elektron gibi parçacıklara bakarsak hem dalga hemde parçacık gibi olduğunu görebiliriz bu dalga-parçacık ikliliğidir. Bunu young deneyi gibi deneylerde görmek mümkündür. Elektronlar sadece belli durumlarda ya dalga yada parçacık olur elektron bulutu içindeki elektronlar parçacık halindedir.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
300
Emre Taşdemir
Teşekkür
Hatırla
Takip
2 bölümü olan bir kap düşünelim bu kabın 1. bölümü 100 Atom,2. bölümü 10 Atom kapasiteli olsun.İki bölümü de eşit basınca maruz bırakıp bölümleri kapattığımızda teknik olarak 100 Atomluk bölüm zorla 2. bölüme geçmeye çalışacaktır ama bu iki bölümün de eşit basınca sahip olacağını biliyoruz. Neyi yanlış anlıyorum?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhabalar,

Kurduğun kapalı deney sistemine bakarsak, sistem içinde hata yok. Hata yaptığın yer ise, iki bölme arasında uygulanabilecek yegane kuvvetin basınç sayesinde uygulanacak olduğunu atlaman.

Basınç bu sistemde 100 atomluk bölme için de 10 atomluk bölme için de sabit ise, 100 atomluk bölme ve 10 atomluk bölme aradaki ayıracı eşit oranda iter ve böylece sistem üzerindeki kuvvetler eşit olduğundan bir değişiklik gerçekleşmez.

Bunu şu şekilde de düşünebilirsin. 100 atomluk bölmede 100 atom bulunduğundan, her atom bölmenin her bölümüne eşit ve F değerinde kuvvet uygulayacak ise aynı şey 10 atomluk bölme için de geçerli olacaktır. Bu anlatım bilimsellikten biraz uzak oldu fakat anlamana yardımcı olacağını düşünüyorum.

Bilim dolu günler dilerim, kalın sağlıcakla.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,060
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba Selçuk,

Sorduğun konu hakkında Evrim Ağacı bünyesinde uzunca bir makale mevcut. Baştan sona okuduğun takdirde kafandaki tüm soru işaretlerinin yok olacağını düşünüyorum.

Makaleye buradan ulaşabilirsin.

Ölüm, kendimizi bildik bileli anlamlandırmaya çalıştığımız ürkütücü bir olgudur.

Sağlıcakla :)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,060
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yüzeysel derken bir kaç bölümden oluşabilir. Belgesel mümkünse sadece insan evrimi değil Sürüngen kuş ve memelilerin evrimini anlatabilirse daha iyi olur. Teşekkürler
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba Selçuk,

Evrim Ağacı bünyesinde (internet sitesi - youtube kanalı) halihazırda evrim dersleri mevcut.

Buradan yazı dizilerine

Evrimsel Biyoloji, Genel Biyoloji, Fizik, Astronomi, Kozmoloji, Kimya, Sosyal Bilimler, Felsefe ve daha bir çok konuda yazı dizileri mevcut.

Bunun yanında Evrim Ağacı Youtube kanalında sevgili Çağrı Mert Bakırcı tarafından büyük bir özenle hazırlanmış lise düzeyinde evrim dersleri mevcut.

Youtube kanalındaki videolar evrime yeni yeni giriş yapanlar için tam kararında bir seviyede.

Buradan ise Youtube kanalına ulaşabilirsin

Sağlıcakla :)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,060
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba Selçuk,

Yaşamın kaynağı olan su, canlıların vücutlarında farklı yoğunluklarda bulunur. Dolayısıyla bu tüm canlıların su içme zorunluluğu olduğu anlamına gelir.

Balıklar tatlı sularda ve tuzlu sularda yaşayanlar olarak ikiye ayrılır. Tuzlu sudaki tuz yoğunluğu balığın vücudundakine göre daha yüksektir. Bu nedenle balığın vücudundan dışarıya doğru bir su çıkışı olur. Tuzlu sularda yaşayan balıklar bunu dengelemek için devamlı su içmek zorundadır. İçtikleri tuzlu sudaki fazla elektrolitleri de solungaçlarından dışarı atarlar. Bu, çok fazla enerji gerektiren bir işlem olduğundan, tuzlu su balıkları suyu daha iyi kullanmak için böbreklerinden atılan su miktarını en aza indirir. Tatlı sularda ise bunun tam tersi bir durum oluşur. Tatlı su balıklarının vücutlarındaki tuz yoğunluğu dışarıya göre daha yüksek olduğu için dışarıdan balığın vücuduna su geçişi olur. Tatlı su balıkları da bu fazla suyu devamlı dışarı atmaya çalışır. Balık pulları, vücuda deriden su girişini önlemede de rol alır. Tatlısu balıklarının boşaltımları tuzlu su balıklarına göre çok daha fazladır.

Sağlıcakla :)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
63K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
İzzettin Oktay , liseli ama pek öyle hissetmiyor

daha çok tanrı kavramını.7000 din varken her birini araştırmak zor bilirsin ki.genel olarak tanrı kavramının yanılgısı üzerinde durulur.kaynak linkindeki dawkins kitabını okursan anlarsın :)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
750
Ahmet Eren Doğan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Basitçe anlatın lütfen.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
İzzettin Oktay , liseli ama pek hissetmiyor

özür dilerim öncelikle bu yazacaklarım için hevesini kırdıysam ama lütfen böyle sorular sormayalım.bunun cevabını bulman çok basit sadece googleye yazacaksın o kadar hatta kaynağa bırakıyorum linkini.kendiniz ulaşabileceğiniz bilgileri lütfen tembellik yapıp atmayın.kendinin öğretmeni ol bir nevi :)

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. budur
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
175
İsa Demir
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Birçok hayvanda, özellikle dişilerde yavruyu beslemek için memeler var. Bunlar nasıl evrimleşmiştir. Bununla ilgili bir bilgi var mı? Fosil izi veya herhangi bir şey.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Memeler yavruların enerji ihtiyacını karşılamak amaçlı memeliler sınıfında evrilmiş, ayırt edici bir özelliktir.Meme evrimini fosil kayıtlarında yumuşak doku olduğundan takip edemiyoruz.Fakat günümüz canlılarına bakarak birçok çıkarımda bulunabiliriz.Örneğin ornitorenk ve ekidne. Bu hayvanlar antik memeliler gibi birçok sürüngen özelliği yanında memeli özelliği de gösterir.Bu bakımdan tam bir arageçiş formudur.Ornitorenk ve ekidnelerin memelerine baktığımızda diğer özellikleri gibi bunlarda plesantalı memelilere göre ilkeldir.Süt hayvanın kürkünden sızar ve diğer memelilerde görülen meme ucu bulunmaz.Bu hayvanlar bu bakımdan bize meme evriminin ilk aşamları hakkında bilgi verebilir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Ornitorenk
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,060
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bildiğimiz gibi ay dünyadan her yıl 3,8 cm uzaklaşıyor Bu uzaklaşmayı ayın 4,5 milyar yıllık yaşına oranladğımızda dünyadan sadece 171.000 km uzaklaşması lazım (1 yıl=3,8 cm 1.000.000 yıl=38km 1.000.000.000 yıl=38.000 km. 38.000 km × 4,5=171.000 km) Bilim insanları ayın ilk oluşumunda dünyadan sadece 22.500 km uzakta olduğunu söylüyor şuan ise ay bizden ort. 384.400 km uzaklıkta. Yılda 3,8 cm uzaklaşmasına göre ay oluşumundaki uzaklığı (22.500 km) ile 171.000 km yi toplarsak 384.000 olmuyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ne kadar olduğunu bilmiyorum fakat ayın nasıl uzaklaştığını açıklayabilirim. Nasıl biz güneşten uzaklaşıyorsak Ay'da bizden uzaklaşıyor, bunun nedeni tamamı ile uzay-zaman bükülmesi (space-time) ve dünyamızın eliptik bir yörüngeye sahip olması nedeni ile ay bizden uzaklaşıyor, tam bilmiyorum fakat hesaplamaların her sene aynı oranda uzaklaşmadığı olabileceği için yanlış olabilir.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
750
Ahmet Eren Doğan
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Işık dediğimiz şey aslında kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, ve mor renklerin karışımıdır. Biz ışığı bir prizmaya yönlendirirsek (Newton'un yaptığı gibi) ışık birden fazla yüzeyde kırılır. Hepsinden farklı renkler çıkar çünkü ışığı yansıttığımız prizmada beyaz rengin içindeki tüm renkler olduğu için ışığın soğurulması durumu yaşanmaz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Zahir Erol
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhaba, tuhaf bir alerjim var. Terlemeye ve sıcağa karşı vücutta kızarma, şişme ve kaşıntı oluyor. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Bu çok rahatsız edici. Birçok Doktora gittim ama sebebini bilmediklerini söylediler. Acaba bunun sebebi ne olabilir? Çok araştırdım ama bir sonuca varamadım. Yardımcı olursanız sevinirim.
Puan Ver
1
Puan Ver
716
Ahmet Can
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (2)
Mastürbasyon ve klasik seks sonucunda elde edilen orgazm arasında fark var mı? (Rol alan nörotransmitter sayı ve yoğunluğu, kişilerin deneyimi gibi...)
Puan Ver
0
Puan Ver
25
İsmail A.
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar. İnsan gözü soldan sağa mı, sağdan sola mı okumaya daha elverişli?
Puan Ver
1
Puan Ver
1,060
Selçuk Urgancı
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tanrı ya da yaratılış kavramlarına özel olmamakla birlikte, bir konuyu takıntı hâline getirmek ruh sağlığını ve dolayısıyla vücut sağlığını etkileyebilir. Felsefe, teoloji, din tarihi okuyarak en azından bu varoluşsal sancıları bilinçli bir şekilde atlatabiliriz.

Teşekkür (2)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
37K
Ufuk Derin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Kesin olarak şempanze-insan son ortak atası (Chimpanzee-human last common ancestor)’na ait olduğu düşünülen bir fosil bulunmamış ve CHLCA olarak bilinen belirli bir tür yoktur.

İlk olarak 1944’te; Pyrgos Vassilissis, Atina’da bulunan bir adet alt çene kemiği, daha sonra Azmaka, Bulgaristan’da bulunan P4 dişinin (2012, Spassov ve ark.) farklı insansılarla karşılaştırarak incelendiği bir çalışmada (Fuss ve ark. 2017) 7.175 Milyon yıl önceye tarihlenen Graecopithecus cinsinin şempanze-insan son ortak atası (CHLCA)’ndan sonraki ilk hominin olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma, Avrupa’da bulunan Graecopithecus'un Afrika’daki torunları olan insansılardan [Atadan toruna doğru; Sahelanthropus tchadensis (6-7 myö), Sahelanthropus'un torun türü olan Orrorin tugenensis (5.8-6 myö) ve Ardipithecus kadabba (5.2-5.8)] daha eski olduğunu göstermiştir. Eğer bu türün Güneydoğu Avrupa’da yaşadığı doğruysa, 7 milyon yıl önce torunlarından Homo cinsinin oluştuğu Afrika’ya tekrar dönmüş olmalıdır.

6 Hominidae türüyle ve 7 alt tür ile yapılan yapılan tek nükleotid polimorfizmi çalışmasında (Prodo-Martinez ve ark. 2013) insan-şempanze ayrımı 7.9 milyon önceye tarihlenmiş, daha sonra yapılan bir moleküler saat çalışmasında ise (Moorjani ve ark. 2016) 12.1 milyon yıl olarak tarihlendirilmiştir. Çalışmanın yayınlandığı aynı makalede önceki moleküler saat çalışmalarıyla birlikte belirsizlik oluştuğu ifade edilmiş, şempanze-insan ayrılmasının 6.5-9.3 myö arasında olduğu tahmin edilmiş, ek olarak fosil kayıtlarıyla uyuşan bölünme zamanı olarak 6-10 milyon yıl önce tahmin edilmiştir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. PLOS Potential hominin affinities of Graecopithecus from the Late Miocene of Europe
  2. PNAS Variation in the molecular clock of primates
  3. ResearchGate Great ape genetic diversity and population history
  4. Britannica Background And Beginnings In The Miocene
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Gökmen Özkan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Fiziği seviyorum ama hangisini okusam kararsız kaldım. Amacım bilim insanı olmak değil de teknolojiyle uğraşmak.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle fizik temel bilimlerden biridir. Okuması zor , emek isteyen bir bölümdür. Matematiği seviyorsan ve tabiri caizse yaşarken tanrıyı bulmak istiyorsan fizik okumanı öneririm.

Ama teknolojinin bu kadar geliştiği ve eksponansiyel gelişim göstermeye devam edeceği neredeyse kesin iken , yapay zeka , makine öğrenmesi , mekatronik ve otomasyon artık hemen hemen her sektöre girmeyi teorik olarak kesinleştirmiş hatta bazı sektörlerde pratik olarak tabiri caizse sazı eline almaya başlamış ise , kariyer anlamında elektrik elektronik mühendisliği okumak , kendini o alanda geliştirmek daha mantıklı gözüküyor.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Murat Can Atlı
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
UV ışınlar çoğu bakteri ve virüsü ortadan kaldırmak için kullanılan bir yöntem. Havalar ısındığında korona virüsün gücü zayıflayacak denmesinin sebebi de güneşten gelen UV ışınlar olabilir diye düşünüyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Baran Anık , Tıp Fakültesi Öğrencisi

Merhaba,

SARS-COV-2 (yeni tip korona virüs) zarflı bir RNA virüsüdür. Zarf, virüsün RNA'sını ve kapsidini saran bir yapıdır. Viral zarf virüsün konak hücreye tutunmasını ve bağışıklık yanıtından korunmasını sağlar.

Zarflı virüsler, konak hücreye viral zarfları sayesinde tutunur ve zarflarını konak hücre membranına katarak nükleik asitlerinin hücre stoplazmasına sokarlar. Bu sayede hücreyi enfekte ederler. Zarflı virüsler konak hücrenin elemanlarını kullanarak nükleik asitlerini çoğalttıktan sonra konak hücreden ayrılırken kapsidlerini ve RNA'larını tekrar hücre zarıyla sararak hücreyi terk ederler, yani virüs zarfı aslında konak hücrenin hücre zarıdır.

Bu olay göz önüne alındığında zarflı virüsler konak hücrenin hücre zarına zarar verebilecek her olaydan etkilenirler. UV ışınları, sıcaklık, bazı dezenfektanlar gibi etkenlerin SARS-COV-2'yi inaktive etmesinin (virüsler canlı varlıklar olarak kabul edilmezler bu yüzden ölemezler fakat aktifliklerini yitirebilirler) sebebi viral zarftır.

Bunun yanında SARS-COV-2'nin yaz aylarında gerçekten zayıflayıp zayıflamayacağı veya yok olup olmayacağı gibi söylemler tam olarak doğrulanmış değil ve otoriteler tarafından hala tartışılmakta.

Oxford Üniversitesinden küresel sağlık araştırmaları profesörü Trudie Lang hem kendisinin hem de uzman virolog arkadaşlarının SARS-COV-2'yi tam olarak bilmediklerini ve havanın ısınmasıyla bu virüsün ortadan kalkacağını söyleyenlerin gereksiz bir genelleme yaptıklarını düşündüklerini söylüyor.

Bunun yanında yaz aylarında SARS-COV-2'nin yok olacağı fakat kış aylarında tekrar ortaya çıkabileceği gibi senaryolar da düşünülüyor.

Bilim dolu günler dilerim, sağlıcakla kalın.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Wikipedia Zarflı virüs özellikleriyle ilgili genel bilgi.
  2. BBC Yaz aylarında yayılma hakkında yorum.
  3. Bilim Teknik
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7K
Mahmut .
Teşekkür (1)
Hatırla (1)
Takip
Yenilenebilir kaynakların verimlerinin,maliyetlerinin,kapladıkları alanın,harcanan enerji ve insan gücü durumunun ne kadar geliştiğini düşünüyorsunuz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Fosil yakıtların dünya üzerinde homojen olmayan dağılımları veya politik nedenlerle çeşitli

açılardan içerdiği dezavantajlar tüm ülkeleri yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmaya

yöneltmektedir. Bu durum ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin yanı sıra gelişmekte olan

ülkelerin de bu teknolojilere çeşitli şekillerde teşvik mekanizmaları geliştirmesi sonucunu

doğurmaktadır. Şekil 2’de Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre yenilenebilir enerji

kaynaklarından üretilen elektrik enerjisi miktarının değişimleri incelendiğinde, özellikle rüzgâr,

biyokütle ve güneş enerjisi dönüşüm sistemlerindeki artışın çok hızlı olduğu görülmektedir.

2002-2012 yılları arasında rüzgârdan elektrik enerjisi üretim yaklaşık 10 kat artarak 50 TWh

den 530 TWh2e ulaşmıştır. Biyokütle en çok kullanılan ikinci yenilenebilir enerji kaynağı

olarak yıllık 320 TWh in üzerinde elektrik enerjisi sağlamaktadır. Fotovoltaik enerji üretiminde

de yıllık 100 TWh’in üzerine çıkıldığı görülmektedir. Şekil 3'den yenilenebilir enerji

yatırımlarının özellikle son yıllarda dünya geneline yayıldığı söylenebilir. 2004 yılında toplam

yenilenebilir enerji yatırımının sadece %20'si gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılırken,

lineer sayılabilecek bir artış göstermiş ve 2015 yılında %54,5 değerine ulaşmıştır. 2015 yılında

toplam 286 milyar dolar olan yenilenebilir enerji yatırımlarında gelişmekte olan ülkelerin payı

156 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu değer, sürdürülebilir enerji teknolojilerinin

kalkınmada sağladığı avantajların dünya ülkeleri tarafından dikkate alındığını göstermektedir.

Ancak tüm bu verilere rağmen ülkemizin ve dünyanın fosil yakıtlara bağımlılığı da devam

etmektedir.

Yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretiminin değişimi (hidroelektrik hariç)
Yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretiminin değişimi (hidroelektrik hariç)
Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretimi: Mevcut durum ve gelecek beklentileri Nevzat ONAT Department of Electrical-Electronics Engineering, Faculty of Engineering, Manisa Celal Bayar University, Manisa, TURKEY
Yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan yatırımların yıllık bazda değişimleri
Yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan yatırımların yıllık bazda değişimleri
Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretimi: Mevcut durum ve gelecek beklentileri Nevzat ONAT Department of Electrical-Electronics Engineering, Faculty of Engineering, Manisa Celal Bayar University, Manisa, TURKEY
Teşekkür

Kaynaklar

  1. Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretimi: Mevcut durum ve gelecek beklentileri Yenilenebilir enerjinin dünya tarafından doğru algılandığı ve doğru karşılıklar verildiği ama bazı politik sebepler ile fosil yakıtlara bağımlılığın devam etmesi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
63K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bu iki kişinin yaşama yüklediği anlam bakımından ele alındığında yaşam seyirlerinde bilimsel olarak farklarının olup olmadığı konusunda somut sonuçlardan bahsedilebilir mı?
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Ozan Mahitap
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
İyileşen A+ kan grubuna sahip bir hastanın bağışıklık sistemi artık SARS-CoV-2'yi tanıyabilir, bir süreliğine de olsa. Bu virüsü tanıyan lenfositlerin aynı kan grubunda başka bir hastaya nakli ve iyileşme sürecine katkısı mümkün mü? Değilse neden?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba Ozan,

Bahsettiğin tedavi biçimi halihazırda COVID-19'a karşı denenmekte fakat çok masraflı ve uğraştırıcı bir işlem olduğu için şimdilik yalnızca ağır hastalarda kullanılıyor.

Yaklaşık yüzyıllık geçmişi olan ve günümüzde plazma nakli olarak bilinen bu yöntemin geçmişi, aşının çok daha öncesine dayanıyor. Henüz aşı bilinmiyorken grip ve kızamık salgınıyla mücadele için kullanılan kan nakli, yakın zamanda SARS ve Ebola salgınlarına karşı da kullanıldı.

Selametle :)

Teşekkür (2)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
580
Ahmet Güzel
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
İtalya'da görülen bu ölüm oranlarının da 5G antenlerine bağlı olduğu söyleniliyor. 5G antenlerinin Covid-2019 da dahil olmak üzere Virüslere bir etkisi var mı? Varsa nasıl bir etkisi var?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhaba Ahmet,

Virüsler yapıları gereği yalnızca canlı varlıkların içerisinde hayatta kalabilir ve çoğalabilirler. Dolayısıyla virüslerin canlı vücudu dışarısında hayatta kalabilme durumları sınırlı, çoğalabilme durumları ise imkansızdır.

Çeşitli radyo dalgalarının insan direnç sisteminin gücünü düşürdüğünü varsayarsak -Yapılan araştırmaların çoğunluğunun birbiriyle zıt sonuçlar doğurmasından dolayı net bir görüş bulunmamaktadır- az gelişmiş bölgelerde insan yapımı radyo dalgaları yayan aletlerin az bulunması veya hiç bulunmamasından ötürü o bölgelerde COVID-19 yayılım sıklığının veya hızının düşük olmasını bekleriz fakat güncel tablolar bize bunu göstermiyor.

Henüz bu konu hakkında net bir çalışma olmamak ile birlikte elimizde bulunan kaynaklar ışığında böyle bir şeyin mümkün olmadığını şimdilik söyleyebiliriz. İleride yapılan araştırmalar sonucu olayın tam tersi kanıtlanabilir fakat aksi bir duruma kadar bu görüşü kabul edebiliriz.

Selametle :)

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Doğu Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar ve Teknoloji Yüksek Okulu Bu raporda mobil haberleşme cihazları ve baz istasyonlarından kaynaklanan mikrodalga sinyallerinin insan sağlığı üzerindeki etkileri incelenmiştir.
  2. Nobel Medicus
  3. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhaba covid virüsü 1960 yılından bu yana bilinmesine rağmen neden önlem alınmamış ? kamuoyunu aydınlatır ve bilgi verirseniz sevinirim teşekkürler
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar, Coronavirüs MERS-CoV, SARS-CoV ve COVİD-19 gibi türleri bulunan bir virüs ailesidir. Burada hocamızın 1960 yılındaki keşfinden bahsederken ki kastı Coronavirüs ailesinin ilk üyelerinin keşfidir. COVİD-19 yine bu ailenin başka üyelerine büyük oranda benzer ancak farklı bir üyesidir. İlk defa 31 Aralık 2019 da keşfedildi. Bulaşının çok hızlı olması sebebi ile de daha önlem alınamadan büyük bir alana yayıldı. İyi günler dilerim.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. WHO
Devamını Göster

Toplam 4563 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Uygulamalı bilimler diye bir bilim yoktur. Bilimler ve uygulamaları vardır ve bunlar, bir ağaç ve meyvesi gibi birbirine bağlıdır.”
Louis Pasteur
Geri Bildirim Gönder