Varsayımsal & Hipotetik

Puan Ver
0
Puan Ver
65K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip
Peki zihinsel imajinasyonlarin gerçekleşme olasılığından bahsetmek mümkün olabilir mi? Detaylı bilimsel arka plan olmadan, şunu okursan anlarsın gibi niteliksiz cevap vermezsek konuyu açıklayabilecek kisilere izin vermis oluruz ve herkesin anlamasını sağlarız.
Puan Ver
0
Puan Ver
65K
Ersals Krononot
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Bu iki kişinin yaşama yüklediği anlam bakımından ele alındığında yaşam seyirlerinde bilimsel olarak farklarının olup olmadığı konusunda somut sonuçlardan bahsedilebilir mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Elbette bahsedilir, neden bahsedilmesin.

Amaç insanda en önemli motivasyon kaynağıdır. Sabah yatağından bir amaç uğruna kalkarsın. Dışarı bir amaç uğruna gidersin, işe bir amaç uğruma gidersin, yaptığın her şey bir amaç uğrunadır. Motivasyon işe odaklanma ve aynı zamanda o işi yaparken mutluluk getirir. Deneysel olarak amacı olan ve olmayan insanların hayat kalitelerini, başarı oranlarını vs inceleyebiliriz. Ama yaşam seyri derken mesela 5 insan düşünelim ve bu insanların hepsi üniversite için Harvard'a girmeyi amaç edinsinler. Yaşam seyri belki kısa bir süre benzer olabilir ama aynı veya uzun süreli bir benzerlikten bahsetmek çok zor.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Burak Uçar
Teşekkür
Hatırla
Takip
İlk sorum olucak çok merak ettiğim için sorma gereği duydum Turgut Özal cesedi 19 yıl nasıl çürümedi bu bilimsel olarak imkansız değil mi ? bildiğim gibi insan vicudu 5 yıl içinde sadece kemik kalması gerekmez mi ? Böceklerin yada sabunlama ile belki mümkün fakat beyinin 5 saat içersinde akması gerekmiyor mu? ben mi yanlış biliyorum.
Puan Ver
0
Puan Ver
455
Cagdas Cafer
Teşekkür
Hatırla
Takip
kuantum dünyasında gerçekleşen değişimlerin gözlemlenebilir evren gibi büyük bir uzayda etkisi kısa vadede olabilir mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
761
Ahmet Can
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar Ölü insanları klonlamak teorik olarak mümkün mü? Bu konu da ne gibi problemlerle karşılaşılabilir?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Neriman Burnaz
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yayılımın şeklini Fraktal geometri diye açıklamak mümkünse, bu zincirin kırılmasını sağlamak ne şekilde mümkün olabilir?
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Ali İhsan Kaya
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Şehirlerdeki vaka sayılarının açıklanmadığı durumdaki panik hâlinde bile yaşananları hepimiz görüyoruz. İnsanlar stok yapmaya başladılar, öyle ki sosyal medyada stok yapan insanlar yüzünden ihtiyaçlarını alamayan kişiler görüyoruz. İnsanlar dezenfektan, antiseptik maddeler ve maske stokluyorlar, bunlara ihtiyacı olan sağlık çalışanları yeteri kadar malzeme bulamıyorlar. Kaynak kısmına bu sebepten dolayı hastalarına eldivensiz müdahale etmek zorunda kalan ve hayatını kaybeden bir doktorla ilgili bir haber ekledim. Bunun Türkiye'de yaşanmayacağının bir garantisi yok. Kıtlık bir yana, bu panik hâli insanlarda psikolojik sıkıntılar doğurabilir. Kaynaklara bununla ilgili bir yazı ekledim.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Gökhan Yaman
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yani Astral Seyehat ve Karabasan Olayların Bilimsel Açıklaması Nedir ? Var mıdır ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Karabasan

Gerçek Taraflar

Karabasan denen olgu, bilim tarafından net bir şekilde açıklanabilmiş olan "uyku felci" dediğimiz durumdur. Fizyolojik olarak analiz edildiğinde, uykunun Hızlı Göz Hareketleri (REM - Rapid Eye Movements) döneminin düzensiz olması veya bu evrede uyanmanın gerçekleşmesinden ötürü oluştuğu bilinmektedir.

Sahte Taraflar

Yapılan kötülükler ile hiçbir alakası olmadığı gibi, uyku felcinin şeytan ya da cinler ile de herhangi bir alakası bulunmamaktadır.

İddianın Kökeni

Bu durumu yaşayan insanlar büyük bir korkuyla karşı karşıya kaldıkları ve sebepleri halk arasında basit bir şekilde açıkalanamadığı için bu durum kültürel yapı içerisinde "cinler" ve "şeytanlar" gibi uydurma kavramlarla ilişkilendirilmiştir.

Bilgiler

Uyku felci uykuya dalarken ya da uyanma öncesinde meydana gelir. Uykuya dalarken meydana gelirse, vücut fizyolojik olarak REM uykusu devresine hazırdır; ancak beyin halen kendisini kapatamamıştır. Buna "hipnagojik (predormital) uyku felci" denir. Bu durumda birey hala bilinç sahibiyken ve uykunun getirdiği bilinçsizlik hali devreye girmemişken, vücut "uyku atonisi" denen ve vücudun felçli gibi hareketsiz kalmasını sağlayan duruma geçmiştir. Bu gerçek bir felç durumu gibidir; çünkü birey kendi uyanıklığının bilincindeyken vücudunu hareket ettiremez.

Eğer ki uyku felci daha sıklıkla görüldüğü üzere, uyanmadan önce meydana gelirse, henüz REM döngüsü tamamlanmamıştır; ancak beyin uykudan uyanır ve bilinçli hale döner. Buna da "hipnopompik (postdormital) uyku felci" denir. Yine bu durumda da birey uyandığının farkında olsa da henüz uyku atonisi durumu kapatılmamıştır ve geçici bir felç durumu yaşanır. Kısaca uyku felci, beynin algısal kısmı ile vücudu kontrol eden kısmının fizyolojik açıdan uyumsuzluğundan doğan bir sorundur.

Neden Cinler ve Şeytanlar Görülebiliyor?

Uyku felci genellikle korkutucu bir deneyimdir. Çünkü birey duyu organları sayesinde uyanık olduğunu fark eder; ancak vücudunu kontrol edemez. Hele ki rüyalarımızı gördüğümüz temel uyku evresi olan REM döngüsünün tamamlanmamış olmasından ötürü birey rüya görmeye devam edebilir. İşte bu durumda "canavarlar", "yaratıklar", "şeytanlar", "cinler" gibi kültürümüzün yarattığı hayal ürünü unsurlar görülebilir. Toplumlarda "karabasan" gibi bir kavramın gelişmesinin nedeni, uyku felcine yüklenen gerçek dışı anlamlardır.

Uyku Felci Ne Kadar Sürer?

Uyku felci genellikle birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürer. Çok nadiren saatlerce sürdüğü görülmüştür. Ayrıca çoğu insan ömründe birden fazla defa uyku felci geçirmez. Bu tip tekil vakalara İzole Uyku Felci adı verilir. Çok nadiren bireylerde uyku felci kendini ömür boyu tekrar eder; buna da Tekrar Eden Uyku Felci adı verilir. İlk durum genellikle bir hastalık göstergesi değilken ve vücutlarımızın kusursuz çalışamıyor olmasının rastlantısal bir sonucuyken, ikinci tip uyku felci hastalıkların belirtisi olabilir.

Yapılan araştırmalarda uyku felci geçirenlerin sıklıkla halüsinasyon gördüklerini veya akut tehlike haline geçtikleri görülmüştür. Bilincin açık, vücudun kilitli olduğu durumlar son derece ürkütücü olduğu için beyin kendini korumak adına hızla çalışır ve bu sırada gerçek olmayan görüntüler bilinçaltından çağırılır. İşte konu hakkında mitlerin doğmasına sebep olan sanrılar, tamamen fizyolojik kökenli olan halüsinasyonlardır.

Neden Bazı Kişilerde Daha Sık Görülüyor?

Uyku felci aşağıdaki durumlarda daha sık olarak görülmektedir:

Narkolepsi (uyku döngüsü bozukluğu) hastalarında,

Yüzüstü uyuyanlarda,

Stresli dönemlerden geçenlerde,

Yaşam biçiminde ani değişiklikler olanlarda,

Çok az uyuyup, çok fazla alkol tüketenlerde.

Sıklıkla uyku felci geçirenlerde, narkolepsi aranır ve teşhis edilirse, bu hastalık tedavi edilerek uyku felcinden kurutulunabilir.

Uyku Felcinin Evrimsel Sinirbilimi

Uyku felcine neden olan sinir yolaklarıyla ilgili birçok başarılı çalışma yürütülmüştür.

Uyku felci geçiren bireylerin kendilerini içerisinde buldukları durumdan (haklı olarak) aşırı korkmalarından ötürü orta beyinleri hızlı bir şekilde "aşırı uyarılmışlık" durumuna geçer. Bu, çok ciddi tehdit altında olan bireylerde görülen bir durumdur. Bireyin kendisini çaresiz ve boğuluyor gibi hissetmesi, beynin aslında var olmayan bir "saldırgan" yaratmasına neden oluyor olabilir. Bu "saldırgan", beynin kendisini içinde bulduğu durumu açıklamak için geliştirdiği "elde olan en mantıklı açıklama" gibi düşünülebilir. Çünkü böyle bir baskılanmışlık ve felç halini ancak birisi bizi öldürmeye çalışıyorsa deneyimleyebileceğimizi düşünürüz.

Yani uyku felci sırasında beynimizin yarattığı görüntülerin nedenleri muhtemelen kültürel geçmişimizde de yatmaktadır. Ancak aynı zamanda duyu organlarımızdan gelen veriler, bir saldırganın ortamda bulunmadığı bilgisini verecektir, çünkü gerçekte böyle bir saldırgan yoktur. Fakat evrimsel süreçte beyinlerimiz, bu şekilde çelişkili durumlarda, "güvenli tarafta" kalmak adına bu tür uyaranları "tehdit" olarak algılayacak biçimde özelleşmiştir. Böylece hayatta kalma şansımız artar.

İşte bu durum, uyku felcinin etkisini de arttırmaktadır: Beyin, duyu organlarından gelen ve normalde yatıştırıcı olması beklenen uyaranları, içinde bulunduğu korkutucu ve bilinmedik durumun risklerinden ötürü reddeder. Yapılan çalışmalar, uyku felci sırasında görülen halüsinasyonlarda beynimizin amigdala (korku merkezi), talamus (bilinç-bilinçaltı arasındaki kapı görevi gören bölge), anterior singülat ve pontin tegmentum gibi kısımlarının görev aldığını göstermiştir. Tüm bu sinir yolakları, uyku felci sırasında aşırı uyarıldığı için beynin gerçekle hayali ayırt etmesi güçleşir. Genellikle bu durum uyku felcinin birkaç saniye sonunda sonlanmasıyla ortadan kalkar ve birey eski haline döner.

Astral Seyahat

Bilimde ne "astral beden" ne de "ruh" kavramları bulunmaktadır. İkisi de sahtebilimin var ettiği mistisizm ögeleridir. Yapılan hiçbir araştırmada astral seyahat yaptığını iddia edenlerin, yapmadığını düşünenlerden daha yüksek yüzdeyle olayları bilebildikleri gösterilmemiştir. Tam tersine, astral seyahat iddiasında bulunanların yüzdeleri, tahmini doğru bilme yüzdesinden (%50) bile düşüktür.

İddianın Kökeni

Astral Seyahat (Astral Projection), insanların yanlış rüya tanımından kaynaklanan ve mistik ögelere duyduğu zaaftan doğan bir mittir. Esasında Lucid Dreaming (Yarı-Uyanık Rüya) deneyiminin yanlış yorumlanmış versiyonudur. Günümüzde, gerçekten Astral Seyahat ile ekstradan bilgi sahibi olan kimseye rastlanmamıştır.

Bilgiler

Lucid Dreaming (Yarı-Uyanık Rüya), beynin uyku durumuna tam olarak geçememesine rağmen, vücudu uyku durumuna sokması sonucunda meydana gelir. Bu durumun kötü bir versiyonu uyku apnesi (karabasan olarak bilinir ki bu foto-albümde o konuda da bilgi mevcut) görülmekteyken, olumlu rüyalar görüldüğünde "Lucid Dreaming" olarak anılır. Bu olay sırasında beynin uyku moduna alınması gereken bölgeleri çalışmayı sürdürür ve etraftan gelen veriler yarı-bilinçli olarak işlenmeye devam eder. Bu sebeple eğer ki bu dönemde rüya görülecek olursa, bilincimiz "yarı-bilinçli" olarak bu rüyaları da fark edecek dolayısıyla duyu organlarımızla bu rüyayı kontrol etmemiz mümkün olacaktır. İşte bu Yarı-Bilinçli Rüya deneyimidir ve düzgün bir şekilde çalışılarak öğrenilebilecek bir yetenektir.

Astral Seyahat'in bilim dışı olmasının sebebi, "ruh" kavramının ispatsız olarak kabul edilmesi ve bu kavram üzerinden yola çıkılarak ruhun zamana ve mekana bağımlı olmadan geçmişe, bugüne ve geleceğe gidip, herhangi bir bölgeye istenildiği gibi ulaşabileceği argümanının kabul edilmesidir. Halbuki bilimde ruh diye bir kavram yoktur; ayrıca bilimsel olarak geleceği ve hatta şimdiki zamanda, farklı coğrafyadaki bir olayı rüya sırasında görmenin bir yolu yoktur. Astral Seyahat ettiğini iddia eden insanlar, sadece kendilerini rüyalarında gördükleri bir Lucid Dreaming deneyimi yaşamış bireylerdir. Bu gerçeği abartarak rant elde etmeyi ya da hayal güçlerini tatmin etmeyi hedeflerler.

Yarı-Uyanık Rüya sırasında birey, aslında beyni tam olarak uyumadığı için bilinçlidir; fakat bunun tam olarak farkında değildir. Dolayısıyla uyandığında ve gördüğü rüyayı hatırladığında, rüyayı kontrol ettiğini sanar. Aslında gerçekten kontrol etmiştir, zira bilinci yarı-açık olduğu için "ne düşüneceğine" karar verebilir, bu da görsel bilgi olarak, yani rüya olarak beyne yansır. Ancak aynı zamanda da kontrol edemez, çünkü rüyalarda çoğu zaman karşımıza çıkan yüzler ve görüntüler bilinçaltından rastgele seçilir.

Randi Vakfı'nın astral seyahat iddiasında bulunan kişiler üzerinde yapılan araştırmada, kişinin önce astral seyahat yapması istenmiştir. Kişi, astral seyahatı sırasında Jüpiter gezegenine gidip oradan bilgi aldığını iddia etmiştir. Bu argümanı sonrasında da kendisinden 65 farklı bilgi alınmıştır.Yapılan incelemeler sonucunda bu bilgilerin 11 tanesinin doğru geri kalan hepsinin ise ya tamamen ya da kısmen yanlış olduğu tespit edilmiştir. Bu 11 doğru cevabın da 1 tanesi piyasadaki herhangi bir kitapta bulunamayacak kadar orjinal, 7 tanesi bariz bir şekilde bilinen gerçekler, 4 tanesi ise herhangi bir referans kitabından öğrenilebilecek gerçeklerdir. Kişinin verdiği bilgilerden 30 tanesi tamamen yanlış, 9 tanesi tespit edilemeyecek kadar üstü kapalı/bulanık, 5 tanesi bilimsel spekülasyon, 10 tanesi ise kısmen hatalı bilgidir. Bu başarı yüzdesi, %37 civarına denk gelmektedir ki gezegenler hakkında önbilgili bir insan Jüpiter ile ilgili 65 bilgiyi uyduracak olsa, muhtemelen %50 civarı bir başarı elde edecektir. Bu sebeple deneme tam bir başarısızlık ile sonuçlanmıştır.

Farklı üniversitelerde de benzer deneyler yapılmış ve hiçbirinde gerçek bir beden-üstü deneyim yaşanmadığı, hepsinin sıradan rüyaların karmaşık yorumlanmasından doğan hatalar olduğu ve istisnasız hepsinin Yarı-Uyanık Rüya'dan ibaret olduğu gösterilmiştir. Kısaca Astral Seyahat, sahte-bilimcilerin yine bilim üzerinde oynadıkları çocukça bir oyundan ve peri masalından ibarettir.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
340
Serhat Altuncan
Teşekkür
Hatırla
Takip
grip ve korona yakın akrabalar, gripin aşısıda çareside yok, yılda bir veya iki defa yakalanıp atlatıyoruz. covid-19 aynı hale gelirse ve dünyadaki bütün insanlara dağılırsa 10-15 yıl içinde 50 yaşının üstündeki bütün insanları öldürebilir. covid-19 la beraber yaşarız ve 50 yaşına gelen ölür?
Puan Ver
0
Puan Ver
445
Oğuzhan Kömcü
Teşekkür
Hatırla
Takip
Tanrının hep var olduğunu savunanlar, şu mantıkla bunu ifade ediyorlar. Suyun ıslaklığı nerden geliyor diye soramayiz suyun ıslaklığı kendindendir. Su kendi halinde bir sıvı degilmidir. Güneşinde ışığının kendinden olduğunu söylüyorlar. Böyle bir mantık doğru mudur?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Herhangi bir inanç, o inancın öğretisi ya da din vs sinin kurallarına göre ele alınabilir.

Daha iyi anlamak için, herhangi bir kavram, içinden çıktığı disiplinin kuralları dahilinde ele alınabilir.

Burada bahsi geçen, zati olup olmadığı tartışılan da içinde bulunduğumuz kültüre ait dinin tanrısıdır. Allah yani.

Bu kavramı da kendi dinine ait kurallar dahilinde tanımlayabiliriz. Yani aslında bu tanrı, kendisini din vasıtası ile nasıl tanımlıyorsa, buna göre inanır ya da reddederiz. Kendi kafamızdan ürettiğimiz, kulaktan dolma bir ilah tasviri, bahsi geçen tanrıyı onay ya da red anlamına gelmez.

Dini literatür açısından yaratıcılık vasfı ile yaratılmış olma vasıflarını ayıran en önemli unsurlardan biri, tanrısallığın varoluşunun, başka bir şeye ihtiyaç duymayacak nitelikte oluşudur. Bu anlamda yaratılmış herşey, varolabilmek için, varoluşa neden olan sebeplere, ve bu sebepleri kurgulayan tanrıya ihtiyaç duyar. İşte tanrısallık, böyle bir ihtiyaca sahip olmama özelliğini de barındırmaktadır içinde bulunduğumuz din açısından.

Ancak suyun ıslaklığının kendinden olması durumu biraz karikatürize bir yaklaşım. Biz, su moleküllerinin kurduğu zayıf bağların hızla koparak, tekrar bağlanması yoluyla akışkanlık kazandığını biliyoruz. Suyun faz değiştirmesiyle kaybolan bu akışkanlığı, tanrısallık ile doğrudan bağdaştırmak biraz garip. Anlatılmak istenen tabii ki varoluşu itibarı ile sahip olunan nitelik, ancak kurulan analoji net değil. Güneşin ışığı benzetmesi de benzer biçimde, nükleer dönüşüm sona erdiğinde soru işaretleri oluşacak değil mi.

Burada din tanımı içinde ele aldığımızda, tanrısal varoluşun zati olduğunu kabul etmek durumundayız. Tanım gereği. Ancak konuya objektif yaklaşmak söz konusu olursa, bunun tarafımızdan bilinemez olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Henüz fizik evreni anlamamış bir bireyin, tanrıyı tanımlama çabası içsel bir çelişkiden ibaret olacaktır.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
355
Cengizhan Zabun
Teşekkür
Hatırla
Takip
Atatürk ün büyük bir şaheseri olan nutuk kitabını aldım ve bu yıl boyunca kelimesi kelimesine dikkatlice okuyarak kendime bir yol çizmeye çalıştım fakat kitapta bir nokta çok dikkatimi çekti Mustafa Kemal Atatürk insanlara hitap etmek için sürekli baylar cümlesiyle başlamış, kadınlara bunca güzel hakları bizzat kendisi verirken , böylesine aydın kafalı bir kişinin neden böyle bir hitap şekli kullandığını merak ediyorum
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Sevgili Cengizhan, elimde "Nutuk" eserinin hem basılı hem de pdf olarak bir çok baskısı mevcuttur. Mustafa Kemal ATATÜRK, söze başlarken ya "Efendiler" ya da "Muhterem efendiler" diyerek başlıyor. Baylar diyen baskısından haberim yok. Baskı hatasıdır diyerek muhtemel art niyetleri görmezden gelebiliriz diye düşünüyorum. Efendi hitabı cinsiyetsiz bir ifadedir. Türkçede "beyefendi" ya da "hanımefendi" kullanımları ile cinsiyet eklenmektedir.

Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk eserini 1927 yılında mecliste okuduğunda mecliste kadın yoktu ve mecliste bulunan mebusların çoğunun kadın haklarına dair bir fikri de yoktu diye düşünüyorum. 1930 yılından itibaren kadınların siyasi hayata girmeleri hakkında bir link paylaşıyorum altta.

Teşekkür (2)

Kaynaklar

  1. TÜRKİYE’DEKİ İLK KADIN MİLLETVEKİLLERİ VE MECLİS’TEKİ ÇALIŞMALARI TÜRKİYE’DEKİ İLK KADIN MİLLETVEKİLLERİ VE MECLİS’TEKİ ÇALIŞMALARI
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
4,625
Furkan Aksüt
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilimsellik, deneylenebilirlik ve yanlışlanabilirliği öncüller. Bilim zaten bu şekilde gelişir. Bilimsel bir kuram, yapısal olarak matematik ve bilimsel gözlem-deneye dayanır. Bilim insanının bu çıkarımlara yüklediği anlam, sonuç ve süreçlerin olasılıklarını tespit ve anlam yüklemesi de muhtemeldir. Ancak, bu çıkarımlar, kuramın kanıtı olarak değil, farklı bakış açıları ve olasılıkları ortaya koymayı sağlar. Felsefi, manevi, mantıksal, düşünceye dayalı olgular, bilimsel argüman için kanıt kabul edilemez. Genellenebilir, deney sonuçlarının aynı olduğu, bilimsel gözlemlerle kabul edilebilir argüman, sonuçlardır bilimsel kuram için gerçeklik referansları. Düşünce çıkarımlarının sağlamlığı, tutarlılığından bağımsız olarak, bir kuramın bilimsellik düzeyini belirleyen deney ve gözlem, genellenebilirlik, yanlışlanabilirlik gibi somut faktörlerdir.

Özellikle kendi döneminde oldukça komik, uçuk kaçık hatta saçma olan rölativite, kuramsal anlamda kabul edilemezdi. Kütlenin uzay zamanı bükmesi -uzayzamanın ne olduğu da belli değildi-, gerçekten deli saçması bir kuramdı. Ancak sağlam matematiksel denklemlere dayanıyordu. Yapılan bilimsel deney ve gözlemlerin hepsi, bu şizofrenik kuramı destekliyordu şaşılası şekilde. İşte Einstein göreliliği ilan ederken yuhalanmasının nedeni, henüz bilimsel referanslarının bilinmiyor olmasıydı. Aynı zamanda Boltzmann ın madde, atom denen çok küçük parçalardan oluşmuştur dediği için bütün bilim dünyası tarafından dalga geçilmesinin nedeni de benzerdi. Eğer bilimsel yöntemlerle desteklenmeseydi bu iki önemli teori de unutulup gidecekti.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
309
Yaren Köse
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Biz fiziksel 3 boyut, bir de zaman boyutu altında varlık sergiliyoruz. 4. boyutun zaman olduğu düşünülmekte. Soru, zaman boyutu altında olmasaydık evreni nasıl deneyimlerdik şeklinde anlıyorum bu açıdan.

3+1 boyuta mahkum yaşıyor olmak, bütün olguların KUTUPLARINA AYRIŞMASI demek aslında. Sebep - sonuç, önce sonra, başlangıç bitiş vs vs. Zamanın oku fenomeni ve nedensellik, zaman boyutuna mahkum olmanın birer sonucu. Büyük ihtimalle, zaman boyutu mahkumiyetinden kurtulabilmek, olguları BÜTÜN halinde, kutuplarından ayrışmış olarak deneyimleyebilmek olabilir. Ancak baştan gözden kaçırmamamız gereken şey ise, BİZİM doğum ölüm, gelişmemiş gelişmiş, küçük olgun gibi süreçlerden arınmış, potansiyelimizin bütünü halimize ulaşmamız söz konusu olacak teorik anlamda ki, kutuplardan ayrışmışlığı algılayabilelim. Böyle bir durumda, nasıl mekanda hareket edebiliyorsak, zamana da hareket edebiliyor olmalıyız. Bu nedenle fizik evrende geçen, ilerleyen bir zaman algısı olmayacaktı, zamanın istediğimiz kısmında istediğimiz şekilde olabilecektik büyük ihtimal. Böyle bir durumda bilindik evren deneyimi olmayacaktı, evrenin oluşum, varoluş ve bitiş -varsa yeniden büyük patlamalar vs- süreçleri üstü bir varoluş zemini söz konusu olacaktır.

Unutmamak gerekir ki, bu öngörüler, zamana mahkum, bildiğimiz boyutlardan modelleyerek yapıldığı için, asla gerçeği yansıtamaz. Sadece fikir verebilir.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Burak Tura
Teşekkür
Hatırla
Takip
İnsanın kararsız kaldığında özellikle bu yola başvurduğunu biliyoruz , bu durumun beynimiz ile ilgisi nedir? Genellikle bu tez de doğru çıkıyor, sebebi nedir? Daha bilimsel ve zihinsel açılımı var mı?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bunu çoğumuz yaşamışızdır. Bazen birini görürüz nereden tanıdığımızı çıkaramadan onu tanıdığımızı biliriz. Bize yöneltilen sorularda ilk aklımıza gelen cevapta da durum benzerdir. Beyin sonuca giden yolda en kısa seçeneğe yönelio cevap verir. Bu her zaman için böyledir. Siz cevabınız hakkında farklı bağlamlarda düşündükçe sonuca giden yollar karışır ve bazen sapabilirsiniz. Anımsama aşaması da beyinde nöronlar arası bağlantılar ile olur. Canlı enerjiden tasarruf etmek ister. Kullanılmayan nöron bağlantıları(bilgiler) zamanla bozulur(unutulur). İlk akla gelen cevap da bu bağlamda sonuca giden en kısa ve hızlı seçenek gibidir.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Her alanda kesin olmayarak nitelendirilen bir yöntemin bilimde çok sık kullanılıp internette ve makalelerde çok yer edinmesini anlamıyorum. 50 bin yıl geriye gidebiliyor diyorlar ama neden se internete milyar yıllardan bahsediyorlar ? Bu kadar çok bilim insanının böyle boş felsefik bir konuya yönelmesi çok garip.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Karbon 14 testlerinin kesin olmayışı sonuçlarının tamamen hatalı olduğu anlamına değil, sapma oranları olduğu anlamına geliyor. Karbon 14'ün sapma oranı yaklaşık 100-200 yıldır, yani çok yüksek ölçüde güvenilirdir.

Karbon-14 gibi birçok yöntem daha vardır, bunlar atomların yarı ömürlerinden faydalanarak icat edilen tarihleme yöntemleridir. Tarihlemek istediğiniz şeyin yaşına bağlı olarak farklı bir atom türü kullanmanız gerekiyor. Ve ne mutlu ki çok çeşitli atomlarımız var. Rubidyum-87'nin yarılanma ömrü 49 milyar yıl, fermiyum-244'ünkü ise 3.3 milisaniyedir. Bu iki ayrı uç atomların ne kadar büyük bir aralıkta çalışabileceğini göstermektedir. Örneğin 2.7 milyar yıllık bir yapıyı tarihlendirmek istiyorsanız buna uygun başka bir atom kullanırsınız.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Yarı Ömür ile ilgili daha kapsamlı bir açıklama.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
8K
Atahan Sır
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bu konuda yapılan birçok anket araştırma var. En son Bekir Ağırdır'ın T24'deki bir röportajını izledim. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir, bildiğiniz ne gibi anketler, toplumsal araştırmalar vardır ?
Puan Ver
2
Puan Ver
140
Murat Yiğit
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Mıknatıslar bizi radyasyondan korur mu? Eğer bir gün dünya manyetik alanını kaybedecek olsaydı ne kadar mıknatısa ihtiyacımız olurdu?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Genelde manyetik alanlar radyasyonu durduramaz.

Ancak, yüklü parçacıklardan oluşan belirli bir radyasyon türünü etkileyebilir. Güneş rüzgarlarından yayılan 1,5 ile 10 keV arasındaki temel enerjili elektronlar, protonlar ve alfa parçacıkları, manyetik alanlardan etkilenir ve dünyanın manyetik alanı tarafından kutuplara yönlendirilir.

NASA’dan Jim Green, modern teknolojiyle, güneş yörüngesinde L1 noktasında bulunan ve nispeten büyük bir şişirilebilir yapı aracılığıyla dağıtılan 1 veya 2 Tesla alan gücünün, Mars'ı korumak için yeterli olabileceğini önermiştir. Bu alan kuvveti, MRI makineleri tarafından yaygın olarak kullanılana benzer. (Kaynaktaki resimde görebilirsiniz.)

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Yapay Manyetik Alan Üretmek Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
65K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip
Zekayı, onu olşturn unsrları, zeka - beyn ilişksni anlammış bir türn algoritmalrla onlrı taklt etme çabası takdir edilmeli mi, yoksa sorgulanmalı mı
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Antigravity 74100 , 40 yıllık antiyerçekimi teorisyeni ve 5 yıllık 'Deneysel Fizikçi'

Yapay zeka çalışmaları, insanoğlunun uygarlık tarihi içindeki payını düşündüğümüzde, daha bebeklik dönemindedir. Bu bakış açısı ile yapay zeka konusunda elde edilen başarı hızını evrim hızı ile de kıyasladığımızda akıl almaz bir üstünlükte bir hızla gelişme gösterdiği aşikardır. Sürekli gelişme gösteren yapay zeka çalışmaları, metadolojik açıdan ve hangi bakış açısı ile bakılırsa bakılsın, yapılan çalışmaların yanlış yolda olduğuna inanarak eleştirmek çok da mantıklı olmayacaktır. Aklın, bilimin ve matematiğin yolları her zaman aynı noktada kesiştiği için, gelecekte çok başarılı yapay zekalar oluşturulması önlenemez bir gelişme ile mümkün olacaktır. İnsan beyni sanki bilinmeyen farklı bir evren gibi araştırılması gereken devasa bir bilgi deryasıdır. Bu nedenle; insan beyni kapasitesi ve özelliklerinde bir yapay zeka üretilebilmesi kısa vadede imkansızdır. İnsan beynini çözümlemede geliştirilecek teknolojik aletlerin ve dijital teknolojinin zaman içinde daha da geliştirilmesi ile, yapay zeka çalışmaları evrimsel ve evrensel anlamda bir başarı gösterecektir. Yapay zekanın ahlaki ve felsefi yönden gelişimi de zaman içinde insanlığın gelişimine paralel olarak aşama kaydedecektir. Günümüzde bilgisayar teknolojisinin dahi daha bir çok kusurları varken, ulaşılan yapay zeka çalışmalarındaki başarıyı değil sorgulamak, takdir etmek gerekir.

Yapay zeka konusunda ayrıntılı bilgilere sunduğum kaynaklardan ulaşabilirsiniz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
insan karın içinde zaten baş aşağı pozisyonda olduğunu bilemez mi. sonuçta beyne kan toplanır ve bu bir belirti değil mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
916
Ahmet Akbulut
Teşekkür
Hatırla
Takip
Eğer gökten gelmişse insanlar bunu ilk ne zaman öğreniliyor.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Demir, gezegenimizi oluşturan elementlerin başında gelir. Gezegenin iç çekirdeğinin, erimiş demir ve ağır metallerden oluştuğunu düşünüyoruz. Güneş sistemimiz oluşurken, başı boş dolaşan kaya parçaları ve sıcak gazların büyük miktarda demir içerdiğini ve kayalık gezegenlerin hepsinde, hatta Saturn ve Jupiter'in uydularında bile yüksek oranda demir bulgularına rastlıyoruz.

Dünyadaki en yaygın 4. elementtir. Sadece yerkabuğumuz bile ]emir içerir. Hemen hemen yerkabuğunun her katmanında bulunduğu için, gezegenimiz ile beraber oluşmuş olmalıdır. Tabi ki bazı asteroidler ile beraber gezegenimize demir cevheri düşmektedir, fakat bu miktar çok çok düşüktür.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Dünyanın İç Çekirdeği Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
11
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip (1)
Yani evlenseler bile kendi ülkelerinin çıkarları eşinin ülkesinin çıkarlarına ters düşerse ne olur?
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Örneğin, algı merkezimizi aşan ama ölçmek için cihaz geliştirmediğimiz bir doğa olayı, bize görsel, işitsel, manyetik vs. yolla ilham verebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Henüz kendi boyutumuzdaki etkileşimleri anlamaktan aciziz. Higgs bozonu gibi maddeye kütlesini veren en temel bozonu bile yeni bulabildik. Fizik evrenin yüzde 4-5 kadarından sadece haberimiz var. Anlayamadık. Geri kalan kısmından bir bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle, kendi boyutumuza ait - ait olduğunu düşündüğümüz-, tüm fenomenler bile tam olarak anlaşılabilir açıklanabilir değil şimdilik. Neden.

Bir sonuç üzerinde konuşurken, o sonucu oluşturan nedenler faktörleri analiz ederiz. Bu açıdan gidebildiğimiz maksimum bir sınır var. Ancak, açıklanabilen ile açıklanamayanın arasındaki bu sınır, bizim UMWELTimizin de sınırları aynı zamanda. Fizik evrende açıklanan fenomen, olayların temel oluşum işleyiş etkileşim biçimlerini büyük resimden görme ihtimalimiz şimdilik yok, belki de ışık ve elektron gibi bu boyutla uyumlu olmayan bir çok fenomen, üst başka bir boyuttaki bir varlığın bu boyuttaki kayba uğramış hali olabilir. Büyük patlamada oluşması beklenen süper simetri kırılmasının açıklanamıyor olması bilimsel açıdan yetersizliğimiz, ancak boyutlar arası etkileşim asla olamaz demek tutuculuk olur. Çünkü büyük patlamada sadece bizim evrenimiz oluşmuştur, başka hiçbir evren oluşmamıştır da denemez, başka evrenler yoktu, büyük patlama ile bizimki oluştu da. Çünkü bilmiyoruz.

Bir çok teorik yaklaşım, bütün olasılıkların eşzamanlı olarak zaten var olduğunu, irade nin kendi elektromanyetik alanı - bilinç düzeyi üzerinden bunlardan tercihte bulunduğu şeklinde. Yani paralel evrenlere tekabül eden, zannettiğimiz gibi tekil, tekdüze, sınırlı bir varoluşun olmadığı şeklinde. Şahsen bunu daha olası bulmak mümkün.

Aynı şekilde farklı boyutların kendi kurallarının birbirini etkilemesi de -tabii ki asla anlayamacağımız şekilde- gayet mümkün. Ancak bunu teorik, felsefi zeminde ifade edebiliriz. Bilimsel bir zeminde ele almamız şimdilik mümkün değil.

Bir dönem Boltzmann ın atom teorisini ortaya atmasından dolayı bütün bilim dünyasınını onunla dalga geçmesi, ardından intiharından 2 yıl sonra teorisinin gerçekliğinin anlaşılması gibi farklı bakış açılarını yargılamamalı, açık olmalıyız.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kademeli olarak azaltmaktansa istenilen miktara kadar ani bir azaltma yapılıp birçok aday yerleştirirsek sadece o koşulda yaşayabilenler o ortamda kalacaklardır ve hayatta kalanların üremesiyle daha fazla dayanıklı birey elde edilebilecektir. Böyle bir yol haritası uygularsak istenilen canlı türünü elde edebiliriz. Ancak bunu evrimle gerçekleştirmek için daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulur.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
128
* Kyder
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yeni doğan bir bebek için çevresinden görmediği takdirde yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin karşı cinsle nasıl cinsel birliktelik yaşayacağını kavrayamaz veya keşfedemez hepimiz küçükken nasıl üreyeceğimiz konusunda bir bilgiye sahip değildik bu bilgi en başta nasıl keşfedildi. Bununla alakalı araştırmalar veya varsayımlar var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya güdü ve doğal seleksiyon tanımlarıyla cevap vermek isterim.

Güdü, canlının doğumundan itibaren beyninde kazınmış ve öğrenilmemiş bilgidir. Üremede bir güdüdür.

Doğal seleksiyon ise ortama uyum sağlayabilen canlıların nesillerini devam ettirebilme oranının artmasıyla, uyum sağlayamayanların da nesillerinin devam ettirebilme ihtimalinin azalmasını ve yok olmasını sağlar.

Bu iki bilgiyi birleştirirsek üreme güdüsü bulunan canlılar doğal seleksiyonla nesillerini devam ettirebilirken, üreme güdüsüne sahip olmayan canlılar doğal seleksiyon yüzünden yok olurlar.

Teşekkür
Devamını Göster

Toplam 129 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Evrim, hayatlarımızdan anlamı çalmaz; tam tersine gezegenimizi kaplayan güzelliklere ve zafer dolu yaşama duyduğumuz hayranlığı arttırır.”
Kenneth R. Miller
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Geri Bildirim Gönder