Varsayımsal & Hipotetik

Puan Ver
1
Puan Ver
75
Pınar Şakarcan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin, algı merkezimizi aşan ama ölçmek için cihaz geliştirmediğimiz bir doğa olayı, bize görsel, işitsel, manyetik vs. yolla ilham verebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Henüz kendi boyutumuzdaki etkileşimleri anlamaktan aciziz. Higgs bozonu gibi maddeye kütlesini veren en temel bozonu bile yeni bulabildik. Fizik evrenin yüzde 4-5 kadarından sadece haberimiz var. Anlayamadık. Geri kalan kısmından bir bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle, kendi boyutumuza ait - ait olduğunu düşündüğümüz-, tüm fenomenler bile tam olarak anlaşılabilir açıklanabilir değil şimdilik. Neden.

Bir sonuç üzerinde konuşurken, o sonucu oluşturan nedenler faktörleri analiz ederiz. Bu açıdan gidebildiğimiz maksimum bir sınır var. Ancak, açıklanabilen ile açıklanamayanın arasındaki bu sınır, bizim UMWELTimizin de sınırları aynı zamanda. Fizik evrende açıklanan fenomen, olayların temel oluşum işleyiş etkileşim biçimlerini büyük resimden görme ihtimalimiz şimdilik yok, belki de ışık ve elektron gibi bu boyutla uyumlu olmayan bir çok fenomen, üst başka bir boyuttaki bir varlığın bu boyuttaki kayba uğramış hali olabilir. Büyük patlamada oluşması beklenen süper simetri kırılmasının açıklanamıyor olması bilimsel açıdan yetersizliğimiz, ancak boyutlar arası etkileşim asla olamaz demek tutuculuk olur. Çünkü büyük patlamada sadece bizim evrenimiz oluşmuştur, başka hiçbir evren oluşmamıştır da denemez, başka evrenler yoktu, büyük patlama ile bizimki oluştu da. Çünkü bilmiyoruz.

Bir çok teorik yaklaşım, bütün olasılıkların eşzamanlı olarak zaten var olduğunu, irade nin kendi elektromanyetik alanı - bilinç düzeyi üzerinden bunlardan tercihte bulunduğu şeklinde. Yani paralel evrenlere tekabül eden, zannettiğimiz gibi tekil, tekdüze, sınırlı bir varoluşun olmadığı şeklinde. Şahsen bunu daha olası bulmak mümkün.

Aynı şekilde farklı boyutların kendi kurallarının birbirini etkilemesi de -tabii ki asla anlayamacağımız şekilde- gayet mümkün. Ancak bunu teorik, felsefi zeminde ifade edebiliriz. Bilimsel bir zeminde ele almamız şimdilik mümkün değil.

Bir dönem Boltzmann ın atom teorisini ortaya atmasından dolayı bütün bilim dünyasınını onunla dalga geçmesi, ardından intiharından 2 yıl sonra teorisinin gerçekliğinin anlaşılması gibi farklı bakış açılarını yargılamamalı, açık olmalıyız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kademeli olarak azaltmaktansa istenilen miktara kadar ani bir azaltma yapılıp birçok aday yerleştirirsek sadece o koşulda yaşayabilenler o ortamda kalacaklardır ve hayatta kalanların üremesiyle daha fazla dayanıklı birey elde edilebilecektir. Böyle bir yol haritası uygularsak istenilen canlı türünü elde edebiliriz. Ancak bunu evrimle gerçekleştirmek için daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
128
* Kyder
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yeni doğan bir bebek için çevresinden görmediği takdirde yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin karşı cinsle nasıl cinsel birliktelik yaşayacağını kavrayamaz veya keşfedemez hepimiz küçükken nasıl üreyeceğimiz konusunda bir bilgiye sahip değildik bu bilgi en başta nasıl keşfedildi. Bununla alakalı araştırmalar veya varsayımlar var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya güdü ve doğal seleksiyon tanımlarıyla cevap vermek isterim.

Güdü, canlının doğumundan itibaren beyninde kazınmış ve öğrenilmemiş bilgidir. Üremede bir güdüdür.

Doğal seleksiyon ise ortama uyum sağlayabilen canlıların nesillerini devam ettirebilme oranının artmasıyla, uyum sağlayamayanların da nesillerinin devam ettirebilme ihtimalinin azalmasını ve yok olmasını sağlar.

Bu iki bilgiyi birleştirirsek üreme güdüsü bulunan canlılar doğal seleksiyonla nesillerini devam ettirebilirken, üreme güdüsüne sahip olmayan canlılar doğal seleksiyon yüzünden yok olurlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Eskiden birbirlerinden uzakta olan insanlar posta kuşlarıyla mektuplar göndererek birbirleriyle iletişim kuruyorlardı.Peki papağana mektuptakileri ezberleterek karşıdaki kişiye sesli mesaj gönderilebilir miydi? Göndermemelerinin nedeni papağanın posta güvercinleri kadar iyi yolunu bulamaması mıydı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet yolunu bulma konusundaki kalitesizliği çok önemli bir faktör olsa da en önemlisi papağanın mesaj iletmedeki verimsizliğidir.

Öncelikle papağan sesi taklit eder ama bu insan konuşmasıyla yarışamayacak kadar kötüdür ve konuşmalarının anlaşılabilir olamama ihtimali bulunmaktadır.

Diğer bir sebep papağan türünün çoğunlukla ekvatorda bulunması ve bu iletişim teknolojilerini kullanan ülkelerin daha soğuk bölümlerde bulunmasıdır. Papağanın yaşam kalitesi ve hedefe ulaşabilmesi ihtimali ciddi şekilde azalır.

Son olarak ta yazılı kaynakların arşivsel nitelikte bulunmasıdır. Yazılı mesaj ve soylu(kral) mührü faktörleri ulak ve sesli haberciler yerine yazılı posta güvercinlerinin kullanımını arttırmıştır

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dolaylı olarak etki edebiliyor olsak da akıl kişilik cinsiyet ırk zeka düzeyi gibi temel faktörleri seçemiyor olmak bizi nitelik olarak yzeka dan ayr
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Başlangıçta yapay zekayı(yani hedeflenen) temel olarak anlatmak isterim. Yapay zeka, sıfır bilgiyle ortaya çıkıp kendi kendine kendi bulacağı yolda öğrenebilen bir akıldır.

Şimdi soruya dönebiliriz. Sorunuza cevabım fark olacağı yönündedir. Yapay zeka, kişilik ve bilgiyi kendi başına temeli olmadan öğrenir. Ama sizin yarattığınız aklın random bir kişiliği ve belirli bir bilgisi bulunur. İşte aralarındaki en belirgin fark budur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gen Edit, transhümanizm gibi uygulamalar evrimin seyrini manipüle ediyor denilebilir mi..
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Transhümanizm evrimi etkiler. Aslında daha geniş bir pencereden bakarsak en küçük şeyler bile canlıların evrim ağacının yolunu değiştiriyorken bence transhümanizm gibi büyük bir durum da evrimi etkileyecektir. Hatta transhümanizm, sadece bizim evrimimizi değil diğer canlıların evrimini bile dolaylı olarak etkileyecektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Berkan Eyidemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
mesela bir gitar teli düşünelim bunun ortasına ve uç kısmında bir yere vurursak farklı sesler mi çıkar ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evet, gitar teli gibi bir telin farklı noktalarına vurursanız farklı sesler çıkarır.Bunun sebebi telin titreşimidir ve telin vurulan yerini orta kabul edersek 2 ucunun da simetrik olarak yukarı aşağı hareket etmesi yani titreşmesi gerekir.Bu simetriyi sağlayabilmek için tellerin titreşim hızları farklılık gösterir ve bu durum daha farklı seslerin oluşmasına yol açar.

Bir örnekle açıklamak gerekirse 1 metrelik teli doğu batı eksenine parelel bağlarsak ve telin en doğu tarafından 30 cm batıya denk gelen noktaya vurursanız vurduğunuz yerin doğusu daha hızlı titreşirken batı tarafı daha yavaş titreşir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Atahan Sır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bazıları kürüsel ısınma için çok geç kalındığını söylerken bazıları insanlığın bu sorunu da çözebileceğini söylüyor. Size küresel ısınma insanlığın eşiğini aşıyor mu ? 2020 yılında olmamıza rağmen hala büyük tedbirleri alabilmiş değiliz. Halen dünya bu gerçekle yüzleşebilmiş değil. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu konuda bana karşı kim ne derse desin diyeceğim tek şey vardır. Doğa > İnsan. İnsanlığın bu konuya getirebileceği çözüm ancak geçici olabilir. Sonumuz hak yolu değil de diğer yola gidiyor :D. Bu gidişle iyi şeyler görmeyeceğiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Winchester Winchester
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Uzaya giden ilk İngiliz astronot olan Dr. Helen Sharman uzaylıların var olduğunu ancak onların insanlar gibi karbon ve nitrojenden oluşmadığı için göremediğimizi söylemiş.Aramızda olabileceklerini de dile getirmiş. Bizlere görünmediğini ben de düşünmüştüm ve dedikleri mantıklı geldi ancak oluştuğumuz atomların görmedeki etkisi nasıl olur?
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bizim gerçek olarak hissettiğimiz duyguları şartlar belirliyorsa gerceklik bizim bir yanılsama biçimimiz olabilir mi...
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Semih Uzun
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

bengi dönüş hakkında çok fazla bilgim var diyemem onun için kendi bildiğimi açıklayıp ona göre bir yorum yapacağım. benim bildiğime göre bengi dönüş hayat kendisini sonsuz kez tekrar ettirecek hepimiz aynı hayatı aynı şeyleri sonsuz kez tekrar tekrar yaşayacağız düşüncesi üzerine kurulu bir hayatı olumlama fikri gibi bir şey. eğer senin kastettiğin şey bu ise kesinlikle bilimde doğru kabul edilmiş bir şey değil bu, zaten doğru olsa kulağımıza gelmez miydi böyle bir şey? bir kaç yerde evrenin yavaş yavaş yeniden kendi içine göçeceğini ve big bangın yeniden oluşacağını okumuştum ama onlarda kesin bir şeylerden bahsetmiyordu diye hatırlıyorum, kısacası bilimde kesin olarak böyle bir şeyin kabulu söz konusu değil ama big bangın tekrarı vs olaylarının araştırmalarına incelemelerine fikirlerine bakılarak fikir sahibi olunabilir

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Eğer bu nokta rastgele veya bilimsel olmayan yöntemlerle belirlenmişse her günün yılbaşı olması gerekmiyor mu?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhabalar, dünyanın güneş etrafında attığı turun başlangıç ve bitiş noktası için değil de yılbaşının belirlenmesine ilişkin yazacağım. Bu konu tamamen kültürel bir olgu. Kabul edilen takvimleri yaratan kültürlerin gerekçesine (örneğin Gregoryen, Julyen, Rumi, Hicri takvime) göre yılbaşı günü değişiyor. Gece ve gündüzün eşit olduğu Mart ve Eylül aylarını yılın başı olarak belirleyen takvimler de var (Gregoryen/Miladi takvimin başlangıcı da aslında mart ayıdır, zira september, october, november ve december, sırasıyla yedinci ay, sekizinci ay, dokuzuncu ay ve onuncu ay demek olmasına rağmen dokuz, on, onbir ve onikinci ay ismi olarak kullanıyoruz).

Diğer yandan Hicri takvim, ay takvimine göre yapıldığı için yılbaşı günü, Miladi takvime göre değişse de 1 Muharrem’dir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Şöyle söyleyelim, teoride kabul ediyoruz sonsuz kavramini aslinda. Anlayabiliyoruz kavrayabiliyoruz o nedenle tanımlıyoruz degil.

Örneğin bir mikroorganizma için bağırsak sonsuz boyutlarda bir evrendir. Onun kabul ettiği sonsuz kavrami, bizim 10 cm uzunluk birimimiz icinde bile kaybolur.

Her canli, belli bir UMWELT ile evreni deneyimler. Yani dış uyaranları aslinda olduğu gibi değil, umwelt inin izin verdigi kadariyla deneyimler. Bir hücre için baska bir organa gitmek düşünülebilinir olmayan bir safsata iken, bizim icin de evrenin uzak bir noktasina gitmek böyledir.

Insanın farkı, kognitif fonksiyonlarının, somut olarak anlayamayacağı konuları teorik soyut planda anlayacak şekilde kavrayabilme cabasidir. Biz bir doğrunun sonsuz olduğunu ifade ederken, gercekten bir sonla karsilasmayacagini dusunebiliriz. Evren sonlu bile olsa bunu dusunebiliriz.

Bu açıdan farkli umwelte sahip canlılardan farkli olarak, oluşturduğumuz bir üst yapiyi anlayabilme kapasitemiz bu sonsuzluk kavramiyla olan iliskimizle yakindan alakali gibi.

Bir hücre, insanı kavrama duzeyine gelemez gibi gorunurken, insan bu noktada gelişimi kritik bir seviyeye ulaşınca farkli bir algi umwelte ulaşabilir gibi.....

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ya da özgür olmayan sonucuna varmak için hangi referansları kullanabilir. Bunu anlamanın yolunu biliyor muyuz ki sonuca dair kanaate sahibiz...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Abdulkadir Karadöngel , Tanrı zar atmaz diyen bir genç

Özgür iradenin ne olduğunu tanımladığımızda durum biraz daha netleşecektir. Özgür irade bir sebebi olmadan yapılan seçimler ve hareketlerdir. Salt sebep sonuç ilişkileri, özgür iradenin tanımı gereği irade sahibi varlıkta bulunmamalıdır

İnsan, atomlardan oluşmuş milyarlarca hücreden meydana gelmektedir. Bugün biliyoruz ki atomlar belirli fiziksel yasalara uyar. Kuantum mekaniğinden kaynaklanan belirsizlik ve olasılık durumlarının hücrelere yansıdığını gösteren bir çalışma da mevcut değildir. Bu durumda insanın da bu kurallara uyma zorunluluğu olduğunu düşünmek daha makul olacaktır.

Bu noktada kuantum teorisinin olasılık temelli kurallarını bahane ederek "Belki hücrelere yansıdığı durumlar vardır." demek boş hipotezdir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Boş Hipotez
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin neden ışıktan gözlük , top veya herhangi bir form yok , mutlak sıfırda ışıktan gözlük yapabilirmiyiz?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Efekan Akyüz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bence mümkün bununla ilgili bir hipotez yazıyorum yaşım 17
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kaynak kısmına ekleyeceğim siteden inceleyebilirsin :)

Bana göre (yapılan çalışmalardan ve okuduğum tezlerden hareketle söylüyorum) zamanda yolculuk mümkündür. Sadece geçmişe değil geleceğe de gidilebilir :))

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. WEB TEKNO
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Rohat Okcu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Vardır. O da şudur: "Büyü bilimsel değildir." Başka açıklama aramayın çünkü bulamazsınız. Büyünün bilimle bir ilgisi yoktur. Gerçek değildir. Tarihin hiçbir döneminde de gerçek olmamıştır, olmayacaktır da... Ancak geçmişte bilime büyü gözüyle bakanlar olmuştur. O ayrı konu...

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Yalansavar
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kaan Kireççi
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
(Genellikle böyle bilim dallarına ilgim olduğu için bunu yazma gereği duydum.)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Astrolojiyi kastediyorsanız, sahtebilimdir. Gerçek değildir. Ancak çoğu gerçek biim de -loji ile biter. Biyoloji, psikoloji, zooloji, vb. gibi. Bunlar gerçektir ve bilim insanları tarafından üzerlerinde profesyonelce çalışılır zaten.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
330
B Doğa
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ikisininde kitabını okudum ve açıkçası aralarındaki benzerlikler dikkatimi çekti (örn:Marx'ın işçi sınıfı misyonu ile darwin'in doğal seçilim kuramı)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Olamaz. Çünkü Karl Marx'ın işçi sınıfının sosyalizme geçiş sürecindeki rolüne ve daha genel olarak sınıf çatışmasına ilişkin tezlerinin en özet ve yalın hali ilk kez 1848'de (Komünist Manifesto), Darwin'in Türlerin Kökeni isimli kitabı ise ilk kez 1859'da yayınlandı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elde edilen bilimsel bulgunun gerçekliğini deneylenebiliyor, ölçülebiliyor olmasına rağmen tartışılır hale getirir mi.
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Homosapiens in yok olmamasının gerekliliğini hangi gerekçeye dayandırarak yaşanabilir gezegen arıyoruz, marsta kolonileşmeye çalışıyoruz vs vs
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba,türümüzün mutlaka devam etmesi gerektiği tamamen kendi türümüzün egosudur.Biz bu evrendeki farklı canlı türlerinden sadece biriyiz, tek farkımız evrimimizi daha önde tamamlamış olmamız, evren bizsiz de var olacak dolayısıyla bizim kesinlikle var olmamız gerekli diye bir düşünce çok mantıklı değil.İşin bilimsel yönüne gelirsek, bilim merakın eseridir, farklı dünya arayışlarımız marsta koloni kurma çalışmalarımız merakımızın sonucu, bilim önceliklerinde insanlık meraktan sonra gelir. Marsa gönderilen ilk insansız araç bunu çok güzel anlatıyor.İsmi Curiosity yani merak, her şeyin cevabı. Bugün bildiğimiz her şeyi insanoğlunun merakına borçluyuz, bundan sonrasını da buna borçlu olacağız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İhtiyacımız olan zaman ve miktarda uyumak, ihtiyacımız olan besinleri almak, sedanter yaşamamak vs vs konularda hala biyolojimizle savaşır haldeyiz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Çünkü gelişme çabası içinde olan toplumun gelişmek için bizi zorunda bıraktığı bazı şeyler var. Uyku düzenini doğru olan şekilde uygulayamiyoruz çünkü patron benim paraya, bunun içinde bana daha fazla zaman ayıracak işçiye ihtiyacım var diyor. Dolayısıyla sen hak ettiğin, aslında olması gereken uyku düzenini uygulayamiyorsun. Burda toplum neden bu temel ihtiyaçlara göre bir düzen oluşturmadı diye soru sorulabilir, bunun cevabıda toplumun senin aslında uygulaman gereken yaşam biçiminden daha güzel(!) şeylerinin olduğuna inanmasından kaynaklıdır. Peki toplum nasıl olurda bir şeyi benim düzgün yaşamımdan daha fazla önemser diye sorabilirsin. Burda benim cevabım toplumun kendini kandırması ve o şeylerin onun egosunu tatmin etmesi olur.

Egosunu tatmin etme durumunu anlamış olabilirsiniz ama anlamayan olursa diye kendini kandırma durumunu kısa bir şekilde açıklayayım.

Toplum gelişmek ister ve bahanesi gelişince daha mutlu, daha iyi, daha güzel bir yaşama sahip olmaktır. Kendini böyle kandırır ve gelişmeye başlar. Bunun uğrunda bir çok şeyi feda eder (sağlıklı yaşam, insanların psikolojisi, mutlu yaşam vb.) Ama kimin umrunda? O adam bunu gelişim için yaptı ve biliyorsun ki gelişim mükemmel bir şeydir! Evet bu uğurda insanların mutluluğuna zarar verdi sağlıklı yaşamı engelledi ama gelişti.

İnsanların ihtiyaçlarını gelişim uğruna engelledi, kabaca cevabım budur. Tabi bunun yanına başka şeylerde eklenebilir ama benim şu an aklıma gelen bunlar.

Not: tam olarak istediğiniz cevabı vermemiş olabilirim kusuru bakmayın lütfen, sonuçta daha lise öğrencisiyim :)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sevgi aşk nefret vs, güdü yorumundan ibaret ise gerceklik ile etkilesimimiz i sorgular miyiz.
Puan Ver
0
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tesla nin dediği gibi varoluş sınırsız da bizim algimiz mı sınırlı olan ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Gelecekteki insanlar bizden daha farklı olacaktır elbette. Bu şekilde düşündüğümüz zamam bizden bir üst yapıyı oluşturan parçalar olduğumuz söylenebilir.

Mikro özellikler kazanarak farklı türlere evrimleşecek olan insanlar ile geçmişte yaşayan canlılar arasında bir ara tür örneği olacağız. Bu şekilde varoluş devam edecrk ve yeni türler oluşacaktır.biz ise bizden sonraki üst yapıyı oluşturan birer canlı grubu olacağız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 108 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Aptalca bir şeyi elli milyon kişi de söylese, o şey hala aptalcadır.”
Anatole France
Geri Bildirim Gönder