Puan Ver
0
Puan Ver
55
Caner Ergiş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
gözlem yaparak elde ettiğimizi veri ''kapalı ve gök gürültülü bir hava''ise ve yagmur yagacagına dair hipotez geliştiriyorsak ve bu doğrulanıyorsa?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bu konu hakkında evrim ağacının bilim metadolojisi nedir videosunu izleyebilirsin.

Hipotez: Probleme konulan geçici çözüme hipotez denir. Varsayım veya hipotez, bilimsel yöntemde olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak üzere tasarlanan ve geçerli sayılan bir önermedir. Hipotez problemi çözmek için yapılan araştırma ve gözlemler sonucu elde edilen bilgilerin yardımıyla kurulur.

Teori :Bir olay, bir yapı ya da düzenin nedenlerini açıklamak isteyen genel düşünce bkz. 'Kuram'. Evrim teorisi gibi, Plazma Evren Teorisi gibi. Sanılanın aksine teori ispatlanmamış fikir değildir.

Kanun: Evrenin dokusu ve yapısı bozulmadıkça değişmeyecek olan fiziki, biyolojik vs. bilimsel kurallarıdır. Kütle Çekim Kanunu vs.

Hipotez gelişince kanun yada teori olmaz çünkü sorunu çözmek için yapılan bir olaydır ve aynı şekilde bir varsayım bir tahmindir. Teori ise bir konu hakkında güçlü bilimsel kanıtlara dayanır ve TAHMİN DEĞİLDİR kesin sonuçlara bakar kanıtlansa bile teori olarak kalır.

Eğer bir eksiğim ve hatam varsa düzletin :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. TDK Kelime Anlamlarına Baktım
  2. Evrim Ağacı Youtube Metadolojisine baktım
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Caner Ergiş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
kalemi elimden bırakırsam Y.Ç.kanunlarına göre düşer.Bu neden teori değildir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Kısa ancak çok güzel açıklıyor.

https://youtu.be/l5jY3aN6FuI?t=99

Videoda özellikle şu kısma dikkat ediniz: https://youtu.be/l5jY3aN6FuI?t=340

Biraz daha ayrıntılı bilgiler için yazı dizisine bakabilirsiniz.

https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/bilimsel-yontem-22

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Taharet: Su veya peçete ile penis, vajina ve anüsü temizlemek. (Özellikle konuyla alakalı bilimsel bulguları merak ediyorum.)
Puan Ver
0
Puan Ver
438
Ahmet Akbulut
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
320
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsan eti yemek vücudumuza yarar veya zarar sağlar mı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Uygun bakım ve hazırlık olmadan, Hepatit ya da Ebola gibi kanla bulaşan hastalıkları taşıyan kurbanların risklerini de alırsınız. Ecoli ya da diğer bağırsak bakterilerinden ölenlerden enfeksiyon riskini de taşırsınız.

Peki besin değeri?

Uyluğunuz yaklaşık 10.000 kalori, kalbiniz 700, ve tüm vücudunuz yaklaşık 81.000 kaloridir. Ancak bu kalorilerin yarısı yağlı ya da yağ dokudur bu nedenle diyet beslenme için en iyi seçenek değildir. Ayrıca anektodsal hesaba göre tadımız domuz ve buzağı arasında tanımlanıyor.

Hala Prion adı erilen büyük bir sorun var. Tam olarak anlaşılmasa da Prionlar normal proteinlerin şekli değişip özelliklerini kaybederek bulaşıcı hale gelirler. Bu biçimsiz proteinler diğer sağlıklı proteinlere etki eder ve onları değiştirerek zincirleme reaksiyon yaratarak hastalığa neden olurlar. Özellikle, Prion rahatsızlığı beyinde delikler açarak ona süngerimsi görünüme neden olarak sonunda ölüme neden olur. Fakat DNA or RNA içeren virüs, bakteri, mantar ya da bulaşıcı parazitlerin aksine Prionlar ısı ya da radyasyonlar ile ölmez.

Bu inanılmaz bulaşıcılar, organ ve kas içeren herhangi bir sinir sisteminde bulunabilir. Fakat beyinde ve omurilik sinir dokularında en yaygındır. Bunun anlamı Prion içeren bir et tüketirseniz, enfeksiyon kapma riskiniz yüksektir.

Beyin yemek bunun riskini daha da artırır. 1950'lerde araştırmacılar Papua Yeni Ginedeki Foray kabilesinin çeşitli üyelerinin, "Kuru" ya da "Gülme Hastalığı" adını verdikleri rahatsızlıktan muzdarip olduklarını buldular. "Kuru" hastalığının cenaze ritüelleriyle ilgili olduğunu buldular.

Foray insanları, sevdikleri insanların ölümden sonra yemenin böcekler ve solucanlar tarafından yenmesinden daha iyi olduğuna inanıyorlardı.

Bu ritüelin durduğu düşünülse de, Prion hastalığının kuluçka süresi 50 yıla kadar sürebilir bu da yeni vakaların hala görülebileceği anlamına gelir. İnsan eti yemek her zaman kötü olmasa da Prionlar yoksa bile, buna değmeyecek kadar yüksek bir risk taşırsınız.

Kuru hastalığının belirtilerini biraz daha açmak istiyorum. Belirtiler ortaya çıktıktan sonra, hem fizyolojik hem de nörolojiktirler ve genellikle üç faza ayrılırlar:

1) Ayakta durulabilen/gezilebilen evre:

Baş ağrısı

Eklem ağrısı

Sallanma

Denge kaybı

Konuşmanın bozulması

Azalan kas kontrolü

2) Yerleşik evre

Yürümekten acizlik

Kas koordinasyon kaybı

Şiddetli titreme

Duygusal dengesizlik - kontrol edilemeyen kahkahaların patlamasıyla depresyon.

3) Son evre

Desteklenmeden oturamama

Neredeyse kas koordinasyonu yok

Konuşamama

İdrarını tutamama

Yutma zorluğu

Çevreye duyarsızlık

Doku ölümü.

Genellikle hasta semptomların başlamasından itibaren 3 ay ile 2 yıl arasında ölecektir. Ölüm genellikle zatürree veya enfekte basınç yaraları nedeniyle oluşur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Bıçağı soğanın üzerine vurup onu kestiğinizde, lakrimatör-faktör sentaz enzimini havaya saçarsınız. Bu enzim, soğan içerisindeki sülfoksitleri sülfenik aside dönüştürür. Dengesiz yapıda olan sülfenik asit, kısa sürede kendisini syn-propanethial-S-okside dönüştürür. Bu da havaya karışarak gözlerinize ulaşır. Bu kimyasal, gözlerinizi yakar ve buna engel olmak isteyen gözyaşı bezleri de çalışmaya başlayarak gözyaşlarını üretir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Misal bir yıldızın yakınına koyarsak ne olur ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Uzaya su koyarsak su yer çekimi olmamasından dolayı havada hareket eder. Ancak bir yıldızın yanına su koymayı değil belli bir mesafe yanına bile geçemiyoruz. Örneğin Rigel yıldızının yanına yaklaşırsak vücudumuz saliseler içerisinde yanar ve küle döneriz. Aynı şey bizim güneşimiz için de geçerlidir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Alihan Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Muzların üreme şeklini merak ediyorum okuduğum İngilizce yazılarda tohumla üremez soğanla yada kökle ürer diyor ama başka youtube videolarında tohum
Puan Ver
1
Puan Ver
1,615
Aytekin Karaca
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bugüne kadar insan harici herhangi bir maymun türünde din denebilecek davranışlar görüldü mü? İnsan harici maymun türlerinin tanrı inancı var mıdır?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

İzole ilkel kabileler halen mevcut günümüzde. Bir varlık temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama seviyesinde iken, sofistike ihtiyaçlar edinemez. Yaşamda kalma dürtüsü, diğer bütün gereksinimleri yok edecek güçtedir. Tehlike anında beyin sapı, diğer bütün analitik mantıklı kısımlara darbe yaparak, yaşamda kalmayı garantiye alacak kesin, net, gerekirse yok edici davranış modeline geçer. 

Yaşam şartları, o şartlarla mücadele biçimi, organizmanın düşünce yapısını belirler kısaca. Potansiyeliniz olsa dahi, varoluşa anlam yükleyemeyeceğiniz şartlarda yaşadığınızda, din, maneviyat gibi konular sizin için anlamsız olacaktır.

Bunun yanında hayvanlar, doğal olmayan ortamlarında, temel yaşamsal ihtiyaçları gideriliyor olsa da kognitif fonksiyonları, varoluşu kavrayış ve ona anlam yüklemede yeterli bir perspektif sunacak derinlikte değil bildiğimiz kadarıyla. 

İlkel ya da günümüzdeki dimnler kimine saçma anlamsız, kimine gerekli gelebilir. Ancak her ihtimalde, varoluşu anlamanın düzeyiyle ilgili, onu tanımlamanın bir üst noktası olduğu su götürmez bir gerçek. Sonucun ne olduğundan bağımsız, bir tasarımcıyı kabul etmek ya da reddetmek, evreni bir bütün olarak anlamayı ve ona dair öngörüde bulunmak, üst düzey kognitif fonksiyonları gerektirmekte.

Şimdiye kadar sosyal beceriler, yardımlaşma, koruma gibi bazı etik değerler görülmüş olsa da, bilindik anlamda dimn gibi kompleks bir yaklaşım hayvanlarda görülmemiştir. 

Aslında hayvanlar için dimn öngörüsü, onları insanla kıyaslamaktan çıkan bir beklenti. Her canlı türü, kendi uyumlanma sürecine özeldir. Bize göre gelişmiş yetenek vs, ile ölçülmesi doğru değildir. Çünkü doğada üstünlük yoktur. Eğer üstünlükten bahsedecek olsaydık, bu, türün içinde bulunduğu habitata en yüksek düzeyde uyumlanması üzerinden değerlendirilebilirdi ancak.

Aslında hayvanlar için dimn öngörüsü, onları insanla kıyaslamaktan çıkan bir beklenti. Her canlı türü, kendi uyumlanma sürecine özeldir. Bize göre gelişmiş yetenek vs, ile ölçülmesi doğru değildir. Çünkü doğada üstünlük yoktur. Eğer üstünlükten bahsedecek olsaydık, bu, türün içinde bulunduğu habitata en yüksek düzeyde uyumlanması üzerinden değerlendirilebilirdi ancak.

Doğa gereklilik prensibine göre işler. İyi kötü, doğru yanlış, üstün aşağı, gelişmiş ilkel gibi tanımlar tamamen bizim sapiens nevroza hastalığımızın çıkarımları aslında.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
28
Gürsel Ataman
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Öncelikle merhabalar. Trakya Üniversitesinde Makine Mühendisliği 2. Sınıf öğrencisiyim. Şu anki not ortalamam 3,82. Mezun olduktan sonra yurtdışında yüksek lisans yapmak istiyorum. Sizce bu not ortalamasıyla mezun olursam, mezun olduğum okul sebebiyle bir dezavantajım olur mu?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Tolga Ay , Üniversite Öğrencisi

Aslında bu duruma farklı bir bakış açısından bakmak lazım. Şöyle ki Almanya'daki bir teknik üniversiteye başvuru yapacaksın diyelim, kanımca o üniversitenin Trakya Üniversitesine bakış açısı ile İstanbul Teknik Üniversitesine olan bakış açısı farklı değildir. Fark nerede ortaya çıkar? (örnek üzerinden devam ediyorum) - İTÜ'nün müfredatı daha uygundur, İTÜ zamanında yurtdışı ünileri ile bağlantı yapmıştır, derslerini almış olduğun hocaların sana olan referansı, vb gibi şeyler fark yaratır. Demek istediğim dolaylıdır aslında, direkt olarak "Trakya Üniversitesi de neymiş" denilip geçilmez. Sen belli kriterleri sunamıyor olabilirsin üniversitenden kaynaklı olarak. Eğer ciddi bir eksiğinin olduğunu düşünmüyorsan, çekinme sen de dene şansını. Böyle demesi kolay tabii, umarım ekonomik olarak bu sürece hazırsındır.

Kolaylıklar dilerim

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Berkay Evcil
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
geçtiğimiz yil liseden mezun oldum.Felsefeye buyuk bir ilgi duyuyorum ve kendimi bu alanda donatmak istiyorum.Bu ya da sonraki yil sinava girecegim.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Tolga Ay , Üniversite Öğrencisi

Sana verebileceğim cevap, felsefe bölümünü hangi üniversitede okumak istediğine göre değişir. Demek istediğim, inglizce eğitim dili olan bir üniversitede okuyacaksan, hazırlık sürecinde dilini elbette geliştirmen faydalı olur, fakat odtü vb. ünilerde okuyacaksan ayrıca ders de çalışmalısın. Bu yüzden hem dil öğrenmek hem de ders çalışmak biraz sancılı olabilir. İngilizce hazırlıkta, 1 yıl içerisinde bile güzel bir ilerleme kaydedebilirsin. Felsefe bölümünün sana neler vaad edeceğini söyleyemiyorum, psikoloji öğrencisiyim çünkü. En azından şunu diyebilirim: her şey senin kendini ne kadar geliştireceğine bağlı. Staj yerimde odtu felsefe mezunu doktora öğrencisi vardı, bilişim bilimleriyle ilgileniyordu, tabiki de teolerinde felsefe bölümünden kazanmış olduğu deneyim/bilgi vardı. Buradan çıkaracağın sonuç felsefe bitirdin diye felsefe bazlı çalışmalar yürütmek zorunda değilsin.

Toparlayacak olursak, yabancı dilini bulduğun her fırsatta geliştir, bir yerlerden başla. Bu biraz serüven gibidir. Umarım güzel bir üniversitede, hayallerini yakalarsın, ama unutma ki ülkemizde bu bölümün önü kısıtlı gözüküyor. En azından bunları bilerek hareket etmen daha faydalı olacaktır.

Dip not: voscreen, learnersdictonary, cambridge ingilizce basit okuma kitapları bana yardımcı olmuştu.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Shopenhauer, Seçkinlik ve Sıradanlık üzerine adlı kitabında insan çehresine bakılarak kişiliğin ortaya çıkabileceğini iddia ediyor. Bu doğru mudur?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Öncelikle fizyonomini tanımını açıklayayım ;Fizyonomi, vücutta bulunan kusurları uzmanca incelemeyi ifade etmektedir. Genellikle yüz okuma olarak bilinir. Özellikle insan yüzünde görünen özellikleri tanımlayıp soyut kavramları açıklamak olarak da özetlenebilir. Fizyonomi, cinsiyet, sınıf olgusu ve ait olunan ırk çevresinde gelişen bir beden biliminin geçerli durumda olduğunu savunmaktadır. Bu alanı bir bilim dalı olarak görmekten çok Richard Leppert gibi bir sanat uğraşı olarak görenler de vardır.

Hakkında

Fizyonomi en nesnel tanımı ile insan yüzündeki çizgilerin incelenerek kişinin ruhsal yapısının saptanması olarak bilinmektedir. Fiziki yapıya bakılarak ruhsal yapının anlaşılmasının ve bu ikili arasındaki ilişkinin açığa kavuşturulmasını amaçlayan girişimler genel olarak bilimsel değer taşımadığından fizyonomi uğraşı da falcılık, sahte bilimcilik veya şarlatanlık olarak görülmektedir. Bunun böyle olmasına karşın bazı fiziksel özelliklerin seçili ruhsal yapının tipik bir göstergesi olduğuna işaret eden kanıtlar da bulunmaktadır. Buna örnek olarak bireydeki zekâ gerilemelerinin, ruhsal ve davranışsal bozukluklarda görülen fizyonomik nedenler çoğu zaman psikolojisosyoloji ve tıpla bir uyum içerisinde incelenir. Nitekim Down sendromununcüceliğin ve galaktozemiden kaynaklanan zeka geriliği durumunun kalıtsal olarak insandan insana aktarıldığı belirlenmiştir.

İlk fizyonomik incelemeler Yunan filozof Aristoteles'den kalmıştır. Benzerlik yönüyle ilişki kurmaya dayanan bu çalışmalar yüz çizgilerinin belirli bir hayvana benzemesi ile birey ve hayvan arasında orantılı uyumluluk kurma düşüncesine dayanır. Örneğin buldog türü köpekler gibi güçlü çene yapısına sahip olan insanların güçlü ve oldukça dirençli oldukları ileri sürülmüştür. Bunun dışında bireyin beden yapısı da Hipokrat'dan günümüze fizyonomik çalışmalarda incelenerek farklı beden tiplerinin ruhsal özelliklerle olan uyumu irdelenmiştir. Bu irdelemeleri gerçekleştirenlerin başında Alman psikiyatr Ernst Kretschmer ve Amerikalı William Herbert Sheldon gelmektedir.[1]

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
190
Emre Ayhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Hayatta kalmak istememizin nedeni aslında doğa, mesela sana bir köpek havlayınca heyecanlanırsın, korkarsın, vücudun hormon salgılar bol bol ve beyninin "savaş ya da kaç" moduna sen istemesende girer.Sen bunu telefonundan veya bilgisayarından okusan bile DNA'n seni hala safaride dolandığını ve üremek için hayatta kalma mücadelesi verdiğini zannediyor.

Yane hayatımızı kolaylaştırdığı için alet yaptık zaten, sana desem ki x ağacını kes desem ve sana balta arkadaşına elektrikli testere versem kim ağacı kesmek için daha çok efor harcamak zorunda kalıcak, sen.Mesela keskin aletler icat ederek diğer yırtıcıların bıraktığı leşlerden kemik iliği içerek hayatta kaldık.Düşünsene aslan bir ceylanı öldürmüş, senin elinde hiç bir şey yok yumruk atarak da öldüremezsin o yüzden aslan gidene kadar bekledin, daha sonra çakal sürüsü geldi ama sürü halinde dolaştıklarından saldıramazsın yine yiyemedin ve çakallar leşi bitirdi, herkes gitti hayvanın eti kalmadı biz de keskin aletlerimizle kemiği deldik.Evrim bazı canlılara hızlı koşmak, daha iyi görmek gibi özellikler verince bize de güçlü bir beyin verince biz de beynimizi yemeğini yiyen bir aslanın çenesini kullanması gibi beynimizi kullanarak aletler ürettik.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bir parçacığın yükü nasıl belirlenir veya bir nesnenin yükü? elektronlar - yüklüdür deriz bunu da yanlış bilmiyorsam - yüklü plaka tarafından itilmesine bağlarız plakayla elektrona arasında başka bir ilişki olamaz mı? ve plakanın - yüklü olduğunu nerden biliyoruz? yük nedir? bütün bunları detaylı bir şekilde anlatırsanız sevinirim
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

nesneleri etkileyen temel kuvvetler vardır. bunlar; yerçekimi,güçlü nükleer,elektromanyetik ve zayıf nükleer etkileşimdir.enn basit şekilde söyleyecek olursak nesne hangi etkileşimden etkileniyorsa aynı etkileşimden etkilenen nesneyi çekiyor.artı ve eksilik de elektromanyetizmanın etkisindedir. yani zıt oldukları için birbirlerini çekmiyorlar aynı etkileşim altında oldukalrı için çekiyorlar.

temel kuvvetler arasında en zayıfı olan yerçekimi kütleyi etkilerken güçlü nükleer kuvvetten etkilenenler ise gluonlar ve kuarklar etkiler

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
565
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dinler yalan mı söylüyor ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

birinci soruna cevap veremeyicem çünkü kimdenin dininin bilmek zorunda olmadığım gibi kimse de dinini açıklmak zorunda değil o yuzden ikinci soruna cevap vericeğim dinler yalan söyelemiyor sadece insanlar birleştiren şeyler vardır örenğin almanyada yaşayan türkler çoğu bir yerde toplanıştır onları birleştiren şey aynı ulustan olmaları aynı şey dil içinde ve bana göre en büyük birleştiricilerden olan din içinde geçerlidir din de insanlar birleştirmek içinde bir şey uydurmalıydı o da tanrısallık oldu bir anlığına müslümanlığın, hristiyanlığın veya zerdüşlüğün ortaya çıktı zamanda düşün etrafında çok fazla sey var nedenini bile açıklayamdğındın tepede kocaman sıcak ve parlak bir şey gidip geliyor bebekler doğuyor vs ve sen daha kendi vücudun anatomisini bile bimiyorsun ve biri çıkıp hepimizi her şeyi evreni kainatı hayal edebileceğiniz her şeyi hep var olan sonsuz güç ve kudret sahibi biri tarafından oluştuğu söyleniyor inanır mısın inanmaz mısın şu an ki gibi evrim yok big bang yok kuantum yok karadelikler sicim teorileri yani günümüzde herkesin adını duduğu teoriler yok ve bir ilahi güç var olduğu söylenir off neyse bence artık kendini onların yerien koydun ve inarır mısın inanmaz mısın

***

simdi ben olsam inardım

bu durumda din insanlara yalan söylüyor gibi gözükebilir ama bence yalan söylemiyor sadece insnalrın zaafları mı dersin bilgi yetersizliği mi dersin sana kalmış bundan yararlanıyor ne kadar bir dine inanmasamda dinlerin gücünü asla görmezden gelemeyiz o zaman halkı bütünleştirdi ve toplum kurallarını düzenledi

ama artık dine ihtiyaç kaldığna inmaıyorum hatta artık toplumları çok fazla parçalıyor günümüzde din kullanark çok fazla insan öldürüyor soy kırıma uğruyor hem artık homo sapinesler tanrısallığa oynamaya çaılyor (burda kastım her şeyin hakimi mutlak güç sahibi tanrı anlayışından bahsetmiyorum yunan tanrıları gibi her tanrı bir özellik gibi) artık çok fazla şeyi açıklayabiliyoruz ve bir ilahi güce çok fazla ihtiyaç duymuyoruz. bu yuzden gün geçtikçe özellkle ateist sayısı artıyor.

**kaynaklarda belirtiğimlerim güzel yazılar bbc bu konuda tartışmalı yazlılar paylaşmıştı istersen okursun**

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
23k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şu anki endüstriyel hayvancılıktaki sömürüden, işkenceden veya ihtiyaçtan fazla avlanmadan vs. Bahsetmiyorum.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

dağa bir döngü içindedi birileri birilerini yer o birileride başka birilerini(besin döngüsü) atlarımızın da enerji ihtiyacı bizden daha fazla olduğu için avlanmaya başladık peki şimdi o kadar enerjiye ihtiyaç duymamıza rağmen et yiyoruz bu acımasızlık mı peki bence değil asıl acımasız olan hayvanları doğal yollarla avlayarak değilde de onları hapsedip hızla kilo aldırıp hızlı büyümesini sağlamak veya daha fazla süt ve yumurta vermesi için farklı yöntemler uygulamak doğada her şeyin bir döngüsü var bir aslan ceylanı avlarken ceylan daha hızlı kaçars akurtulur ya da taö tersi aslan daha çevik davranır aç kalmaz ama insanlar hayvanları yerken hayvana bir şans vermiyoruz hatta onu doğal ortamından alıp onu doğal olmayacak şekilde çoğaltıyoruzvs asıl yanlış olan bence bu ama hızlı nüfüs atışı sebebiyle avlanarak beslenemeyez şu an yapabileceğimiz çok fazla şey yok 2014 verilerine göre dünyada toplam sadece 20.7 milyon vegan ve vejetaryen var onun dışında kalan geriye kalanı (2014 dünya nüfüsü 7.271 milyar) et ve sebze yemektedir bu nüfüsü sıfırlayamıcağımıza göre en azından onlara bakarken kötü davranmamlı onların da bir hakları olduğunu unutmamalı ve kesim öncesi öldürürken acısız şekilde öldürülmeli

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. https://bilimfili.com/et-yemek-ya-da-yememek-evrimsel-gecmisimiz/ olaylı bir kitap vardı ı-onun üzerine yazlılmış bir yazı et yeme evrim sürecimizi kısa bir şekilde özetliyor
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
4,615
Ömer Alpöz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
url ye koyduğum yazınızı okurken kaynak kısmına bakınayım dedim ve 40 tane kaynağı görünce bu kadar fazla bilgiyi süzmek çok vakit alır diye düşündüm
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Yazı yazmak gerçekten zor bir iş; çünkü biri "gizli", biri "bariz" iki zorlu süreçten oluşuyor (kaynaklar perspektifinden en azından):

İlk olarak ("gizli" olan kısım) bir yazının yazılabilmesi noktasına gelecek kadar literatürden haberdar olmak gerekiyor. Yani tüm detayları bilmek ve takip etmek imkansız olsa da, belli bir konuda literatürde genel olarak neyin olup bittiğini bilmek gerekiyor. Bu da sürekli bilim gündemini takip etmekle, e-posta bildirimleri yoluyla belli konularda makaleler yayınlandığında bunlardan haberdar olmakla, okumakla, akademiye yakın olmakla, vs. oluyor. Bunu sürdürmek çok, çok, çok zor bir iş.

İkincisi ise (daha "bariz" olan kısım), bir konuda yazmaya karar verdikten sonra, o konuda anlatılmak istenenleri destekleyen kaynakların tespit edilmesi, mümkünse kronolojik bir açıdan değerlendirilmesi, eğer varsa çürütme veya eleştirilere bakmak, vs. gibi süreçlerden geçmek. Bu da aşırı zor bir iş; çünkü mutlaka gözden kaçan makaleler olabiliyor. Ancak bu evrede amaç, anlatılmak istenene yönelik bütüncül bir anlatım ortaya koyabilmeyi gerektiriyor.

Eğer bir yazı çok derin bir konuda değilse, birkaç kaynağı taradıktan sonra genel bir çerçeve çizmek mümkün oluyor (burada, "gizli" dediğim evre çok yardımcı oluyor; çünkü zaten hakim olunan alanlar oluyor). Eğer konu derinleşecekse -ki abiyogenez yazıları gibi konular ister istemez derin oluyor- işte o zaman ikinci evre daha ağırlıklı olarak devreye giriyor.

Kimi yazılar birkaç saatte çıkıyor, kimileri birkaç haftada... Kaynak sayısı da her zaman harcanan emek/süre ile ilişkili olmayabiliyor. Örneğin yanlış hatırlamıyorsam bu yazıyı, her gün üzerinde çalışmama rağmen 6 haftada hazırlamıştım.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
iyonik bileşiğin çözünmesi için anyon ve katyonların su molekülleri tarafından sarılması gerek bunu yapabilmeleri için anyon ve katyonların arasındaki bağdan üstün gelmeleri gerekiyor bunu nasıl yapabiliyorlar sonuçta iyonik bağ her türlü hidrojen bağlarından da iyon - dipol ilişkisi sonucu oluşan ilişkiden de daha güçlü değil mi ?
Puan Ver
1
Puan Ver
125
Davy Jones
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Parmağının bir kısmını kaybeden bir adam bu pudrayı bir süre yarasına dökerek rejenere ediyor . Safsata mı gerçek mi ? Gerçekse eğer nasıl ?
Puan Ver
3
Puan Ver
2,630
Deniz Özlem Er
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Belirttiğim kaynakta benzer bir durumdan bahsedilmiş, konu ile ilgili bir yorum getirecek olursam, yapışık ikiz durumunda organizma seviyesinde kompleksite mevcut değil ise doğum sonrası günümüzde ayırmaya yönelik operasyonlar olduğu ancak bazı organların siyamlarda ortak olması durumunda ya da yapının ayrıştırılamayacak olduğu durumlarda, siyamlardan birinin ölümü, diğerinin ölümünü de tetikleyeceğini düşünmekteyim. En basit yaklaşımla çürümeye başlamış taraf, CRP(enfeksiyon) değerindeki artış ile yapışık diğer tarafında enfekte olmasını tetikleyecektir diye düşünmekteyim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Quora Cevaplanmış bir sorudaki haber bilgisi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Görgü kurallarının temelinde ahlak mı yatar? Eğer ahlak yatıyorsa görgü kurallarına uymamak bizi ahlaksız yapar mı?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Şunu bilmek gerekiyor ki, kültür geleneğin kökeni mağaraya dayanmakta. Ahlak görgü kuralı gibi bütün olgular, bunun üzerine bina ediliyor, eklemleniyor. Din de buna dahil.

Bu nedenle temelde daima kültür gelenek kural koyucu, yaşam şeklini belirleyicidir. Ahlak dediğimiz, topluma dahil olmada kullanılacak yöntemler bütünü aslında. Bunu da tamamen kültür gelenek belirler. Bu nedenle toplumdan topluma olan değişiklik, etik yönden uçlara ayrılacak kadar farklılaşabilmekte. Din ise, geleneği onaylayan, onu meşrulaştıran bir araç olarak -kullanılır- çoğu zaman. Daha önce avımız çok olsun, deremiz aksın, zararlı hayvanlardan korusun tanrımız iken, daha sonraları işimiz çok olsun, ticaretimiz şöyle olsun, kötü insanlardan zarar etmekten korusun vs ye dönmüştür. Dinler farklıydı bu iki örnekte. Ancak kullanılış şekli aynı.

Ahlak yapısının değişkenliği, etik insani değerlerin evrensel olmalarına rağmen toplumdan topluma değişiklik göstermesi de yine kültür geleneğin belirleyiciliğinden kaynaklanmakta.

Küreselleşme ile tek tipleşmenin yaygınlaşmasıyla, yavaş yavaş kültürel yapı ortak değerlere gitmekte. -Değer burada pozitif anlamda değil, genel anlamda-. Ahlak yapısı da kültür ve gelenek kökeninden kopmakta bu nedenle. Evrenselleşmiş etik insani değerler, ahlak konusunda referans olarak kabul edilirse, baskın kültürlerin yaygınlaşması yerine, daha insani bir yapıya geçmek mümkün olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 3684 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir şişe şarap içinde, Dünya'daki tüm kitaplardakinden daha fazla felsefe bulunur.”
Louis Pasteur
Geri Bildirim Gönder