Soru & Cevap

Sinirbilim & Nörobiyoloji

Puan Ver
1
Puan Ver
21k
Serhat İbin
İngilizceyi sürekli olarak konuşamayacak bir evebeyn için bu yöntem dil öğretmek için yeterli olur mu ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhabalar

Dil öğrenmek bebekler için bile olsa yalnızca duyarak ve izleyerek başarılamaz.Bebeğin de içinde olacağı interaktif olaylarla öğretilebilir.İngilizce videolar izletmek birkaç tane cismin ingilizcesini öğretebilir hatta ileride ingilizce eğitimi alacağı zaman bebeklikten gelen kulak dolgunluğuyla oldukça iyi bir temelle başlayabilir.Ancak yalnızca videodan izleyerek bir bebeğin ingilizceyi anadili gibi öğrenmesi beklenemez.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Neredesin Sen
https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2018/07/44-kalp-dusunur-mu-kuran-ve-bilim-bu-konuda-ne-diyor/ düşüncenin merkezi beyin değilde kalp midir? Kalbin bir zekası var mıdır? Kalbin düşünmekle bir alakası var mıdır? Akıl kalpte midir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhabalar,

İnsan kalbi birçok komplike kasın bir araya gelmiş halinden oluşmaktadır.Temiz kanı vücut içinde dolaşması için ve kirli kanın akciğerlerde temizlenmesi için pompalanması görevini yerine getirir.Buna karşın kalp ne düşünebilen ne de zekası olan bir organdır.Düşünebilme ve zeka için gerekli olan özelleşmiş sinir hücreleri kalpte bulunmamaktadır.

Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
145
Görkem Yıldız
İnsanların yaptıkları aktivitelere göre hayatı boyunca zeka seviyesi iniş çıkışlar yapar mı? Çünkü sürekli belirli aktiviteler yaptıkça zeka seviyesini arttırabileceğimizi söylüyorlar. Fakat kimse bunun tam tersini söylemiyor. Sanki IQ seviyesi bir şey yapmazsak sabit kalırmış gibi. Bu doğru mu yoksa gerçekten düşebiliyor mu?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Özel eğitim öğretmenliği okuyorum. Üstün zekalılar eğitimi ile ilgili birçok derste gördük bu konuyu. Kendimce somutlayarak açıklayayım. Çocuk doktorlarında boy ölçmek için metreler var ya insan zekasını da ona benzetirsek bir çocuk doğduğunda genler , annenin beslenmesi, doğum sırası etkenler ile o değer belli olarak doğar. Örneğin 90cm . :) Ancak bundan sonra çevresel etmenler çocuğun zeka gelişimini etkilemekte. Çocuk çevreden ne kasar uyaran alırsa ve bu uyaranlar ne kadar zorlayıcı olursa gelişim artar ve zeka puanı 1.5 metreye kadar çıkar. Çevresel etmenler yeteri kadar olmazsa bu puan düşer ve çocuk var olan potansiyelini kullanamaz. Ve her doktorun muayenehanesinde de 50 cm lik 1.5m lik 75 cmlik metreler olduğunu düşünün. Çocuk doğduğunda o muayenehanelerden hangisinde doğduysa o boya( zeka üst sınırı) erişebileceğini düşünürseniz anlamak daha kolay olur.

Kaynaklar

  1. Derste işledik
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
21k
Serhat İbin
İnternette gördüğüm maymun hafıza deneyinde,maymunlar 0,5 saniye içinde gördüğü rakamların yerlerini hatırlayabiliyordu.İnsanlar için geçmesi neredeyse imkansız olan bu testi geçemememizin nedeniyse dil biliyor olmamızmış.Peki doğduktan itibaren hiçbir dili öğrenmemiş biri bu testi geçebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Kısa süreli hafızanın gördüğün primat türünde gelişmiş olma sebebi,evrimsel süreçte kısa süreli hafızanın uzun süreli hafızaya kıyasla bu tür için daha avantajlı olmasından kaynaklanmaktadır.Nesiller boyu mekanizmaları doğrultusunda işleyen evrim,kısa süreli hafızaya sahip bireylerin kendi ekosistemlerinde hayatta kalmalarını ve üremelerini kolaylaştırdığı için bu türün bireylerinde kısa süreli hafıza oldukça güçlüdür.Yazmış olduğunuz,dil bilmedikleri için kısa dönem hafızaları bu kadar kuvvetli hipotezi doğru değildir.Bu yüzden bir insan dil bilmiyor dahi olsa kısa dönem hafızasından sorumlu genler bulunmadığı veyahut yeterince güçlü olmadığı için bu hayvanların aksine eğitim almaksızın bu deneyi başarıyla geçemezler.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
21k
Serhat İbin
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Erken çocukluk veya bebeklik gibi dönemlerde dilbilimcilerin ve nörologların araştırmalarına göre dil öğrenmenin bir sınırı yoktur.Tam da bu yüzden zengin aileler çocuklarına yabancı dadı tutar.Yani örneğin çocuğun küçüklüğünde etrafında 10 tane dil konuşuluyorsa (bu diller bir kereliğe mahsus değil sürekli konuşulmalı) çocuk bu 10 dili karıştırmadan akıcı bir şekilde konuşabilir.

Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
145
Uğur Güven
Bir yerden aklımda kalmış ama tam olarak nerden aklımda kaldığını hatırlamıyorum. Sanırsam Sam Kean - Beynin Gizemli Hikayesi kitabından aklımda kaldı. "Beynin bölümleri her zaman kendi aralarında iletişim içindedirler. Ancak alt beyin, üst beyin ile iletişim kurabilirken, üst beyin alt beyin ile iletişim kuramıyor." doğru mu bu bilgi?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
İhsan Doğu, Sinirbilim meraklısı

 Bu bilgi tamamen yanlış. Öncelikle “üst beyin” yerine beyin korteksini ve ara beyni (Talamus, epitalamus,l be epitalamus’tan oluşan) diencephalon içeren “ön beyin (Telencephalon)” adlandırmasını kullanacağım. Alt beyin yerine ise omurilik soğanı, pons ve beyincikten oluşan arka beyin (rhombrncephalon) adlandırmasını tercih edeceğim. 

Eğer neokorteks limbik sisteme veya daha alt yapılara bilgi göndermeseydi ne olacağını bilemeyiz, çünkü beynimiz bu şekilde evrilmedi. Nasıl olacağını sadece kortikal yapılar ile alt yapılar arasındaki bağlantıların olmadığını varsayarak düşünebiliriz.

 Bağlantı ortadan kalkarsa nasıl olacağını açıklayan bir örnek:

 En az 70 milyon yıldır memelilerde olan frontal loblar daha önce evrimleşen yapıların üzerine bağlantılar kurup gelişecek şekilde evrimleşti. Şempanzelerin atalarından ayrıldıktan sonra insan soy hattında çevrenin baskıları sebebiyle şempanzelerden 5-6 kat daha büyük bir prefrontal kortekse sahip olduk.[1]

Üst düzey primat işlevlerini (problem çözme, plan kurma, hayal etme, düşünerek karar verme gibi) gerçekleştiren prefrontal korteksin insanda yaşamış bütün primatar içinde en gelişmiş halinde olması sebebiyle ortalama hava sıcaklıklarının artması ile tarıma başlayarak yerleşik hayata geçildi. Bu dönüm noktasından sonra hız kazanan kültürel evrimimiz boyunca kendimize ait kurallar, adetler, tabular ve ahlaki değerler oluşturduk. Bu kurallara uymak için tam koordinasyona sahip bir beyin gereklidir. Yani bütün bölümlerinin birbiriyle iletişime geçtiği bir beyin. [1][2]

Eğer kortikal bölgelerden beynin alt yapılarına bilgi gönderemeseydi üst düzey primat işlevleri yani bütün bu işlevler gerçekleşemezdi.

Beyin korteksinin beyin sapıyla yaptığı bazı iletişim yolakları:

  Kortikospinal yolak (Corticospinal tract) aracılığıyla ön beyindeki motor sinyalleri omuriliğe beyin sapından geçerek iletir. [3]

Kortikospinal yolak (Corticospinal tract)
Kortikospinal yolak (Corticospinal tract)
Wikipedia

 Kortikobulbar yolak (Corticobulbar tract), kortkospinal yolak gibi beyaz maddeden (miyelin aksonlar) oluşan bir yapıdır. Serebral korteksin motor korteksindeki presentral girus’tan (precentral gyrus) çıkıp Oculomotor sinir haricindeki Kafa sinirlerinden (Cranial nerves - nervus cranialis) geçerek omurilik soğanına, yani beyin sapının bir bölümüne uğrar.[4]

Kortikobulbar yolak (Corticobulbar tract)
Kortikobulbar yolak (Corticobulbar tract)
Wikipedia

  Projeksiyon lifleri (Projection fibers) korteksten bazal gangliyona uzanan sinir ağlarıdır.

 Bunlar gibi çok sayıda sinir ağı korteksten beyin sapına bilgi iletir.

İnsan beynindeki sinir ağ ve yolakları
İnsan beynindeki sinir ağ ve yolakları
Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
400
Melih K
Günümüzde zihinsel aktivitenin kimyasal reaksiyonlara ve nöronların DNA sına bağlı olduğunu biliyoruz. Buna göre eğer bir insanı n DNA sında mutasyon vs. sonucu hiçbir hata olmayacak şekilde klonlasak kişinin sevdiği şeyler, davranışları, kişisel özellikleri gibi şeyler aynı mı olurdu?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
* Kyder, Konuyla alakalı bir birey

Elbetteki hayır nöronların birbirleriyle yaptığı bağlar sonucu bizler davranışlarımızı sekillendirir sevdigimiz seylere karar veririz burda dnadan ziyade sinir hucrelerinin birbirleriyle olan etkilesimi onemlidir.

Bu etkilesim ise klonlama ile bir diger bireye aktarilabilen turden bir etkilesim degildir.

Bu bilgiler cercevesinde sorunun cevabina hayır olarak yaklasmak mumkun.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver
Pedram Türkoğlu, Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

Nöronlar bölünemiyorlar; ancak bölünebilme mekanizması mevcut. Sadece inaktif bir şekilde duruyor. Herhangi bir ekzojen/endojen uyaran sonucu bu bölünme teşvik edilebilir. 

Öte yandan nöronal kaynaklı olmayan kanserler genelde karşımıza çıkar. Bu beyindeki endotel (kan damarı) hücreleri olur, meninks hücreleri olur, glia veya kafatası hücreleri olur. Zira bunlar halihazırda bölünebilen hücre tipleridir. Ayrıca nöronal kaynaklı olanlar da genelde embriyolojik kökenlidir. Yani embriyonik dönemde göç etmeye başlayan ve bölünen sinir hücrelerinde hata sonucu neoplazi gelişebilir.

Not: Son araştırmalarda olgun insan beyninde yeni nöronlar tespit edilmiş. Bu da beyinde bulunan kök hücrelerin bölünerek 1 nöron ve 1 kök hücresi oluşturması ile açıklanmıştır. Hal böyle olunca çok çok nadir olsa da kök hücre neoplazi riski de bulunabilir.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
565
Esra Metin
Örneğin "tanışmak" yerine "taşınmak" demek, "bagaj" yerine "baraj" demek...
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Özgür Aras, Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

İnsan beyni çoğu otomat hareketinde fuzzy logic yani bulanık mantık kullanarak çalışmaktadır. İki kelimeyi birbiri ile karşılaştırırken birbirlerine uyum yüzdesine bakılır ve eğer kişi yeterli konuşma deneyimine sahip değilse bu iki kelimeyi rahatlıkla birbiri ile karıştırabilir.

Yani semantik olarak "bagaj" ve "baraj" sözcükleri %80 oranında birbirine benzemektedir. Bu benzeşim işi otomatik olarak halledilir ve sıra 2. faza gelir yani deneyim ve hatırlama işlemine.

Eğer bu sözcükleri günlük hayatınızda çok fazla kullanmadıysanız %80'lik oranı tanımlayan beyin geri kalanı için kısa süreliğine bir fikir beyan edemez. İşlem süresi uzadığını fark eden kişi beyinden yanıt alamayınca kelimeleri ağzından geldiği gibi çıkarır.

Konuştuktan hemen sonra kulağa gelen ses beyin tarafından anlaşılır ve %80'in kalan kısmını düzeltmesi için tekrar komut gönderir.

Böylece birkaç tekrardan sonra en zor kelime de rahatlıkla söylenebilir.

İnsan beyninin geri-beslemeli bir sinirsel ağ olduğu unutulmamalıdır.

Türkçe'mizde "Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor" sözü belki buradan ilham alınarak söylenmiştir :)

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
80
Serhan Dağlı
Bilkent’de fizik bölümünde lisans eğitimine başladım. Ancak sinirbilime de ilgim olduğuna karar verdim. Bu ilgi, sosyal bilimlerle (özellikle psikolojiyle) ve temel bilimlerle (beyinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar ve elektriksel bağlantılar) dirsek teması içinde. Lisansta fizik okuyup sinirbilme yönelmek mantıklı bir seçim mi ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tabii ki. Sinirbilim her gecen gun daha kapsamli, daha interdisipliner hale geliyor. MRI calismlarinda ki teknoloji ve algoritma gelistirmeleri, beyninin elektriksel mekanizmalari uzerine calisilmasi gibi alanlarda fizikcilere ve matematikcilere ihtiyacimiz var. Bunlar sadece iki ornek, daha bir suru alanda fizikle sinirbilimi birlestirebilirsiniz. Unutmayin; biyolojik sistemlerin temeli fizik kanunlaridir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
4,381
Adem Emre
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Hayır beyin ölümü dışında beyin her an faaliyet gösteren bir yapıdır.Nöronlar sürekli diğer nöronlarla etkileşim kurar.Bu etkileşim sonucunda ise bilinçli ve bilinçdışı hallerimizin tamamı meydana gelir.Beyin uykuda hatta komada dahi çalışmaktadır.Beynin durması daha doğru bir tabirle nöronların çalışmayı durdurması (nöronların ölmesi ki nöronlar ölmediği takdirde asla çalışmayı durdurmaz çünkü öyle bir aç kapa düğmeleri yoktur) beyin ölümüyle sonuçlanır. Ve bilindiği gibi beyin ölümü geri dönüşsüz bir süreçtir.Talamik ( talamusu oluşturan ) ve kortikal (korteksi oluşturan ) nöronlar çabuk dejenere olarak ölür.Ve kişiyi o kişi yapan hayat boyu anılarını her şeyi sonsuza dek siler.Ölen bu hücreleri ve molekküleri hiç bir teknoloji asla geri getiremez.Bu yüzden beyin ölümü geri dönüşsüz bir süreçtir.Onun dışında beyin ölüm anına dek hiçbir zaman çalışmayı durdurmaz her an çalışır.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
4,381
Adem Emre
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bu soruya 50 yıldan fazla süre uyku araştırmacılığını sürdüren, Hızlı göz harekatının rüyaları nasıl yönlendirdiğini ortaya koyan, Stanford Üniversitesi Uyku Araştırma Enstitüsini kuran ve başkanlığını yapan, uyku bozuklukları alanında bir kaç işe imza atan we otorite olan William C.Dement[Wikipedia] 2010 senesinde cevap verdi[Independent]. Sizi onun cevabıyla baş başa bırakayım:

"As far as we know, the only reason we need to sleep that is really, really solid is because we get sleepy."

Yani diyor ki "bildiğimiz kadarıyla uyumamızın yegane sebebi uykulu hissetmeğimizdir."

50 seneden fazla süren araştırma, o kadar çalışma ile varabildiği sonuç o ise sanırım niye/neden uyuyoruz o bilinmiyor diyebiliriz.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
275
Murat Bayındır
yaşanılan bir olayı sanki daha önceden yaşamış hissi ne ile açıklanır? geçmiş kuşak atalarımızın yaşantıları genlerle bize aktarılıp,yaşadığımız süreçte bilinç altında bizleri etkiler mi? mesela 400 yıl önce ağaçtan düşüp travma geçiren dedem olsa; bu olaydan sonra bir çocuk dünyaya getirseler,ben o soydanım,etkisi ne olur?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilim literatüründe deja vu ilk defa 1928 yılında Edward Titchener'ın Bir Psikoloji Kitabı isimli kitabında tanımlanmıştır. Dr. Titchener, durumu şöyle izah etmektedir: 

Beyin, bir deneyime yönelik olarak tam bir algı üretmeden önce, kısmi bir algı yaratır. İşte bu kısmi algı, daha önce deneyimlenmiş bir olay olduğu hissi yaratmaktadır.

dejavu ile ilgili birçok bilimsel araştırma vardır. Bunlardan birisi de beyin lobları arasında gerçekleşen mikrosaniyelik gecikmeler sonucu oluştuğu. Sağ lob ve sol lob verileri ayrı ayrı işler ancak verilerin sıralandığı yer sol lobun temporol lobunda sıralanır.

sağ ve sol loblar arasında ki bağlantıyı sağlayan corpus callosum isimli köprüdeki nöral ağlarda meydana gelen aksama, iki tarafın verilerinin zamansal olarak birbiriyle örtüşmemesine neden olabilir. Bu da, esasında aralarında 10 mikrosaniye fark oluşacak iki sinyalin arasında 15 mikrosaniye fark olmasına neden olur. Beyin, bunun 10 mikrosaniyesini düzeltir; fakat geriye kalan 5 mikrosaniyelik fark, deja vu algısına neden olur. Birey, aynı olayı iki defa yaşadığını sanır.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Utku .
Çevremdeki insanlarla konuşmalarım sonucu süreç içeren bir anıyı hatırlama olayının kimisinde devam eden bir film izler gibi, kimisinde ise bir filmden kesilmiş belirli görüntülerin hatırlanması şeklinde olduğunu fark ettim. Bu farklılık, beyinin depolamada daha verimli olmasında rol sahibi midir ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu, anıdan anıya değişir. Eğer geçmişte yaşadığınız bir olay sizi duygusal anlamda çok fazla etkilemişse (üzmüş, korkutmuş yada mutlu etmiş olabilir) bu anıyı siz film şeridi gibi an be an hatırlayabilirsiniz. (Zaman içinde anının sizde belli bölümlerinin kaybolmasını istisna tutuyorum).

Eğer bir anınız sizi çok derinden etkilememişse muhtemelen kesit kesit hatırlarsınız. İnsan hafızasının şimdiye kadar kapasitesinin dolduğu bir örnekle, bildiğim kadarıyla karşılaşmadık. Muhtemelen de karşılaşmayacağız. Anı unutma/kesit kesit hatırlama olayı da, o olayın sizin üzerinizde etkisinin zaman içinde azalması/kaybolmasının bir göstergesi olabilir. Çünkü kalıcı hafıza duygular ile çalışır. Yaptığınız bir iş yada yaşadığınız bir olay duygu temelli değilse şayet, kalıcı hafızaya bu olay aktarılmaz. Geçici hafızada bir süre sonra kaybolur :)

Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
4,381
Adem Emre
Beynimiz uyuduğumuz zaman, gün içinde olduğundan daha aktif çalışıyor. Peki uyanacağımız zaman beyin ne yapıyor? Beyinde ne oluyor da bilinçsiz halden bilinçli bir hale geçiyoruz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde kortikal ve subkortikal birçok beyin bölgesi rol almaktadır. İnsanlarda uyku-uyanıklık döngüsü Borbely’nin ikili süreç modeli ile açıklanmıştır. Buna göre uyku-uyanıklık döngüsü, döngüsel etkenler ve homeostatik etkenlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Döngüsel etkenler günün belli dönemlerinde uykuya eğilimin daha fazla yada daha az olmasını sağlar. Gündüz-gece değişiminin oluşturduğu bu 24 saatlik döngü hipotalamusta iki taraflı olarak bulunan suprakiasmatik çekirdekler aracılığı ile kontrol edilmektedir. Homeostatik uyku dürtüsü ise uyanık olarak geçen zaman arttıkça artar. Uyanık kalınan süre arttıkça endojen uyku verici (somnojen) olarak bilinen adenozin ve çeşitli sitokinlerin ve hormonların, özellikle bazal önbeyinde eşik değerinin üstünde birikerek homeostatik uyku gereksinimini artırdığı bildirilmiştir.Ön hipotalamustan gelen döngüsel girdiler ve endojen kimyasal uyarılar aracılığıyla gelen homeostatik bilgi doğrultusunda hipotalamusta ventrolateral preoptik çekirdek (VLPO) uykuyu başlatır. Uyanıklığı lateral hipotalamustan gelen oreksinerjik, beyinsapından gelen kolinerjik, noradrenerjik, serotonerjik, posterior hipotalamustan gelen histaminerjik uyarılar sağlamakta, bunların azalması ise uykuyu başlatmaktadır.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ahmet Kaan Yamuk
Mesela bir şeyi yanlış yaptık. Frontal kortekste yada beyincikte, yanlış yapmamıza neden olan nörönun bağlantılarını zayıflatan şey nedir? Ve bunun yanlış olduğunu nereden bilir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Özgür Aras, Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Yanlış olan şey de bir bilgidir ve bu da beyinde yanlış olanlar olarak tutulur. Yanlış olan şeyler ile ilgili herhangi bir nöron bağlantısı silinmez. Mesela ateşe dokunulmaması gerektiği beyinde tutulur.

Sadece doğru olarak tanımlanan şeyin doğru olması için gereken en iyi bağlantılar üzerinden daha fazla elektrik sinyali geçtiği için bu bağlantılar güçlü olarak kalır. Zayıf bağlantılar zamanla kimyasal süreçler yüzünden bozunuma uğrar ve kendiliğinden koparlar.

Beynin bu işleme mekanizması günümüzde yapay zeka sistemlerinde de kullanılmakta ve "dropout" olarak bilinen gereksiz bağlantıların silinmesi işlemi yapay zeka süreçlerinde de kullanılmaktadır. Beyinde bu sistemler genetik olarak kodlanmıştır ve kimyasal süreçler ile ortadan kaldırılmıştır.

Kaynaklar

  1. Dein Deli Mavi Yapay Zeka'da Dropout
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
285
Mahsun Yaşar
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Özgür Aras, Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Evet.

Şizofrenler halüsülasyson görürler. Bunlar genellikle olmayan şeyleri görmeyi veya duymayı içerir. Yine de şizofreni hastaları için normal bir deneyimin gücüne ve etkisine sahiptirler. Halüsinasyonlar duyuların herhangi birinde olabilir, ancak ses işitme en yaygın halüsinasyondur.

Yine de bir doktora görünmekte fayda var. Zira Carl Sagan'ın dediği gibi : Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtlar gerektirir :)

Kaynağı incelemenizi öneririm.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Ömer Çiftci
Youtube'da gezinirken dinlediğim müziklerin veya izlediğim videoların altına "çok tuhaf hissettiriyor", "sebepsiz yere huzur veriyor" gibi yorumlar var. Bazı müzikler var ki sözsüz olmasına rağmen insanı çeşitli duygulara yönlendiriyor. Bu müzikler beynimizde ne gibi reaksiyonalara sebep oluyor da bunlar gerçekleşiyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Özgür Aras, Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Bu tür müzikler insan beyninde white-noise etkisi yapmaktadır. Bu tür müziklerin randomness (rasgelelilik) oranı yüksek olduğundan bilgi işleme amacı ile gelişmiş bir aygıtta (örneğin insan beyninde)rasgeleliği artırmakta, frekans seçiciliğini de azaltmaktadır. Benzer düşük frekanslı gürültü veya düzgün düşük frekanslı ses, insan beyninin çalışma modunu düzene sokmaktadır.

Benzer bir yaklaşımı AI (veya Makine Öğrenmesi) konusunda da görebiliriz. Belli bir konuyu yapay zeka'ya öğretmeden önce yapay nöronların aktivasyon fonksiyonlarında bulunan ağırlık vektörlerini ne kadar rasgele seçersek yapay zeka o kadar iyi öğrenir ve overtrain denilen aşırı öğrenme veya bias durumlarına o kadar geç ulaşır.

İnsan beyni de tıpkı yapay zeka yazılımları gibi rasgeleliği veya frekans uyumunu sever. Duyulan düşük frekanslı gürültüler veya rahatsız etmeyen periyodik sesler beynin daha iyi çalışmasını sağlar.


Kaynaklar

  1. sciencealert.com
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,240
Mustafa Can
Mesela birisi bize 1'den 10'a kadar herhangi bir sayı tutmamızı söylediğinde bu seçimi neye göre ya da nasıl yapıyoruz ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Beyin bir seçim yapacağı zaman daha önceki tecrübelerini ( anılarını ) süzer ve buna göre bir karar verir.Daha doğru bir şekilde anlatmak gerekirse beyin duyu organları vasıtasıyla bigliler alır bu bilgileri değerlendirir ve varsa daha önceden edindiği bir deneyimle sentezleyerek yeni bir karar verir.Sizin sormuş olduğunuz soruda bizden 1-10 arası bir sayı tutmamız istendiğinde yukarda anlattığım gibi beyin tecrübeden ve anılardan yararlanır (yani tutacağınız sayı sizin uğurlu sayınınız olabilir yada o sayı ile iglili bir anıya sahip olabilirsiniz) yada beyin tahminsel mantiklar yürütebilir ( hangi sayıyı tutmanın doğru olabileceğine dair tahminsel mantık yürütme yapabilir ve bunu yaparken de genelde hafızayı yoklar ve eski anı (tecrübelerden) yararlanır.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
210
Jean Paul Roux
Beynimize herhangi bir uyaran vs göndermezsek beyin hacmi küçülür mü ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Beyine her hangi bir uyartı göndermemek durumu imkansızdır.Duyu organları olduğu sürece ve bunlar çevreden uyartı toplayıp beyne gönderdiği sürece beyin bu uyartıları süzer,değerlendirir ve karar verir.Yani beyin her daim dinamik bir şekilde çalışan bir bilgi işleme makinesidir.(Günün her anı aynı kapasitede işlem yapamaz ancak az yada çok her an işlem yapar ve bu işlemler nöronlar arası yeni bağlantılar anlamına geliyor) Her insan zamanla belli bir beyin kütlesine ve hacmine ulaşır.Bu hacim genel olarak ölene dek korunur.Hacimdeki küçük çaplı düşüşler genellikle yaşlılıkla vuku bulan nörolojik hastalıklar sonucu meydana gelebilir.Ancak bunlar küçük çaplı düşüşlerdir.Aynı şey tersi içinde geçerlidir Yeni bir şeyler öğrenmediğimiz durumda sadece nöronlar arası sinaps sayısında artış görünür beyin hacminde artış görünmez.Bir bilgi beyinde ne kadar tekrar edilirse o bilgi ile alakalı noronlar arası sinaps sayısı o denli artış gösterir ne kadar öğrenme o kadar sinaps :)

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Son zamanlarda benliğin birer yanılsama olduğunu iddia eden sinirbilimciler görüyorum. Bu ne kadar doğru?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Koralp Erin, Astrofizik meraklısı...

Sanırım Bruce Hood'un kitabına atfen soruyorsun bu soruyu. Kendisi sinirbiimci değil. Psikoloji ve Felsefe mezunu. Ayrıca ben bunu diyen bir nörobilimciye rastlamadım. Eğer gerçekten böyle düşünen bir nörobilimci tanıyorsan, isimlerini paylaşmanı rica ederim. Araştırmaktan zevk duyarım.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
250
Gülfem Binboğa
Mesela teknenin hafifçe sallanması, büyük bahçe salıncakları vb. yerlerde sallanmak büyük bi keyif veriyor. Uçak kalkarken hissettirdikleri de öyle. Bunun sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ağırlığımızın azalmasından ötürü. Eylemsizliğe maruz kalmadığımız sürece kendi ağırlığımız kadar yük taşıyoruz daima. Bu tür hareketler eylemsizlikten ötürü ağırlığımızı azaltır böylece anlık rahatlama sağlarız.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
114
Yaren Köse
Bizi hayvanlardan ayiran bilissel ozelliklerimizin(ic farkindalik gibi) nedeni bilissel formullerimizdeki farkliliktan midir,farklilasmis nöronlarla ilgili midir, yoksa sadece daha gelismis bir beyne sahip olmamiz bunu aciklar mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Rıdvan Arslan, Bir nörobilim aşığı

İnsan beyni yapısal olarak birçok gelişmiş hayvan beyniyle neredeyse aynı sistematik yapılanmayı gösterir. Ve insan beyni birçok diğer hayvan beyninden ebatça daha büyüktür.İnsan beyni ortalama 1300-1400 gram iken üst bilişsel yetenekler olarak insana en yakın tür olan şempanzelerin beyni kabaca 250-400 gramdır. Ancak boyut sizi yanıltmasın bir balinanın beyni ortalama 7500 grama kadar çıkabilir ve anlaşılacağı üzere insan beyninden daha büyüktür. Bu yüzden beyin boyutu değil beyindeki sinaptik bağlantı yoğunluğu ve özelleşmiş bölgelerin ne kadar özelleşmiş olduğu önemlidir. İnsan beynini diğer hayvan beyinlerinden ayıran bölgenin frontal lob (ön beyin bölgesi ) olması oldukça muhtemeldir çünkü bu beyin bölgesi insanlarda kortkesin %40-45 kadarını olustururken insan beynine gelişmişlik olarak en yakın beyin olan şempanze beyninde bu alan %20-25 ile sınırlanmıştır. Frontal lobun bizi diğer hayvanlardan ayıran bir çok bilişsel fonksiyonun kaynak noktası olduğu düşünülmektedir. Frontal loblarda yaratıcılık, problem çözme, karar verme, planlama, yürütme, basamaklı düşünce, sıraya 

koyma, yargılama, strateji değiştirme, davranış esnekliği, istenç, 

içgörü, hayalinde canlandırma, olayların muhtemel uzak sonucunu kestirme, işlem belleği gibi bilişsel işlevlerin sorumluluğunu yürütmektedir.Ayrıca frontal lob ahlaki yargıların düşünme merkezi olup sosyal sorumluluk gerektiren amaç yönelimli harekete geçme ve liderlik özellikleri ile ilgili davranışların da düzenlenmesini sağlar. Yani frontal lob insanı insan yapan özellikleri büyük bir kısmından sorumlu beyin bölgesidir. Frontal lobun hasar görmesine frontal lob sendromu (FLS) denir. Frontal lob sendromu sonucunda, daha önceki 

davranışları normal olan bireylerin kişilik yapılarında ve davranışta olumsuz değişimler meydana gelir. Farklı bir ifadeyle, 

frontal lobun hasar görmesi sonucunda, etrafa karşı ilgisizlik, tepkisizlik, umursamazlık, apati, sorumsuzluk, başkalarını dikkate almama, pişmanlık hissini yitirme, davranış bozuklukları, mizaçta değişiklikler, disinhibisyon5

saldırganlık, uygun olmayan sosyal davranışlar, cinsel olarak uygunsuz davranışlar, inisiyatif gösterebilmeyeteneğinde kayıp, amaç belirleme, planlama, uygun yanıt tarzının seçimi, devam eden davranışın izlenmesi gibi yürütücü işlevlerde bozulma, ilgi

azlığı, toplumsal uyumsuzluk, dürtü kontrol bozukluğu gibi rahatsızlıklar görülmektedir.Prefrontal alanların; dikkatin 

sürdürülmesi, yazılan sözcüklerin tanınması, çalışan bellek, anlamsal bellek ve kısa süreli bellek, planlama ve kontrol etme 

gibi çok değişik bilişsel fonksiyonları vardır. Ayrıca duygunun kontrolü ve konuşma kabiliyeti üzerinde de etkilidir. Frontal lobda bulunan Prefrontal korteks lezyonunda, dikkat dağınıklığı oluşur, bilgi belleğe aktarılmaz, eylem ve düşünce yapısında tutarsızlık gözlenmektedir. Kişinin görüş açısı ve ufku dararır, sosyal yönü 

zayıflar, eleştirilere duyarsız kalır. Pefrontal alanları beynin diğer alanlarına bağlayan liflerin kesildiği (prefrontal lobotomi) 

hastalarda, karmaşık problem çözme yetenekleri kaybolmuş ve belirli hedefe ulaşmak için gerekli görev sıralamasını 

yapamadıkları görülmüştür. Aynı anda, birden fazla görevi paralel biçimde yürütmeyi öğrenememektedirler. Ahlaki 

değerlerini kaybetmelerine bağlı olarak, cinsellik ve dışkılama davranışları sosyal yaşamla uyumsuz olmaktadır. Görüldüğü gibi Frontal lob bizi biz yapan insani özelliklerin çok büyük bir kısmını bünyesinde barındırır ve bu alanda oluşan harhangi bir hasar bu yeteneklerimizi kaybetmemize yada tam anlamıyla etkin bir biçimde kullanamayacağımızı gösterir insanı diğer hayvanlardan ayıran özelliklerin büyük çoğu Frontal lobun nöronal olarak geniş ve yoğun bir alan kaplamasıdır.Yani kısaca farkınız Frontal lobunuz.:) 

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
80
Osman Güney
İlla bu tekniğin olmasına gerek yok. Farklı şekilde beyinde düşüncenin izini takip etme yöntemleri var.  Anladığım kadarıyla mrı ve eeg ile de yapabiliyorlarmış. Benim merak ettiğim ülkemizde bu türden bir çalışma yapan insanlar var mı? Teşekkürler
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Ecog kanser performans durum testi olarak biliyorum.Düşüncenin tepkinin izlenimi fonksiyonel MRI ile yapılabilmektedir.Bu cihazlar bazı üniversite hastanelerinde mevcut olup tez çalışmalarında da kullanılmakta.Örneğin hastaya para gösterildiğinde veya korktuğu bir şeyi düşünmesi söylendiğinde beyninde gelişen elektriksek ve kimyasal değişimler kayıt altına alınabilmektedir.Ne yazık ki sağlık sistemimizde bu cihazlar ve kullanımı bilen teknisyenler çoğunlukla tandart çekimlerde çalıştırılmakta.

Kaynaklar

  1. Türkiye klinikleri MRI
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,031
Jimmy Braddock
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Birkaç sebebi vardır.

  1. Yapısal özellikler: Nöronların ağsı yapıları bölünmeyi şekilsel olarak zorlaştırır.                                                                                                             
  2. Kapasite yetersizliği: Kafatasının sabit büyüklükte olması nöron eklemeyi imkansız hale getirir. 
  3. Yaşam boyunca edindiğimiz anılar, tecrübeler ve bilgiler beyin dokusundaki karmaşık sistemde depolanır ve yeni nöronların eklenmesi bunların silinmesine vesile olacaktır. 
  4. EN ÖNEMLİSİ, SENTROZOMLARI YOKTUR.

                                                                                                    

Devamını Göster

Toplam 45 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Tüm insanlar, her ne kadar iyi eğitilmiş olurlarsa olsunlar, daima bazı batıl kalıntılara sahiptirler.”
H. G. Wells
Geri Bildirim Gönder