Puan Ver
1
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Elimde tam bir kanıt olmasa da cevabım hayır. Eğer ısı ölümünde zaman duruyorsa (düşüncenden yola çıkarak söylüyorum) madde ısındıkça zamanda hızlanmalıdır. Ancak biz deneylerimize göre aynı yükseklikteki 40 oC lik ortamla -40oC lik ortamda zaman, aynı ilerler.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
95
Ahmet Okur
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sorum gayet net. İnsanlar evrimleştikçe zihinleri de gelişti. Dolayısıyla bir Japon bir Arap'tan daha zeki olabilir mi? Veya bir Alman bir Türkten?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Canlılar yaşadıkları ortama ayak uydurabilmek için evrim geçirirler. Bu yüzden coğrafi ve kültürel faktörler insan gelişimine etkilidir.

Bence verilebilecek en iyi örneklerden birisi İzlandalılardır. İzlanda toprakları bildiğiniz üzere gayet zorlu ve yaşaması güç topraklardır. Bu ortama ayak uydurabilmek için güçlü ve dayanıklı insanlara ihtiyaç duyulur. Zayıf insanlar bu koşullara dayanamazlar ve neslini devam ettiremezler. Böylelikle İzlanda halkı güce önem veren dayanıklı bir toplum olmuştur.

Kısaca her ırkın kendine özgü özellikleri bulunur. Bu yüzden bir ırkın diğerinden fazla evrimleştiği gibi bir kanaatte bulunamayız.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Mustafa Güzel
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimin tartışılan yönleri nelerdir tam olarak kanıtlanamayan kısımları.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çağrı Mert Bakırcı, (Evrim Kuramı ve Mekanizmaları) kitabında, evrimin bütün mekanizmalarını yazmıştır. Kitabın sonunda da, bütün bu mekanizmalar maddeler halinde vardır. Evrim yasasının tam olarak bilinmeyen yönleri de yazılmıştır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Çift yarık deneyinde perdeye gönderilen foton lepton ya da molekülü gözlemleyen, kamera dır. Camera varken ya da yokken her durumda insan zaten gozelmcidir. Perdeye gönderilen şey, bilinçli ya da bilinçsiz gözlemci ye farklı tepki vermiyor. Gözleme tepki veriyor. Hatta elektron tam perdeye çarpmadan camera kapatıldığında, elektronun yine dalga şeklinde hareket edip girişim deseni bıraktığı biliniyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,790
Alp Çakır
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Karadeliklerden değil kütle ışık dahi kaçamıyor. Uzay zaman dokusunun karadelik çevresindeki eğimi nedeniyle bu mümkün değil. Hawking ışıması hariç.
Puan Ver
1
Puan Ver
705
Kafein Pierril
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
İstanbul fethinde, İslam evliyalarının ve edilen duaların yardım ettiğini söyleyen Ak Şemseddin'i tersleyip; "Öyle bir şey yok. Şehri benim kılıcım aldı" demiş olabilmesinin gerçeklik payı nedir ? herhangi bir kaynakta geçiyor mu ? teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba, bu hikayeyi ilk defa duyuyorum. Ama şunu bilmemiz gerekiyor. Osmanlı kroniklerinde bu şekilde çok fazla hikaye var ve bu hikayeleri anlatan kroniklerin çoğu o hikayeden sonraki zamanlarda yazılmış oluyor. Osmanlı kroniklerinin çok güvenilir kaynaklar olmadığı malum. Bu hikayelerin yazılmasının asıl nedeni bir mesaj vermek. Bu hikayelerin gerçek olup olmadığı tartışmasının bence bir anlamı yok. Ancak yazıldığı dönem ile ilgili çok fazla bilgi içeriyor olabilirler.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Çekirdeği çıkarılan hücrenin yaşamaya devam etmesi, membranların dış uyaranlara tepki verip bunu saklayabilmesi açısından zarlar beyin görevi mi görür
Puan Ver
-2
Puan Ver
3,908
Heraklitos Kutuzov
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
bir ortamın sonsuza kadar sabit bir hızla genişlediğini varsayalım bizde bu genişleme hızından düşük bir hızla belli bir yönde sabit bir hızla ilerlediğimizi düşünelim bu ilerleme sonsuza kadar gidecek ve aldığımız yol sonsuz olacaktır bu sonsuzlukla tam sayılar sonsuzluğunu karşılaştırmak mümkünmü
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Selim Dönmez , İstatistik bölümünde doktora yapan araştırma görevlisi

Soruda hangi sonsuzlukları kıyasladığını anlamadım ama cevapsız ve kaynak istemeyen bir sorunun cevapsız kalması bana doğru gelmedi. Gene de kaynak da vereceğim (kaynak ekle'de yazmadan). İki sonsuz büyüklükte kümeler kıyaslanırken, birinde olup diğerinde olmayan bir eleman bulmamız gerekir çünkü basitçe açıklamak gerekirse bu kural sonlu eleman içeren kümeler için de geçerlidir. Örneğin, İki tane sınıf düşün ki birinde diğerinden fazla sayıda öğrenci bulunsun. Sayıları bilmeyen bir insan getirseydik ona kestirme çözüm olarak sınıflardaki 2 sıra halinde dizip aynı sınıf öğrencileri aynı sıraya sokabilirdik. Böylece 1. sınıftaki her öğrenciyi 2. sınıftaki ile eşleştirir ve eşleşmenin bittiği yerden sonra öğrencilerin hangi sınıfta devam ettiğine bakarak hangi sınıfın daha fazla öğrenci barındırdığını o insana öğretirdik. Şayet her sınıfa sadece birer öğrenci ekler ve bitmeksizin devam ettirirsek, sonlu'dan sonsuza geçiş yapar ve tümevarım yöntemi burada işe yarardı. Orhan Hançerlioğlu'nun felsefe sözlüğü kitabında tümevarımın karşılığına bakıldığında, "tekil ve tikelden tümeli, özelden geneli çıkaran uslamlama yöntemi" olarak geçer. Bundan bahsetmemin sebebi, tümevarım yönteminin sonsuz büyüklükler hakkında iyi sonuçlar verebilmesidir. Soruyu başta verdiğim örneğe benzetirsek, soru sayı bilmeyen insana sürekli artan iki sınıfın büyüklüklerini kıyaslayarak sonuca vardırmak olacaktır. Ne zamanki o insan öğrenci eşleşmelerin birbirlerine yetişmediğini görürse o zaman hangi sınıfın diğerinden daha farklı olduğunu anlayacak. Tabi o insan, bu durumda sonsuzu kavramış olmuyor ama sonuçta büyüklüklerin anlaşılması için sonsuzluğa ihtiyaç yoktur. Sadece doğru bilgiye ve doğru yönteme ihtiyaç vardır.

Dolayısıyla senden hızlı giden ve sonsuza dek hareket eden bir kuvvet, daha yavaş giden ve sonsuza dek hareket eden bir kuvvetten farklıdır ve bu zamana göre kıyaslanabilir durumdadır. Çünkü zaman kesikli bir şekilde ifade edilebilir ve kesikli şekilde ifade edilen her olgu, tümevarım yöntemiyle sonuca bağlanabilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
225
Yusuf Avcı
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
12. sınıf biyoloji yazılı sorumdu. Birinde sıcaklık iyi ışık kötü, diğeri tam tersi. Bir karşılaştırma yapamadım. Nedeniyle beraber açıklar mısınız.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Elimde herhangi bir kanıt olmadan şunları söyleyebilirim:

Bir bitki fotosentez yapabilmek için görünür ışığa ihtiyacı vardır. Eğer kırmızı ışıkla yeşil ışığı karşılaştırırsak bitki kırmızı ışıkta daha iyi fotosentez yapar. Belki çok uzun süre gözlemlersek sonuçlarını 2 eş tür bitkide görebiliriz.

Sıcaklık açısından bakarsak, ideal sıcaklıkta yetişen bir bitki ile daha sıcak ya da soğukta yetişen bitki arasındaki bitkideki farkları hemen gözlemleyebiliriz.

Bu yüzden sıcaklık bitkide hayati önem taşırken, ışığın rengi o kadar da mühim olmuyor. Sonuçta her türlü ışık alması bu soruda yeterlidir.

Bu yüzden cevap 25 derecelik olmalıdır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7K
Mahmut .
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bildiğim kadarıyla kuantum fiziğine göre foton,hem tanecik hemde dalga özelliği gösteriyormuş. Biz dalga özelliğini farkediyoruz. Ya tanecik özelliği?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Işığın bilimsel olarak açılanmasında tarihsel olarak gelişimine bakarsak eğer şöyle bir durumla karşılaşırız: Işığın dalga mı yoksa tanecik mi olduğu sorusu bilimsel olarak yaklaşık 400 yıllık bir geçmişe sahip. İlk başta ışık tanecik olarak ele alınmıştır. Bunun öncülüğünü Isaac Newton yapmıştır. Evet bu model bazı olayları açıklamayı başarmıştır. Fakat ışığın girişimi ve kırınımı tanecik özelliği ile açıklanamamıştır. İmdada ise ışığın dalga olduğu fikri yetişmiştir. Bu modeli ilk savunan biliminsanı ise Christian Huygens' tir. Bu model ise ışığın tanecik özelliği gösterdiği "fotoelektrik etki", "Compton saçılması" ve "Siyah cisim ışınımı"nı açıklamakta yetersiz kalmıştır. Bu iki durumu açıklamak ise kuantum fiziğine kalmıştır. Kuantum Fiziği ile ışığın aslında "ikili yapı" dediğimiz yapıda yani "dalga-tanecik özelliği" formunda olduğu anlaşılmıştır. Louis de Broglie ile "madde dalgaları" dediğimiz durum açığa çıkmıştır. Yani her taneciğe eşlik eden bir dalga vardır. İkisi iç içe geçmiştir.Fizikte görece düşük enerjilerde çalışıyorsanız ışığın dalga özelliği baskınlık gösterirken, görece yüksek enerjilerde ise ışığın tanecik özelliği baskınlık göstermektedir.

Eğer fotonlar bir anlığına dalga özelliklerini kaybetseler çift yarık deneyinde girişim desenini göremezdik. Tabi bunun oldukça farklı etkileri olur.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. An Experiment on Electron Interference - O. Donati, G. P. Missiroli, and G. Pozzi American Journal of Physics 41, 639 (1973)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7K
Mahmut .
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Makro ve mikro evrenlerin kendi yasaları bulunmaktadır. Peki biz bir maddeyi 2 evrenden birine koymak için hangi sabiti kullanıyoruz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Evrendeki işleyişi ve olayları anlamak için "makro evren" ve "mikro evren" dediğimiz iki terimimiz var. İşe bunları tanımlamakla başlayalım. Görece kütlesi büyük ve görece hızı (ışık hızına oranla) düşük olan sistemlere "makro evren" derken, bunun tam tersi olan görece kütlesi küçük ve görece hızı büyük olan sistemlere "mikro evren" diyoruz. Herbirinde işleyen fizik yasaları farklı olmasına rağmen iki sistemde de "limit" durumlarında bu yasalar birbirleriyle çelişmez. (Tabii istisnalar var.) Örneğin Klasik fizikteki hareket yasalarıyla, Einstein'ın rölativistik denklemleri limit durumlarında çok çok küçük farklarla aynı sonucu verir.

Anladığım kadarıyla soru şu: tam olarak nerede klasik fizik yasaları yerini kuantum fizik yasalarına bırakır? Bunun için kısa cevap şu olacaktır: Metrenin 10 milyarda 1'inde artık kuantum mekaniksel etkiler kendini göstermeye başlar. Biz bu ölçeğe 1 Angstrom diyoruz. (1 Angstrom = 10^ -10 metre). Makro ve mikro ayrımı burada başlıyor diyebiliriz.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Introduction to Solid State Physics Charles Kittel ISBN: 978-0-471-41526-8
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Yaşar Durmuş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Selim Dönmez , İstatistik bölümünde doktora yapan araştırma görevlisi

Bu soru Poisson(a) dağılımından çözülür. Soruda geçen saatte 3 uçak, 1 saatte ortalama uçak sayısıdır. Dolayısıyla a=3'tür. 2'den az uçak inmesi demek hiç uçak inmemesi veya tek uçak inmesi demektir. Soruda 1 saat içinde x tane uçak inmesi f(x)=(exp(-3)*3x)/(x!) ile ifade edilir. Bizim cevabımız ise f(0)+f(1) olup şu şekilde hesaplanır:

f(0)+f(1)=((exp(-3)*3(0))/(0!))+((exp(-3)*3(1))/(1!))=0.049787+0.149361=0.199148

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Nanoteknoloji ve sinirbilimi birleştirerek bunu gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Odtü biyoloji tercih edersem ikisinde de ilerleyebilir miyim bilmiyorum.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Beynin gelişim ve değişim süreci, epigenetik faktörlere dayalı biçimde ilerlemiş olması nedeniyle, gelişimin gereksinimi, ihtiyaç kaynaklı olmuştur genel anlamda. Deneyim, gözlem, algı, yaşamda kalmak için yöntem geliştirme gibi nedenlerle başlayan süreç, pişirme ile kognitif bir sıçramaya dönüştü.

Genel olarak gelişim, yaşamda kalma çabasının bir üst sonucu olarak ilerledi. Konnektom temelli bir gelişim denebilir. Bu da doğal bir sürecin gereklilik meyvesi. Beyni yapay bir yolla geliştirmeye çalışmak, aslında varoluş ve gelişim sürecinden bağımsız ele almak gibi bir yandan. Nöronal aktivite artirilsa bile, bilişsel fonksiyonlar, bilinç düzeyi bundan doğrudan etkilenecek anlamına gelmez. 3,5 milyar yıllık bir cihazı, bu süreçten bağımsız ele alamayız. Hem bilinç hem organ olarak beynin gelişimi multifaktöriyel bir süreçtir. Çok fazla faktöre bağlıdır. Henüz kendi işleyişini sinirbilim açısından anlayamadığımız için, gelişimi adına yapılabilecekler hakkında konuşmak oldukça zor görünüyor.

Ancak anlama kavrama çabası, elde edilecek bütün sonuçların üstünde bir değere sahip. Tıp alanında hangi dalda çaba gösterilirse gösterilsin, elde edilecek sonuçtan bağımsız olarak değeri vardır.

Kendini anlamaya çalışmayan bir organizmanın başka bir şeyi anlama ihtiyacının anlamı yoktur.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7K
Mahmut .
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Ortalama insan uzunluğuna 1.75 metre, genişliğine de 1metre desek. Neden 40.000 kilometre uzunluğunda bir kılcal damar yapısına ihtiyaç duyuyoruz
Puan Ver
0
Puan Ver
250
Barış Karadirek
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Birçok insan mutlu olmayı ister ve bunu elde etmek için çabalar. Peki ama neden mutlu olmayı isteriz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu Homosapiens var olduğu gün de böyle idi, şimdi de aynı. Sadece bize göre mutlu olmanın yöntemleri değişiyor.

En temel neden, beynin ödül mekanizması nedeniyle sürekli haz ve ödül peşinde koşması. Beynin seratonin endorfin dopamin gibi iyi hissetme hormonlarına olan arzu ve iştiyak, psikolojide mutlu olma arzusu olarak görülmekte. Henüz bebek bir gelişim cağında organizma yız. Şeker içerikli zehir yiyerek iyi hissetmeye çalışacak kadar ilkeliz.

Sürekli mutlu olmayı arzuluyor olmamızın en önemli nedeni, aslında gerçek anlamda mutlu olamıyor olmamız psikoloji açısından. Bunu nasıl basarabilecegimizi öğrenemedik

Henüz yaşamımızın merkezine GELISIM gelmedi. Hâlâ haz hedoni üzerinden mutluluk elde etmeye çalışıyoruz. Ve gerçekten tatmin, mutluluk bu yüzden elde edemiyoruz.

Gelişimden, doğru yaşamaktan bağımsız bir mutluluk sözkonusu olmayacak.

Teşekkür Et (3)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
26K
Ufuk Derin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Doğada asla böyle bir şey olmadığı "insan dışında" örneği olmadığı, evrimcilerin uydurması olduğunu söyleyen biri ile karşılaştım.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Onur Tilkioğlu
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Sosyopatlığın genetikmi yoksa sonradan edinme bir rahatsızlıkmı olduğu tartışılmaktadır. Soruya uyum sağlayabilmek için sonradan edinme bir rahatsızlık olduğunu düşünelim.

Sosyopatlığın en basit tanımı empati yapamayan ve sonucunda umursamazlığın(Ahlak kurallarını, anayasayı vb. hiçe saymak) belirdiği psikolojik bir bozukluktur.

Bu bilgilerle bulacağımız sonuç içe dönüklüğün bir etkisi olmadığı, insanın kendi içinde bittiğidir. İçe dönük birisinin gözlem ve empati yeteneği yüksekse sosyopat olma ihtimali düşüktür. Ancak insanları anlayamayan, içe dönük insanların sosyopat olma ihtimali daha yüksektir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kademeli olarak azaltmaktansa istenilen miktara kadar ani bir azaltma yapılıp birçok aday yerleştirirsek sadece o koşulda yaşayabilenler o ortamda kalacaklardır ve hayatta kalanların üremesiyle daha fazla dayanıklı birey elde edilebilecektir. Böyle bir yol haritası uygularsak istenilen canlı türünü elde edebiliriz. Ancak bunu evrimle gerçekleştirmek için daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulur.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
128
* Kyder
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Yeni doğan bir bebek için çevresinden görmediği takdirde yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin karşı cinsle nasıl cinsel birliktelik yaşayacağını kavrayamaz veya keşfedemez hepimiz küçükken nasıl üreyeceğimiz konusunda bir bilgiye sahip değildik bu bilgi en başta nasıl keşfedildi. Bununla alakalı araştırmalar veya varsayımlar var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya güdü ve doğal seleksiyon tanımlarıyla cevap vermek isterim.

Güdü, canlının doğumundan itibaren beyninde kazınmış ve öğrenilmemiş bilgidir. Üremede bir güdüdür.

Doğal seleksiyon ise ortama uyum sağlayabilen canlıların nesillerini devam ettirebilme oranının artmasıyla, uyum sağlayamayanların da nesillerinin devam ettirebilme ihtimalinin azalmasını ve yok olmasını sağlar.

Bu iki bilgiyi birleştirirsek üreme güdüsü bulunan canlılar doğal seleksiyonla nesillerini devam ettirebilirken, üreme güdüsüne sahip olmayan canlılar doğal seleksiyon yüzünden yok olurlar.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Eskiden birbirlerinden uzakta olan insanlar posta kuşlarıyla mektuplar göndererek birbirleriyle iletişim kuruyorlardı.Peki papağana mektuptakileri ezberleterek karşıdaki kişiye sesli mesaj gönderilebilir miydi? Göndermemelerinin nedeni papağanın posta güvercinleri kadar iyi yolunu bulamaması mıydı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet yolunu bulma konusundaki kalitesizliği çok önemli bir faktör olsa da en önemlisi papağanın mesaj iletmedeki verimsizliğidir.

Öncelikle papağan sesi taklit eder ama bu insan konuşmasıyla yarışamayacak kadar kötüdür ve konuşmalarının anlaşılabilir olamama ihtimali bulunmaktadır.

Diğer bir sebep papağan türünün çoğunlukla ekvatorda bulunması ve bu iletişim teknolojilerini kullanan ülkelerin daha soğuk bölümlerde bulunmasıdır. Papağanın yaşam kalitesi ve hedefe ulaşabilmesi ihtimali ciddi şekilde azalır.

Son olarak ta yazılı kaynakların arşivsel nitelikte bulunmasıdır. Yazılı mesaj ve soylu(kral) mührü faktörleri ulak ve sesli haberciler yerine yazılı posta güvercinlerinin kullanımını arttırmıştır

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Dolaylı olarak etki edebiliyor olsak da akıl kişilik cinsiyet ırk zeka düzeyi gibi temel faktörleri seçemiyor olmak bizi nitelik olarak yzeka dan ayr
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Başlangıçta yapay zekayı(yani hedeflenen) temel olarak anlatmak isterim. Yapay zeka, sıfır bilgiyle ortaya çıkıp kendi kendine kendi bulacağı yolda öğrenebilen bir akıldır.

Şimdi soruya dönebiliriz. Sorunuza cevabım fark olacağı yönündedir. Yapay zeka, kişilik ve bilgiyi kendi başına temeli olmadan öğrenir. Ama sizin yarattığınız aklın random bir kişiliği ve belirli bir bilgisi bulunur. İşte aralarındaki en belirgin fark budur.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (1)
Takip Et (2)
Gen Edit, transhümanizm gibi uygulamalar evrimin seyrini manipüle ediyor denilebilir mi..
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Transhümanizm evrimi etkiler. Aslında daha geniş bir pencereden bakarsak en küçük şeyler bile canlıların evrim ağacının yolunu değiştiriyorken bence transhümanizm gibi büyük bir durum da evrimi etkileyecektir. Hatta transhümanizm, sadece bizim evrimimizi değil diğer canlıların evrimini bile dolaylı olarak etkileyecektir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla (1)
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evet; ölüyoruz, öleceğiz, ölmek zorundayız. Bu bir yaşam döngüsü. Eğer ölümsüz olmak istiyorsan canlılıktan çıkman gerekiyor.

Bu arada ölümsüzlük kesinlikle hoşuna gidecek bir şey değil. Her insanın sınırı vardır ve insan vücudu ortalama 60 yıl yaşamaya programlanmıştır. Daha fazla yaşarsan beynin ciddi seviyede yavaşlayacak ve deposunun 1\3 ünü doldurmuş olacak, çok uzun yaşarsan beynin çok yavaş ve dolu olacaktır. Dolu bir telefona yaptığımız gibi beyinde önemli verileri silmeye başlayacaktır.

Zihinsel sorunları bir kenara bırakırsak fiziksel olarak ta derin çok hızlı soyulmaya başlayacak ve eğer gerçekten uzun yaşarsan kendini tamir edemez duruma gelecek. Ayrıca kemik dokun yumuşayacak ve kırılmaya yatkın olacaktır. İç ve dış organların yavaşlayacak ve düzensizleşecektir. Birde bunlar varken vucüdün rejerenasyon yeteneği ciddi bir seviyede düşecektir.

Teşekkür Et
Devamını Göster

Toplam 3965 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sadece kısa bir mesafeyi görebiliriz. Ancak o mesafede bile yapılması gereken birçok şeyi görebiliriz.”
Alan Turing
Geri Bildirim Gönder