Bilimseverlere Sor

Puan Ver
0
Puan Ver
180
Ix Chel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aklımızdaki kusur ile onun aklındaki kusur bir olamaz.Onu tanımdığımıza göre gerçek kutsallığa dair bilgi sahibi değiliz.Kötülük kutsal olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

bizim evrimimiz bize doğrunun iyi ile alakalı olduğunu söylüyor. biz kendimize bunu diyoruz, algımız bu yönde çalışıyor ve doğru, iyi kimi zaman kimine göre kötü bir şeyde olabiliyor. olaya yaratıcıyı sokmak işin içine koca bir belirsizlik katıyor çünkü yaratıcının doğrusu da belki de bizi cezalandırmasıdır ve bu bizim için kötüdür hatta yaratıcı için de kötüdür ama yaratıcının doğrusu kötü olanı yapmaktır, demek ki o da şekilde bir canlı veya varlık, nasıl bilelim. o kadar çok soru doğuyor ki. yani aslında yaratıcı için bu tarz sorular sormak için önce gerçekten insanın bir sürü soru daha sorması lazım kendisine. dediğim gibi ihtimaller sonsuz olduğu için tüm ihtimaller doğru olabilir, evet yaratıcı kötü olabilir, aynı zamanda yaratıcı kedi veya kurbağa da olabilir, ama yaratıcı denen şey hakkında hiç bir bilgi bilmediğimiz halde ve sen de bu sorundaki yaratıcının kötü olması haricinde nasıl bir yaratıcı olduğuna değinerek -mesela insanımsı bir yaratıcı tıpkı mitolojilerdeki gibi veya kusursuz bir yaratıcı- onu bir kalıba sokmadığın halde nasıl buna evet olabilir den başka bir cevap verelim ki ?

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
438
Ahmet Can
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhabalar Laktik asit kanda bulunursa mı yorgunluk yapar yoksa kaslarda oksijensiz solunumda üretildiğinde sinir uçlarını uyarıp mı yorgunluk yapar?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Güzel bir soru,

Uzun yola çıkılacağı zaman ya da dikkat gerektiren işler yapılacağı zaman kişinin ayran içmemesi önemle tavsiye edilir. Bu tavsiye doğru olmakla birlikte, bilimsel bir yönü de vardır. Bildiğiniz gibi ayranın ana maddesi yoğurttur. Yoğurt sütten elde edilir. Sütten yoğurt elde etmeyi sağlayan bakteriler vardır. Bu bakteriler metabolizma sonucu laktik asit meydana getirir. Bu nedenle laktik asit yoğurtta ve dolayısıyla ayranda oldukça fazla bulunur. Laktik asit vücutta sinirlerin gevşemesini sağlar ve insanda rahatlık hissi uyandırır. Ayrıca ayranın içindeki yoğurt bakterileri laktik aside neden olduğu gibi kanser başlangıcını önleme ve tümör hücrelerinin gelişimini geriletme gibi özelliklere de sahiptir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,296
Jimmy Braddock
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

 Bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlara denir. Yani Genel anlamda ise kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır.

Meme kanseri, testis kanseri, kalınbağırsak ve rektum kanseri, akciğer kanseri, rahim ağzı kanseri, rahim iç zarı kanseri, idrar yolu kanseri, mesane kanseri, ağız kanseri, gırtlak kanseri, prostat kanseri ve cilt kanseri gibi türleri vardır. En sık görülenler meme, prostat, akciğer ve rahim ağzı kanseridir.

Tedavilerinde ise kan transfüzyonu tedavisi, cerrahi tedavi, radrasyon tedavisi, hedeflenmiş tedavi, immünoloji tedavi, hipertermi tedavi, kök hücre tedavisi ve fotodinamik tedavi gibi tedavi çeşitleri vardır.

İmmün artırıcı besinler ve antioksidanlar gibi alternatif yöntemlerde kanser tedavisi yöntemlerinin etkinliğini artırdığına inanılmaktadır. Alternatif tedavi yöntemleri kanser tedavisine yardımcı olabilir, ancak geleneksel tedavi yöntemlerinin yerini almamalıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Yagiz Kilic
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

 Pişirme esnasında oluşan buhar, alüminyumun çözünmesine sebep olur ve çözünen alüminyum yiyeceklere nüfuz eder. Bunun sonucunda ise vücutta ağır metal birikimi yaşanır.Asitli ve yüksek ısıda pişirilen yiyeceklerde kesinlikle kullanmamalıyız. Ayrıca donmuş gıdaları sarmaktan da kaçınmalıyız.Alüminyumu saklamak, sarmak için bir araç olarak kullanabiliriz ancak bunu yaparken de gıdaların ıslak, asidik-bazik ya da çok tuzlu olmamalarına dikkat etmeliyiz.Alüminyum gibi mutfakta tercih edilen metali ısı işlemi yapmadan sadece koruma amaçlı kullanmak gayet uygun ve sağlıklı bir tercihtir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
935
Halil Gün
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Meraklı biriyimdir,karıncaların bazı şeyleri taşıdığını gördüm ve bunun karıncalardan daha ağır olduğunu gördüm......
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

"Karıncaların kendi ağırlıklarının katlarca fazlasını taşıyabilmelerinin başlıca sebebi çok “hafif” canlılar olmalarıdır. Bu sayede kas güçlerinin büyük kısmını yükleri taşımak için kullanabilirler."

...

 "Karıncalar yükleri ağızları ile kaldırır ve taşıdıkları yükün ağırlığı boyun eklemi aracılığıyla ayaklara aktarılır. Elektron mikroskobu görüntülerinden, karıncalarda boyun eklemindeki yumuşak dokunun dayanıklılığının çok yüksek olduğunu belirlendi. Ayrıca baş-boyun ekleminde sert ve yumuşak dokuların birleştiği ara yüzeydeki özgün yapının karıncaların boyunlarına dayanıklılık sağladığı anlaşıldı."

...

"Ohio State Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları Formica exsectoides türü karıncaları elektron mikroskobu ve bilgisayarlı tomografi cihazlarını kullanarak inceledi. Eklemlerinin dayanıklılığını ölçmek içinse karıncaları hızla dönen bir disk üzerine yerleştirdiler. Sonuçta karıncaların dönme sırasında üzerlerine etki eden, kendi vücut ağırlıklarının 3500-5000 katı kadar kuvvete dayanabildikleri anlaşıldı."

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. TÜBİTAK - Bilim Genç Araştırma ABD Ohio State Üniversitesi tarafından gerçekleştirilmiş .
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
10k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Asıl soruya ek olarak "Küfürler nasıl ortaya çıkmış olabilir?"
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kaan Kireççi
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
(Genellikle böyle bilim dallarına ilgim olduğu için bunu yazma gereği duydum.)
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Sercan Sefunc
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir durumla alakalı rivayet varsa birçok kişi bu rivayetleri doğrular ve çoğu kendisi de gördüğüne gerçekten inanır. Gerçeklikle alakası olmayan bir durumun bir topluluk tarafından nasıl 'gözlemlenebilir' hale geldiğini merak ediyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dediğinizi "komplo teorileri" olarak ele alabiliriz.

Evrimsel Boyut

Bir komplo teorisi her zaman bir örüntü (pattern, şablon) hipotezi içerir. Araştırmacılar, komplo teorilerine inanmanın, örüntü algılama adaptasyonuyla ilgili olduğu görüşünü belirtmişlerdir (Shermer, 2012; Whitson ve Galinsky, 2008). Buna göre bu kişiler, dünyada olan biten bazı olaylar arasında gerçekte olmayan nedensellik bağları kurmakta, ilgisiz olaylar arasında bir ilişki olduğuna inanmaktadır. 

Çevremizdeki şeylerin birbirleri ile kurdukları nedensel bağın algılanmasına ilişkin varsayımlara “Örüntü Algılama” denir. Örüntü algılama, atalarımızın tehditleri ve fırsatları tespit etmesinde, eylemlerinin sonuçlarını görmelerinde ve davranışlarını mevcut şartlara uygun şekilde düzenlemelerinde oldukça işlevsel olmuştur. Örneğin kendi grubumuzdan birkaç kişi belirli bir bölgedeki farklı bir meyveyi yiyor ve daha sonra hastalanıyorsa, bu iki durum arasında kurulan bağlantı hayat kurtarabilir. Ya da ormanda uzaktan, ağaç yaprakları arasında kısmi olarak görülen ve hareket eden sarımsı renklerin zihinde birleştirilerek bir yırtıcı olabileceğini düşünmek yaşamkalım için çok önemlidir. Unutulmaması gereken, bu çıkarımların yanlış da olabileceğidir. İlk durumda o meyveyi yiyen insanlar, o bölgedeki özel bir böcek türü tarafından ısırıldığı için hastalanıyor da olabilir. Ya da ikinci durumda uzaktan seçilen sarı renkler bir ceylana da ait olabilir. Evrimsel süreç içinde kazandığımız adaptasyonlar her zaman güvenilir sonuçlar vermeyebilir. 

Uzaktan gördüğümüz şey bir kaplansa ya da o meyveler zehirliyse, algıladığımız örüntü gerçektir ve bu algılama bizim hayatımızı kurtarır. Çünkü tehlikeli bir yırtıcıdan kaçmış, zehirli bir meyveden yememiş oluruz. Ancak algıladığımız örüntü yanlışsa, biz boşuna kaçmış ya da o meyveden boşuna yememiş oluruz ancak bunun bedeli o kadar yüksek değildir. Yani doğada örüntü algılamakta sınırlarımızı biraz geniş tutmanın bize sağlayabileceği muhtemel fayda, algılamamanın muhtemel zararından daha fazladır. 

Elbette şunu unutmamalıyız; en faydalı durum en doğru algılama biçimidir. Çevremizdeki şeyleri gerçekte olduğu gibi algılayabilmemiz, kendi yaşamkalımımızı en uygun koşullarda sürdürebilmemiz için çok önemlidir.

Anlık örüntü algılamamız bireysel düzlemde atalarımızdan hâlâ pek farklılaşmış değil ve hataya da oldukça yatkındır. Kapsamlı ve uzun vadeli örüntü algılamayı günümüzde bilimin yardımıyla çok daha doğru bir şekilde yapabiliyoruz. Bu yüzden günümüzde evreni, hayatı ve tüm varlığı anlamak için bilimsel bulgulardan çok bireysel kanaatlere dayanmak anlamsızdır. Örneğin günlük yaşamımızda sınırlı bireysel gözlemlerimizle küresel ısınmayı ya da dünyanın şeklini fark edemeyebiliriz. Bu durumda geçerli ve güvenilir niceliksel verilere dayanan bilimsel gerçekleri baz alarak fikir sahibi olmalıyız.

Çevremizde bizim için zararlı olabilecek bir şeylerin mevcut olma olasılığını tespit edebilme eğilimi hepimizde var. Ancak komplo teorisine inananlarda bu eğilim mantıksal olmaktan çok sezgisel bağlamda işlev gösterir.

Özetle uyaranlar arasında doğru nedensel bağlantılar kurmaya dayanan örüntü algılama, hayatta kalmamızı çok kolaylaştırır. Ancak bu algılama doğru olmaktan uzaklaştıkça işlevini tam yerine getiremiyor demektir. İrrasyonel algılamalar ve inançlar da bu noktada ortaya çıkar. 

Bireysel Boyut

Evrimsel dinamikler türümüzün her üyesini kuvvetli şekilde etkilemekte ve yönlendirmektedir. Bunun yanı sıra kişiler arası farklılıklar da fazladır. Kimi insanların komplo teorilerine daha yatkın olmasıyla ilgili olarak araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara göz atalım.

Araştırmalara göre bir komplo teorisine inanan insanın, diğer komplo teorilerine de inanma olasılığı yüksektir (Douglas ve Sutton, 2011; Lewandowski ve ark.,2013; Swami ve ark., 2011). Bu durum komplo teorileri arasında bir bağlantı olmasa bile geçerlidir. Goertzel’in 1994’te yaptığı araştırmada, belirli bir komplo teorisine inanan insanlarla ilgili en önemli ortak özelliğin, bu insanların başka bir komplo teorisine daha inanmaları olduğu bulunmuştur. Yani bir komplo teorisine inanan kişinin, ilgisiz bile olsa bir diğerine de inanma olasılığı yüksektir. Örneğin Hornsey ve arkadaşlarının (2018) yaptıkları bir araştırmada aşı karşıtlarının aynı zamanda Prenses Diana, 11 Eylül olayları ve Kennedy suikastı konusunda da komplo teorilerine inandığı ortaya çıkmıştır. 

Hatta birbirleriyle çelişkili olan iki komplo teorisinden birisine inanan bir insanın, aynı zamanda diğerine de inanma olasılığı da yüksektir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaklaşık 1000 kişinin canını alan Ebola virüsü hakkında yapılan bir araştırmada halkın yaklaşık dörtte biri bu virüse “inanmadığını” belirtti. Halkın %46’sı ise bu virüsün “dış güçlerin bir oyunu” veya ekonomik kazanç sağlamak isteyen grupların komplosu olduğuna inandığını ifade etti. Daha ilginç olanı ise, %18’i bu üç ifadeye birden inandığını söyledi. Oysa virüsün varlığına inanmamak gibi bir durum, açıkça diğer iki ifade ile çelişmektedir.

Wood ve arkadaşlarının (2012) yaptıkları araştırma sonucuna göre Prenses Diana’nın kendi ölümünü tezgâhladığına inananlar, aynı zamanda onun cinayete kurban gittiğine de daha çok inanmaktadır (Prenses Diana araba kazasında ölmüştür). Usama bin Ladin’in daha ABD’li askerler onu öldürmeden önce ölmüş olduğuna inanan insanlar, onun hâlâ hayatta olduğuna da diğer insanlardan daha çok inanma eğilimindedir. 

Kısaca bazı insanların zihni komplo teorilerine inanmaya daha yatkındır. Onlar için komplo teorisinin içeriği ya da mantıksal çelişkileri o kadar önemli değildir. Aynı toplumda yaşamalarına ve benzer evrimsel eğilimlere sahip olmalarına karşın, bazı insanların bu türden fikirlere diğerlerinden daha açık olması konu ile ilgili bireysel farkların varlığını gösterir.

Bu türden inançlara yatkın olan insanlarda araştırmalarla ortaya çıkan bazı ortak özellikler şunlardır:

1. Teleolojik Düşünme

Üç yaşındaki bir çocuğa “Dereler neden var?” diye sorarsanız “Biz su içebilelim diye” cevabını alabilirsiniz. Aynı çocuk güneşin varlık nedenini insanların ısınması için gibi sonuca bağlayabilir. Etrafımızdaki şeylerin varlığının ve tüm olup bitenin bir amacı olduğu şeklindeki düşünceye “Teleolojik Düşünme” denir. Bu düşünme şekline göre insanların ve diğer canlıların varlığının, gezegenlerin ve hareket şekillerinin hatta tüm evrenin var olmasının bir amacı vardır. 

Güneş ışığının aynı şekilde diğer gezegenlere de vurduğu bilgisini edinen bir insanda bu tarz düşünmenin zayıflaması, bilimlerin açıklama ve kapsam alanı genişledikçe de teleolojik düşünmenin kapsama alanının daralması beklenir. Oysa gerçekliği algılamaya çalışırken bilimden çok inançlarına dayanan kişiler, evrenin ve içinde olup bitenlerin nedeni yerine varsayımsal bir amaca odaklanır. Evrenin, akıllı bir tasarımla bir amaç doğrultusunda oluşturulduğu, tüm süreçlerin ve içinde yer alan tüm nesnelerin bu amaca uygun hareket ettiği inancıyla terbiye edilmiş zihinlerin komplo teorilerine de daha yatkın oldukları araştırmalarla ortaya konmuştur. Örneğin Current Biology dergisinde yayınlanan bir araştırma teleolojik düşünme ile komplo teorileri arasında kanıtlar ortaya koyuyor (Wagner-Egger ve ark., 2018). Araştırmada 2000’den fazla insan ile görüşülmüş ve belli başlı komplo teorilerine inandığını belirten insanların, aynı zamanda akıllı tasarıma da daha çok inandığı ortaya çıkmış. Bu araştırmada daha önceki başka araştırmalarda da ortaya konduğu gibi (ör. Pobiner, 2016), teleolojik düşünme ile evrimi reddetme de ilgili bulunmuş. Bu da şaşırtıcı bir sonuç değildir çünkü evrimsel açıklamalar teleolojiye değil nedenselliğe dayanır.

Sadece çocuklar değil, bazı yetişkinler de olayları açıklarken bu olayların nedenini değil amacını düşünme eğilimindedir. Bu onları komplo teorilerine inanmaya daha yatkın kılar. 

2. Rastlantısallığı Kavrayamama

Komplo teorilerine inanan insanların rastlantısallığı yeterince kavrayamadığına dair bulgular mevcuttur.

Van Prooijen ve arkadaşlarının (2018) yaptıkları araştırmada defalarca yazı tura atılmış, sonuçlar kaydedilip insanlara bu sonuçlarda bir mantıksal dizilim, yani bir örüntü olup olmadığı sorulmuştur. Katılımcılardan komplo teorilerine inananlar, inanmayanlara göre bu dizilerde daha çok (aslında olmayan) örüntü tespit etmiştir. 

Başka bir araştırmada (Hart ve Graether, 2018) katılımcılara, bilgisayar tarafından dil bilgisi kurallarına uygun olarak rastgele üretilen cümleler sunulmuş ve bu cümlelerin kendileri için ne kadar derin bir gerçeklik ifade ettiği sorulmuştur. Örneğin bu cümlelerden biri “Bütüncüllük sonsuz fenomeni susturur” şeklindedir. Yanıt tabii ki bu tür cümlelerin tamamen saçma olduğudur; çünkü içerdiği kelimeler dil bilgisi kuralları kullanılmasına karşın rastgele üretilmiştir. Komplo teorilerine inananlar, bu tür rastgele cümlelerin derin anlamları olduğunu daha çok düşünme eğilimde olmuştur. 

Tesadüfîliği tespit etmekte zorlanan insanlarda paranormal inançların da daha yoğun olduğu bulunmuştur

Kısaca komplo teorilerine inanan insanlar, tamamen rastgele olan uyaranlar arasında bile örüntüler tespit etme eğilimindedir. (Wiseman ve Watt, 2006).

3. Belirsizlikten Kaçınma 

Kimi insanlar çevrelerinde olan bitenlerin ve başlarına geleceklerin belirsiz olduğu gerçeğini kabullenmekten daha fazla kaçınır. Bu insanlar kontrol edemedikleri, öngöremeyecekleri olaylarla dolu bir dünyada olmanın yarattığı kaygı ile başa çıkmakta zorlanır. Bilinmeyeni yeterince tolere edemezler. Bu yüzden algıladıkları şeyler arasında bağ kurmaya, sıradan olaylarda derin anlamlar aramaya daha eğilimli olurlar. Whitson ve arkadaşlarının (2014) yaptıkları bir çalışmada da belirsizlikten kaçınma eğilimi daha yüksek olan insanların komplo teorilerine daha yatkın oldukları bulunmuştur.

4. Dini İnanç Sahibi Olma 

Dünyanın düz olduğunu iddia edenlerin %52’si kendisini “çok dindar” olarak tanımlarken, normal popülasyonda bu oran %20 civarındadır. Bu durum sadece düz dünyacılarla ilgili de değil. Dini inanç sahibi olmak ile her türden komplo teorilerine inanmak arasında kuvvetli bir ilişki bulunmuştur (Wagner-Egger ve ark., 2018).

Komplo teorileri ile dinler arasındaki paralellik gerçekten de dikkat çekicidir. Dinler de dünyayı teleolojik olarak yorumlar, belirli bir dine mensup insanlar kendilerinin, diğerleri tarafından “büyük oyunlara” kurban olduğunu düşünür, bilimsel gerçekler yerine duygulara hitap eden aktarılmış ifadelere inanırlar. Dinler ve komplo teorilerinin ilişkisini inceleyen Franks ve arkadaşları (2013) bu yüzden komplo teorilerini “quasi-religion” (dinimsi, din gibi) olarak betimler. Onlara göre komplo teorileri, yapıları, işleyiş süreçleri ve inananların zihinsel yapıları açısından dinleri andırır.

Yazımızın girişinde New York’un kuzey bölgelerinde aşı olmamış çocukların halka açık alanlara çıkmasının yasaklandığına ilişkin habere dönelim. Bölgeden silinmiş olan kızamığın tekrar hortlayarak bir sağlık tehdidi haline gelmesine neden olan şeyin, aşı karşıtı Ortodoks Yahudi aileler olduğu belirtiliyor. Bu ailelerden biri aşı olmamış çocuklarıyla birlikte İsrail’e bir ziyarete gitmiş, çocuk orada kızamık kapmış ve ülkeye dönünce de hastalık, aşı olmamış diğer çocuklara bulaşarak yayılmış.

5. Öne Çıkma, Kendini Gösterme İsteği 

Toplum içinde ön plana çıkma, diğer insanlara göre daha özel olduğunu hissetme eğilimi arttıkça, komplo teorilerine inanma eğilimi de artmaktadır (Imhoff ve Lamberty, 2017). Bu insanlar “Birçok insanın göremediği bir gerçeği görüyorum, bilmediği bir gizemi biliyorum, o hâlde özel ve önemli olmalıyım” şeklindeki düşüncelere sahiptir. Bir araştırmada katılımcılara narsisizm ölçeği uygulanmış ve inandıkları komplo teorileri incelenmiş, sonuçta narsisizm skalasından yüksek puan alanların komplo teorilerine daha çok inandığı bulunmuştur (Chichocka ve ark., 2016).  

6. Eğitim Seviyesinin Düşük Olması

Genel bulgulara göre eğitim seviyesi arttıkça komplo teorilerine olan inanç azalmaktadır. Bunun olası nedeni ile ilgili Swami ve arkadaşları (2014) bir deneysel düzen tasarladılar. Katılımcıların bir kısmına cümle parçalarını birleştirme şeklinde, analitik düşünme yeteneklerini harekete geçiren bir görev verildi. Daha sonra bu katılımcılara ve bu görevin hiç verilmediği diğer bir grup katılımcıya, bir komplo teorisi okunarak ne kadar inandıkları soruldu. Baştaki görevi almayanların, yani analitik düşünme yetenekleri uyandırılmayan katılımcıların daha çok inandığı ortaya çıktı. Buna göre, eğitim süreci içinde kişi birçok ayrı boyutta analitik düşünme durumunda kaldığı için olayları daha kapsamlı ve objektif değerlendirip, bağlantılar tespit ederken sezgisellikten çok mantığa dayanan düşünsel süreçleri daha çok kullanmaktadır.

7. Batıl İnanç Sahibi Olma 

Komplo teorileri ve batıl inançlara inanma arasında da pozitif bir ilişki bulunmuştur (Darwin ve ark., 2011; Swami ve ark., 2011). Bu madde de teleolojik düşünme ve dini inanç sahibi olmakla ilgili olup, yine hayatı mantıktan çok sezgisel/duygusal eğilimleriyle yorumlayan insanlarda komplo teorilerine karşı daha çok yatkınlık olduğu bulguları ile paraleldir. 

Toplumsal Boyut

Komplo teorileri tüm dünyada yaygındır. Örneğin Mozambik, Nijerya ve Tanzanya’da halkın önemli bir kısmı toplumdaki elit ve gizli bir tabakanın toplumu yönlendirdiğine, ülkeleri üzerinde oynanan gizli batı oyunlarına, hatta kendilerine düşman olanların büyü yaptığına inanmaktadır (West ve Sanders, 2003).

Bazı ülke liderleri de komplo teorilerini besler. Örneğin Donald Trump küresel ısınmanın Çinlilerin icadı bir kavram olduğunu, amaçlarının da ABD’yi üretimde geri bırakmak olduğunu söylemiştir. Bir başka konuşmasında ise aşılar konusunda ciddi şüphelerini dile getirip, aşıların otizme yol açtığını belirtmiştir.

Elbette ki başka ülkelerde de benzer durumlar vardır. Elimizde komplo teorilerinin yaygınlığına dair ülkeler bazında pek veri olmasa da, dünyanın birçok ülkesinde ekonomik, askeri ve politik açıklamalar yapılırken komplo teorileri kullanıldığını biliyoruz. Politikacılar da bu bakış açısını söylemleriyle destekler. Örneğin birçok politikacı “ülkesi üzerinde dönen kirli oyunlar”, “üst akıl”, “dış güçlerin gizli oyunları”, “büyük resim” gibi ifadeleri sık sık kullanarak komplo teorilerini destekler. Etki ve erişim alanı daha yüksek olan insanların bu tür söylemleri sıradan insanların gerçekliği olduğu gibi görmesini engeller. Politikacıların bu söylemleri gerçekten inanarak mı yoksa manipülasyon amaçlı mı ifade ettikleri tartışılabilir, çünkü halkın da bunlara inanması, ülkede olup bitenler hakkındaki yönetimsel sorumluluk payını azaltır. Nedeni ne olursa olsun yöneticiler tarafından dile getirilen bu tür söylemlerin komplo teorilerini ciddi biçimde beslediği inkâr edilemez.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
75
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yakın akrabalarda, bu hastalıklara ait genlerin çekinik olarak taşınma ihtimali çok yüksektir. Çünkü kendilerini meydana getiren atalarında bu genler taşınıyorsa, bunların yavrulara farklı şekillerde dağılması mümkündür. Bir diğer soydan biriyle çiftleşildiğinde, bu çekinik genlerin bir araya gelmesi çok daha düşük ihtimaldir. Ancak yakın akrabalar çiftleştikleri zaman, atalarından ortak olarak aldıkları çekinik genler yavrularında birleşir ve ifade edilmeye başlar. Bu birleşimde, pek çok hastalığa sebep olabilecek çekinik genlerin bir araya denk gelme şansları, normal çiftleşmelere göre çok daha yüksektir. Bu sebeple de doğan yavrular sıklıkla hastalıklı ya da sorunlu doğmaktadırlar. Bir oran vermek gerekirse, ensest ilişkiler (insanlarda akraba evlilikleri gibi)sonucunda doğan yavruların sorunlu olma ihtimali, normal çiftleşmelere göre 64 kattan daha fazladır.

Doğa, doğal olarak bu duruma karşı da bir seçilim baskısı uygulamaktadır. Çünkü ensest ilişkiye giren canlıların yavruları dezavantajlı olacak ve elenecektir. Dolayısıyla ensest ilişkiye yatkın olan bireylerin soyları elenecek ve bu yatkınlığa sebep olan genler de popülasyon içerisinde azalacaktır. Ancak çoğu zaman olduğu gibi, düşük bir frekansta bu bireyler popülasyon içerisinde kalacaktır. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
180
Süleyman Yurtsever
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Maymun insanın en yakın akrabasıdır. Maymun ile insanın genlerinin %98.77'si aynıdır. Ancak kalan %1.23 fark sanılanın aksine daha büyüktür. Bu nedenle insan ile maymun çiftleşse bile kromozom farkından dolayı verimli döl veremezler.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
265
İlknur Özdemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Beyin, vücudun tüm işlevlerini kontrol eden, dış dünyadan bilgiyi yorumlayan ve aklın ve ruhun özünü somutlaştıran üç kiloluk bir organdır. Zeka, yaratıcılık, duygu ve hafıza, beyin tarafından yönetilen pek çok şeyden birkaçıdır. Kafatası içinde korunan beyin; serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur.

Beyin, beş duyumuzla bilgi alır: görme, koklama, dokunma, tatma ve işitme. Çoğu zaman bir seferde olur. Mesajları bizim için anlamı olan bir şekilde toplar ve bu bilgiyi hafızamızda saklayabilir. Beyin düşüncelerimizi, hafızamızı ve konuşmayı, kolların ve bacakların hareketini ve vücudumuzdaki birçok organın işlevini kontrol eder.

Merkezi sinir sistemi (CNS) beyin ve omurilikten oluşur. Periferik sinir sistemi (PNS), omurilikten ve omurilikten gelen beyin sinirlerinden geçen omurilik sinirlerden oluşur.

Beyin

Beyin, serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur (Şekil 1).

imageimage

Şekil 1. Beynin üç ana bölümü vardır: cerebrum, cerebellum(beyincik) ve beyin sapı.

Serebrum: beynin en büyük kısmıdır ve sağ ve sol yarıkürelerden oluşur. Dokunma, görme ve işitmeyi yorumlama, konuşma, akıl yürütme, duygular, öğrenme ve hareketin hassas kontrolü gibi daha yüksek işlevleri yerine getirir.

Beyincik: Serebrumun altında bulunur. Fonksiyonu kas hareketlerini koordine etmek, postürü ve dengeyi korumaktır.

Beyinsapı: serebrum ve beyinciği omuriliğe bağlayan bir röle merkezi görevi görür. Solunum, kalp hızı, vücut ısısı, uyku ve uyku döngüleri, sindirim, hapşırma, öksürme, kusma ve yutma gibi birçok otomatik işlevi yerine getirir.

Sağ Beyin – Sol Beyin

Beyin ikiye bölünür: sağ ve sol yarımküreler (Şek. 2) Bir tarafı diğerine mesaj ileten ‘Corpus Callosum’ adı verilen bir lif demetiyle birleşirler. Her yarımküre, vücudun karşı tarafını kontrol eder. Beynin sağ tarafında bir inme meydana gelirse, sol kolunuz veya bacağınız zayıf veya felç olabilir.

Yarım kürelerin tüm fonksiyonları paylaşılmaz. Genel olarak, sol yarımküre konuşma, anlama, aritmetik ve yazmayı kontrol eder. Sağ yarıküre yaratıcılık, mekânsal yetenek, sanatsal ve müziksel becerileri kontrol eder. İnsanların yaklaşık %92’sinde sol yarıküre, el kullanımında ve dilinde baskındır.

imageimage

Şekil 2. Serebrum, sol ve sağ yarımkürelere ayrılmıştır. İki taraf sinir lifleri corpus callosum ile bağlanır.

Beynin Lobları

Serebral yarıküreler beyni loblara bölen farklı çatlaklara sahiptir. Her yarım kürede 4 lob bulunur: frontal, temporal, parietal ve oksipital (Şekil 3). Her lob, bir kez daha, çok özel fonksiyonlara hizmet eden alanlara bölünebilir. Beynin her lobunun yalnız çalışmadığını anlamak önemlidir. Beynin lobları ile sağ ve sol yarımküreler arasında çok karmaşık ilişkiler vardır.

imageimage

Şekil 3. Cerebrum dört loba ayrılır: frontal, parietal, oksipital ve temporal.

Frontal lob
  • Kişilik, davranış ve duygular
  • Yargılama, planlama, problem çözme
  • Konuşma: konuşma ve yazma (Broca’nın bölgesi)
  • Vücut hareketi (motor fonksiyonları)
  • Zeka, konsantrasyon, öz farkındalık
Parietal lob
  • Dili, kelimeleri yorumlar.
  • Dokunma duyusu, ağrı, sıcaklık (duyusal şerit)
  • Görme, işitme, motor, duyusal ve hafızadan gelen sinyalleri yorumlar.
  • Mekansal ve görsel algı
Oksipital lob
  • Görmeyi yorumluyor(renk, ışık, hareket).
Temporal lob
  • Dili anlama (Wernicke bölgesi)
  • Bellek
  • İşitme
  • Sıralama ve organizasyon

Dil

Genel olarak, beynin sol yarımküresi dil ve konuşmadan sorumludur ve “baskın” yarım küre olarak adlandırılır. Sağ yarımküre, görsel bilgi ve mekânsal işleme yorumlamada büyük rol oynar. Solak olan insanların yaklaşık üçte birinde, konuşma fonksiyonu beynin sağ tarafında yer alabilir. Solak kişiler, konuşma merkezlerinin bu bölgedeki herhangi bir ameliyattan önce sol veya sağ tarafta olup olmadığını belirlemek için özel testlere ihtiyaç duyabilirler.

Afazi, en çok inme veya travma nedeniyle beyin hasarı nedeniyle konuşma üretimi, kavrama, okuma ya da yazma olaylarını etkileyen bir dil rahatsızlığıdır. Afazi türü, hasar gören beyin bölgesine bağlıdır.

Broca bölgesi: sol frontal lobda uzanmaktadır(Şekil 3). Bu alan hasar görürse, konuşma seslerini üretmek için dil veya yüz kaslarını hareket ettirmek zor olabilir. Kişi hala konuşulan dili okuyabiliyor ve anlayabiliyor, ancak konuşma ve yazmada zorluk çekiyordur (yani harf ve kelimeler oluşturuyor, çizgiler içinde yazmıyor). Broca’nın afazi olarak adlandırılıyor.

Wernicke bölgesi: sol temporal lobda uzanır(Şekil 3). Bu bölgedeki hasar Wernicke afazisine neden olur. Birey hiçbir anlamı olmayan, gereksiz kelimeleri ekleyen ve hatta yeni kelimeler yaratabilecek uzun cümlelerle konuşabilir. Konuşma sesleri çıkarabilir, ancak konuşmayı anlamada güçlük çekerler ve bu yüzden hatalarından habersizdirler.

Korteks

Serebrumun yüzeyi korteks olarak adlandırılır. Tepeler ve vadiler ile katlanmış bir görünüme sahiptir. Korteks belirli katmanlarda düzenlenmiş 16 milyar nöronlar (beyincik 70 milyar = 86 milyar toplam) içerir. Sinir hücresi cisimleri korteks gri-kahverengiyi renklendirir. Adı gri maddedir(Şek. 4). Korteksin altında, beyin alanlarını birbirine bağlayan uzun beyaz lifler (aksonlar) vardır. Beyaz madde denir..

imageimage

Şekil 4. Korteks, aksonlar (beyaz madde) ile diğer beyin bölgelerine bağlanan nöronları (gri madde) içerir. Korteks katlanmış bir görünüme sahiptir. Bir kata gyrus denir ve arasındaki vadi bir sulkustur.

Korteksin katlanması, beyinin yüzey alanını arttırır ve daha fazla nöronun kafatasının içine girmesine ve daha yüksek fonksiyonlara olanak vermesine izin verir. Her kat gyrus olarak adlandırılır ve kıvrımlar arasındaki her oluk bir sulkus olarak adlandırılır. Belirli beyin bölgelerinin tanımlanmasına yardımcı olan katlar ve oluklar için isimler vardır.

Derin yapılar

Beyaz cevher yolları adı verilen yollar, korteksin bölgelerini birbirine bağlar. Mesajlar, bir gyrustan diğerine, bir lobdan diğerine, beynin bir tarafından diğerine ve beynin derinlerindeki yapılara gidebilir(Şekil 5).

imageimage

Şekil 5. Bazal ganglionu gösteren koronal kesit.

Hipotalamus: üçüncü ventrikülün tabanında yer alır ve otonom sistemin ana kontrolüdür. Açlık, susuzluk, uyku ve cinsel tepki gibi davranışları kontrol etmede rol oynar. Ayrıca vücut ısısını, kan basıncını, duygularını ve hormonların salgılanmasını düzenler.

Hipofiz bezi: sella turcica adı verilen kafa tabanında küçük bir kemik cebinde yatar. Hipofiz bezi hipofiz sapı ile beynin hipotalamusuna bağlanır. “Ana bez” olarak bilinir, vücuttaki diğer endokrin bezleri kontrol eder. Cinsel gelişimi kontrol eden, kemik ve kas gelişimini destekleyen ve strese yanıt veren hormonları salgılar.

Epifiz bezi: üçüncü ventrikülün arkasında bulunur. Melatonin salgılayarak vücudun iç saatini ve sirkadiyen ritimleri düzenlemeye yardımcı olur. Cinsel gelişimde bazı rolleri vardır.

Thalamus: gelen ve kortekse giden hemen hemen tüm bilgiler için bir röle istasyonu olarak hizmet vermektedir. Acı hissi, dikkat, uyanıklık ve hafızada rol oynar.

Bazal ganglion: kaudat, putamen ve globus pallidus içerir. Bu çekirdekler, parmak ucu hareketleri gibi ince hareketleri koordine etmek için serebellumla çalışır.

Limbik sistem: duygularımızın, öğrenmenin ve hafızanın merkezidir. Bu sistemde cingulate gyri, hipotalamus, amigdala (duygusal reaksiyonlar) ve hipokampus (bellek) bulunur.

Bellek

Bellek(hafıza), üç aşamayı içeren karmaşık bir süreçtir: kodlama (hangi bilgilerin önemli olduğuna karar vermek), saklamak ve geri çağırmak. Beynin farklı alanları farklı bellek tiplerinde yer alır(Şekil 6). Bir olayın kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe (kodlama denilen) geçmesi için beyniniz dikkat ve prova yapmalıdır.

image

Şekil 6. Hafıza oluşumunda yer alan limbik sistemin yapıları. Prefrontal korteks kısa bir süreliğine kısa süreli bellekte güncel olayları tutar. Hipokampus, uzun süreli belleği kodlamaktan sorumludur.

Prefrontal kortekste çalışma belleği olarak da adlandırılan kısa süreli hafıza oluşur.Yaklaşık bir dakika boyunca bilgi depolar ve kapasitesi yaklaşık 7 maddeyle sınırlıdır.Örneğin, size söylediği bir telefon numarasını çevirmenizi sağlar. Ayrıca okuma sırasında, sadece okuduğunuz cümleyi ezberlemek için araya girer, böylece bir sonraki cümle mantıklıdır.

Uzun süreli hafıza temporal lobun hipokampüsünde işlenir ve daha uzun süre bir şey ezberlemek istediğinizde aktif hale gelir. Bu bellek sınırsız içerik ve süre kapasitesine sahiptir. Kişisel hatıraların yanı sıra gerçekleri ve figürleri içerir.

Beceri hafızası, bazal gangliyaya bilgi aktaran serebellumda işlenir. Ayakkabı bağlama, enstrüman çalma veya bisiklete binme gibi otomatik olarak öğrenilen anıları saklar.

Ventriküller ve beyin omurilik sıvısı

Beyin, ventriküller olarak adlandırılan içi boş sıvı dolu boşluklara sahiptir(Şekil 7). Ventriküllerin içi, renksiz serebrospinal sıvıyı (CSF) oluşturan koroid pleksus adı verilen bir şerit benzeri yapıdır. CSF ve onun etrafında beyin ve omurilik akar. Bu dolaşım sıvısı sürekli olarak emilir ve tekrar doldurulur.

image

Şekil 7. CSF, beyindeki derin ventriküllerin içinde üretilir. BOS sıvısı beyin ve omurilikte dolaşır ve ardından subaraknoid boşluğa geçer. Yaygın tıkanıklık alanları: 1) Monro foramenleri, 2) Sylvius su kemeri ve 3) obex.

Lateral ventriküller adı verilen serebral yarıkürelerin derinlerinde iki ventrikül vardır. Her ikisi de üçüncü ventrikülle Monro’nun foramenleri olarak adlandırılan ayrı bir açıklık üzerinden bağlanır. Üçüncü ventrikül, dördüncü ventrikül ile Sylvius’un su kemeri olarak adlandırılan uzun bir dar borudan bağlanır. Dördüncü ventrikülden, BOS, banyo yaptığı ve beyni yastıkladığı subaraknoid boşluğa akar. CSF, araknoid villus adı verilen superior sagittal sinüste özel yapılar tarafından geri dönüştürülür(veya emilir).

Emilen CSF miktarı ile üretilen miktar arasında bir denge sağlanır. Sistemdeki bir bozulma veya tıkanıklık, ventriküllerin (hidrosefali) genişlemesine veya omurilikte sıvı birikmesine (siringomiyeliye) neden olabilen BOS birikmesine neden olabilir.

Kafatası

Kemik kafatasının amacı beyni sakatlıktan korumaktır. Kafatası, sütür hatları boyunca birbirine kaynaşan 8 kemikten oluşur. Bu kemikler frontal, parietal (2), temporal (2), sfenoid, oksipital ve etmoidi içerir (Şekil 8). Yüz maksilla, zigoma, nazal, palatin, lakrimal, inferior nazal konka, mandibula ve vomer dahil olmak üzere 14 eşleştirilmiş kemiklerden oluşur.

image

Şekil 8. Beyin kafatası içinde korunmaktadır. Kafatası sekiz kemikten oluşur.

Kafatasının içinde üç ayrı alan vardır: anterior fossa, orta fossa ve posterior fossa(Şek. 9). Doktorlar bazen bir tümörün yerini bu terimlerle, örneğin orta fossa meningiom ile ifade eder.

image

Şekil 9. Kafatasının tabanındaki kafatası sinirlerinin beyin ile çıkarılması. Kranial sinirler beyin sapından köken alırlar, kafatasından foramina denen deliklere doğru çıkarak inerve ettikleri vücudun bölümlerine giderler. Beyin sapı kafatasından foramen magnumdan çıkar. Kafatasının tabanı, anterior, orta ve posterior fossae olmak üzere 3 bölgeye ayrılmıştır.

Bilgisayarın arkasından çıkan kablolara benzer şekilde, tüm atardamarlar, damarlar ve sinirler kafatasının tabanından foramina denilen deliklerden çıkmaktadır. Ortadaki büyük delik (foramen magnum) omuriliğin çıktığı yerdir.

Kraniyal sinirler

Beyin, omurilik ve on iki çift kranial sinir yoluyla vücut ile iletişim kurar (Şekil 9). İşitme, göz hareketi, yüz hisleri, tat alma, yutma, yüz, boyun, omuz ve dil kaslarının hareketini kontrol eden on iki çift kranial sinirden on tanesi beyin sapında ortaya çıkar. Koku ve görme için kranial sinirler serebrumdan kaynaklanır.

On iki kranial sinirlerin Romen rakamı, adı ve ana fonksiyonu:

NumaraAdFonksiyon

IolfactorykokuIIopticgörmeIIIoculomotorgöz hareketleri, gözbebeğiIVtrochleargöz hareketleriVtrigeminalyüz hissiVIabducensgöz hareketleriVIIfacialyüz hareketleri, tükürük salgılamakVIIIvestibulocochlearişitme, dengeIXglossopharyngealtat alma, yutmaXvaguskalp atışı, sindirimXIaccessorykafa hareketleriXIIhypoglossaldil hareketleri

Zarlar

Beyin ve omurilik, meninks denilen üç doku tabakasıyla kaplanır ve korunur. En dış tabakadan içeri doğru: dura mater, araknoid materyal ve pia mater.

Dura mater: kafatasının iç kısımlarını yakından çizen güçlü, kalın bir zardır; onun iki tabakası, periosteal ve meningeal dura, sadece venöz sinüsler oluşturmak için kaynaştırılır ve ayrılır. Dura küçük katlar veya bölmeler oluşturur. İki özel dural kıvrım, falks ve tentoryum vardır. Falks, beynin sağ ve sol yarıkürelerini ayırır ve tentoryumu serebellumdan ayırır.

Araknoid mater: tüm beynini örten ince, ağ benzeri bir zardır. Araknoid elastik dokudan yapılır. Dura ve araknoid membranlar arasındaki boşluk subdural boşluk olarak adlandırılır.

Pia mater: kıvrımlarını ve oluklarını takip eden beynin yüzeyine sarılır. Pia mater beynin derinlerine ulaşan birçok kan damarına sahiptir. Araknoid ve pia arasındaki boşluk subaraknoid boşluk olarak adlandırılır. Beyin omurilik sıvısının beynini yıkadığı ve yastıkladığı yer burasıdır.

Kan Temini

Kan, beyine iki çift arter, internal karotid arterler ve vertebral arterler tarafından taşınır(Şekil 10). Dahili karotid arterler, beynin çoğunu besler.

image

Şekil 10. Ortak karotis arteri boyuna kadar uzanır ve iç ve dış karotis arterlere ayrılır. Beynin anterior dolaşımı internal karotid arterlerle (ICA) beslenir ve posterior sirkülasyon vertebral arterler (VA) tarafından beslenir. İki sistem Willis Çemberinde (yeşil daire) bağlanır.

Vertebral arterler serebellumu, beyin sapını ve serebrumun alt kısmını besler. Kafatasından geçtikten sonra sağ ve sol vertebral arterler baziler arteri oluşturmak için birleşir. Baziler arter ve internal karotid arterler, Willis’in Çemberi adı verilen beynin tabanında birbirleriyle “iletişim kurarlar”(Şekil 11). Dahili karotid ile vertebral-bazilar sistemleri arasındaki iletişim, beynin önemli bir güvenlik özelliğidir. Ana damarlardan biri tıkanırsa, Willis çemberinin çevresine gelen ve beyin hasarını önlemek için kan akımı sağlanır.

image

Şekil 11. Willis Çemberinin üstten görünüşü. İnternal karotis ve vertebral-bazilar sistemleri anterior communicating (Acom) ve posterior komünikasyon (Pcom) arterleri ile birleştirilir.

Beynin venöz dolaşımı vücudun geri kalanından çok farklıdır. Genellikle atardamarlar ve damarlar, vücudun belirli bölgelerini besleyip boşalttıkları için birlikte çalışırlar. Yani, bir çift vertebral ven ve internal karotis damarının olacağını düşünürdüm. Ancak, beyinde durum böyle değildir. Büyük damar toplayıcıları, venöz sinüsler oluşturmak için duraya entegre edilmiştir.Yüz ve burun bölgesinde hava sinüsleri ile karıştırılmamalıdır. Venöz sinüsler beyinden kanı toplar ve iç juguler venlere iletir. Üst ve alt sagittal sinüsler serebrumu boşaltır, kavernöz sinüsler ön kafa tabanını drene eder. Tüm sinüsler sonunda kafatasından çıkan ve juguler damarları oluşturan sigmoid sinüslere akar. Bu iki juguler ven, esasen beynin tek drenajıdır.

Beynin Hücreleri

Beyin iki tip hücreden oluşur: sinir hücreleri (nöronlar) ve glia hücreleri.

Sinir hücreleri

Nöronların birçok boyutu ve şekli vardır, ancak hepsi bir hücre gövdesi, dendritler ve bir aksondan oluşur. Nöron, elektrik ve kimyasal sinyaller yoluyla bilgi aktarır. Evinizde elektrik kablolarını görüntülemeye çalışın. Bir elektrik devresi, bir ışık anahtarı açıldığında, bir ampulün ışınlanacağı şekilde bağlanan çok sayıda telden oluşur. Heyecanlanan bir nöron, enerjisini yakın çevresindeki nöronlara iletecektir.

Nöronlar enerjilerini ya da “konuşma” deyimini, sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta birbirlerine iletirler(Şekil 12). Bir nöronun, diğer sinir hücrelerinden gelen mesajları toplayan antenler gibi davranan dendrit denen çok sayıda kolu vardır. Bu mesajlar iletinin iletilip iletilmeyeceğini belirleyen hücre gövdesine geçirilir. Önemli mesajlar, nörotransmiterler içeren keselerin sinaps içine açıldığı aksonun sonuna iletilir. Nörotransmiter molekülleri sinapstan geçer ve alıcı sinir hücresindeki özel reseptörlere uyar, bu da hücrenin mesajdan geçmesini uyarır.

image

Şekil 12. Sinir hücreleri bir hücre gövdesi, dendritler ve aksondan oluşur. Nöronlar, nörotransmitterleri sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta değiştirerek birbirleriyle iletişim kurarlar.

Glia hücreleri

Glia(Yunanca kelime anlamı yapıştırıcı) beyin, beslenme, koruma ve yapısal destek ile nöronlar sağlayan hücrelerdir. Sinir hücrelerinden yaklaşık 10 ila 50 kat daha çok glia vardır ve beyin tümörlerinde en sık görülen hücrelerdir.

Astroliya veya astrositlerin bakımından görevlileridir. Kan beyin bariyerini düzenler, besin ve moleküllerin nöronlarla etkileşmesine izin verir. Homeostazı, nöronal savunma ve onarımı, skar oluşumunu kontrol ederler ve ayrıca elektriksel impulsları etkilerler.

Oligodendroglia hücreleri, aksonları yalıtan ve elektriksel mesajların daha hızlı ilerlemesine izin veren miyelin adı verilen yağlı bir madde oluşturur.

Ependimal hücreler ventrikülleri hizalar ve beyin omurilik sıvısını (CSF) salgılar.

Microglia beyinin bağışıklık hücreleridir, onu istilacılardan korur ve kalıntıları temizler. Ayrıca sinapsları da eritirler.

Kaynak: https://mayfieldclinic.com/pe-anatbrain.htm

 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Zengin gen yapılarının daha dayanıklı olmasıyla, ada ya da dağda yaşayan izole komünlerde uzun yaşamın olması çelişki olarak görülebilir mi...
Puan Ver
0
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ancak eğitim halen bu terminolojiden mahrum halde. Yeni gelişmelerin müfredatlara girmemesinin uygulamada sorun teşkil ettiğini düşünüyor musunuz...
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Grafen, teknolojide devrim niteliğinde gelişmelere yol açan, karbon atomlarının iki boyutlu bal peteği düzenidir. Evrende rastladığımız malzemelerin neredeyse hepsi üç boyutludur. Bilim insanları da bir malzemenin özellikleri, iki boyutlu düzende olduğunda nasıl değiştiğiyle ilgili henüz çok az bir bilgiye sahiptir. Grafenin özellikleri de karbonun üç boyutlu düzeni olan grafitten çok farklıdır bu sebeple grafen araştırmaları malzemelerin iki boyutlu düzende nasıl özellikler kazandığını tahmin etmemizde oldukça yararlıdır. Elektrik bu basit bal peteği grafen yaprağı üzerinden çok hızlı akmaktadır. Bilinen birçok iletken metaldir, fakat grafen karbon temelli bir ametaldir. Bu sebeple, elektrik akımını metal olmadan iletmek durumunda kalacağımız koşullar için grafen araştırmaları önem kazanmaktadır.

Çok küçük bir alanda elektrik iletimi sağlayabildiği için, grafen minyatürize edilmiş süper hızlı bilgisayar ve transistör araştırmalarında oldukça önemlidir.Çünkü, bu cihazlar çalışmak için çok küçük miktarda güce ihtiyaç duymalıdırlar. Grafen ayrıca esnek güçlü ve şeffaftır.

Grafenin en önemli üç özelliği çelikten 100 ile 300 kat arası daha sağlam olması, şu ana kadarki bilinen oda sıcaklığında en iyi iletken olması ve esnek olmasıdır. Grafen bilinen en ince ve en hafif malzemedir. Grafen saydamdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,205
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Genel izafiyet diye sordum, yerçekimi ile alakalıdır herhalde diye, ancak belki de özel izafiyetle ilgilidir ya da her ikisiyle de, bilemiyorum.
Puan Ver
0
Puan Ver
2,923
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela volkanik patlamalarda bazı lavlar bazalt olurken bazıları obsidyen oluyor ,bunun nedeni nedir ?
Puan Ver
0
Puan Ver
2,580
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tıbbın genelgeçer önerilerinin her genetik yapıya uygun olmadığı öngörüsüyle, bireyin kendi genomik proteomik, metabolomik yani moleküler atomaltı seviyedeki işleyişine uygun tanı ve tedavi amaçlı tıp dalıdır. 

Kendi ülkemizde de 7K tıbbı olarak yapılandırılmış bu ekole ait anlayış vardır. Kişideki üstte açıtkladığım şartlarına özel kanıta dayalı yapıdadır. 

Hastalıklar olduktan sonra tanı ve tedavi çabasına girmek yerine, genetik ve gen ekspresyonunun metabolik kronobiyoloji nin sistem biyolojisi olarak ele alınarak öngörülen hastalıkların ortaya çıkmamasını amaçlayan yeni bir anlayışı vardır. 

Tek bir kişinin genomik raporunun 300 sayfa olduğu detaylı bir analiz sistemidir. 

Ancak gen taramasında örneğin bir kanser yatkınlığı çıktığında, bunun rapor edilip edilmemesi gibi özel ve yeni sorunlar da var konuyla ilgili. Çünkü kanser riski olabilir, ancak bu kişinin kanser olacağı anlamına gelmez. Bireye bunun açıklanmaması suç mudur, sorumluluğa neden olur mu, eğer birey kanser olursa ona aktarılmamış olması, doktoru sorumlu tutar mı vs vs. 

Diğer yandan genetik hastalıklar toplamda, yüzde 10un altında kalmakta, bunun yanında epigenetik, artık genetikten çok daha önemli hale geldi tıbbın ilerlemesi sonucu. Ortam şartlarının gen ekspresyonunu değiştirmesi, kişinin olaylara verdiği tepkinin, genlerin ne olduğunun da ötesinde bir etkiye neden olduğunu anladık. 

Diğer yandan, bireye özel denilen şartlar, temel yaşam şartlarının yüzde 90ının doğru olduğunda ele alınabilir yapıda. Yani herkes temel yaşam şartlarının en az yüzde 90ınını zaten yapıyor olmalı ki, geri kalan kısım için bireye özel tıbbi araştırmaları yapalım. Bu demek değil ki genetik yaklaşım yanlıştır gereksizdir, ancak hiç bir yöntemin mutlaklaştırılmaması gerektiği temel alınarak yaklaşmak gerekir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. gen editing
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Tuncay Güneş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Eleştirinizde konu oraya geldiğinde daha keskin ve agresiftiniz. Einstein'in kızına yazdığı mektuptaki sevgiyi tarif edişine ne diyorsunuz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Sadece sevgi değil, duyguların tamamı olumlu olumsuz önemli ve değerli. Neden önemsizmiş gibi ele alınabiliyor...

Çünkü biyolojik karşılıkları oldukça anlaşılır ve nedenleri okunabilir düzeyde. Yani güdülerin orta beyin-korteks tarafından yorumlanmış halleri denebilir çok kabaca. Güdü, üre emrini veriyor, orta beyin korteks, bunu içinde bulunduğu şartlara uyumlu hale getirecek şekilde yorumlayarak faaliyete geçiriyor. Sevgi bağı da bu şekilde, kişiyi yaşamda tutmaya yardımcı olan faktörlere duyulan yakınlık olarak görülebilir. Ancak bu biyolojik köken olarak böyle. Yoksa kişinin hissedişi bu kadar otomatize değil. Bize göre önemli ve değerli, ancak ortaya çıkışı kökeni olarak ortada ve anlaşılabliir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. AÇıklama
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
21k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bitkilerde gelişim sınırsız mıdır? Sınırsız ise bu nasıl olabiliyor? Biz insanlar bile bir yere kadar gelişebiliyoruz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Canlılarda tek faktöre bağlı olmasa da, oksijen miktarının, bitki ve hayvanlarda boyutları etkilediği biliniyor. Oksijen miktarının yüzda 10 fazla olduğu dönemde, bitkiler inanılmaz ötesi büyüktü, bazı taşlaşmış ağaç gövdeleri bulunmuştu büyüklüğü şimdiki ağaçlarla karşılaştırılamaz oranda büyük olan.

Hayvanlar da içinde bulunduğu yaşam sahasına göre şekillenebiliyor. Akvaryumdaki köpek balığı ile okyanustaki aynı olmuyor örneğin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kötü gen yapılarının elenerek yok olması, yeni nesli güçlü yapar. Tıbbın kötü gen yapılarını da aktarmaya neden olması evrimi neg etkiliyor diyebilir miyiz ?

Toplam 2881 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Barış istiyorsan dostlarınla değil, düşmanlarınla konuş.”
Moshe Dayan
Geri Bildirim Gönder