Sinirbilim & Nörobiyoloji

Puan Ver
0
Puan Ver
145
Beril Yilmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
evli kişiler zihinsel ve sosyal açıdan daha etkin oldukları için demans olma riskleri azabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Sosyal ağ, yani yakınlar ile birlikte yaşam sürmek bilişsel fonksiyonları olumlu etkiler. Yalnızlık, sigara ve alkolden fazla ölüme neden olur. Bu bir ıstatistik bilgisi.

Insan sosyal bur türdür derken, sosyalleşmeyi sever anlamında değil, sosyalleşme onun için temel bir ihtiyaçtır demektir.

Evlilik çok yakın bir kişisel bağ kurmaya neden olur ve bu nedenle faydası, diğer arkadaş vs ye göre daha ileri düzeydedir. Çok iyi olmayan bir evlilik dahi, yalnız olmaktan iyi sonuç vermekte.

Bilinçaltı, çevresel faktörlere biyolojik reaksiyon veren, benlik algısının %95 - 99 unu oluşturan yanımız olması açısından, yalnız olmaya ya da sosyal ağa sahip olmaya verilecek tepkiyi belirleyecek odaktir. Yaşamanın anlamı olduğunu düşünecek yakınlıklar vs, yaşamda kalmaya neden olacak faktörler. Etkileşim azlığı, sosyallikten mahrumiyet depresif duygudurum u da getirdiği, getirmese bile hayatta kalma açısından negatif bir faktör oluşturması açısından, bilinçaltının yaşam için mücadele verme kararını olumsuz etkilemekte.

Günümüzde ve gelecekte yalnız yaşam, kaçınılmaz ve artan bir sosyal yaşam modeli. Bu şekilde yaşayan kişilerin, mutlak olarak gelişmek, mutlu olmak, duygularını deneyimlemek için çaba göstermesi gerekir. Sosyal etkinlik, derneklerde vs gönüllü çalışma, bir konuda uzmanlaşma çabası, yardim edilebilecek kişilere ulaşmak, spor yapmak, MEDITASYON yapmak vs vs gibi yöntemlerle sağlıklı, kendini ve hayatı seven biri olmak için mücadele etmesi gerekir. Yalnız olmasa da bunları yapması gerekir, ancak yalnızlıkta mutlak hale gelmekte, çünkü aksi durumun sorun olarak realize olması biyolojik tepkiye donusmesi çok daha yüksek bir olasılıktır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Yusuf Melih Şekerer
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Nanoteknoloji ve sinirbilimi birleştirerek bunu gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Odtü biyoloji tercih edersem ikisinde de ilerleyebilir miyim bilmiyorum.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Beynin gelişim ve değişim süreci, epigenetik faktörlere dayalı biçimde ilerlemiş olması nedeniyle, gelişimin gereksinimi, ihtiyaç kaynaklı olmuştur genel anlamda. Deneyim, gözlem, algı, yaşamda kalmak için yöntem geliştirme gibi nedenlerle başlayan süreç, pişirme ile kognitif bir sıçramaya dönüştü.

Genel olarak gelişim, yaşamda kalma çabasının bir üst sonucu olarak ilerledi. Konnektom temelli bir gelişim denebilir. Bu da doğal bir sürecin gereklilik meyvesi. Beyni yapay bir yolla geliştirmeye çalışmak, aslında varoluş ve gelişim sürecinden bağımsız ele almak gibi bir yandan. Nöronal aktivite artirilsa bile, bilişsel fonksiyonlar, bilinç düzeyi bundan doğrudan etkilenecek anlamına gelmez. 3,5 milyar yıllık bir cihazı, bu süreçten bağımsız ele alamayız. Hem bilinç hem organ olarak beynin gelişimi multifaktöriyel bir süreçtir. Çok fazla faktöre bağlıdır. Henüz kendi işleyişini sinirbilim açısından anlayamadığımız için, gelişimi adına yapılabilecekler hakkında konuşmak oldukça zor görünüyor.

Ancak anlama kavrama çabası, elde edilecek bütün sonuçların üstünde bir değere sahip. Tıp alanında hangi dalda çaba gösterilirse gösterilsin, elde edilecek sonuçtan bağımsız olarak değeri vardır.

Kendini anlamaya çalışmayan bir organizmanın başka bir şeyi anlama ihtiyacının anlamı yoktur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
215
Görkem Küpeli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gözler, belirli renkleri algılamadığı halde sinestezi sebebiyle o renkler zihinde tetiklenebilir mi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Bengü Kalo , Kognitif Nöropsikoloji Öğrencisi

Bu konuda spesifik olarak renk körlüğü durumunu içeren bir çalışma yok ancak genel körlük ve sinestezi ile ilgili çalışmalar görsel sinestezi deneyimleme olasılığının körlüğün başlangıç zamanıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Kişi eğer doğuştan kör ise, bu beynin görsel alanları daha önce hiç görsel veri işlememiş demektir. Yani en basit tabirle beynin 'sarı' renginin neye benzediği konusunda bir referansı yoktur. Dolayısıyla görsel sinesteziyi LSD gibi yapay sinestezi tetikleyici güçlü maddelerle bile deneyimlemek mümkün olmadığı gözlemlenmiş. Ancak sonradan kör olanlarda (yani daha önce görsel veri işlemiş olanlar) görsel sinestezinin deneyimlenmesinin mümkün olduğu görülmüş.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Perception Sonradan körlük durumda görsel sinestezi
  2. Consciousness and Cognition Doğuştan körlük ve LSD
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Mahir Aslan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
1-Çalışma saatlerinde tıp fakültesi yok, bence en üstte olmalıydı... 2-Kullandığınız illüstrasyonun sahibi şahsen tanıyorum ve kendisi özellikle bu durumdan çok şikayetçi. Şu durumda hırsızlığa ortaklık etmiş oluyorsunuz. Sahibi Gürbüz Doğan Ekşioğlu. Ükemizin bu değerli insanını tanımıyor olmanız da ayrı bir üzücü durum...
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dış uyaranlara göre sürekli olarak değişen beyin, rüyada da bunu sürdüyor mudur...
Puan Ver
2
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Makamlar üzerinden gideyim; saba makamı genelde korku ve tuhaflıkla ilişkilendirilir. Bu durum elbette kişiden kişiye değişir ama genelde his aynıdır.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Ses dalgaları kulağa ulaştığında farklı türde sinir hücrelerinin uyarılmasına sebep olur. Müzik dinlerken ruh halimizde ortaya çıkan değişikliklerin ve ritim tutma gibi davranışların sebebinin bu durum olduğu düşünülüyor. Araştırmalar müziğin beyinde duyguların ortaya çıktığı bölgelerin etkinleşmesine neden olduğunu gösteriyor. Müzik dinlemek ayrıca beyinde hafıza ve ödül mekanizmalarından sorumlu bölgelerin de uyarılmasına sebep oluyor.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
2,630
Deniz Özlem Er
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Belirttiğim kaynakta benzer bir durumdan bahsedilmiş, konu ile ilgili bir yorum getirecek olursam, yapışık ikiz durumunda organizma seviyesinde kompleksite mevcut değil ise doğum sonrası günümüzde ayırmaya yönelik operasyonlar olduğu ancak bazı organların siyamlarda ortak olması durumunda ya da yapının ayrıştırılamayacak olduğu durumlarda, siyamlardan birinin ölümü, diğerinin ölümünü de tetikleyeceğini düşünmekteyim. En basit yaklaşımla çürümeye başlamış taraf, CRP(enfeksiyon) değerindeki artış ile yapışık diğer tarafında enfekte olmasını tetikleyecektir diye düşünmekteyim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Quora Cevaplanmış bir sorudaki haber bilgisi
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
115
Fatih Karakavak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Peki nasil bilgi haline getiririz? Bir ağacin yapraklarinin rengini betimlerken "yeşil" deriz. Yeşil sozcuğunun karşiliği kafamizda nasil oluşur?
Puan Ver
1
Puan Ver
115
Fatih Karakavak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Duyularimiz araciligi ile diş dunyayi algilariz ,peki bu algilama beyinde nasil gerceklesiyor? Teşekkurler.
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Selim Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sozgelimi bir sayi. Unutmamak için sesli şekilde surekli tekrar ederken hemence unuttuğumuzu fark ederiz. Bunun sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Belki de bu durumun sematik doyguluk ile ilgisi olabilir. Bir şeyi ne kadar çok tekrar ederseniz o şey anlamını yitirmeye başlıyor.

Bunun nedeni, sinirbilimsel olarak olan sinirlerin adeta "uyuşuyor" olmasıdır. Beynimizde sürekli aynı ilişki tetiklendiğinde, bir süre sonra kelimelerin anlamı ile söyleniş biçimi (ki buna sözel temsil denir) arasındaki ilişki yitirilmeye başlar. Birisi size bir noktadan sonra "ev" dediğinde, "ev" sözcüğünün aklınızda normalde uyandıracağı görüntü uyanamaz. Böylece sözcük sizin için anlamsızlaşır. Balota bunu da şöyle izah ediyor:

Bence bu durum, tüm sistemler için kaçınılmaz bir sonuç. Bir şeyi ne kadar fazla kullanırsanız, gelecekte kullanmak üzere o kadar az kalır. Nöronların tekrardan uyarılabilmek için enerjilerini geri doldurması belli bir zaman alır. Bu süreçte semantik doygunluk eski haline döner ve böylece 'ev' sözcüğünün anlamını yeniden algılarsınız. Bu kimi zaman birkaç dakika kadar sürebilir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
2,123
İkra Gökoğlan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cinsiyete,toplumsal,kültürel farklılıklara ve buna bağlı olarak adaptasyonlara bakarak bu sistemin işlevlerini nasıl açıklarız?
Puan Ver
1
Puan Ver
100
Emre Yurddas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sabah öğünü ve öğlen öğünün atlayarak intermittent fasting yapıyorum.Uzun süre ders çalışma aralıklarım var.Bu durumun odaklanmaya etkisi nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Güzel soru çoğumuz bunu denerizde

,Aç karna ders çalışmak aslında bir süreliğine iyidir ama diyelim aç olduğunu farkettikten 1-1,5 saat sonra artık dayanilmaz olur ve artık yemek yemelisin çünkü bu süreden sonra artık verimin düşer ve ne yaptığını anlamassın.Tabi midemizi doldurup çalışmakta iyi değildir çünkü uykumuz gelir,rahatsız oluruz. Sana ayrıca bir bilgi vereyim Yapılan araştırmalar sonucu açken beynimizin daha iyi çalıştığı gözlemlenmiştir. Kolay gelsin

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
295
İlknur Özdemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Beyin, vücudun tüm işlevlerini kontrol eden, dış dünyadan bilgiyi yorumlayan ve aklın ve ruhun özünü somutlaştıran üç kiloluk bir organdır. Zeka, yaratıcılık, duygu ve hafıza, beyin tarafından yönetilen pek çok şeyden birkaçıdır. Kafatası içinde korunan beyin; serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur.

Beyin, beş duyumuzla bilgi alır: görme, koklama, dokunma, tatma ve işitme. Çoğu zaman bir seferde olur. Mesajları bizim için anlamı olan bir şekilde toplar ve bu bilgiyi hafızamızda saklayabilir. Beyin düşüncelerimizi, hafızamızı ve konuşmayı, kolların ve bacakların hareketini ve vücudumuzdaki birçok organın işlevini kontrol eder.

Merkezi sinir sistemi (CNS) beyin ve omurilikten oluşur. Periferik sinir sistemi (PNS), omurilikten ve omurilikten gelen beyin sinirlerinden geçen omurilik sinirlerden oluşur.

Beyin

Beyin, serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur (Şekil 1).

imageimage

Şekil 1. Beynin üç ana bölümü vardır: cerebrum, cerebellum(beyincik) ve beyin sapı.

Serebrum: beynin en büyük kısmıdır ve sağ ve sol yarıkürelerden oluşur. Dokunma, görme ve işitmeyi yorumlama, konuşma, akıl yürütme, duygular, öğrenme ve hareketin hassas kontrolü gibi daha yüksek işlevleri yerine getirir.

Beyincik: Serebrumun altında bulunur. Fonksiyonu kas hareketlerini koordine etmek, postürü ve dengeyi korumaktır.

Beyinsapı: serebrum ve beyinciği omuriliğe bağlayan bir röle merkezi görevi görür. Solunum, kalp hızı, vücut ısısı, uyku ve uyku döngüleri, sindirim, hapşırma, öksürme, kusma ve yutma gibi birçok otomatik işlevi yerine getirir.

Sağ Beyin – Sol Beyin

Beyin ikiye bölünür: sağ ve sol yarımküreler (Şek. 2) Bir tarafı diğerine mesaj ileten ‘Corpus Callosum’ adı verilen bir lif demetiyle birleşirler. Her yarımküre, vücudun karşı tarafını kontrol eder. Beynin sağ tarafında bir inme meydana gelirse, sol kolunuz veya bacağınız zayıf veya felç olabilir.

Yarım kürelerin tüm fonksiyonları paylaşılmaz. Genel olarak, sol yarımküre konuşma, anlama, aritmetik ve yazmayı kontrol eder. Sağ yarıküre yaratıcılık, mekânsal yetenek, sanatsal ve müziksel becerileri kontrol eder. İnsanların yaklaşık %92’sinde sol yarıküre, el kullanımında ve dilinde baskındır.

imageimage

Şekil 2. Serebrum, sol ve sağ yarımkürelere ayrılmıştır. İki taraf sinir lifleri corpus callosum ile bağlanır.

Beynin Lobları

Serebral yarıküreler beyni loblara bölen farklı çatlaklara sahiptir. Her yarım kürede 4 lob bulunur: frontal, temporal, parietal ve oksipital (Şekil 3). Her lob, bir kez daha, çok özel fonksiyonlara hizmet eden alanlara bölünebilir. Beynin her lobunun yalnız çalışmadığını anlamak önemlidir. Beynin lobları ile sağ ve sol yarımküreler arasında çok karmaşık ilişkiler vardır.

imageimage

Şekil 3. Cerebrum dört loba ayrılır: frontal, parietal, oksipital ve temporal.

Frontal lob
  • Kişilik, davranış ve duygular
  • Yargılama, planlama, problem çözme
  • Konuşma: konuşma ve yazma (Broca’nın bölgesi)
  • Vücut hareketi (motor fonksiyonları)
  • Zeka, konsantrasyon, öz farkındalık
Parietal lob
  • Dili, kelimeleri yorumlar.
  • Dokunma duyusu, ağrı, sıcaklık (duyusal şerit)
  • Görme, işitme, motor, duyusal ve hafızadan gelen sinyalleri yorumlar.
  • Mekansal ve görsel algı
Oksipital lob
  • Görmeyi yorumluyor(renk, ışık, hareket).
Temporal lob
  • Dili anlama (Wernicke bölgesi)
  • Bellek
  • İşitme
  • Sıralama ve organizasyon

Dil

Genel olarak, beynin sol yarımküresi dil ve konuşmadan sorumludur ve “baskın” yarım küre olarak adlandırılır. Sağ yarımküre, görsel bilgi ve mekânsal işleme yorumlamada büyük rol oynar. Solak olan insanların yaklaşık üçte birinde, konuşma fonksiyonu beynin sağ tarafında yer alabilir. Solak kişiler, konuşma merkezlerinin bu bölgedeki herhangi bir ameliyattan önce sol veya sağ tarafta olup olmadığını belirlemek için özel testlere ihtiyaç duyabilirler.

Afazi, en çok inme veya travma nedeniyle beyin hasarı nedeniyle konuşma üretimi, kavrama, okuma ya da yazma olaylarını etkileyen bir dil rahatsızlığıdır. Afazi türü, hasar gören beyin bölgesine bağlıdır.

Broca bölgesi: sol frontal lobda uzanmaktadır(Şekil 3). Bu alan hasar görürse, konuşma seslerini üretmek için dil veya yüz kaslarını hareket ettirmek zor olabilir. Kişi hala konuşulan dili okuyabiliyor ve anlayabiliyor, ancak konuşma ve yazmada zorluk çekiyordur (yani harf ve kelimeler oluşturuyor, çizgiler içinde yazmıyor). Broca’nın afazi olarak adlandırılıyor.

Wernicke bölgesi: sol temporal lobda uzanır(Şekil 3). Bu bölgedeki hasar Wernicke afazisine neden olur. Birey hiçbir anlamı olmayan, gereksiz kelimeleri ekleyen ve hatta yeni kelimeler yaratabilecek uzun cümlelerle konuşabilir. Konuşma sesleri çıkarabilir, ancak konuşmayı anlamada güçlük çekerler ve bu yüzden hatalarından habersizdirler.

Korteks

Serebrumun yüzeyi korteks olarak adlandırılır. Tepeler ve vadiler ile katlanmış bir görünüme sahiptir. Korteks belirli katmanlarda düzenlenmiş 16 milyar nöronlar (beyincik 70 milyar = 86 milyar toplam) içerir. Sinir hücresi cisimleri korteks gri-kahverengiyi renklendirir. Adı gri maddedir(Şek. 4). Korteksin altında, beyin alanlarını birbirine bağlayan uzun beyaz lifler (aksonlar) vardır. Beyaz madde denir..

imageimage

Şekil 4. Korteks, aksonlar (beyaz madde) ile diğer beyin bölgelerine bağlanan nöronları (gri madde) içerir. Korteks katlanmış bir görünüme sahiptir. Bir kata gyrus denir ve arasındaki vadi bir sulkustur.

Korteksin katlanması, beyinin yüzey alanını arttırır ve daha fazla nöronun kafatasının içine girmesine ve daha yüksek fonksiyonlara olanak vermesine izin verir. Her kat gyrus olarak adlandırılır ve kıvrımlar arasındaki her oluk bir sulkus olarak adlandırılır. Belirli beyin bölgelerinin tanımlanmasına yardımcı olan katlar ve oluklar için isimler vardır.

Derin yapılar

Beyaz cevher yolları adı verilen yollar, korteksin bölgelerini birbirine bağlar. Mesajlar, bir gyrustan diğerine, bir lobdan diğerine, beynin bir tarafından diğerine ve beynin derinlerindeki yapılara gidebilir(Şekil 5).

imageimage

Şekil 5. Bazal ganglionu gösteren koronal kesit.

Hipotalamus: üçüncü ventrikülün tabanında yer alır ve otonom sistemin ana kontrolüdür. Açlık, susuzluk, uyku ve cinsel tepki gibi davranışları kontrol etmede rol oynar. Ayrıca vücut ısısını, kan basıncını, duygularını ve hormonların salgılanmasını düzenler.

Hipofiz bezi: sella turcica adı verilen kafa tabanında küçük bir kemik cebinde yatar. Hipofiz bezi hipofiz sapı ile beynin hipotalamusuna bağlanır. “Ana bez” olarak bilinir, vücuttaki diğer endokrin bezleri kontrol eder. Cinsel gelişimi kontrol eden, kemik ve kas gelişimini destekleyen ve strese yanıt veren hormonları salgılar.

Epifiz bezi: üçüncü ventrikülün arkasında bulunur. Melatonin salgılayarak vücudun iç saatini ve sirkadiyen ritimleri düzenlemeye yardımcı olur. Cinsel gelişimde bazı rolleri vardır.

Thalamus: gelen ve kortekse giden hemen hemen tüm bilgiler için bir röle istasyonu olarak hizmet vermektedir. Acı hissi, dikkat, uyanıklık ve hafızada rol oynar.

Bazal ganglion: kaudat, putamen ve globus pallidus içerir. Bu çekirdekler, parmak ucu hareketleri gibi ince hareketleri koordine etmek için serebellumla çalışır.

Limbik sistem: duygularımızın, öğrenmenin ve hafızanın merkezidir. Bu sistemde cingulate gyri, hipotalamus, amigdala (duygusal reaksiyonlar) ve hipokampus (bellek) bulunur.

Bellek

Bellek(hafıza), üç aşamayı içeren karmaşık bir süreçtir: kodlama (hangi bilgilerin önemli olduğuna karar vermek), saklamak ve geri çağırmak. Beynin farklı alanları farklı bellek tiplerinde yer alır(Şekil 6). Bir olayın kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe (kodlama denilen) geçmesi için beyniniz dikkat ve prova yapmalıdır.

image

Şekil 6. Hafıza oluşumunda yer alan limbik sistemin yapıları. Prefrontal korteks kısa bir süreliğine kısa süreli bellekte güncel olayları tutar. Hipokampus, uzun süreli belleği kodlamaktan sorumludur.

Prefrontal kortekste çalışma belleği olarak da adlandırılan kısa süreli hafıza oluşur.Yaklaşık bir dakika boyunca bilgi depolar ve kapasitesi yaklaşık 7 maddeyle sınırlıdır.Örneğin, size söylediği bir telefon numarasını çevirmenizi sağlar. Ayrıca okuma sırasında, sadece okuduğunuz cümleyi ezberlemek için araya girer, böylece bir sonraki cümle mantıklıdır.

Uzun süreli hafıza temporal lobun hipokampüsünde işlenir ve daha uzun süre bir şey ezberlemek istediğinizde aktif hale gelir. Bu bellek sınırsız içerik ve süre kapasitesine sahiptir. Kişisel hatıraların yanı sıra gerçekleri ve figürleri içerir.

Beceri hafızası, bazal gangliyaya bilgi aktaran serebellumda işlenir. Ayakkabı bağlama, enstrüman çalma veya bisiklete binme gibi otomatik olarak öğrenilen anıları saklar.

Ventriküller ve beyin omurilik sıvısı

Beyin, ventriküller olarak adlandırılan içi boş sıvı dolu boşluklara sahiptir(Şekil 7). Ventriküllerin içi, renksiz serebrospinal sıvıyı (CSF) oluşturan koroid pleksus adı verilen bir şerit benzeri yapıdır. CSF ve onun etrafında beyin ve omurilik akar. Bu dolaşım sıvısı sürekli olarak emilir ve tekrar doldurulur.

image

Şekil 7. CSF, beyindeki derin ventriküllerin içinde üretilir. BOS sıvısı beyin ve omurilikte dolaşır ve ardından subaraknoid boşluğa geçer. Yaygın tıkanıklık alanları: 1) Monro foramenleri, 2) Sylvius su kemeri ve 3) obex.

Lateral ventriküller adı verilen serebral yarıkürelerin derinlerinde iki ventrikül vardır. Her ikisi de üçüncü ventrikülle Monro’nun foramenleri olarak adlandırılan ayrı bir açıklık üzerinden bağlanır. Üçüncü ventrikül, dördüncü ventrikül ile Sylvius’un su kemeri olarak adlandırılan uzun bir dar borudan bağlanır. Dördüncü ventrikülden, BOS, banyo yaptığı ve beyni yastıkladığı subaraknoid boşluğa akar. CSF, araknoid villus adı verilen superior sagittal sinüste özel yapılar tarafından geri dönüştürülür(veya emilir).

Emilen CSF miktarı ile üretilen miktar arasında bir denge sağlanır. Sistemdeki bir bozulma veya tıkanıklık, ventriküllerin (hidrosefali) genişlemesine veya omurilikte sıvı birikmesine (siringomiyeliye) neden olabilen BOS birikmesine neden olabilir.

Kafatası

Kemik kafatasının amacı beyni sakatlıktan korumaktır. Kafatası, sütür hatları boyunca birbirine kaynaşan 8 kemikten oluşur. Bu kemikler frontal, parietal (2), temporal (2), sfenoid, oksipital ve etmoidi içerir (Şekil 8). Yüz maksilla, zigoma, nazal, palatin, lakrimal, inferior nazal konka, mandibula ve vomer dahil olmak üzere 14 eşleştirilmiş kemiklerden oluşur.

image

Şekil 8. Beyin kafatası içinde korunmaktadır. Kafatası sekiz kemikten oluşur.

Kafatasının içinde üç ayrı alan vardır: anterior fossa, orta fossa ve posterior fossa(Şek. 9). Doktorlar bazen bir tümörün yerini bu terimlerle, örneğin orta fossa meningiom ile ifade eder.

image

Şekil 9. Kafatasının tabanındaki kafatası sinirlerinin beyin ile çıkarılması. Kranial sinirler beyin sapından köken alırlar, kafatasından foramina denen deliklere doğru çıkarak inerve ettikleri vücudun bölümlerine giderler. Beyin sapı kafatasından foramen magnumdan çıkar. Kafatasının tabanı, anterior, orta ve posterior fossae olmak üzere 3 bölgeye ayrılmıştır.

Bilgisayarın arkasından çıkan kablolara benzer şekilde, tüm atardamarlar, damarlar ve sinirler kafatasının tabanından foramina denilen deliklerden çıkmaktadır. Ortadaki büyük delik (foramen magnum) omuriliğin çıktığı yerdir.

Kraniyal sinirler

Beyin, omurilik ve on iki çift kranial sinir yoluyla vücut ile iletişim kurar (Şekil 9). İşitme, göz hareketi, yüz hisleri, tat alma, yutma, yüz, boyun, omuz ve dil kaslarının hareketini kontrol eden on iki çift kranial sinirden on tanesi beyin sapında ortaya çıkar. Koku ve görme için kranial sinirler serebrumdan kaynaklanır.

On iki kranial sinirlerin Romen rakamı, adı ve ana fonksiyonu:

NumaraAdFonksiyon

IolfactorykokuIIopticgörmeIIIoculomotorgöz hareketleri, gözbebeğiIVtrochleargöz hareketleriVtrigeminalyüz hissiVIabducensgöz hareketleriVIIfacialyüz hareketleri, tükürük salgılamakVIIIvestibulocochlearişitme, dengeIXglossopharyngealtat alma, yutmaXvaguskalp atışı, sindirimXIaccessorykafa hareketleriXIIhypoglossaldil hareketleri

Zarlar

Beyin ve omurilik, meninks denilen üç doku tabakasıyla kaplanır ve korunur. En dış tabakadan içeri doğru: dura mater, araknoid materyal ve pia mater.

Dura mater: kafatasının iç kısımlarını yakından çizen güçlü, kalın bir zardır; onun iki tabakası, periosteal ve meningeal dura, sadece venöz sinüsler oluşturmak için kaynaştırılır ve ayrılır. Dura küçük katlar veya bölmeler oluşturur. İki özel dural kıvrım, falks ve tentoryum vardır. Falks, beynin sağ ve sol yarıkürelerini ayırır ve tentoryumu serebellumdan ayırır.

Araknoid mater: tüm beynini örten ince, ağ benzeri bir zardır. Araknoid elastik dokudan yapılır. Dura ve araknoid membranlar arasındaki boşluk subdural boşluk olarak adlandırılır.

Pia mater: kıvrımlarını ve oluklarını takip eden beynin yüzeyine sarılır. Pia mater beynin derinlerine ulaşan birçok kan damarına sahiptir. Araknoid ve pia arasındaki boşluk subaraknoid boşluk olarak adlandırılır. Beyin omurilik sıvısının beynini yıkadığı ve yastıkladığı yer burasıdır.

Kan Temini

Kan, beyine iki çift arter, internal karotid arterler ve vertebral arterler tarafından taşınır(Şekil 10). Dahili karotid arterler, beynin çoğunu besler.

image

Şekil 10. Ortak karotis arteri boyuna kadar uzanır ve iç ve dış karotis arterlere ayrılır. Beynin anterior dolaşımı internal karotid arterlerle (ICA) beslenir ve posterior sirkülasyon vertebral arterler (VA) tarafından beslenir. İki sistem Willis Çemberinde (yeşil daire) bağlanır.

Vertebral arterler serebellumu, beyin sapını ve serebrumun alt kısmını besler. Kafatasından geçtikten sonra sağ ve sol vertebral arterler baziler arteri oluşturmak için birleşir. Baziler arter ve internal karotid arterler, Willis’in Çemberi adı verilen beynin tabanında birbirleriyle “iletişim kurarlar”(Şekil 11). Dahili karotid ile vertebral-bazilar sistemleri arasındaki iletişim, beynin önemli bir güvenlik özelliğidir. Ana damarlardan biri tıkanırsa, Willis çemberinin çevresine gelen ve beyin hasarını önlemek için kan akımı sağlanır.

image

Şekil 11. Willis Çemberinin üstten görünüşü. İnternal karotis ve vertebral-bazilar sistemleri anterior communicating (Acom) ve posterior komünikasyon (Pcom) arterleri ile birleştirilir.

Beynin venöz dolaşımı vücudun geri kalanından çok farklıdır. Genellikle atardamarlar ve damarlar, vücudun belirli bölgelerini besleyip boşalttıkları için birlikte çalışırlar. Yani, bir çift vertebral ven ve internal karotis damarının olacağını düşünürdüm. Ancak, beyinde durum böyle değildir. Büyük damar toplayıcıları, venöz sinüsler oluşturmak için duraya entegre edilmiştir.Yüz ve burun bölgesinde hava sinüsleri ile karıştırılmamalıdır. Venöz sinüsler beyinden kanı toplar ve iç juguler venlere iletir. Üst ve alt sagittal sinüsler serebrumu boşaltır, kavernöz sinüsler ön kafa tabanını drene eder. Tüm sinüsler sonunda kafatasından çıkan ve juguler damarları oluşturan sigmoid sinüslere akar. Bu iki juguler ven, esasen beynin tek drenajıdır.

Beynin Hücreleri

Beyin iki tip hücreden oluşur: sinir hücreleri (nöronlar) ve glia hücreleri.

Sinir hücreleri

Nöronların birçok boyutu ve şekli vardır, ancak hepsi bir hücre gövdesi, dendritler ve bir aksondan oluşur. Nöron, elektrik ve kimyasal sinyaller yoluyla bilgi aktarır. Evinizde elektrik kablolarını görüntülemeye çalışın. Bir elektrik devresi, bir ışık anahtarı açıldığında, bir ampulün ışınlanacağı şekilde bağlanan çok sayıda telden oluşur. Heyecanlanan bir nöron, enerjisini yakın çevresindeki nöronlara iletecektir.

Nöronlar enerjilerini ya da “konuşma” deyimini, sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta birbirlerine iletirler(Şekil 12). Bir nöronun, diğer sinir hücrelerinden gelen mesajları toplayan antenler gibi davranan dendrit denen çok sayıda kolu vardır. Bu mesajlar iletinin iletilip iletilmeyeceğini belirleyen hücre gövdesine geçirilir. Önemli mesajlar, nörotransmiterler içeren keselerin sinaps içine açıldığı aksonun sonuna iletilir. Nörotransmiter molekülleri sinapstan geçer ve alıcı sinir hücresindeki özel reseptörlere uyar, bu da hücrenin mesajdan geçmesini uyarır.

image

Şekil 12. Sinir hücreleri bir hücre gövdesi, dendritler ve aksondan oluşur. Nöronlar, nörotransmitterleri sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta değiştirerek birbirleriyle iletişim kurarlar.

Glia hücreleri

Glia(Yunanca kelime anlamı yapıştırıcı) beyin, beslenme, koruma ve yapısal destek ile nöronlar sağlayan hücrelerdir. Sinir hücrelerinden yaklaşık 10 ila 50 kat daha çok glia vardır ve beyin tümörlerinde en sık görülen hücrelerdir.

Astroliya veya astrositlerin bakımından görevlileridir. Kan beyin bariyerini düzenler, besin ve moleküllerin nöronlarla etkileşmesine izin verir. Homeostazı, nöronal savunma ve onarımı, skar oluşumunu kontrol ederler ve ayrıca elektriksel impulsları etkilerler.

Oligodendroglia hücreleri, aksonları yalıtan ve elektriksel mesajların daha hızlı ilerlemesine izin veren miyelin adı verilen yağlı bir madde oluşturur.

Ependimal hücreler ventrikülleri hizalar ve beyin omurilik sıvısını (CSF) salgılar.

Microglia beyinin bağışıklık hücreleridir, onu istilacılardan korur ve kalıntıları temizler. Ayrıca sinapsları da eritirler.

Kaynak: https://mayfieldclinic.com/pe-anatbrain.htm

 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Beni ben yapan şeyin konnektom olduğunu anladık. (her nöronun 10bin ya da 15bin diğer nöron ile kurduğu bağlantı kişiye özel eşsiz. Karakteri benliği de bu bağlantıların bütünü oluşturuyor. Deneyime bağlı oluştuğu için öznel yapıda. Ancak bu bağlantı evrendeki en karmaşık yapı. Kopyalanması şimdilik hayal) Bu iki bilinç aynı kişi mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

algımızı kullanabilmemiz için duyu organlarına ihtiyaçlarımız var. dijital ortamda bizi biz yapan şeyler(algımızı oluşturan şeyler) olacaksa neden olmasın ki? sadece nörol ağın orada olması, algılarımızın orada olmaması yani bizde bir şeylere anlam vermeye yarayan şeylerin olmaması kendimizi değil de bir kitabın içinde yazan bilgileri temsil ediyor gibi. aslında orada ne olur bilemiyorum ancak bence algılarımızın rolünü de hesaba katmak fikir üretmemize yardımcı olabilir. içselleştirdiklerimizi hala içselleştirilmiş kılan şeyler bulunduğumuz yaşamortamdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
240
Sigmoond Freid
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Beyinde her nöron, diğer 10Bin ila, 15Bin nöronla iletişim bilgi alışverişi halındedir. Bütün nöronların bu şekilde olduğunu düşünürsek, ortaya akıl almaz karmaşıklıkta bir ağ çıkıyor. İşte bu eşi benzeri olmayan komplekslik, bireyin deneyimiyle öznel bir biçimde oluşmakta. Genel olarak zihni oluşturan bu bağlantılar bütünüdür konnektom.

Biliyoruz ki, daha önce GENOM projesi vardı ve proje sonuçlandığında insana ait bütün sırların anlaşılacağı öngörülüyordu. Ancak gördük ki, gen yapısı, kişi için neredeyse hiçbirşey ifade etmiyor. Gen ekspresyonu, epigenetik, genetik yapının kendisinden bile önemliymiş meğerse. Şimdi de KONNEKTOM PROJESİ gündemde. Ve görece, genom projesine göre daha fazla bilinmeyeni açığa çıkaracak gibi görünüyor. Ancak artık herşeyi anlayacağız, insana ait bütün sırlar açıklanacak vs gibi beklentiler yok.

Bir solucanın 300 nöronu olduğunu varsayalım. Bu nöronların bir arada bulunması beyni oluşturmaz, bunların birbiriyle etkileşimi, nöronların diğer nöronlarla iletişimi beyin ve bu bağlantısal bütünsellikle konnektomu oluşturur. Bu nöronların birbiriyle kuracağı etkileşim kombinasyonlarının toplamı, konnektomdur. (Yaklaşık olarak 2 üzeri 100milyar) Yani hücrelerin varlığı değil, bağlantısal bütünselliğidir KONNEKTOM. Ve beni ben yapan şeyin gen değil, beyin bağlantısal bütünselliği olduğunu anlamaya yakınlaştık. İnsanın dijital ortama aktarılmasıyla ilgili çalışmalarda da KONNEKTOMUN AKTARILMASI üzerine çalışmalar yürüyor. Ancak bir nörona ait bağlantı sayısı bile o kadar çok ki, bir cm küp alandaki bağlantı sayısı bile kayıt etmede limitlerin konuşulmasına neden olacak kadar kompleks.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Myelin kılıfı arttırarak sinirsel iletimi istediğimiz kadar hızlandırırız ve herşeyi daha hızlı algılar ve yaşarız. Zaman kavramı tamamen değişir.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yağ, nöronlar için inanılmaz önemlidir elektrik -iyon- akışı için.

Bu nedenle yağdan fakir diyetlerin -90larda yağsız yeme ile zayıflanılacağının zannedilmesi gibi- doğrudan mental-kognitif fonksiyonlarda sorun çıkarması, depresyonu tetiklemesi üzerine low fat tarzının yanlış olduğu anlaşıldı. Yağ dan uzak kalmak, nöronal aktiviteyi düşürür, hatta bir çok hormonun hammaddesi olan triptofan ın azalması da depresyona neden olur.

Ancak daha fazla yağın alımı ile miyelin in aktivitesi daha çok artmaz. Çünkü bunun yapım ve gereklilik miktarları bellidir. Bir çok otörün zeytinyağını doğrudan içmesi ve bunu önermesinin bir nedeni de aslında bu nöronal etkileşim için önemidir. Düzenli olarak sağlıklı yağ tüketen birinin, buna dikkat etmeyene göre mental kapasitesi yüksek olacaktır. Kişi buna dikkat ettiği ve etmediği dönemlerde bile farkı anlar eğer dikkatli ise.

Mental kapasiteyi daha çok yağ alarak değil de, elektrik akışında rol oynayan iyon ları baz alarak onların eksik olmamasına çalışmak daha etkili olabilir. Kalsiyum, sodyum, potasyum gibi iyon taşıyıcılardan uzak kalmamak gibi.

Eğer mental kapasitemizi düşünme üzerine yoğunlaştırarak artırmış olsaydık, birim zamanda daha çok bilgi işlemeye başlamış olsaydık, insanlarla olan etkileşimimizde, onların uyarana cevap verme süreleri bize göre uzayacağı için, bizim bekleme süreleremiz artacaktı. Ancak bu durumda bizim zaman algımız değişmezdi. Zaman, düşüncenin hızlı ya da yavaş olmasından farklı bir algı.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. https://pdfs.semanticscholar.org/02e1/6a6ab430958868b497feaa07bfcb850cb10b.pdf https://pdfs.semanticscholar.org/02e1/6a6ab430958868b497feaa07bfcb850cb10b.pdf
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
2 yaşına kadar DELTA, 6 yaşına kadar TETA, 14 yaşına kadar BETA seviyesinde derin kayıt yapılır ve kalıcıdırlar. Bu suistimal / kullanılabilir mi...
Puan Ver
0
Puan Ver
1,008
Öykü .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hayvanlar da tabii ki düşünür, sayısız örneği var.

Ancak, yüksek yapılı canlılarda düşünce, beyin yapısına bağlı bir kognitif fonksiyon olduğu için, BEYNİN YAPISI bu konuda belirleyicidir.

Sürüngen beyin, omurgalılarda yüksek yapılı organizmalarda temel beyin yapısıdır, yaşamsal fonksiyonları, güdüleri kontrol eder, yaşamda kalmayı sağlar.

Orta beyin ve korteks ise, sürüngen beyinden gelen güdü dürtüleri yorumlar, bu ihtiyaçların giderilmesinin yöntemini belirler, gelişmişlik oranında temel fiziksel ihtiyaçlara anlam yükler, ve bunların dışında ihtiyaçlar edinebilir.

Özellikle yunusların çok gelişmiş bir beyin yapıları olduğu için, sosyal yaşamları, kullandığı kelimeler ve biribirine ait isimlerin olduğuna dair bilgiler mevcut. Sinan Canan, yunusların yüzgeçleri olduğu, elleri olmadığı için gelişemediklerini ifade eder eğlenceli bir dille. Aslında bu doğru, çünkü onların sosyal yaşam kalitesi az rastlanır bir karmaşıklığa sahip.

Ancak hayvanlarda orta beyin insan kadar gelişmediği için, güdülerin yorumlanması-duygular bize göre oldukça biyolojik kökenli kalmakta. Bir çok hayvanın sahibini kaybettikten sonra depresif davrandığını vs biliyoruz. Ancak, yine de farkındalık düzeyinin izin verdiği sınırlar içinde bir bağlılık hissi olduğunu biliyoruz.

Canlıları beyin yapılarına göre az gelişmiş çok gelişmiş olarak sınıflandırmak, çok düşünen az düşünebilen olarak hiyerarşiye sokmak da yöntemsel olarak doğru olmaz, çünkü her canlı, içinde buluduğu şartlara uyumlanabilme oranında üstündür. Yani yaşamda kalma, çevresel şartlarla uyumlanabildiği oranda yaşam döngüsü devam edebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,008
Öykü .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Berkay Nacak , Psikolojik Yetkinlik

Attkinson-Shiffrin hafıza modelinde, uzun süreli hafıza diye adlandırdığımız LTM'ye ulaşan bilgiler, beynin zarar görmemesi koşuluyla, hafızada kalır. Hatırlamak için hafıza teknikleri kullanabilirsiniz, ya da eğer ki hatırlamak istediğiniz şeyi ilişkilendirecek bir obje bulabilirseniz bu hatırlamanıza yardımcı olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Egemen Artuk
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Otobüsteyken burnunuza kötü bir koku gelir ama ilk anda ne kadar kötü olduğundan emin olamazsınız. Sonra derin bir nefes alırsınız ve tiksinirsiniz.

Toplam 111 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Şarlatanlar her zaman öncüdürler. Astrolojiden astronomi, simyadan kimya, hipnozcudan deneysel psikoloji doğmuştur. Bugünün sahtekarı, yarının profesörü olacaktır.”
Arthur Conan Doyle
Geri Bildirim Gönder