Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evrim... ve insan beyni. Crotalaria cunninghamii türü yeşil kuşbitkisi bu.

Başta, yerli halkın bitkiyi kuşa benzediği için yapay seçilim yoluyla türleştirdiğini savunmuştu. Mantıklı, olabilir. Fakat olay bununla bitmiyor. Çünkü bu perspektiften kuş gibi gözükse de, aslında kuş ile alakası yok. Başka açıdan böyle duruyor:

Gerisini beynimiz tamamlıyor. Bu da simulakrum adı verilen pareidolia gibi apofeni (ilişkisiz iki obje arasında bağlantı kurma) fenomenlerinden biri. Böylece ilişkisiz bir objeyi, orada olmayan başka bir canlıya benzetiyoruz. Çünkü doğada insan beyni bunu yapmazsa hayatta kalamaz.

Yırtıcıların hepsi bu sistemi kullanarak kamufle olur zaten. Evrimsel süreç ekosistem içerisinde her parametre ile ilişkili süregelir. Ağaçların arasında gölgedeki bir leoparı fark edemezsek, neslimizi devam ettiremeyiz. Dolayısıyla şemalara bu kadar önem verip, veri tabanındaki her şey arasında bağlantı kurmaya çalışan şey, beynimiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
3,803
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
yapılan deneylerde bir koku koklatılırken elektrik verilen farelerin kokudan korktuğunu bu özelliğin yavrularındada olduğu gözlemlemlendi.Bu nasıl olabilir
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Normalde yavruya gen aktarımı yapılırken DNA ile yapılır. Ama ebeveyninin elektrikten korkup kokuyu tanıması RNA'ya kodlanır. Yavruya geçerken de türün devamlılığı için ebeveyninin doğduğu gibi zaten oluşmuş olan DNA degilde ileride canlının yararına olacak RNA da kodlanan bilginin türün yararına olacağı düşünülüyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,260
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Oksijenli solunum açısından, metabolizmanın paslanma - okside olma bedelini ödeyerek ömür satın alması durumu paradoks içerir. Oksijenle ömür kazanır, ancak aynı nedenle ölümü öder.

Oksijenli yanma, yüksek enerji getirir, ancak proton kaçakları nedeniyle asitlenme artar ve ölümlülüğe programlanmış biyoloji, sonunu getirir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. ETS Elektron transport zinciri
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,410
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Açıklar mısınız?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilgilerin evrende yok olmadığı kanısı çoğunluk tarafından kabul görmekte olan bir teori olmakla birlikte cevaplayamadığı sorularda bulunuyor.Mesela gözlemlenemeyen bir bölgede hiçbir bilgi yokmu,oraya hiçlik denilebilirmi,ama orda bir şey olmadığı bilgisi elimizde,ama bir şey olmadığı bilgisi de bulunmaktadır ya da karadeliğe giren maddenin bilgisine ne olur tarzı soruları cevaplayamayan ve geliştirilmesi gereken bir teoridir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,260
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Hıv virüsünün genetik materyali rna ve insanlara hastalık bulaştırabilmesi için bu rna'yı dna'ya çevirebilmesi gerek bu nasıl oluyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

HIV gibi Retroviridae ailesinden olan retrovirüsler, kapsidlerinin içerisinde ters transkriptaz enzimi bulundururlar. Diğer bir deyişle RNA bağımlı DNA polimeraz enzimidir. Böylece RNA üzerinden DNA sentezleyebilirler. RNA'dan DNA yapmak da çok meşakkatli olduğu için mutasyon oranı inanılmaz fazladır. Bu yüzden evrimsel süreçleri çok hızlıdır. Bu yüzden günümüz teknolojisi ile aşısının yapılması muazzam zorlukta.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Detaylı HIV makalemizde her bilgiyi bulabilirsiniz.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
735
Aykut Göğdagöz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

Güzel soru. Aslında ilkin gagalı ve perdeli ayaklı memeli ornitorenk (Ornithorhynchus anatinus) bile yumurtlamasına rağmen yavrularını emzirir. Bu tıpkı yaklaşık 250 milyon yıl önceki ilkin therapsid atalarımız gibi. Demek ki laktasyon ve süt bezlerinin evrimsel kökeni, bundan da önceye dayanıyor olmalı. Zaten memelilerde laktasyon (süt üretimi) ile ilişkili bazı genlerin memelilerin kendisinden bile daha yaşlı olduğu görülüyor.

2013'te yapılan araştırmaya göre evrimsel olarak, aslen sert kabuklu yumurtaları nemli tutmak adına sıvı salgı yapan pilosebase benzeri bezlerden köken alarak, protein ve mineral içeriği zenginleşerek yavru besleme çeşitliliğine ulaşıyor. Araştırmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Why Did Some Animals Evolved Milk? http://www.bbc.com/earth/story/20150725-breastfeeding-has-ancient-origins
  2. PLoS Biology Loss of Egg Yolk Genes in Mammals and the Origin of Lactation and Placentation
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,651
Halil Gün
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Ekrin ter bezleri avuç içinde yoğun olarak bulunan, ısı düzenlemesi için steril seyreltik elektrolit çözelti salgılayan bezlerdir. Bu bezler sebebiyle nemli olan el ile kavranan buz elin üzerinde bulunan su moleküllerini dondurur ve el ile temas eden buz ile birleşerek ele yapışır. Bu yapışma, vücut ısısı elin üzerine yapışmış buzu kısa sürede erittiği için kısa sürer ve buz ciltten kolayca ayrılır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. BBC
  2. Wikipedia
  3. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir robot canlı gibi yemek yiyerek enerji üretip çalışabilir mi?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Gıda dediğimiz şey zaten diğer canlılar ve onların ürettiği bazı maddeler (Bkz. Meyve). Bahsettiğiniz tanımı günümüzde virüslere benzettim. Diğer hücrelerden yararlanarak enerji üretiyorlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Virüs Nedir?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
671
Uluğ Artun Efe
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Keşfedilen gezegenlerin, etrafında döndükleri yıldıza olan uzaklıklarından tahmin yapmaktadır. Güneş sistemimizde ki gezegenlerin güneşe olan mesafelerini ve atmosfer durumlarını baz alarak tahmin yürütmekteler fakat bunun ne kadar doğru olduğunu Venüs gezegenine bakarak anlayabilirsiniz. Güneşimize çok yakın olmamakla beraber atmosferi Yaşama son derece elverişsiz herhangi bir organizmaya yaşam alanı oluşturmayacak şekildedir ancak Venüs'ün atmosferinde yaşayan ve iç atmosferin de ki karmaşadan korunmuş bir şekilde canlı mikroorganizmaların olduğu düşünülmekte. Ancak bu da tahmin üzerinedir. Kısaca gezegenin kendi içerisinde ki çeşitli kimyasal reaksiyonlardan ötürü cehenneme dönmüş olma ihtimali de mevcut.

Yıldızların ise genellikle hacimlerinden ve renklerinden içerisinde ki nükleer reaksiyonun ne durumda olduğu yüksek ihtimaller ile anlaşılmaktadır. Tabi ki Hiçbiri Kesinlik ifade etmez evrende mevcut olan değişkenler net şekilde tespit yapılmasına engel teşkil etmektedir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
27k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bitkilerde gelişim sınırsız mıdır? Sınırsız ise bu nasıl olabiliyor? Biz insanlar bile bir yere kadar gelişebiliyoruz.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Canlılarda tek faktöre bağlı olmasa da, oksijen miktarının, bitki ve hayvanlarda boyutları etkilediği biliniyor. Oksijen miktarının yüzda 10 fazla olduğu dönemde, bitkiler inanılmaz ötesi büyüktü, bazı taşlaşmış ağaç gövdeleri bulunmuştu büyüklüğü şimdiki ağaçlarla karşılaştırılamaz oranda büyük olan.

Hayvanlar da içinde bulunduğu yaşam sahasına göre şekillenebiliyor. Akvaryumdaki köpek balığı ile okyanustaki aynı olmuyor örneğin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Zamanın bir noktasına gelmek için önce sonsuz zamanı aşmış olmak gerekmez mi bu durumda? Bu nasıl mümkün olabilir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Zamanın bir sınıra tabi olmamasını bende pek anlayamamıştım ve kendimce açıklamaya çalışmıştım. Teorim şuydu;

Zaman sadece hareketi açıklamak için (bilinçsel,fiziksel değişimler vb.) uydurduğumuz bir kavramdır. Bir yerde hiçbir fiziksel hareket ve bilinçsel hareket yoksa orda zamandan bahsedemeyiz. Yani bir ortam düşün maddesel hareket yok ama sen varsın, bilincin akıyor o zaman zamanda vardır. Ama seninde bilincin akmasın dursun zaman artık o ortamda yoktur çünkü hareket yoktur(Tabi bunlar bana göre)(Başka birisi de böyle düşünüyorsa haberim yok. Neden TEORİM dedim diye sormayın sonra).

İşte bu yüzden ben hareketin olması ve olmaması diye durumu açıklıyorum. Yani zaman uydurma bir kavramdır bir yol değildir ordan buraya nasıl geldik diye sorulmaz(Bana göre).

DİPNOT: Burda ben böyle diyorum ama zamanla ilgili bende bir soru sormuştum ve orda bana zaman kütlesi olan herşey için akar denmişti. Tabi ben tam anlayamadım neden böyle olduğunu ama genede banada böyle açıkladıklarını bil. https://evrimagaci.org/soru/tanrinin-zamandan-buyuk-olmasi-imkansiz-degil-mi-3524

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
40
Burak Kaygısız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Özgün orijinal düşünceden uzak bireylerin yetiştiği kültürlerde, sahip olunan bilginin bir RENGİ olmak zorundadır. Şucu, bucu, şu ist, bu ist vs vs renkler üzerinden kendini ve başkasını kalıba sokmadan muhatap olamayan kapalılık, fanatizmin karşıda da bunu arama güdüsü.

Görünüşte aranır renge dair bulgular önce. Sonra düşünce yapısı inançlı inançsız ayrımıyla tanımlanmaya çalışılır hızla. Bu ikisinden biriyse, onun hangi kolu diye gider.

Kendi özelliğinin farkına varamamış, hayatı yorumlamada bireysel bir çıkarımda bulunma çabasına girememiş, kalıplara sığmaya, o şekilleri almaya çalışan zihinlerin kendine özgü bir düşüncesi, düşünce yapısı ve arayışı olması imkansıza oldukça yakındır. Derinleşmek yerine rengini koyulaştırma çabasında kalırlar malesef.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Kerem Yalçın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
hiçbir sorun yokken birden insan ölebilirmi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruyu cevaplamak için ölümü anlamak yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Ama yine de kısa bir özet: "Doğal nedenlerle öldü." ya da "Yaşlılıktan öldü." dediğimizde aslında kastettiğimiz, ilerleyen yaştan ötürü yeterince bozulmuş bir sistemin organlarından bir veya birkaçını, bakteriler veya mantarlar gibi patojenlerin istilası sonucu iflas etmesi ve sonrasında tüm sistemin çökmesidir. Bu organ kalp, karaciğer, böbrekler, vs. olabilir. Ancak durup dururken ölmek diye bir şey yoktur; mutlaka iflas eden bir organ ve o organı iflas ettiren bir organizma veya süreç bulunmaktadır.

Ölümün Varlığının Fizik Açısından Anlamı ve Sebepleri

Ölümü anlamanın anahtarı, var oluşun fiziksel temelini anlamaktan geçiyor. Bizler, biyolojik varlıklar olduğumuz için her şeyi biyolojik olarak görmeye alışığız. Dolayısıyla ölümle ilgili bir açıklama yapacağımız zaman da aklımız ilk etapta hemen biyolojiye gidiyor. Halbuki biyoloji, kendisinden daha temel iki bilimin üzerine kurulmuş bir bilim dalıdır: fizik ve kimya. Bu iki bilim dalında olanlar, biyolojide olanların temelini oluşturmaktadır. Bir fizik yasasının biyolojideki etkisini hemen görmek kolay değildir; ancak dikkatli ve eğitimli bir göz, bu ilişki ve etkileşimi fark edecektir. Dolayısıyla bu alanlardan bilgi almaksızın ölümü anlamak mümkün değildir.

Ölümün Fiziksel Nedeni: Entropi

Ölüme fiziksel açıdan yaklaştığımızda karşımıza iki gerçek çıkar: İlki, kapalı sistemlerde entropinin, yani düzensizliğin daima artmak zorunda olduğu gerçeğidir. Termodinamiğin ikinci yasası bunu söyler. Açık sistemlerde ise entropi artışına dışarıdan enerji alarak karşı koymak mümkündür. Yani entropi ile enerji arasındaki ilişki iyi anlaşılmalıdır: Entropinin mutlak suretle artması gerektiği sistemler, dışarıdan enerji veya kütle akışı olmayan sistemlerdir. Ancak canlılar bu tarz sistemler değillerdir. Dışarıdan enerji de alırlar, kütle de...

Bir düşünün: Yemek yediğinizde ne yapıyorsunuz? Düzenli halde bulunan bir besin kaynağını parçalıyor, yani düzensiz hale getiriyorsunuz. Bunu yaparken, besinlerin içindeki kimyasal bağlarda bulunan enerjiyi hücreleriniz içinde açığa çıkarıyorsunuz. Açığa çıkan bu enerjiyi kullanarak hücre, doku ve organlarınızda onarım, gelişim ve benzeri işleri hallediyorsunuz. Yani bir yerlerde düzensizlik gene artıyor; ancak ondan elde ettiğiniz enerji ile siz, düzenli halinizi sürdürüyorsunuz.

Ölümün bununla bir ilgisi var gibi gözüküyor; çünkü ölümle birlikte artık enerji akışı da duruyor, beslenemiyoruz ve hücrelerimiz dağılmaya başlıyor. Yani biz de kapalı bir sisteme dönüşüyoruz, dolayısıyla entropiye yenik düşerek düzensiz hale geliyoruz.

Ama ölümü fiziksel olarak tanımlayacak olursak: Bir nevi, termodinamiğin ikinci yasasına belli bir süre direndikten sonra yenik düşmek gibi gözüküyor.

İşte tam da bu entropi kavramı dolayısıyla doğada hiçbir varlık belirli sürelerin üzerinde var olamamaktadır. Her şeyin, hatta belki de Evren'in kendisinin de bir ömrü vardır. Fizik yasaları, doğa içerisinde bir devinimi, değişimi ve dönüşümü tetiklemektedir. Hiçbir varlık, Evren içerisinde sabit yapılı değildir. Her şey ama her şey değişir. Gözümüze oldukça sabit gelen bir nesne içerisindeki atomlar bile sürekli titreşim halindedir; atom altı parçacıkları her an değişim içerisindedir. Bu hareketler ve değişimler, bir maddenin göze her ne kadar sabitmiş gibi gelse de, aslında sürekli değiştiğini göstermektedir.

Yani hiçbir maddenin bir an önceki haliyle bir an sonraki hali birebir aynı değildir. Kısaca, az sonra açıklayacağımız biyolojik sebeplerden ötürü ölüm gerçekleşmeseydi bile, fizik yasalarından dolayı bir noktada bütünlüğümüzün yer yer ya da tamamen bozulması gerekirdi. Belki 100 yıl içerisinde, belki 1 milyon yıl içerisinde...

Ölüm ile ilgili daha fazla bilgi için makaleye bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Oğuzhan Biçen
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Uzay - zaman bir bütündür ve her cisim uzay - zamanda ışık hızında hareket eder. Bu kısımda her cismin ışık hızından bahsediliyor. Eksik ifade mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Mehmet Ünlü , Araştırma Sever (Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Öğrencisi)

''Uzay - zaman bir bütündür ve her cisim uzay - zamanda ışık hızında hareket eder.''

İfade temelde eksik değil anlatmak istediğini şöyle anlatayım: Einstein'ın özel görelilik kuramına göre her cisim hem uzayda (hız) hem de zaman da seyahat edeceğini söylemiş ve hareketin bunlardan hangisine yayılırsa diğerinde de ışık hızını koruyacak düzeyde bir yayılma olacağını ifade etmiştir.

Gelin, biraz daha açık olalım, uzaydaki her yönelimimiz aynı zamanda da zamandadır demiştik. Cisim ışık hızına ulaştığında ise zaman boyutunda yönelimini durdurur. Aynı şekilde bu ifade zaman içinde geçerlidir. ikisine birbirine bağımlı olarak yayılım gösterirler. Zaman ve uzamsal boyutların aynı dokunun birleşik bir parçası olduğunu anlattığımıza ve evrenin hız limitinin ışık hızı olduğunu bildiğimize göre şunu söyleyemez miyiz?: uzay-zamanda her şey ışık hızında hareket etmektedir!

  • Eğer söz konusu ışık ise, ışık zamanda hareketsizdir yani sonsuz ömürlüdür. Uzay-zamandaki bütün hareketini yani C sabit hızının tamamını uzayda yol alarak geçirir ve zaman boyutunda hiç gitmez.
  • Evinizdeki bir vazo veya uzay-zamanın herhangi bir yerindeki sabit diyebileceğimiz bir nesne de ışık hızında hareket eder. Ancak ışıktan şöyle bir farkı vardır; bu hareketinin tamamı uzay-zamanın zaman boyutunda gerçekleşir yani zamanda ışık hızıyla yol alarak, vazonuz eskiyecektir (Sanırım atasözümüz olan yuvarlanan taş yosun tutmaz veya işleyen demir ışıldar sözleri de bunu açıklıyor :) ).
  • Son olarak da vazonuzu (Annenize çaktırmadan ve kırmadan) evden çıkarıp hızlandırdığımızı düşünelim. Bu durumda vazonun uzay-zamanın zaman boyutundaki hareketi yavaşlar ve bu yavaşlama oranında uzay boyutlarında hareket etmeye başlar, yani yol almaya başlar. Tahmin edeceğiniz gibi, vazonun hızını ne kadar artırırsanız uzay-zamanın zaman boyutundaki hareketi o kadar yavaşlar, uzaydaki hareketi o kadar artar. Ancak her iki boyutta gerçekleşen hareketin toplamı değişmez ve C (ışık hızı) kadar kalır.

Bunu çok iyi anlatan bir görseli altta bırakıp Minkowski Uzay Zamanı dediğimiz bu şeyin kaynağını atıyorum.

Uzay zaman düzlemi
Uzay zaman düzlemi
bilimfili
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Khan Academy Minkowski Uzay Zamanı(yanında ılgını çekebilecek videolar da var.)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hüseyin İriş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Din in varlığı üzerinden, içerdiği değerlerin insan ve topluma geçmemesi öngörüsünün nedensel arka planı doldurulmamış. Başka bir kişi de diyebilir ki, din olmasa, iyi ve kötü bilinemez ve insana ait olamaz. Bu anlamda kavramsal olarak değerlerin insanla etkileşiminde -insandan ayrı- bir değerler sistemi düşünülemez, çünkü bunu üreten insan kültür geleneği en başta.

Diğer yandan din in olmadığı kısıtlı sosyal yapılar oldu, izole kabilelerde halen dinsiz yaşanları var. Ancak görüyoruz ki, kültürel üretimi olmayan komünler, sofistike ihtiyaçlara ulaşamadıkları, henüz yaşamda kalma temelinde yaşadıkları için iyi kötü doğru yanlış gibi kavramları oldukça sınırlı kalmakta. Din den bile bağımsız olarak, kültür ve gelenek kendi doğrularını ve yanlışlarını çok sert ve net biçimde üretiyor yerleşik düzene geçişte.

Din, kültür ve geleneğin çok gerisinde etkilidir, çoğu zamanda kültür ve geleneği onaylaması için araçsallaştırılır. Toplum üzerindeki bir etkiden bahsedilecekse, bu birincil planda kültür ve gelenektir.

Bireyin her durumda iyi olacağı bir olasılık söz konusu olacaksa, bu din olmaması üzerinden değil, çünkü gelenek ve kültür her zaman olacak din olmasa bile, BİLİNÇ GELİŞİMİ üzerinden tanımlanmak durumunda. Bilinç düzeyi gelişimi bir popülasyon için kritik bir noktaya ulaştığında, olası olumsuzluk ve sorunlar, üstün hedefler nedeniyle kendiliğinden kaybolur. Suç oranlarının azalması, toplumsal olarak nitelikli insanlara dönüşüm ancak bilinç gelişimi ile olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Fuat Ateşsaçan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu ve bunun gibi durumları açıklayabilecek video yaparsanız sevinirim.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

14 yaşına kadar dış uyaranlar derin frekansta kaydedilir.

2 yaşına kadar DELTA seviyesinde. En düşük frekansta herşey kaydedilir.

6 yaşına kadar TETA seviyesinde kaydedilir.

14 e kadar BETA dalga boyunda derin kayıt yapılır.

Bu kayıtların değişmesi inanılmaz zordur. Sorun, kendini yetiştirmiş anne babadan gelme garantimizin olmaması. Bu nedenle gelenek kültür vs ile olumsuz kayıtlarla dolu büyüyoruz. İşte hipnoterapi, hipnozla terapi neuoroformat, bilişsel terapi vs vs hepsinin amacı, bilinçaltına ulaşarak olumsuz kodları değiştirmek, silmek vs.

Kişinin bilinç düzeyindeki kararlar, bilinçaltının temel yazılımı kontrolünde verildiği için, kararın ne olduğunu doğrudan etkilemektedir. Kişi, bir konuda yoğun korkuya sahiptir bilinçaltında. Bilinç de bunu yorumlar, bu konuda başarısızım olarak düşünceye aktarır. Kişi o konuyu sevmez, ve başaramayacağını düşünür. Ve öyle de olur. Gündelik konularda sorun oluşturmayabilir, ancak kültür ve geleneksel ya da yaşamı doğrudan etkileyen konularda olumsuz kodlara sahip olmak, sosyal ya da farklı nedenlerle olumsuz etkiler kişiyi.

Hipnoterapide, kişi trans halinde bilinci açık iken terapi yoluyla bilinçaltına ulaşılır, sorun yaşadığı konu açığa çıkarılır sorularla.

Bilişsel terapi, bilinci kullanarak bilinçaltına olumlu yönlendirme yapmak. Bu terapi yöntemini herkes uygulamalı özellikle bizimi gibi kapalı kültürlerde. Telkin yoluyla derin kayıda girmiş kodlara yine telkin yoluyla düzeltme çabasıdır. Kişi sesli olarak sorun yaşadığı konuyu kendisine ayna karşısında anlatır, ne hissettiğini, sonrası için düşüncelerini vs detaylı olarak ifade eder. Uzman yardımıyla da yapılmakta ancak, gidemeyenler kendisi yapabilir. Aynı şeyi kağıda yazma yöntemi de var.

Neuroformat, Barış Muslu nun farklı yöntemleri birleştirdiği kişisel bir yöntem. Ancak özellikle fobilerde çok etkili olduğu biliniyor. Travmatik geçmişleri anlama ve çözmede başarılı biri kendisi. Bu konuda kitapları var.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Emre Adıyaman
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göbekli Tepe'de hangi taş ne zaman kalıntıya eklenmiş ve semboller ne zaman taşlara çizilmiştir? Bunu bilebilir miyiz? Biliyor muyuz? Ne zaman?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Göbeklitepe veya Göbekli TepeŞanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında[1] yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur.[2] Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaş yuvarlak planda dizilmiş, araları taş duvarla örülmüştür. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartılarak veya oyularak betimlenmiştir.[3] Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[4] Hayvan motiflerinde boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördekleri ve akbaba en sık görülen motiflerdir.[3] Bir yerleşim yeri değil, kült merkezi olarak tanımlanmaktadır. Buradaki kült yapılarının üretime geçiş aşamasına -tarım ve hayvancılığa- yakın olan son avcı grupları tarafından inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.[5] Diğer anlatımla Göbekli Tepe, çevredeki oldukça gelişmiş ve derinlik kazanmış bir inanç sistemine sahip olan avcı-toplayıcı gruplar açısından önemli bir kült merkezidir.[6] Bu durumda bölgenin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın (PPN, Pre-Pottery Neolithic) A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir.[3] Bununla birlikte Göbekli Tepe'deki en eski faaliyetleri tarihlendirme olanağı şimdilik yok, fakat bu anıtsal yapılara bakıldığında Paleolitik Çağ'a kadar uzanan, birkaç binyıl daha eskiye, epipaleolitike kadar giden bir geçmişi olduğu düşünülmektedir.[2][7] Göbekli Tepe'nin bir kült merkezi olarak kullanımının MÖ 8 bin dolaylarına kadar devam ettiği, ve bu tarihlerden sonra terk edildiği, başka veya benzer amaçlarla kullanılmadığı anlaşılmaktadır.[8]

Bütün bunlar ve kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal mimari, Göbekli Tepe'yi eşsiz ve özel yapmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 2011'de Dünya Mirası geçici listesine alındı ve 2018'de kalıcı listeye girdi.[9]

Söz konusu dikilitaşlar, stilize insan heykelleri olarak yorumlanmaktadır. Özellikle D yapısı merkez dikilitaşlarının gövdesinde bulunan insan el ve kol motifleri, bu konudaki her türlü şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla "dikilitaş" kavramı, işlev belirtmeyen yardımcı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Esasen bu "dikilitaş"lar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontulardır.[10]

Buradaki kazılarda çıkartılan bazı heykel ve taşlar Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.[11]

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
52k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Parçacığın kendisine karşı direnç göstererek kütle kazandığı bozonun kendine ait kütlesi olabilir mi, eğer varsa da neye dayandırabiliriz...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Vardır ve oldukça yüksektir. Zaten maddeden ayrılması da oldukça zordur. Higgs bozonunun kütlesi matematiksel olarak hesaplanmıştır da zaten yıllar önce. Sonuçta karşılaşıldığında da tespit edilmiştir. Yaklaşık 126 GeV civarında bir kütlesi olduğu söyleniyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
30
Sümeyya Araz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Halil Gün , Öğrenci Meraklı

Uykuda periyodik hareket bozukluğu (UPHB) olan hastalarda uyku sırasında ayak ve bacaklarda, bazen de kollarda, belli aralıklarla tekrarlayan hareketler meydana gelir. Hareketler ayak başparmağının, bilek, diz ve kalçanın aniden yukarı doğru bükülmesi şeklindedir. Bu hareketler hasta veya yakınları tarafından, tekmeleme veya sıçrama şeklinde tanımlanabilir. Gecenin ilk yarısında daha sık olur. Ancak huzursuz bacaklar sendromunun aksine, uyanıkken ve istirahat halinde olan bacaklarda rahatsızlık hissi ve sürekli hareket etme isteği yoktur.

Uykuda olan istemsiz hareketler uykuya dalma ve sürdürme güçlüğüne yol açabilir. Bazı hastalar ise uyanmasalar bile derin ve dinlendirici bir uyku uyuyamadıkları için ertesi gün yorgun uyanır veya gün içinde aşırı uykululuk hissederler. Uykusuzluk (insomni) çekenlerin yaklaşık %17’sinde ve gündüz aşırı uykululuğu olanların %11’inde ana neden UPHB’dur. Kronik yorgunluk, dikkat eksikliği, unutkanlık gibi yakınmalara neden olabilir.

UPHB her yaşta görülebilse de daha çok ileri yaşlarda görülür. Altmış beş yaşın üstündeki kişilerin yaklaşık yarısında UPHB olduğu tahmin edilmektedir. Kadınlarda daha sıktır. Kahve tüketimi, stres ve zihinsel bozukluklarla ilişkilidir.

Huzursuz bacak sendromu, obstrüktif uyku apne sendromu gibi diğer uyku bozukluklarına eşlik edebilir. Huzursuz bacaklar sendromu olan hastaların % 80’inde uykuda periyodik bacak hareketi olmaktadır. Obstrüktif uyku apne sendromu uygun şekilde tedavi edildiği halde gündüz aşırı uyku hali devam eden kişilerde UPHB yönünden araştırmalıdır. Ayrıca anemi, demir eksikliği, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği ve bazı depresyon ilaçları UPHB yapabilir.  

Bozukluğun tanısı için polisomnografi yapılarak uykuda belli aralıklarla tekrarlayan bacak hareketlerinin gösterilmesi gerekir. Tedavisinde kullanılan ilaçlar ile yakınmaların hafifletilmesi ve kesintisiz bir uyku sağlanması mümkündür.

Türk Toraks Derneği Uyku Bozuklukları Çalışma Grubu

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrenin büyük patlama sonrası genişlemeye devam etmesi nedeniyle sonlu olması gerektiği düşünülmekte, ancak bu sınır bizim için çok bir şey ifade etmiyor aslında. Henüz kendi solar sistemimizdeki gezegenlere ulaşmak bile bir sorun iken, farklı kuasarlara gitmek rüya iken evrene ait sınırdan bahsetmek anlamını kaybetmekte.

Entropi, fizik alemde hüküm süren evrensel bir kanun, termodinamik yasa.

Günümüzde ölüm sonrası bilincin kaybolmadığına dair bilimsel bulgular oluşmaya başladı. Bazı fizikçiler, zaman üstü bilincin asıl kararları veridiği, buradaki bilincimizin de sadece onu onayladığına dair görüşleri var. Kollektif bilinç de zamanüstü bir ortak ağ görüşünü oluşturmakta. Beynin -kullanılan- araç niteliği taşıması ve onu yöneten her ne ise, bedende beyinde olmadığı artık biliniyor. Vs vs vs. Bunlar ve yaklaşık nedenlerle madde üstü, süptil bir varoluş seviyesinin olma ihtimali üzerinde durulmakta ancak henüz çok net konuşmak mümkün değil. Ancak bu tarz yaklaşımları gerçek varsayarsak, elbette ki böyle madde üstü bir seviyede entropi geçersiz kalacaktır teorik olarak.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Neandertal ve sapiensin çiftleşmesinden meydana gelecek melez türün kısır olması ve genlerini aktaramaması gerekmez miydi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Aslında bu bilgi %100 doğru değildir. Her melez canlı kısır olacak diye bir şey yok. Herkes eşek+at=Katır örneğini veriyor. Bunun sebebi at ve eşeğin kromozom sayılarının eşit olmamasından kaynaklıdır. At'ın 64 kromozomu eşeğin ise 62 kromozomu vardır. Çaprazlanması sonucu katırın 63 kromozomu olur. Bitkilerde farklı türleri melezleyip verimli döl elde edebiliyoruz. Homo sapiens ve homo neandertal türleri eşit kromozom sayısına sahiptir. Ancak türler arası farklılıklar olduğu için yineden verimli döl verebilmekte zorlanmaktadırlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Arkeofili Daha detaylı incelemek istersen Dimitri papagianni& Michael A.Morse'nin neandertal kitabını okuyabilirsin.
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
240
Sigmoond Freid
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba, bu bence tamamen toplumsal bir konu.Geçmişten beri cinselliği bastırıyoruz ve kadınların yanında konuşulmaz diyoruz bize toplum tarafından ahlak adı altında bunlar öğretiliyor.Ama bunlar tamamen değişken ve saçma şeyler, cinsellik herkesin bildiği bir şey bundan sakınarak bahsetmek saçmalık, bunun farkında olan insanlarla daha rahat konuşabiliyoruz kadın erkek farketmeksizin bu tamamen bu durumun farkındalığında olmamızla alakalı.Cinselliğin daha açık olduğu toplumlarda bu gibi sorunlarla karşılaşmıyoruz ve cinsel suçlarada daha az rastlıyoruz,başka ülkelerde, örnek olarak amerika diyelim, insanlar daha rahat bu konularda olan bir şeyi saklamıyorlar yada amazonlarda yada farklı kabilelerde kadınların üstsüz gezdiğini görüyoruz hiç biri tecavüze uğramıyor yada cinsellikleri ortada olduğu için suçlanmıyorlar onların ahlaki görüşünde bunlara yer yok çünkü.Kısacası bu tamamen saçma toplum tarafından bizlere aktarılmış sözde ahlak.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
85
Ersin Güçer
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Cordyseps cinsi mantarlar keseli mantarlar grubundadır. Bu türler iç parazitik mantarlardır ve genellikle böcekler ve diğer eklembacaklılar içerisinde yaşarlar. Bir kısmı ise başka mantarlar üzerinde yaşarlar. Örneğin bir karıncaya yerleşen Cordyseps mantarı sporu, bir süre sonra karıncanın iç organlarına ve beynini ile geçirir. Karıncanın zehirlenen beyni bir nevi mantar sporlarının kontrolü altındadır ve mantar sporları karıncayı istediği doğrultuda yönlendirir. Karıncalar tarafından fark edilen bu ele geçirilmiş karınca koloniden uzaklaştırılır. Çünkü karınca üzerinde yetişecek Cordyseps mantar sporları, tüm koloniyi yok edebilir. Cordyseps mantarının baş kısmı karıncanın beyninden çıkmaya başlar. Mantar olgunlaştığında uçlarından ölümcül sporlar etrafa dağılarak diğer böcekler ve karıncalar için ciddi tehlike oluşturur.

Kelebek larvasında çıkan Cordyseps mantarları, olağanüstü doğal antibiyotik halini almaktadır ve birçok hastalığa iyi gelen bir ilaç olarak kullanılmaktadır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kendi dönemini çok iyi bir biçimde yansıtır Eserin adı nedir ?​
Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

Giuseppe Arcimboldo, İtalyan ressam, mimar, sahne tasarımcısı, mühendis ve sanat danışmanı. Resimlerinde meyve, sebze, hayvan, kitap gibi birçok nesneyi, insan portrelerini andıracak şekilde düzenlemiştir. 

Doğum tarihi: 5 Nisan 1526, Milano, İtalya

Ölüm tarihi ve yeri: 11 Temmuz 1593, Milano, İtalya

Sergilendiği yer: Louvre MüzesiViyana Sanat Tarihi MüzesiSkokloster Castle, Diğer

Dönem: Maniyerizm

Tanındığı alan: Resim

Seri: The Four SeasonsThe Four Seasons (Louvre series)The Four Elements

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Nurullah aytar Tam olarak Arcimboldo olabilir eser hakkında bir bilgim yok
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bu tip HIV-AIDS konularında hep aynı şey düşünülmeli: HIV, hangi yollarla bulaşır? Sorunun cevabı çok açık:

  • kan yoluyla,
  • sperm yoluyla,
  • meni yoluyla,
  • rektal sıvılar yoluyla,
  • vajinal sıvılar yoluyla,
  • anne sütüyle.

Ancak bunlara "dokunma" ile, yani deriden emilimle HIV bulaşmıyor. Bu sıvıların, sizin kanınıza girmesi gerekiyor!

Bu, bunun gibi HIV'in bulaşabilirliğine yönelik tüm sorular için geçerli. Dolayısıyla çeşitli senaryolara bakalım:

  • Eğer HIV pozitif birinin adet kanı klozet kapağına bulaştıysa ve siz buna yanlışlıkla dokunursanız ve dokunduğunuz bölgede açık bir yara, kesik, vb. yoksa, HIV bulaşmayacaktır.
  • Eğer HIV pozitif birinin adet kanının bulaştığı yere açık yaranızla (mesela parmağınız kesilmiştir, tırnak kenarlarınızı ısırarak kanatıyorsunuzdur, vs.) dokunursanız, HIV bulaşma ihtimali vardır.
  • HIV pozitif birinin adet kanı tuvalette iken bir şekilde anüsünüze sıçratmayı, vs. başarırsanız, buradan kan dolaşımınıza ulaşma ihtimali vardır.
  • HIV pozitif birinin kullandığı rulodan temiz ve yeni peçete kullanmak ile HIV bulaşmaz (birinin halihazırda kullandığı kanlı peçeteyi tekrardan kullanmadığınızı varsayıyorum; öyle bir şeyi neden yaparsınız bilmem ama; o durumda yüzeydeki tahriş olmuş yerlerden veya kesiklerden virüs bulaşabilir).
  • HIV pozitif biri ile korunmasız seks yapacak olursanız, seksin kendisinden ötürü değil ama seks sırasında penis ve vajinada oluşabilecek mikroyırtıklardan kan dolaşımına HIV bulaşabilir. Bu, cinsel sıvıların kendisinin kesik ve yırtıklara bulaşması yoluyla da olabilir.

Senaryo ne kadar "olasılıksız" ise, HIV'in bulaşması da o kadar "olasılıksız" olacaktır. İş tamamen yukarıdaki sıvıların sizin kan dolaşımınıza ulaşma ihtimalinde bitiyor yani. Sırf aynı tuvaleti kullandınız diye HIV bulaşacak diye bir durum yok. O tuvaleti "nasıl" kullandığınızda bitiyor iş. Bu, tuvalet ile sınırlı değil; yatak odası, mutfak, oturma odası, otobüs, araba ve diğer bütün mekanlar için de geçerli.

Uzun lafın kısası, HIV pozitif bireyleri öcü gibi görmeyin. Her hastalığın belirli bulaşma mekanizmaları var, grip de olsa, HIV de olsa... Bunlara dikkat ettiğiniz sürece sorun olmayacaktır. Etmezseniz, grip de bulaşır, HIV de...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 2676 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Başkalarına, size davranılmasını istediğinizin %20’si kadar daha iyi davranın. Bilirsiniz... Hata payını da karşılamak için...”
Linus Pauling
Geri Bildirim Gönder