Puan Ver
2
Puan Ver
85
Merve Kalkavan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Deri rengimiz Afrika'dan çıkıp kuzeye göç ile D vitamini üretebilmek için beyaza doğru açıldığı araştırmalarda belirtilmektedir. Kuzeye göç eden siyahiler şu an da beyazlar kadar D Vitamini üretemiyorlar bu bir dezavantaj değil mi? Zaman içinde deri renkleri değişecek midir? Coğrafi koşullar ne kadar uzun vadede fiziki yapımızı etkiler?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Afrika ekvatora çok yakın bir bölgedir. Bu nedenle güneş ışınları Afrikaya dik gelir. Güneşte kaldığımız zaman nasıl bronzlaşıyorsak. Afrikadaki insanlar da bu nedenle siyahileşiyor. Sadece tek bir farkları var. Hüneş altında kaldığımız zaman bronzlaştığımızda modifikasyon geçiririz. Ancak Afrika da yaşıyan insanların bir süre sonra genine siyah renkli deri özelliği katılır. Yani Afrikalılar için siyah renk kalıtsaldır. Bu nedenle coğrafya deri rengimizde nesiller içerisinde etki gösterebilir.

Kuzeye göç eden siyahilerin deri renkleri genlerine yansıdıysa sürekli siyahi kalırlar. Ancak birkaç nesil içerisinde deri renkleride farklılaşmaya başlıyabilirler.

Kuzeye göç eden siyahilerin D vitamini ni Avrupalılar kadar üretememesi elbette bir dezavantajdır. Ancak bu sorunda nesiller içerisinde silinebilir. Çünkü kuzeye göç eden siyahilerin birkaç nesil sonra çoğunun deri renkleri beyaza dönecek ve D vitaminini üretebilecektir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Canan Uzn
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ne düşünüyorsunuz
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Canlılığı oluşturacak şartların dünyanın sadece tek bir yerinde ve tek bir anda var olabileceğini mutlak düzeyde kabul etmek zor olacaktır.

Dünya, canlılığın oluşumu için uygun bir habitata dönüşmeye başladığında, kısıtlı da olsa farklı yerlerde de olmak durumunda. Bu açıdan bakıldığında, canlılığın meydana gelme ve gelişim süreçleri aynı habitat içinde benzer olacağı için, farklı zaman ve noktalarda başlamış olması muhtemel bir durum. Hatta bu farklı oluşumlar etkileşmiş bile olabilir. Canlı çeşitliliğinin inanılmaz fazla olması da buna bağlı olabilir. Şu an, oluşmuş bütün canlıların yüzde 99unun yok olmuş tür çeşitliliğini görüyoruz dünya üzerinde. !

Genetik çeşitlilik, canlıların farklı ortamlara uyumu, yaşamın neredeyse tamamen ortadan kalktığı dönemler - afetler göze alındığında hiç de imkansız görünmüyor ifade ettiğiniz.

Ayrıca aksini düşünürsek, başka hiçbir gezegende de canlı oluşamaz anlamına gelir. Bilindik anlamda canlılığın oluşumu benzer süreçlerle gerçekleşeceği için, tutarlı bir bakış açısı olarak kabul edilebilir. Diğer yandan genetik yapısının bizimle çok farklı olduğu anlaşılan canlı kalıntıları olan yeni bulguları da bu açıdan değerlendirmek gerekebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
245
Ali Yücel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsanların kanatları yok. Ancak eğer kanatlarımız olsa bu bizim için avantaj sağlamaz mı? Avantaj sağlamasına rağmen neden kanatlarımız yok?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Bu sorunun (ve türevlerinin) detaylı cevabını 2011 yılındaki şu yazımızda vermiştik. Sorunun cevabı: takas (trade-off) ilkesi. Yani evrimsel süreçte yeni bir özellik kazanmanın getirdiği avantajlar ile, o özelliğin evrimleşmesi için gereken enerji miktarı arasındaki denge... Bir şey, yeterince uzun süre boyunca yeterince büyük bir avantaj sağlamıyorsa, o şeyin evrimleşmesi için gereken enerji miktarı nihayetinde baskın gelecek ve tür, o yeni özelliği edinemeyecektir.

İlk etapta uçmak muazzam bir avantaj sağlayacakmış gibi gelse de, böylesine köklü bir anatomik değişim için gerekli olan diğer değişimlerin miktarı dikkate değer miktarda yüksektir. Dolayısıyla bu kadar fazla "toplam enerji sarfiyatı" gerektirecek bir değişim için, bunu makul kılacak düzeyde seçilim baskısının var olması ve bu baskının nesiller boyunca devam etmesi gerekmektedir.

İnsanların evrimsel tarihinde, uçarak yer değiştirmeye yönelik bu kadar yoğun bir seçilim baskısına rastlamıyoruz. Dahası, tür içi çeşitlilik de bir özelliğin evrimleşme ihtimalini doğrudan etkilemektedir. Örneğin kuşlarda uçmanın mümkün olabilmesi, tamamen alakasız bir nedenle (sıcaklık denetimi amacıyla) evrimleşen tüylerin beklenmedik aerodinamik avantajına bağlı olarak evrimleşmiştir. Buna eksaptasyon denmektedir.

Uçmak zor edinilen bir özellik olsa bile, evrim tarihinde en az 4 farklı defa evrimleşmiş olması, bunun ne kadar olası olduğunu göstermektedir. Bunu buradaki yazı ve videomuzda incelemiştik.

İnsanlarda da, tıpkı uçuş gibi sıra dışı ve edinilmesi zor bir özellik evrimleşmiştir: aşırı iri bir beyin. Bu da aynı zorlukların ürünüdür: Eğer beyin gibi masraflı organ bize nesiller boyunca dikkate değer bir avantaj sağlamamış olsaydı (ve buna yönelik tür içi çeşitlilik bulunmuyor olsaydı), insanlar da hiçbir zaman bu kadar zeki bir tür olamayacaktı. Bu evrimin yaşanabilmesi için gereken şartları buradaki yazımızda detaylıca işlemiştik. Yani insan zekasının evriminde gördüğümüz de bir takas ilkesi olayı ve diğer canlılarda bu özelliğin yaygın olarak evrimleşmemesinin ana sebebi de bu.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
245
Ali Yücel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimi kabul etmek için dinden çıkmak zorunda mıyız?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver
Adem Emre , KendiHalindeBiri

Türkiye'de evrimi kabul edip aynı zamanda müslüman olan bir çok isim var. Evrim, bilimdir. Din ise bir inanç meselesidir. Din kişiden kişiye değişir çünkü içsel bir olgudur. Subjektiftir, deney ve gözlemle kanıtlanamaz. Evrim ise kanıtlanmış bir teoridir. Birçok insan evrimi kabul ettiği takdirde dinden çıkacağını düşünür. Birçok insan ise, evrimi kendi tanrısına uydurma yolunda ilerler. Bunu yapmakta herkes özgürdür. Evrime bakarak, tanrının ihtişamlı ve uzun süren süreçler içerisinde canlılığı meydana getirmesine bakarak hayranlık da duyabilirsin, bu zamana kadar var olan türlerin %99unun yok olduğunu, evrimin başarısızlıkların tarihi olduğunu da düşünebilirsin. Bu sana(kişiye) kalmıştır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
245
Ali Yücel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

https://evrimagaci.org/tesaduf-geliyor-kacin-bilimde-sans-ve-tesaduf-kavramlarina-yer-yok-mu-405

https://evrimagaci.org/evrimciler-ve-tesaduf-bilmiyorum-demenin-gucu-5508

Bu yazıları okursanız kafanızdaki soru işaretlerinin giderileceğini düşünüyorum.

Umarım yardımcı olmuştur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
245
Ali Yücel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Faydalı mutasyonlara örnek nelerdir ? Bu mutasyonlara neden faydalı deniliyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Faydalı mutasyon konusu aslında kolay bir konudur. Ancak evrim karşıtları faydalı mutasyon konusunu çeşitli çarpıtmalar ile insanlara anlattığı için bazı kişiler gerçekten faydalı mutasyon olmadığına inanıyorlar.

Bu eğitimsizliğin bir ürünüdür. Çünkü 8. Sınıf öğrencisi bile her mutasyonun zararlı etki göstermediğini bilir.

8. Sınıf Fen Bilimleri Kitabında Faydalı Mutasyonlarla İlgili 56. Sayfadaki Yazı.
8. Sınıf Fen Bilimleri Kitabında Faydalı Mutasyonlarla İlgili 56. Sayfadaki Yazı.
2018-2019 8. Sınıf Fen Bilimleri Kitabı

Faydalı Mustasyon: Canlıların çevreye uyum sağlamasına, yaşam ve üreme şansını arttırmaya yarayan mutasyonlardır.

Bu tanıma uyan tüm mutasyonlar faydalı mutasyon olarak kabul edilir. Faydalı mutasyonları daha iyi anlamak istiyorsanız bu yazıyı öneririm: https://evrimagaci.org/mutasyon-nedir-110

Faydalı Mutasyon Örnekleri:

  1. Orak Hücre Anemisi
  2. HIV (AIDS Virüsü) Direnci
  3. E. coli Bakterilerinde Sıcaklık Değişimine Bağlı Evrim
  4. Chlamydomonas Cinsi Algde Karanlığa Adaptasyon

bunlar gibi birçok faydalı mutasyon örneği verilebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
380
Ata A.
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Arkadaşlığın temelinde de çıkarlar yok mudur, gerçekten saf(karşılıksız) bir duygu var mıdır ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bireyin duygusal sosyal ilişkiler kurma ihtiyacı varoluşsal düzeyde bir ihtiyaçtır. Çünkü kendi benliğini oluşturma ve hissetmek için diğer insanlar zemin olmaktadır.

Neden sevgi nefret..

İkizlerde görülen bir özellik bu konuda yardımcı olabilir. Özellikle tek yumurta ikizleri, kendi benliklerini bulabilmek için, diğer ikizi ile kontrast beğeniler geliştirmekteler. Aynı konuda birinin beğendiğinin aksi olanı beğenme tutumu geliştiriyor ki, bu kontrastlık benlik hissini daha netleştirsin. -Bunu bilinçli olarak yapmıyor.-

Bizler de kendimize duygusal ya da mantıksal olarak yakın bulduğumuz, doğru-iyi bulduğumuz kişileri sevme, aynı nedenlerle nefret etmek de aslında bir ihtiyaç. Modern zamanda bir ünlünün fun ı olma, oyun takımı tutma, bir kişiyi abartılı övme ya da yerme gibi davranışlar da bizim henüz gelişmekte olan varoluş hissimizin ve güdülerimizin hayata aktarılan biçimleri.

Geliştikçe daha sofistike yöntemler buluyor, kendimizi anlama, çözme nin daha üst yöntemlerini keşfediyor olacağız. Bir kişiyi övmek yerine onun fikrini anlayıp analiz etme, bir kişiyi övmek yerine onun düşüncelerine odaklanarak anlama ve geliştirme, aynı düşünceyi aktarmanın daha nitelikli yollarını bulmadan zevk almaya başlayacağız. Kişiye duyulan sevgi-nefret gibi ucuz ödüller bizi tatmin etmeyecek.

Bir kişiye sadece sevdiği, sadece sevmediği nedeniyle tutum sergileme oldukça çocuksu ve gelişmemiş bir tutum aslında. Sosyal ilişkilerde kullandığımız referanslar duygu olduğu sürece henüz çocuksu bir seviyede etkileşim kuruyor olacağız. Mutlak düzeyde bu referanslar daha bilişsel seviyelere, rasyonel yöntemlere kayacak.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu çubuğu ittirdiğimizde diğer ucu da anında hareket edeceği için mors alfabesiyle Andromeda'ya bir mesaj yollarsak ışık hızını aşmış olmaz mıyız?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
10
Puan Ver
Eymen ''Reles'' Sevindik , Genel kanı dahi olduğum yönündedir, daha az yaygın olan kanı Theos olduğum yönündedir ;)

Ne kadar ilginç bir soru olsada cevabı gayet kısa; Informasyon kavramı görecelidir yani transfer edilen şey bilgidir ki kuantum dolanıklığındaki yazı tura teoremi nin askıya alındığını göz önüne alırsa ışık hızını bildiğimiz izafiyet ile geçmiş olmayız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia Burdan kuantum dolanıklılığını okuyabilirsiniz.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,258
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Volkanizmayla nasıl bir ilişkisi vardır ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kapadokya’yı özel bir coğrafya yapan ve peri bacaları oluşumuyla böylesine görsel bir şölene dönüştüren sihirli değnek değil elbette, jeolojik zamanlardaki aktif volkanlar. Neredeyse 60 milyon yıl önce 3. Jeolojik dönemde başlayan Torosların yükselmesi ve kuzeyde bulunan Anadolu fayını sıkıştırması sonucu bölgedeki yanardağlar birden harekete geçmiş. Karlı siluetiyle şimdilerde manzarasına doyulmayan Erciyes DağıGüllüdağ ve Hasandağı bundan 10 milyon yıl öncesine kadar lav püskürtmeye başlayan aktif yanardağlar; Kapadokya Bölgesi ise arkeolojik kazılarda bulunan deniz canlılarının fosillerinden anlaşıldığı üzere bir iç denizmiş.

Yanardağlardan 10 milyon yıl önce Üst Miyosen’le başlayıp, 2 milyon yıl önce Pliosen’e kadar püsküren lavlar, platolara inerek bu iç denizi, gölleri ve akarsuları kurutmuş. Kuruyan zeminin üstünde neredeyse 100 – 150 metre kalınlığında bir tüf tabakası oluşmuş. Oluşan tabakanın içinde volkan külü, kil, kumtaşı, kil ve bazalt içeren kayaçlar olduğundan bazı alanlarda sert, bazı alanlarda ise oyulabilecek yoğunlukta lav birikmeleri olmuş. Bu tabaka ilerleyen zamanlarda bölgeden geçen Kızılırmak başta olmak üzere, vadilerin yamacından inen seller ve rüzgarların etkisiyle değişime uğramış. Bitki örtüsünün azlığı ve tüf tabakasının geçirimsizliğiyle kuvvetlenen sel suları akarken, sert kayaların arasında inatla yol açmaya çalışmış. Sert kayalar azgın suların gücü karşısında çatlayıp koparken, alt kısımlarında ise derin dalgalı vadiler bırakmış. Tabiatın bu coğrafyada asırlar boyu bir sanatkar, bir heykeltıraş edasıyla çalışması ve emek vermesiyle ise, sel sularının aşındırmasından kendini koruyan sert kayalar, dünyada eşi benzeri olmayan şapkalı, konik gövdeli peribacaları oluşumu gerçekleşmiş.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
22k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Diğer nesiller bu davranışı nasıl kazanıyor? Bu davranış nesilden nesile aktarılıyor mu?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna "Simbiyotik İlişki" deniliyor, iki tarafta kazançlı çıkıyor ve doğal olarak aralarında bir ilişki oluyor.

Biyolojide birbirine muhtaç yaşama zorunluluğu, psikolojide birbirine ters tutum ve davranışlarla birbirini tamamlayan ilişki biçimidir.iyi-kötü, hasta-bakıcı gibi düşün.Mesela arı ve çiçek ilişkisi gibi, arı protein için çiçekteki polenleri, enerji için ise nektarları alır, çiçekde arı sayesinde polenleri çiçekten çiçeğe taşıyarak üremesini sağlar iki taraflı ilişki işte.Tarihteki mütekabiliyet gibi.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Ekşi
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Birkaç tanıma bakmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Transseksüellik

Transseksüellik, kişinin bedensel ve kültürel olarak atanmış cinsiyetine ait hissetmeyerek farklı bir cinsiyet kimliğini benimsemesi durumu. Transseksüel kişiler kendilerini tanımlandıkları cinsiyete kalıcı geçiş yaparken genellikle tıbbi yardım alırlar. Bu geçiş sürecinde hormon terapisi ve cinsiyet ameliyatı gibi uygulamalarla bedenlerinin tanımladıkları cinsiyete uyum sağlaması amaçlanır.

Transseksüel bireyler aslında bedensel açıdan ya erkek ya kadındırlar, fakat kendilerini, bulundukları cinsiyetten başka cinsiyete ait hissederler ve olabildiğince bu hissettikleri cinsiyetin özelliklerine bürünürler.

Travestilik

Travestilik ya da travestizm, genellikle cinsel haz almak amacıyla,[1] karşı cinsin kıyafetlerini giymek. Travestilerin çoğunluğu erkektir.[1]

Travestilik bir transgender türüdür ve sıkça transseksüellikle karıştırılır. Transseksüel, belirli bir cinsin fiziksel karakteristikleri ile doğduğu halde duygusal ve psikolojik anlamda kendisini diğer cinse ait hisseden kimsedir.[2] Erkek ya da kadın transseksüeller cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirmeden önce genellikle bir süreliğine karşı cinsin kıyafetlerini giyerler.[1]

Travestilik bir cinsel yönelim değildir. Bir travesti heteroseksüel ya da eşcinsel olabilir.[1]

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Melih Kemal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sapiens kitabında Homo Erectus Dünya üzeride 2 milyon yıl yaşadığı söyleniyor.O kadar uzun süre yaşamışlar neden günümüzdeki teknolojiye gelememişler.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

2014 yılından Suudi Arabistan’da yürütülen çalışmaların ardından 27 Temmuz 2018’de PLOS One‘da yayımlanan araştırmaya göre, Homo erestuslar çok daha yakınlarında, nispeten küçük bir tepede, taş alet yapımı için daha iyi taşların bulunuyor olmasına rağmen bu bölgeye yönelik herhangi bir aktivite göstermiyorlar.

Erectusların bu imkanlardan haberdar olduklarını biliyoruz, ancak kendilerini daha iyi bir malzeme için hiç zorlamadıklarını görülüyor.

Dr Shipton, teknolojik ilerlemedeki başarısızlığın, çevre koşullarında ortaya çıkan kuraklık gibi etmenlerle birlikte Homo erectus‘un yok olmasında rol oynamış olabileceğini öne sürüyor. Hatta araştırmacılara göre; bu tür, hem tembel hem de tutucuydu. Öyle ki, değişen çevre koşullarına rağmen erectuslar aletleri aynı yapmaya ve aynı kaynakları kullanmaya devam ediyorlardı.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilim Fili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,073
Yusuf Ağacanoğlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
karadeliklerin başka galaksilere açılan bir portal olduğu düşünülmektedir ya galaksiler arası enerji alışveriş portalı ise fazla mı fantastik ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Sizin düşüncenizin de doğru olma ihtimali bulunuyor.Çünkü bu konuda kanunlaştırılmış bir yasa bulunmuyor.Ancak ben size kabul gören fikirlerden yolla neden olamayacağını anlatayım.

Karadeliğin temel döngüsü maddeyi içine alıp enerjiye dönüştürmesi.Sonucunda karadeliğin olay ufkunun sınırında çok güçlü bir enerji katmanının bulunması.Son olarakta Hawking radyasyonuyla kütle ve enerji kaybetmesi.

Eğer karadelik enerjiyi absorbe etmeseydide maddelerin kendi enerjisini absorbe ettirseydi her zaman küçülme eğilimi gösterirdi, etrafında bir enerji katmanı oluşturamazdı.

Yaygın olarak kabul gören teorilerden şahsen ben bu sonuca çıktım ama öncedende söylediğim gibi bunlar teoridir ve kanıtlanmamıştır bu yüzden sizin dediğinizin de imkanı olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
45k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Elde ettiği bilimsel bulguyu bilimsel veriler içinde kavramanın ötesine geçip ona anlam yükleme ihtiyacını ne şekilde hangi yolla giderebilir kişi...
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

merhaba, sorun istemsizce şu noktaya çıkarıyor kendisini : kişisel gelişim nedir ? salt rasyonel bilgi ile mi oluşur düşünsel altyapı ve bilgi ile mi ? açıklamada yazdığın şey yani bilimsel bilgiye anlam yüklemek -ben bunu yeni bir şey yaratmak olarak anladım- tabii ki de salt bilgi ile olmaz olamaz da. belki sana senin bildiğin bir cevap veriyorum fakat soruyu soruş şekline hem çok derin hem de çok yüzeysel cevaplar verilebiliyor biraz daha açmalısın bence. yeni bir şey yaratmak istiyorsan hayal gücünü de kullanmak zorundasın bilgi bilmek işleve geçiremediğin onu düşünce sürecinden geçirip mantıksal temellere oturtamadığın sürece ne kadar işlevsel veya anlamlı olabilir ? salt rasyonel bilginin gerçekten rasyonel olup olmadığını anlayabilip kendi üstüne gerçek bir şey eklemek istiyorsan düşünmek zorundasın ve bilgiyi sorgulamak zorundasın. aksi durumda ne yaptığını dahi bilemeyeceğin için -çünkü konuştuğumuz şey bilimsel bulgu ve bilim böyle çalışır zaten eldeki tüm verileri gözden geçirmelisin aksi durumda yaptığın şey kavram dışı saçma bir şey olur belki doğru olur fakat tesadüfen doğru olmuş olur- ne yazdım ben de bilmiyorum bilinç akışı ile yazdım resmen umarım az çok cevap verebilmişimdir. gerçek kişisel gelişim için mantıken gerçek peşinde koşmalısın ve bunu eldeki verilerini yani bilimsel bulgularını düşünce süreçlerini felsefik problemlerini vesaire düşünerek ve sorgulayarak bulabilirsin. yani gerçeği bu şekilde bulabilirsin. gerçek olmadığı kanıtlanmayan şey gerçek değildir fakat belki de gerçektir diyip buna göre hareket etmek lazım fakat bu hareketleri de düşünsel süreçlerimiz ile kontrol altında tutmak lazım.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,410
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çarşafa atılan ağır bilyenin, hafif bilyeyi kendine çekmesi örneğiyle anlatılan meseleden ibaret midir temelde, bu yerçekimi olayı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kütleçekimi ilk olarak newton fiziği ile, kütlelerin birbirini uzaklığının karesinin ters orantısı ile tanımlandı. Yani kütleler birbirini çeker şeklinde tanımlandı.

Yüzeysel bir bakışla hem teori, hem de hesaplamaları doğru görünüyordu ve oldukça da işe yaradı, halen de yaramakta.

Ancak Einstein ortaya çıktı ve rölativite ile herşeyi değiştirdi. KÜTLEnin uzayzaman ı bükme etkisine giren diğer kütle olarak tanımladı çekim etkisini. Ve bu bir üst kademede gerçeğe daha yakın bir açıklama oldu.

Ancak halen, bilimsel olarak kütleçekiminin tam olarak nedeni bilinmemekte.

Nasıl olduğu belli oranda biliniyor, mekanizması hakkında fikrimiz var, ancak nedenini halen bilmiyoruz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,410
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Hatta aynı hızda ilerlemeyen her cisim için birbirinden sürekli olarak uzaklaşmak kaçınılmaz değil mi? Burada niçin o gerçekleşmiyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Bütün Güneş Sistemi aynı hızla galaksimizin merkezi etrafında yol alıyor. Güneşin kütle çekimi tüm sistemi peşinden sürükler. Dünyanın hızı, Güneşe göre düşüktür. Güneş saatte 709 000 km hızla yol alıyor, Dünya ise Güneşin etrafında 107 000 km yol alıyor. Yani Güneşin hızı neyse, sistemin hızı da odur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Dünyanın Güneş etrafındaki hızı Cornell Universitesi
  2. How Fast Is Earth Moving? space.com
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
80
Eylül Zaman
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle eğer evrime yeni giriş yapıyorsan bazı kitaplar var ;

1:Çağrı Mert Bakırcı-Evrim Kuramı ve Mekanizmaları ,

2:Çağrı Mert Bakırcı-Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı,

3:Yuval Noah Harari-Sapiens,

Bunlarla giriş yapıcaksın daha sonra anladığını düşündüğünde ;

4:Charles Darwin-Türlerin Kökeni,

5:John Maynard Smith-Evrim Kuramı.

Bunların anlatımı biraz daha zor, evrim konularını tam anlaman gerekiyor.Çağrı Mert Bakırcı'nın kitapları o yüzden daha iyi tamamen yalın anlatıyor karmaşık bilimsel terimler kullanmıyor kolayca anlıyorsun.

Çoğu insanın yaptığı gibi "Türlerin Kökeni" adlı kitap gibi zor şeylerden başlarsanız fazla bir şey anlamazsınız anlamadığınız için sizin öğrenme açlığınızı baltalar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı-
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bildiğiniz gibi π sayısı sonsuz olduğundan tam olarak bilmiyoruz ve tam olarak bilmediğimiz bir sayının içinde herhangi bir doğum tarihi veya şiir olduğunu söylemek yanlış olur mu ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Her harfe karşılık bir rakam düşünelim. A:1 olsun Z:29 olsun.. Vikipedi'deki bütün makalelerin harfi harfine, kelimesi kelimesine sırasıyla yazıldığı bir alan pi sayısı içinde kesinlikle yer alıyor. Abarttığımı düşünüyorsan sonsuzluk kavramını anlamamışsın demektir...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

çünkü aslında sana faydası var. hatta bir çok faydası var mesela neden kardeş kediler birbirlerini yalarlar veya anne kedi neden çocuklarını yalar ve çocukları da onu yalar? çünkü üstlerindeki pislikleri, böcekleri temizleyerek dış etkenlerden daha güçlü bir şekilde korunurlar bu zamana kadar bir şekilde evrimleşerek bu hale gelmiş bir hareket bu. tıpkı senin iyilik yapma isteğin gibi çünkü senin iyilik yapma isteğin de daha iyi bir toplum daha güvenli bir toplum oluşturmaya yöneliktir. iyilik yaptığımız zaman diğer insanlar bize daha çok güvenirler vesaire vesaire sonuç olarak kendimizi koruma altına almış oluruz. bize yarar sağlamayacak bir iyilik yoktur. yüzme bilmeyen birisi bile bir çocuğu kurtarmak için denize atlayabilir, o çocuğun ona direkt olarak yarar sağlamayacağını bilir ama sonuçta içi rahatlayacak vicdanını susturacak ve refah bir hayat yaşıyacaktır eğer kurtarma girişiminde bulunmasaydı vicdanı aylarca ona eziyet edecekti. örnekler çoğaltılabilir fakat görüyoruz ki insanın kendi için yapmadığı bir hareket yok.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Nasıl oldu da cansız maddelerden canlılar yarandı? Makromolekul dediyimiz şeyler nasıl birleşip bilinç kazandılar?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

bilimde canlılık ve cansızlık arasında bir fark yok denilebilir. canlılık cansızlığın bir çeşit varyasyonu desem yanlış olmaz herhalde. abiyogenez i araştırmanı öneririm. abiyogenez : Canlılığın ve canlılığa dair temel organik moleküllerin; cansızlıktan ve inorganik moleküllerden, doğal yollarla, kimyasal evrim süreciyle ortaya çıkmasını sağlayan sürecin adı. Abiyogenez Teorisi çerçevesinde bu olay, günümüzden 4 milyar kadar yıl önce Dünya'da yaşanmıştır; ancak Dünya dışında başka gezegenlerde yaşanmış ve/veya yaşanıyor olması ihtimali de bulunmaktadır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
45k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kendini inançlı ya da inançsız olarak tanımlayan kişilerin metodolojileri hakkında ne düşünüyorsunuz...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İki türlü yolun da bilinemeyeceği bir gerçektir. O yüzden ismi üstünde ikisi de kişisel inançtır. Ben inançlı insan ile inançsız insan arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. Tabii burada inançlı insandan kastım 7000 yıl önce bir anda yaratıldığımıza inanmak değildir. Bu bilime aykırı ve yanlıştır. Bilimsel gerçekler ile çelişmeyen inanç ile inançsızlık arasında bence bir fark yoktur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,080
Caner Tüysüz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Canlılarda doğurganlık nasıl oluştu ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bildiğimiz en ilkin üreme formu amitoz bölünme dediğimiz ve basitçe herhangi bir döngüden geçmeden, hızlı bir şekilde genetik materyalin önce, sonrasında da hızla sitoplazmanın (hücre sıvısı) bölünmesiyle oluşan bölünme tipi günümüzde halen prokaryotlarda aktif olarak kullanılmaktadır. Sanılanın aksine, bakteriler ve arkeler mitoz bölünme ile değil, amitoz bölünme ile ürerler. Yani bu ikisinin birbirine karıştırılması doğru değildir.

Diğer yazılarımızda ayrıntısıyla değindiğimiz gibi, genetik materyalin oluşumu ile canlılığın genel hatlarıyla oluşumu birbirine çok yakın zamanlarda olmuştur. O dönemlerde var olan tek canlılar olarak koaservatlar ve ilkin bakteriler ve arkeler benzeri canlılar ile günümüzdeki prokaryotların (bakteri ve arkelerin) genetik materyali en basit yapıya sahip materyallerden biridir. Tek bir DNA molekülü, halka şeklinde hücrenin merkezinde bulunur. Bölünme sırasında bu DNA kendisini hızla kopyalar ve iki kopya, hücrenin iki ucuna doğru itilir ve hücre zarına yapışır. Daha sonra sitoplazma enzimlerin aktivitesi ile bölünür ve iki yeni hücrede, iki aynı DNA elde edilmiş olur. İşte bu, en basit, en doğrusal ve Evrimsel süreçlerle edinilmesi en kolay yapıdır. Çünkü hücre içerisinde bulunan kimyasallar, bu basit tepkimeler dizisini başarabilen canlılar, bunu başaramayarak kendisini çoğaltamayan, dolayısıyla hayatta kalma gayesini gelecek nesillere aktaramayan bireylere göre avantajlı ve sürekli konuma geçecekler ve sayıca çoğalacaklardır. Diğerleri ise yok olacaktır.

Daha sonra, Evrimsel Süreç içerisinde, bu bölünme tipinin özelleşmesiyle, mitoz bölünme dediğimiz yöntem evrimleşebilmiştir. Açıkçası, amitoz bölünme edinildikten sonra, sadece bu tip bölünme üzerinde yapılacak ufak tefek ancak önemli özelleşmeler ile mitoz bölünmeye erişilebilir. Bu da Evrimsel Biyoloji'nin birikimli seçilimi kullanarak açıklayabileceklerinin sınırsızlığını göstermektedir. 

Prokaryot canlıların evriminde bir basamak olarak ayrılan ve sonradan çeşitlenen ilkin ökaryotlar (çekirdek zarına ve zarlı organellere sahip, "gelişmiş" hücre tipi), genetik materyal konusunda da prokaryotlara göre bir adım öteye gitmişlerdir. Ökaryotların DNA yapısı, çekirdek zarı gibi koruyucu bir unsurun evrimleşmesiyle birlikte çok daha büyük ve rahat bir şekilde üretilebilmeye başlamıştır. Bu da, dairesel ve sıkışık DNA yapısı yerine, doğrusal ve düzgünce paketlenmiş bir DNA yapısının evrimleşebilmesine izin vermiştir.

Ancak DNA'nın bu şekilde karmaşıklaşması, daha fazla bilginin daha etkin bir şekilde depolanmasını sağlasa da, üreme sırasında bu materyalin çoğaltılmasına engel olmaktadır. Bu yüzden, amitoz bölünme gibi ilkin bir bölünme, bu göreceli olarak karmaşık DNA yapısının tam olarak kopyalanıp, iki tarafa eşit olarak bölünmesini ve bu sırada aynı zamanda hücre bölünmesinin genelinin kontrol edilebilmesi için yeterli değildir. İşte bu sebeple, mitoz bölünme evrimleşmiştir.

Aslında mitoz bölünme, amitoz bölünmenin daha kontrollü bir versiyonudur. Belli başlı fazlardan oluşur ve her bir kısımda, DNA'nın farklı kısımları görev yaparak gerek bölünme, gerek DNA eşlenmesi kontrol edilir. Bu aşamaların her biri, özel enzimlerin evrimleşmesi sonucu kontrol edilebilmeye ve belirginleşmeye başlamıştır. Bunun için de oldukça uzun bir seçilim sürecinden geçilmiştir.

Mitozun basamaklarına burada ayrıntısıyla girme gereği görmüyoruz. Ancak sonuç olarak Interfaz, Profaz, Metafaz, Anafaz ve Telofaz evreleri sonucunda gelen Sitokinez (sitoplazmik bölünme; telofazdan farklı bir evredir!) sonrasında DNA öncelikle iki katına çıkarılır, sonrasında ise bölünmeyle birlikte ikiye bölünür ve birbirinin mutasyonların etkisi hariç tamamen eşi iki hücre üretilmiş olur. Bu yöntem ile hücreler çok hızlı bir şekilde sayılarını arttırabilirler ama bu çoğalma her zaman birbirini eşi hücreler üretir ki bu, az sonra değineceğimiz sebeplerle riskli bir üremedir.

Neden Eşeyli Üreme Evrimleşmiştir?

Mitozun, yani aseksüel olarak üremenin belli başlı birkaç avantajı vardır:

  1. Çok hızlı bir üreme tipidir, kısa sürede birçok kopya üretilebilir.
  2. Oldukça düşük enerji sarfiyatı vardır. Yani kolaylıkla gerçekleşebilir.
  3. Karmaşık olmamasından ötürü süreç açısından riski düşüktür, nadiren hata oluşur (mutasyon açısından değil, sürecin ilerleyişindeki hatalar).
  4. Üretilen bireyler ata bireyle tıpatıp aynıdır, dolayısıyla eğer ki ata bireyler başarılıysa, yavrular da tam olarak başarılı/uyumlu (fit) özelliklere sahip olacaktır.

Ancak aynı zamanda mitoz risklidir çünkü aslında ata birey ile tıpatıp aynı genlere sahip olmak göründüğü kadar iyi değildir. Eğer ki popülasyon içerisine ölümcül bir virüs ya da salgın hastalık girecek olursa, genetik çeşitlilik neredeyse hiç olmayacağından, çok sayıda ölüm ve kitlesel yok oluş olacaktır. Elbette mitozla üreyen canlılarda da bir miktar çeşitlilik vardır; ancak çevrenin sürekli değişimi, çok daha yaygın bir çeşitliliği tetiklemektedir. Üstelik sadece bu da değil, bireylerden birinde meydana gelecek bir ölümcül ya da başarıyı etkileyen mutasyon, olduğu gibi, gelecek nesillere aktarılacak ve bir neslin hayatta kalma ve üreme şansını doğrudan olumsuz etkileyecek, belki yok edecektir. Çünkü mitozla üremede meydana gelen genetik hatalar neredeyse hiçbir zaman tam olarak düzeltilemez.

İşte çeşitliliğin hayati ve eşeysel önemi, bir grup canlı üzerinde seçilim baskısı yaratmıştır. Bunun sonucunda da, nesiller boyunca süren seçilim sonucunda eşeyli üreme evrimleşebilmiştir.

Eşeyli üreme, ya da mayoz, mitozdan biraz daha farklı bir süreçtir. Aslında bakıldığında, arka arkaya iki mitoz gibi gözükebilir; sadece kromozomların dağılımı ve çoğaltılması kademeleri farklıdır. Mayozda öncelikle her bir kromozom eşlenerek homolog kromozomlar üretilir, sonrasında mitoza oldukça benzeyen hücre bölünmesiyle öncelikle homolog kromozomlar farklı iki hücreye ayrılır, sonra yine mitoza oldukça benzeyen ikinci bir bölünmeyle kardeş kromatitler birbirinden ayrılarak toplamda 4 farklı hücreye dağılır. Böylece tek bir hücreden, 4 yeni hücre üretilebilmiş olur. Ana hücrede iki set kromozom bulunmaktayken, yavru hücrelerde birer set kromozom bulunur. Daha sonra bu bir set kromozom ile, karşı cinsten gelen bir set kromozom döllenme sayesinde birleşerek, iki set kromozomdan oluşan (tıpkı ana/baba hücreler gibi) bir canlı oluşturulur. 

Eşeylli üreme evrimleşebilmiştir çünkü belli başlı birçok avantajı vardır:

  1. İki farklı canlının genlerinin karışımından ötürü yüksek bir çeşitlilik potansiyeline sahiptir. Bu sayede her yavru, ebeveynlerinden birçok açıdan farklı olabilmektedir; ancak aynı zamanda ikisinden de bir parça taşımaktadır. Böylece hem güçlü özelliklerin aktarımı yapılırken, aynı zamanda bu özelliklerin üzerine ek birleşimlerin eklenmesi mümkün olmaktadır. Çünkü kimi zaman bir gen, tek bir alel olarak bir bireyde bulunurken deaktif olabilir; ancak eğer bu iki alel, bir yavruda birleşirse, aktive olarak yepyeni bir ürünün ortaya çıkmasını sağlayabilir.
  2. Eşeyli üremede rastlantısal bileşimlerin oranı daha yüksektir. Crossing-over denen olay sayesinde, iki taraftan (iki ebeveynden) gelen genlerin bir kısmı tamamen rastlantısal olarak karışır. Bu karışım, yepyeni özelliklere sahip bireylerin oluşabilmesi demektir. 
  3. Çeşitliliği arttırıcı özelliğinden ötürü farklı koşullara farklı şekillerde dayanıklı olabilen bireyler oluşabilmektedir. Bu sayede Evrimsel süreçte belirli genlere avantajlar sağlayabilir.
  4. Mitoz ile çoğalan popülasyonlar aşırı hızlı büyüyebilir, dolayısıyla kaynaklar çok hızlı tüketilebilir. Ancak mayoz ile üreyen bireylerde, üreme hızı çok daha sınırlandırılmıştır. Kısaca mitozla üreme hırçın bir şekilde ilerleyen bir toplum yaratırken, mayoz ile üreyen türler daha yavaş ama emin adımlarla ilerlerler ve çoğalırlar.
  5. Mayoz ile üreme (ya da genel olarak eşeyli üreme) daha yavaş bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin hızından kaynaklanabilecek hataların önüne geçilmiş olur. Süreç sırasında meydana gelen gerek genetik, gerek süreçsel hatalar düzeltilebilir. Açıkçası Eşeyli Üreme sırasında ciddi bir hata ayıklama mekanizması da evrimleşebilmiştir.
  6. Mayozla üreme, daha uzun vadeli enerji planlaması yapılması gerekmektedir. Bu da canlılar üzerinde ilk bakışta olumsuz görünen, ancak aslında son derece faydalı olan bir seçilim baskısı yaratır. Canlılar, üremeye giden yolda ortama çok daha adaptif özellikler geliştirmek zorunda kalırlar. Mitozla üreyen canlılar genellikle çok kısa sürede üreme zamanına erişebildikleri için, fazla bir özellik geliştirmeleri gerekmez.

Mayoz ya da genel olarak eşeyli üreme ile ilgili olarak daha birçok olumlu yön saymak mümkündür; ancak bu kadarı yeterli olacaktır. Elbette ki eşeyli üremenin getirdiği bazı zorluklar da vardır:

  1. Mayoz ile üreme hızı mitoza göre daha düşük olmasının yukarıda sayılan bazı avantajları olsa da, kısa bir sürede üremek varken çok daha fazla enerji harcayarak üreme hücreleri üretilmektedir. Bu enerji sarfiyatı, yukarıda bahsedilen olumlu yanlarla aşılır.
  2. Eğer tür yeterince şanslıysa, mitoz ile çok kısa sürede başarılı bir genetik yapıya (genotipe), dolayısıyla fiziksel yapıya (fenotipe) sahip olunabilir. Ancak tabii yukarıda sayılan sebeplerle bu yapının yok olması da aynı derecede kolaydır. Mayozda ise elenen birçok fenotip olur, çünkü ciddi miktarda çeşitlilik üretilebilmiş olur. Ancak doğa, hisleri olan ve insani hisleri okşayacak bir yapı olmadığı için, vahşeti de gayet doğal bir şekilde bünyesinde barındırmaktadır. Bu yoğun çeşitlilik, ancak nadir uyumluluk hali (fitness), ciddi bir varolma mücadelesi yaratmaktadır. İşte Evrim'i tetikleyen en önemli unsurlardan biri budur (ki buna Doğal Seçilim diyoruz). Bu süreç sayesinde, bu zorluk da göz ardı edilebilecek bir bedel olmaktadır. Çünkü Evrim geçiriyor olmak, bir tür için iyi bir durumdur.
  3. Eşeyli üremenin bir diğer sıkıntısı, "eş bulma derdi"dir. Çünkü eşeysiz üremede birey kendiliğinden çoğalabilmekteyken, eşeyli üremede bir de karşıt cinsiyetten bir birey bulmak ve hatta çoğu durumda onu kendisiyle üremeye ikna etmek durumundadır. Bu da ciddi bir enerji sarfiyatı demektir. Ne var ki bu da Evrim'i tetikleyen mekanizmalardan biri olarak karşımıza çıkar (ki buna Cinsel Seçilim diyoruz). Cinsel Seçilim, Evrim'in en önemli unsurlarından biridir.
  4. Eşeyli olarak üreyebilmek için, eşey organlarının üretilmesi de ek bir yük getirmektedir. Ancak bir "organ"a sahip olan bir çok hücreliden bahsedebilmemiz için, mayoz bölünmenin sağladığı çeşitlilik ve dolayısıyla Evrim gerekmektedir. Bu sebeple üretilen ve ömür boyunca taşınan bu organ, ödenebilir bir bedeldir.

Görülebileceği gibi, eşeyli üremenin evrimleşebilmesi için birçok bedel ödenmiştir; ancak karşılığında alınanlar, tür için doğrudan ya da dolaylı olarak sayısız avantaj sağlamaktadır. Bu sebeple de doğa tarafından elenmemiş ve türler içerisinde tutulmuştur. Peki ama nasıl?

İşte burada, şu kaçınılmaz soruyu sormak gerekir:

Eşeyli Üreme Nasıl Evrimleşmiştir?

Bu konu, uzun yıllardır bilim insanlarının inceledikleri bir konudur. Açıkçası tam bir karara varılamamış olmakla birlikte, üzerinde durulan çok güçlü kuramlar bulunmaktadır. Bu kuramlar dahilinde birçok araştırma aralıksız sürdürülmektedir ve gün geçtikçe yeni bulgular ortaya çıkarılmaktadır. 

Eşeyli Üreme'nin evriminde araştırılmakta olan üç ana kuram bulunmaktadır:

Bu kuramlardan ilki, mayozun bakteriyel seks, yani transformasyonun özel bir türü olduğu ve bu üreme tipinin özelleşip evrimleşmesi sonucu oluştuğunu ileri sürmektedir. Bazı bakteriler, DNA'larını hücre dışına kelimenin tam anlamıyla "salarlar" ve bu gen, bir başka bakteri tarafından "yenerek" (endositoz ile) hücre içerisine alınır ve öz DNA ile entegre olur. Bu olaya transformasyon denir. Şimdiye kadar bu şekilde üreyen 67 farklı prokaryot türü tanımlanmıştır. Bu kuram sayesinde, prokaryotik eşeyli üreme ile ökaryotik eşeyli üreme arasında eksiksiz bir köprü kurulabilmektedir. Bakteriyel transformasyon ile ökaryotik eşeyli üreme arasında birçok benzerlik bulunmaktadır. Özellikle son zamanlarda keşfedilen G. intestinalis isimli bir tek hücreli protozoa türünde görülen üremede, neredeyse mayozdaki homolog kromozomların üretilme evresiyle birebir benzeşen bir ara basamak görülmüştür ve bu keşif, bu kuramı güçlendiren bir bulgu olmuştur.

İkinci bir kuram, mayoz ile mitozun ikisinin de bakteriyel transformasyondan paralel olarak evrimleştiği ile ilgilidir. Yani ilk başta bakteriler mitoz ile mayoz arası, ne karmaşık ne de basit olan, ancak mitoz kadar da, mayoz kadar da özelleşmemiş olan bir üreme tipine sahiptiler. Sonrasında ise evrim süreçleri sonucunda bir grup prokaryot mitozla bölünmeyi evrimleştirirken, bir diğer grup mayoz ile bölünmeyi evrimleştirmiştir. Bu kuram, günümüzde pek de üzerinde durulmayan, çok fazla kanıta dayanmayan; ancak yine de açıklama gücü açısından değerlendirmeye alınan bir kuramdır.

Son olarak, bizim de bilim camiasının geneli gibi daha muhtemel olarak gördüğümüz, üçüncü bir kuram vardır: Mitozdan Evrimleşen Mayoz. Bu kurama göre, anlaşılacağı üzere, öncelikle mitoz, amitoz gibi bir süreçten evrimleşmiş, sonrasında ise mayoz, mitotik bölünmeden evrimleşmiştir. 

Günümüzde mayoz ile üreyen canlılar, aynı zamanda mitoza da bağımlıdırlar. Çünkü mitoz, yukarıda açıklandığı gibi çok etkili bir üreme, en azından çoğalma sistemidir. Dolayısıyla doğa, ikisi arasında bir denge kurmuş ve ökaryotik canlıların birine mahkum olmaya zorlamamıştır. Kısaca ikisini dengeli bir şekilde kullanabilen canlılar doğada avantajlı konuma geçmişler ve çoğalmışlardır. Günümüzdeki ökaryotik canlıların çoğunda eşeysel üreme mekanizması mayozdur; ancak vücut hücreleri mitoz ile çoğalır. Yani bir ökaryotik bir hayvan türü olarak insanı ele alacak olursak, üreme organlarında mayoz ile üreme hücreleri üretilirken, geriye kalan bütün hücreleri mitoz ile üreyerek çoğalır. Dolayısıyla insanın fiziksel büyümesinin kaynağı mitozdur; ancak üreyebilmesinin tek yolu mayozdur. Hatta burada not düşmek gerekir ki, üreme organlarımız da mitoz bölünme ile oluşup çoğalır; ancak bu hücrelerin genlerinde okunan farklı bölgelerden ötürü, üreme hücrelerini üretmek üzere özelleşen hücreler mayoz bölünme geçirirler. Geri kalan her hücre mitoz ile çoğalır.

Mayozun mitozdan evrimleştiğini düşündüren bu gerçek, bilim insanlarını mayozun evrimleşebilmesindeki basamakların keşfine de itmiştir. Açıkçası bu aşırı kapsamlı bir konudur ve başlı başına yüzlerce sayfalık bir kitap edebilir. Dolayısıyla ne yazık ki burada tamamına girmemiz mümkün değildir. Ancak mayozun nasıl mitozdan evrimleştiğini anlayabilmeniz için basamak basamak geçilen aşamaları, çok da derine girmeden aktaracağız:

Mitozdan Mayoza Evrimde Geçilen Basamaklar:

1. Mitoz Bölünme: Normal bir şekilde canlıların büyük bir kısmı ilk etapta mitozla üremektedir. Bu süreçte, hemen her süreçte olduğu gibi birçok hatalı üreme olabilmektedir. Bunların büyük bir kısmı doğa tarafından elenmektedir. Ancak bir kısmı da "garip" özellikler taşısa da varlığını sürdürebilmektedir. Bunu, altı parmağa sahip olduran bir mutasyona sahip insan gibi düşünebiliriz. Evet, normların dışındadır; ancak mutasyonu ölümcül bir zarara sahip olmadığı için canlıyı yok etmez ve ölene kadar taşınabilir. Mitoz sırasında meydana gelebilecek herhangi bir hata sonucu oluşan "garip" formlar ya da süreçler de bu şekilde sürdürülebilir.

2. Diploid Hücre Oluşumu: Normalde, dediğimiz gibi prokaryotik bir canlıda tek set kromozom bulunmaktadır. Ancak hatalı bir mitoz sonucunda (ki bunun bir tipi "endomitoz" denen "iç mitoz"dur), hücre bölünmeden genler kopyalanır ve tek bir hücre içerisinde hapsolmuş iki kat hücre bulunur. Veya nadiren de olsa iki hücre birbirine "kaynar" ve genler tek bir bedende birleşerek iki katına çıkar. İşte bu şekillerde, haploid (tek set kromozoma sahip) bir canlıdan, diploid (çift set kromozoma sahip) bir canlı oluşur. Bu tip canlıların büyük bir kısmı bu iki setin birbirine bağlanma ve hücre içerisindeki konumlarına göre ölümcül özellikler kazanarak yok olacaktır. Ancak nadir durumlarda bu çok kromozomlu bireyler hayatta kalabilirler. Bunu da büyük bir skalada kromozomal eksikliklere ve fazlalıklara benzetebiliriz. Bir ya da iki kromozomu eksik ya da fazla olan insan bireyleri hayatta kalabilmektedir. Ancak insan gibi modern bir hayvan türü çok karmaşık olduğu için, aşırı kromozom eksikleri ya da fazlaları çok ciddi sorunlar yaratır. Ancak daha basit bir organizmada, kromozom sayısının artması ya da azalması aynı ciddiyette sorunlar yaratmayabilir. Sonrasında ise, mitoz bölünme ile bu çok kromozomlu bireyin sayısı popülasyonda artabilir. Bunun olması için çok uzun evrimsel süreç gereklidir.

3. Homolog Eşlenme: Bu hatalı mitotik bölünmeler sonucu oluşan bireyler içerisinde oluşturulan yeni kombinasyon sonucu var olabilen enzimler, özellikle de "kohezin" isimli kaynaştırıcı enzimler sayesinde bu iki genetik materyal birbiriyle eşlenecek özellikler kazanabilir. Bu, tamamen biyokimyasal bir süreçtir ve DNA'yı oluşturan nükleotitlerin kimyasal yapısı ile alakalıdır. Basitçe, farklı iki DNA'nın benzer kodları taşıyan kısımları, kimyasal çekim sayesinde bir araya gelir. Hatalı eşlenmelere sahip olan bireyler bu genetik kaynaşmayı başaramaz ve elenir. Başarılı olanlarsa yine mitotik bir şekilde çoğalarak ürer ve popülasyon içerisinde sayıları artar.

4. "Paramayoz": Bu şekilde eşleşmiş kromozomlara sahip bireylerin geçirdiği mitozlar sırasında, kaynaşma ya da endomitoz sonucu oluşan iki set önce kopyalanır, sonrasında ise iki hücreye eşit olarak dağıtılır. Daha sonra gelen mitoz sonucunda ise tekrar bir dağıtım olur ve 2 set kromozoma sahip bir bireyden tek setlere sahip 4 yavru üretilmiş olur. Tabii bu ilkin denemelerin büyük bir kısmı başarısızlıkla sonuçlanabilir; ancak uzun süreçler sonucunda tek bir nesil başarıya ulaşsa, bu başarı kalıcı olabilecektir.

5. Haploid Hücre Üretimi: Paramayoz isimli ilkin mayoz sonucunda, değinildiği gibi tek set hücreye sahip 4 yavru üretilir. 

6. Hücre Kaynaşması: Bu aşamada, 2. basamakta da görüldüğü gibi, halihazırda var olan hücreler birbiriyle kaynaşabilmektedirler. Eğer ki bu tek setli kromozomlara sahip olan hücreler, birbirine kaynamaya meyilli olurlarsa, işte o zaman farklı iki bireyden gelen "gamet" hücreleri birbirine kaynamış ve yeni bir ürün üretilmiş olur. Bu da, yukarıda mayozun avantajları olarak gösterdiğimiz sebeplerle doğa tarafından desteklenir. Böylece ilkin bir döllenme gerçekleşmiş olur.

7. Sürecin Döngüselleşmesi: Sadece bu olayı tekil olarak gerçekleştirebilen bireyler değil; aynı zamanda genetik yapısı buna müsaade eden, daha eğilimli olan bireyler de doğal süreçlerle seçileceklerdir. Bu sayede mayoz bölünmeyi daha kolaylıkla başarabilecek genetik materyale sahip canlılar sürekli olarak seçilirler. Bunun sonucunda da mayoz bölünme döngüsü, sürekli bir hal alabilir.

8. Ek Özelliklerin Kazanılması: Döngü bir defa başarıldıktan ve sonrasında sabitlendikten sonra, mayozun ek özellikleri de kademe kademe evrimleşebilecektir. Örneğin crossing-over olayı, mayozun evrimleşmesinden sonra, çeşitliliği arttırıcı bir mekanizma olarak avantaj sağlamış ve evrimleşmiş olabilir. Benzer şekilde sinaptonemal komplekslerin oluşumu, rekombinasyon nodülleri, retrotranspozon susturma etkisi gibi özellikler kademe kademe evrimleşebilecektir.

Tüm bu basamaklar göstermektedir ki, mitozdan başlayarak mayozun evrimleşebilmesi işten bile değildir. Elbette ki bunun oluşabilmesi için yeterince süre tanınması şarttır. Ayrıca burada dikkat edilmesi gereken en kritik unsur bu basamakların her birinde oluşan canlıların hayatta kalabilecek özelliklere sahip olabildiği gerçeğidir. Yani insanlar sanki "yarım bir mayoz" sonucu oluşan canlının hayatta kalamayacağını düşünmektedirler. Halbuki yukarıdaki her bir basamak sonucu oluşan canlı başarıyla hayatta kabilecektir. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir sorunla karşılaşılmaz ve Evrim işlemeye devam eder.

Peki, burada bir soru daha karşımıza çıkmaktadır:

İlk cinsel organlar ne zaman ve hangi canlıda evrimleşmiştir

Bu soruya da bilim adamları cevap verebilmektedir, eldeki bulgulara dayanarak. İlk cinsel organların iki farklı organizmada evrimleşmiş olabileceği düşünülmektedir:

1) Funisia dorothea: 565 milyon yıl kadar önce yaşamış olan bu tübüler omurgasızların ilk cinsel organları evrimleştiren canlılar olduğu düşünülmektedir.

UCR Newsroom

Günümüz süngerleri ve resiflerinin ataları olan bu canlılar (süngerler, hayvanlar alemindendir). F. dorothea canlısında, ilk defa spermleri ve yumurtaları barındıran organların geliştiği düşünülmektedir. Çünkü bu hayvandan önceki hayvanlarda böyle özelleşmiş yapılar bulunmuyordu.

Ancak University of California'dan bazı bilim adamları, bu canlıların eşeyli olarak ürediklerinin kesin olduğunu, ancak özelleşmiş üreme organları bulunduğu konusunda şüpheleri olduğunu söylemektedirler.

2) Materpiscis sp.: Bir tür balık olan bu hayvanın ilk defa cinsel organlar geliştirdiği düşünülmektedir. Bu hayvan, ilk defa eşeyli üremeyi yaklaşık 410 ila 400 milyon yıl önce evrimleştirdiği düşünülmektedir.

Masato Hattori

Çene gelişimini beslenmeye değil, çiftleşmeye bağlayan Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi bilim adamları, pek çok köpek balığında çenenin ve dişlerin, dişiyi sabit tutmaya yaradığını belirtmektedirler. Bilim adamları, kalça kemiklerinin özelleşmesi sonucu cinsel organların geliştiğini düşünmektedir.

Ayrıca, böyle özel organların gelişmesinin sebebi şudur: Deniz, son derece kaotiktir ve pek çok balık batmamak üzere sürekli yüzmek zorundadır. Bu da, spermler ile yumurtaların buluşma şansını düşürmektedir. Bu sebeple ilk defa bu balıklar, kanca benzeri yapılar geliştirerek, dişilerin yumurta keselerine tutunmaya çalışmışlardır. Milyonlarca yıllık evrim sonucu, dişilerin de yumurtalarına giden çukurluk genişleyerek dişi cinsel organının oluşturmuştur. Yani cinsel organların evrimleşme sebebi, sperm ile yumurtanın daha kısıtlı bir ortamda, daha yüksek verimle birleşebilmesidir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çoğu yerimizde kıl çıkar ama alnımızda kıl çıkmaz neden böyle evrimleşmişiz?
Cevap
Puan Ver
9
Puan Ver
Eymen ''Reles'' Sevindik , Genel kanı dahi olduğum yönündedir, daha az yaygın olan kanı Theos olduğum yönündedir ;)

Kullanılmıyan genler zaman içinde ya kaybolur yada genetik hibernasyona girer mesela bu bir nevi uykudaki genler bir şekilde tekrar aktive edilirse kuyruk çıkmasını sağlıyan geni aktif edip kuyruk çıkmasını sağlayabilir fakat kuyruk ağaçlarda dengede kalmamız için vardı afrikadaki iklim değişimi ağaçların sayısını azaltınca atalarımız yüzeye inmek zorunda kaldı ve kuyrukları işlevini yitirdi böylece zamanla körelerek kayboldu, aynısı anlındaki kıllar içinde geçerli eskisi kadar deriyi korumak zorunda kalıcağımız kadar parazit olmaması ve iklim çeşitliliği kaşımızın terimizin gözümüze girmesini engellemekte yeterli olması ve başka kıla ihtiyaç olunmaması gibi etmenlerde etkilidir, zaten anlımızdaki kıllar hiç bir zaman yok olmadı sadece tüye dönüştüler, ağaçta yaprak kaktüste diken olması gibi, dikenler aslında yapraklardı fakat su tüketimini azaltmak için inceldiler ve diken halini aldılar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
505
Krekas 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sadece hayatta kalmak için mi evrimleşiriz, başka hiçbir kanun bizim gelişme veya değişimimizi(evrimimizi) etkilemez mi? Bu konu hakkında yazılan makale varsa paylaşırsanız sevinirim.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrim Mekanizmaları, temel olarak, evrimin gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan doğal olgular ve süreçler olarak tanımlanabilir.

Evrim mekanizmaları ile ilgili Evrim Ağacı'nda yayınlanan yazı dizisine bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir bilgisayar mühendisi biyoinformatiğe yönelirse çalışma alanı nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Moleküler biyoloji ile bilgisayar teknolojisini ve bununla ilişkili veri işleme aygıtlarını bünyesinde barındıran bilimsel disiplin. Bir diğer tanımla, karmaşık biyolojik verilerin derlenmesi ve analiz edilmesi bilimidir. Büyük miktarda biyolojik verinin yorumlanması, depolanması ve elde edilmesi için informatik tekniklerinin uygulanır.

2 önemli dalı vardır proteomik ve genomik olmak üzere. Proteom en genel tanımı vücudumuz içindeki proteinlerin tümüdür. Proteomikte bunu inceleyen bilim dalıdır. Genom ise bir canlıda bulunan genetik materyalin tümüdür. Genomikte farklı türlere ait genomların tüm yapısal ve işlevsel yönelerini inceleyen bilim dalıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 2518 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bazı insanlar değişimi sevmezler. Ancak alternatif felaketse, değişime sarılmanız gerekir.”
Elon Musk
Geri Bildirim Gönder