Puan Ver
0
Puan Ver
25
Emrah Sarıgöl
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Her şeyin başlangıcının big bang olduğunu biliyoruz. Her şeyi başlangıcı olan big bang, başka bir big bang yaşanmasıyla bütün evrenin yok oluşunu veya yeniden oluşmasını sağlayabilir mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle bu konuda pek çok teori ve hipotez var. Büyük Patlama teorisinin güçlü olmasının sebebi ise, evrenin tek bir noktadan başlayarak büyüdüğünü/açıldığını destekleyen gözlemsel veriler olması.

Şu an evrenin yok olmasına yönelik güncel bazı fikirler ; Büyük Çöküş, Isı Ölümü gibi hipotezlerdir. Kesin cevabı biliyoruz demek ne yazık ki mümkün değil.

Büyük Çöküş, evrenin genişlemeyi bir süre sonra durduracağı ve tekrar bir araya gelerek kendi içine çökeceğini savunur.

Isı Ölümü/Büyük Donma ise evrenin genişledikçe varolan enerjisini homojen bir şekilde dağıttığı ve dolayısıyla bir noktadan sonra evrendeki enerjinin kullanılamaz hale geleceğini, tüm evrendeki tüm parçacıkların sonsuza kadar karanlık ve sabit/hareketsiz bir şekilde kalacağını söyler.

Konuyla ilgili tüm teorileri kaynak bağlantıdan okuyabilirsin.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
3,421
Yotta Yubato
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Selamlar,

Evet, an itibariyle bu konu üzerine çalışıyoruz. Aslında altyapısı hazır; ancak kademeli şekilde yayına alacağız, birden herkese açarak çok ciddi bir kalabalık yaratmak istemiyoruz - çünkü bu alanda çok yeniyiz ve hatalı bir adım atmak istemiyoruz.

Yakında sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız. Ayrıca ilk açılışı Patreon, Kreosus ve YouTube Katıl destekçilerimize yapacağız (genel açılıştan sonra da onlara ait özel odalar yer alacak). Siz de maddi destekçilerimiz arasına katılarak bu ayrıcalıklardan faydalanabilirsiniz.

Sevgiler, Discord'da görüşmek üzere!

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
671
Uluğ Artun Efe
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Biz kodlama yapıyoruz ama bilgisayar bu kodları nasıl tanıyor.Yazılımlarla haraket ettirmenin ötesinde nasıl öğrenmelerini,tecrübeleri hafızalarında ?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Bahsettiğin şey yapay zeka değil, yazılımdır. İkisi birbirinden farklı ama bu farkı bilen kişi sayısı çook çok az. Bilgisayarlar harflerin ne olduğunu bilmiyor. Sayıların da. Bir bakır kablo düşün. İçinden yüksek voltaj elektrik geçiyorsa 1 diye tanımla kafanda. Düşük voltaj geçiyorsa 0 de. A harfi mesela 5 defa yüksek, 4 defa düşük enerji geçmesinin karşılığıdır. Yani 111110000. B harfi 3 düşük, 2 yüksek voltajın karşılığıdır bilgisayarda örneğin. İşlemci böyle algılar.. Temel anlatımı bu..

Yapay zeka ise yine bilgisayarları öğrenmeye programlıyorsun. Ne öğreneceğini biz de bilmiyoruz. Yapay zekanın bir parçası olan yapay öğrenme konusunda mesela bilgisayara bir kitap okutuyoruz (yüklüyoruz), kitapta birbirine yakın kelimelerin birbiriyle alakalı olabileceğini söylüyoruz. O da belleğine birbiriyle alakalı olabilecek sözcükleri birbirine yakın bir alana kaydediyor. O kelime ile ilgili konuşmasını istersek ordan en alakalı olabilecek bir cümle seçiyor. 100lerce kitap, makale, haber vs yüklediğimizde ise kurduğu cümle korkunç bir şekilde hatasız oluyor. Gelişmiş bir yapay zeka ürünü henüz yok. Yaparsa en iyisini Google yapacak bir gün..

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
elde edilen bulgular ışığında yeni bir yaşam biçimi tasarımı söz konusu olabilir mi... Artık ne için var olduğumuzla ilgili daha net öngrü ypblck myz
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya cevabım ''Hayır'' olurdu.Çünkü insan gibi canlıların belirli özellkilerini okuduğumuzda belirli verilere ulaşırız.Bu verilerle benzer tasarımlar oluşturulabilir veya hangi tasarımların uygun olmayacağını görebiliriz.İnsandan yada bilinen canlılardan bağımsız bir tasarımı oluşturamayız.Çünkü biyoloji sudoku gibidir.Sayılardan bağlantılı sayılar bulursun ancak elindeki sayılarla bağlantısız sayıları bulamazsın.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Nurj Gedik
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

1984 adlı romanda geçen bir söz. Kısaca romanın konusuna bakalım: Her şeyi gören ve bilen bir devlet toplumun tüm denetimine hakimdir. Totaliter bir yönetim şekline sahip olan Okyanusya, tam anlamıyla sıkı yönetilmektedir. Ülke, Büyük Birader olarak anılan bir lider ve Ingsos(İngiliz Sosyalizmi) Partisi tarafından yönetilmektedir. Parti, iktidarını sürekli gözetim ve muhbirlikle sağlamlaştırmaktadır.

Winston en başta baskıcı iktidara karşı fikir geliştiren bir memurdur ama bu ortamda onları yenmek mümkün değildir. Eninde sonunda kaybedecektir (beyni yıkanacak veya öldürülecek, buharlaştırılıp yok edilecek vs.) ama en azından bu, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu soruyu sormama sebep olan kişi Wolf Messing'dir. Kendisinin dünyaca tanınan bir çok insan(Einstein, Freud, Stalin vb.) ile olan anısıyla karşılaştım ve tanınan kişiler tarafından da bu anılara dair herhangi bir yalanlama göremedim. Özellikle bu durumdan dolayı telepati ilgimi çekti. Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Başka birisi de bu soruyu sormuştu onu da cevaplamıştım o yüzden kopyala-yapıştır yapıyorum buraya.

Telepati yane zikin okuma, tarih boyunca o denli önem görmüştür ki, genellikle tanrılarla bağdaştırılmıştır.Herhangi bir tanrının en temel özelliği insanların zihnini okumak ve dualarına yanıt vermektir.Düşünceler kişisel ve görünmez olduğu için, şarlatanlar ve dolandırıcılar yüzyıllardır aramızdaki bön ve ahmakları istismar etmektedir.Tarih boyunca insan yerine bazı hayvanları kullanarak (güya) telepati ispatlanmaya çalışılmıştır, mesela Akıllı Hans adında bir at karmaşık matematik işlemlerini başararak izleyenleri şaşkına çevirdi.Örneğin eğitmeni 48'i 6'ya bölmesini istediğinde ayağını 8 kere yere vuruyordu.Tabiki de gerçek değil atın yaptığı tek şey, eğiticisinin belli belirsiz yüz ifadelerini izlemekten ibaretti.Eğitmenin yüzü hafif değişene kadar at ayağını yere vuruyordu, seyircide bunu anlamayıp hayrete düşüyordu.

İlke olarak beyin, düşüncelerimizi minik elektriksel sinyaller ve elektromanyetik dalgalar şeklinde yayan bir vericidir.Ancak, bir insanın düşüncelerini okumak için bu sinyallerden yararlanmak kolay değildir.İlk olarak, bu sinyaller son derece zayıftır, milliwatt'lar mertebesindedir.İkincisi, sinyaller karmakarışıktır, rastgele gürültüden ayırt edilemezler.Üçüncüsi, beyinlerimiz başka beyinlerden bu sinyaller aracılığı ile benzer mesajlar alma yeteneğine sahip değildir; yani bizim bir antenimiz yoktur.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Michio Kaku-Olanaksızın Fiziği Kitabı alıp okuyabilirsin (telepati dışında yeni şeyler öğrenirsin.)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Efekan Akyüz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bence mümkün bununla ilgili bir hipotez yazıyorum yaşım 17
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kaynak kısmına ekleyeceğim siteden inceleyebilirsin :)

Bana göre (yapılan çalışmalardan ve okuduğum tezlerden hareketle söylüyorum) zamanda yolculuk mümkündür. Sadece geçmişe değil geleceğe de gidilebilir :))

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. WEB TEKNO
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
638
Meraklı Olan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrimsel gelişimde bir hedef tür yoktur üst gelişmişlik olarak.

Her tür içinde bulunduğu şartlara göre değişir gelişir. Her gelişimin sonu insan ya da insansı olacak diye bir evrimsel kural yoktur. Özellikle başka bir türün insana ya da insansıya dönüşmesini beklemek, altını doldurması zor bir yaklaşım olur.

Bizim şahit olduğumuz süreçte insan, sadece akıl ve bilinç yönüyle daha kompleks bir konuma ulaştı. Bedensel fiziksel olarak diğer türler daha güçlü. Uyumlanma açısından da diğer türlerin çoğu bizden üstün.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Beynimizin kütlesel ve hacimsel olarak sınırları bulunmakta.Eğer varolan yaşamımız için gerekli,gereksiz tüm bilgileri beyinsel kontrol mekanizlarından geçirmeden sürekli şekilde hatırlamaya çalışırsak, bu yoğun bir çalışma aktivitesi olacağından normalden daha büyük bir enerji ihtiyacı ortaya çıkacaktır.Evrendeki toplam bilgi bizim için ne kadar sonsuz olsada.Doğada, hayatta kalma mücadelesinde canlılar sonsuz enerjiye ve sonsuz besine sahip değildir.Eğer böyle olsaydı atalarımız için tüm bilgileri aktif bir şekilde hatırlamak bir noktadan sonra bir aslana yem olarak veya yeni bilgileri edinemeyecek hantallığa kavuşturup dolaylı ve dolaysız sonumuzu getirecekti.

"Duyu organlarımızdan gelen veriler bize çıktı olarak bir tecrübe oluştururlar. Etrafımızdaki objeler, ışığın parlaklığı, ortamın ısısı, az önce içtiğimiz kahvenin ağzımızda bıraktığı tat ve daha bir çok algılanabilen veri bu tecrübelerden bazılarıdır. Beynimiz adeta çevremizden gelen verilerin bombardımanı altındadır. Beynimiz için böyle bir durumda her veri eşit derecede önemli değildir. Örneğin ertesi gün gireceğimiz ve bizim için çok önemli olan o sınava çalışırken, çalıştığımız odanın duvarlarının ne renk olduğu ve üzerimizdeki kıyafetlerin dokusunu duyumsamayız bile.

Bu veri bombardımanında, bizler için hangi verilerin önemli hangilerinin ise gereksiz olduğu ayrımını talamus yapar. Talamusun filtresinden geçen ve bizim için nispeten önemli olan veriler arasında da bir hiyerarşi söz konusudur. Veriler sayesinde oluşan tecrübe duyusal belleğimize aktarılır. Bu noktada tecrübemizin geleceği onun hiyerarşik durumuna bağlıdır. Bizim için yeterince önemli ise kısa süreli belleğimize geçer. Yeterince önemli olamayan tecrübeler ise silinip giderler. "

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
638
Meraklı Olan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Sadece modem değil, tüm elektromanyetik alanlar, uyku kalitesini düşürür.

Güneşten gelen ışık da bir elektromanyetik alan aslında. Gece ışığa maruz kalmak nasıl uykuya zarar verirse, wifi ya da benzeri alanlar, beyin tarafından ışık gibi algılanır. Bütün canlılık, güneşe göre evrimleştiği için, ışık ya da elektromanyetik alan, vücuda GÜNDÜZ olduğu bilgisini aktarmış olur. Bu da kortizol gibi stres hormonlarını tetikler.

Sadece o da değil, floresan ların ışık dalga boyu da değişmek zorunda. Bunlara akşam maruz kalmak, gündüz bilgisini vücuda vereceği için erken saatlerde geceye hazırlanması gereken bünyeyi gündüz şartlarında kalmaya zorlar. Bize en uygun ışık kaynağı ateş mum gibi akşam güneşin kırmızıya kaydığı dalga boyu. Yani mağara şartları. Yani fabrika ayarlarımız.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
12K
Mehmet Türk
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Hayvanların hiçbiri dişlerini fırçalamıyr ancak bizim gibi diş sorunları onlarda bizdeki kadar yaygın değil. İnsan türünün dişleri neden kolay çürüyor
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Diş sorunu yaşayan birçok hayvan türü olmakla birlikte Amerika Yukon'da yaşayan bir mus türünün diş temizliğini gerçekleştirememesinden belli bir yaşa geldikten sonra dişlerinin döküldüğü, bundan dolayı besin alamayıp öldüğü bir gerçek mesela.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Sun Set
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Altın oran, sanıldığı gibi her yerde yok. Tersine, çoğu altın oranı tutmuyor. Tutan yok denecek kadar azdır. Altın oran dediğimiz, doğal üreme veya hücre çoğalma döngüsü gibi şeylerin sonucu. Yani doğa öyle bir estetik kuralı tanımıyor. Dolayısıyla fizikçiler de doğada böyle bir oran beklemez.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
3,541
Mirza Sarıca
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimsel ekonomi gibi bir etken varken intronların evrimleşme sebebi nedir? İntronlar ne işe yarar?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Dna mutasyona uğradığında, direk genlerin değişim geçirmemesi için. Yani eğer DNA’daki tüm bölgeler gen bölgesi olsaydı en küçük mutasyonda genler zarar görürdü. Oysa intronlar sayesinde bir mutasyon durumunda genlerin mutasyona uğrama olasılığı azalıyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
270
Ali Göl
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Çeşitli yerlerde ateşin plazma olduğuna dair yazılar okudum. Bazende sadece bir ışınım ve dolayısıyla madde olmadığını okudum. Ateş gerçekte nedir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Madde, kütlesi olan olan ve yer kaplayan herhangi bir şeydir. Alevin kendisi bir gaz karışımıdır (buharlaşmış yakıt, oksijen, karbondioksit, karbonmonoksit, su buharı vs.) Yani maddedir. Alevin ürettiği ışık ise madde değil enerjidir. Üretilen ısı da madde değil enerjidir.

Çoğu durumda ateş, sıcak gazların bir karışımıdır. Alevler, esasen havadaki oksijen ile odun veya propan gibi bir yakıt arasındaki kimyasal reaksiyonun sonucudur. Diğer ürünlere ek olarak, reaksiyon karbondioksit, buhar, ışık ve ısı üretir. Alev yeterince sıcaksa, gazlar iyonlaşır ve bir başka maddenin hali haline gelir: plazma. Magnezyum gibi bir metal yakmak, atomları iyonize edebilir ve plazma oluşturabilir. Bu oksidasyon türü, plazma ışığının yoğun ışığının ve ısısının kaynağıdır.

Sıradan bir yangında az miktarda iyonlaşma olmasına rağmen, alevdeki maddenin çoğu bir gazdır, bu nedenle Ateşin bir gaz olduğunu veya daha az miktarda plazma ile çoğunlukla gaz olduğunu söyleyebiliriz.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
5
Esra Ulaş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

n=3

x y f

1. agram 2 x y3

2. agram 1 x2yn burdan x lerin gramı aynı olduğu için förmülde de aynı yaparız ve 1. bileşiği 2ile çarparız çarptımızda 1.bileşik x2y6 ve 2. bileşik x2yn dir burdan da 6/n =2/1(atom sayısı ile kütle) olur oradan da n=3 'tür

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu içerikle ilgili değil ancak daha önce de Twitter üzerinden sorup cevap alamamıştım bu platformdan sorduğum için üzgünüm bilgilendirirseniz çok sevinirim. Sevgiler... (Konu hakkında araştırdım ancak sonuçlara dair bir şey bulamadım)
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar,

Söz verdiğimiz gibi kazananları YouTube kanalımızın Topluluk sekmesinden ilan ettik. Buraya tıklayarak kazananlarımızı görebilirsiniz.

Tüm kazananlarımıza oyunları teslim edildi ve ilk fotoğraflar gelmeye başladı. Bunları kaçırmamak için Twitter veya Instagram üzerinden bizi takip edebilirsiniz.

Yeni çekilişlerde buluşmak üzere...

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Seruvencisiyim .
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Mukus özellikle hastalıklarda önemli bir role sahiptir, bakterileri yakalayarak onları dışarı atmaya yardımcı olur. İçerisinde mukus olmayan bir vücudu, yağı olmayan bir motora benzetebilirsiniz; sindirim sistemini ve solunum sistemini bir nevi yağlayarak midenin keni kendini sindirmesini önler, bakterilerin dişlere zarar vermesini önler ve yiyeceklerin daha rahat çiğnenmesini sağlar. Ayrıca, mukus burun deliklerini nemli tutar; eğer mikroplar burun deliklerinden girerse, mikropları yakalayarak vücudun içine geçmesini engeller.

Vücuttaki mukus hücreleri 24 saatlik periyot içerisinde 1 ila 1.5 litre mukus üretirler. Bu hücreler, mukus zarı içerisinde bulunurlar. Mukus, mukus zarının bulunduğu akciğerler, burun ve sindirim sisteminden salgılanır.

Mukus birçok bileşenin kombinasyonundan oluşur, fakat mukusun ana bileşenleri su ve musin olarak bilinen proteindir. Musinler oldukça kompleks yapıda proteinlerdir. Bu proteinler, 400 farklı şekerle ya da diğer protein zincirleriyle değiştirilerek vücuda zarar verecek bakteri ve mikropları öldürmekte ve uzaklaştırmakta kullanılabilecek sonsuz çeşitlilikte madde üretilebilir.

Ayrıca, epitel hücreleri ve lökositler de mukusun önemli bileşenlerindendir. Epitel hücreleri vücudun ana boşluklarında ve organlarında bulunur (mide, böbrekler, ince bağırsak).  Beyaz kan hücreleri olarak da bilinen lökositler de, vücut savunmasının en önünde bulunan savaşçıları olarak vücut savunmasına yardımcı olurlar. Lökosit hücreleri enfeksiyon ve hastalıklara karşı koruma sağlarlar ve ayrıca alerjenlere ya da hücresel hasara reaksiyon verirlerken sayıca artarlar.

Mukusun içerisinde bir araya getirilmiş bütün bu bileşenler sayesinde vücut tıpkı iyi yağlanmış bir makine gibi çalışır. Belki de artık mukus ‘’sümük’’ ile karşılaştığınızda ondan hemen iğrenmek yerine, insan vücudunun kahraman savaşçısı gibi davranabilirsiniz.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Bilim Fili
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
140
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Rosenhan deneyi akıl sağlığı yerinde olmayan hastalara konulan tanıların ne kadar doğru olduğunu anlamaya yönelik psikiyatrik tanı üzerine kurulu bir deneydir. Deney, Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi psikolog David Rosenhan tarafından gerçekleştirilmiştir ve 1973 yılında Science adlı dergide yayımlanmıştır.[1][2] Deney gerçekleştikten sonra psikoloji biliminde psikiyatrik tanının ne kadar önemli ve etkili olduğu münazaralarıyla ciddi bir şekilde değerlendirilmiştir[3]

Deney iki bölümde gerçekleştirildi. İlk bölümde Rosenhan'ın ortakları (Rosenhan'ın kendisi de dahil üç kadın ve beş erkek olmak üzere) sahte hasta rolüne girdiler. Kimi halüsinasyonlar gördüğünü kimi ise farklı psikolojik rahatsızlıklar yaşadığını söyleyerek kendilerini kliniklere hasta olarak kabul ettirdiler (deney ülkenin beş farklı eyaleti ve bu eyalete bağlı farklı hastanelerde yinelenmiştir). Daha sonra kliniklere kabul edilen sahte hastalara kliniğin görevlileri tarafından psikiyatrik tanılar konuldu. Sahte hastalar kliniğe kabul edildikten kısa süre sonra bu sefer -deney gereği- normal hareketler sergilemeye başladılar ve görevlilere artık iyi hissetiklerini söylemeye başladılar. Ancak sahte hastalar klinik görevlileri tarafından pek ciddiye alınmamış, mamafih görevliler sahte hastalara antipsikotik ilaçlarını almaları doğrultusunda salıverileceklerini belirttiler. Sahte hastalar yaklaşık 19 gün boyunca klinikte tutuldular. Klinik, içlerinden birine ''remisyonda şizofren (hafif şizofreni)'' tanısı koyarak diğerlerini de serbest bıraktı. 

Deneyin birinci kısmı gerçekleştikten -ve basında geniş yer edindikten- sonra Rosenhan'a bir klinikten istemde bulunulur. Söz konusu klinik Rosenhan'a bu deneyi yeniden gerçekleştirmesini -fakat bu sefer sahte hastaları kendi kliniklerine göndermesini- ister. Klinik; kendi çalışanlarının gönderilen sahte hastaları -diğer (gerçek) akıl hastalarından- ayrıbileceği güvencesini verir.  Rosenhan teklifi kabul eder ve böylelikle deneyin ikinci kısmı başlar. Klinik çalışanları; o hafta içinde gelen, akıl hastası oldukları iddia edilen 193 hastadan 41'ine ''sahte hasta olabilir'' teşhisinde bulundular, bu 41 hastadan ise 19'u -en az bir psikiyatr ve klinik çalışanı tarafından kontrol edilerek- kliniğe kabul edilmişlerdir; fakat Rosenhan, kliniğe hiç sahte hasta göndermemiştir.

Deneyin sonuçlarının da gösterdiği üzere akıl hastalığı kliniklerinin "normal bir insan ile akıl hastası olan bir insanı birbirinden ayıramadıkları" ortaya çıkmıştır, böylelikle psikiyatri enstitülerine karşı -haklı- bir itimatsızlık oluşmasıyla birlikte (gerçekte akıl hastası olmayan bir kişinin teşhis koyularak kliniğe yatırılması gibi bir spekülasyonda) klinikte gerçekleşebilecek olası dehümanizasyonun da tehlikelerini belirtmiştir deney aynı zamanda.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
Devamını Göster
Puan Ver
7
Puan Ver
4,985
Furkan Aksüt
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Örnekler ile açıklarsanız sevinirim.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Muhakeme: akıl yürütme, uslamlama, usavurma anlamlarına gelir.

Uslamlama ve usavurma aynı anlamdadırlar.

Uslamlama-Usavurma: bir yargıya varmak için, bir konuyu zihinde iyice, enine boyuna düşünüp karar vermedir. Bir nevi sorgulama anlamındadır.

Hayvanlarda muhakeme yani sorgulama, akıl yürütme özelliği için bilincin var olması gerekir.

Bilinç: Etrafında neler olup bittiğini algılama, fark edebilme berecisi anlamına gelir.

Bilinçli bir canlının muhakeme yeteneği de vardır. Hayvanlarda bilinç var olduğuna göre aynı zamanda hayvanlarda muhakeme yeteneğinin de var olduğunu söyleyebiliriz.

Bu konu ile ilgili bir yazı:

https://evrimagaci.org/hayvanlarin-bilinci-var-mi-487

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Caner Ergiş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
kalemi elimden bırakırsam Y.Ç.kanunlarına göre düşer.Bu neden teori değildir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Kısa ancak çok güzel açıklıyor.

https://youtu.be/l5jY3aN6FuI?t=99

Videoda özellikle şu kısma dikkat ediniz: https://youtu.be/l5jY3aN6FuI?t=340

Biraz daha ayrıntılı bilgiler için yazı dizisine bakabilirsiniz.

https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/bilimsel-yontem-22

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Caner Ergiş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
gözlem yaparak elde ettiğimizi veri ''kapalı ve gök gürültülü bir hava''ise ve yagmur yagacagına dair hipotez geliştiriyorsak ve bu doğrulanıyorsa?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bu konu hakkında evrim ağacının bilim metadolojisi nedir videosunu izleyebilirsin.

Hipotez: Probleme konulan geçici çözüme hipotez denir. Varsayım veya hipotez, bilimsel yöntemde olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak üzere tasarlanan ve geçerli sayılan bir önermedir. Hipotez problemi çözmek için yapılan araştırma ve gözlemler sonucu elde edilen bilgilerin yardımıyla kurulur.

Teori :Bir olay, bir yapı ya da düzenin nedenlerini açıklamak isteyen genel düşünce bkz. 'Kuram'. Evrim teorisi gibi, Plazma Evren Teorisi gibi. Sanılanın aksine teori ispatlanmamış fikir değildir.

Kanun: Evrenin dokusu ve yapısı bozulmadıkça değişmeyecek olan fiziki, biyolojik vs. bilimsel kurallarıdır. Kütle Çekim Kanunu vs.

Hipotez gelişince kanun yada teori olmaz çünkü sorunu çözmek için yapılan bir olaydır ve aynı şekilde bir varsayım bir tahmindir. Teori ise bir konu hakkında güçlü bilimsel kanıtlara dayanır ve TAHMİN DEĞİLDİR kesin sonuçlara bakar kanıtlansa bile teori olarak kalır.

Eğer bir eksiğim ve hatam varsa düzletin :)

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. TDK Kelime Anlamlarına Baktım
  2. Evrim Ağacı Youtube Metadolojisine baktım
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
120
Oğulcan Ünal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Günümüz kompleks iktisadi sorunsallarına çözümsel algoritmaları üretmek için, ''Neo-klasik iktisat'' mı yoksa ''Klasik iktisat'' anlayışını mı tercih etmeliyiz ? neden ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Günümüz dünyasının iktisadi ilişkileri oldukça kompleks yapıya sahiptir. Bu karmaşık iktisadi, parasal ve sosyal ilişikileri anlamak, anlamlandırmak için tek bir iktisadi ekolün hiçbir zaman yeterli olacağını düşünmüyorum. Bu nedenle ekonomilerin ihtiyaçlarına uygun olarak, sürdürülebilir programların ve istikrarlı ekonomilerin oluşturulmasının 'Karma Ekonomik Sistem' anlayışı altında mevcut durumlara en uygun çözümleri geliştirebilmek için gerekirse bütün ekol ve düşünce disiplerinden faydanılması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
80
Esra Kurt
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İnsanlar bir çok nedenden dolayı sakız çiğnemekten hoşlanabilir. Bunlar tadı, kıvamı, rengi gibi nedenlerden olmasının yanı sıra beyinsel işlemlerden dolayı da olabilir. Yapılan araştırmalara göre sakız çiğnemenin veya diğer bir şekilde söylenirse; çene kasının düzenli olarak kasılmasının beyin üzerinde belirli etkilere sebep olduğu görüldü. Bunlardan en öne çıkanı yapılan iş üzerinde "odak arttırması" ve "hafıza" güçlendirmesidir. Bunun nedenlerinden birini kısaca açıklayacak olursak; sakız çiğnerken düzenli olarak sıkılan çene kası, güçlü bir kas olduğu için beyne giden damarlardan daha çok kan pompalamasıyla beraber oksijen seviyesini yükselmesinden kaynaklandığı düşünülmekte. Bununla beraber bu oksijen artışı ile beyin üzerinde ki stres azalması insanların "stresli" anlarında neden daha hızlı sakız çiğnemesinin başlıca nedenleri olarak gözükmekte. Tabi ki bu eylemin tesirleri her insan üzerinde farklılık gösterebilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster

Toplam 2740 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim, tıpkı Aşil'in mızrağı gibi, kendisinin açtığı yaraları iyileştirebilir de...”
Andrew Lang
Geri Bildirim Gönder