Puan Ver
2
Puan Ver
85
Bengisu Yılmaz
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhaba,

İstatistiksel veri işleme ve programlama dili "R" çalışabileceğiniz "R Studio" iyi bir başlangıç olabilir. Son yılların yükselen dili "Python" çok kolay öğrenilebilir. Python yazıp çalıştırmak için "Visual Code" kullanabilirsiniz. BioConductor, BioPython, BioExcel gibi kitaplık ve platformları takip edebilirsiniz. Biyoİnformatik kelimesiyle ilişkili aramalarınızda buna benzer çok araç çıkabilir. Size ilettiklerim kendi kullandıklarımızdan bir kısmı.

Sevgiler.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Bioexcel Webinar ve eğitim videoları
  2. Biopython Biyolojik hesaplamalar ve araçlar
  3. Bioconductor Analiz ve genomik veri
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,049
Umut Karip
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimsel süreçte gülme eylemi nasıl ve neden başarı getirmiştir, kısmen de olsa gülebilen bireyler nasıl avantajlı olabilmiştir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Gülmek, dünyanın dört bir yanındaki tüm kültürlerde hayati bir öneme sahiptir. Ancak gülmenin var olma nedeni pek de açık değildir. Kanıtlar gülmenin doğuştan sahip olduğumuz sosyal bir fenomen olduğunu gösterse de (örneğin bir grup içindeysek gülme olasılığımız 30 kat artar), bir iletişim biçimi olarak işlevinin ne olduğu gizemini korumaktadır.

Proceedings of the National Academy of Sciences isimli dergide, UCLA’dan Gregory Bryant öncülüğündeki birçok araştırmacı tarafından Nisan 2016’da bir araştırma yayınlandı. Araştırmada gülmenin, gülmeyi duyan bireylere, birlikte gülen kişilerin yakınlık durumu ile ilgili bilgi verdiği öne sürüldü. Araştırmacılar dinleyicilere, birbirine yabancı iki insanın ve iki arkadaşın eşzamanlı gülmelerinden kısa kesitler sunarak bu insanların yabancı mı yoksa arkadaş mı olduğunu sordular.

Araştırmacıların 24 farklı toplumdan aldığı sonuçlara göre dinleyiciler, gülmenin kendine özel akustik karakteristiklerine dayanarak birbirine yabancı insanları ve birbirleriyle arkadaş olanları güvenilir biçimde ayırt edebildiler.

Bunun nasıl mümkün olduğunu açığa çıkarmak ve gülmenin gerçek anlamını bulmak için, erken dönemlerdeki kökenine gitmeliyiz.

Gülmenin Evrimsel Geçmişi

İstemsiz biçimde, sohbet ya da olaylarla tetiklenen kendiliğinden gülme, yaşamın ilk birkaç ayında ortaya çıkar. Kör ya da sağır çocuklarda da durum aynıdır. Gülme sadece insana özgü kültürel sınırları aşmakla kalmaz, aynı zamanda türler arası sınırları bile aşar; diğer büyük maymun türlerinde de benzer formlarda mevcuttur. Aslına bakılırsa insan gülüşünün evrimsel kökenleri 10 ila 16 milyon yıl öncesine kadar takip edilebilmektedir.

Gülmenin, acıya daha yüksek dayanıklılık ve sosyal statü bildirme ile bağları ortaya konmuşsa da, temel işlevinin sosyal bağlar yaratarak bu bağları derinleştirmek olduğu görülür.

Atalarımız daha büyük ve daha kompleks sosyal yapılar içinde yaşamaya başladıkça, ilişkilerin niteliği hayatta kalabilmek için çok önemli bir hal almaya başladı. Evrim süreci, bu şekildeki işbirlikçi ittifakları oluşturmaya ve devamını sağlamaya yardımcı olan bilişsel stratejilerin gelişimini desteklemiş gibi görünüyor.

Gülmek, muhtemelen gıdıklama gibi oyunlar sırasındaki nefes alma çabasından evrimleşmiş görünüyor. Bu tür bir etkileşim, genç memelilerde işbirlikçi ve rekabetçi davranışı desteklemektedir. Bu şekilde, oyun vasıtasıyla deneyimlenen ortak uyarılma durumunun ifadesi, pozitif bağları güçlendirmekte etkili olmuş olabilir. Gülmenin gerçekten de çocuklarda ve şempanzelerde oyun davranışlarının uzunluğunu artırdığı gösterilmiştir. Aynı zamanda gülmeyi dinleyen insanlarda hem bilinçli, hem de bilinçsiz pozitif duygusal tepkileri doğrudan açığa çıkardığı bulunmuştur.

Sosyal Bir Araç Olarak Gülme

Gülme ve diğer ilkel seslendirmeler ilk ortaya çıktığında nasıl hissettiğimizle çok yakından ilişkiliydi: Sadece olumlu açıdan uyarıldığımızda gülüyor, sıkıntılı olduğumuzda ağlıyor, kızgın olduğumuzda haykırıyorduk. Bu noktada kritik gelişme, bu seslendirmeleri istemli olarak yapabilmemizle, yani ille de altta yatan bir acı, öfke ya da olumlu duygu deneyimiz olmadan da gerçekleştirebilmemizle yaşandı.

Sesimizi daha çok kontrol edebilmemiz, beynimiz daha kompleks şekilde büyüdükçe mümkün oldu. Bu da dil gelişiminde hayati bir öneme sahipti. Aynı zamanda, bizim gülmeyi (ve diğer seslendirmeleri) bilinçli olarak taklit edebilmemize olanak sağladı. Böylelikle sosyal bağlarımızı suni olarak kuvvetlendirip genişletmemize ve hayatta kalma olasılığımızın artmasına neden oldu.

İstemli gülmenin evrimsel kökenleri olduğu yönündeki bu fikir, yetişkin şempanzelerde de benzer davranışların varlığıyla güçlendi. Bu şempanzeler, diğerlerinin kendiliğinden gülmelerine, gülme taklitleri üreterek tepki verebiliyordu. Şempanzelerde ve insanlarda sahte gülme çocukluk döneminde gelişir. Akustik olarak kendiliğinden gülme ile farklıdır ve aynı şekilde sosyal bağ kurmaya hizmet eder.

Günümüzde kendiliğinden gülüş de istemli gülüş de insan yaşamının hemen hemen her boyutunda yaygındır. Örneğin bir arkadaşla şakalaşırken ya da iş arkadaşıyla kibarca sohbet ederken… Ancak, gülmeyi duyan açısından eşdeğerde değillerdir. Kendiliğinden gülme, yüksek perdeden seslerle (ki bu da gerçek uyarılma durumunun göstergesidir), daha kısa sürmesiyle ve daha kısa kahkahalarla karakteristiktir. 2014 yılında araştırmacılar, gülmeyi dinleyen insanların bu iki gülme türünü ayırt edebildiklerini göstermiştir.

Aynı zamanda çok çarpıcı başka bir bulguya daha ulaştılar: İstemli gülmenin sesini yavaşlatıp perdesini ayarlayarak insan sesi olarak tanınması güçleştirildiğinde bile dinleyiciler, bu sesi hayvan seslendirmelerinden ayırt edebildiler. Oysa gülmenin istemsiz olduğu, yani akustik yapısının insan dışındaki primatlardakine çok daha benzer olduğu durumda aynı beceriyi gösteremediler.

Arkadaş mı? Yabancı mı?

Bryant ve meslektaşlarının yazdığı makalede bu işitilebilir fark ortaya konmuştur. Arkadaşların kendiliğinden gülme olasılıkları daha yüksekken, duygusal bir bağ kuramayan yabancıların ise istemli gülme olasılığı yüksektir.

Bu farklılıkları hassas bir şekilde ayırt edebiliyor olmamız gerçeği, gülmenin bir ölçüye kadar dürüst bir mesaj olduğunu gösterir. Evrim sürecinde canlılar arasında sonu gelmeyen rekabet içinde, uyum sağlamaya yönelik kandırma stratejileri, bu kandırmacaları tespit edebilmeye yarayan stratejiler ile birlikte evrimleşmiştir. Bu bakımdan, özgün bir gülmenin akustik nitelikleri, bir grubun üyeleri arasındaki bağlar ve üyelerin statüleri açısından faydalı ipuçlarıdır. Bu da, evrimsel geçmişimizdeki karar verme süreçlerine yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Ancak araştırmanın bulduğuna göre, dinleyicilerdeki isabet tahmini, rastgele tahminlerden sadece yüzde 11 fazlaydı. Bunun nedeni bazı yabancıların kendiliğinden; bazı arkadaşların ise istemli gülmüş olmasından kaynaklı olabilir. Ancak şurası açıktır ki özgün bir duygusal gülüşü taklit etmek, sosyal açıdan işleri çok kolaylaştırabilecek değerli bir aldatma aracıdır. Bunun ne kadar doğru olduğuna, hazır gülüşmelerin (Ç.N. Özellikle Amerikan komedi dizilerinde rastladığımız, komik sahnelere yerleştirilen insan gülme efektleri) bulaşıcı etkisine tanıklık ederek bile görebilirsiniz.

Modern insanlarda sosyal etkileşimin karmaşık gerçekliği içinde, güçlü ve kendiliğinden gülüşler ile zayıf fakat pürüzsüz, istemli gülüşlerin aromatik karışımı görülür. Bu durum sınırları daha da belirsiz kılmaktadır. Ancak yine de hedef aynıdır, kendimizle aynı tuhaf kıkırdamayı yapan insanlardan hoşlanma eğiliminde oluruz.

John Cleese (Ç.N. Bir İngiliz komedyen) bir keresinde şöyle demiştir: “Gülmek insanlarla sizin aranızda bir bağ kurar. Birlikte bir kahkaha attığınızda her tür mesafe çözülür, sosyal hiyerarşi algıları dağılır.”

Söylediği tam da bu gerçekliğe işaret ediyor gibi. Hatta numaradan güldüğümüzde bile…

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
870
Je’ Löve
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (1)
Takip Et (1)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evet! Hatta Kesinlikle,

Yapay zeka kendi kendine gelişmesi hakkında bilgisayar dersleri bile var makine öğrenmesi, derin öğrenme vs. gibi. Yapay zekayı bir bebek gibi düşünün ilk önce anne babası ona ufak tefek bir kaç şey öğretir sonra bebek gelişir artık kendi kendine öğrenmeye başlar. Robot sophia da kendi kendine öğrenip cevap verebiliyor. Biz bunu tecrübelerle yapıyoruz onlar fonkisyon ve algoritmalarla. Özgür düşünce konusuna gelirsek robotların duyguları yoktur. Bu yüzden irade bir karar veremezler ama yola çıkabilirler. Biz özgürce düşünürken araya duygularımızı mutlaka katarız. Duygular olsa bile insanlardan daha kararlı olurlar. Aynı şekilde özgür düşünce konusunda belki bazı şeyleri robot kendi kendini geliştirerek öğrenirse belki birazda olsa özgür düşünceye sahip olabilir.

Saygılar

Muhammed Tunahan Öz - Ceo, Letter INC.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Senay Suyabatmaz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla (1)
Takip Et (1)
Dünyanın küre olmadığına dair pek çok iddia var , küre dünyaya bilinçli olarak inandırıldık mı ????
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Videoda dünyanın düz olduğunu söylüyor. Sorunuz; "Dünya düz mü küre mi?" veya "Düz mü yuvarlak mı?" şeklinde veya "Düz mü yuvarlak mı küre mi?" şeklinde olsa daha iyi olurdu.

Kanalı biraz inceledim. Komplo teorisyeni. Sadece düz dünya değil; aya gidilmedi, yer çekimi yok gibi iddiaları da var. Genelde bilimi çarpıtıp (bilimden anlamayıp) tıklanma kazanırlar. https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/komplo-teorileri-37 Bu yazı dizisinde ilgili iddialara ve komplo teorilerinin nasıl çalıştığına dair bilgiler var.

Ufak bir not: Şüpheci olmakta yarar var, evet. Ama "şüphecilik" ile "inkarcılığı ve komplo teorilerini" karıştırmamak gerek. Fazla uzatmayayım, gerekli bilgiler yazı dizisinde mevcut. Mutlaka okuyunuz.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7K
Atahan Sır
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kılın ağırlığından ya da başka bir etmen yüzünden mi bir noktaya kadar uzayıp uzama duruyor. Yoksa kıl yapısı gereği bir noktadan sonra kırılıyor ve uzama devam etse bile aynı boyda kaldığını mı düşünüyoruz ?
Puan Ver
4
Puan Ver
215
Görkem Küpeli
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Gözler, belirli renkleri algılamadığı halde sinestezi sebebiyle o renkler zihinde tetiklenebilir mi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Bengü Kalo , Kognitif Nöropsikoloji Öğrencisi

Bu konuda spesifik olarak renk körlüğü durumunu içeren bir çalışma yok ancak genel körlük ve sinestezi ile ilgili çalışmalar görsel sinestezi deneyimleme olasılığının körlüğün başlangıç zamanıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Kişi eğer doğuştan kör ise, bu beynin görsel alanları daha önce hiç görsel veri işlememiş demektir. Yani en basit tabirle beynin 'sarı' renginin neye benzediği konusunda bir referansı yoktur. Dolayısıyla görsel sinesteziyi LSD gibi yapay sinestezi tetikleyici güçlü maddelerle bile deneyimlemek mümkün olmadığı gözlemlenmiş. Ancak sonradan kör olanlarda (yani daha önce görsel veri işlemiş olanlar) görsel sinestezinin deneyimlenmesinin mümkün olduğu görülmüş.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Perception Sonradan körlük durumda görsel sinestezi
  2. Consciousness and Cognition Doğuştan körlük ve LSD
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (1)
Takip Et (1)
Balon deniz seviyesinde dolduruldu. İçinde hava boşluğu yok.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mustafa Safa Doğan , Üniversite Öğrencisi

Balonun hava sızdırmadığını ve sıcaklığın değişmediğini düşünelim içerisinde 1 atm basınçta 500ml gaz olsun. 2134 metre yükseklikte bir dağa çıktığımızda atmosfer basıncı yaklaşık 0.77atm olacak diyelim1. Suya da 10 atm basınca çıkana kadar batıralım.

Şimdi gaz yasasını hatırlayalım:

PV=nRT

Sıcaklığı ve sabiti çıkarırsak:

PV=n balonun içindeki gaz miktarı değişmediği için basınç arttığında hacim azalmalı, basınç azaldığında da hacim artmalıdır. (P = basınç, V = hacim, n = mol madde)

Balonun içindeki basınç da 0.77 atm'ye kadar düşecektir. Matematiği yaparsak dağımızda 649.35ml oldu yani hacmi arttı.

Suyun kaldırma kuvvetinin oluşturacağı itme ( ) balonu patlatabilir, dolayısıyla sakince sokmamız en iyisi ama zaten patlama sebebi olarak hacim değişimini düşündüğünüzü düşünüyorum. Her neyse, balonumuzu suya soktuk basınç 10 atm oldu, balon artık 50ml (P 10 kat arttı, n sabit olduğuna göre V 10 kat azalacak).

Özetle atmosferde yükseldikçe basınç azalır, suda derine gittikçe artar bunun sonucu olarak da balon yükseldikçe hacmi artar, suda derine gittikçe hacmi azalır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Ahmet H.
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Hiçliğin içinde yer alan bir varlığın giderek daha fazla hacme sahip olması için, arttığı hacmi kadar da bir boşluğa gereksinim duymaz mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrenin varlığı ve genişlemesi genel olarak tanımlanırsa, genişleyecek başka bir alan söz konusu değildir. Bpatlama ile oluşan madde genişlemektedir. Varlık dediğimiz budur sadece. Büyük patlama esnasında nasıl genişlemeye başladı ise o şekilde devam etmektedir. Bizim varlık algimiz sadece fizik evrenle sınırlı. Tanımlarımız da öyle. Evrenin genişlemek için kendisi dışında başka bir alana ihtiyacı olmadığını anlamamız gerekir . Aksi takdirde varlık alan zaten var, evren onun içinde oluşup genişliyor gibi bir algı oluşabilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrim bakış açımı değiştirdi, ölen insanlara zayıf oldukları için elendiler şeklinde bakmaya başladım. İnsani norm harici bir vicdan hangi ideye ait?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ahlak, erdem ve merhamet gibi kavramlar gerçek değildir. Bunları biz insanlar oluşturmuştur ama topluluk halinde yaşayan insanlar için bu kavramlar bence vaz geçilmezdir. Bu kavramların birer insan uydurması olduğu, insan dışındaki varlıklar için bir ahlak olmadığı, ahlakı belirleyen bir otoritenin de olmadığını görmekteyiz. Ahlakın sanal bir kavram olması onu görmezden gelmemiz gerektiği anlamına gelmez. Evet, biz hayvanız ve hayvani içgüdülere de sahibiz ama bu iç güdülerden vaz geçmek zorunda değiliz. Örneğin seks de üremek için olan ve gen aktarmaya yarayan bir olaydır ama nerdeyse herkes bu hayvani olguyu bildiği halde seks yapar çünkü bizlerin bilime ve öte bakış açılarına sahip olmamız birer hayvan olduğumuz ve hayvansal iç güdüleri terk etmemiz gerektiği iddiasını doğrulamaz.

Ahlak kelimesine bir çok anlam yüklenmiştir. Kimi dinin gerçeklerine göre yaşamayı bir ahlak kaidesi olarak görürken kimi ahlaklı ve erdemli bir hayatı mutluluğun yegane kaynağı olarak görmüştür. Bence ahlak dediğimiz şey gayet bireyseldir. Kendi ahlak kurallarımızı kendimiz oluşturmalıyız ve bu kuralları oluştururken göze alıcağımız gerçekler ahlakın insan topluluklarının toplu biçimde yasamasını kolaylaştıran bir ara unsur olduğu olmalı. İnsanın empati yeteceğinin ve başkaları gibi düşünebilme yetisinin sosyal toplumların ve modern insanın temeli olduğunu da unutmamamız gerekir.

Demek istediğim: bilimsel olarak sadeleştirdiğimizde mantıksız görünen olaylar, insan ilişkileri ve toplumlar çerçevesinden bakıldığında oldukça karmaşık, kaotik olabilir. İnsanlığa uzaktan bakıldığında ''zayıf oldukları için elendiler.'' gibi görünse de insan ve sosyal perspektiften bakıldığında olay çok daha derindir. Bizler dezavantajlı gruplara, hastalara hizmetler sağlamalı onları korumalıyız ve çoğu kez insanların hayatlarında gülümsemeler bırakmalıyız. Benim erdem anlayışıma göre bu böyle. Hiçbir inanca bağlı kalmasam da, bence ahlaklı bir hayat mutlu bir hayattır çünkü daha önce de dediğim gibi insanı var oluşumuzu dışlamamalıyız. Son bir örnek vermek istiyorum: Sevgi bakıldığında birkaç hormondur ama insan perspektifinde bu oldukça karmaşık olaylara ve durumlara neden olur. Bilimsel olarak birkaç hormon olduğunu bildiğimiz sevgiden vaz geçemeyiz. O yüzden ölülerimize ağlamalıyız.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. lacivert dergi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Uzaya giden ilk İngiliz astronot olan Dr. Helen Sharman uzaylıların var olduğunu ancak onların insanlar gibi karbon ve nitrojenden oluşmadığı için göremediğimizi söylemiş.Aramızda olabileceklerini de dile getirmiş. Bizlere görünmediğini ben de düşünmüştüm ve dedikleri mantıklı geldi ancak oluştuğumuz atomların görmedeki etkisi nasıl olur?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Charles Darwin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet var, beyninin yarısını uyanık tutup suda hareket halinde olmak zorunda oldukları için köpek balıkları ve yunuslar hayatta kalabilmek için suda süzülmeleri gerekir. Bunu da beyinlerinin yarısını uyanık halde tutarak sağlarlar.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
870
Je’ Löve
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Fizik kuralları, kütlesi olan ve parçacıkların bir araya gelmesinden oluşan fizik evrende bahsi geçtiği şekilde geçerli ve hakimdir. Ancak atomu oluşturan parçacıklar söz konusu olduğunda klasik fizik kuralları, yerini kuantum fiziği mekaniğine bırakır. Çift yarık deneyinde, parçacıklar ve foton gönderildi ve alınan sonuçlar, bunların dalga şeklinde hareket ettiği ve gözlem yapıldığında -bilinçli gözlemci olmak zoruda değil-, dalga hareketinden parçacık hareketine geçildiği gözlendi. Daha sonra molekül gönderildiğinde de benzer sonuçlar alındı.

Temel olan şey, fizik evrendeki yasalar makro düzeyde geçerlidir, atom altı seviyede bu kurallar hükmünü kaybeder, kuantum fiziği kuralları hakim olur.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Meliodas Drago
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Son 4 yılını tamamen heba eden umursamadan yaşayan ve uğraşmak, çabalamak gibi eylemleri neredeyse unutmak üzere olan bir kişi nasıl kendini toparlar?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kabul etmemiz gerekir ki, yaşam tarzını değiştirmekten bağımsız hiçbir çaba, kalıcı çözüm üretmez yaşamı verimli kılma adına.

Zamanı ve yaşamı olumsuz kullanıyor olmak, bir semptomdur. Bir sonuçtur.

Buna neden olan sistematik değişmek zorundadır.

Kendimi detaylı ve objektif olarak analiz etmek zorundayım. Benim hangi yaşam alışkanlıklarım düzenim, verimli olmama engel oluyor?

İstediğim şeyleri yapamıyor olmama neden olan rutinler neler.

Yaşam tarzımı değiştirmek için ne çeşit bir güdülenmeye motivasyona ihtiyacım var.

Ben bu yaşamda ne yapmak istiyorum.

Kendimde değiştirmek istediğim yönlerim nelerdir...

En iyi yaptığım şeyler neler.

Yaşam şeklimi tamamen değiştirmeye neden olacak değer sebep vs ne olabilir.

Bu komple değişimi göze alacak motivasyonum var mı.

Kendini analiz, değişime karar verme, yaşayacağı olumsuz duygudurumları aşabilecek motivasyona sahip olmak, yürümeye başlamak.

Değişim kararı vermiş bir kişi, 20 küsur yıldır alışkın olduğu yaşam tarzından ödün vermek zorunda kalacağı için mutsuz zamanları olacaktır mutlaka. Bunları aşabilecek temel önemli nedenleri olmak zorunda. Çünkü GELİŞMEKTEN BAĞIMSIZ bir değişim, vakit kaybıdır.

Yürümüye başlayınca elde edilecek pozitif sonuçlar oluşmaya başlayınca artık artan bir duygudurum düzelmesi ve gelişmenin verdiği dopamin ile sorunlar ortadan kalkacaktır.

Rutin ve konfor, homosapiens in düşmanları... kabul etsek de etmesek de.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
26K
Ufuk Derin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bilimin temel varsayımları, rasyonel nedenlere bağlı oluşmuş bulguların oluşturduğu zeminlerdir.

Kütlelerin birbirini çektiği -düşünülüyordu.- Ama daha detaylı bir analiz geldi ve dedik ki, kütlenin uzay zamanı büktüğünü düşünüyoruz.

İnanç, sonuca dair ÖZNEL bireysel bir çıkarımda bulunmaktır. Bence sidir olayın.

Aynı inanca sahip olup, bu inanca farklı yollarla nedenlerle ulaşmış olabilir bireyler. Ancak değer yargıları tamamen bireysel olacaktır. Bu nedenle aynı inanç biçimlerinin bile sonuca gitme metodları farklı olabilecektir.

Oysa bilimdeki genel kanılar, bireysel kişisel olmaktan uzak, rasyonel bilgiye ve matematiğe yakın olmak durumundadır.

Şöyle denebilir, bilimsel bulguların ilerlerlemesi, açıklamaların derinleşmesi, belli konularda kişilerde farklı inançlara neden olabilir mi ? Belki olabilir. Olmayabilir de. Ancak her iki durumda da genellenemez. Bireysel kalır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Sena Çakır
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
exon ve intron kısımlar
exon ve intron kısımlar

Dna'dan ilk başta pre-mRNA sentezlenir. Bu DNA'nın direk bir kopyasıdır. DNA da gen bölgeleri (exon) ve intron kısımlar yani protein sentezinde görev almayan kısımlar bulunur. Bir pre-mRNA da hem exonlar hem de intronlar bulunur. (exonları e olarak kısaltalım, intronları ise i olarak kısaltalım.) bir pre-mRNA DA e1-i1-e2-i2-e3-i3 bölgeleri bulunur. Sonra bu premRNA daki intron yani protein sentezinde görevli olamayan bölgeler enzimler yardımıyla çıkarılır ve sadece protein sentezinde görev alan exon kısımlar kalır. mRNA da e1-e2-e3 bölgeleri kalır. Bazı enzimler ise intron kısımları atarken exon kısımları da atar. Yani exon 2 yi attığını var sayalım. e1-e3 oluşur. Örneğin, e1-e2 siyah göz rengiyse, e1-e3 mavi göz rengidir.

mRNA'nın hücre çekirdeğindeki porlardan çıkması için ise mRNA'ya bazlar eklenir ve bu bazlar mRNA'nın hücre çekirdeğinden sitoplazmaya çıkmasını sağlar.

Görsel 2'de exonların farklı kombinasyonlarının farklı protein sentezlediğini anlatıyor.

görsel 2
görsel 2

https://www.youtube.com/watch?v=_asGjfCTLNE (konu anlatımı tarzında.)

https://www.youtube.com/watch?v=u6HoUlQMcTk ( türkçe khan akademi videosu.)

https://www.youtube.com/watch?v=aVgwr0QpYNE (animasyon)

https://www.youtube.com/watch?v=CdwLKwseP9Q (animasyon 2)

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
225
You'll Never Know
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Eğer daha iyi bir methot varsa bu bilim insanları tarafından benimsenecektir zaten. Şu anda bu metotun yanlış olduğunu söyleyenler daha iyi bir yöntem sunamamaktadırlar. Sadece lafta kalıyor söyledikleri ve genelde kişisel inançlarını kabul ettirmek için bilimin temel yollarını sorgulatıyorlar. Kısaca bilim herhangi bir siyasi amaç gütmez. Hangi yol daha iyi ise o benimsenecektir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
225
You'll Never Know
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (1)
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bunlar spekülatif yaklaşımlar. Şuan bir kelebeğin rüyasında da olsan, bunun farkına da varsan, simülasyondaki bir makine de olsan, eğer zekan varsa, hissedip anlam verebiliyorsan, görüp duyabiliyorsan GERÇEKLİK vardır. İstediğin gibi senaryo düşün. Senaryo ne olursa olsun, Anladığın, algıladığın ve hissedip anlam verebildiğin herşey gerçektir ve gerçek bir hayat yaşıyorsundur. Aksi takdirde bu soruyu zaten soramazdın, sormazdın.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
65
F F
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Örnek veriyorum bir şey diğerinin daha ilkel halidir denince ne denmek istiyor yani bir şeyin diğerinin ilkel halı olduğu nasıl anlaşılıyor direkt olarak daha eski ise daha ilkeldir mi deniyor yoksa başka bir ayırt edici nokta da var mı ya da sadece daha eski hali mi demek?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İlkellik: eski halinde kalmış olan, gelişmemiş olan anlamına gelir

Bir şey başka bir şeyden daha eskidir diye ilkel olacak hali yok. Çünkü tanımdan da anlaşılacağı gibi ilkellik gelişmemiş olan anlamına da gelir. Eski bir şey yenisine göre daha gelişmişse yenisi daha ilkeldir.

Dolayısıyla iki şey arasında daha ilkel olanı diğerine göre daha az gelişmiş olanıdır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
65
Mustafa Şahin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sonuçta mana deney ve gözleme dayanmaz. Peki burdan mana bilim dışıdır diyebilir miyiz?
Puan Ver
2
Puan Ver
185
Emre Ayhan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Sünnet olmak nedir önce bunun tanımına bakalım sünnet olmak belirli bir yaşa gelmiş erkek çocukların penis derisinin(prepuzionun) bazı dini ritueller yerine getirilerek kesilmesi durumuna denir bu yaş müslüman toplumlarında 2-9 yaş arası genel kabul gören dönemdir yahudi toplumlarında doğumdan sonra 1.haftanın sonu-2. haftanın başında genel kabul gören bir dönemdir.

Bu bağlamda sünnet olmak faydalıdır yada zararlıdır denemez çünkü faydaları yada zararları düşünülmeden sadece dini ritüeli yerine getirmek için yapılan bir işlemdir.

Ancak penis derisinin(prepuzionun) alınması dini rituel durumları dışında bazen tıbben gerekli olabiliyor her organ ve uzuv gibi peniste komplike bir uzuvdur ve bazen bu uzuvda çeşitli hastalıklar baş gösterebilir bu gibi durumlarda penis derisinin alınması gerekebilir bu durumda baş gösteren hastalıktan kurtulmak için yine yararlar ve zararlar düşünülmemektedir

Tüm bunların ötesinde dini ritüelleri kafasına takmayan herhangi bir sağlık sorunu da olmayanlar için yararlımıdır zararlımıdır gel beraberce yararlarına ve zararlarına bakalım.

prepuzionun görevleri:penis başını(glanüsü) dış bakteriyel durumlardan yabancı cisimlerden korumaktır bu derinin alınması daha bebeklik dönemlerinde dış bakteriyel durumlara karşı savunmasız kalmasına neden olacaktır çünkü gerek idrar olsun gerekse dışkı olsun penise temas ettiğinde bakteriler penis yoluyla üretasyon kanallarına ve kana karışabilir buda bebek için felaket sonuçlar doğurabilir bu durum altının bezlenmesi gereken bebeklik durumunda olur ancak genel kabul gören 2-9 yaş arasındaki çocuklar bezlenme döneminden çıktıkları için bu durum onlarda görülmez.

Faydaları: idrardaki toksid maddelerin zaman içinde penis derisinin alt kısmında toplanmasına neden olan penis derisi bir müddet sonra bu bakteriler yüzünden testis kanseri penis kanseri gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır penis derisinin alınması bu durumu önemli ölçüde ortadan kaldırır ancak tamamen kurtarır diyemeyiz

bir diğer faydası ise penis anormalliklerini ortadan kaldırır sünnet penis anormalliklerinin tedavisinde sıklıkla tercih edilmektedir. Penis eğriliği, eğri idrar yapma ya da idrar deliğinin dar olması nedeniyle idrar yapılamayıp ağrı yaşandığında sünnet yapılarak bu anormallikler ortadan kaldırılmaktadır buradaki durum kesin faydadır ancak buradaki durumlar herkes de görülmez

Zararları:Sünnet olma işlemi sırasında vücuttan bir parça alındığı için bu parçadaki ve o parçanın devamındaki sinirler alınır ve öldürürlür glans bölgesi vücuttaki en hassas uyarılan bölge olduğundan sünnet derisindeki sinirlerde buraya bağlıdır doğal olarak cinsellikten alınan zevki ve şehveti önemli ölçüde azaltır bu en yaygın ve herkesde görülen etkisidir ayrıca sünnet erken boşalmaya sebebiyet yaratır.

Sonuç olarak kesin faydalarıda vardır kesin zararlarıda vardır benim kendi görüşüm bir tıbbi zorunluluk yok ise kişinin kendi tercihine bırakılmalıdır

işte böyle umarım faydalı olmuşumdur

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. sünnetin zararları sünnetin zararları
  2. biritmila yahudilikte sünnet
  3. sünnetin faydaları sünnetin faydaları
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Uğur Aktaş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsan ırkının evrene yayılması yerine, sıra dışı ortamlarda bile canlanıp evrimleşebilecek hücresel seviyede DNA aktarımı daha mantıklı değil mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Doğum kontrolü yapabiliyor ve bekarlığı seçebiliyorlar ve bu da genlerin değişik varyasyonlarda bir araya gelmesini engelliyor.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

hayır bu dediğiniz evrime engel değil çünkü evrim türün kendi içindeki gelişimi demek değildir türün kendi içindeki gelişimi adaptasyondur adaptasyon evrimin bir parçası olsada her evrimsel süreçte adaptasyon görülmez ve evrimden bahsedebilmek için bazen yüzlerce yıl gerekir senin öne sürdüğün argümanlar sadece adaptasyonu biraz etkilede insan popilasyonu içerisinde çok küçük bir kısmı bu şekilde davranıyor

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. evrimmi adaptasyonmu senin o dediğin adaptasyon evrim değil
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
225
You'll Never Know
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

hayır göstermez diyelim ki elinizde bir cep telefonu aldınız ve o cep telefonunu çekiç gibi kullandığımızı ve bu sayede masalar sandalyeler yapmış olalım şimdi burada cep telefonuınun asıl amacı cebimize sığabilecek kadar iletişim aracı olması biz onla iletişim kurmayıp bu doğrultuda kullanmaz isek bu doğru olmaz

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sezgisel ve görsel olarak eşit olacağı bir sürü yerde yazıyor ancak matematiksel olarak aynı değere yakınsayacaklarını nasıl gösteririz? Teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu söylediğiniz her fonksiyon için doğru değil ki, yazdığınız şey bir özellik. Bu özelliği sağlayan fonksiyonlara Riemann integrallenebilir fonksiyonlar deniyor. Bu koşulu sağlamayan fonksiyon örnekleri de var.

Teşekkür Et
Devamını Göster

Toplam 3965 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“En güçlü veya zeki olan değil, değişime en çok açık tür hayatta kalır.”
Leon C. Megginson
Geri Bildirim Gönder