Varsayımsal & Hipotetik

Puan Ver
0
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dolaylı olarak etki edebiliyor olsak da akıl kişilik cinsiyet ırk zeka düzeyi gibi temel faktörleri seçemiyor olmak bizi nitelik olarak yzeka dan ayr
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kaan Kireççi
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
(Genellikle böyle bilim dallarına ilgim olduğu için bunu yazma gereği duydum.)
Puan Ver
0
Puan Ver
230
B Doğa
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ikisininde kitabını okudum ve açıkçası aralarındaki benzerlikler dikkatimi çekti (örn:Marx'ın işçi sınıfı misyonu ile darwin'in doğal seçilim kuramı)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Olamaz. Çünkü Karl Marx'ın işçi sınıfının sosyalizme geçiş sürecindeki rolüne ve daha genel olarak sınıf çatışmasına ilişkin tezlerinin en özet ve yalın hali ilk kez 1848'de (Komünist Manifesto), Darwin'in Türlerin Kökeni isimli kitabı ise ilk kez 1859'da yayınlandı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elde edilen bilimsel bulgunun gerçekliğini deneylenebiliyor, ölçülebiliyor olmasına rağmen tartışılır hale getirir mi.
Puan Ver
1
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Homosapiens in yok olmamasının gerekliliğini hangi gerekçeye dayandırarak yaşanabilir gezegen arıyoruz, marsta kolonileşmeye çalışıyoruz vs vs
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba,türümüzün mutlaka devam etmesi gerektiği tamamen kendi türümüzün egosudur.Biz bu evrendeki farklı canlı türlerinden sadece biriyiz, tek farkımız evrimimizi daha önde tamamlamış olmamız, evren bizsiz de var olacak dolayısıyla bizim kesinlikle var olmamız gerekli diye bir düşünce çok mantıklı değil.İşin bilimsel yönüne gelirsek, bilim merakın eseridir, farklı dünya arayışlarımız marsta koloni kurma çalışmalarımız merakımızın sonucu, bilim önceliklerinde insanlık meraktan sonra gelir. Marsa gönderilen ilk insansız araç bunu çok güzel anlatıyor.İsmi Curiosity yani merak, her şeyin cevabı. Bugün bildiğimiz her şeyi insanoğlunun merakına borçluyuz, bundan sonrasını da buna borçlu olacağız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İhtiyacımız olan zaman ve miktarda uyumak, ihtiyacımız olan besinleri almak, sedanter yaşamamak vs vs konularda hala biyolojimizle savaşır haldeyiz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Çünkü gelişme çabası içinde olan toplumun gelişmek için bizi zorunda bıraktığı bazı şeyler var. Uyku düzenini doğru olan şekilde uygulayamiyoruz çünkü patron benim paraya, bunun içinde bana daha fazla zaman ayıracak işçiye ihtiyacım var diyor. Dolayısıyla sen hak ettiğin, aslında olması gereken uyku düzenini uygulayamiyorsun. Burda toplum neden bu temel ihtiyaçlara göre bir düzen oluşturmadı diye soru sorulabilir, bunun cevabıda toplumun senin aslında uygulaman gereken yaşam biçiminden daha güzel(!) şeylerinin olduğuna inanmasından kaynaklıdır. Peki toplum nasıl olurda bir şeyi benim düzgün yaşamımdan daha fazla önemser diye sorabilirsin. Burda benim cevabım toplumun kendini kandırması ve o şeylerin onun egosunu tatmin etmesi olur.

Egosunu tatmin etme durumunu anlamış olabilirsiniz ama anlamayan olursa diye kendini kandırma durumunu kısa bir şekilde açıklayayım.

Toplum gelişmek ister ve bahanesi gelişince daha mutlu, daha iyi, daha güzel bir yaşama sahip olmaktır. Kendini böyle kandırır ve gelişmeye başlar. Bunun uğrunda bir çok şeyi feda eder (sağlıklı yaşam, insanların psikolojisi, mutlu yaşam vb.) Ama kimin umrunda? O adam bunu gelişim için yaptı ve biliyorsun ki gelişim mükemmel bir şeydir! Evet bu uğurda insanların mutluluğuna zarar verdi sağlıklı yaşamı engelledi ama gelişti.

İnsanların ihtiyaçlarını gelişim uğruna engelledi, kabaca cevabım budur. Tabi bunun yanına başka şeylerde eklenebilir ama benim şu an aklıma gelen bunlar.

Not: tam olarak istediğiniz cevabı vermemiş olabilirim kusuru bakmayın lütfen, sonuçta daha lise öğrencisiyim :)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sevgi aşk nefret vs, güdü yorumundan ibaret ise gerceklik ile etkilesimimiz i sorgular miyiz.
Puan Ver
0
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tesla nin dediği gibi varoluş sınırsız da bizim algimiz mı sınırlı olan ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Gelecekteki insanlar bizden daha farklı olacaktır elbette. Bu şekilde düşündüğümüz zamam bizden bir üst yapıyı oluşturan parçalar olduğumuz söylenebilir.

Mikro özellikler kazanarak farklı türlere evrimleşecek olan insanlar ile geçmişte yaşayan canlılar arasında bir ara tür örneği olacağız. Bu şekilde varoluş devam edecrk ve yeni türler oluşacaktır.biz ise bizden sonraki üst yapıyı oluşturan birer canlı grubu olacağız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
28k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kişinin bilimle anlam yüklemeden muhatap olması mümkün mü... Objektif olmamasıyla çelişmez mi bu durum.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ben de insanın yüzde yüz nesnel olabiliceğini sanmıyorum ama nesnel olma çabasının insanı nesnel bir bakış açısına yaklaştırdığını düşünmekteyim.

Benim düşünceme göre bilim, bilimsel düşünce bir bakış açısıdır. İnsan yüzde yüz nesnel olamasa da, hatta olayları çoğu zaman kendine göre yorumlasa da; nesnel olmaya çalışmakla, bu çabaya hiç sahip olmamak arasında büyük farklar olduğuna inanmaktayım. Örneğin, Hipokrat'ın zamanında epilepsiye ''içine cin kaçmış'' olarak bakılırken, Hipokrat onlara nazaran daha bilimsel olan bir bakış açısıyla baktığı için bu hastalığın beyinle ilgili olabiliceğini yaklaşık 2500 yıl önce tahmin etmiştir. Çok uzağa gitmemize de gerek yok, günümüzde bilisizlik yüzünden yaşanılanları görüyoruz ama bir tarafta da bilimin ve nesnelliğin getirdiklerini. Yani bence insan tam olarak nesnel olmasa da hatta bilimin kusursuz nesnelliği ile çelişse dahi bizi uzaya çıkaran, antibiyotikleri bulduran, kızamıkla savaştıran şey bu kısıtlı nesnelliktir. O yüzden, kısıtlı olsa da sahip olunabilicek nesnelliğin anlamını iyi anlamalıyız bence.

Gerçekliği anlamak ve tanımlamak için tek sahip olduğumuz ve çalıştığını bildiğimiz yol bilim. O yüzden gerçekliği bilimle tanımlamaktan başka yapabiliceğimiz bir tanım olduğunu düşünmüyorum.

Tabii ki bunlar benim şahsi görüşlerim. Kimse böyle düşünmek zorunda değil. :)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Boss Virus
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
"Bizim bir böceğin rüyası olup olmadığımızı kanıtlayabilir miyiz" (çok abartılı oldu ama olsun)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle bir -gerçeklik- sorgulaması yapacaksak, mutlak bir görecelilik sahasına gireriz.

Biz, kendimize göre gerçekliği sorguluyoruz öncelikle. Yani başkasının hayali de olduğumuzu kabul etsek, kendimizin gerçekliği olduğunu değiştirmeyecektir.

Bizim için gerçek olan, içinde bulunduğumuz şartlara dahil olmamız, onların hakimiyetinde yaşıyor olmamızdır. Bu şartların bir hayal olması, bizim gerçekliğimiz olmadığını göstermiyor.

Bizim kurduğumuz bir hayalin içindeki karakterler, bizler kadar gerçek olamaz, daha yüzeysel daha basit karakterler olacaklardır. Ancak öyle bile olsa, onların akıllı olduğu bir gerçekliği kabul edersek, onlar bu yüzeyselliği -ötesi hakkında fikirleri olmadığı için- asla anlayamaz. Yani biz de öyle bir varlığın düşüncesi olabiliriz ki, düşünceleri bizim hayal olabileceğimiz kadar üst düzeyde olabilir.

Sonuç olarak içinde bulunduğumuz gerçeklik düzeyi, daha üst bir gerçeklik düzeyinin varlığından dolayı bizim açımızdan sahte kabul edilemez. Yani rölatif olarak gerçektir. Üst bilinç - hayal eden için sahte olabilir, ama bizim gerçeğimizdir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,705
Nikola Tesla
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
zamanın olmadığı yerde evren oluşamaz... Ancak zaman evrene bağlı diyor en iyi fizikçimiz sizce nasıl oluyor ? HİPOTEZLER üretebilirsiniz
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle soruyu yorumlamak isterim inanç sahibi insanlar (bu gruba bende dahilim fakat birşeyleri sorguladığım zaman tamamen objektif yaklaşabilmek adına hiçbir inancın etkisi altında kalmadan olaylara yaklaşmak adına bu halde yaklaşıyorum) bu soruya daha kolay cevap verebilmek adına bir yaratıcıya inanırlar fakat takdir edersinizki bu kadar kolay kestirilip atılabilecek bir konu değil umarım birgün bulduğumuz cevaplardan emin olabiliriz. Evrenin oluşumu büyük patlama ile başladı hem de uzaydaki tek bir noktadan genişlemedi. Büyük patlama uzayın heryerinde meydana geldi ve evren balon gibi şişmeye başladı: çünkü bizzat uzay-zaman ın büyük patlamayla oluştuğu iddia ediliyor. Nitekim uzak galaksilere baktığımızda her yönde bizden uzaklaştıklarını görürüz. Galaksiler ne kadar uzaksa o kadar hızlı uzaklaşıyorlar ve gözlemlenebilir evrenin kenarında uzaklaşma hızı ışık hızına ulaşıyor. Öyle ki daha da uzaktaki galaksilerin bizden ışıktan hızlı uzaklaşması gerekiyor.Buda gözlemlenebilir evrenin sınırlarını oluşturuyor. neyse sanırım konudan çok saptım umarım kafandaki soru işaretlerinin bir kısmını giderebilmişimdir. İyi günler...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
345
Kerim Dibekli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
"Mars'ta yaşam olduğunu 1970 yılında bulduk. Fakat insanlık buna hazır değil." gibi yazılar görüyorum. Eski NASA çalışanı şunu şunu söyledi, diye de devam ediyor. Bunların gerçek olma ihtimali var mıdır? Uzaylı gerçek midir diye sormuyorum. Eski NASA çalışanları böyle bir açıklama yaptı mı?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Evet yaptı.

UFO gördüğünü söyleyen insanlardan bir farkı yok, yani delil yok. Senin de benim de ulaşabileceğim bazı veriler var ve bunların hiç birinde Mars'ta yaşam olduğuna dair bir kanıt yok. Öyleyse elimizdeki bilimsel verilere inanmayıp, NASA'nın bir şeyler sakladığına dair paranoyaya kapılmamız, bizi, "Düz Dünyacılar"dan daha ileri götürmez.

Ayrıca Mars'a sadece NASA gitmedi, Sovyetler Birliği de gitti.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Zeynep Ulu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu teoriyi bir filmde duydum, gerçek olup olmadığını bilmiyorum ve hiçbir kaynak bulamadım.
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Boss Virus
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tekrardan 1.boyuta mı dönerdik yoksa yoksa ilerler miydik?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

1.Boyut: -nokta- Düz çizgi - ileri geri hareket

2.Boyut: -doğru- Düzlem. Uzunluk ve genişlik vardır. İleri geri- sağa sola hareket

3.boyut: -Derinlik-  ileri geri - sağa sola- aşağı yukarı hareket 

4.boyut: -zaman- diğer boyutlardaki hareketler ve tek zaman çizgisinde önce sonra arasında hareket

5.boyut: -yapılan seçimler- (bilince ait her seçim paralel bir evren oluşturur) tek zaman çizgisinde hareket - alternatif&farklı bir zaman çizgisinde hareket

6.boyut: seçimlerin tamamına hükmeden boyut - zamanın tüm alternatifleri. (şu an bir tercihte bulunabiliyorsak, bu boyutta da istenilen gelecek seçilebilir)

7.boyut: evrenin tüm zaman alternatifleri. big bang ten evrenin sonuna kadar olan bütün alternatifleri 

8.boyut: alternatif bir evren. farklı big bang ile oluşmuş farklı fiziğe sahip bir evren (7.boyutta yapılan tercihler, ya da 5.boyutun evren bazındaki hali)

9.boyut: alternatif tüm evrenler. birbirinden farklı oluşuma sahip bütün evrenler (6. boyutun evren bazlı olanı)

10.boyut: tüm evrenlerin yapıtaşını içermekte. (kuralsızlık & yasasızlık - var ın yok tan, yok un var dan oluşabileceği)

Genel ifade ile, üst boyut, alt boyutu kapsar. Onun bir üst sonucudur, ve ondan bağımsız değildir. Yani henüz 3+1 yani içinde bulunduğumuz boyutu aştığımızda, zaman ve mekan sınırlılıklarından çıkmış oluyoruz. Yani o kısmı bile düşünemezken, 10. ya da 11. boyutları anlamak bizim için biraz imkansız a yakın. Bu arada içinde bulunduğumuz boyuttan çıkmak gerçek anlamda mümkün.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Tarık Sonmez
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Hayır çünkü teleskop ile baktığımız yer gündüz iken dünyanın diğer tarafı gece olacak bu durumda gece olan taraftan ışık gelemeyeceği için sadece belli bir km uzaklığı görürüz.Düşündürücü bir soru gerçekten.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
530
Görkem Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Google scholar'da bulunan bir makalenin doğru mu yoksa eskiden yayınlanıp da artık geçerliliğini yitirip yitirmediğini nasıl anlarız?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Makale yazmak zor iş değil. Evrim karşıtlarının da yazdığı makaleler var. Hatta düz dünyacılar bile makale yazabiliyor. Tabi ne evrim karşıtlarının ne de düz dünyacıların yazdığı makaleler bilimsel geçmişe dayanmıyor. Bir makalenin bilimsel olup olmadığını yazan kişiye bakarak anlayabilirsiniz. Bunun dışında bir konu hakkında çeşitli makaleler okuyarak edindiğiniz bilgilerin örtüşüp örtüşmediğine bakmanız faydalı olacaktır. Örneğin bir makalede okuduğumuz ve şüphelendiğimiz konuyu Google Scholar'da aratarak şüphelendiğimiz konu hakkında farklı bilgiler edinip gerçeğe ulaşabiliriz.

Bir makalenin içeriğini nasıl anlayıp değerlendireceğimiz hakkında Evrim Ağacının bir yazısı var. Yazıyı kaynak bölümünden bulabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
250
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Böyle bir olay veya deney var mı? Hayvanların arasında büyüyen bir insan ne kadar gelişebilir. Mesela konuşabilir mi? Alet yapabilr ve kullanabilr mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna feral çocuk sendromu deniyor.

Çeşitli nedenlerle doğada kalan ve hayvanlar tarafından büyütülen çocuklar, daha sonra bulunarak üzerlerinde araştırma yapılmıştır.

Ancak bu çocuklarda gözlemlenen bulgular,

Hangi hayvan yetiştirmiş ise, onun gibi davrandığı, konuşamadığı, sosyalleşemediği yönündedir. Bu da, beynin kopyalama, deneyimleme yani öğrenme yoluyla örgütlenmesini desteklemektedir. Anne baba ve çevreden öğrenme insan için olmazsa olmaz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Boss Virus
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evrenin sonuna dair bir teori üzerinde düşüneceksek, önce oluşum ve gelişimini anlamamız gerekir.

Günümüzde yaygın teoriler, başlangıca ve genişlemeye dayalı üretilen, mutlak sönümlenme (dağılma ile yok olma), mutlak içe çöküş (büyük patlamanın tersi gibi herşeyin bir araya gelerek yok olması) na yakın teoriler var. Ancak henüz oluşum ve gelişim süreçlerini tam olarak açıklayamadığımız için, sona dair kesin - net konuşmak imkansız gibi. Yeni araştırmalarda bile, evrenin genişleme hızının öngörülerin de üzerinde olduğu anlaşıldı. (genişlediğinin anlaşılması değil, son araştırmalar, bilinen genişleme hızının da üzerinde bir hızda genişleme olduğunu gösteriyor) Bir de insanlık olarak evren saatinin o kadar küçük bir kısmında varız ki, yaptığımız gözlemler ve bilimsel bulgularımız oyuncak gibi henüz.

Ancak kişisel olarak, ben entropinin bir noktada tersineceğini ve aksi şekilde çalışmaya başlayacağını düşünüyorum. Şu an bunun mutlak olarak imkansız olduğu söylenecektir biliyorum. Ancak, evrenin genişleyeceğini de bir süre önce söylesek, yine mutlak olarak öyle olmadığı söylenecekti. Evrenin sonu, farklı bir evren yapısının yeniden başlaması aslında bana göre. Bu yeni formda, herşey bozulmaya değil, düzene doğru gidecek. Entropiye karşı direnç göstermek zorunluluğu kalkacak, düzene gidiş evrensel bir kanun olduğu için herşey olabilecek en üst versiyonuna doğru akacak.

Boltzmann, atom teorisini ortaya attığında, diğer bilim insanları onunla dalga geçmişti. Bu kadar saçma bir teorinin olamayacağı o kadar kesindi ki, küçümsenerek alaya alınmıştı. İşte önyargı ve yargıların, rasyonalite karşısında kurban edilişini izliyoruz kronolojik olarak. Einstein in rölativite teorisini açıklamasında yuhalanması gibi, günümüzde evrimin insanlarda fotosenteze gideceği öngörüsüne kadar daima orijinal görüşler dışlanmakta. Bu nedenle rasyonel zemine dayanan orijinal görüşlerimiz varsa, asla ortaya koymaktan çekinmemeliyiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Işık hızına ulaşan cismin enerjiye dönüşeceğini biliyoruz. peki enerjiyi yavaşlatabilirsek ne olur? Elimizdeki bir demet fotonun hızını saniyede 299.792.458 metre değil de saniyede 150.000.000 metreye düşürebilecek şekilde yavaşlatabilseydik elimizde enerji olan bu ışık her hangi bir maddeye, elemente dönüşür müydü? veya neler olurdu?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Işık çeşitli engellerden geçerken hızı düşebilir. Bu günlük olarak gözlemlediğimiz şeylerdendir. Örneğin ışık suya girdiğinde bükülecektir ve hızı saatte yaklaşık 226 000 000 km ye düşecektir. Sorunuzdakine en yakın olarak gözlemleyeceğimiz durum ışığın elmasa girdiğinde değişen hızıdır. Bu da saatte yaklaşık 125 000 000 km ye denk gelmektedir. Bu durumda gözlenebilir olarak ışığın renklerine ayrıldığını görürüz. Işık maddeye dönüşemez. Madde kütlesi olan şeylere denir. Enerji ise iş yapabilme yeteneğidir. Madde içinde enerji barındırır. Hızlandırdığımızda kinetik enerjisini arttıracağımızdan ışık hızına ulaştığında enerji olur diyebiliriz. Ancak aynı şey enerji için söz konusu değildir. Işık gibi aynı zamanda ısı da madde haline gelemez çünkü ölçülebilir kütleleri yoktur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Tarık Sonmez
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Güneş sistemi dışına çıkmak için tasarlanan uzay araçlarını insanlara göre tasarlamak yerine yapay zekalı robotlar için tasarlasak onlar da insan dna sını yaşanılabilir bir gezegen bulup orada klonlasa daha mantıklı olmaz mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dediğinde mantıklı olabilir ama takıldığımız konu ne yollayacağımız değil nasıl yollayacağımız. Voyager 1 ve 2 dünyadan 1977 de fırlatıldı ve 42 yıldır yoldalar ancak voyager 1 bir kaç sene önce voyager 2 de gecen sene gezegenleri geçip yıldızlar arası uzay dedikleri boşluğa ulaştılar hala güneş sistemi içindeler. Güneş sisteminin son halkası olan oort bulutuna ( güneşin oluşumundan kalan astreoidler ) ulaşmaları 300 yıl sürecek ve bu kuşağı bitirmeleri 30 000 yıl sürecek. İşin kötüsü onlara güç sağlayan radyoaktif maddelerin yarılanma ömürleri dolayısıyla 6 yıllık enerjileri kaldı :( ondan sonra habersiz yola devam edecekler yada çarpacaklar (zaten iki astreoid kuşağımı geçmeleri bile mucize bence :) )

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. tubitak
Devamını Göster

Toplam 97 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İnsanlığın bir gün yok olacağı gerçeği ile yüzleşmek zorundayız. Asıl soru şu: Bu, ne zaman olacak?”
Richard Leakey
Geri Bildirim Gönder