Puan Ver
1
Puan Ver
55
Erdoğan Ahmet Özden
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna benzer bir soru sorulduğu için alıntılıyorum.

https://evrimagaci.org/soru/pi-sayisi-sikistirilabilir-mi-1319

"Merhaba,

Sanırım soruda Huffman Kodlamasından örnek vermişsiniz. Fakat Kayıplı ve Kayıpsız veri sıkıştırma başlıkları altında onlarca veri sıkıştırma yöntemi (algoritması) yer almaktadır. Soruyu tüm bu algoritmaları inceleyerek ele almak gerekir. Fakat ben sorunuzu sadece bahsettiğiniz Huffman Kodlamasını ele alarak bilgim dahilinde cevaplamaya çalışacağım.

Huffman Kodlaması

Huffman Kodlaması verideki karakterlerin frekansına yani kullanım sırasına göre bir kodlama oluşturur ve bu sayede sık kullanılan karakterlerin daha az, nadir kullanılan karakterlerin ise daha fazla yer kaplamasını sağlar. Verideki karakterlerin dağılımı yani tekrarlanması eşit olmadığı sürece verimli performans göstermektedir. Fakat bu algoritmanın zayıf olduğu anlamına gelmez çünkü bir verideki karakterlerin eşit dağılıma sahip olması imkansıza yakın denilebilecek kadar düşük bir olasılığa sahiptir.

Örnek

Çok basit bir örnek vermek gerekirse 8 harften oluşan bir alfabeye sahip olduğumuzu varsayalım ve bu harfler "a,b,c,d,ef,g,h" olsun. 2³ = 8 olduğu için 8 bit yerine, 8 harfli alfabemizi ikili sistemde 3 bit ile kodlayabiliriz.

Alfabemizi 3 bit ile kodlayacak olursakta bu değerleri verebiliriz;

a 000

b 001

c 010

d 011

e 100

f 101

g 110

h 111

Bu alfabede "abeebc dccddff dhfffgf" mesajını kodlayacak olursak şu şekilde gözükecektir;

"001001001010011101101 100110110111100 000000000100100010101111"

Görüldüğü üzere 20 harfli bir mesajı kodlamak için harf sayısının 3 katı (60) byte kullanmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla bu mesajı Huffman algoritması ile kodlamak istersek harflerin tekrar sayısının şemasını çıkarmamız gerekir;

a1

b2

c3

d4

e2

f6

h1

g1

Çıkardığımız şema doğrultusunda bir ağaç oluşturmamız gerekmekte;

Resim 1
Resim 1
Evrim Ağacı

Resme dikkatli bakacak olursanız harfler ve her harf düğümlerinin birleşim noktalarında ise o harflerin mesajdaki tekrar sayıları bulunmaktadır. Dikkat edilmesi gereken nokta ise resimdeki dallanmalardaki 0 ve 1 değerleridir. Huffman Ağacında sola giden her dal 0 sağa giden her dal ise koda 1 eklemektedir. Örnek verecek olursak ağaçtaki e harfine giderken "sol, sağ, sol" yapmaktayız buda bize 010 değerini vermekte. Daha net bir şekilde anlatmak gerekirse e harfine giden yol 20'nin solu, 8'in sağı,4'ün solu şeklindedir.

Bu şekilde ağaçtaki harflerin konumuna ve onlaran giden dalların değerine bakarak alfabemizi yeniden kodlarsak;

a 0110

b 1110

c 110

d 00

e 010

f 10

g 1111

h 0111

sonucu elde ederiz. Bu sonuca göre verimizi tekrar kodlayacak olursak da;

"011011100100101110110 0011011000001010 000111101010111110"

sonucu elde ederiz. Yani 20 harfli bir mesajı 60 byte tan 55 byte a sıkıştırmış oluruz. (%8.3 oran ile sıkıştırılmış olur.)

Sıkıştırma oranı size çok az gelebilir fakat bunun temel sebebi kullandığımız örnekte makalenin başında bahsettiğim gibi tekrar etme oranlarının bir birine biraz yakın olması. Aynı zamanda örnekteki verinin boyutunun düşük olması.

Asıl konumuz: Pi Sayısı sıkıştırılabilir mi?

Evet, az çok Huffman Algoritmasını sizlere anlatabildiysem fark edeceksinizdir ki soruya cevap verebilmek için tekrar eden rakamları ve kaç kere tekrar ettiklerini bilmemiz gerekmekte yani kısacası bir ağaç oluşturmamız gerekmekte. Dolayısıyla internetten edindiğim Pi sayısının ilk 100bin rakamının yardımcı bir yazılım ile Huffman Ağacını oluşturdum. Bu ağaca göre kodlama yapıp daha sonra kodlamadaki byte sayısının tekrar sayısı ile çarparsak bize o harfin sıkıştırılmış verinin boyutunu verecektir.

Örn: (rakamın kodlamadaki byte sayısı)*(rakamın tekrar sayısı) = (rakamın toplam byte sayısı)

Bu yöntem ile ilerleyip tüm rakamların toplam byte sayısını bulup toplarsak bize pi sayısının (Virgülden sonra 100.000) sıkıştırılmış boyutunu elde edebiliriz. Ham halinin boyutunu da yukarıda hesapladığımızdan kıyaslama yaparak sorunuzu cevaplayabiliriz.

Resim 2
Resim 2
Evrim Ağacı

Ve Sonuç:

0 = 001 (3 Byte) = 9.999 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 29.997 (byte)

1 = 101 (3 Byte) = 10.138 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.414 (byte)

2 = 1100 (4 Byte) = 9.908 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.632 (byte)

3 = 010 (3 Byte) = 10.026 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.078 (byte)

4 = 1110 (4 Byte) = 9.970 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.880 (byte)

5 = 011 (3 Byte) = 10.027 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.081 (byte)

6 = 101 (3 Byte) = 10.027 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30,081 (byte)

7 = 000 (3 Byte) = 10.025 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.075 (byte)

8 = 1111 (4 Byte) = 9.978 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.912 (byte)

9 = 11011 (5 Byte) = 9.902 (tekrar sayısı) * 5 (byte sayısı) = 49.510 (byte)

Virgül/Nokta = 11010 (5 Byte) = 1 (tekrar sayısı) * 5 (byte sayısı) = 5 (byte)

Toplam: 29.997 + 30.414 + 39.632 + 30.078 + 39.880 + 30.081 + 30.081 + 30.075 + 39.912 + 49.510 + 5 = 349.665 byte

100.002 karakterli bir veriyi ikili sistemde 8 byte olarak kodladığımızda 800.016 byte elde edeceğimizden, 800.016 - 349.665 = 450.351 byte sıkıştırma sağlamış olacağız. Orana vurduğumuzda ise sıkıştırma oranı V olacaktır.

Yani evet Pi sayısı sıkıştırılabilir :)

Dip Not: Cevapta veya görsellerde hesap hatası, yazım hatası olabilir. Bu durumun sonucu değiştirmeyeceği düşüncesindeyim. Yine de konuya ilgili kişiler hesapta veya mantıkta yanlış arayıp bizleri bilgilendirebilir. Cevabı kendi bilgim dahilin de bir kaç makaleden ve araçtan yararlanarak verdim.

Merakla Kalın!"

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
  2. Alternatif
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
130
Tarık Yıldırım
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Dünyanın şekli geoittir ve basık bir şekli vardır. Dünyanın en geniş çevresi ekvatordadır. Bu yüzden en uzak 2 nokta ekvator çizgisinde olmalıdır. Bu bilgilere dayanarak en uzak noktaların rastgele bir boylamın kestiği 2 ekvator bölgeleri arasıdındaki mesafe olmalıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ayı herhangi bir bombayla vurarak yok edebilir miyiz, eğer ki bunu başarırsak dünyada ne değişir.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hali hazırda ayı patlatabilecek kadar materyalimiz ve bilgimiz bulunmaktadır. Bence eğer patlatırsak başlangıçta aydan kopan şarapnel parçaları tarafından dünyamız tehtid edilir. Ayımız yok olduğunda dünya üzerinde su seviyesi düşer ve gelgit olayları yaşanmaz. Yaşansa da kayde almamıza gerek olmayacak kadar küçük olur. Ay yok olduğunda dünya ve ay arasındaki kütleçekim kuvveti yok olur ve dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi sapmaya başlar. Yörüngesi sapan dünyada da ani iklim ve sıcaklık değişimleri gözlenir. Ay'ın kütle çekiminin yok olmasından ötürü dünyanın hızı da etkilenir. Hızı değişen dünyadaki her şey de eylemsizlikten dolayı hareketlenmeye başlar hatta dünyadan bile kopup uzayda sürüklenebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mutasyonu tamamlamak nedir?Gerçekten de herhangi bir tür için cinsiyetler arasında gelişmişlik farklılıkları görülebilir mi? Varsa örnekleri nelerdir?
Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaşlanma neye göre değişir? kaplumbağa 200 yıl yaşayabiliyorda insan neden yaşayamıyor?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

İnsan türünün genetik potansiyel yaşı 130-140 yıl civarı.

Ömür, hücrelerin ortalama bölünme sayısı -telomer- üzerinden elde edilen genel bir süreyi ifade eder. Ancak, bu yaşam biçimiyle daha alakalı bir durum. Çünkü hücrelerin bölünme gereksinimi ve telomer uzunluğu yaşam biçimiyle değişen bir durum.

Türler arası ömür süre farklılıkları multifaktöriyel bir durumdur. Genele baktığımızda, aynı türün büyük varyasyonları daha az, küçük varyasyonları daha çok yaşamakta ortalama. Büyüklük, hücre replikasyonunun çok olması anlamına gelmekte. Her kopyada kırıklar oluşacak, onların kopyalarındaki kırıklar da birikerek devam edecek. Uzun boylu olmanın kansere yatkınlığı da -tamamen genelleme olarak ifade edilir kesinlik içermez-, aynı mekanizma nedenlidir.

Diğer yandan ömrü belirleyen en önemli mekanizma, ETZ diye bildiğimiz, besinlerin enerjiye çevrilmesinde kullanılan elektron transport zinciri. Burada karbon bağlarından alınan elektronlar, mitekondri zarında protonlarından zar dışına itilerek ayrıştırılır. Arada oluşan yük farkı, ATP olarak kullanılır. İşlem sonunda elektronlar ve protonlar birbirine hızla kavuşur. Ancak bu sistemde sürekli olarak proton kaçakları olur. En ideal beslenmede bile 1000de 4 proton kacağı oluşur. Bunlara da serbest oksijen radikali denir. Elektron kaybettikleri için dengesiz hale geçerler ve elektron almak için mitekondri ve hücre zarlarına saldırırlar. Onlardaki yoğun elektronları çalarlar. İşte hastalıkların zemini de bu şekilde oluşur çoğu zaman. Bu kaçakların çok olması, farelerde ömrün 6 aya kadar düşmesine neden olur. Kargalar ise çok uzun yıllar yaşarlar çünkü ETZ sistemlerinde proton kaçağı oldukça azdır.

İnsan türü, kendisi için planlanmış ömürle alakası olmayan bir ömre sahip. Planlı ömrün yarısını bile kullanamıyor. İşte bir türün yaşam süresini genetikten çok yaşam biçimi belirler. Hayvanlarda yaşam biçimi görece aynı olduğu için bireyler arası fark daha az görülür.

Yaşam biçimi hücre bölünme sıklığını, telomer uzunluğunu, ETZdeki proton kaçak miktarını ve oluşan kaçakların temizlenme miktarını DOĞRUDAN etkiler. Genetik olarak zayıf olarak kabul edebileceğimiz bir kişi, ideal yaşam şartlarında uzun yaşayabilir, genetik olarak güçlü kabul edebileceğimizi kişi yaşam şartlarını olumsuz hale getirip ömrünü kısaltabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
855
Fırat Oğhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Felsefeci ve filozof arasındaki fark tam olarak ne? Kime filozof denir, filozof olmak için ne yapmak gerekir?
Puan Ver
1
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yapay seçilim ise; bizden önce evrilen biri düzenledi. Doğal seçilim ise; işlevsel bir organ (fittest) neden kaybolur.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba,

Atalarımızın kuyruğunun varlığının bilinmesi fakat bizim kuyruğa sahip olmamamız, doğal seçilimin bir ürünüdür.

Kuyruk, birçok hayvanda denge ve kimi zaman tutunma amaçlı kullanılan bir organ olup genellikle yerden yüksekte yaşayan hayvanlar tarafından kullanılmaktadır.

Kuyruk, atalarımız olan insansı maymunların ağaçlardan inmeye başlamasıyla birlikte yitirilmeye başlanmıştır. Bu süreç içerisinde de kuyruğa ihtiyaç kalmaması, kuyruk üretiminin ve kuyruğa sahip olmanın enerji kaybı olması dolayısıyla kuyruk, doğal seçilim ile evrimsel süreçte yok olmuştur.

Bilimle kalın.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
125
Mehmet Pürselim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsanlar el ve ayak gibi bakışımlı uzuvlarda bir tarafı da çok kullanıyor. Biyolojik ve evrimsel bir açıklaması olmalı.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba,

Sağ veya sol uzuvlarımızın baskınlığı beynimizin yapısı ve işleyişi ile alakalı bir durumdur. Yaptığımız her şey beynimizin sağ ve sol yarımküresinde gerçekleştirilmektedir. Beynimizden vücudumuza giden ve vücudumuzdan da beynimize gelen sinirler beynimizin medulla oblongata bölgesinde çaprazlanmaktadır (deküzasyon), bunun sonucu olarak da sağ elimiz, sağ bacağımın gibi vücudumuzun sağ kısmı sol yarımküre tarafından, vücudumuzun sol kısmı ise sağ yarımküre tarafından kontrol edilmektedir. Bu iki yarımküre bir araya gelerek tüm vücut fonksiyonlarımızı oluştururlar. *¹

İnsanların %74-%96'sı sağ elini baskın olarak kullanmaktadır.

Ayakta duran ilk hominid(insansı) olan Australopithecus anamensis'ten tam dik yürüyen Homo habilis'e ve ondan da bizlere kadarki süreçte şuan el olarak kullandığımız uzuvların fonksiyonu ve beyindeki yerleri farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar beyin büyüklüğünü olumlu yönde etkilemiştir. *²

Peki ya insanlar neden sağ elini baskın olarak kullanmaya başlamıştır?

Sağ elliliğin 500.000 yıllık bir baskınlık durumu olduğu biliniyor olsa da bu soru henüz tam olarak cevaplanamamıştır, üzerinde hâlâ çalışmalar devam etmektedir. Uzmanlar, dilden kaynaklı bir sağ el baskınlığı süreci olmuş olabileceği hakkında görüşler bildirmişlerdir. Yani dilin sol yarımküre ile yönetiliyor olmasının sonucu olarak, bir yan etki, hatta biraz da tesadüfi olarak sağ el baskın gelmiş olabilir. *³

Ayrıca sol yarımkürenin, konuşma, anlama, akıl yürütme, problem çözme, işitme, okuma gibi birçok motor işlevler açısından", sağ yarımkürenin de duygusal ve düşünsel işlevler açısından daha baskın olduğu bilinmektedir (solaklık durumunda motor fonksiyonlar sağ yarımküre tarafından kontrol edilir, bu ufak farklılığın nedeni halen tam olarak anlaşılmış değil). Dikkat edilirse rutin işlerimizin tamamı sol yarım küre tarafından yönetilmektedir. Yani sol yarımkürenin baskınlığının avantajı olarak beynimiz, daha az maliyetle, daha maharetli ve daha hızlı bir şekilde rutin işlerimizi gerçekleştirmektedir. Sağ yarımkürenizi kullanıp, yazı yazarken, okuma yaparken her harfi düşünmek, konuşurken her harfi planmak zorunda kaldığınızı düşünün; yazmada, okumada ve konuşmada ilk düzeyinizden öteye geçemezdiniz. İşte sol yarımkürenin dolayısıyla sağ uzuvlarımızın baskınlığının nedeni, işlevlerin daha hızlı ve daha az maliyetle yapılması amacı olabilir (Canan, 2019, ss. 239,240,241). *⁴

Bilimle kalın.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Sinirlerin çaprazlanması
  2. İlk kez ayağa kalkan ve dik yürüyen türler Açıklanmış olan türlerin daha detaylı bir şekilde araştırılması gerekmektedir.
  3. İnsanların çoğu neden sağ elini kullanıyor?
  4. Canan, S. (2019). Değişen Be(y)nim. İstanbul: Tuti İçerik kopyala-yapıştır biçiminde yazılmamış, yorumlanmıştır.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu şekilde birkaç haber var. Bunların doğruluğu nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Gün içerisinde defalarca, farkında olarak ya da olmayarak hipnotik etkiye gireriz. Tv izlerken, otobüste giderken, kitap okurken, vs vs. Hipnotik etki, bilinçaltı kapılarının dış uyaranlarla olan kalın izolasyonunun azalması demek oluyor kabaca. Yatmadan önceki bir saatlik dilim de, yüksek oranda hipnoz olduğumuz bir süre. Yatmadan önce okunan kitap, ders çalışma, izlenenler, vs, daha kalıcı olarak hafızaya geçer, bilinçaltı etkisi nedeniyle rüya olarak karşımıza çıkabilir. Bilinçaltının anlam dünyası bilince yabancı olduğu için, çoğu rüya hipnotik dönemde etkilerin sonuçlarıdır. Ancak bunu anlayamıyoruz bilinçaltı kodlarımızı, yorumlama biçimimizi bilmediğimiz için.

Soruda, yatmadan önce yapılan bir faaliyetin etkisini, daha sonra yapılan etkisiz bırakır mı, ya da etkisini azaltır mı şeklinde sanırım. Aslında burada sonuç öznel olacaktır daha çok. Teorik olarak son yapılan faaliyetin etkisi fazla olmalıdır, ancak kişi bir öncekinde yoğunlaşmış, duygu yükselmesi olmuş ise vs ilk faaliyetin etkisi yoğun olacaktır.

Özellikle -hala izleyen kaldıysa- tv izlerken farkında olmadan dalıp gittiğimiz anlar olur, işte o sırada ne izlediğimiz bilinçaltı açısından önemlidir. Haber, siyasi, şiddet gibi olumsuz içeriklerin etkilerinden kendimizi korumak zorundayız.

Özellikle çocukların ilk yaşlarda beyin kaydının derin seviyede yapılması nedeniyle, ne izlettiğimizin önemi, çoğu zaman ona ne öğrettiğimizden bile önemli olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Pınar Şakarcan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin, algı merkezimizi aşan ama ölçmek için cihaz geliştirmediğimiz bir doğa olayı, bize görsel, işitsel, manyetik vs. yolla ilham verebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Henüz kendi boyutumuzdaki etkileşimleri anlamaktan aciziz. Higgs bozonu gibi maddeye kütlesini veren en temel bozonu bile yeni bulabildik. Fizik evrenin yüzde 4-5 kadarından sadece haberimiz var. Anlayamadık. Geri kalan kısmından bir bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle, kendi boyutumuza ait - ait olduğunu düşündüğümüz-, tüm fenomenler bile tam olarak anlaşılabilir açıklanabilir değil şimdilik. Neden.

Bir sonuç üzerinde konuşurken, o sonucu oluşturan nedenler faktörleri analiz ederiz. Bu açıdan gidebildiğimiz maksimum bir sınır var. Ancak, açıklanabilen ile açıklanamayanın arasındaki bu sınır, bizim UMWELTimizin de sınırları aynı zamanda. Fizik evrende açıklanan fenomen, olayların temel oluşum işleyiş etkileşim biçimlerini büyük resimden görme ihtimalimiz şimdilik yok, belki de ışık ve elektron gibi bu boyutla uyumlu olmayan bir çok fenomen, üst başka bir boyuttaki bir varlığın bu boyuttaki kayba uğramış hali olabilir. Büyük patlamada oluşması beklenen süper simetri kırılmasının açıklanamıyor olması bilimsel açıdan yetersizliğimiz, ancak boyutlar arası etkileşim asla olamaz demek tutuculuk olur. Çünkü büyük patlamada sadece bizim evrenimiz oluşmuştur, başka hiçbir evren oluşmamıştır da denemez, başka evrenler yoktu, büyük patlama ile bizimki oluştu da. Çünkü bilmiyoruz.

Bir çok teorik yaklaşım, bütün olasılıkların eşzamanlı olarak zaten var olduğunu, irade nin kendi elektromanyetik alanı - bilinç düzeyi üzerinden bunlardan tercihte bulunduğu şeklinde. Yani paralel evrenlere tekabül eden, zannettiğimiz gibi tekil, tekdüze, sınırlı bir varoluşun olmadığı şeklinde. Şahsen bunu daha olası bulmak mümkün.

Aynı şekilde farklı boyutların kendi kurallarının birbirini etkilemesi de -tabii ki asla anlayamacağımız şekilde- gayet mümkün. Ancak bunu teorik, felsefi zeminde ifade edebiliriz. Bilimsel bir zeminde ele almamız şimdilik mümkün değil.

Bir dönem Boltzmann ın atom teorisini ortaya atmasından dolayı bütün bilim dünyasınını onunla dalga geçmesi, ardından intiharından 2 yıl sonra teorisinin gerçekliğinin anlaşılması gibi farklı bakış açılarını yargılamamalı, açık olmalıyız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
14 milyar yıllık evrenimizde atomlar bozundumu? Bozunmadıysa ne zaman bozunacak? Evrendeki entropi olgusu yeni oluşan bir atoma ne zaman etki eder ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Atomlar 3 temel parçacıktan meydana gelir. Elektronlar, protonlar ve nötronlar. Proton ve nötronlar birbirine benzer, aynı kuarklardan oluşmuşlardır ve kütleleri neredeyse eşittir. Buna karşın nötronlar kararsızdır. Atom çekirdeği dışında hemen bozunurlar. Oysaki protonlar çok kararlıdır. Evrenin yaklaşık yaşı 110'dur. Buna karşılık bir protonun yaklaşık ömrü 1034 yıldır. Henüz bozunan bir protona rastlamadık ama bu bozunmayacakları anlamına gelmiyor.

Elektronlara gelince; enerji korunumu, düşük enerjili parçacıkların yüksek enerjili parçacıklara dönüşebilmesi için dışarıdan enerji almaları gerektiği anlamına gelir. Enerji ve yük korunumunu birlikte düşündüğümüzde, elektronların muhtemelen sonsuza kadar kararlı kalacakları sonucuna varırız. Çünkü eksi elektrik yüklü ve daha küçük bir parçacık bilmiyoruz henüz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Protonlar Bozunur mu? Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
245
İhtiyar Hu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çünkü karbondioksit üflüyoruz oksijen yakar yoksa oksijeni itelediğimizden mi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba

Aldığımız havada yaklaşık %21 oksijen varken verdiğimiz havada yaklaşık %16 olur yani aldığımız oksijenin yaklaşık %25'ini kullanır, %75'ini geri vermiş oluruz.

Tutuşmamış ama köz halinde olan bir sobada yakıt(kömür/odun vb.) etrafındaki havada "yakıttan çıkan gazlar ve hemen etrafindaki oksijeni yavaşda olsa harcamasından" dolayı oksijen orani normal havanınkinden düşüktür, biz üfleyerek bu yabancı gaz bariyerini deleriz. Daha fazla oksijenle temas eden yakıt alev alır.

Ayrıca gaz tanelerinin hızını arttırarak çarpışma sayılarınıda etkilemiş oluruz buda tepkimeyi hızlandırır ve ek olarak rüzgar(üfleme) yakıtın yanmamış kısmının üzerine birikmiş kül, is vb. maddeleri savurur ve yanmamış kısmın hava ile temasını mümkün kılar buda alevi arttırabilir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Oksijen Oranı Güzel bir kaynak bulamadım
  2. Solunum Solunum hakkında daha fazla bilgi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,258
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ya da yaklaşınca neden mavileşir ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Galaksilerin kırmızı veya mavi görünmesini biz ''Doppler Etkisiyle'' açıklıyoruz. Doppler etkisi, hareketli gözlemcinin dalga frekansını farklı algılaması durumudur.

Doppler etkisini galaksilere uygulayacak olursak bizden uzaklaşan galaksi bize normalde yolladığından daha uzun dalga aralıklı ışımalar gönderecektir. Bu yüzden biz o galaksiyi kırmızı tonlarında görürüz. Eğer galaksi bize yakınlaşıyorsa normalde yolladığından daha küçük dalga aralıklı ışımalar yollayacaktır bu yüzden bizde gezegeni mavi tonlarında algılarız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Doppler etkisi doppler etkisi ile ilgili temel açıklamalar
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
VI. fonksiyonda x yerine 7 koyduğumuzda f^-1(9)=-1 oluyor ama III. fonksiyonda x yerine 3 koyduğumuzda f^-1(3)=-1 oluyor şimdi f in tersinde 3 mu -1 yoksa f in tersinde 9 mu ? neyi yanlış yapıyorum veya bilmediğim ne f in tersinde 9, -1 e eşitse bu durumda f te -1, 9 a eşit olmalı ama f te -1, 3 e eşit beni aydınlatırsanız sevinirim
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bu konuda yapılmış bilimsel araştırma var mı varsa aşağıya link bırakırsanız sevinirim
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Anonimos Anonimos
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
1 nefes nargile çekiminin yaklaşık 50 nefes sigara çekimine eşdeğer olduğu söyleniyor. Bu konuda bilim dünyasında mutabık bir referans sayı var mıdır?
Puan Ver
0
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
mutasyon bilgi eksiltirken, nasıl eksilen birşey daha büyük olur. (mesala fil)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bir mutasyon çeşidi olan duplikasyonda genetik materyalde artış gözlenir.Duplikasyon, bir kromozomun bir parçasının o kromozom üzerinde iki veya daha fazla sayıda tekrarla görülmesi şeklindeki kromozom anomalisidir. Yani kromzomun bir kısmının kendi kendini eşlemesi olarak da tanımlanabilir.

Gen duplikasyonu olayının evrimde önemli bir rol oynadığı kabul edilmektedir.

konuyla ilgili ilginç bir bilgi:

https://noroblog.net/2019/12/31/huntington-hastaligi-yuksek-zekamizin-bedeli-mi/

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
110
Mustafa Güzel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ben öyle biliyorum yinede sorayım dedim.
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sonuçta bir kuvvetin bunları elektrota doğru çekmesi gerek bu hangi kuvvet ve bu çekme işlemi nasıl gerçekleşiyor ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Kerem Güray , Eski bir YKS öğrencisi

Galvanik pillerde anot katot arasındaki iletken metal teller anottan katota doğu elektron akışını sağlamaktadırlar. Bu elektron akışı sayesinde Anot elektrot oksidasyona uğrarken, Katot elektrot redüksiyona uğrar. Soruna gelecek olursak galvanik pillerde katot kabında bulunan bir maddenin derişim farkından yararlanmak istiyorsak o maddenin suda (yani kap sıvısında) çözünebiliyor olması gerekir. Bu yüzden katot kabındaki maddeler redüksiyon esnasında çözünen madde oldukları için çökelti oluşturamazlar. Aynı zamanda metal telden katot kaba gelen elektronlar taşıdıkları negatif enerjıden dolayı + yüklü iyonlara çekim uygulayacakları için suda bulunan iyonları katot elektroda çekerek yapışmasını sağlar. Tabi bu şekilde çalışmayıp platin, altın gibi pasif metaller sayesinde değişikliğe uğramayıp olduğu gibi kalan inert elektrotlar da var ama bu elektrotlar da genelde suda bulunan H(+) iyonlarını indirgeyerek iyonun gaz şeklinde çıkmasını sağlıyor..

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
-Sanat, simetri (güçlü ve uygun olmak gibi) bir kriter olmadığı halde neden her hayatta kalanlarda simetri ve güzellik var.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Simetri, canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir ancak bu kesinlikle genellenemez. 

Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz.

Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür.

Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken, diğeri çok kısa kalabilir.

En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. Bu tür, deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz, vatozda gözler kafanın iki yanındadır. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen, bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur; diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi, alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir.

Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir.

Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile, iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır, akciğerler asimetriktir, karaciğer, dalak, bağırsaklar, bunların hepsi asimetriktir.

Simetri, temel olarak hayvana avantaj sağlar, çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olması ihtimali, yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Ayrıca, bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita, yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi, moment gibi kavramlar).

Ancak kimi zaman doğa, çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. En bilinen örneği, yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü'nde Doç. Dr. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi "Dalgalanan Asimetri" (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. Evrim, milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir.

Eğer canlı simetrikse, bunun sağlanması ise genetik olarak olur; hemen her zaman olduğu gibi. Genler, buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. Ancak bu da, gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir.

Sanat ve güzellik için https://evrimagaci.org/sanat-mental-denge-ve-evrim-anlam-yukleme-ve-estetik-kavrami-146 Buraya bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1 Simetri.
  2. Kaynak 2 Daha önce sorulmuş benzer bir soru.
  3. Kaynak 3 Sanat, Mental Denge ve Evrim: Anlam Yükleme ve Estetik Kavramı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
uyduyu yörüngesinden saptırıp hareketini kontrol etmek için nasıl bir yok izlenmeli ? ve ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Başlangıçta gezegeni yıldızlararasında yolculuk yapabilecek kadar dayanıklı bir hale getirmemiz gerekirdi. Meteor gibi materyallerden azami hasarı alabilecek şekilde gezegeni toparlamalıyız. İlk sıkıntılarımız burada başlıyor. Uyduyu kontrol eden mürettebatı veya uydudaki popilasyonu korumak gerekiyor. insanları korumanın bence 3 yolu var. 1. yol herkesi merkeze yakın noktalara yerleştirmek. 2. yol herkesi yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek. 3. ve kullanmak istediğim yol ise taşımam gereken popilasyonu yeraltına koyup mürettebatı yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek olur. Daha sonra uydunun her yerinden anlık bir bilgi akışı gerçekleştirmemiz gerekir. Uydunun bir bölümündeki hasar ana merkeze anlık olarak ulaşabilmeli ve hızlı bir şekilde müdahale edilebilmeli. Sonra atmosferi uyduda koruyabilmek için bir tabaka sermeliyiz. Eğer o tabakayı sermezsek atmosferimizi aniden kaybederiz. Sonra hammadde ve kaynak sağlayabilmek için hızlı ve verimli bir uydu dışı aktarım merkezi yapmalıyız. Uydunun bakımını yapabilmek ve hammadde bulabilmek için buna ihtiyacımız var. Uyduyu yörüngeden çıkarmadan önceki son adım ise gezegeni hareket ettirecek ve her yöne dönebilecek ana ve yan motorlar yapmak.Ana motorlar yavaş ama güçlü yan motorlarda hızlı ama zayıf olacaklar. Ana motorları ekvatora yan motorları ise kutuba yakın yerlere yerleştirmek mantıklı olacaktır. Çünkü ana motor özellikle uyduyu yörüngeden çıkarabilmek gibi güç isteyen işleri yaparken yan motorlar hareket kabiliyetini arttırabilmek için ve yörüngeden çıktıktan sonra istenilen yöne hızlıca dönebilmek için kullanılacak. Ama bu motorlar gerçekten çok ciddi bir boyutta olacak ve yüksek ihtimal motor için gereken hammaddeyi ve yakıtı gezegen dışı bir yerden elde etmemiz gerekir. Bu yakıtta güçlü bir yakıt olmalıdır. Yakıt kaynağı olarak füzyon reaktörü tarzı bir şey ancak işimizi görür. Motor ve yakıt düzeneği gezegenin önemli bir alanını kaplayacak. Bence artık uydumuzu yörüngeden çıkarabiliriz. Uyduyu yörüngeden çıkarmak için içinde bulunduğumuz yıldızın çekim kuvvetine 90o'lik bir açıyla uzaklaşmalıyız ve bunu yaparken yavaş olmalıyız çünkü gezegenin hızına ciddi bir etkide bulunmamalıyız. Sadece yönünü değiştirmeliyiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şartlar; - Daha az yıldız ışığı -2 kat yer çekimi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bence insanı bu şartlara koysaydık:

Kemik yapıları azalan yıldız ışığından dolayı zayıflardı ve kemik erimesi şu anki insanlıktan daha genç yaşta başlardı. Yerçekiminin etkisi ise bizim boyumuzu kısaltırdı ama daha yoğun bir kas yapısına sahip olurduk. Organlarımızda bu kas yoğunluğuna dayanabilmesi için daha şiddetli çalışırdı. Ayrıca beslendiğimiz yiyeceklerde değişirdi. Bir et ürünü yemek istersek daha uzun süre kaynatmak yada kızartmak gerekirdi. Çiğnemesi de daha zor olurdu. Bu yüzden insanlığın dişleri de güçlenmesi gerekirdi. Bitki tarzı yemeklerde ise insanlığın edineceği kalori ve mineral ihtiyacı şu anki gibi gövde ağırlıklı bitkilerle değil kök ağırlıklı bitkilerle olurdu. Kökü şu anki bitkilerden daha geniş olan bitkilerle besin ihtiyacımızı karşılıyor olurduk.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Memeli hayvanların üreme etkinliği ni kasıtlı ve ya kasıtsız yok edebilecek bir kimyasal karım (sentez) var mı ? yada bunun başka bir yolu var mı ?

Toplam 3677 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Profesyonel bir gerici, gerçek değişimin potansiyel kaldıracını hemen fark eder ve bundan nefret eder.”
Stephen Buranyi
Geri Bildirim Gönder