Tarih & Coğrafya

Puan Ver
-1
Puan Ver
661
Ahmet Can
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar Tarih boyunca ırklar birbirine karışmıştır biliyorum ama merak ediyorum şu an ki genetik yapımız Romalılara mı daha çok benziyor yoksa Türk ırkına mı? Eski atalarımız Hristiyan Bizanslılardan Müslüman Türklere mi dönüştü?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba, buna benzer bir görüşü Gibbons ileri sürdü ( Kısaca Osmanlıların Bilecik bölgesinde yaşayan Rumlar olduğu.). Fuad Köprülü bu görüşe karşı Fransa'da konferans verdi. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu adında Türkçe yayınlandı. Ayıntılı bilgi için bu esere bakabilirsiniz.

Kısaca açıklamak gerekirse. Türkler 11. yüzyılda Anadolu'ya kitleler halinde göç etmeye başladılar. Zaten o sıralarda Anadolu nüfusu yoğun değildi. Moğol istilası sırasında da çok büyük Türkmen kitleleri Anadolu'ya geldi. Osmanlılar da bunlardan biri. İki ulus arasında bir ilişki olsa da kitleler halinde, Hristiyan Bizanslılar'dan Müslüman Türklere dönüşmek söz konusu değil.

Eğer vakit ayırabilirseniz daha ayrıntılı bilgi için aşağıya bıraktığım eserlere bakabilirsiniz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
949
Ix Chel
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Mesela bir Sümer ve bir Aztek mitolojisinin birbirine benzer öğeler bulundurulmasının sebebi ne?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Başar Subaşı , Felsefe ve Dinler Tarihi Meraklısı

Dinlerin doğuşunda insanın güçsüz bir varlık oluşu yatar.Doğa tarafından sürekli örselenen insan,kendinden daha üstün bir varlık oluşturup,ona tapınma ihtiyacı hisseder.İlk dinler böyle doğmuştur,mağaralardaki insanların anlam arayışı ve imdadına yetişen tanrılar,bu dinlerin temellerini atmışlardır.İnsanlar,kaplanın yiğeceği olmamak,besin bulabilmek için yarattığı tanrılara başvurmuşlardır.Dinler ekonomi ve coğrafyadan çok net bir şekilde beslenir.

Tarım Devrimi ile yerleşik hayata geçmiş olan atalarımız da tanrılara tapındı.İlk olarak animizme(Doğanın bir bütün olarak ve her varlığın teker teker maddi varlığının ötesinde bir de ruha sahip olduğunu kabul eden görüş[1]) sonrasında Politeizmdeki tanrılara ve son olarak da Monoteistik tanrılara.Bunların hepsi de insanların isteklerini karşılamak için ortaya çıktı.

Bu bilgiler ışığında soruya vereceğim cevap şudur:

Benzer coğrafyalar benzer ekonomik faaliyetleri,benzer ekonomik faaliyetler benzer ihtiyaçları,benzer ihtiyaçlar benzer istekleri.benzer istekler ise benzer tanrıları doğurur.Ne kadar uzakta olursanız olun,istekleriniz benzer ise tanrılarınızın da birbirine benzemesi beklenebilen bir durum olacaktır.

Örnek vermek gerekir ise

Antik Mısır Uygarlığında tarım birincil geçim kaynağı idi ve bu çiftçi toplumun büyük bi sıkıntısı vardı,Nil nehrinin taşması.Nehir taştığında ekinler bozuluyor,ülkeye kıtlık giriyordu.Bunun olmasını kendi çabaları ile engelleyemeyen insanlar, sorunarını çözmesi için kendilerinden üstün nehir tanrıları(Satet)na başvururdu.[2]

Bu bilgiyi de cebimize koyup Yeni Dünyaya doğru bir yolculuğa çıkalım.

Antik İnka İmparatorluğunu da tarımla uğraşan bir topluluktu haliyle bu ekonomik uğraşın getirdiği ve kendilerinin çözemediği sorunları çözmek için onlar da tanrılarına başvurdular.Ekinlerin heba olmaması, bolluk ve bereket gibi konular için Toprak Analarına (Pacha mama) dua edip Güneşin zamanında doğması için Güneşe tapınaklar yaptılar.[3]

Ama bunlardan farklı tipteki coğrafyalarda yaşayan ve buna bağlı olarak ekonomik uğraşları da istekleri de farklı olan Türkler farklı tanrılardan farklı dileklerde bulundular.

Yerleşik bir yapıda olmayan türkler için tarımın çok bir değeri yoktu,onlar daha çok avcılıkla uğraşıyorlar,hayvan otlatıyorlardı.Buna bağlı olarak,Toprak tanrısı veya Ekin tanrısına değil,Onlara bozkırlarda yol gösteren ulu bozkurtlara,tarımla pek ilgilenmeyen göktanrılara sahiptiler.[4]

Umarım argümanlarım yeterli ve açıklayıcı olmuştur.

Ek olarak konu ile alakalı güzel bir röportaj bırakayım : www.youtube.com/watch?v=Ers8l8JYIWA

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
730
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Arkadaşlar evrimsel süreçte ırk (Türk-Arap-Alman) diye bir şey varmıdır yoksa bu daha sonra bizim kendimizi diğer insanlardan ayırmak için uydurduğumuz bir saçmalıkmıdır
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Biyolojik açıdan bakacak olursak; Herhangi bir canlı popülasyonunun, kendi türünden izole bir biçimde yaşam sürmesi o popülasyonun bir ırk olarak sınıflandırılmasını mümkün kılar. Evrimsel süreçte ise türleşmelerin oluşmasına ön ayak olabilir. Ancak günümüzde insanların izole olması gibi bir durum olmadığından (kabile yaşamı hariç), bu kavram insanların evrimsel sürecinin bir parçası olmaktan çıkmıştır.

Diğer bir açıdan bakacak olursak; Irk kavramı, ayrıştırıcılığın en geçerli bahanelerinden biridir ve insanlık için çok büyük üzüntülere sebep olmaktadır.

Güzel bir dünya için birlikte çalışmamız gerekiyor. Belki de insanlık olarak bu tarz kavramları gözden geçirmek iyi olabilir. İyi günler.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Ramazan Aksoy
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
veya bu uygarlıklar arasında belirgin benzerlikler nelerdir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Farklılıklar:

1-Amerika halklarında altına düşkünlüğün Asya ve Avrupa'ya nazaran çok daha az oluşu.

2-Amerika halklarının birbirleriyle olan ilişkilerinin -Avrupa ve Asya devletlerine kıyasla - daha az oluşu.

Not : Hernan Cortez ve Diego Velazquez de Cuellar gibi konkistadorların Tenoctitlan ve Küba'yı ihlakının haberi güneydeki İnka imparatorluğuna ulaşmamıştı. Eğer bu haber ulaşsaydı İnka imparatorluğu daha sonra gelecek olan Francisco Pizarro'ya karşı önlem alabilirdi.

3- Amerikada sömürgeciliğin henüz gelişmemiş-gelişememiş olması.

4- Teist dinlerin Amerikadaki yokluğu.

5- Din kaynaklı savaşlar neredeyse her coğrafyada varlık gösterir fakat 4. maddeye bağlı olarak haçlı seferleri gibi büyük din savaşlarının bildiğimiz kadarıyla Amerikada gerçekleşmemiş olması.

6- Venüs gezegeninin yorumlanış şekli.

Not : Gökteki bu parlak nesne Avrupa-Asya toplumlarında güzellik tanrıçasıyla- Venüs, İştar, Zühre- ilişkilendirilirken, Amerikada savaş tanrısıyla bağdaştırılmıştır.

Benzerlikler:

1-Her iki coğrafyada da aristokrasi ve buna bağlı olarak sınıflı toplumun varlığı.

Not : İnkalarda 3 temel sınıftan oluşan bir toplumsal yapı vardı. Sınıf atlamak için savaşta kahramanlık gibi çok yararlı işler yapmak gerekiyordu. İnkalarda en alt tabaka olan pinaların yani savaş esirlerinin köle olarak kullanımı Asya ve Avrupa'da da yaygındır.

2-Her iki coğrafyada da kralın meşruiyet kaynağının din olması.

Not : İnkalarda imparatora "güneşin oğlu" şeklinde hitap edilmesi. Ayrıca Hitit imparatorunun da "güneşim" sanını alması. Benzer şekilde Türklerdeki kut inancı gibi dünyanın her yerinde ortak olan birçok inanç...

3- Hem İnka hem Asya dinlerinde çoktanrılı animist ve şamanitik öğelerin varlığı.

Açılama :

Amerika halklarının bundan 14000 yıl önce Asya'dan geldiği bilinen bir gerçek. Bazı biliminsanları İnka dinindeki şamanitik ögelerin varlığını bu durumla açıklıyor. Fakat bundan 14000 yıl öncesi oldukça erken bir tarih olduğu için Amerikadaki halkların etnik kökenini günümüzde varolan herhangi bir Asya-Avrupa ırkıyla ilişkilendiremeyiz. Sadece insan ve şempanzelerde olduğu gibi ortak ata kavramından bahsedebiliriz.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
730
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Dünyanın 1,6 Km'de 20 cm olan eğimine rağmen eskiden yapılan ve eğim dikkate alınmadan yapılan bazı köprü, kanal ve demiryolları neden bozulmuyor?
Puan Ver
0
Puan Ver
1,855
Alim Karaçay
Teşekkür
Hatırla
Takip
mesela SARGASSO denizi diye bir deniz neden var resmen okyanusun bir kısmını çizip burası deniz demişler her rasgele alan deniz olabiliyor mu özellikle şu sargasso denizini çok merak ettim ayrıca internette hiçbir karaya kıyısı olmayan tek deniz yazıyordu bu yanlış bir ifade değil bermuda adası bu denizin içinde ? bir de SCOTİA denizi var
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Bilgehan Karaca , Kültür Tarihi Meraklısı Onaylı Kullanıcı Onaylı Kullanıcı

Sorunuza tam olarak cevap olabileceğinden emin değilim ama tek tek bahsettiklerinizden yola çıkalım.

Sargasso Denizi'nin ayrı bir deniz başlığında söz edilmesinin sebebi dört ayrı okyanus akıntısı ile çepeçevre sarılmış olmasıdır. Bu yönüyle Kolomb'un ilk seyahatine dair kayıtlarda bile bahsi geçer, birbirine sürekli karışarak doğal bir tek yönlü akım oluşturmayan Atlas Okyanusu'nun bu bölümü Avrupalı denizciler için büyük bir sorun oluşturmuştur. Sargasso Denizi'nin bu özel coğrafî durumu onu okyanusun herhangi başka bir yerinden ayırır.

Scotia Denizi'nin tanımı ise onun tarihsel olarak uzun süren bilinmezliğinden ileri gelir. Magellan'ın seyahatinden sonra uzun bir süre Güney Amerika'nın güneyindeki sularda ne olduğu ve Atlantik'ten Pasifik'e bir geçiş yolu var olup olmadığı bir sır olarak kaldı. Doğal seyir rotası sığ ve labirenti andıran karmaşasıyla kuzeydeki Tierra del Fuego'dan geçmeye devam etti. 1578'de Sir Francis Drake'in istemeden de olsa hava şartları nedeniyle kıtanın güneyinden dolaşmak zorunda kalması Güney Amerika'nın güneyinde büyük bir su kütlesi bulunduğunu kanıtladı. Fakat 60'ıncı enlem civarındaki bu suların tüm çetin şartlar göze alınarak tümüyle keşfedilebilmesi için 20. yüzyılda Scotia gemisi tarafından detaylarıyla keşfedilmesi gerekti. Bilinmezlik bu bölgeye deniz genel ismini verirken Scotia gemisi de özel ismini verdi.

Bildiğim kadarıyla denizlerin akademik olarak kabul edilmiş keskin sınırlı bir tanımı yok. 1982 tarihli BM Denizler Hukuk Sözleşmesi'ne göre zaten tüm okyanuslar birer denizdir. Fakat örneğin Hazar Denizi gibi çok çeşitli dillerde deniz tabir edilen bir kapalı su kütlesi bu sözleşmeye tabi değildir. Çeşitli dillerde Dünya karalarının etrafını kuşatan büyük su kütlesinin daha küçük alt birimleri için Türkçedeki "deniz" tabirine karşılık gelen kelimeler mevcuttur. Bunların en çok bilinenleri yerel düzeyde isimlendirilip uluslararası nitelik kazanan Akdeniz, Karadeniz, Çin Denizi, Baltık Denizi gibi isimlendirmeler olmasına rağmen yukarıda sizin örnek gösterdiğiniz gibi belli bir kavim, coğrafya ya da meslek grubuna has isimlendirmeler olabilir. Bu tanımlamalar nihayetinde sadece genelgeçer kabullerden köken alırlar.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
45
Görkem Toraman
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Bilgehan Karaca , Kültür Tarihi Meraklısı Onaylı Kullanıcı Onaylı Kullanıcı

Hayır, Çin Piramitleri Türklerce ya da Çin'in kuzeyinde yaşamış herhangi bir bozkır kültürünce yapılmış değil. Hepsi tarihleri gayet iyi bilinen, zaten uzun zamandır Çinli kronik yazarlarınca kayıtları tutulmuş antik Çin krallıklarının önemli devlet adamları, imparatorlar, imparatoriçeler ve hatta cariyeler için inşa edilmiş anıt mezarlar, diğer deyişle süslü mozolelerdir. Üstelik bölge her nedense bütün sosyal medya mecralarında bir zamanlar meşhur edildiği şekilde girişi yasak bir alan da değil, yıllardır ziyaretçi alan bir turistik uğrak. Sinologlar ve Çin tarihçileri tarafından gayet iyi bilinen bir yapılar kompleksi. Ortada gizli saklı hiçbir şey yok.

Özellikle Han hanedanı bayrağı altında, ilk imparator Qin Shi Huang'ın otokratik lider kişiliğinin emrinde kılıçla birleştirilen antik Çin feodalitesi derhâl kendine bir lider kültü yaratma çabasına girişmişti. Sonradan bütün Çin entelektüelleri tarafından eleştirilecek Qin Shi Huang'ın kendi adına yaptırdığı mozole, Maoling, piramit yapılarının en bilineni olup geometrik şekliyle değil, içinde barındırdığı binlerce sunî asker figürüyle, imparatorun kabrini ebediyen gözleyen terracotta ordusuyla meşhurdur. Her ne kadar Çin'de anıt mezar inşa etme geleneği Neolitik çağa kadar takip edilebilse de Qin Shi Huang ve şaşalı mezarı, binlerce yıl sürecek bir lider kültünün önderi olarak sonraki birçok Han imparatoru saltanatı boyunca bir gelenek yaratacaktı. Öyle bu adet sonradan Kore'deki Goguryeo krallarına bile örnek teşkil edecek, ta Tangut imparatorları dönemine kadar yer yer tekrar su yüzüne çıkacaktı.

Bugün elimizdeki bulguların hiçbiri şimdiki Çin'in Shaanxi eyaletinde tarihî Han hanedanının Guangzhong Yaylası'nda serpiştirilmiş piramit şeklindeki yapıları Türklerle ilişkilendirmez. Aksine bu geleneğin başlatıcısı olan Qin Shi Huang'ın kendi dönemindeki en önemli politik rekabetlerinden birinin Türk kültürünün köklerinden kabul edilen Xiongnu chanyu'su Touman'a (MEB eserlerindeki adıyla "Teoman") karşı verilmiş olması büyük bir ironi olsa gerek. Piramitlerin ne gelenek ne tarih ne de somut inşaat açısından Türklerle bir ilgisi yoktur, haklarındaki temel bilgiler uzun zamandır açıkça bilinmektedir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Chinese pyramids
  2. Qin tomb
  3. Records of the Great Historian, Sima Qian "When the First Emperor ascended the throne, the digging and preparation at Mount Li began (..) "
  4. Massive Pyramid, Lost City and Ancient Human Sacrifices Unearthed in China
  5. The Chinese Pyramids and the Sun "Chinese pyramids are ancient burial mounds of several early emperors and empresses of China and their relatives. Many pyramids are located near Xi'an, in Shaanxi Province."
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
949
Ix Chel
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Bilgehan Karaca , Kültür Tarihi Meraklısı Onaylı Kullanıcı Onaylı Kullanıcı

"Sefarad" kelimesi modern İbranicede İspanya anlamına gelir ve "סְפָרַדִּים" yani "Sfraddim" İberya'da 1492 Elhamra Kararnamesi öncesinde yaşamakta olan ve bu kararnameye konu olmuş Musevîleri kapsayan bir endonim olarak ortaya çıkmıştır. İspanya'dan sürgün edildikten sonra gerek tanıştıkları başka kültürler tarafından, gerekse Aşkenaz Yahudileri tarafından farklı ritüel gelenekleri ve etnokültürel alışkanlıklarıyla bu isimle tanınmışlardır. Buna karşılık isimlerini İbranicede Almanya anlamına gelen "Aşkenaz" kelimesinden alan Aşkenaz Yahudileri bugün Musevî kültür dünyasının hem etki hem nüfus yönünden çoğunluğunu oluştururlar. Benzer şekilde İbranicede doğu anlamına gelen "Mizrah" kelimesinden isimlerini alan Mizrahî Yahudiler ise özellikle Irak, İran ve Kafkasya yöresiyle özdeşleşirler. Ezici çoğunluğu Aşkenazlardan oluşan Yahudi dünyasında Seferadlar ve Mizrahîler, yerel olmaktan çıkıp sınırlararası bir dinî birlik oluşturan üç büyük Yahudi geleneği olarak müstakil varlıklarını sürdürürler.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. History of a Tragey, Joseph Perez "the real purpose of the 1492 edict likely was not expulsion, but compulsory conversion and assimilation of all Spanish Jews, a process which had been underway for a number of centuries."
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
685
Yağız Efe Aksoy
Teşekkür
Hatırla
Takip
Meteryalist Evrimci ile ilgili pek türkçe doğru düzgün kaynak yok varsa bile sadece Meteryalizm üzerine yazılmış yazılar ama tam tanımıyla kime denir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Materyalist Evrimci: "Tanrı'nın var olma ihtimali zaten yok denecek kadar azdır (veya sıfırdır). Dolayısıyla Tanrı'yla ilgili konuları evrime dahil etmek anlamsızdır. Modern bilim ve onun metotları, Evren ve canlılığa dair gerçeklere ulaşmak konusunda sahip olduğumuz tek (veya en güçlü) araçtır. Evrim gerçektir."

Teşekkür (2)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
949
Ix Chel
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Ahmet Aykut Aslan , Tarih Öğrencisi ve Araştırmacı

Aşkenazlar Almanya, Fransa ve Doğu Avrupa'da yaşayan veya onların soyundan gelen Yahudilerdir. Sefaradlar ise İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye, kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşayan Yahudiler ve onların soyundan gelenlerdir.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
180
Tarık Yıldırım
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Dünyanın şekli geoittir ve basık bir şekli vardır. Dünyanın en geniş çevresi ekvatordadır. Bu yüzden en uzak 2 nokta ekvator çizgisinde olmalıdır. Bu bilgilere dayanarak en uzak noktaların rastgele bir boylamın kestiği 2 ekvator bölgeleri arasıdındaki mesafe olmalıdır.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Lütfen İslâm tarihi ile ilgi bilginiz var ise açıklayınız.
Puan Ver
1
Puan Ver
1,250
Kafein Pierril
Teşekkür
Hatırla
Takip
İstanbul fethinde, İslam evliyalarının ve edilen duaların yardım ettiğini söyleyen Ak Şemseddin'i tersleyip; "Öyle bir şey yok. Şehri benim kılıcım aldı" demiş olabilmesinin gerçeklik payı nedir ? herhangi bir kaynakta geçiyor mu ? teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhaba, bu hikayeyi ilk defa duyuyorum. Ama şunu bilmemiz gerekiyor. Osmanlı kroniklerinde bu şekilde çok fazla hikaye var ve bu hikayeleri anlatan kroniklerin çoğu o hikayeden sonraki zamanlarda yazılmış oluyor. Osmanlı kroniklerinin çok güvenilir kaynaklar olmadığı malum. Bu hikayelerin yazılmasının asıl nedeni bir mesaj vermek. Bu hikayelerin gerçek olup olmadığı tartışmasının bence bir anlamı yok. Ancak yazıldığı dönem ile ilgili çok fazla bilgi içeriyor olabilirler.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
661
Ahmet Can
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar Yunan tarihi hakkında kapsamlı bilgi veren kitaplar önerir misiniz?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yunan tarihi hakkında çok fazla kitap okumasam da en azından okuduklarım arasından birkaç kitap önerebilirim

Eski Yunan Tarihi, Prof. Dr. Oğuz Tekin

Antik Yunan'ın Kültür Tarihi, Egon Friedell

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
5
Ali Can Saraç
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kaynaklar,kitaplar var fakat ben o yazıların doğruluk payını nasıl bilebilirim? Bilimde ki gibi kanıtlanmış tarih verilerine nasıl doğru şekildeulaşrm
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Soru tarih ile ilgilenenler açısından genel bilgi ile cevaplandırılabilecek bir soru. Ancak kaynağı şart koştuğunuz için ufak bir İnternet taramasıyla karşıma çıkan bir makaleyi de incelemenize sunuyorum. Özetleyecek olursak tarihi kaynaklar, kaynaklık ettiği döneme ilişkin olup olmamasına göre birinci el ve ikinci el kaynaklar olarak ikiye ayrılıyor. Birinci el kaynaklara ana kaynak da deniliyor. İkinci el kaynaklar ise kaynaklık ettiği döneme ilişkin olmayıp yazarının ana kaynaklardan yararlanarak meydana getirdiği kaynaklardan oluşuyor. Tahmin edileceği üzere birinci el kaynaklar daha güvenilir. Zira birinci el en nihayetinde sadece tarihi bir olaya bizzat tanıklık eden kişilerin tanıklığını içerirken ikinci el kaynaklarda yazarın araştırması da devreye giriyor. Bu noktada ikinci el kaynağın sahibinin de yanılma payını düşünmek gerekiyor. Kaynakların güvenilirliğine ilişkin yazılı veya sözlü olup olmamasına göre de tasnif mümkün.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

İlgili yıllarda Ankara küçük bir kasabaydı.

Türklerin çoğunlukla yaşadığı Anakarada en önemli azınlıklar Ermenilerdi ,ve genellikle yörenin zenginleri bu ırka mensuptu (Çankaya Köşkünü kompleksinin temelini oluşturan arazi ve ahşap konak zengin bir Ermeniden satın alınmıştır)

Karasal iklim kuşağında bulunan Anakarada küçükbaş hayvancılık ilgili dönemlerde fazlasıyla yaygındı.Sütve et için küçük baş hayvan yetiştirildiğinin yanı sıra dünyaca ünlü Ankara Tavşanı ve Ankara Keçisinin yünü gerek hammadde olarak gerek el tezgahlarında dokunmuş kilimler şeklinde veya küçük atölyelerde eğrilmiş yün yumakları (yarı mamul) olarak pazarlanıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu asla sanayileşemediği için bir tekstil sanayisi ise yoktu.

Başlıca tarım ürünleri tipik Karasal iklim mahsulleri olan Buğday,arpa ve çavdar dı.

Anadolunun ortasında bulunan Anakaranın demiryollarının merkezî kılması , ilgili yıllarda Ankaraya ulaşımı kolay kılmıştır.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Nergiz Ak
Teşekkür
Hatırla
Takip
Günümüzde bu yapinin yerinde başka bir eser var ayrıca eskiden ülkesinden kaçan bazı önemli insanlar burada toplanmıştır acaba bu yerin adı nedir?
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Omer Ekinci
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Özelliklerinden biri savunmada daha güçlü olmaları olabilir

Haçlıların büyük bölümü kuzeyden sefere çıkmış insanlar. Kuzey insanları soğuktan korunabilmek için ateşi daha iyi kullanabilmeyi öğrendiler. Ayrıca Avrupanın demir kaynakları çok yüksekti.

Bu etkenler, demir gibi madenleri ateş ile eriterek ve bükerek zırh teknolojisinde öne geçmelerini sağlamış olabilir. Zırh da savaşta bir savunma aracıdır

Ayrıca soğuktan korunmak için gerekli olan mimari beceriler konusunda da gelişmiş olacaklar ki savunma konusunda büyük önemi olan sağlam kale duvarları hep kuzeyliler yani dolayısıyla Haçlıların elindedir

Bu yazım herhangi bir kaynağa bağlı olmayan kişisel görüşlerdir.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
35K
Ufuk Derin
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Ya "gelişime" ihtiyaç duymadılar ya da ihtiyaç duydukları gelişimi somut olarak gerçekleştirebilecek imkanlara sahip değildiler. Daha kısa ve öz olarak ifade etmek gerekirse "istemediler" veya isteseler de "yapamadılar". Biz tarih boyunca yaptık da onlar benzer imkanlara sahipken neden yapamadılar sorusu "istemedikleri" ihtimalini kuvvetlendiriyor. İstememelerinin altında yatan sebep de kültürleri. Peki, kültürleri ne ki, bizimki gibi bir "gelişimi" istemedi? Bu soruya kesin bir cevap vermek güç. Ancak kanaatim daha az zamanda daha çok kazanç isteğinin tavır alışlarında bulunmaması. Zorunlu ihtiyaçları bugüne karşılandığı için ya böyle bir isteği bugüne kadar gün yüzüne çıkaran olmadı ya da çıkarmak anti-sosyal bir eylem olarak değerlendirildi. Birinci ihtimalin ikincisine göre daha zayıf olduğunu düşünüyorum. Zira insanın tabiatında kültür aksini emretmediği sürece daha az zamanda daha çok kazanç sağlama isteği vardır. Böyle bir isteğin kendiliğinden ortaya çıkmamış olması çok zor. Yine de mevcut ihtiyaçlarının onlara göre az bir emekle zaten karşılanıyor olması böyle bir isteğin doğmasını da engellemiş olabilir. Bu tip ilkel kabilelerin nispeten sıcak bölgelerde bulunuyor olması da bu ihtimali güçlendiriyor. Zira yüksek sıcaklık mevcut ihtiyaçların zaten göreli az bir emekle karşılandığı toplumlarda gevşemeyi, daha çok kazanca erişme isteğini azaltmayı, beraberinde getirir.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
35K
Ufuk Derin
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver
Emre Adıyaman , Sosyoloji Meraklısı

Kadın-egemen toplumlar tarihte çok büyük bir yere sahip değil. İnsanlık tarihi boyunca toplumların hemen hepsi erkek-egemen. Dolayısıyla kadın-egemen toplumlardan erkek-egemen toplumlara geçiş olmadı. Bu durumun asli sebebinin ise gebelik olduğunu düşünüyorum. Zira erkekler gebe kalmadıkları için özellikle teknolojinin gelişmediği, doğal dezavantajların çok olduğu dönemlerde, üretim sürecine katılmaya daha elverişli idi. İş gücüne ihtiyacın göreli az olduğu göçebe toplumlarda dahi kadınlar toplayıcılık gibi daha az emek gerektiren işlere yönlendiriliyordu. İş gücüne ihtiyacın göreli arttığı tarım toplumlarında ise gebelik süresi arttığından kadının üretime katılması azaldı ve buna bağlı olarak erkek-egemenlik daha belirgin hale geldi. Bugün dahi sanayileşmemiş (yani iş gücüne yüksek oranda muhtaç) yerleşik toplumlarda erkek egemenliğini sanayileşmiş toplumlara nazaran daha belirgin bir biçimde görmek mümkün. Sanayileşmiş toplumlarda ise üretim sürecine makinelerin daha ağırlıklı olarak girmesi, seri üretimin gelişmesi, iş gücüne ihtiyacı düşürdü ve kadınların gebelik süresi kısaldı. Bu da feminist hareketlerin gün geçtikçe etkisini arttırmasını sağladı. Feminist hareketlerde gebelik olgusuyla ilgili olarak "doğum kontrolü" ve "kürtaj" meselelerinin de gündeme taşınması dikkat çekici. Gebeliğin toplumsal konumlarına etki ettiğine ilişkin tespitin adını koymamış olsalar dahi kadınlar da bunun farkında ve bilinçleri günden güne artıyor. Buna karşıt, muhafazakarlar da daha az doğum kontrolüne, daha çok kürtaja karşı çıkıyor. Ancak üretim sürecinde makineleşme arttıkça kadın haklarının daha da gelişeceğine ve özellikle seri üretimden otomasyona geçilmesi durumunda cinsiyetlerin birbirine tahakkümü için maddi sebeplerin de tamamen ortadan kalkacağına inanıyorum.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
8K
Atahan Sır
Teşekkür
Hatırla
Takip
Tıp bilimi için tarihteki önemli dönüm noktaları hangilleridir
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Wilhelm Röntgen 1895 yılında X-ışınlarının (X-Ray) kemik doku görüntülenmesinde kullanılabileceğini keşfederek, bugün çok yaygın şekilde kullanılan X-Ray ("Röntgen film") görüntüleme yöntemini icat etmiştir. Bu yönteminin patentini almayarak ise bu konudaki başka araştırmalara engel olmamış ve radyoloji bilim dalının da dolaylı mucitlerinden biri olmuştur.

X-Ray ile tıbbi amaçlı görüntülemenin mümkün olduğunun keşfedilmesi bu alandaki çalışmalara ilham olmuş ve yine günümüzde çok yaygın olan CT (PET-SPECT) ("tomografi") ve MRI ("emar") gibi diğer tıbbi görüntüleme tekniklerinin de geliştirilmesinin önünü açmıştır.

Tüm yöntemleri ile tıbbi görüntüleme bugün tıbbın vazgeçilmez bir parçasıdır; basit kemik kırıklardan beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede tıbbi müdahale uygulanmasına olanak vermektedir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Wikipedia - Wilhelm Röntgen Wilhelm Röntgen'in İngilizce Wikipedia sayfası. Bahsettiğim görüntüleme tekniklerine linkler mevcut.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
270
Ayşe Bal
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. ve bu yüzyıllardır böyle ancak kızlık zarının mikropların oraya girmesini önlüyor olmasıyla var olmasına rağmen neden bu kadar önemli kılınmış? neden buna ''namus'' kavramı eklenmiş.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında bu durumun birçok sebebi vardır fakat en önemli sebebi bekareti bozulmuş kadının kaç kişiyle ve kaç kez ilişkiye girmiş olmasının bilinmemezliğinden kaynaklanan güvensizliktir . Yani bakire bir kadınla evlenmek insanlarda güven duygusunun oluşmasına sebep olurken kuşku doğuran bekaret bozulması ahlaksızlık olarak nitelendirilmektedir ve bu gayet tabii bir psikolojik güdüdür . Özetleyecek olursak ilk kez namus kavramının hymen ( kızlık zarı ) ile ilişkilendirilmesi psikolojik bir rahatlamanın garantilenmesi hususunda önem arz etmiş olup bütünlüğün bozulması namussuzluk yönünde bir şüphenin doğmasına sebep olmuştur.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. evrim ağacı
Devamını Göster

Toplam 46 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Para kazanmak kolaydır. Asıl zor olan fark yaratmak.”
Tom Brokaw
Geri Bildirim Gönder