Puan Ver
0
Puan Ver
175
Mustafa Güzel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
yANİ EVRENİN BÜYÜK BİR PATLAMA SONUCU OLUŞTUĞU KESİN Mİ ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

1 - Big Bang'in gerçek olup olmaması ile, teori veya hipotez olup olmaması arasında bir ilişki yoktur. Bu konu hakkında eklediğim kaynakta geniş bilgi bulabilirsin.

2 - Big Bang [her ne kadar büyük patlama demekse de] evrenin büyük bir patlama sonucu meydana gelmesi değil, evrenin genişlemesidir. Yoksa herhangi bir madde sıkışıp patlayarak etrafa bir şeyler saçmış ve evren meydana gelmiş değildir.

3- Big Bang teorisi esasen iki temel fikir üzerine kuruludur: Fiziksel yasaların evrenselliği ve kozmolojik prensip. Kozmolojik prensip, evrenin makro ölçeklerde homojen ve izotrop olduğunu varsayar. Bu fikirler önceleri birer hipotez konumundaydılar, fakat günümüzde gözlemlerle desteklenmektedirler.

Gözlemsel kozmoloji alanındaki gözlemsel gelişmeler Big Bang’a kesin bir destek sağlamaktadır. En azından bu alanda çalışan araştırmacılar arasında bu görüş ortaktır. Big Bang’ın karşısındaki temel teori olan "durağan hal teorisi" de kozmik arka plan ışımasına ilişkin gözlemleri, hafif elementlerin salınmasını ve galaksilerin evrimini açıklamakta yetersiz kalışı nedeniyle günümüzde tümüyle marjinal bir duruma gelmiş bulunmaktadır.

Big Bang aslında, hâlen gözlemlerin bir yanlışını çıkaramadığı genel göreliliğin bir sonucudur. Dolayısıyla kimilerine göre Big Bang’ı reddetmek genel göreliliği reddetmek demektir.

Buna karşılık birçok dönem veya fenomenin hâlen pek fazla bilinmediği bir gerçektir. Örneğin, antimaddeye kıyasla hafif bir madde fazlasının söz konusu olduğu baryogenez dönemi ve kozmik şişme evresinin sonuna ilişkin ayrıntılar, özellikle ısınma-öncesi ve ısınma evreleri... Geliştirilecek yanları olan Big Bang modelleri hâlen gelişim içinde olmakla birlikte, artık Big Bang’ın genel kavramını tartışmak yeterince güçleşmiş bulunmaktadır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
225
Yusuf Avcı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
12. sınıf biyoloji yazılı sorumdu. Birinde sıcaklık iyi ışık kötü, diğeri tam tersi. Bir karşılaştırma yapamadım. Nedeniyle beraber açıklar mısınız.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Elimde herhangi bir kanıt olmadan şunları söyleyebilirim:

Bir bitki fotosentez yapabilmek için görünür ışığa ihtiyacı vardır. Eğer kırmızı ışıkla yeşil ışığı karşılaştırırsak bitki kırmızı ışıkta daha iyi fotosentez yapar. Belki çok uzun süre gözlemlersek sonuçlarını 2 eş tür bitkide görebiliriz.

Sıcaklık açısından bakarsak, ideal sıcaklıkta yetişen bir bitki ile daha sıcak ya da soğukta yetişen bitki arasındaki bitkideki farkları hemen gözlemleyebiliriz.

Bu yüzden sıcaklık bitkide hayati önem taşırken, ışığın rengi o kadar da mühim olmuyor. Sonuçta her türlü ışık alması bu soruda yeterlidir.

Bu yüzden cevap 25 derecelik olmalıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
15
Ali Baran
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Bizim dilimizde ikisi de kurbağa demek. Her ikisi de amfibi sınıfındadır.

Toad; daha çok kara kurbağalarına verilen isimdir. Cildi kuru ve pürüzlüdür, yumurtalarını bir zincir oluşturacak şekilde bırakır. Kurbağalarının (frog) alt sınıfının bir üyesidir.

Frog; genel bir üst sınıf terimi olsa da, daha çok su veya tropikal iklim kurbağalarına denir. Cildi sümüksü bir yapı ile kaplı kaygan ve pürüzsüzdür, renkli tonlara sahip olabilirler. Yumurtalarını bir küre olacak şekilde bir araya toplarlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Frogs
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
125
Halil Çiftçi
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kadınlar evrimsel süreçte çocuklarını daha iyi koruyacak erkeklere yatırım yapmışsa günümüzde neden kadın cinayetleri var dişinin korunması gerekmezmi
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Öncelikle; her kadının doğru erkeği seçtiğini söyleyemeyiz.

İkincisi; bahsettiğin konunun oranı, evrim süreci içinde değerlendirdiğimizde, gözardı edebileceğimiz kadar küçüktür.

2019 yılında Türkiye'deki kadın cinayeti sayısı 299'dur. 2019 Türkiye kadın nüfusu ise 40.863.000 civarıdır. Türkiye'deki kadın cinayeti oranı %0,0007'dir. Bu oran istatistik biliminde pek kayda değer görülmez. Öte yandan, kadın nüfüsu sayısını daha gerçekçi olarak ele alırsak, evli olmayan ve çocukları elediğimizde bu oran %0,036'ya çıkar ki, istatistik açısından kayda değer bir rakam olsa da, karar vermek için yeterli değildir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
295
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir fosilin kalıntısının kaç milyon yıllık olduğuna dair ne yollarla bilgi toplanır?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Fosillerin yaşını öğrenmek için birçok yöntem kullanılabiliyor. Fosil ağaçların halkaları gibi. Bu saatler son derece tutarlıdır, hata payı neredeyse 0'dır ve size yaklaşık yılı değil, spesifik yılı verirler, "4500-4600 yılları arasında" değilde 4562 gibi. Ancak bu saatleri kullanmak için elimizde çok sayıda fosil orman bulunmalıdır, ki bu kadar fosil ormana sahip değiliz. Sadece 11.500 yıl öncesini söyleyebiliyoruz.

Burada bir başka yöntem devreye giriyor. Atomların yarı ömürlerini kullanarak ne kadar eski olduklarını bulabiliyoruz. Bu saatler çok çeşitli olabiliyor. Örneğin Rubidyum-87'nin yarılanma ömrü 49 milyar yıl, fermiyum-244'ünki ise 3,3 milisaniyedir. Bu iki aşırı uç elimizdeki saatlerin ne kadar afallatıcı bir aralıkta işe yarayabileceğini göstermektedir. Karbon-14 de oldukça meşhurdur, yarılanma ömrü 5.730 yıldır. Evrimsel çalışmalarda en çok kullanılan izotop, yarılanma ömrü 1,26 milyar yıl olan potasyum-40'tır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Richard Dawkins- Yeryüzündeki En Büyük Gösteri Evrimin kanıtları için bir kitap. Bölüm 4'ten yararlandım.
  2. Wikipedia Wikipedia'nın yarılanma süreleri ile alâkalı bir makalesi.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten de rüyalarımımızı yönlendirip uykuda öğenebilir miyiz yoksa bu inanış bir şehir efsanesi mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Eğer burada ki bahsedilen "uyku öğrenmesi" direkt olarak uyuyarak ve rüya içinde insanın kendi fikirleri ile öğrenimi ise böyle bir eylem araştırdığım kadarı ile mümkün değildir. "Rüya" denilen şey zaten bilinçaltında var olan bütün bilgilerin/şeylerin karma karışık, düzensiz bir biçimde veya o an ki duruma göre etkilenilen herhangi bir olaya göre oluşturulması ile ortaya çıkan bir şeydir. Örneğin, hayatımızda hiç görmediğimiz bir "insan yüzünü" rüyamızda görmemizin olanağı yok gibi gözüküyor. Çoğu rüyamızda hiç görmediğimiz yüzleri görüyor gibi olabiliriz fakat bu aslında böyle değildir. O gördüğümüz yüzler ve diğer bütün imgeler hayatımız boyunca görmüş olduğumuz şeylerin bilinçaltında birbirleriyle iç içe geçmiş, "random" şekilde oluşturulması ile ortaya çıkar. Kısacası aslında rüyamızda ki gördüğümüz her şeyi gerçek hayatımızda da en az "bir" kere görmüşüzdür fakat bunun farkına varamamışızdır zaten bu yüzden buna "bilinçaltı" denir. Durum böyle olunca hiç bilmediğimiz bir bilgiyi de rüyamızda öğrenmemizin mümkünatı (şuan için) yok. Ek olarak; araştırdığım bir konuda rüyada öldüğümüzde niye aniden uyanırız sorusunu, yukarıda ki söylediğim, "en az bir kez" olayı ile bağdaştırabilirsiniz. Önceden hiç tatmadığımız bir tecrübe olan "ölüm"ün bilinçaltımızda oluşturduğumuz bir karmaşıklıkta bir yansımasını yapamadığımız için beyin kendini uyandırır olarak az da olsa açıklayabiliriz.

Diğer yandan eğer bahsedilen olay uyku halinde "dışarıdan bir etkileşim" ile öğrenim ise bu mümkündür. Bu konu hakkında yapılan bir çok olumlu araştırma mevcut. Hatta yapılan bir tetkikte belirli sayıda ki deneklere, uyurken hiç bilmedikleri dilde kelimeler ve bu kelimelerin ana dillerinde ki karşılıkları dinletilir. Bu deneklere uyandıklarında, uyku halinde dinletilen yabancı kelimeler söylenir. Deneklerin bir çoğu sanki bu kelimelerin bazılarını yıllar önce hayatlarının belirli bir döneminde duymuş gibi olduklarını ve anlamlarını bildikleri gözlenir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
65
Emre Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver
Alperen Er , Programlama Öğrencisi

Öncelikle bu sorunun tek bir cevabı olmadığını anlamanı istiyorum, yazılım dünyası o kadar geniş ki senin sorduğun soruya çok çeşitli cevaplar verilebilir ama ne kadar doğru olur bilemem. Yazılım dünyasının bu kadar geniş olması sebebiyle de doğal olarak insanlar farklı uzmanlıklar üzerinde çalışır; Network, back-end, front-end, gömülü sistemler ve bir çoğu... Yazdığın 3 şey de birbirinden farklı şeyler, en azından html diğer ikisinden çok daha farklı c++ öğrenip her şeyi yapabilirsin ama bu cevap ne kadar doğru olur bilmiyorum çünkü bir sürü değişken mevcut bu soruyu cevaplarken. C++'ın kullanılamayacak bir alanı yok ama bu daha çok tekerleği yeniden keşfetmeye benziyor günümüzde teknolojiler o kadar gelişti ki bir probleme ve çözüme yönelik onlarca farklı framework ve programlama dili mevcut. Yani bir dil ile neler yapabileceğini söylemek çok da doğru değil, daha doğrusu bir alan üzerinde güncel olarak hangi diller, framework ve kütüphaneler kullanılıyor bunu araştırıp sorgulamak daha doğru. Giriş yapmak için gereken şey ise bütün dilleri öğrenmektense tek bir dile odaklanıp o dili öğrenmeyi çabalamak. Bunu şu şekilde de düşünebilirsin İngilizce, Fransızca, Rusça, Çince öğrensem neler yapabilirim ne kadar yararlı olur? Her birinin kendince bir faydası olacaktır elbette ama hepsini aynı anda öğrenebilir misin ? veya hedefinde Rusya'da yaşamak istiyorsun peki Çince öğrenmek buna fayda sağlayacak mıdır ? Programlama öğrenirken hangi dili öğrendiğin çok da önemli değil ama hangi alana odaklanmak istediğin önemli o yüzden seçimi yapmadan önce yazılım alanları için öncelikle daha fazla araştırma yapmanı ve genel bilgi sahibi olmanın öneririm. Daha sonra istediğin alanda kullanılan popüler bir dilden başlar ona yoğunlaşırsın dilden dile de atlamamanı şiddetle tavsiye ederim, seçtiğin bir dilde uzmanlaşmak diğer dillere geçişinde kolaylık sağlıyor dolayısıyla zaman geçtikçe kullanılan teknoloji geçerliliğini yitirdikçe sende yeni şeylerle sürekli güncelleniyorsun, bu şekilde devamı kendiliğinden gelecektir.

Benim zamanım bol daha profesyonel yaklaşmak istiyorum diyorsan, direk C dilinden başlayıp algoritmayı daha iyi oturtmayı programlamanın mantığını daha derinden anlamaya çalışabilirsin. Bol pratik, bol çalışma ve araştırma ile uzun süreli bir eğitim olacaktır.

Öğrenmek için kaynaktan bol şey yok ancak bir ders tavsiyesi istersen de Engin Demiroğ'nun udemy'de 45 saatlik c# Kursunu tavsiye ederim, başlangıç için çok güzel bir eğitim seti.

Ben de öğrenen bir öğrenci olduğumdan hatalarım var ise affola.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Büşra  Nur Akdemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Biyolojik evrim, türlere ait bireylerin yaşam içinde gözlemine müsade etmeyecek kadar yavaş, tür ün birey gibi ele alınması gereken çok uzun vadeli bir süreçtir. Oysa kültürel evrim katlanarak ilerlediği için, her yeni gelişim aşamasında, ivmelenir ve görünür şekilde gelişir. Fütüristler önceleri 10-20 yıllık öngörülerde bulunabiliyorken, günümüzde 5 yıllık öngörüler bile iddialı olamıyor, çünkü gelişim o kadar hızlandı ki, nasıl ilerleyeceği önceden sezilemiyor. Burada sorun, biyolojik evrim ile kültürel evrimin hız farklarından dolayı türe ait bireyler açısından makasın açılıyor olması hali. 50 bin yıl geçmişe ait genetik mirasa sahip insanın, kültürel olarak uzayda yaşamaya çalışması, bu mesafeyi netleştirecek bir yaklaşım olabilir. İnsan olarak birey bazlı bir bakış açısına sahibiz genel olarak. Bu nedenle uzun vadeli değişimlerle çok ilgili değiliz. Küresel ısınmaya olan ilgisizliğimiz de konuyla alakalı. Birey olarak yapabileceğimiz bir sürü şey olmasına rağmen, nasılsa ben görmem olumsuz etkileri, yaşayıp gidiyorum bana ne diyebiliyoruz. Evrimsel değişimler daha sorunlu bu açıdan, bir çok insan evrimin olmadığını iddia bile edebiliyor. Sebebi ideolojik de olsa, uzun vadeli periyodik değişimler birey olarak ilgimizi çekmiyor. Kültürel evrimin temelini kognitif fonksiyonlardan aldığı, ve bilişsel yetilerin gelişmede plastisite nedeniyle neredeyse sınırsız olması nedeniyle, biyolojik evrimle karşılaştırılamaz bir şekilde ivme oluşturma potansiyeli söz konusu. Ortak bilincin, gelişimi doğrusal olarak desteklemesi, mağara yaşam şartlarına uygun genetiğin, uzay şartlarına uyumlanma çabasına olanak sağlaması gibi gariplikleri rasyonalize edebiliyor. Transhümanizm, biyolojik evrimle kültürel evrimin açtığı uzun mesafeyi kapatmak için bir araç olacak gibi görünüyor teorik anlamda. Çünkü bilgilerimiz o kadar arttı ki, biyokimyasal olarak bu beden yapısıyla inanılmaz biçimde gelişemeyeceğimizi artık biliyoruz. Bir çok otör, enerji üretmede fotosenteze geçeceğimizi düşünüyorlar. Fütürsitler de, meka dijital bedenlere geçiş yapacağımızı düşünüyor. Net konuşmak zor da olsa, ileri düzeyde gelişen kognisyon, bu yetersiz bedenden memnun olmama sınırlarını aşmak için dur durak bilmeden çözüm arayacak o kesin.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
648
Umut Karip
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimsel süreçte gülme eylemi nasıl ve neden başarı getirmiştir, kısmen de olsa gülebilen bireyler nasıl avantajlı olabilmiştir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Gülmek, dünyanın dört bir yanındaki tüm kültürlerde hayati bir öneme sahiptir. Ancak gülmenin var olma nedeni pek de açık değildir. Kanıtlar gülmenin doğuştan sahip olduğumuz sosyal bir fenomen olduğunu gösterse de (örneğin bir grup içindeysek gülme olasılığımız 30 kat artar), bir iletişim biçimi olarak işlevinin ne olduğu gizemini korumaktadır.

Proceedings of the National Academy of Sciences isimli dergide, UCLA’dan Gregory Bryant öncülüğündeki birçok araştırmacı tarafından Nisan 2016’da bir araştırma yayınlandı. Araştırmada gülmenin, gülmeyi duyan bireylere, birlikte gülen kişilerin yakınlık durumu ile ilgili bilgi verdiği öne sürüldü. Araştırmacılar dinleyicilere, birbirine yabancı iki insanın ve iki arkadaşın eşzamanlı gülmelerinden kısa kesitler sunarak bu insanların yabancı mı yoksa arkadaş mı olduğunu sordular.

Araştırmacıların 24 farklı toplumdan aldığı sonuçlara göre dinleyiciler, gülmenin kendine özel akustik karakteristiklerine dayanarak birbirine yabancı insanları ve birbirleriyle arkadaş olanları güvenilir biçimde ayırt edebildiler.

Bunun nasıl mümkün olduğunu açığa çıkarmak ve gülmenin gerçek anlamını bulmak için, erken dönemlerdeki kökenine gitmeliyiz.

Gülmenin Evrimsel Geçmişi

İstemsiz biçimde, sohbet ya da olaylarla tetiklenen kendiliğinden gülme, yaşamın ilk birkaç ayında ortaya çıkar. Kör ya da sağır çocuklarda da durum aynıdır. Gülme sadece insana özgü kültürel sınırları aşmakla kalmaz, aynı zamanda türler arası sınırları bile aşar; diğer büyük maymun türlerinde de benzer formlarda mevcuttur. Aslına bakılırsa insan gülüşünün evrimsel kökenleri 10 ila 16 milyon yıl öncesine kadar takip edilebilmektedir.

Gülmenin, acıya daha yüksek dayanıklılık ve sosyal statü bildirme ile bağları ortaya konmuşsa da, temel işlevinin sosyal bağlar yaratarak bu bağları derinleştirmek olduğu görülür.

Atalarımız daha büyük ve daha kompleks sosyal yapılar içinde yaşamaya başladıkça, ilişkilerin niteliği hayatta kalabilmek için çok önemli bir hal almaya başladı. Evrim süreci, bu şekildeki işbirlikçi ittifakları oluşturmaya ve devamını sağlamaya yardımcı olan bilişsel stratejilerin gelişimini desteklemiş gibi görünüyor.

Gülmek, muhtemelen gıdıklama gibi oyunlar sırasındaki nefes alma çabasından evrimleşmiş görünüyor. Bu tür bir etkileşim, genç memelilerde işbirlikçi ve rekabetçi davranışı desteklemektedir. Bu şekilde, oyun vasıtasıyla deneyimlenen ortak uyarılma durumunun ifadesi, pozitif bağları güçlendirmekte etkili olmuş olabilir. Gülmenin gerçekten de çocuklarda ve şempanzelerde oyun davranışlarının uzunluğunu artırdığı gösterilmiştir. Aynı zamanda gülmeyi dinleyen insanlarda hem bilinçli, hem de bilinçsiz pozitif duygusal tepkileri doğrudan açığa çıkardığı bulunmuştur.

Sosyal Bir Araç Olarak Gülme

Gülme ve diğer ilkel seslendirmeler ilk ortaya çıktığında nasıl hissettiğimizle çok yakından ilişkiliydi: Sadece olumlu açıdan uyarıldığımızda gülüyor, sıkıntılı olduğumuzda ağlıyor, kızgın olduğumuzda haykırıyorduk. Bu noktada kritik gelişme, bu seslendirmeleri istemli olarak yapabilmemizle, yani ille de altta yatan bir acı, öfke ya da olumlu duygu deneyimiz olmadan da gerçekleştirebilmemizle yaşandı.

Sesimizi daha çok kontrol edebilmemiz, beynimiz daha kompleks şekilde büyüdükçe mümkün oldu. Bu da dil gelişiminde hayati bir öneme sahipti. Aynı zamanda, bizim gülmeyi (ve diğer seslendirmeleri) bilinçli olarak taklit edebilmemize olanak sağladı. Böylelikle sosyal bağlarımızı suni olarak kuvvetlendirip genişletmemize ve hayatta kalma olasılığımızın artmasına neden oldu.

İstemli gülmenin evrimsel kökenleri olduğu yönündeki bu fikir, yetişkin şempanzelerde de benzer davranışların varlığıyla güçlendi. Bu şempanzeler, diğerlerinin kendiliğinden gülmelerine, gülme taklitleri üreterek tepki verebiliyordu. Şempanzelerde ve insanlarda sahte gülme çocukluk döneminde gelişir. Akustik olarak kendiliğinden gülme ile farklıdır ve aynı şekilde sosyal bağ kurmaya hizmet eder.

Günümüzde kendiliğinden gülüş de istemli gülüş de insan yaşamının hemen hemen her boyutunda yaygındır. Örneğin bir arkadaşla şakalaşırken ya da iş arkadaşıyla kibarca sohbet ederken… Ancak, gülmeyi duyan açısından eşdeğerde değillerdir. Kendiliğinden gülme, yüksek perdeden seslerle (ki bu da gerçek uyarılma durumunun göstergesidir), daha kısa sürmesiyle ve daha kısa kahkahalarla karakteristiktir. 2014 yılında araştırmacılar, gülmeyi dinleyen insanların bu iki gülme türünü ayırt edebildiklerini göstermiştir.

Aynı zamanda çok çarpıcı başka bir bulguya daha ulaştılar: İstemli gülmenin sesini yavaşlatıp perdesini ayarlayarak insan sesi olarak tanınması güçleştirildiğinde bile dinleyiciler, bu sesi hayvan seslendirmelerinden ayırt edebildiler. Oysa gülmenin istemsiz olduğu, yani akustik yapısının insan dışındaki primatlardakine çok daha benzer olduğu durumda aynı beceriyi gösteremediler.

Arkadaş mı? Yabancı mı?

Bryant ve meslektaşlarının yazdığı makalede bu işitilebilir fark ortaya konmuştur. Arkadaşların kendiliğinden gülme olasılıkları daha yüksekken, duygusal bir bağ kuramayan yabancıların ise istemli gülme olasılığı yüksektir.

Bu farklılıkları hassas bir şekilde ayırt edebiliyor olmamız gerçeği, gülmenin bir ölçüye kadar dürüst bir mesaj olduğunu gösterir. Evrim sürecinde canlılar arasında sonu gelmeyen rekabet içinde, uyum sağlamaya yönelik kandırma stratejileri, bu kandırmacaları tespit edebilmeye yarayan stratejiler ile birlikte evrimleşmiştir. Bu bakımdan, özgün bir gülmenin akustik nitelikleri, bir grubun üyeleri arasındaki bağlar ve üyelerin statüleri açısından faydalı ipuçlarıdır. Bu da, evrimsel geçmişimizdeki karar verme süreçlerine yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Ancak araştırmanın bulduğuna göre, dinleyicilerdeki isabet tahmini, rastgele tahminlerden sadece yüzde 11 fazlaydı. Bunun nedeni bazı yabancıların kendiliğinden; bazı arkadaşların ise istemli gülmüş olmasından kaynaklı olabilir. Ancak şurası açıktır ki özgün bir duygusal gülüşü taklit etmek, sosyal açıdan işleri çok kolaylaştırabilecek değerli bir aldatma aracıdır. Bunun ne kadar doğru olduğuna, hazır gülüşmelerin (Ç.N. Özellikle Amerikan komedi dizilerinde rastladığımız, komik sahnelere yerleştirilen insan gülme efektleri) bulaşıcı etkisine tanıklık ederek bile görebilirsiniz.

Modern insanlarda sosyal etkileşimin karmaşık gerçekliği içinde, güçlü ve kendiliğinden gülüşler ile zayıf fakat pürüzsüz, istemli gülüşlerin aromatik karışımı görülür. Bu durum sınırları daha da belirsiz kılmaktadır. Ancak yine de hedef aynıdır, kendimizle aynı tuhaf kıkırdamayı yapan insanlardan hoşlanma eğiliminde oluruz.

John Cleese (Ç.N. Bir İngiliz komedyen) bir keresinde şöyle demiştir: “Gülmek insanlarla sizin aranızda bir bağ kurar. Birlikte bir kahkaha attığınızda her tür mesafe çözülür, sosyal hiyerarşi algıları dağılır.”

Söylediği tam da bu gerçekliğe işaret ediyor gibi. Hatta numaradan güldüğümüzde bile…

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
575
Kerim Dibekli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Olimpos dağı; kırıklı, kıvrımlı, yoksa volkanik bir dağ mıdır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu sorunun cevabı Mars'ın yüzölçümüdür, deniz seviyesi dünya için geçerlidir. Volkanik dağ biçimindedir. Alta bırakacağım linkten daha detaylı bir araştırma yapıp bilgi edinebilirsin, iyi araştırmalar :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Mars Olympos
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
205
Antigravity 74100
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ne tür zaman olursa olsun bana göre somut gerçekten öte sadece bir ölçü birimidir. Uzay zaman fiziksel aktivitelerin hızına bağlı olarak değişkenlik gösteren bir olgudur ve maddeleştirilemez.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Literal anlamda gerçekliğin, somutluk gibi bir kabul edilebilirlik düzeyi yoktur aslında. Anlatılmak istenen, uzay zaman madde gibi gerçekliğe sahip midir, yoksa sadece bir kabul edişten mi ibarettir sanirim.

Şöyle düşünelim, higgs bozonu gözlemlenemeyen bir olgu iken, gerekliliği kabul ediliyordu ve bu nedenle yıllarca arandı. Uzay zaman dokusu da, teorik olarak kabul ettiğimiz, kütleçekim etkilerini newton fiziğinden daha detaylı açıklayan bir olgu.

Bilimsel olarak bir gerceklik, elle tutulur, gözle görülür olmak zorunda değildir. Daha detaylı analize ulaşana kadar gözlem matematik sınırları dahilindeki tutarliliklar gözetilerek kabul edilir.

Higgs bozonu gibi keşfedilip gerçekliği ispatlanır, ya da o zamana dek deneyler teorik hesapların ışığında kabul görür.

Uzay zaman dokusu da bizim zavalli gozlem yöntemlerimizle varlığını ortaya koyabileceğimiz kadar sıradan bir olgu değil şimdilik. Ancak teorik ve deneysel gözlemler açısından varlığı kabul edilmekte.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
175
Serop Kaçtı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela mahallemizdeki şirin, kendini acındırmada usta olan, bize hoş gelen özelliklere sahip bir kedi, bu özellikleri sonraki nesillere aktarabilir mi
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Buna cevabım hayır olurdu.Çünkü karakteristik özellik tarihte ne kadar kategorileştirilmeye çalışılsa da adı üstünde kişiseldir ve aktarılmaz. Karakter; zamanın yaşam şartları, topluluk, kültür, eğitim gibi dış faktörlerden etkilenerek oluşur.

Bu durumu açıklamak adına sizin verdiğiniz kedi örneğini yorumlayacağım. Sakin bir kedinin agresif bir kedi doğurduğunu düşünelim. Sinirli kedi karnını doyurmalı. Bunun için ya fare avlar yada yemek veren insanlara karşı sevimli davranır. Karnını doyurmak için insanlara yanaşmayı seçmezse doğal seçilim yüzünden yok olacaktır ama insanlara sevimli davranırsa üreme ihtimali artacaktır. Bu yüzden sinirli kedi kendi kırmızı çizgilerini belirleyerek insanlara şirin davranır ama yanlış anlaşılma olmasın kişiliği hala sinirlidir. Ona dokunmaya çalışan insanı diğer kedilerden ayrı olarak hala tırmalar ve hala sinirlidir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kamuran Turamanov
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kısaca tüketicinin kişisel mali durumları ile genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ve yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimleridir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Tüketici Eğiliminin Tekstildeki önemi linkteki metni kısaca okudum ve sonucu kısaca bildirdim sizlere
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Senay Suyabatmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dünyanın küre olmadığına dair pek çok iddia var , küre dünyaya bilinçli olarak inandırıldık mı ????
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Videoda dünyanın düz olduğunu söylüyor. Sorunuz; "Dünya düz mü küre mi?" veya "Düz mü yuvarlak mı?" şeklinde veya "Düz mü yuvarlak mı küre mi?" şeklinde olsa daha iyi olurdu.

Kanalı biraz inceledim. Komplo teorisyeni. Sadece düz dünya değil; aya gidilmedi, yer çekimi yok gibi iddiaları da var. Genelde bilimi çarpıtıp (bilimden anlamayıp) tıklanma kazanırlar. https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/komplo-teorileri-37 Bu yazı dizisinde ilgili iddialara ve komplo teorilerinin nasıl çalıştığına dair bilgiler var.

Ufak bir not: Şüpheci olmakta yarar var, evet. Ama "şüphecilik" ile "inkarcılığı ve komplo teorilerini" karıştırmamak gerek. Fazla uzatmayayım, gerekli bilgiler yazı dizisinde mevcut. Mutlaka okuyunuz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Atahan Sır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bazıları kürüsel ısınma için çok geç kalındığını söylerken bazıları insanlığın bu sorunu da çözebileceğini söylüyor. Size küresel ısınma insanlığın eşiğini aşıyor mu ? 2020 yılında olmamıza rağmen hala büyük tedbirleri alabilmiş değiliz. Halen dünya bu gerçekle yüzleşebilmiş değil. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu konuda bana karşı kim ne derse desin diyeceğim tek şey vardır. Doğa > İnsan. İnsanlığın bu konuya getirebileceği çözüm ancak geçici olabilir. Sonumuz hak yolu değil de diğer yola gidiyor :D. Bu gidişle iyi şeyler görmeyeceğiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Ahmet H.
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Hiçliğin içinde yer alan bir varlığın giderek daha fazla hacme sahip olması için, arttığı hacmi kadar da bir boşluğa gereksinim duymaz mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrenin varlığı ve genişlemesi genel olarak tanımlanırsa, genişleyecek başka bir alan söz konusu değildir. Bpatlama ile oluşan madde genişlemektedir. Varlık dediğimiz budur sadece. Büyük patlama esnasında nasıl genişlemeye başladı ise o şekilde devam etmektedir. Bizim varlık algimiz sadece fizik evrenle sınırlı. Tanımlarımız da öyle. Evrenin genişlemek için kendisi dışında başka bir alana ihtiyacı olmadığını anlamamız gerekir . Aksi takdirde varlık alan zaten var, evren onun içinde oluşup genişliyor gibi bir algı oluşabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrim bakış açımı değiştirdi, ölen insanlara zayıf oldukları için elendiler şeklinde bakmaya başladım. İnsani norm harici bir vicdan hangi ideye ait?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ahlak, erdem ve merhamet gibi kavramlar gerçek değildir. Bunları biz insanlar oluşturmuştur ama topluluk halinde yaşayan insanlar için bu kavramlar bence vaz geçilmezdir. Bu kavramların birer insan uydurması olduğu, insan dışındaki varlıklar için bir ahlak olmadığı, ahlakı belirleyen bir otoritenin de olmadığını görmekteyiz. Ahlakın sanal bir kavram olması onu görmezden gelmemiz gerektiği anlamına gelmez. Evet, biz hayvanız ve hayvani içgüdülere de sahibiz ama bu iç güdülerden vaz geçmek zorunda değiliz. Örneğin seks de üremek için olan ve gen aktarmaya yarayan bir olaydır ama nerdeyse herkes bu hayvani olguyu bildiği halde seks yapar çünkü bizlerin bilime ve öte bakış açılarına sahip olmamız birer hayvan olduğumuz ve hayvansal iç güdüleri terk etmemiz gerektiği iddiasını doğrulamaz.

Ahlak kelimesine bir çok anlam yüklenmiştir. Kimi dinin gerçeklerine göre yaşamayı bir ahlak kaidesi olarak görürken kimi ahlaklı ve erdemli bir hayatı mutluluğun yegane kaynağı olarak görmüştür. Bence ahlak dediğimiz şey gayet bireyseldir. Kendi ahlak kurallarımızı kendimiz oluşturmalıyız ve bu kuralları oluştururken göze alıcağımız gerçekler ahlakın insan topluluklarının toplu biçimde yasamasını kolaylaştıran bir ara unsur olduğu olmalı. İnsanın empati yeteceğinin ve başkaları gibi düşünebilme yetisinin sosyal toplumların ve modern insanın temeli olduğunu da unutmamamız gerekir.

Demek istediğim: bilimsel olarak sadeleştirdiğimizde mantıksız görünen olaylar, insan ilişkileri ve toplumlar çerçevesinden bakıldığında oldukça karmaşık, kaotik olabilir. İnsanlığa uzaktan bakıldığında ''zayıf oldukları için elendiler.'' gibi görünse de insan ve sosyal perspektiften bakıldığında olay çok daha derindir. Bizler dezavantajlı gruplara, hastalara hizmetler sağlamalı onları korumalıyız ve çoğu kez insanların hayatlarında gülümsemeler bırakmalıyız. Benim erdem anlayışıma göre bu böyle. Hiçbir inanca bağlı kalmasam da, bence ahlaklı bir hayat mutlu bir hayattır çünkü daha önce de dediğim gibi insanı var oluşumuzu dışlamamalıyız. Son bir örnek vermek istiyorum: Sevgi bakıldığında birkaç hormondur ama insan perspektifinde bu oldukça karmaşık olaylara ve durumlara neden olur. Bilimsel olarak birkaç hormon olduğunu bildiğimiz sevgiden vaz geçemeyiz. O yüzden ölülerimize ağlamalıyız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. lacivert dergi
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Meliodas Drago
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Son 4 yılını tamamen heba eden umursamadan yaşayan ve uğraşmak, çabalamak gibi eylemleri neredeyse unutmak üzere olan bir kişi nasıl kendini toparlar?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Hiçbirşey için geç değildir, önemli olan farkındalıktır. Sen şuan farkındasın bu güzel bir aşama. İlk adımını zaten bu soruyu sorarak attın. Şimdi kendine soru sorup nelerden hoşlandığını ne gibi şeylere ilgin olduğunu öğrenip o konu hakkında önce kendine sonra çevrene faydalı olabileceğin adımlar atıp hayatını güzel bir şekilde sürdürmen. Ne kadar zamandır adım atmadığın değil şu andan itibaren bu durumun farkındalığıyla ne gibi adımlar atacağın önemli. Hayatında başarılar dilerim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
890
Je’ Löve
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Fizik kuralları, kütlesi olan ve parçacıkların bir araya gelmesinden oluşan fizik evrende bahsi geçtiği şekilde geçerli ve hakimdir. Ancak atomu oluşturan parçacıklar söz konusu olduğunda klasik fizik kuralları, yerini kuantum fiziği mekaniğine bırakır. Çift yarık deneyinde, parçacıklar ve foton gönderildi ve alınan sonuçlar, bunların dalga şeklinde hareket ettiği ve gözlem yapıldığında -bilinçli gözlemci olmak zoruda değil-, dalga hareketinden parçacık hareketine geçildiği gözlendi. Daha sonra molekül gönderildiğinde de benzer sonuçlar alındı.

Temel olan şey, fizik evrendeki yasalar makro düzeyde geçerlidir, atom altı seviyede bu kurallar hükmünü kaybeder, kuantum fiziği kuralları hakim olur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
890
Je’ Löve
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evet! Hatta Kesinlikle,

Yapay zeka kendi kendine gelişmesi hakkında bilgisayar dersleri bile var makine öğrenmesi, derin öğrenme vs. gibi. Yapay zekayı bir bebek gibi düşünün ilk önce anne babası ona ufak tefek bir kaç şey öğretir sonra bebek gelişir artık kendi kendine öğrenmeye başlar. Robot sophia da kendi kendine öğrenip cevap verebiliyor. Biz bunu tecrübelerle yapıyoruz onlar fonkisyon ve algoritmalarla. Özgür düşünce konusuna gelirsek robotların duyguları yoktur. Bu yüzden irade bir karar veremezler ama yola çıkabilirler. Biz özgürce düşünürken araya duygularımızı mutlaka katarız. Duygular olsa bile insanlardan daha kararlı olurlar. Aynı şekilde özgür düşünce konusunda belki bazı şeyleri robot kendi kendini geliştirerek öğrenirse belki birazda olsa özgür düşünceye sahip olabilir.

Saygılar

Muhammed Tunahan Öz - Ceo, Letter INC.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Sena Çakır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
exon ve intron kısımlar
exon ve intron kısımlar

Dna'dan ilk başta pre-mRNA sentezlenir. Bu DNA'nın direk bir kopyasıdır. DNA da gen bölgeleri (exon) ve intron kısımlar yani protein sentezinde görev almayan kısımlar bulunur. Bir pre-mRNA da hem exonlar hem de intronlar bulunur. (exonları e olarak kısaltalım, intronları ise i olarak kısaltalım.) bir pre-mRNA DA e1-i1-e2-i2-e3-i3 bölgeleri bulunur. Sonra bu premRNA daki intron yani protein sentezinde görevli olamayan bölgeler enzimler yardımıyla çıkarılır ve sadece protein sentezinde görev alan exon kısımlar kalır. mRNA da e1-e2-e3 bölgeleri kalır. Bazı enzimler ise intron kısımları atarken exon kısımları da atar. Yani exon 2 yi attığını var sayalım. e1-e3 oluşur. Örneğin, e1-e2 siyah göz rengiyse, e1-e3 mavi göz rengidir.

mRNA'nın hücre çekirdeğindeki porlardan çıkması için ise mRNA'ya bazlar eklenir ve bu bazlar mRNA'nın hücre çekirdeğinden sitoplazmaya çıkmasını sağlar.

Görsel 2'de exonların farklı kombinasyonlarının farklı protein sentezlediğini anlatıyor.

görsel 2
görsel 2

https://www.youtube.com/watch?v=_asGjfCTLNE (konu anlatımı tarzında.)

https://www.youtube.com/watch?v=u6HoUlQMcTk ( türkçe khan akademi videosu.)

https://www.youtube.com/watch?v=aVgwr0QpYNE (animasyon)

https://www.youtube.com/watch?v=CdwLKwseP9Q (animasyon 2)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Charles Darwin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet var, beyninin yarısını uyanık tutup suda hareket halinde olmak zorunda oldukları için köpek balıkları ve yunuslar hayatta kalabilmek için suda süzülmeleri gerekir. Bunu da beyinlerinin yarısını uyanık halde tutarak sağlarlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
21k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bilimin temel varsayımları, rasyonel nedenlere bağlı oluşmuş bulguların oluşturduğu zeminlerdir.

Kütlelerin birbirini çektiği -düşünülüyordu.- Ama daha detaylı bir analiz geldi ve dedik ki, kütlenin uzay zamanı büktüğünü düşünüyoruz.

İnanç, sonuca dair ÖZNEL bireysel bir çıkarımda bulunmaktır. Bence sidir olayın.

Aynı inanca sahip olup, bu inanca farklı yollarla nedenlerle ulaşmış olabilir bireyler. Ancak değer yargıları tamamen bireysel olacaktır. Bu nedenle aynı inanç biçimlerinin bile sonuca gitme metodları farklı olabilecektir.

Oysa bilimdeki genel kanılar, bireysel kişisel olmaktan uzak, rasyonel bilgiye ve matematiğe yakın olmak durumundadır.

Şöyle denebilir, bilimsel bulguların ilerlerlemesi, açıklamaların derinleşmesi, belli konularda kişilerde farklı inançlara neden olabilir mi ? Belki olabilir. Olmayabilir de. Ancak her iki durumda da genellenemez. Bireysel kalır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
225
You'll Never Know
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Eğer daha iyi bir methot varsa bu bilim insanları tarafından benimsenecektir zaten. Şu anda bu metotun yanlış olduğunu söyleyenler daha iyi bir yöntem sunamamaktadırlar. Sadece lafta kalıyor söyledikleri ve genelde kişisel inançlarını kabul ettirmek için bilimin temel yollarını sorgulatıyorlar. Kısaca bilim herhangi bir siyasi amaç gütmez. Hangi yol daha iyi ise o benimsenecektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
225
You'll Never Know
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

hayır göstermez diyelim ki elinizde bir cep telefonu aldınız ve o cep telefonunu çekiç gibi kullandığımızı ve bu sayede masalar sandalyeler yapmış olalım şimdi burada cep telefonuınun asıl amacı cebimize sığabilecek kadar iletişim aracı olması biz onla iletişim kurmayıp bu doğrultuda kullanmaz isek bu doğru olmaz

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 2505 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sizi harekete geçirenin ne olduğunu bulun. Çünkü dünyanın, harekete geçen insanlara ihtiyacı var.”
Howard Thurman
Geri Bildirim Gönder