Bilimseverlere Sor

Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yani evlenseler bile kendi ülkelerinin çıkarları eşinin ülkesinin çıkarlarına ters düşerse ne olur?
Puan Ver
-3
Puan Ver
565
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Hastalıktan hastalığa değişmekle birlikte, eğer sahip olunan hastalığın organizmanın bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor olduğunu kabul edersek başka hastalıklara yakalanma olasılığının artacağını söyleyebiliriz.

Ancak bu sorunun doğrudan doğruya Matematikle alakalı olmadığını da söyleyebiliriz, bir daha ki sefere sorunuzu en uygun kategoride sormanızı tavsiye ederim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Asıl yüzleşmekten korktukları şey inançlarını yitirmek mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna sebep olarak birçok şey söylenebilir. En önemli sebeplerinden birisi, seninde yazdığın gibi inancını yitirme korkusudur. Bunun üstünde kısaca durmak faydalı olacaktır: Genel olarak dine inanlarda, din adamlarına bağlılık vardır. Onların din hakkında söyledikleri şeyleri, subjektif yorumlar olarak değil de, din gerçekten böyle söylüyor gibi anlarlar. Bunun için din adamları sözlerini ispat edecek delil getirselerde getirmeselerde doğru kabul ederler. Bunu gören din adamları da delil getirmek için değil, insanların duygularına hitap etmek için uğraşırlar. Mesela Türkiye'de samimi ve bilgisiz bir müslüman, bir din adamına evrimi sorduğunda, (maymundan geldiğini kabul eder misin?) gibi yanıtlar alacak ve bu yanıtlardan ikna olacaktır.

Bana kalırsa bunun bir sebebi de, bilim adamlarının kullandıkları dil ile alakalıdır. Yukarıda da yazdığım gibi, evrimi reddeden kimselerin çoğu, bilimsel bir delile dayanmadan, duygusal hareket ederek reddederler. Böyle bir kimseyi evrimi kabul etmediği için cahillik ile suçlarsanız, hiç kabul etmeyecektir. Siz ona cahil dediğiniz için sizi dinlemeyecektir. Her şekilde olaya duygusal olarak yaklaşacaktır. [Örnek vermek gerekirse, büyük jeolog Celal Şengör'ün insanlarda yarattığı etki böyledir.] Bu yüzden (halk) ile nasıl konuşmak gerektiğini öğrenmemiz gerekmektedir.

Sevdiğim bir yazarın bir yazısından alıntıyla bitireyim: (... Onlar memleketin yükselmesi için çalışsalardı, itaate ve teslimiyete alışmış diyerek kötüledikleri bu millet, onlara da teslim olur, yükselmekte güçlük çekilmezdi. Kabahat millette değil, milleti doğru yola sürüklemeyen koltuk sahibi ilericilerdedir).

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,120
Şevval Güneş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Doğal afetlerin sıradan zamana göre yoğunlaştığı bir dönemde, kişinin paranoyaya benzer korkular yaşaması, bilinçaltının yaşamda kalma dürtüsünün bir dışa vurumu olarak düşünülebilir. Doğal bir afete karşı tetikte ol, yaşamda kal. Bu duygudurum, kişilik örüntüsünün bozulmadığı, nevroz a bile yaklaşmadığı tetikte olma halidir. Sempatik sistem aktivasyonu, bireyi yaşamda kalmaya güdüleyerek dış uyaranlara karşı hassaslaştırır, hızlı kaçınma, yaşamda kalma konusunda motive eder adrenalin noradrenalin kortizol vs ile. Travma ise, bireyin yaşadığı duygusal ya da bedensel bir sorun ile başa çıkamama, onunla yüzleşememe sonucu yaşadığı çöküntü, kişilik örüntüsünün geçici ya da kalıcı biçimde hasara uğradığı sorunlu bir duygudurumdur. Kişi ya konuyu kabullenecek vakti bulamamıştır, ya da yaşadığı sorunun vermiş olduğu olumsuzluklara karşı kendisini aciz hissetmektedir, yardım alacak destek bulamamıştır vs vs. Travma dışı durumlarda psikolojik destek almak yerine, korkuya paniğe neden olan konuda bilgilenmek daha kalıcı çözümler üretir. Çünkü psikolojide patoloji ile norm un arası, hizmet verene de bağlı olarak oldukça flu bir alandır. Konuyla ilgili yapılan deneylerde, sorunu olmayan kişilerin bir psikoloğa gönderildiği, bu kişilere tanı konulduğu bildirilmiştir. Deney farklı şartlarda tekrarlandığında, verilen kararların çoğunun yargılara bağlı olduğu anlaşılmıştır. Yani bir psikologdan yardım almak, o ne derse yapmak değil, kendini tanıma çabasına girmiş kişinin enine boyuna değerlendirerek analiz edeceği bir rehberliktir.

Olumsuz duygudurum yaşamak, reel, yaşamın gerçeği, bir parçasıdır. Onunla başa çıkma ile kendimizi tanır ve geliştiririz. Bu sayede NORMAL duygudurum ile NEVROTİK, histerik duygudurumu ayırabiliriz. Aksi takdirde her sorunlu hissedişte rehberlik almak, aslında bir şeylerle başa çıkamamak ve özgüven yıpranmasına neden olur. Ebeveynine kaçan çocuk hissi, bilinçaltı açısından acizlik olarak okunabilir.

Sorun yaşadığımız konuda bilgilenerek önlem alma çabasına girmek en doğru olanıdır. Ve tabii ki kendimizi tanıma çabasından bağımsız bir çözüm, gelişim, rehberlik, yardım yoktur. Varsa da yoktur. :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Travma Krono
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Onur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aslında crispr ve bazı bebeklerin bile bazı geninin değiştiğini bu sitede okudum, çok güzel yazılardı. Virüsler için de aynısı mümkün mü?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

KISA CEVAP: Virüsler için aynısı mümkün değil. En azından uzun vadede mümkün değil.

AÇIKLAMA: Çünkü virüsler, bilinen en basit canlılık formlarından bir tanesi olmakla birlikte en hızlı şekilde evrimleşen canlılardır. Yani virüs başka bir organizmanın hücresinin içine girince o hücrenin içindeki çekirdeğinin üzerindeki porlardan(delikler) geçer ve içindeki genetik materyalini(RNA'sını) bulunduğu hücrenin DNA'sına aktarır(bazı virüsler direkt olarak çekirdeğe kadar gelirken bazıları hücre zarındaki bağlandığı reseptörlerden ve ya açtığı yada bulduğu deliklerden RNA'sını püskürtür).

En nihayetinde hücrenin DNA'sı sayesinde kendisini klonlamaya başlar ve bu klonlar da aynı şekilde kendilerini klonlayarak kısa sürede bütün organizmaya dağılırlar.

Ancak buradaki kritik nokta ve aynı zamanda sorunuzun cevabı, bu klonlamalar esnasında hücrelerin DNA'ları ile birleşen virüslerin RNA'ları belirli miktarlarda değişikliğe uğrarlar yani mutasyon geçirirler ki bu evrimleşmek anlamına geliyor. (Kaynak 3)

Dolayısıyla sizin herhangi bir amaç için RNA'sını düzenliyerek ürettiğiniz virüsünüz laboratuvar ortamından çıkarak ekosisteme karıştığı anda evrimleşmeye ve dolayısıylada sizin düzünleğiniz o RNA değişmeye başlar ve böylece de o RNA'ya bağlı olarak yani virüsünüze dair amaçladıklarınızı gerçekleştirememiş olursunuz. (Ancak virüslerin gen sayısı 2 ile 200 arası değiştiği için çok farklı çeşitleri mevcut dolayısıyla genel bir şey söylemek zor ama söyliyecek olursam bu viral evrim hedeflenen amaçlara ulaşmaya engel olur. Yine de viral evrim oldukça geniş ve faal bir alan olmasından ötürü virüsler üzerinde genetik mühendisliğinin yapıldığı çalışmalar da vardır diye düşünüyorum her ne kadar ben yaptığım ufak makale taramasında bulamasam da. Böyle bir çalışmayı bilenler veya böyle bir çalışmaya ulaşmış olanlardan paylaşmalarını rica ediyorum, bulursam ben de paylaşmaya çalışırım.)

Ancak amacınız ölümcül bir virüs oluşturmak ise RNA'yı düzenliyerek bunu yapmanız mümkün yani ölümcül olmayacak kadar evrilene kadar amaçladığını miktarda organizmayı saprofitlerin akşam yemeği yapabilirsiniz.(Böyle bir şeyin yapılmasındansa yapılmaması galiba etiğe bir miktar daha uygun.)

Kaynak bölümünde sözünü ettiğim viral evrim sürecinin morfizması üzerine Columbia Üniversitesinin 2013 tarihli bir makalesini ekledim.

Viral evrim evrimsel biyolojinin oldukça önemli bir alt dalı olup, oldukça faal bir alandır. Sorduğunuz soruya bugün olumsuz cevap vermek durumunda olsam da geleceğin biyoteknolojisinin hangi noktalara varabileceğini kestirmek zor.

Öte yandan organizmaların genleriyle düzenlemeler yaparak virüslere karşı direnç oluşturmaya yönelik çalışmalar da var. Patatesleri baz alan bir çalışmayı kaynaklara ekledim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Topology of Viral Evolution Viral evrim sürecinin morfizması üzerine Columbia Üniversitesinin 2013 tarihli bir makalesi.
  2. Engineering resistance to mixed virus infection in a commercial potato cultivar: resistance to potato virus X and potato virus Y Organizmaların genleriyle düzenlemeler yaparak virüslere karşı direnç oluşturmaya yönelik patatesleri baz alan bir çalışma.
  3. Viral Genetics Yazımızın geniş bir özeti. Kaynaklarında daha geniş bir makale yelpazesi mevcut.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Oktay Cevik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrim milyonlarca yıl süren bir süreç ise yumurtlamadan doğurarak üremeye geçiş nasıl olmuştur?Balinalar nedn yumurlayacak şekilde evrimleşememiştir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Araştırmalardan varsa kopyala yapıştır yapılır zaten ben kendi görüşümü söyleyeyim memeliye geçiş anfibian atalarımızın suda yaşamdan fazlaca uzaklaştıklarında yavrularıyla yuvada kalırken yavruların emme eylemini daha uzun gerçekleştirmesi sonucu oluştuğunu düşünüyorum bu eylem muhtemelen sudakende yapılıyordu deriden ve altından besleyici sıvı yağ süt tvrevi çıkarıyorlardı ki o zamanki balık anfibian sürüngenlerin derileri bu günkü insan buffalo vesaireye göre saydam kağıt gibi olmalıydı bu gvn bile uzun süre kolunuzu emseniz bazı sıvılar çıkar yumurtlamayıda başkaları cevaplasın fakat balinaların yumurtlama evrimleştireceğine fazla ihtimal vermem yavrulama yumurtlamaya göre gelişmiş bir mekanizma ilkele dönmezler

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Severek İzliyoruz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Insan elleri gibi yada aynı veya fazlası işlevselli benzer organları olmuyan canlıların bu seviyelere çıkabilmesi çok zor görüyorum zeka geliştirebilselerde kısıtlı olur bizimkisi ise kompleks kişisel görüşüm

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Gökalp Yoleri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gutter oil fare(canlı ölü leş) hatta dışkı bilimsel açıdan aslında evrimsel bir başarı değilmi yaptıkları kaynakları kullanma geri dönüşüm adaptasyon
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Gökalp Yoleri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Jaguarların su yazamına geçmiş diğer canlılara benzemeğe başladığını düşünüyorum kısalan güçlü kuyruk kafanın şekli fakat insan faktorunden yarım
Puan Ver
0
Puan Ver
245
Murat Yılmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaratılışçı görüşün sık sık Behe'den alıntı yaptığını görüyoruz. Acaba Behe'nin evrim görüşünü Darwinizmden ayıran nedir? Ayrıntılarda mı temelden mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
48k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
benimsiyor acaba? Bu ilkel bir tanrı modeli değil mi. Bir ağacın elmasını bile tanrı yapıyorsa, tanrı bu sistemi eksik mi kurgulamış...
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Tanrıya ne yapması gerektiğini söylemeyi kes! :)

Kendilerini özel gördüklerinden sanırım varoluşlarını özel hissettiklerinden olabilir tanrı onları özel yaratmıştır ve onlarla ilgilenir.

deistlere atıfta bulunmamışsın herhalde çünkü onlara göre ya da genel olarak deistlere göre tanrı vardır ama evrene müdahalesi yoktur.

"Bu ilkel bir tanrı modeli değil mi" demişsin fakat tanrının bir şey yapıp ona müdahale etmemesi hikmetsiz başıboş olduğunu gösterir eğer tanrı mükemmelse hikmetsiz bir iş yapmaz da olabilir veya evrenle ilgilenmeyedebilir ilgilenmeyince mükemmel nasıl olur bilmiyorum ya da neden mükemmel? olmak zorunda? her iki olasılıkta mümkün.

Bilemediğimiz bir şey hakkında yapacağımız yorum yine bilemeyeceğimiz bir şey olacaktır.

"Bir ağacın elmasını bile tanrı yapıyorsa, tanrı bu sistemi eksik mi kurgulamış..."

Tanrıyı kendimiz gibi düşünüyoruz bir insanın bir robot yapmasına benzetiyoruz mesela robotun kolunu hareket etmesini onu kodlayan kişi yazmıştır ama robot kolunu kendi(mi?) hareket ettirmiştir onu kodlayan değil (çünkü robot onu kodlayan kişi değildir ikisi ayrı ayrı şeylerdir) nerede ve ne zaman o kolunu hareket ettireceğini de kodlamıştır yani robot hiç bir şey yapmıyor(mu?) esasında kısaca kodları fiiliyata dönüşüyor

Belki ileride çok iyi algoritmalarla kodlanmış robotlar bizler gibi olacak alternatif seçeneklerden kendi istediğini seçecek özgür iradesi olacak ama bizim özgür irademiz var mı ve robotlara bunu yapabilir miyiz bilmiyorum.

Bizde robot muyuz?

Ağacın elmasının ne zaman ve nerede, nasıl olacağını tanrı nasıl yapıyor?

Sorduğun soruya göre cevaplamaya çalışıyorum çok saçma şeyler yapıyorum ama mesela arabayı çalıştırıyoruz motoru kendi dönüyor ama biz gaza basıyoruz vites değiştiriyoruz falan...

Belki o böyle istemiştir.

tanrı nedir? = BİLMİYORUZ

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Anıl Ketenci
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yarasalar bir memeli ama nasıl uçabiliyorlar ? Yıllar içinde hangi ortak canlıdan ayrılmışlar ve neye adapte olmuşlar merak ediyorum
Puan Ver
0
Puan Ver
245
İhtiyar Hu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela elime taş alıp bir kuma atsam taş kumda çukur oluşturur fakat taşta oradadır.
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Arjin Acar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kataliz aktivasyon enerjisini yükseltebilecek bir işlevde bulunabilir mi? Bu teoride mümkün müdür?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Ahmet Kerem Algüzey , Kimya mühendisliği lisans öğrencisi Onaylı Kullanıcı

Katalizörler kimyasal dengeyi değiştirmeden, reaksiyon hızını etkileyen maddelerdir. Esasen, aktivasyon enerjisi daha düşük bir "yol" açarak, istenilen reaksiyonun daha hızlı gerçekleşmesini sağlarlar. Katalizörler aktivasyon enerjisini yukarı çıkartmazlar, daima indirirler. Aksi hâlde katalizör olmazlardı. Kataliz olayının işlevi tamamen aktivasyon enerjisini düşürmekten ibarettir.

Ancak reaksiyonu durduran veya yavaşlatan maddeler de vardır. Bunlara inhibitör adı verilir ve kimya, biyoloji gibi dallarda karşımıza çıkarlar. İnhibitörler kimyasal reaksiyonları yavaşlatıp durdurabileceği gibi, biyolojik faaliyetleri de enzimlerin yapısına katılarak durdurabilirler. Nitekim enzimler de bir biyolojik faaliyet için gereken enerjiyi azalttığından, esasında katalizördürler. Aktivasyon enerjisini artırmak için ortamdan katalizörü çıkartmak veya ortama katalizörün etkisini azaltacak inhibitör maddeler eklenmesi gerekir.

Bu konuda çok genel anlamda bilgi sahibi olmak için Vikipedi'deki kimyasal kinetik sayfasına bakılabilir. İleri okuma için Chemistry LibreTexts sitesindeki The Arrhenius Law: Activation Energies adlı yazıya bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
245
İhtiyar Hu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Geri dönüşüme getirme imkanımız olmadığında yakmayı tercih edelim yoksa olduğu gibi kalmasını mı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Ahmet Kerem Algüzey , Kimya mühendisliği lisans öğrencisi Onaylı Kullanıcı

Hiçbiri.

Plastik atıklarınızı lütfen yakmayın. Plastik atıkları yakmak çevreye oldukça zararlı bir eylemdir. Doğadan direkt olarak alıp kullandığınız odunları ısınma amaçlı yakarken bile polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) adı verilen, sağlığa zararlı, kanserojen maddeler açığa çıkar. Plastik atıkları yaktığınızda ise dioksin, furan, civa ve klorlu bifenil bileşiklerini doğaya salmış olursunuz. Bu bileşiklerin sağlığa olan zararlarını kelimelerle ifade etmeye kalkmak dahi oldukça güçtür. Üstelik açığa çıkan karbondioksit gazı da, küresel ısınma etkilerini artıran başlıca sera gazıdır.

Özellikle dioksin adı verilen kimyasal kansere yol açar, üreme organlarına zarar verir, vücudun gelişimini bozar ve bağışıklık sistemine zarar verir. Plastiği yaktığınızda açığa çıkacak olan bu ve bunun gibi gazların çevreye, insan sağlığına olan zararları çok fazladır. Plastik atıklarınızı geri dönüşüme verme imkanınız yoksa lütfen yakmayın. Biriktirip çöpe atın veya temizlenebilecek durumdaysa lütfen tekrar kullanın.

"Faydalılık" sorunuza gelince, plastiği ne yakmak faydalıdır, ne de olduğu gibi doğaya bırakmak. İkisi de inanılmaz derecede zararlıdır. Plastik doğada binlerce yıl bozunmadan kalabilir. Yaktığınızda da üstte bahsettiğim gazları atmosfere yayarak, hem kendinizin hem sevdiklerinizin sağlığı ile oynarsınız. Nerede yaşadığınızı bilmediğimden, eğer plastik atıklarınızı geri dönüşüme vermek istiyorsanız en azından ÇEVKO'nun ücretsiz danışma hattını bir deneyin derim. Kırsal bir yerde yaşıyorsanız yardımcı olurlar mı bilemiyorum, ama şehirde yaşıyorsanız atıklarınızla zaten belediyenizin ilgileniyor olması gerekir. Bu konuda yerel belediye ve ÇEVKO ile iletişime geçmeniz daha doğru olur. Sağlıcakla kalın.

Yanarken zehirli gazlar yayan plastik atıklar.
Yanarken zehirli gazlar yayan plastik atıklar.
The Conservation
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
150
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
(sade bir anlatım olursa çok memnun kalırım teşekkürler)
Puan Ver
13
Puan Ver
380
Emircan Tepe
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Boğaziçi Üniversitesinde fizik öğrenimi dünya ile kıyaslayınca nasıldır? Mezunları üniversitede akademik kariyerine devam etmek isterse, ne gibi zorluklarla karşılaşabilir? en iyi ortalamadan birine sahip olmak isteyen birinin lisans hayatı genelde nasıl olur?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Mesele temel bilimlerde lisans eğitimi olunca, işlenilen müfredat açısından Türkiye'deki seçkin üniversitelerle Dünyanın geri kalanındaki üniversitelerin çok büyük bir farkının olmaması bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da Türkiye'nin geri kaldığı gerçeğini değiştirmez.

Bulunduğu ülkenin toplumunun; sanat, soyut düşünce, özgürlük, bilimsel sorgulama yada bunların tam tersleri ile birlikte hataların ölümcül olduğu sınavlar ve düşünmeyi sığlaştıran ''yanıt odaklı'' eğitim gibi parametrelere bağlı olarak yetişmiş olması, ülkenin refahına olduğu gibi bilim kültürüne ve dolayısıyla da üniversitelerinin temel bilimlerdeki lisans eğitimine de etki eder.

Yani, hiç bir eğitimbilimsel karşılığı olmamakla birlikte kaliteli insan yetiştirmek üzerine kurulmamış bir sınav sisteminden gelerek girilen bir üniversite ile yurt dışındaki gibi adayları, akademik başarıları ile birlikte özel ilgi alanlarından ders dışı aktivitelerine, geleceğe dair hayallerinden katıldıkları sosyal sorumluluk projelerine kadar bir çok açıdan değerlendirip kabul eden bir üniversite hem eğitim açısından hem de diğer pek çok açıdan farklı olsa gerek.

Öyleyse kısaca denilebilir ki kendi yazdığı kitabı ders kitabı olarak okutan hocalardan ders almak, alanında Dünyanın en iyi akademisyenlerinin en son yaptığı çalışmaları deneme amaçlı öğrencilerine anlattığı dersleri içeren bir üniversitede okumakla; , Türkiye'nin en iyilerinde de olsa, Boğaziçi'nde okumak bir olmaz.

Okurken öğrenilen bilgiler ve kazanılan kültür aynı olamayacağı gibi Master ve PhD olanakları ve akademik camiadaki saygınlık da aynı olamaz.

Ancak, illa Türkiye'de okuyacağım deniliyorsa lisansüstü programlarda en çok yurt dışı bağlantısı olan üniversitelerden bir tanesi Boğaziçi Üniversitesidir.

En iyi ortalamaya gelince, dersler ne kadar ağır olursa olsun eğer tutkunuz Fizik ise Dünyanın neresinde okursanız okuyun, Fizik okumak sizin için Dünyada cennetti yaşamak demektir,(yurt dışı daha güzel bir cennet) tutkunuz, yoğunluğunuzdan şikayet etmenize engel olduğu gibi say ve gayretinizin karşılığını da almanız en nihayetinde kuvvetle muhtemel.

Yani lisans hayatı zor olur ama ne kadar zor olursa da o kadar da güzel olur, Fiziğe olan aşkınıza bağlı...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Volkan Coşkun
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Burada yine bilimsel metodu, bilimsel argümanları görmezden gelerek, kendi bakış açısını mutlaklaştıran bir yaklaşım söz konusu. Bu tarz bakan arkadaşlara acilen düşmanı oldukları bilim ile barışmalarını tekrar söylüyorum. Defalarca burada konusu geçti. Çünkü bir noktada kaale alınmazlıkları nedeniyle dalga geçilme konusu oluyorlar. Kötü niyetli olmadıklarını düşündüğüm için bilimle barışmalarını öneriyorum.

Ben soruyu tekrar sorayım,

Bir organizmanın başka türlere faydalı olmasının gerekliliği tanrı ile bağdaştırılıyor ise ve bunda samimi iseniz, diğer türlere zararlı olanların da tanrısızlığa delil olmasını kabul etmeniz gerekir. Bu, bitkisel gelişim süreçlerinin, meyvenin eşeyli üremedeki rolü, canlılığın ortak gelişimi ve hepsinin birbiriyle DİREKT yakınlığı vs vs milyon tane süreci hiçe sayarak bodoslama hatalı bakış açısını sunmak arkadaşlar üzgünüm.

Eğer bir ağacın meyvesini bile tanrı yapmak zorunda kalıyorsa, tanrı bu düzeni eksik mi yaratmış tek başına elma bile yapamıyor ağaç.....

Ne dersiniz.

(Konu tanrı var yok değil. Keşke onu tartışacak durumda olunsa da konuşsak. Burada temelde sorunlu bir bakış açısı var onu irdelemek istedim. Kesinlikle tanrı var yok anlamı çıkarılmasın)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 3377 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İnsanlar, eğer anlamadıkları şeylerden söz edecek olursanız, sizin deli olduğunuzu düşünürler.”
Elvis Presley
Geri Bildirim Gönder