Soru & Cevap

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Evrim Ağacı'nın site üzerinde bağımsız okur etkileşimini gerçekleştirmeyi mümkün kılan ilk dijital projesidir. Birçok diğer projenin öncülüdür. Bu kılavuz, kullanıcılara yol göstermesi ve sık sorulan bazı soruları yanıtlaması için hazırlanmıştır.

Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar

Bu fikir nereden çıktı?

Bu konuyla ilgili temel bilgileri buradaki Patreon yazımızdan görebilirsiniz.

Profilimde çıkan puanlar ne anlama geliyor?

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Uyum Puanı'mı gizleyebilir miyim?

Evet. Evrim Ağacı profilinizin gizlilik ayarlarına giderek "Profilimde UP Göster" seçeneğini değiştirebilirsiniz. Bu durumda siz hariç kimse Uyum Puanı'nızı göremeyecektir.

"Kabul Edilen Cevap" nedir?

Soruyu soran kişi, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Kabul Edilen Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara göre daha yukarıda gösterilecektir ve hem soruyu sorana, hem de cevabı verene UP verecektir. Soruyu soran, bir cevabı kabul edilen olarak işaretledikten sonra geri alamaz veya değiştiremez. Moderatörler veya yöneticiler, cevabın isabetli olmadığına kanaat getirecek olursa kabul edilen cevabı geri alabilirler.

"Öne Çıkarılan Cevap" nedir?

Moderatörler veya yöneticiler, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Öne Çıkarılan Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara en üstte gösterilecektir ve cevabı veren kişiye UP verecektir.

Sorular için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Soruların oy puanı pozitif oy sayısından negatif oy sayısının çıkarılmasıyla hesaplanmaktadır.

Cevaplar için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Cevapların oy puanı sadece pozitif oy sayısı üzerinden hesaplanmaktadır. Negatif oy vermek yerine beğendiğiniz diğer cevaplara pozitif oy verebilir veya kendi daha iyi olan cevabınızı girebilirsiniz.

Sorularımı yeni cevaplara kapatabilir miyim?

Evet; ancak belirli koşulların sağlanması gerekiyor. Sorunuzu cevaplara kapatabilmeniz için:

  • En az 5 cevap gelmiş olması, veya
  • Kabul edilen cevap seçmiş olmanız, veya
  • Öne çıkarılan bir cevap seçilmiş olması gerekmektedir.

Sorularımı sonradan düzenleyebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu ilettikten sonraki ilk 30 dakika içinde düzenleyebilirsiniz. Bundan sonra herhangi bir düzenleme yapamazsınız. Eğer çok önemli bir değişiklik gerekiyorsa bize e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz.

Sorularımı silebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu sorduktan sonra hiç cevap girilmemiş olması gerekmektedir. Kimi zaman cevap göremeseniz de silemeyebilirsiniz; çünkü onaylanmayı bekleyen (moderasyon denetimine düşmüş) yanıtlar girilmiş olabilir. Ayrıca isim açık şekilde sorduğunuz sorunuzu silmeniz halinde 35 UP, anonim sorduğunuz bir soruyu silmeniz halinde 20 UP kaybedeceksiniz.

Bilimsever Kitleye Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı üyesi olup da cevap vermek konusunda engellenmemiş tüm Evrim Ağacı ailesi üyelerinin sorulara yanıt verebileceği kısımdır. Eğer sorunuzun herhangi bir bilimsever tarafından yanıtlanmasını istiyorsanız buradaki kategorileri kullanmalısınız.

Bir Bilene Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı'na ve Türkiye'deki bilim algısına katkı sağlamak isteyen uzmanların, akademisyenlerin, doktora veya yüksek lisansını almış, belli bir alanda yetkinliğini ispatlamış kişilerin kendilerine özel alanlarının olduğu kategoridir. Eğer bir uzmana spesifik bir soru sormak istiyorsanız bu kategoriyi kullanmalısınız. Unutmayın ki buraya sorulan sorulara, o uzmandan başka hiç kimse yanıt verememektedir. Bu konuda daha fazla bilgiyi bu videomuzun 36. saniyesinden itibaren alabilirsiniz.

Puan Ver
1
Puan Ver
80
Burak Saler
Yani demek istediğim ışık hızı boşlukta neden 100 yada 400 bin km/saniye değil de 300? Veya neden kütleçekimi diye bi kuvvet var? Bunlar nasıl oluşmuş?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evreni ve fiziği anlama açısından güzel bir soru.

Fizik yasaları, kanunlar vs, bizim evrendeki sistematiği ve bilgiyi anlama çabamızın çıkarımları. Şunu baştan belirtmek gerekiyor ki, bütün organizmalar, kendi UMWELTleri ile gözlem yapar. Yani dış uyaranları ve kendilerini algılamada bir SINIRLILIĞA sahip bütün varlıklar. Bu nedenle evreni anlama konusunda çoğu zaman yeterli olamıyoruz birey olarak. Sistemli bilim olmazsa olmaz kısaca.

Elde ettiğimiz fizik yasaları üzerinden evreni tanımlayamayız bütün ve eksiksiz olarak. Bu nedenle henüz tam olarak anlaşılamamış dev bir sisteme ait süper net çıkarımlar da malesef mümkün görünmüyor.

Yasaların oluşumları açısından ise, VARLIKLARIN DOĞALARININ ETKİLEŞİMİ olarak bakabiliriz. Yani ışığın hızı başka bir fenomen-etki tarafından değil, bütün içinde olması gerektiği şekilde, kütleçekim de, kütle sahibi bütün varlıkların içinde bulunduğu higgs alanı - higgs bozonu ile doğal etkileşimi gereği oluşmakta. (Kütleçekimin mekanizması belli düzeye kadar bilinse de, varlık nedeni bilinmiyor.)

ŞEYler, kendi doğalarını, büyük patlama şartlarıyla birlikte ortaya koyma, diğer şeylerle etkileşime geçirmeye başlamalarıyla oluşan doğal mekanizma olarak düşünülebilir. Biz bu düzenin parçalarını anlamaya çalışıp bütüne dair çıkarımda bulunmaya çalışıyoruz.

Unutmamamız gereken, bizim algı kısıtlılığımız nedeniyle, fizik evreni aslında olduğu gibi değil, bu kısıtlılığın izin verdiği haliyle deneyimliyoruz.

En basit örnek : Işık dalga boyunun 10milyarda 1'ini görebiliyoruz. Ve kör olmadığımızı düşünüyoruz.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
105
Sezgin Şahin
Tam olarak her hafta olmaya başladı çok rahatsızlık veren birşey tam uyanma anında bütün vucudum kitleniyor. Bir defa artık son raddesine kadar dayanmak istedim sanki vucuduma sürekli biri baskı yapıyor hissi oluşuyor. Bunun sebebi günlük yaşamda yaşanılanlarla alakası varmıdır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet alakası vardır, bu durumu birçok şey tetikleyebiliyor. Uyku felcinin başlıca nedenleri; uykusuzluk, uyku düzeninde değişiklikler, anksiyete gibi sorunlar, kalıtsal problemler, sırt üstü yatmak ve madde bağımlılığı olduğu düşünülüyor. REM (Rüyaların görüldüğü uykunun 4. safhası) uykusu sırasında vücut derin uykuda olur ve zihinde rüyalar görülür. Rüya sırasında vücudumuzu hareketsiz tutmak için beyin, kaslarımızı kontrol etmemizi engeller. Eğer REM uykusu sırasındaki döngü sona ermeden uyanılırsa bilinç açılır fakat vücut halen kontrolümüzde değildir, yani yeni uyanmış olsak da vücut hareket edemez.

Stressiz uyku, bilinmeyen ilaçların kullanılmaması, uykunun düzene sokulması ve yan yatmak genellikle çözüm oluyor. Son olarak; eğer vücudunuzda tek bir noktaya odaklanıp kendinizi hareket ettirebilirseniz uyku felci sona erecektir.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Rousi Popsi
Bende sınırlenıp ona dogruları soyledım hanı küfur felan yok sadece herkesın ona karşı duşundugu şeyı soyledım Ikı hafta once başka bırıyle tartıştık yıne dogruları soyledım kavgada. Yanı oyle oluyor kı sonunda ben yıne kotü gozuküyorum. Bende kotü bır ınsan oldugumu duşuncesındeyım. Dogruyu soylemek suc mu? Sızce ben kotü bırımıyım
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

1- İnsan objektif değildir. Bilgiyi, niteliğinden bağımsız olarak kaynağına göre seçer. Yani kişinin ifadesinin doğru olması, muhatabının bunu öncülleyerek kabul edeceği anlamına gelmez. Sevdiği kişinin yanlış söylemi, kişiye sevmediği kişinin doğru söyleminden daha yakın gelir.

Aile bireyleri ve yakınlarımızın hatalarını görmeyiz, sevdiğimiz kişiyi hatasız zannederiz aynı objektiflikten uzak yanımızla.

2- Bir kişinin iyi ya da kötü olduğuna, hayatının tümünü görmeden karar veremeyiz. Ufacık bir kesiti temel alarak bir kişiye iyi ya da kötü denemez.

Kaldı ki, iyi ve kötü tanımlarının neredeyse tamamı insan uydurmasıdır. Çoğu, hoşumuza giden-gitmeyen üzerinden temellenir.

İnsanı dünya üzerinden kaldırsaydık İYİ ya da KÖTÜ kavramları kalır mıydı?

Kendi merkezinde olmama halinin derecelerine verdiğimiz isim bunlar. Merkezinden uzaklaşmaya kötü, merkezine yaklaşmaya iyi diyoruz. Bilmeden hem de.

Kaynaklar

  1. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/27/2286/23780.pdf Kavramsallaştarımanın akademik temelleri.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Erdal Levni
Kişi alkol almayı bıraktığı andan itibaren 24 saat veya 48 saat içinde alkol yoksunluğu belirtileri görülebilir. Ancak bazı alkol bağımlılığı vakalarında Ramazan ayı gibi dönemlerde yoksunluk belirtileri yaşanmamakta. Bu duruma neden olan sosyal ve psikolojik etmenler neler olabilir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bağımlıların şöyle bir mottosu vardır: Bugün o maddeyi kesinlikle kullanmayacağım.

Yani onlar günü kurtarmayı hedefler. NEDEN?

Bağımlılıkta aniden bırakma diye bir şey olmaz. Çünkü bağımlılığa neden olan yolaklar asla silinmez beyinde.

Bu nedenle dönemsel ayrılıklar, beyinde bir süre sonra kavuşulabilecek olma koduna sahip olduğu için dayanmakta çok sorun yaşanmaz. Ancak birden bırakıp, "bir daha hiç kullanmayacağım" diyen bir kişi çok ciddi bir arzu duvarına çarpar. Bu nedenle azaltarak bırakmak en kesin yol gibi görünüyor aniden bırakamayanlar için.

Biliyoruz ki diyette bile bu böyledir. Diyet, bağırsak florasını belirler ve ani diyet değişiklikleri ya da karbonhidratı azaltmak, inanılmaz bir arzu duvarına çarpmaya neden olur. Çünkü beslenme şeklimiz bizden çok, mikrobiyatayı besler. Ve onları karbonhidratla besleyen biri, aniden bunu bırakınca flora bunu talep eder. Ve kazanan genelde bağırsak florası olur, çünkü beslenme alışkanlığımız, flora içindeki mikroorganizma türlerinin sayısını belirler. Sevdiğimizi zannettiğimiz yiyecekleri isteyen de bizden çok flora dır. Yavaş yavaş bırakılan zararlı - çöp yiyecekler, onlarla beslenen mikroorganizmaları da yavaş yavaş azaltacağı için bırakmak kolay olacaktır.

Bir de bizim farkında olmadığımız bağımlılıklarımız var. Telefon, internet, şeker, cinsel içerikli görüntülere maruz kalma gibi. Bunlardan biri ya da bir kaçına sahip isek, beynimiz bizi korumak için dopamin reseptörlerini kapatır. Bu nedenle normal hayattan da zevk alamaz hale geliriz.

Umarım kendimizi özgür hissettiğimiz, bağımlılıklardan arınmış yaşamlarımız olur.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Yani hiç bir şey olmaması demek; ben burada duruyor hiç bir şey yapmıyorum değilde gerçekten içimdeki ölen hücreler olsun onlarda duracak özet olarak dünya üzerinde diğer tüm gezegenlerde tüm galaksilerde tüm evrende hiç bir şey olmayacak. O zaman zaman geçiyor mudur?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Zaman, 3+1 boyut etkisindeki bütün kütleli varlıklar için hüküm süren bir olgu. +1 olarak tanımladığımız boyut zaman yani. Biz onun etkisi altındayız.

Hareketin varlığı - yokluğu zamanın geçişini iptal etmez.

Hareketin hızı, zamanın geçiş hızını yavaşlatır, ama değiştirmez.

Biliyoruz ki, kütlesi olan hiçbir varlık, ışık hızına ulaşamaz. Yani, sonuç olarak kütlemiz olduğu sürece ne yapıyor ya da ne yapılmıyor olduğundan bağımsız olarak zaman -bize göre- geçmeye devam eder.

Evrendeki tüm hareketin durduğu, mutlak durağan bir an düşündüğümüzde, hala 3+1 boyut altında olacak bu şartlar. Yani evrendeki ŞEYler hareket ettiği için zaman geçmiyor. Onların hareketinden bağımsız, mekan gibi entropi gibi herşeye hakim - hüküm süren bir nitelikte zaman.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
100
Taylan Gürbüz
Milyonlarca yil önce "sevgi" dedigimiz duygu, his var miydi? Sevgi nasil evrimlesmistir?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bireyin yaşamını devam ettirebilmesinde avantaja neden olan şartlar, kişi tarafından benimsenir.

Çocukluğundan itibaren kendisinin temel ihtiyaçlarını karşılayan, onu yaşama hazırlayan bakım verenin bu yaşamını destekleyen yaklaşımı, kişi tarafından özel - güçlü bir kişisel bağ a dönüşecektir. Diğer yandan kendini bilmeye başlarken ilk gözlemlediği kişiler, ilk görülen yüzün kişi için belirleyici olması da, kurulan ilişkinin boyutlarını, derinliğini etkiler. Bu nedenle temelde beynin fizik şartlarla kurduğu etkileşim için kullandığı nöral ağlar, uyaranların karşılığı olarak en çok ebeveyn- bakım veren için güçlenecektir. En uzun süreyle oluşturulup derinleştirilen nöral ağlar, aileye ait olanlar olacaktır. Bağın gücü ve yaşamda kalmada etkinliği açısından orta beyin ve korteks bunu sevgi olarak rasyonalize ediyor büyük ihtimal. Yani bu güçlü ağların faydası ve yaşamın merkezindeki halini sevgi koduyla okuyor ve hem onlarla etkileşimi sağlıyor, hem de dış dünyaya uygun hale getiriyor.

Güdü temelli, çoğalma arzusunun, orta beyin - korteks tarafından yorumlanmış hali de aşk. Üreme isteğinin çokluğu, muhatabına olan bağlılığını etkiliyor ve bunu sofistike yönüyle aşık olmak olarak konumlandırıyor. (Hiç bir aşık olan kişi, aşık olduğu kişiyi müzeye koymuyor.)

Yani sürüngen beynin fayda-avantaj-güdü sinyallerinin okunma biçimlerinden biri gibi görünüyor. Ancak gelişim sürecinde o kadar evriliyor ki, bazı insani değerlerin, kendi başlarına var olduklarını düşünür oluyoruz.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Rafi Hızlı
Evet soru biraz saçma gelebilir ama biz de bir şeyin atom parçacığı olabilir miyiz? Doğrusu, güneş sistemimizin atom ile benzerlik göstermesi bu soruya daha çok inanmamı sağlıyor. :)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle şunu anlamak gerekiyor: Bütün boyutlar, kendisinin üstündeki boyutu oluşturan yapılar, aynı zamanda kendisinin altında bulunan boyuta ait yapılardan oluşmaktalar kendileri de.

Yani boyuta bağlı bir döngüsel bütünlük - hiyerarji söz konusu. Ve bunun bir sonu yok gibi görünüyor.

Atom altı parçacıkların atomu oluşturması,

Atomların molekkülleri oluşturması,

Moleküllerin maddeyi, maddenin küreleri, kürelerin galaksi, evren diye kabaca gidersek, bunun devam edebileceği görüşü çok da mantıksız görünmemekte. Bir çok insan merkezli bakıyoruz. O nedenle mikro alem ve makro alem tanımlarımız tamamen bizim merkez olmamız koşuluna göre yapılmış tanımlar.

Ancak bağırsağımızda yaşayan bir mikroorganizmanın bağırsak boşluğunu SONSUZ olarak algılaması gibi bizim de sonsuz - sonsuza yakın olarak düşündüğümüz uzayın başka bir bütüne ait bir parça olup olmadığı konusunda kesin konuşamayız.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
105
Sezgin Şahin
Gezegenlerin insan üzerinde bi etkisi varmıdır ? Makale ile ilgili yorumu okuduktan sonra yazılan çoğu şey gerçekleşiyor.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bütün canlılar üzerinde en yüksek etki dünyaya aittir. Dünya üzerindeki konum, yaşam şartlarını belirler.

Sonra AY. Bitkilerin verimliliği, memelilerdeki sıvılar hormonal düzen, gelgit etkileri vs.

Bunlar doğrudan gözlemlenebilir etkiler, çünkü çok yakın iki gök küre.

Bir de yıldızların etkisi var insan üzerinde. Ancak bu günümüzdeki astroloji ile açıklanabilir değil.

Bireyin doğum anındaki gök haritasının onun üzerinde bir etkisinin olacağı üzerine görüşler var.

Ancak burçlar bunu açıklayabilecek çözüm metodu değil.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Batuhan Yüksel
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Leo Aslan, Tarih Öğrencisi ve Araştırmacı

Önce şunu söylemek gerek kediler aslında evcil değil nasıl yani dersen şu şekilde anlatayım onlar bizim tarlalarımızdaki fareleri avladılar bizde onlara yaşam alanı verdik yani bir nevi al gülüm ver gülüm ilişkişi yaşadık eee tabi doğal olarak da kediler hala doğal yaşamdan kalma alışkanlıklarını sürdürüyorlar detaylı bilgiyi link içine bırakıyorum

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
250
Bilim Seven Birisi
Biz insanlar önceleri bir nedenden dolayı ormanda yaşamayıbırakıp savanalara göç ettik. Etrafı görmek için iki ayakta durmaya evrimleştik.Anlamadığım şey 2 ayakta durunca kaçmamız daha zorlaşıyor, daha yavaş koşuyoruz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İki ayak yürümenin etrafı görme dışında ciddi bir yararı yok hatta çeşitli fizik hastalığına sebep olabiliyor. Kabul edilen durum bu olsa da haklı olabilirsin. Sallıyorum belki insanların o zamanlarda yaşadığı yerdeki yere yakın otlar göze alerjik etki yapmış, ondan ayağa kalkmış olabilir. Yada dikenli otlar yüzümüze zarar vermesin diye ayağa kalkmış olabiliriz. Ama dediğim gibi bu bahsettiklerime kanıt olabilecek bir şey yok.

Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
250
Bilim Seven Birisi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Fikir çok güzel ama whatsapp konusunda bir önerim var.

Böyle bir grup açılacaksa discordda açılması daha sağlıklı olur bence.Çünkü discordda whatsapptan farklı olarak seviye sistemi gibi özellikler var.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Ersals Krononot
Ölümlerin çoğu, tedavisi olan- yanlış yaşam şartlarında ısrar kaynaklı. Kanserlerin max %10u genetik. Diğer kısmı yanlış yaşam şartları kaynaklı. Kişinin fizyolojik gereksinimlerini öğrenmeden, haz odaklı yaşayarak kendi hastalıklarına ve sonuçta ölümüne neden olması, intihar sayılır mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Ali Erden, Lise terk ama felsefe ve bilim ilgisiyle araştırma yapan. Araştırmacı kişilik.

Camus, intiharın yalnızca toplumsal bir olay olarak ele alındığını fakat ölümü seçmek konusunda bireysel düşünce ile intihar arasında bir ilişki olduğunu söyler.

“Böyle bir edim, yüreğin sessizliğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazırlanır. İnsan kendi de bilmez bunu. Bir akşam tetiğe basar ya da kendini sulara bırakır. Bir gün bana intihar etmiş bir emlak yöneticisinden söz ederken, beş yıl önce kızını yitirdiğini, o zamandan beri çok değiştiğini, bu olayın onu ‘için için yediğini’ söylemişlerdi. Bundan daha uygun bir sözcük bulunamaz. Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek ve anlamak gerekir.”

İntiharın bir “içindekini söyleme” edimi olduğunu şu şekilde ifade eder Camus:

“Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir. Ama örneklemeleri fazla ileri götürmeyelim de bilinen sözcüklere dönelim. Yalnızca ‘çabalamaya değmez’ demektir kendini öldürmek. Yaşamak, hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. Birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerin birincisi de alışkanlıktır. İsteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığını içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir."

Camus'un söylediklerinden yola çıkarsak intihara kişinin bilinçli olarak ölmek amacıyla gerçekleştirdiği eylemler diyebiliriz. Sigara içen birisi yaşamayı ve çabalamayı değersiz bularak ölmek amacıyla bu eylemi gerçekleştiriyor ise yaptığı bu eyleme intihar diyebiliriz ancak kişi sigaraya bağımlı olduğundan dolayı rahatlamak için yada zevk için tüketiyorsa bu bir intihar eylemi değildir. Durum şu ki bu soru bir çok felsefecinin aklını karıştırır. Bir çoğu her ne kadar eylemin amacı intihar olmasa da kişinin öleceğini bilerek bu eylemleri gerçekleştirdiğinin kanısıyla sigara bağımlılığı, alkolizm gibi durumlara intihar gözüyle bakmaktadır. Bazıları ise kişinin eyleminde ki nedene bakarak kişi öleceğini bilsede bu eylemleri rahatlamak ya da keyif için gerçekleştirdiğinden dolayı bunlara intihar gözüyle bakmamaktadır.

Not: Sigara ve alkol sadece en bilindik örneklerdir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Ersals Krononot
Uzaydaki her şey dönme hareketi sergilemekte. Bu hareketin nedeni nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Mantık evrendeki her dönen şey için aynı aslında. Galaksi içerisinde galaksiler var ve sürekli bu evrenin bir yerlerinde çarpışmalar ya da patlamalar meydana geliyor. Yani zincirleme bir şekilde bir galaksi başka bir galaksinin hareketini ve hızını etkiliyor.

Bir kaynaktan biraz daha uzun ve açıklayıcı bir anlatım buldum onu da paylaşmak isterim;

Üzerinde yaşadığımız Dünya, yeni doğmuş bir yıldızın etrafında gaz ve toz bulutundan ibaretti. Zamanla uzay boşluğundaki taşlar ve tozlar bu bulutla birleşmeye başladı. Ancak bu taş ve tozlar da Güneş’in etrafında döndüğü için çarpışmalarıyla da Dünya yavaş yavaş dönmeye başladı.

Buraya kadar her şey tamam; Dünya, Güneş Sistemi döndüğü için dönüyor. Peki Güneş Sistemi neden dönüyor? Mantık aslında yine aynı: Güneş Sistemindeki gaz ve tozların büyük bir kısmı Güneş’i oluşturdu. Güneş oluşmadan önceki patlamayla kalan tozlar etrafa saçıldı. Bunların bir kısmı ise aynı tarafa yöneldi; böylece çembersel hareketin ilk adımı başlamış oldu. Kütle büyüdükçe dönme hızı arttı ve etrafta onu yavaşlatacak fazla da bir şey olmadığı için hızı artmaya devam etti.

Daha bebek olan Güneş Sistemi’miz, o zamanlar şimdi sahip olduğundan daha fazla açısal momentuma sahipti. Bunun sonucunda etrafındaki tüm objeler Güneş’le aynı yönde dönmeye başladı.

Ancak günümüzde her gezegenin kendi dönme ekseni ve hızı var. Örneğin Venüs diğer gezegenlere zıt yönde dönerken, Uranüs’ün kendi dönme ekseni 90 derece eğri. Bunların nedeni hakkında kesin bir sonuca varılamamışken Venüs’ün birtakım çarpışmalar yüzünden yavaşlayıp diğer yönde tekrar hızlandığı; Uranüs’ün ise iki farklı nesnenin farklı yönlerde gezegene çarparak eksenini kaydırdığı düşünülüyor.

Kaynaklar

  1. Webtekno
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Nihat Bıyık
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Konu insanlığın gelişimi ise, günümüzün gelişmişlik seviyesini üst bir noktaya koymanın gelişmişlik açısından ne kadar gerçekçi olduğu konusu gözden kaçmamalı.

Teknoloji temelli gelişmişlik algısı, insanın ihtiyaçlarına ulaşmadaki kolaylığı merkeze koyan bir bakış açısı.

Oysa menfaat temelli bakışın dizayn ettiği yaşam tarzımız, genetik kodumuzla taban tabana zıt. Sirkadiyen ritm, biyolojik - fizyolojik gereksinimlerimizle çelişen bir yaşam şeklinde, kendimizi gelişmiş olarak tanımlıyoruz. Ve tarihin hiçbir döneminde bu denli kendimize ve dünyaya zarar verilmiş olamaz.

Diğer yandan tarihte lokal olarak geri kalmış veya diğer lokal komünlere göre çok ileri seviyeye ulaşmış kitleler olmuştur. Aynen günümüzdeki gibi. Modern arkeolojik kalıntılar, bize gelişimin uç noktalarına dair bilgiler vermekte. Özellikle mayalara ait 'kristal kurukafa'larda olası hafıza kapasitesi, günümüzün çok daha ötesinde bir yaklaşımı göstermekte.

Gelişmişlik düzeyi temelde 'bilinç ve ortak bilinç' gelişimi referans alınarak belirlenmelidir. Bu açıdan baktığımızda, ihtiyaçlarına ulaşmayı hedef belirleyebilecek düzeydeki bilinç düzeyini en gelişmiş olarak konumlandırmak çok doğru olmayacaktır.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ulaş Müezzinoğlu
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Genişleme, evrenin her yerinde olmakta. Belli bir kısmı aynı kalıp sadece çevresi genişliyor gibi düşünmemeliyiz. Nasıl büyük patlama ile bütünsel bir varoluştan bahsediyorsak, genişleme de evrenin her noktasında işlemekte.

Eğer genişlemeyen bir noktası olsaydı, bizler henüz kendi galaksimiz dışındaki alanlarda bile o kadar az gözlem sahibiyiz ki, öngörüde bulunmakta bile zorlanırdık herhalde.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Esra Koşucu
Az çok geometriye ilgisi olan bilir. Hipotenüs teoremine göre bir üçgende dik açının gördüğü kenarın yanındaki iki kenarın kareleri toplamı hipotenüsün karesine eşit. Peki bu neden sadece bir teori?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Alper Erdem, Ege Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bunun cevabı için kanun ve teori arasındaki farka bakmanız yeterli olacaktır. Kanun dediğimiz şey aslında evrenimizin dokusu yüzünden oluşur. Mesela bir şeyi yere bıraktığımızda o şeyin yere düşmesi doğanın bir kanunudur. Bunun nedenini açıklayan hipotezler geliştirilir. Bu hipotezler defalarca ve hiç sonu olmaksızın test edilir. Bu hipotezlerden yanlışlanamayanlar artık teori olmuş olur.

Yani teori dediğimiz şey günlük hayatta kullandığımız anlamında değildir aslında. Bilimsel bir hipotezin varabileceği en yüksek nokta zaten teori olmasıdır. Kanun dediğimiz şey bilimsel bir açıklama değildir. Bilim kanun üretmez kanunları açıklar. Bilimde kanun diye bir şey yoktur.

Yani hipotez gelişir sonra teori olur sonra kanun olur diye bir olay yoktur. Bu 3'lü arasındaki asıl ilişki şöyledir. Bir kanun zaten vardır. Sen bunun üzerine bir hipotez geliştirirsin. Mesela canlıların nesiller boyunca geçirdiği değişimler doğanın evrim yasasından kaynaklanır. Bunun üzerine bir hipotez kurulur. Mesela canlılar şu veya bu sebeplerle evrim geçirmektedir diye bir hipotezimiz olsun. Bu hipotez defalarca test edilir ve yanlışlanamadığında artık teori olur. Ve bu süreç bu kadardır. Tabii ki bu teori test edilmeye devam edilecektir ama teoriden daha ileri bir basamak zaten yoktur. "Sadece bir teori" demek hatalıdır çünkü zaten bilimde varılabilecek en üst nokta odur.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
325
Arda Baydar
Yanlış bilmiyorsam kütlesi olan bir maddenin ışık hızına ulaşamama nedeni higgs alanı peki higgs alanı olmayan bir ortam yapılaz mı ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Higgs alanı ve higgs parçacığı, kütlenin oluşumuna neden olan yapının kendisi.

Yani o alan sayesinde biz varlık - madde algısına sahibiz.

Eğer higgs alanı dışından bahsedersek, biz varlığımızı koruyamayacağımız bir ortamdan bahsediyor oluruz.

Yapacağımız bütün gözlem ya da deneylerin higgs alanına bağlı maddeyle olacağını düşünürsek, olası bir higgs alanı dışı ortamda geçersiz kalacaklardır.

Bir de higgs alanı, evrenin doğasının bir parçası. Ona müdahele edebiliyor olsaydık, evrenin sırları konusunda oldukça ilerlemiş olurduk. Herhalde öyle bir aşamada, kuasarlar arası yolculuklardan bahsedecektik en alt seviyede.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ayshan Huseynova
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Gusülde, vücudun bütün noktalarına suyun değmesi temel gerekliliktir.

Temizlenme değil, suyun değmesinin bir şart olması, aslında burada vücuttaki elektrik yükünün nötralize edilmesi söz konusudur. Negatif iyon açığı, elektrostatik denge sağlanır bu şekilde. Farklı inanışlarda da nötrleme yapılmakta ancak, sistematik ve abdest-gusül abdesti şeklinde derinlemesine nötralize İslamda görülmekte.

İbadet de, elektromanyetik alanın, üzerinde bulunulan gezegenin elektromanyetik alanı ile rezonansı sağlamaktadır. Zaten bu rezonansa girmek için yapılır nötrleme işlemi.

Meditasyon, yoga, namaz gibi eylemler parasempatik sistemi devreye sokmaktadır ki, gün içinde parasempatik sisteme geçmek zorundayız en az 1 saat.

Bu tarz konularda derinlemesine araştırma yapmak çok önemli, kolayımıza geldiği şekliyle yapıyor olmak, kendimizi bütünsel faydadan mahrum etmek aynı zamanda.

Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
21k
Serhat İbin
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Işık, kütlesi olmayan, ancak göreli kütleye sahip olduğu için, hem uzayzaman dokusunu büker, hem de gezegenleri kümülatif etkisiyle iter. Ancak bu etkiler o kadar azdır ki, kütleli maddelere oranla dikkate değer sayılmazlar. Ancak toplamda, bu etkiyi yok sayamayız. Toplamda dünya üzerine güneşten gelen ışığın yaklaşık 1,5 ton itim gücü olduğunu ifade ediyor bilim insanları.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
245
Jean Paul Roux
Madde yoktan varolmaz vardanda yok olmaz yani Şuan daki herşey büyük patlamadan öncesi evrendeki parçaların etrafa saçılması o zaman ölen canlı sayısı doğan canlı sayısıyla orantılı mıdır ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hayır, canlı oluşma sürecinde tüketilen atomların tek kaynağı ölen canlılar değildir.

Örnek verecek olursam bitkiler (böcekçil bitkiler hariç) yeni bitkiler üretmek için başka canlılardan atom almaz.

Yapısına kattığı atomlar topraktaki su, havadaki serbest karbondioksitten gelir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
21k
Serhat İbin
Demek istediğim oyncuya belli bir miktar para ödedikten sonra mı yüzü kullanılabilecek ya da isteyen filminde istediği kişinin yüzünü kullanabilecek mi. Gelecekte deepfake ile ilgil yasa falan çıkacak mı?Mesela filmde deepfake ile charlie chaplini oynatmak istiyorum bunun telifi kimde olacak ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilgisayar oyunlarında başka kişilerin yüzünü kullanmak telif gerektirir. Muhtemelen aynı şey filmler için de geçerli olacaktır. Sonuçta sen yazdığın bir dergide her nasıl başkasının çektiği, çizdiği fotografi kullanamıyor isen filmde de kullanamayacaksin.

Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,110
Cengizhan Ç.
Bu durumda arabamızın farlarından çıkan ışık, ışık hızını aşmış mı olur?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Işık, hızını çıktığı kaynağın hareketine göre değiştirmeyeceği için, hareketli ve hareketsiz araçlardan çıkan ışıkların farkı olmayacaktır.

Yoğun ortamda ışığın dalga hareketi yavaşlamaktadır göreceli olarak, ancak fizksel hareketin herhangi bir etkisi olmayacaktır.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Doğukan Altıntaş
Körlerin kanser olma ihtimalinin çok düşük olduğu gerçek mi? Karanlıkta salgılanan hormonlar bizi kanser ve benzeri şeylerden koruyor mu? Eğer öyleyse bu hormonları yapay olarak alamaz mıyız (kör bir insan dozunda) ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Maria Feychting, Bill Österlund ve Anders Ahlbom tarafından yazılan ve sonrasında birçok makalede desteklenen sonuçlara göre gerçekten de görme engelli insanlarda kanser riski daha düşük. Makalelere göre de bunun nedeni hipofiz bezinden salgılanan melatonin isimli hormon. Melatonin ağırlıklı olarak uykuda salgılanır. Bu hormonun biyolojik saatimizi düzenlemek ve vücudun biyoritmini düzenlemek gibi birkaç görevi bulunur. Bunun yanında bağışıklık sistemini destekler. 

Melatonin hormonu karanlıkta ve ağırlıklı olarak uykuda salgılanır. Uyduğunuz ortam ne kadar karanlık olursa melatonin salgınız da o kadar sağlıklı olur. 

Yapılan bazı araştırmaların gösterdiği üzere gece vardiyasında çalışan insanlarda bazı kanser türlerinin görülme sıklığı daha fazladır. Yukarıda bahsettiğim üzere melatonin hormonu bağışıklık sistemini güçlendirici nitelikte bir hormon. Üstüne basmakta fayda var melatonin karanlıkta salgılanan bir hormon.

Eğer melatoninin ne olduğunu, bağışıklık sistemiyle nasıl bir bağının bulunduğunu ifade edebilmişsem, az önce anlattıklarımın görme engellilerle nasıl bir bağının bulunduğuna bakalım.

Üstüne basarak söylediğim gibi melatonin ağırlıklı olarak karanlıkta salgılanır. Düşünürseniz tam görme engelliler ışığı dahi algılayamazlar. Bu tamamen karanlıkta yaşamaları demektir. Bu durumda normal bir insana göre melatonin salgıları daha fazladır. Bağışıklık sistemleri de buna istinaden daha güçlüdür. Eğer daha detaylı bir yazı isterseniz kaynakçaya bakabilirsiniz (ingilizce).

Umarım sorunuza cevap olabilmişimdir. Bilimle kalın.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
4,140
Asude Didar Özsoy
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında ışığın etkileşim biçimleri açısından güzel bir soru.

Nasıl yoğun ortamda ışığın kümülatif etki olarak yavaşlaması mümkün ise (fotonların hızı değişmez), aslında aynı şekilde belli şartlarda hızı artabilir mi sorusu da sorulabilir mantık olarak.

Ancak gözden kaçırmamamız gereken bir durum var ki, ışık hızı bizim evrenimizde bir üst limit hız açısından.

Yani o hıza asla ulaşamayacağız kütle sahibi olduğumuz sürece.

Bu nedenle bu hızın üstü için herhangi bir tespit yapmak 3+1 boyut etkisindeyken çok mümkün görünmüyor.

Diğer yandan, foton bizim boyutumuzdaki haline verdiğimiz - tanımladığımız şey.

bizim boyutumuz dışında nasıl bir fenomen olduğu hakkında fikrimiz bile yok. Belki hız bile tamamen bizim boyutumuzda oluşan sanal bir gözlemdir. Öyle bir şey hiç yoktur belki de (ki bence zaten öyle).

Foton için zamanın hiç olmaması açısından baktığımızda, uzayzaman dokusunun tek olması açısından mekanın da onun için olmaması gerekirdi. Ancak görecelilik ve boyut etkilerinden dolayı bize yol alan, güneşten 8 dakikada gelen bir ŞEY gibi geliyor. Işık ve fotonu aynı şekilde ele alamama durumu, anlamayı biraz daha zorlaştırıyor.

Evrim ağacının makalesi de bu konuda bilgi içeriyor.

Kaynaklar

  1. https://evrimagaci.org/isik-hizi-ile-ilgili-temel-bilgiler-isik-hizini-neden-gecemeyiz-402 Işığın kümülatif etkisi ile foton etkisinin farklı olduğu iyi anlatılmış.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Ersals Krononot
Kendi seçmediği zeka, Kendi seçmediği karakter-kişilik, Kendi seçmediği bilinç e sahip olarak, bunların yapay olmadığını iddia edebilecek referanslara sahip olamama hali, bir çelişki olabilir. Yapay zekanın ileri düzey versiyonu yeterli kompleksliğe ulaştığında deneyim yoluyla öğrenen bir bilince kavuşacak. Duygu,insanı üstün yapar mı
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yapay zeka, tamamen toplanmış verilere dayanarak analiz yaparken karar ve cevap verme konusunda oldukça objektiftir. Ancak, insanların kararları, duygulara, psikolojiye, çevresel faktörlere ve daha birçok şeye göre değişiklik gösterebilir. Bu da bizim çoğu zaman hata yapmamıza sebep oluyor, doğru bildiğimiz şeylerden bile şaşıyoruz.

Sonuç olarak, duygu insanları asla üstün kılmaz. Hatta duyguların şu an bize verdiği zararların pek farkında olmasak da, bu zararlar ileride çok ciddi boyutlara ulaşacak. Yapay zeka, insan ırkını her alanda geride bırakacak ve bunların en büyük sebeplerinden birisi duygularımız olacak.

Devamını Göster

Toplam 1519 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Ben "uzmanların" söylediği hiçbir şeye kulak asmam. Hepsini kendim hesaplarım.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder