Soru & Cevap

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Evrim Ağacı'nın site üzerinde bağımsız okur etkileşimini gerçekleştirmeyi mümkün kılan ilk dijital projesidir. Birçok diğer projenin öncülüdür. Bu kılavuz, kullanıcılara yol göstermesi ve sık sorulan bazı soruları yanıtlaması için hazırlanmıştır.

Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar

Bu fikir nereden çıktı?

Bu konuyla ilgili temel bilgileri buradaki Patreon yazımızdan görebilirsiniz.

Profilimde çıkan puanlar ne anlama geliyor?

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Uyum Puanı'mı gizleyebilir miyim?

Evet. Evrim Ağacı profilinizin gizlilik ayarlarına giderek "Profilimde UP Göster" seçeneğini değiştirebilirsiniz. Bu durumda siz hariç kimse Uyum Puanı'nızı göremeyecektir.

"Kabul Edilen Cevap" nedir?

Soruyu soran kişi, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Kabul Edilen Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara göre daha yukarıda gösterilecektir ve hem soruyu sorana, hem de cevabı verene UP verecektir. Soruyu soran, bir cevabı kabul edilen olarak işaretledikten sonra geri alamaz veya değiştiremez. Moderatörler veya yöneticiler, cevabın isabetli olmadığına kanaat getirecek olursa kabul edilen cevabı geri alabilirler.

"Öne Çıkarılan Cevap" nedir?

Moderatörler veya yöneticiler, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Öne Çıkarılan Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara en üstte gösterilecektir ve cevabı veren kişiye UP verecektir.

Sorular için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Soruların oy puanı pozitif oy sayısından negatif oy sayısının çıkarılmasıyla hesaplanmaktadır.

Cevaplar için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Cevapların oy puanı sadece pozitif oy sayısı üzerinden hesaplanmaktadır. Negatif oy vermek yerine beğendiğiniz diğer cevaplara pozitif oy verebilir veya kendi daha iyi olan cevabınızı girebilirsiniz.

Cevaplara yorum veya cevap girebilir miyim?

Hayır. Soru & Cevap Platformu'nun amacı, bir soruya gelen cevaplar arasında münakaşa veya fikir alışverişi yaratmak değil, soru sahibinin merak ettiği bir konuyu cevaba kavuşturmaktır. Bilimseverler arası daha aktif fikir alışverişlerinin yapılabileceği platformlar geliştirmekteyiz; takipte kalınız.

Sorularımı yeni cevaplara kapatabilir miyim?

Evet; ancak belirli koşulların sağlanması gerekiyor. Sorunuzu cevaplara kapatabilmeniz için:

  • En az 5 cevap gelmiş olması, veya
  • Kabul edilen cevap seçmiş olmanız, veya
  • Öne çıkarılan bir cevap seçilmiş olması gerekmektedir.

Sorularımı veya cevaplarımı sonradan düzenleyebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu veya cevabınızı ilettikten sonraki ilk 30 dakika içinde düzenleyebilirsiniz. Bundan sonra herhangi bir düzenleme yapamazsınız. Eğer çok önemli bir değişiklik gerekiyorsa bize e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz. Lütfen soru veya cevap göndermeden önce, içeriğinden tamamen tatmin olduğunuzdan emin olunuz.

Sorularımı silebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu sorduktan sonra hiç cevap girilmemiş olması gerekmektedir. Kimi zaman cevap göremeseniz de silemeyebilirsiniz; çünkü onaylanmayı bekleyen (moderasyon denetimine düşmüş) yanıtlar girilmiş olabilir. Ayrıca isim açık şekilde sorduğunuz sorunuzu silmeniz halinde 35 UP, anonim sorduğunuz bir soruyu silmeniz halinde 20 UP kaybedeceksiniz.

Bilimsever Kitleye Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı üyesi olup da cevap vermek konusunda engellenmemiş tüm Evrim Ağacı ailesi üyelerinin sorulara yanıt verebileceği kısımdır. Eğer sorunuzun herhangi bir bilimsever tarafından yanıtlanmasını istiyorsanız buradaki kategorileri kullanmalısınız.

Bir Bilene Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı'na ve Türkiye'deki bilim algısına katkı sağlamak isteyen uzmanların, akademisyenlerin, doktora veya yüksek lisansını almış, belli bir alanda yetkinliğini ispatlamış kişilerin kendilerine özel alanlarının olduğu kategoridir. Eğer bir uzmana spesifik bir soru sormak istiyorsanız bu kategoriyi kullanmalısınız. Unutmayın ki buraya sorulan sorulara, o uzmandan başka hiç kimse yanıt verememektedir. Bu konuda daha fazla bilgiyi bu videomuzun 36. saniyesinden itibaren alabilirsiniz.

Puan Ver
0
Puan Ver
225
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ince ve dayanıksız boyun neden elenmedi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Tek seçilim baskısı boyundan ölüm olmadığı için mesela 2 kuş olsun 1 tanesinin boynu kalın 1 tanesinin ince olsun. Kedi geldi kalın boyunlu olanı tek seferde ısırıp yedi. İnce boyunlu olan yaşadı.

Uzun boyunlu zürafa gibi canlıların zaten boyunları kalındır. Ama küçük kuşların öyle bir seçilim baskısı yok.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
270
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
BU SORDUĞUM SORUYU SORABİLİYOR MUYUM BİLMİYORUM SİTE İSMİ YAZMAK YASAK MI BİLDİĞİNİZ BAŞKA BÖYLE SİTE VARSA YAZABİLİRMİSİNİZ SİZCE BU KONUDA EN İYİSİ HANGİ SİTE TEŞEKKÜRLER
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Türkiye de bilimi anlatan sitelerden daha çok "evrim teorisi bitti", "bilim dünyası şokta" gibi başlıkları kullanan haber ve sözde bilim siteleri var.

Bence kaliteli iş başaran bilim siteleri bunlar:

Kozmik Anafor

BiliFili

BilGeyik

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
267
Arif Dabancı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bal peteklerinin evrim ile ilişkisi nedir? Nasıl bal petekleri kusursuz altıgen şeklinde oluyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Arılar petekleri altıgen şekilde yapar. Bunun nedeni peteklerin altıgen şeklinde yapıldığında daha dirençli bir hale gelmesidir. Petekler altıgen şekil sayesinde dirençli hale gelir ve arıların topladığı balları daha rahat bir şekilde taşıyabilir.

Eğer sekizgen, beşgen veya daire gibi şekilleri seçselerdi kör noktalar arasında boşluk kalacaktır. Arılar da daha fazla uğraş göstererek balmumu ile bu boşlukları kapatmak ile uğraşacaktı. üçgen veya kare gibi şekiller kullanılsaydı elbette boşluklar olmayacaktı. Ancak Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir. Tüm bunlar arıların peteklerini altıgen şekilde yapmasının sebepleridir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Neden kadınlar erkekler kadar ilgili değiller?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bunun cevabının yetişme ve oluşturulan algı olduğunu düşünüyorum. Çevresinden etkilenen kişinin onlar gibi davranma eğilimleri oluyor,yani özeniyor. Küçükken çevremizdeki insanlar neye ilgiliyse,biz de onlara yetişmeye çalışırız ve üstüne düşeriz.Herkeste böyle olmasa da genelde böyle oluğunu gözlemledim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
715
Öykü Yağmur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

20 Yaş Dişleri (İng: Wisdom Teeth), insan türünün hem alt hem üst çenesinde bulunan azı dişleri arasında en arkada, üçüncü azı dişleri olarak çıkan dişlerdir. Ağıza sürme yaşı ortalama 17-25 arasında olduğundan ve insan bu yaşlarda daha eğitimli ve dolayısıyla nispeten akıllı olduğundan buna “akıl dişi” de denilmektedir.

Normal olarak, her bir çenenin iki köşesinde de birer tane olmak üzere 4 tanedirler. Ancak kimi yetişkinde bu sayı daha da artabilir. 

Yirmi yaş dişlerinin sıklıkla gömülü kalırlar, çıktıkları zaman doğru şekilde çıkmazlar ve diğer dişlere sürtünerek onların yapısını bozabilirler. Bu nedenle de ağrı ve enfeksiyona neden oldukları bilinmektedir. Bunun haricinde ise hiçbir işlevleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla ağrıya neden oldukları zaman, diş hekimleri tarafından çekilerek hasta rahatlatılabilmektedir. 20 yaş dişleri çekilen kişilerin ağız fonksiyonlarında hiçbir azalma olmamaktadır. Aşağıda bu dişleri görmektesiniz:

Uzun yıllar insanlar bu dişlerin en başından neden var olduğunu anlayamamış ve bir çeşit "lanet" olarak görmüşlerdir; zira 20 yaş dişlerinin çıkmaya başlamasından çekilene kadar verdiği acıyı, bu dişleri sorunlu olarak çıkan kişiler gayet iyi bilirler. Ancak evrimsel biyolojinin gelişimiyle birlikte öncelikle insan evrimine ışık tutulmuş, daha sonra da bu tip körelmiş organların varlığı açıklanmıştır. 20 yaş dişleri de, insanda görülen 40'tan fazla körelmiş organ ve yapıdan sadece birisidir. Aşağıda, bu körelmiş yapıların ne şekilde hatalı oluşabileceklerine örnekler görülmektedir:

20 Yaş Dişleri ve Evrim

Evrimsel biyolojinin üzerine kurulduğu ve doğada her yerde görülen evrim yasasını açıklayan Evrim Kuramı'nın ortaya koyduğu üzere, insan türü günümüzden 6 milyon yıl kadar önce şempanzeler ve bonobolarla ortak olan atamızdan ayrılarak, günümüzdeki insana kadar evrimleşmiştir. Bu süreçte pek çok değişim geçirmiş, evrimi sırasında pek çok özellik edinip, pek çok özellik yitirmiştir. Bunlardan biri de, diyetin (beslenmenin) değişimine bağlı olarak yapısal evrim geçirmesidir.

İnsanların en ilkin ataları halen hem ağaçlarda, hem yerde yaşamaya uygun bir anatomiye sahiptiler. Genellikle meyveler ve yeşillikler ile beslenmektelerdi. Vücutlarında bulunan apandiks organı, yeşillik içerisinde bolca bulunan selülozun (glikozdan oluşan bir polimolekül) sindirimi için bazı enzimler salgılıyordu. Ancak selülozun sindirimi asla kolay olmadığı için, sadece bu enzimler yeterli olmuyordu.

Bu sebeple hayvanların pek çoğunun özel adaptasyonlar geçirmesi gerekti. Örneğin bir takım hayvan türünde bu sorun geviş getirmenin evrimleşmesi sonucu besinlerin birden fazla defa öğütülmesiyle çözülmüştür. Bazı diğerlerinde ise selüloz sindirebilen bakterilerle mutualist yaşam evrimleşmiştir ve bu bakterilerin üretebildiği selülaz enziminden faydalanmışlardır. Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz. Bir diğer hayvan türü olan insanda ise bu sorun, güçlü bir çene ile, daha fazla mekanik kuvvet uygulayarak çözülme yoluna girmiştir.

Burada "çözmüştür", "çalışmıştır" gibi etken fiiller kullanmamız sizi yanıltmasın. Elbette evrim, bir türün "istekleri" ve "çabaları" doğrultusunda yaşanmaz. Dolayısıyla az önce söylediklerimizi daha doğru ifade edecek olursak: Her zaman daha geniş, daha çok ve güçlü diş barındırabilen çenelere sahip olan bireyler, yedikleri yeşilliklerden daha fazla enerji üretebilmeyi başarmışlardır (daha fazla sindirebildikleri için) ve bu sayede de gerek hayatta kalma konusunda, gerek üreme konusunda daha avantajlı konuma geçmişlerdir. Böylece kendilerine bu avantajı sağlayan genler gelecek nesillere daha sık aktarılmış ve türün popülasyonları, bu özelliği giderek daha sık göstermeye başlamışlardır. İşte bu, evrimdir!

Yani buradan anlamamız gereken şudur: Eskiden türümüzün çenesi çok daha genişti ve daha fazla diş barındırıyordu. İşte 20 yaş dişleri dediğimiz üçüncü azı dişlerimiz de bu zamanlarda otların daha güçlü bir şekilde, daha hızlı ve daha etkili parçalanmasını ve öğütülmesini sağlamaktaydı. Yani bunlar, o zamanlar son derece işlevsel yapılardı.

Ancak evrimsel sürecin bir noktasında, şempanzelerden ayrılmamızdan çok da uzun olmayan bir süre sonra, insan türü ağaçlardan inerek savana yaşantısına başladı. Bu ortamda uzun mesafelerde göç etmeye, savananın kısa otları arasında hayatını sürdürmeye ve uzun zamanlar saklanacak veya meyvelerinden faydalanacak tek bir ağaç bile bulamadan yaşamaya başladı. Bu sebeple de eskiden yiyebildiği yeşillikleri ve meyveleri bulabilmesi giderek zorlaştı. İşte bu yüzden, türümüzün atalarının popülasyonları içerisinde, savana ortamında bolca bulunan ete yönelebilen bireyler avantajlı konuma geçmeye başladılar.

Et, otlara ve meyvelere göre çok daha farklı bir besin kaynağıydı, başa çıkması güç bakterilere sahipti ve hatta ilk defa et yemeye başlayan atalarımız için mide bulandırıcıydı. Ancak içerisindeki ot ve meyvelerle kıyaslanmayacak kadar fazla olan besin maddesi ve yeni yaşam ortamında bolca bulunabilmesi açısından o günlerde yaşayan bireyler için bir zorunluluktu. Öte yandan, bazı araştırmalara göre belki de atalarımız ormanlarda yaşadığı zamanlarda da et tüketiyordu; ancak bu et tüketimi, diyetlerinin çok küçük bir yüzdesini oluşturuyordu. Örneğin yaşayan en yakın kuzenimiz olan şempanzeler, ormanlarda yaşayıp aslen meyve-kökenli besinlerle beslenseler de, sıklıkla et de tüketmektedirler. Biz de, bu şekilde eti çok da zorlanmadan tüketmeye ve hatta ana besin kaynağımız haline getirmiş olabiliriz.

Ancak her nasıl olursa olsun, savana yaşantısına geçiş, otlara göre sindirimi çok daha kolay olan etlerle beslenmeye başlamamız ile sonuçlanmıştır. Bunu yapan atalarımız avantajlı konuma geçmişlerdir. Eğer ki halen ot-temelli beslenmek isteyen atalarımız olmuşsa, bunlar muhtemelen kısa sürede açlık dolayısıyla elenmişlerdir. Tabii avlanmanın bir güç gösterisi haline dönüşmesi, cinsel seçilimi de tetiklemiş olabilir. Bu durumda, etin türümüz evrimindeki rolü katlanarak artmış olacaktır.

Sonuç olarak insan türü yavaş yavaş et tabanlı bir diyete başlamış oldular ve bunun çok önemli sonuçları oldu. Bunlar arasında açık ara en önemlisi, etin içerisinde bulunan bol proteinin sinir hücrelerinin üretimi için gereken enerjiyi bolca sağlaması ve böylece beynin harcayacağı enerji için yeterli miktarda besin maddesi bulunabilmesi oldu. Tabii zekamızın evrimi sadece et diyetine geçişle ilgili değildir, bu konuda daha fazla bilgiyi buradaki makalemizden alabilirsiniz.

Ancak evrimsel süreçte et tüketilmesinin başlamasının tek etkisi, zeka üzerine olmadı. Sindirim sistemimiz boyunca pek çok organın evrim geçirmesi ve bu yeni besini sindirmeye adapte olması gerekti. Hatta bağışıklık sistemimiz bile evrimleşmek durumunda kaldı, çünkü ette bol miktarda bakteri ve virüs bulunuyordu ve sadece bunlara karşı bağışıklık geliştirebilecek bireyler hayatta kalmayı başardılar.

Tüm bunlar sonucunda etkilenen organlardan biri de, çene ve diş yapımızdı. Beynimizin büyüyebilmesinin bizlere avantaj sağlamasından ötürü, beyne yer açmak adına ve diyetin de değişmesiyle birlikte çene yapımız küçülmeye başladı. Artık eski güçlü ve vahşi ağızlara ihtiyacımız azalmaya başlamıştı. Otlara göre sindirimi çok daha kolay olan et için fazladan dişlere ihtiyacımız kalmamıştı. İşte bu yüzden de fazladan dişler üretmeye harcanan enerji, başka alanlara harcanabilirdi. Zaten çenenin küçülebilmesi için en dıştan başlayarak dişlerden fedakarlık etmek avantaj sağlamaktaydı.

Ne var ki evrim süreci asla birkaç günde olabilecek bir süreç olmamıştır; bu, doğa yasasının "doğasından" dolayı böyledir. Nasıl ki kıta kaymaları birkaç günde gözlenebilir olaylar değilse (ve bu durum, kıtaların hareketinin doğasından ötürü böyleyse), evrim yasası da kısa sürede aşırı hızlı değişimlerin gözlenebildiği bir yasa değildir. Bunun önemiyle ilgili daha fazla bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz. Organizmaların bütün yapıları ani çevresel değişimlere aynı hızda cevap veremezler. Çok ani değişimler, diğer yapıların bu değişime ayak uyduramamasına neden olacak ve türün elenmesiyle sonuçlanacaktır. Ancak ayak uydurabilenlerin yapıları yavaş yavaş değişmeye başlayacaktır.

Evrim sürecinin yavaş olmasından ötürü, körelmiş organların da öyle birkaç günde veya yılda kaybolması veya körelmesi beklenememektedir. Ancak canlılara baktığımızda, köreldiği belli olan organlar evrimsel süreçte varlık-yokluk skalasında farklı noktalara düşmektelerdir. Yani bir organ/yapı/mekanizma henüz işlevini yitirmeye başlamışken, bir organ/yapı/mekanizma körelmenin ileri düzeylerindedir, bir diğer organ/yapı/mekanizma yok olmak üzeredir. Pek çok organ/yapı/mekanizma da bu süreçte çoktan yok olmuştur ancak çoğu zaman yok olan bir organın eskiden orada olduğunu tespit etmek zor olabilmektedir. Körelmiş organlarla ilgili daha fazla bilgiyi buradaki makalemizden alabilirsiniz.

20 Yaş Dişleri Körelmeye Devam Ediyor!

20 yaş dişleri de popülasyon içerisinde yok olmaya doğru adım adım gitmektedir. Et ile beslenmeye 2.5 milyon yıl önce başladık ve bu sürede, artık işe yaramadığı için ve çenenin küçülebilmesi için yer açmanın avantajlı hale gelmesiyle, insan popülasyonu içerisinde 20 yaş dişleri giderek yok olmaya başladı. Eskiden popülasyonlarda bireylerin %99'undan fazlasında 20 yaş dişlerinin var olduklarını bilmekteyiz, ancak günümüzde, Dünya geneline baktığımızda bazı insanlarda ömürleri boyunca hiç 20 yaş dişinin çıkmadığını görmekteyiz.

İstatistik vermemiz gerekirse, günümüzde insanların %35'inde bu diş hiç oluşmamaktadır. Buna, evrimsel biyolojide agenez denmektedir. Yani popülasyon normları aksine, aynı popülasyon içerisindeki bireylerin, belirli bir organ/yapı/mekanizmayı embriyonik dönemde ya da zamanı geldiğinde üretememesi... 

Genel olarak insan popülasyonunda ise Tazmanya'da yaşayan Aborjinlerde 20 yaş dişleri hiçbir bireyde çıkmamaktadır. Öte yandan Meksika yerlilerinde popülasyon içerisindeki tüm bireylerde 20 yaş dişleri çıkmaktadır. Diğer tüm toplumlarda ise bu dişlerin varlığı geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Örneğin bazı ailelerde anne tarafında 20 yaş dişleri hiç çıkmazken, baba tarafında bu dişler tamamen ağrısız olarak çıkabilmektedir. Yavrular da buna bağlı olarak çeşitlilik spektrumunda belirli noktalarda yer alabilmektedir.

20 Yaş Dişlerinin Popülasyondaki Dağılımı Çeşitliliğe Örnektir

İşte bu, popülasyon içi varyasyon (çeşitlilik) demektir. Bu çeşitlilik içerisinde, ortam koşullarına en uygun olan bireyler hayatta kalacaklardır. Örneğin insan türü de diğer hayvanlar gibi halen vahşi hayatta yaşıyor olsalardı ve et kıtlığı yaşansaydı, 20 yaş dişlerine sahip ve bunları az çok acısız kullanabilen bireyler yeşil bitkileri çok daha etkili bir şekilde sindirebileceklerdir ve vahşi ortamda diğer insanlara göre avantajlı konuma geçeceklerdir. Belki bu kıtlık ya da yeni yaşam biçimi milyonlarca yıl sürecek olsa, bir diğer körelmiş organ olan apandiks yeniden işlevini kazanmak üzere seçilim baskısına uğrayacaktır (çünkü halen apandiks eser miktarda da olsa selüloz sindirimi için salgı sağlamaktadır; ancak bu salgı hiçbir işe yaramayacak kadar azdır). Veya daha önce olanın aksine, belki apandiks değil ama karaciğerimiz ya da pankreasımız bunu yapabilecek şekilde evrimleşecektir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
2,350
Oguzhan Atas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bitkiler hisseder mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

"Yapılan araştırmalar, bitkilerin de hissedebildiğini ortaya koyuyor! Süper-hassas ve lazerle kontrol edilen mikrofonlarla yapılan araştırmada, yaprakları koparılan veya bozulmaya başlayan bitkilerin "ağladığı" tespit edildi. Yani bir dahaki sefere, bir bitkiyi koparırken ya da onu ağzınıza atarken, sebep olduğunuz acıyı düşünmeniz gerekiyor.

Bitkileri kesmek için kullandığımız aletlerin her bir vuruşu, ortalama bir bitkinin acı içerisinde inlemesine neden oluyor olabilir. Almanya'nın Bonn kentinde bulunan Bonn Üniversitesi'nin Uygulamalı Fizik Bölümü'nden araştırmacılar, "saldırı" altındaki bitkilerin tüm yüzeylerinden etilen isimli bir gaz salgıladıklarını keşfetti." Evrim Ağacı

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
390
Aybaran Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kudüs'te Paskalya Bayramı'nda Kutsal Kabir Kilisesi'nde yakılan Kutsal Ateş(Holy fire) neden insanları yakmıyor bilimsel bir açıklaması var mı, yoksa bir mucize olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

5.sınıf hokkabazlık numaralarıyla insanları dine inandırmaya çalışmak, biraz çağ dışı değil mi? Şu adamlar biraz bilim bilse kendi adlarına kullanabilecekleri daha kaliteli materyaller bulurlar.

Bu soruyu okuyana kadar böyle bir şeyin varlığından haberim yoktu ama bunun cevabının olamayacağını düşünmek bilim anlayışımızın ne kadar sığ olduğunu gösterir. Nitekim kısa bir Google araması soğuk ateşlerin varlığını size tanıtacaktır. Etil alkol 63 derecede bir alevi destekliyor. Belki videoda ki bir başka maddedir fakat belli ki soğuk bir ateş (Cool Flame) kullanılmakta.

Benim canımı sıkan sorunun soruluş şekli ve 4 kişininde soruya pozitif geri dönüş yapması. Bilime bu şekilde bakılmaz, acaba mucize olabilir mi diye sorulmaz. Hiç anlamadığımız, neden gerçekleştiği hakkında en küçük bir fikre bile sahip olmadığımız konular elbette olabilir (Bir kilisede 5 adamın ateşi sakallarına tutması değil, teorik fizikten bahsediyorum.). Fakat bu konularda doğanın kuralsız bir şekilde çalıştığını söylemek ve bunu bir mucize diye adlandırmak yerine basitçe bilmiyoruz diyebilmeliyiz. Bizim kısıtlı kapasitelerimiz her şeyi anlamaya yetmeyebilir fakat bu mucizelerin varlığını değil bizim bilgisizliğimizin ve anlayış güçlüklerimizin varlığını ispatlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Cool Flame
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Her şeyden önce, buradaki yazımızda bu konuyu detaylıca işliyoruz ve bolca kitap tavsiyesinde bulunuyoruz. Ama burada da olması bakımından, bu sorunun cevabını iki aşamada inceleyeyim:

Bilimin içinden olmayan insanlar için bilimi öğrenmenin en kolay yolu, popüler bilim kitaplarını okumaktır. Bir diğer deyişle, herhangi bir kitapçının "Bilim" köşesindeki kitaplara göz atmaktır. Bu kitaplar genelde çok kolay anlaşılır olacaklardır; ancak konuya tam hakim olmanızı asla sağlayamazlar, size sadece arkadaşlarınızla yemek sırasında sohbet edebileceğiniz kadar evrim ve bilim öğretirler. Dolayısıyla o kitapların tamamını okuyup ezberleseniz bile, öğrenecekleriniz akademik düzeye epey yaklaşsa da, tam olarak erişemeyecektir. Yine de bu kitapların bir listesi için buraya bakabilirsiniz.

İkinci aşama ise ders kitapları ve makaleleri okumaktır. Bugüne kadar evrimsel biyolojiyi farklı yönleriyle ele alan yüz binlerce makale yayınlanmıştır. Bunların hepsini okumanız olanaksızdır elbette; ancak bunlar size işin gerçek "bilim" tarafını net bir şekilde gösterecek, akademi içerisinde evrimin nasıl tartışması olmayan bir doğa yasası olduğunuzu anlamanızı sağlayacaktır. Yani makaleler, işin "bilim" tarafını öğrenmenin nihai noktasıdır. Ancak bu konuda, eğer ki makaleler çok ağır geliyorsa ya da makalelere erişim şansınız yoksa, bir diğer yöntem ders kitaplarına bakmanızdır. Bununla ilgili "köşebaşı kitapları" olarak nitelendirebileceğimiz kitapları da o listede bulabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Emre Çukur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Hayır, böyle bir şey yok. Bu sorunun bir benzerini biyoloji öğretmenime sormuştum. Verdiği cevap olumsuzdu.

Zeka gelişimini belirleyen birçok aktör vardır. Zeka sadece x kromozomundan gelmez. Ancak anne ve baba genleri zeka da etkilidir. Anne ve baba dan ayrı olarak alınan vitamin ve düzenli beslenme de zeka gelişiminde etkilidir. Örneğin Omega 3 almak zekayı grliştiren unsurlardandır. Anne baba konusunda da annenin de babanın da genleri etkilidir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Duygularımız neden var misal neden dikkat çekmek ya da neden mutlu olmak istiyoruz, duygularımız bize artisi eksisi ne?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Felsefi olarak mı soruyorsun, yoksa biyolojik olarak mı?

Felsefi olarak soruyorsan; insanlar belirli bir amacı olmayan, körlemesine ilerleyen evrimsel sürecin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Yani bir nedeni yok. Bu tür sorulara spesifik cevaplar bulabilirsin. Örneğin,

Hayatın anlamı ona bir anlam katmak, sex, para, büyümek, aile kurmak vs.

Biyolojik olarak soruyorsan;

Bu hadi deyince cevaplanacak bir soru değil. Kaynakta belirttiğim yazıyı okursan soruna cevap bulursun diye düşünüyorum.

''...Ancak soruya genel bir cevap aranacaksa, bu cevap elbette ki şudur: Çünkü bu duygular, ortaya çıktıkları canlıya avantaj sağlamıştır, gerek hayatta kalmak konusunda, gerekse de üreme/çiftleşme konusunda...''

Yazıdan aldığım bir alıntı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
En iyi ahlakın ne olduğuna nasıl karar veririz?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

En iyi ahlaki sistem (mutlak ahlak) diye bir şey yoktur. Bu konu tamamen yaşadığınız sosyal çevre ile ilgili. Örneğin antik bir kabilede hamile dişiler, kabilenin en zekisi, en güçlüsü gibi “enler” ile cinsel ilişkiye girer. Böylece çocuğun onlara çekeceğini düşünülür. Bu davranışa günümüzde “ahlaksız” damgası vurulsa da söz konusu toplumda geleneksel bir ahlaki davranıştı. Aynı şekilde kızların sünnet olması da, el öpmek de... Bu konuda en özet cevabı Nietzsche vermiş; “Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır" diye.

Suçları, doğruları, yanlışları biz tanımlıyoruz. Doğada yumurtalarını başka tür kuşun yuvasına bırakıp, orada katliam yapan guguk kuşu suçlu mudur? Belki guguk kuşu olsak davranışı “yanlış” diye yasaklardık ama şu an umrumuzda değil. Doğasında var diyerek Nat Geo’da izliyoruz. Çünkü bir şey “doğada var” diye kabul etmiyoruz. Onu değiştirmek istiyoruz. Analizler yapıp “yanlış” bulduklarımızı yasaklıyoruz. Diğer hayvanlar gibi empati de yapıyoruz. Ama aslanın, leoparın avını çaldığı gibi yemek çalmayı "yanlış" buluyoruz. Biz Homo sapiens olarak bir düzen kurmaya çalışıyoruz.

Öte yandan Alper Gülgen isimli bir okurumuz da, Harari'den okuduğu işbirliği becerisi ile ilişkilendiriyor. Harari’ye göre insan türünün ahlak anlayışı altında tanımadığı insanlarla sistematik işbirliği yapabilmesi yatıyor. Bunun için bir güven sağlayıcı faktör lazım. Hırsızlık yapmak ve insanları darp etmek güvensizlik yaratacağı için işbirliği yapma konusunda sorunlar yaşanacaktır. Tamamen zorbalık ile yürüyen gruplarda dahi bir güven ilişkisi olmalı. Mafyatik örgütlenmelerde bile kendince bir ahlak sistemi (racon) olması bununla ilgilidir.

Evrenselliğe doğru yolculuğumuzda “davranışlar bütünü” olan ahlak anlayışımız: Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma şeklindedir. Dolayısıyla popülasyonda “güven” elde ediyoruz. Daha iyisini bulana kadar elimizdeki en iyisi... Homo’nun marifeti.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
YG8. Sınıf Fen ve Teknoloji Testi (2013) - Soru 9'u anlamama yardımcı olur musunuz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Cevapları inceleyelim:

A şıkkı: Eğer ki ortama uyum sağlayamayanların zaman içerisinde elendiği gözleniyorsa (ki bu neredeyse her canlıda, farklı şiddetlerde gözlenir), türün evrim geçirmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira nesiller içerisinde, çevrenin değişimine bağlı olarak en uyumlu olanlar hayatta kalacak, böylece atasal popülasyondan farklı bir popülasyon evrimleşecektir. Bunun sonucunda muhtemelen yeni bir tür evrimleşmez (bunun için daha şiddetli, çok yönlü ve uzun süreli bir seçilim gerekir). Ancak evrim, bir türün bir diğerine dönüşümü değildir. Evrim, popülasyonların genetik dağılımının nesiller içerisinde, çevre şartlarına bağlı olarak değişimidir. Dolayısıyla cevap bu değildir, bu canlının evrim geçirmekte olduğu, bu bilgiler ışığında söylenebilir.

B şıkkı: Türün yok olma tehlikesi altında olduğu söylenemez. Zira elimizde, "ortama uyum sağlayamayanların elendiği" bilgisi olsa da, ortama uyum sağlayamayan bireylerin sayısı veya oranı ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, popülasyon içerisindeki bazı bireylerin hayatta kalması çok muhtemeldir (ve genelde de olan budur). Bu da, soyun tükenmesine engel olacaktır. Dolayısıyla cevap, B şıkkıdır.

C şıkkı: Bu bilgi, doğrudan ikinci öncülde belirtilmektedir. "Ortama uyum sağlayamanların" varlığının belirtilmesi, bir yerde "ortama uyum sağlayanların da var olduğu" bilgisini de içermektedir. Zira aksi takdirde, o türe ait canlıların tamamının öldüğü bilgisi verilmelidir. Çok açık olmasa da, bu bilgiye ulaşabileceğimiz düşünülebilir. Hele ki B şıkkı kadar net bir cevap varken.

D şıkkı: Bu bilgiye de, C şıkkında olduğu gibi, doğrudan ulaşamayız. Ancak soru, doğrudan ulaşıp ulaşamayacağımızı sormamaktadır. Evrimsel biyoloji bilgilerimiz dahilinde, canlılar arasındaki çeşitliliğin ana sebebinin eşeyli üreme olduğunu bilmekteyiz. Ayrıca balıkların da neredeyse istisnasız olarak tamamının eşeyli ürediğini bilmekteyiz. Bu durumda, bireyler arası kalıtsal farklılıkların eşeyli üremeyle ortaya çıktığını varsaymak veya en azından bunu ileri sürmek çok makuldür. Mutasyonlar, transpozonal sıçramalar, genetik göç gibi diğer faktörler de buna katkı sağlayabilir; ancak bu, sorunun cevabını değiştirmemektedir.

Dolayısıyla cevap, B şıkkıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Aykut Karadeniz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
MESELA İNSANLIĞIN GELECEKTE DAHA ZEKİ VEYA DAHA KASLI OLMASI GİBİ BİR EVRİM BİLİNÇLİ ŞEKİLDE YAPILABİLİRMİ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Leo Aslan , Tarih Araştıımacısı

O zaman o evrim olmaz ki bir nevi yaratma oluşturma olur. Evrim bir doğa yasasıdır yasalara müdahale etmek onun yapısını bozar ki ayrıca evrim aaa dur ben şunu müdahale edeyim de olsun denilecek bir şey değil Ayrıca insanların daha kaslı olması evrim değildir ki evrimin diğer nesillere aktarılması önemli sen daha zeki veya daha kaslı yaptığın adamı sonraki nesillerini de aynı şekilde yapabilecek misin?

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
14k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bilime bakış açısının dinlerle alakası var mı sizce yoksa insan olmanın bir yan ürünü mü...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Dinler, bilimin açıklayamadığı olaylara açıklama üreten ve böylece bireylerin ve toplumların psikolojisini ayakta tutan bir olgudur. Bu düşünceden hareketle bilimin açıklayabildikleri arttıkça dine ihtiyaç azalır diyebiliriz. Kültürel bir olgu olarak dinler oluşumları sırasında, bilimle aralarındaki bu görev paylaşımının bilincinde olarak, bilimi teşvik edici öğeler barındırırlar. Ancak herhangi bir din yeterince yayılıp politik ve ekonomik hayata etki edebilir hale geldiğinde ruhban sınıfı oluşmaya başlar. Bu sınıf dini serbest dolaşımda bir söylenceler toplamı olmaktan çıkarıp değişime kapalı ve keskin hatlarla çizilmiş bir kurallar silsilesi haline getirmeye çalışır. Bu haliyle dinler ve ruhban sınıfı bilimle çıkarları kafa kafaya zıt birer sosyal olgu haline gelirler.

Bahsettiğimiz kırılma noktaları Hristiyanlık için Roma İmparatorluğu, İslamiyet için ise Osmanlı ve Safevi Devletlerince resmi din olarak kabul edilmeleridir. Bu iki süreç arasındaki yaklaşık sekiz yüzyıl, ruhban sınıflarının oluşma, güçlenme ve nihayetinde yıkılma olayları arasında da zaman farkı oluşturmuştur. Yani kilisenin hegemonyasındaki Hristiyan dünyası bilimin karanlık çağını yaşarken henüz ruhban sınıfı oluşmamış İslam dünyası bilimle barışık bir modernleşme sürecindeydi. Hristiyan toplumlar uzun mücadeler sonucu kilisenin etkinliğini kırmayı başardığında ise Müslüman toplumlardaki ruhban sınıfları en güçlü dönemlerini yaşıyordu.

Konuyla ilgili daha fazla okuma için "clericalism" araması yapabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Eylem Dev
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tüm dünyada da böylemi yoksa sadece bizde mi böyle? Matematik korkusu neden bu kadar yaygın ve bunu nasıl çözebiliriz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Leo Aslan , Tarih Öğrencisi ve Araştırmacı

Aslında korkmuyoruz usandırılıyoruz nasıl yani dersen benim zamanımda derse giren Matematikçiler o kadar suratsız'tı ki o dersi çok seven arkadaşlar bile ders'den sıkılırdı. Sonra hocaların 13 -17 yaş arası gruba bayıcı şekilde ders anlatması.He bide şey var bize dayatılan ezberle sistemi.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tür kasıtlı olarak belli streslerin altında bırakılmamış, üreyecek bireyler insanlar tarafından seçilmemiş. Tür yeni ortam koşullarına (herhalde insanların değiştirdiği düşünülerek yapay seçilim olabileceği düşünülmüş) adapte olmuş. Dünya'da daha önce de büyük iklim değişiklikleri oldu, bazıları canlılar tarafından oluşturuldu, örneğin atmosferin oksijence zenginleştirilmesi. Diğer canlılar bu değişimlere adapte oldu. Ortada yapay seçilimlik bir olay yok.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Naim Bostancıoğlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Uzayda 2 bilyeyi aralarında az bir mesafe bırakarak ve hiç bir ivme uygulamadan bıraksak bu iki bilye bir birini çeker mi ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kütleçekim, newton fiziği sonrası daha detaylı açıklandı. Einstein, uzayzaman dokusunu kütlenin büktüğünü söylemesi, bakış açılarını kökünden değiştirdi.

Kütle, uzayzaman dokusunu büker, ve diğer kütleler, bu bükülmenin etkisine girer, ya da bu kütle daha büyük bir kütlenin bükülme etkisine girebilir.

Temel olan şey, bütün kütle sahibi nesnelerin, uzay zamanı büküyor olmasıdır. Bükülmüş uzayzaman, diğer kütlelerin durumunu doğrudan etkiler.

Gezegenin yıldızın etrafında dönmesi, yıldızın büktüğü uzayzaman dokusunun etkisinde kalarak, yıldıza doğru uzun vadede düşmesi demek aslında.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Murat Bayındır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sabit hızlarla ilerleyen cisimlerde etkileşimin sonuçları nelerdir? aynı hzıla giden iki araçtan birinden diğerine atlasam ne olur?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Üçüncü bir gözlemciye göre hareketsiz olan bir mermi ve insan arasında ne etkileşim oluyorsa, aynı üçüncü gözlemciye göre sabit ve eşit hızla ilerleyen bir mermi ve insan arasında da aynı etkileşim olur.

Üçüncü bir gözlemciye göre hareket eden bir araçtan, aynı gözlemciye göre aynı hızla giden ikinci bir araca atlamak, aynı üçüncü gözlemciye göre durağan bir araçtan, aynı gözlemciye göre durağan bir başka araca atlamakla da aynıdır (hava sürtünmesi ihmal edildiğinde).

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
İlyas Bağcı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aminoasitler, proteinleri oluşturan temel yapı taşlarıdır. Kimyada bir aminoasit hem amin hem de karboksil fonksiyonel gruplar içeren bir moleküldür. Aminoasitler, vücut hücrelerinin sitoplazmalarında üretilir.

Aminoasitler iltihaba karşı etkilidir ve bağışıklık düzeyimizi arttırır. Bunun gibi birçok faydası vardır. Aynı zamanda eğer spora başladıysak veya kilo vermek istiyorsak aminoasit içeren besinleri kullanabiliriz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak1
  2. Kaynak2
  3. Kaynak3
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Uğur Yurdakul
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Hayır değildi. Afrika insanlarının fizyolojik değişimi çevresel şartlara bağlıydı. Yaşadıkları bölgeye uyum sağladılar, adapte oldular.

Aşağıdaki yazıyı Wikipedia'dan aldım. Yıldızladığım yerde siyah derinin kabaca işlevini anlatıyor.

''Siyahi ırkın en belirgin ortak özelliği, derinin, iris ve tüylerin bol miktarda melanin boya maddesi (pigmenti) içermesi nedeniyle koyu renkli oluşudur. Renk sarı-kahverengi ya da kırmızıdan, abanoz siyahına dek değişir. *Bu koyu renkler Güneş ışınlarını soğutarak deri altındaki dokuları korurlar. Öte yandan vücuttaki çok sayıdaki ter bezleri ısının dağılmasını sağlar.* Deride çok az kıl bulunur. Saçlar genellikle kıvırcık, bazen de biber tanesi biçiminde örgülüdür. Ağız bölümleri oldukça etli, dişleri ise çok kuvvetlidir; çene kemikleri çok sağlam olup, uzun ve dışarı çıkıktır. Dudakları kalın ve sarkık; kulaklar küçüktür. Burnun aşırı geniş oluşu da sıcak ve özellikle nemli-nemli sıcak ortama uyma özelliğine bağlanır.''

İkinci kaynak Evrim Ağacı'nın bu konuda yazdığı güzel bir yazı var. İkinci kaynakta belirttim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
195
Ata A.
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bunun bilimsel etik kurallarına aykırı olduğunu farkındayım fakat bunu bir düşünce deneyi olarak varsayalım.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Homo Neanderthalensis gibi canlıları günmüze getiremeyiz. Çünkü öyle bir teknolojimiz yok ve uzun sürede olmayacak. Homo Neandertal gini canlılar milyonlarca yıl önce yaşadılar ve geriye sadece fosilleri kaldı. Onları canlandırmak için bir homo Neandertal Bireyinin tüm Dna ve Gen dizilimini elimizde bulundurabilmek ve bu dizilimleri klonlamamız lazım. Bu da şuanlık mümkün değil.

Eğer canlandırabilirsek Homo Neandertal günümüze uyum sağlayamayacaktır. Kendi aralarında ürediklerinde yeni Homo Neandertal yavruları bir araya gelecek ve bu sayede sayıları çoğalacaktır. Milyonlarca yıl süren evrimleri tekrar yeni türlere evrimleşmesini sağlayacaktır. Ancak evrimleştikleri türler tam anlamıyla bizim gibi olamayabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Nedim Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İnsanlar GDO'nun zararlı olduğunu düşünüyorlar. Çünkü GDO adı üstünde "Genetiği Değiştirilmiş Organizma" demektir. Yani GDO besinlerin doğallığını kaybetmesine neden oluyor. Bu nedenle GDO'lu besinlerin çoğu zararlıdır.

Ancak GDO'nun zararlarının yanı sıra yararları da olduğu doğrudur.

GDO'nun belli başlı zararları şunlardır:

GDO’lar hakkında tartışılan diğer bir konu da, gen aktarımının başarılı olduğu organizmaları seçmek için işaretleyici gen olarak kullanılan dirençli genlerin aktarılmak istenen asıl genle birlikte kullanılmasıdır. Sözgelimi antibiyotiğe dirençli genlerden bu amaçla yararlanılmaktadır. Ancak bu genlerin patojen mikroorganizmalara geçmesi durumunda ortaya çıkacak enfeksiyonların kontrol altına alınmasının zor olacağı hatta transgenik bitki üretiminde kullanılan bu genlerin doğaya yayılması halinde büyük bir tehlike oluşturacağı düşünülmektedir.

Bunun gibi zararlarından dolayı GDO'lu besinler tüketilmemelidir. Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız kaynak bölümündeki makaleyi okuyabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
-2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bir şeyi merak ediyorsanız, konu üzerine araştırma yaparsınız. Eğer ki araştırma sonucunda bir şey elde edemediyseniz veyahut istediğiniz şeye ulaşamadıysanız soru sorar, cevaba ulaşmaya çalışırsınız.

Charles Darwin 12 Şubat 1809 tarihinde doğmuş, 19 Nisan 1882 tarihinde de ölmüştür.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
14k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Üremek canlıların ortak özelliği diye biliyoruz. Ancak kısır insanlarda canlı olduğuna göre. Üremek nasıl ortak özellik oluyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Burçu Nova , ünsüz düşünür

her canlı yaşamsal faaliyetlerin yanı sıra (beslenme vb.) soyunu devam ettirmek için savaş verir.Bu evrimsel süreçte de böyle olmuştur. Soyunu devam ettirebilmiş, dayanıklı canlılar hala yaşamaktadır. Günümüzde asıl amaç üreyip soyunu devam ettirmek olmasa da-çünkü türümüzden yeterince var- insan içgüdüsel olarak üreme amacıyla yaşar. Aileler çocukları iyi bir üniversiteye gitsin isterler, iyi bir işi olsun diye; iyi bir iş yaşam kalitesini arttırır ve böylece gelecek nesile daha kaliteli bir yaşam sunulabilir. Kısırlık ise bir hastalık durumudur. Kısacası her canlının evrimsel amacı türünü devam ettirmektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
145
Can Deniz Turan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Ses dalgaları kulağa ulaştığında farklı türde sinir hücrelerinin uyarılmasına sebep olur. Müzik dinlerken ruh halimizde ortaya çıkan değişikliklerin ve ritim tutma gibi davranışların sebebinin bu durum olduğu düşünülüyor. Araştırmalar müziğin beyinde duyguların ortaya çıktığı bölgelerin etkinleşmesine neden olduğunu gösteriyor. Müzik dinlemek ayrıca beyinde hafıza ve ödül mekanizmalarından sorumlu bölgelerin de uyarılmasına sebep oluyor.

Nature Reviews Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları müziğin sadece duygusal durumumuzu etkilemediğini, müzik dinlemenin duygusal tepkiler (örneğin yüz ifadesinde değişiklik, ritim tutma, şarkı söyleme, ağlama gibi) vermemize de neden olduğunu belirledi.

Bir şarkının bizi hüzünlendirmesini belki sözlerine bağlayabilirsiniz. Ancak sadece melodiden oluşan şarkılar da bizi duygusal olarak etkileyebilir. Farklı tondaki seslerin dizilişleri duyduğumuz müziği duygusal olarak nasıl algıladığımızı belirler. Örneğin hüzünlü melodiler genellikle minör diziliyken, daha eğlenceli melodiler majör dizilidir. Araştırmalar beyinde duyguların ortaya çıkmasından sorumlu olan limbik sistemin, minör dizili melodileri dinlerken daha aktif olduğu gösteriyor. Bilim insanları konuşurken de benzer bir mekanizmanın etkin olduğunu, konuşma sırasında farklı frekanstaki seslerin birbirini takip etme sırasının konuşma tonumuzun öfkeli mi, mutlu mu ya da üzgün mü olduğunu belirlediğini söylüyor.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster

Toplam 1882 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Yeni bir fikre sahip olmak, bir iğne üzerine oturmak gibidir: Ayağa fırlayıp bir şeyler yapmanıza sebep olmalıdır.”
E. L. Simpson
Geri Bildirim Gönder