Puan Ver
0
Puan Ver
3,258
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ya da yaklaşınca neden mavileşir ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Galaksilerin kırmızı veya mavi görünmesini biz ''Doppler Etkisiyle'' açıklıyoruz. Doppler etkisi, hareketli gözlemcinin dalga frekansını farklı algılaması durumudur.

Doppler etkisini galaksilere uygulayacak olursak bizden uzaklaşan galaksi bize normalde yolladığından daha uzun dalga aralıklı ışımalar gönderecektir. Bu yüzden biz o galaksiyi kırmızı tonlarında görürüz. Eğer galaksi bize yakınlaşıyorsa normalde yolladığından daha küçük dalga aralıklı ışımalar yollayacaktır bu yüzden bizde gezegeni mavi tonlarında algılarız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Doppler etkisi doppler etkisi ile ilgili temel açıklamalar
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
130
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şartlar; - Daha az yıldız ışığı -2 kat yer çekimi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bence insanı bu şartlara koysaydık:

Kemik yapıları azalan yıldız ışığından dolayı zayıflardı ve kemik erimesi şu anki insanlıktan daha genç yaşta başlardı. Yerçekiminin etkisi ise bizim boyumuzu kısaltırdı ama daha yoğun bir kas yapısına sahip olurduk. Organlarımızda bu kas yoğunluğuna dayanabilmesi için daha şiddetli çalışırdı. Ayrıca beslendiğimiz yiyeceklerde değişirdi. Bir et ürünü yemek istersek daha uzun süre kaynatmak yada kızartmak gerekirdi. Çiğnemesi de daha zor olurdu. Bu yüzden insanlığın dişleri de güçlenmesi gerekirdi. Bitki tarzı yemeklerde ise insanlığın edineceği kalori ve mineral ihtiyacı şu anki gibi gövde ağırlıklı bitkilerle değil kök ağırlıklı bitkilerle olurdu. Kökü şu anki bitkilerden daha geniş olan bitkilerle besin ihtiyacımızı karşılıyor olurduk.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
130
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
uyduyu yörüngesinden saptırıp hareketini kontrol etmek için nasıl bir yok izlenmeli ? ve ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Başlangıçta gezegeni yıldızlararasında yolculuk yapabilecek kadar dayanıklı bir hale getirmemiz gerekirdi. Meteor gibi materyallerden azami hasarı alabilecek şekilde gezegeni toparlamalıyız. İlk sıkıntılarımız burada başlıyor. Uyduyu kontrol eden mürettebatı veya uydudaki popilasyonu korumak gerekiyor. insanları korumanın bence 3 yolu var. 1. yol herkesi merkeze yakın noktalara yerleştirmek. 2. yol herkesi yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek. 3. ve kullanmak istediğim yol ise taşımam gereken popilasyonu yeraltına koyup mürettebatı yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek olur. Daha sonra uydunun her yerinden anlık bir bilgi akışı gerçekleştirmemiz gerekir. Uydunun bir bölümündeki hasar ana merkeze anlık olarak ulaşabilmeli ve hızlı bir şekilde müdahale edilebilmeli. Sonra atmosferi uyduda koruyabilmek için bir tabaka sermeliyiz. Eğer o tabakayı sermezsek atmosferimizi aniden kaybederiz. Sonra hammadde ve kaynak sağlayabilmek için hızlı ve verimli bir uydu dışı aktarım merkezi yapmalıyız. Uydunun bakımını yapabilmek ve hammadde bulabilmek için buna ihtiyacımız var. Uyduyu yörüngeden çıkarmadan önceki son adım ise gezegeni hareket ettirecek ve her yöne dönebilecek ana ve yan motorlar yapmak.Ana motorlar yavaş ama güçlü yan motorlarda hızlı ama zayıf olacaklar. Ana motorları ekvatora yan motorları ise kutuba yakın yerlere yerleştirmek mantıklı olacaktır. Çünkü ana motor özellikle uyduyu yörüngeden çıkarabilmek gibi güç isteyen işleri yaparken yan motorlar hareket kabiliyetini arttırabilmek için ve yörüngeden çıktıktan sonra istenilen yöne hızlıca dönebilmek için kullanılacak. Ama bu motorlar gerçekten çok ciddi bir boyutta olacak ve yüksek ihtimal motor için gereken hammaddeyi ve yakıtı gezegen dışı bir yerden elde etmemiz gerekir. Bu yakıtta güçlü bir yakıt olmalıdır. Yakıt kaynağı olarak füzyon reaktörü tarzı bir şey ancak işimizi görür. Motor ve yakıt düzeneği gezegenin önemli bir alanını kaplayacak. Bence artık uydumuzu yörüngeden çıkarabiliriz. Uyduyu yörüngeden çıkarmak için içinde bulunduğumuz yıldızın çekim kuvvetine 90o'lik bir açıyla uzaklaşmalıyız ve bunu yaparken yavaş olmalıyız çünkü gezegenin hızına ciddi bir etkide bulunmamalıyız. Sadece yönünü değiştirmeliyiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
125
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dinlerin kökenin Sümer'e dayandığını ve aynı olaylarınolduğunu biliyoruz.Bu durum geçmişte de Pygmbrler gndrildiğini ve aynı şeyleri anltğnı gstrmz mi
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Olabilir. Ancak bu bir ihtimaldir. Çünkü Sümerler'den beri aynı hadiselerin anlatılıyor olması, bu hadiselerin herhangi bir zamanda uydurulduğunu ve taa Sümerler'den beri yaşanmış hadiseler olarak anlatıldığını da gösterebilir. Dolayısıyla ulaşılan sonuç, konuya nereden bakıldığına göre değişir. Elimizdeki vesikalar, hadiselerin kaynağı hakkında kesin bir bilgiye ulaşmak için yeterli değildir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
5k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ve ayrıca 4. boyut olan zamanın uzayı nasıl etkilediğini açıklar mısınız?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kısa cevap: Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır. t nin artması zamanın yavaşlaması demektir.

Uzun cevap: Zaman dediğimiz olguyu açıklamak için birbirine paralel iki ayna düşünelim. Alt aynadan üst aynaya gönderilen ışının tekrar alt aynaya ulaşma süresi bir "tik-tak" olsun.

İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
askwillonline

Şimdi bir düşünce deneyi yapalım. Bu ayna sistemini sabit hızlı bir trene koyalım. Olaya trenin içinden baktığımızda yukarıdaki durumu gözleriz. Peki bu sisteme dışarıdan durgun bir referans sisteminden baktığımızda nasıl bir sonuçla karşılaşırız?

Eğer sabit v hızıyla hareket eden trene dolayısıyla ayna sistemine dışarıdan baktığımızda göreceğimiz şey şu olacaktır:

Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
askwillonline

Işının üst aynaya gitme süresi bir "tik=t/2 süre" üstten alttaki aynaya gitmesi "tak=t/2 süre" olursa bu tiktak boyunca t süre geçmiş olur. Fakat ilk durumda ışının bir tik=t/2 sürede aldığı yol aynalar arası mesafe olan d kadarken, dışardan bakan gözlemci için alınan yol d mesafesinden fazladır.

ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
Kozmik Anafor

Şekilden de görüldüğü üzere ışın d kadar yol alırken (trenin içindeki gözlemciye göre), tren t/2 sürede vt/2 kadar yol alır. Dolayısıyla dışarıdaki gözlemciye göre ışın pisagor bağıntısından hipotenüs kadar yani ct/2 kadar yol alır. Işık hızı her gözlemci için sabit olduğuna göre dışardaki gözlemci için ölçülen zaman, trenin içindeki gözlemciye göre daha fazla olmalıdır. Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır.

Bu deneyden şu sonucu çıkarabiliriz: Durgun cisimlere göre ölçülen zaman, hareketli cisimlere oranla daha fazla ölçülür. Yani hareketli sistemlerde saatler daha yavaş "tiktak" yapar. Hızınız arttıkça bu tiktakların arasında süre daha da çoğalır ve ışık hızına çıkan sistemlerde saatler "tiktak" yapmaz, zaman yavaşlar ve durur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. askwillonline.com zaman genleşmesi - time dilation
  2. kozmikanafor.com zaman genleşmesi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
çağrı mert bakırcı, spor yap beslenmene dikkat, daha lazımsın bize
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
  1. sorunu cevaplamak gerekirse insan yaşlandıkça uyuma ihtiyacı azalır. Ergenlerde bu saat 8-10 saat arasıyken erişkinliğine yeni ulaşmış bireylerde bu süre 7-9 saat arasıdır.

sorunuz yakın zamanda Kafein Pierril tarafından cevaplandı.

Cevabını kaynaklara bıraktım.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı uykuda öğrenme mümkün mü ?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,028
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sonuçta bir kuvvetin bunları elektrota doğru çekmesi gerek bu hangi kuvvet ve bu çekme işlemi nasıl gerçekleşiyor ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Kerem Güray , Eski bir YKS öğrencisi

Galvanik pillerde anot katot arasındaki iletken metal teller anottan katota doğu elektron akışını sağlamaktadırlar. Bu elektron akışı sayesinde Anot elektrot oksidasyona uğrarken, Katot elektrot redüksiyona uğrar. Soruna gelecek olursak galvanik pillerde katot kabında bulunan bir maddenin derişim farkından yararlanmak istiyorsak o maddenin suda (yani kap sıvısında) çözünebiliyor olması gerekir. Bu yüzden katot kabındaki maddeler redüksiyon esnasında çözünen madde oldukları için çökelti oluşturamazlar. Aynı zamanda metal telden katot kaba gelen elektronlar taşıdıkları negatif enerjıden dolayı + yüklü iyonlara çekim uygulayacakları için suda bulunan iyonları katot elektroda çekerek yapışmasını sağlar. Tabi bu şekilde çalışmayıp platin, altın gibi pasif metaller sayesinde değişikliğe uğramayıp olduğu gibi kalan inert elektrotlar da var ama bu elektrotlar da genelde suda bulunan H(+) iyonlarını indirgeyerek iyonun gaz şeklinde çıkmasını sağlıyor..

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
95
Ahmet Okur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sorum gayet net. İnsanlar evrimleştikçe zihinleri de gelişti. Dolayısıyla bir Japon bir Arap'tan daha zeki olabilir mi? Veya bir Alman bir Türkten?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle merhaba,bir ırk bir başka ırktan daha zeki olabilir mi? tüfek mikrop ve çelik/jared diamond kitabını şiddetle öneririm.Kitabın ilk başında Yali'nin sorusu adı altında sorduğun soru cevaplanmaya çalışılmakta sorunla aynı olmasa da neden Amerika nın Türkiye den önde olduğunun bilimsel yanıtlarını aramaya çalışıyor.Bilimle kal!

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Tüfek Mikrop ve Çelik pdf kitap
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Mustafa Güzel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimin tartışılan yönleri nelerdir tam olarak kanıtlanamayan kısımları.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çağrı Mert Bakırcı, (Evrim Kuramı ve Mekanizmaları) kitabında, evrimin bütün mekanizmalarını yazmıştır. Kitabın sonunda da, bütün bu mekanizmalar maddeler halinde vardır. Evrim yasasının tam olarak bilinmeyen yönleri de yazılmıştır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
155
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
-Sanat, simetri (güçlü ve uygun olmak gibi) bir kriter olmadığı halde neden her hayatta kalanlarda simetri ve güzellik var.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Simetri, canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir ancak bu kesinlikle genellenemez. 

Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz.

Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür.

Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken, diğeri çok kısa kalabilir.

En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. Bu tür, deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz, vatozda gözler kafanın iki yanındadır. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen, bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur; diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi, alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir.

Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir.

Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile, iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır, akciğerler asimetriktir, karaciğer, dalak, bağırsaklar, bunların hepsi asimetriktir.

Simetri, temel olarak hayvana avantaj sağlar, çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olması ihtimali, yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Ayrıca, bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita, yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi, moment gibi kavramlar).

Ancak kimi zaman doğa, çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. En bilinen örneği, yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü'nde Doç. Dr. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi "Dalgalanan Asimetri" (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. Evrim, milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir.

Eğer canlı simetrikse, bunun sağlanması ise genetik olarak olur; hemen her zaman olduğu gibi. Genler, buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. Ancak bu da, gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir.

Sanat ve güzellik için https://evrimagaci.org/sanat-mental-denge-ve-evrim-anlam-yukleme-ve-estetik-kavrami-146 Buraya bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1 Simetri.
  2. Kaynak 2 Daha önce sorulmuş benzer bir soru.
  3. Kaynak 3 Sanat, Mental Denge ve Evrim: Anlam Yükleme ve Estetik Kavramı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
155
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
mutasyon bilgi eksiltirken, nasıl eksilen birşey daha büyük olur. (mesala fil)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bir mutasyon çeşidi olan duplikasyonda genetik materyalde artış gözlenir.Duplikasyon, bir kromozomun bir parçasının o kromozom üzerinde iki veya daha fazla sayıda tekrarla görülmesi şeklindeki kromozom anomalisidir. Yani kromzomun bir kısmının kendi kendini eşlemesi olarak da tanımlanabilir.

Gen duplikasyonu olayının evrimde önemli bir rol oynadığı kabul edilmektedir.

konuyla ilgili ilginç bir bilgi:

https://noroblog.net/2019/12/31/huntington-hastaligi-yuksek-zekamizin-bedeli-mi/

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
413
Ahmet Akbulut
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

EVET! Bütün Homo türleri,homo türleri Afrika kökenlidir.MÖ 7 milyon yıl önce göç başlamış bulunmakta ve ordan asya avrupaa ve diğer tüm kıtalara dağılmıştır.

İnsan Türleri dağılışı
İnsan Türleri dağılışı
Tüfek Mikrop ve Çelik , syf 31
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
125
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsan vücudunda bulunan elementlerin hemen hemen hepsi topraktaki elementler ile aynı bu insanın topraktan oluştuğunu mu gösterir? Göstermez ise bu neden böyledir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Verilen bilgi doğrudur, topraktaki bazı elementler insanda da bulunur. Ancak bu insanın topraktan geldiğini mi gösteriyor? Kesinlikle hayır. İnsanların maymunlardan geldiği artık tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ispatlanmıştır. "Yaratılış mı gerçek, yoksa evrim mi?" tarzı tartışmalar bile artık son derece gereksiz ve zaman kaybı olarak görülmelidir.

İnsanın vücudunda toprakta bulunan elementlerin de olmasının sebebi, toprak ile aynı yerde gezegende bulunmamız. Başka nereden bu elementleri alacaktık zaten? Bitkiler topraktan alır, biz bitkilerden alırız, toprak bizden alır. Bu böyle devam eden bir süreçtir. Yani insandaki elementler ile bitkilerdeki elementler de ortaktır, ancak bu bizim muzdan, şalgamdan veya nardan oluştuğumuzu göstermez.

Ayrıca, insan vücudunun %18'i karbon atomlarından oluşmasına rağmen toprakta karbon yoktur. Bu da insanın topraktan yaratıldığı fikrini çürütmektedir, tabii eğer samimi olunursa.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilimdili İnsan vücudundaki elementler
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Elimde tam bir kanıt olmasa da cevabım hayır. Eğer ısı ölümünde zaman duruyorsa (düşüncenden yola çıkarak söylüyorum) madde ısındıkça zamanda hızlanmalıdır. Ancak biz deneylerimize göre aynı yükseklikteki 40 oC lik ortamla -40oC lik ortamda zaman, aynı ilerler.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,028
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sağda solda böyle şeyler okuyorum bunların doğruluk payı nedir ? bu konuda bilimsel bir çalışma var mı ? evrim ağacında bu konuyla ilgili bir yazı var mı ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

bu musevilerin dininde geçen bir kural dostum. sağlıkla ilgisi olmayan bir konu. insanlar hayatları boyunca bu yemekleri birlikte yiyor. laktoz intoleransın yoksa da süt ürünleri tüketmende sakınca olmaz

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wiki musevilikte et ve süt ürünleri kuralı hakkında
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
9k
Asude Didar Özsoy
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Çift yarık deneyinde perdeye gönderilen foton lepton ya da molekülü gözlemleyen, kamera dır. Camera varken ya da yokken her durumda insan zaten gozelmcidir. Perdeye gönderilen şey, bilinçli ya da bilinçsiz gözlemci ye farklı tepki vermiyor. Gözleme tepki veriyor. Hatta elektron tam perdeye çarpmadan camera kapatıldığında, elektronun yine dalga şeklinde hareket edip girişim deseni bıraktığı biliniyor.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Intelligent Person
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kısa cevap: Farklı ışık kaynaklarından çıkan ışınların "koherent" (aynı fazda) ve "monokromatik" (tek renkli) olmaması.

Uzun cevap: Girişim olayı dalgalara ait bir özelliktir. Işık dalga gibi de davrandığı için ışık da girişim yapabilir. Ama ışığın girişim yapabilmesi için kaynakların aynı fazda yani koherent olması gereklidir. Koherent olması demek dalgayı oluşturan tüm parametrelerin (hız, frekans, periyot, dalgaboyu,şiddet vs. ) aynı ve eş olması demektir. Bu neredeyse imkansızdır.

Işıkta girişim olayını sağlamak için koherent kaynak bulamayacağımız için tek kaynaktan çıkan ışınlar iki yarıktan geçirilir. Böylelikle koherent ve monokromatik iki noktasal ışık kaynağı elde edilmiş olur. Zekice bir fikir değil mi!

Detaylar için Young Deneyi' ne bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
295
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dişin normalde beyaz olmadığını biliyorum ama kaliteli/beyazlatıcı bir diş macununu düzenli olarak uzun süre kullandığımızda dişlerimiz beyazlar mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Aslında bunu düzenli bir şekilde yaparsanız diş macununun içerisindeki kimyasallar sayesinde dişlerinizde gözle görülebilir bir beyazlama olacaktır, fakat dişlerinizi gerçekten hızlı bir şekilde beyazlatmak istiyorsanız, dişçiye gidip diş plağınızı aldırmanızı ve diğer bakımları yaptırmanızı öneririm. Ayrıca burada beyazdan kastınızın ne olduğuda önemlidir, sağlıklı dişler inci gibi beyaz olmaz, reklamlarda göz alıcı olsun diye o şekilde paylaşılır. Siz dişlerinizi beyazlatmak için olmasa bile düzenli olarak dişlerinizi fırçalayın, ayrıca yapabiliyorsanız ayda bir diş doktoruna gidip dişlerinize bakım yaptırın. Böylece her zaman sağlıklı dişlere sahip olabilirsiniz. Unutmayalım dişler evrimsel olarak canlıların en temel ve önemli olgularından biridir. Aşağıda bazı diş ve diş macunu ile ilgili soruların cevaplandığı Evrim Ağacı içerisinden bir kaynak koyacağım.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
60
Ş.ismet Esmeray
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ahmet Arslan'in felsefeye giriş adli kitabini okuyor,not tutuyorum bol bol. Peki sonra neleri okumaliyim? Kitap listesi onerir misiniz? Çok tşkkrler
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba, öncelikle başlangıç için doğru bir kitap seçmiş olduğunu belirteyim. Bu kitabı okuduktan sonra sana aşağıdaki kitapları okumanı ve daha sonra da felsefe de ilgi alanının ne olduğunu anlayıp ilgi alanınla ilgili kitaplar okumanı tavsiye ediyorum.

Yine Ahmet Arslan- İlkçağ Felsefe Tarihi ( Toplamda 5 cilttir.)

Will Durant- Felsefenin Öyküsü

Macit Gökberk- Felsefenin Evrimi

Bertrand Russell- Batı Felsefe Tarihi (3 Cilttir.)

Bir de unutmadan Chris Horner- Felsefe aracılığıyla düşünmek

Bence bu kitapları okuduktan sonra Felsefe'nin hangi alanıyla daha çok ilgili olduğunu keşfedip ilgi duyduğun filozofların eserlerine yönelebilirsin. Sana önerdiğim kitapları gördükten sonra şu hisse kapılmış olabilirsin: Neden doğrudan filozofların kitaplarını değil de bu tarz felsefe tarihi kitaplarını okuyarak vakit geçireyim? Ancak seni temin ederim ki Filozofların eserleriyle doğrudan temasa gelmek yerine bu şekilde birkaç felsefe tarihi kitabıyla işe başlaman senin için çok daha yararlı olacaktır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Felsefenin Öyküsü Sana bahsettiğim Will Durant'ın kitabı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
5k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Makro ve mikro evrenlerin kendi yasaları bulunmaktadır. Peki biz bir maddeyi 2 evrenden birine koymak için hangi sabiti kullanıyoruz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Evrendeki işleyişi ve olayları anlamak için "makro evren" ve "mikro evren" dediğimiz iki terimimiz var. İşe bunları tanımlamakla başlayalım. Görece kütlesi büyük ve görece hızı (ışık hızına oranla) düşük olan sistemlere "makro evren" derken, bunun tam tersi olan görece kütlesi küçük ve görece hızı büyük olan sistemlere "mikro evren" diyoruz. Herbirinde işleyen fizik yasaları farklı olmasına rağmen iki sistemde de "limit" durumlarında bu yasalar birbirleriyle çelişmez. (Tabii istisnalar var.) Örneğin Klasik fizikteki hareket yasalarıyla, Einstein'ın rölativistik denklemleri limit durumlarında çok çok küçük farklarla aynı sonucu verir.

Anladığım kadarıyla soru şu: tam olarak nerede klasik fizik yasaları yerini kuantum fizik yasalarına bırakır? Bunun için kısa cevap şu olacaktır: Metrenin 10 milyarda 1'inde artık kuantum mekaniksel etkiler kendini göstermeye başlar. Biz bu ölçeğe 1 Angstrom diyoruz. (1 Angstrom = 10^ -10 metre). Makro ve mikro ayrımı burada başlıyor diyebiliriz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Introduction to Solid State Physics Charles Kittel ISBN: 978-0-471-41526-8
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
175
Mert Duran
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kitapta geçen paragrafın linki alttadır.İnternette araştırdım fakat bu ders kitaplarından başka "Karakter Kayması" teriminin geçtiği bir yer bulamadım
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Sorunuz ile ilgili Evrim Ağacı Twitter hesabında bir tweet dizisi paylaştı. https://twitter.com/evrimagaci/status/1218864655231258625

Bu arada evet. Bildiğiniz evrim. Galapagos adalarındaki ispinozlar ile ilgili Evrim Ağacı Youtube kanalında yayınlanan bir video da bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=oHimewueh5k

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
975
Tolga Sağlam
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dr. Öz'ün iddiaları gerçek mi, sahte mi ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Aslında Mehmet Öz; bu sözü, bir ürünü pazarlamak için yapılan kampanyaya dayanarak söylemiştir.

“Kahvaltı günün en önemli öğünüdür” lafı 1910'lu yıllarda James Caleb Jackson ve John Harvey Kellogg tarafından yeni icat edilen kahvaltılık gevreklerini satmak için söylenmiştir ama maalesef Mehmet Öz son zamanlarda, para ve şöhret uğruna bilimsel verilerden uzak kişisel açıklamalar yapmaktadır.

İlk olarak Mehmet Öz, uzun yıllar Amerikan halkı ile beraber yaşadığını söyleyelim ve orada gördüğü kahvaltı kültürü, mısır gevreği ve donut'tan oluşmaktadır, sanırım bu sözü de onlar için etti. Yani umarım öyledir çünkü çok talihsiz bir açıklama olurdu. (Mehmet Öz, kardiyoloji uzmanıdır, yiyecekler ve beslenme ile ilgili bilimsel bir çalışması yoktur, buna karşın beslenme ve diyet ile ilgili iki kitap yazmıştır.)

Diğer yandan işin bilimsel tarafına gelirsek, I.Dünya Savaşından sonra, çoğu askerin savaş sırasında kötü şartlarda, savaşamayacak kadar bitkin ve halsiz olmalarını, askerlerin yetersiz beslenmelerine bağlayan birçok gazeteci ve politikacı vardı. II.Dünya Savaşının hemen başında, bir insanın sağlıklı bir şekilde karar verebilmesi ve çalışabilmesi için sekiz saatte bir beslenmesi gerektiğine dair klinik çalışmalar yapılmıştır. (C.G.King ve Ole Salthe 1939-1945)

Bu durumda, sekiz saatte bir besleneceksek, kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Peki yapmazsak ne olur? Kesin olarak bilmiyoruz. Bu konuda uzun vadeli çalışmalar yapılmasına rağmen rasyonel bir sonuca ulaşılamamıştır. Bildiğimiz tek şey çevreye ve diyete göre beslenmenin değişiklik göstermesidir. Aşırı kuzeyde yaşayan insanların, sürekli protein ve yağca zengin et tüketmeleri, öğün sayılarını azaltmalarına ve buna alışmalarına olanak sağlamıştır. Bu insanlar aynı zamanda sağlıklıdır. Öte yandan Afrikanın çoğu ilkel kabilesinin tek öğün ile beslendiklerini biliyoruz. Bunun sebebi ise zorunluluktur. İnsanlar her iki duruma da adapte olabilmiş ve göreceli sağlıklıdırlar. Göreceli diyoruz çünkü, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Alaska'da ortlama yaşam süresi 70-75 yıl iken, Etiyopya, Somali, Kenya, Güney Sudan gibi kıtanın ekvatora yakın kısımlarında ortalama ömür 45-55 yıl arasındadır. Tabi ki bu veriler sadece beslenme ile ilişkilendirilemez.

19.yy sonlarına doğru, üç öğün beslenmeye geçtiğimizden beri insan ömrünün kayda değer bir şekilde artığını savunan argümanlar olsa da, bu durumu sadece beslenmeye bağlayacak kanıtımız yok. Kaldı ki, obezite gibi son yüzyılda daha çok karşılaştığımız aşırı beslenme sorunları ile de mücadele etmekteyiz.

Sonuç olarak, eğer iki öğün besleneceksek bu öğünler sabah ve akşam olmak zorundadır. Her iki öğün arasında 12 saat bulunur. Diğer yandan sadece iki öğün beslenecek ama kahvaltı yapmayacaksak, bu öğünler öğle ve akşamdır. Öğle ve akşam arasında yaklaşık 8 saat, akşam ve öğle arasında yaklaşık 16 saat olur ki bu da düzensiz ve dengesiz beslenmeye örnektir.

Not: Bir insanın statüsü ve medyanın gücü birleştiğinde halkı kolaylıkla yanlış yönlendirebilir ve çok kötü sonuçlar doğurabilir ki bunu daha önce gördük. Yıllar önce Türk doktor Ziya Özel'in kansere çare buldum diyerek medya desteğini arkasına alarak açıklama yapması ver ardından insanların zakkum suyu içerek zehirlenerek ölmeleri, bu tür açıklamaların bilimsel verilere dayanmadan asla yapılmamasına en iyi örnektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
442
Yağız Bayrakçı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Canlılık, evrim sürecinin işleyişiyle ilerleyen, maddesel evrim sürecinin devamıdır ve nihai bir hedefi olmadığı için sürekliliği sınırlı olmayan bir işleyiştir. Homosapiens, sahip olduğu nevrozdan dolayı kendini evrimde bir hedef tür gibi görme eğiliminde olduğu için bu tarz sorulara sahibiz. Oysa insan da, diğer canlılar da değişmeye devam etmekteler. Ancak bu değişimler, türe ait bireyler açısından gözlemlenemeyecek kadar yavaş olduğu için, büyük resme bakılmadan yapılan bir gözlem, evrimin işlemediğini bile düşünebilir. Büyük resme ulaşmak için yapılan bilimsel gözlem araştırmalar ile evrimsel mekanizmalarla karşılaştığımızda, canlılığın gelişimden ibaret olduğunu görüyoruz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Tarık Yıldırım
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Maalesef bu mümkün değildir. Çünkü Mars'ta bulunan sera gazları Marsı dünyalaştırmak için yeterli düzeyde değildir. Marsı Dünyalaştırmak yani terraforme etmek için olan gazlarını milyonlarca yıl önce kaybetmiştir.

Elon Musk son zamanlarda bu fikrinden vazgeçmiştir. Bunu yerine Güneş reflektörleri yardımıyla Güneş ışınlarını gezegen üzerinde tek noktaya toplamak. Böylece toprağa bağlı halde bulunan karbondioksit gazı çözülebilir ve daha güçlü bir atmosfer yapısı oluşturulabilir

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
15
Taha Ay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

çünkü o boyutta bir şeye gezegen denemez. evren 101 kitabından direkt alıntı yapıyorum.

Bir gezegen, uluslararası astronomi birliği tarafından güneş etrafında birincil yörüngesi bulunan, onlara daire şeklini veren kütle çekimleri için yeterli bir kütleye sahip, yörüngesi civarındaki bütün küçük gezegenleri temizleyen (bu da onun onun kendi yörüngesinde, o boyutta tek cisim olduğu anlamına gelir) gökcismi olarak açıklanmıştır. kuyrukluyıldızlar, astroitler ve kendi kütleçekimleri sayesinde daire olamamış olan daha küçük gökcisimleri bu karmaşık tanımın dışında alır. cüce gezegenler ise ilk iki kriteri sağlar fakat henüz yörüngelerini temizlememiş olan cisimlerdir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 2513 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bana bilime düşman bir hükümetle yönetilen bir ulus gösterin, ben de size sağlık, gelir ve güvenlik bakımından başarısız bir ülke göstereyim.”
Neil deGrasse Tyson
Geri Bildirim Gönder