Puan Ver
0
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Ticarî menfaatin elde edileceği konularda yapılacak araştırmaların finanse edilmesi, bilim etiği ni olumsuz etkiliyor denilebilir mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilim etiğini olumlu yada olumsuz etkilemesi şahsen öznel bir durumdur. Çünkü bildiğim kadarıyla bilim etiğinin bir kitabı yada anayasası bulunmuyor. Ben bilim etiğini belli noktalarda umursamayan birisi olarak bu yazıyı yazmak istedim.

Bilim etiği açısından çoğunluğun olumsuz gördüğü olayların insanlık tarihi açısından büyük önemi vardır. Asıl bu zamanlardaki gelişimler(başlangıçlar) bilimi bir adım öteye taşır. Her zaman insanoğlunu aynı ortamda tutarsan gelişimde bu derece düz olur. Dünya üzerindeki en büyük örnek yeni dünyanın aztek ve inka toplumları olabilir. Her millet ortama uygun gelişimler gösterir. Yeni dünya yöreleri belli bir alanda yaşamış bize soyut bir toplumdur. Yeni dünya ortamının küçüklüğünden kaynaklı olarak yaşanan ortam hep stabildi ve bu yüzden gelişimde belli bir doğrultuda oldu.

Dünyadaki önemli bilimsel reformların I. ve II. dünya savaşında gerçekleştiğini gözüm kapalı söyleyebilirim. Motorlu araçların yaygınlaşması, bilgisayarlar, uçak teknolojisi, jet teknolojisi, atom teknolojisi... Gerçekten çok fazla örnek bulunuyor.

Sonuç olarak bilimin gelişmesi için farklı ortamlara sokulmalıdır. Ortam yada şartlar ne kadar etik olmasa da bu zorunludur. Bu yüzden bilim etiği kavramını kullanmayı ve onu bir sabit, sınırlayıcı olarak kabul etmeyi reddediyorum.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
160
Rick Ve Uzaygemisi
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Çok soğuk ortamlarda bile hafızaya bir şey olmadığı yazıyor. Peki neden Alzheimer hastalığı var, bu hastalık ne zaman ve neden ortaya çıkmış?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Cansu Erdem , Cansu Erdem, Eczacılık öğrencisi Onaylı Kullanıcı

Öncelikle Alzheimer bir hafıza kaybı değildir, kronik nörodejeneretif bir hastalıktır. Yine de vakaların büyük bir çoğunluğu, hafıza kaybı ile karakterize olan bunama dolayısı ile meydana gelmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik faktörler ve dış etkiler sebep olabilmekle beraber, birkaç hipotez de mevcuttur. Biyokimyasal açıdan ise, beyinde tau ve beta amiloid proteinlerinin yanlış katlanması sonucu plakların oluşması ve buna bağlı olarak beynin çeşitli işlevsel bölgelerinde işlev kaybı gerçekleşebilir.

Alois Alzheimer isimli Alman bir psikiyatrist tarafından 1900'lu yılların başında tespit edilebilmiştir. Hastasının sanrılar gördüğünü fark etmesi ile ileri araştırmalar gerçekleştirilmiş ve hastalık isimlendirilmiştir. 20.yüzyılda senile dementia olarak da isimlendirilen bunak Alzheimer'ı, genellikle bunamanın akabinde ve 65 yaş üstü bireylerde gerçekleşir. Semptomları; hafıza kaybı, sanrı görme, cümle oluşturmada güçlük, dikkat dağınıklığı ve problem çözmede güçlükler şeklinde seyredebilir.

Bahsedilen olay, herhangi bir travma veya vasküler bir hasar meydana gelmediği sürece hafızada kayıplar yaşanmayacağı yönündedir. Aksi takdirde amnezi ve Alzheimer gibi beyin hasarı sonucu ortaya çıkan hafıza kayıpları bu savı güçlendirmektedir. Beyindeki uzun süreli bellek bölümünde kaydolan anılar tabii ki herhangi hasar meydana gelmediği sürece bütünlüğünü koruyacaktır. Makalede bahsedilen durumda herhangi bir nöron dejenerasyonundan söz edilmiyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Alzheimer's_disease#Diagnosis
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ilyas Bülbül
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Yapay seçilimle ilgili detayli bilgi için makaleye bakabilirsiniz.

İnsanlar Türleşmeyi Nasıl Yönlendiriyor?

Makalemizin bundan sonraki noktasında, Bilimsol'da yazan Zeynep Ersoy'a kulak veriyoruz: Biyoçeşitliliği anlamak ve korumak insanlar için zorlu bir süreç. Son on yıldır koruma biyolojisinde, koruma uygulamalarının mutlak tür çeşitliliğini değil de net tür çeşitliliğini dikkate alması gerektiği vurgulanıyor. Yani insan müdahalesinin, kazanımları ve zararlarının birlikte analiz edildiği bir koruma bakiyesi olarak ifade edilmesinin önemi belirtiliyor. Fakat dünyada genel olarak bakıldığında biyoçeşitliliğin azalması olarak mutlak tür çeşitliliği, yani zaman içerisinde yok olan tür sayısı bir gösterge olarak kullanılmaya devam ediyor.

Türlerin yok olma hızı, her on yılda toplam tür sayısının yüzde 1-2’si olarak tahmin ediliyor. Fakat insan müdahalesi sadece türlerin yok olmasına neden olmuyor. Türlerde karakter değişiminin görüldüğü 198 çalışmanın 162’sinde insan faktörünün önemli bir yeri var. Ayrıca çok sayıda çalışmada insanların bitki türleşmesinde önemli bir aracı olduğu gösteriliyor. Bütün bu bilgiler akla şu soruları getiriyor: İnsan müdahalesi hangi yollarla türleşmeye yol açıyor ve insanın biyoçeşitlilik üzerindeki net katkısı ne kadar? Ve eğer biyoçeşitlilik üzerindeki net etkimizin nötr olduğu ortaya çıkarsa bu kabul edilebilir bir şey midir?

İnsan Kaynaklı Türleşme

İnsan aktivitelerinin doğrudan ya da dolaylı yollarla coğrafi ya da fiziksel üreme bariyerleri oluşturduğu görülebiliyor. Bu durum aynı türün alt popülasyonlarına farklı seçici baskıların etki etmesine ve yeni karakterlerin gelişmesine neden oluyor. Yeterince uzun süre geçtiğinde ise yeni karakterlerin oluşması ve tam türleşmeye neden olabiliyor.

Avlanma

İnsan avlanma baskısından etkilenen 40, doğal baskılara maruz kalan 20 ve diğer insan müdahalelerinden (kirlenme vb) etkilenen 25 popülasyonun karşılaştırıldığı bir çalışmada ise fiziksel değişimin avlanma baskısıyla karşı karşıya olan popülasyonlarda diğerlerinden yüzde 300 daha fazla olduğu görülüyor. Ticari balıkçılık, evrimsel değişim hızına yılda yüzde 0.1- 0.6 oranında katkıda bulunuyor.

Bütün bunlara ek olarak, yeni ekosistemlerin oluşturulması, genetikteki gelişmeler (GDO vb.), mikroorganizmaların insanlarla birlikte evrimi gibi etkiler de insan müdahalesinin türleşmeye olan katkılarına birer örnek.

Peki, eğer insan müdahalesi yeni türlerin oluşmasını türlerin yok olması ile aynı hızda etkiliyorsa, insan müdahalesinin yok edici etkilerini kabul edebilir miyiz? Eğer sadece türlerin sayısını düşünürsek bu etki tabii ki de kabul edilemez ve yok olan türlerin bu şekilde telafi edilmesi mümkün değil. Nesli yok olan tür sayısı ve tür çeşitliliği, biyoçeşitlilik ve koruma biyolojisinde bir gösterge olarak kullanılsa bile, ekosistem faaliyetleri ve servisleri, popülasyon yoğunluğu ve yayılmasındaki azalmayı göstermekten çok uzak. Bu yüzden sadece tek bir ölçüt kullanarak biyoçeşitlilikte net kayıp olmadığı çıkarımı yapmak kabul edilebilir değil. Koruma biyologlarının ve toplumun aslında biyoçeşitiliğe dair neyi ve neden korumak istediğine karar vermesi ve uygulaması için yeni ölçütlerin belirlenmesi şart.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öyle olmadığını bildiği halde farklı inanış biçimine sahip kişiyi cahil kör vs nitelemeyi yapabiliyor olmayı nasıl açıklarız ..
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

insanları belli niteliklere, sıfatlara sokmak için onların gösterdikleri hareketleri kendi deneyimlerimizdeki, tecrübelerimizdeki kalıplara sokuyoruz çünkü insan kültüründe kalıplar muhteşem bir önem barındırıyor normalimiz olmuş bu artık. abartıyoruz ve bence abartmak tanımlamayı basitleştirmek için kullandığımız bir hastalık. normalimize, kültürümüze işlemiş bir hastalık. insan bence psikolojik yönden basit bir yaratık bir sürü psikolojik bugu var. fazla düşünmeye alışık olmadığımız ve kültürümüz de fazla düşünmemeyi dikte ettiği için bir insan herhangi bir konuda belli başlı mesela cehalet diyebileceğimiz bir hareket sergilediğinde onu direkt cahil yapıyoruz. çünkü ilkel güdülerimiz ona bir nefret, sinir duyuyor, onu bir tehlike olarak görüyor ve bunun üzerinde fazla durmak istemiyoruz. o ilkel güdüyü dinliyoruz çünkü normalimiz bu olmuş. bir insana olumsuz veya olumlu bir sıfat yapıştırdığımızda o sıfata inanıyor ve kişiyi o sıfata indirgeyerek hayatı daha basitleştirdiğimizi zannediyoruz fakat bu ilişkilerde muhteşem problemler ortaya çıkarıyor ama tabii o ayrı mesele. yani bunu savunmuyorum bu kesinlikle yapılmaması gereken bir hareket fakat insanların normali artık buna dönüştüğü için bunu garipsememek lazım. birisi birisine cahil dediğinde onun gerçekten cahil olmadığını 5 saniye düşünerek anlayabilecek olsa bile bunun üzerinde durmaya meyilli değil. onu cahil yapması ve kendisini bu konudan olabildiğince uzaklaştırması lazım. çok uykulu bir şekilde yazıyorum bu metini eğer saçmaladıysam tekrara düştüysem kusura bakmayın. belki saçmaladığımı düşünüp silerim sonrasında. yani aslında sizin öyle olmadığını bildiği halde demeniz biraz yanlış çünkü insanlar buna inanıyor. sorunun üzerine soru sorma refleksleri olmadığı için ilkel güdü birisini tehlikeli vs bulduğu gibi bu insanlar o güdüyü belli bir kalıp ile uyuşturuyorlar ve o cahil, kör, yobaz demek vs oluyor.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
85
Bengisu Yılmaz
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhaba,

İstatistiksel veri işleme ve programlama dili "R" çalışabileceğiniz "R Studio" iyi bir başlangıç olabilir. Son yılların yükselen dili "Python" çok kolay öğrenilebilir. Python yazıp çalıştırmak için "Visual Code" kullanabilirsiniz. BioConductor, BioPython, BioExcel gibi kitaplık ve platformları takip edebilirsiniz. Biyoİnformatik kelimesiyle ilişkili aramalarınızda buna benzer çok araç çıkabilir. Size ilettiklerim kendi kullandıklarımızdan bir kısmı.

Sevgiler.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Bioexcel Webinar ve eğitim videoları
  2. Biopython Biyolojik hesaplamalar ve araçlar
  3. Bioconductor Analiz ve genomik veri
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Gokhan Celik
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (1)
Takip Et (1)
Samimi olarak söylemem gerekirse bende biraz melankoli var, günümüzün çıkarcı, mobbing, görgüsüzlük davranışları sergileyen insanları anlayamıyorum.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Selim Dönmez , İstatistik bölümünde doktora yapan araştırma görevlisi

Dünyadaki kötülüklerin bir kısmı (o kısım ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun), her zaman davranışımızın geçtiği ortamdan doğan hatadan ve ortamdan bağımsız davranışımızın analizinin hatasından kaynaklanır. Bunları es geçerek bu kötülükleri hiçbir şekilde anlayamayız çünkü bir kere davranışlarımızın değerlendirmesi yapılsaydı bunlara göre yapmak zorunda kalırdık. Toplum dışında yaşamak, toplum içinde yaşamaya kıyasla daha zorlu bir görev çünkü insan ihtiyaçlarının ve hayatındaki başka bir sürü motifin kölesidir. O motifler ve ihtiyaçlarımız yüzünden toplu halde yaşadık ve yaşıyoruz. Bu benim mantığım ve gördüklerimden çıkardığım sonuçlardır ve daha iyi bir cevap için daha ayrıntılı bir soru sormanı rica ederim

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Homo sapiens psikolojik hastasıdır normal şartlarda elenmesi gerekir ama aldığı ilaçlarla hayatına devam eder sonra ürer ,şizofreni geni aktarılır.
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver
Abdulkadir Karadöngel , Evrimi anladığını sanan bir genç

Evrim anlaşılması gerçekten zor bir mekanizmadır. Evrimin bu özelliği bizim için (göreceli) çok fazla sayılabilecek yılları gerektirmesinden gelir. Bir olayın olma olasılığını küçük gördüğümüzde, o olasılığın gerçekleşemeyeceğini varsayarız. Aslında çokta haksız sayılmayız çünkü bazı olasılıklar o kadar küçüktür ki gerçekleşmesinin mümkün olabileceği zaman aralığı yaşam süremizi epeyce aşmaktadır. Hatta bu durum bize, mümkün olan olasılıklara karşı ön yargıyla duvar örer. İki kurşunun havada çarpışması olasılığı düşük gelir mesela. Fakat yine de gerçeklik bizi şaşırtır ve olmaz dediklerimiz olur hale gelir. Çünkü anlamsız gördüğümüz küçük değişiklikler(rüzgarın hızı vs.) büyük garipliklere sebep olabilir. Şimdi bu önyargıdan kurtulduğumuza göre durumu izah etmek için küçük bir seçilim olayını düşünelim.

Zürafanın atası olan kısa boylu bir polülasyon hayal edelim. Bu popülasyonda bildiğimiz üzere evrim olması için bir seçilim baskısı gerekmekte. Bu seçilim baskısı yiyeceğe ulaşmak. Yiyecek kıtlığında popülasyondaki uzun bireyler hayatta kalacaktır ancak sadece uzun oldukları için mi hayatta kalacaklardır? Bu canlılar sadece uzun boya erişmekle kalmadılar çünkü. Uzun olmak bir problemdi fakat bu seçilim baskısı pat diye birden olsaydı muhtemelen pek işe yaramayabilirdi. Uzun olmanın bazı problemler getireceği aşikardır. Beyin denen masraflı ama bir o kadar da önemli organ uzun olunca pek iyi beslenemez. Kalbin gücü pek yeterli gelmez bu vücudu işletmeye. Boyun uzamasıyla birlikte bazı başka özellikler de gerekir. Bu başka özelliklerin ayrıntılarında boğulmadan bu özellikleri de aynı anda nasıl kazandıklarını şu şekilde açıklayabiliriz;

İlk başta kısa ve seçilim baskısı olmayan popülasyonda baskı olmasa da çeşitlilik vardır. Bu çeşitliliklerin arasında biraz uzun olanlar, biraz kısa olanlar ve ilk başta pek bir faydası olmayan özellikler de var. Bu faydasız görünen özelliklerin içinde uzun olunduğu zaman faydalı olabilecek o ayrıntı dediğim kalbin fazla kuvvetli çalışması da var. Kalbin büyük olması aslında zararlıdır. Beyin kanamalarına sebebiyet verebilir. Bu sebeple zaten popülasyonda sayıları pek fazla değildir. Sonra gün gelir devran döner ve uzun olmaları için bir seçilim baskısı gelir. Burada uzun olanlar daha fazla hayatta kalır ama kısa olupta bu genleri taşıyanlar da az da olsa yaşarlar. Bu iki biyoçeşitliliğe sahip canlılar çiftleştiğinde hem uzun hem de kalbi buna uygun olanlar, uzun olupta kalbi yetersiz olanlara göre avantajlı olacaktır. Yani ilk başta faydası yok gibi görünen genler ileride çok işeyarar hale gelecektir.

Şu an insanlık için büyük bir seçilim baskısı olmadığını biliyoruz. Bu nedenle henüz bir yönlü seçilime veye bozucu seçilime maruz kalmadık. Bu durum evrim için aslında iyidir çünkü ne kadar çok faydasız görünen rastgele özelliği barındırırsak, ileride bir seçilim baskısı olduğunda, o kadar hızlı ve iyi evrim geçirebileceğiz. Yani şu an bir baskı yok diye evrim geçirmeyeceğiz diyemeyiz.

Şimdilik şizofreninin ne gibi bir getirisi olabileceğini öngörmek çok güç ancak o kadar çok şizofren var ki ve o kadar çok şimdiki durumda hastalıklı insan yaşıyor ki ileride muhtemelen bazıları ummadığız avantajları sağlayacaktır. Unutmayın, mermiler er yada geç çarpışır, siz yeter ki osmanlıya kafa tutun.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
40
Mehmet Irmak
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Eğitim, bir iş koluna dahil olmayı gerektirecek bilgiyi yüklenmek olarak kabul edilecekse, fizik eğitiminden dolayı klasik endüstride üretim çarkına dahil olmanı bekleyenlerin öngörüleri geçerli olarak kabul edilebilir. Kaldı ki, fizik eğitimi alan kişiler, bahsi geçen sektörlerde bile iş bulabilmekteler. Burada amaç, evreni anlamada üst bir bakış açısına kavuşarak, yeni konularda araştırma yapabilmeyi mi, yoksa para kazanmayı mı hayatımızın merkezine koyacağız. Burada kişisel ekonomik şartlar vs de işin içine girdiği için öznel olacaktır cevap birey için. Ancak yeterli araştırma ve idealist düşünce ile hem fizik gibi olmazsa olmaz bir alanda uzmanlaşıp hem de burada elde edilen edinimi meslek anlamında kullanabilir kişi.

Ülkemizde nadir nitelikli insanlardan Kerem Cankoçak, bu konuda düşüncelerini geniş olarak ifade ediyor. Kendisi hem mesleki hem fizikçi hem de kişisel anlamda az bulunur cinsten yetişmiş bir insan.

https://www.youtube.com/channel/UCWt6D7taivwKb7sBps4afAg/videos

CERN deki araştırmalarda yer alan, yeterli ödenek olmadığı için uzaktan çalışan biri cern ile.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sonuca dair kanaat beslemek, varoluşu ele almada objektif olmama olarak değerlendirilebilir mi...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çıkabilir çünkü bir önkabul durumu söz konusu ama bu durumda bile hala bilimsel olguları kendi önkabullerinin önüne koyuyorsan objektife yakın bir bakış açısı olabilir ama tam tersi önkabullerinin olgulardan daha önde geliyorsa ozaman objektif olmuyor.

Şahsi bir ek objektif dediğimiz kavram bile subjektiftir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
E^2= (m^2 x c^2) + (p^2 x c^4) olarak gösteriliyor. Kütlesiz bir parçacık için E= pc fakat P=Fd ve F=ma buradan p=0 geliyor.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle ışık için enerji momentum ilişkisi şu şekildedir:

E2 = (m0c2)2 + (pc)2 (1 nolu denklem)

E: enerji

m0 : fotonun durgun kütlesi

c: ışık hızı

p: momentum

Işık için durgun kütle m0= 0 dır. Dolayısıyla yukarıdaki ifadede E=pc olur.

buradan momentumu çekersek eğer p =E/c (2 nolu denklem) olur.

Fotonların enerjisi ise E =h*c/ λ (3 nolu denklem)ile hesaplanır.

h: planck sabiti =  6.626×10-34 J.s 

λ: ışığın dalgaboyu

3 nolu denklem, 2 nolu denklemde yerine yazılırsa sonuç c ler birbirini götürür.

Sonuç p=h/λ (4 nolu denklem) kalır. Ki bu da durgun kütlesi olmayan ışığın momentumunu verir.

Sizin yukarda kullandığınız formüller klasik mekanik yasalarıdır. F=ma olup kuvvetin integrali momentumu verir. p=mv ama bu denklemler ışık için kullanılamaz. Rölativistik yaklaşım geçerlidir.

Kaynak için Stephen Gasiorowicz'in Kuantum Fiziği ders kitabının Compton Saçılması kısmına bakabilirsiniz.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kuantum Fiziği - Stephen Gasiorowicz Kuantum Fiziği Ders Kitabı (üniversiteler için)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ekin Arli
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sütün yararı sadece çocukluk yaşları ile sınırlı olduğu bilgisi doğru mudur? Yetişkinlerde yarardan çok zararı mı vardır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İnek sütü, insan -yetişkin çocuk dahil- biyolojisi ile uyumlu değil. Bununla ilgili bilimsel bulgular 2005 ten sonra literatürde karşımıza çıkmaya başladı. -Araştırmaları daha eskidir büyük ihtimal.- Laktoz intoleransından bile bağımsız olarak, otörler bir buzağının kısa süre içinde ineğe dönüşmesi için gereken İÇERİĞİN, insan için uygun olmadığı yönünde net görüş bildiriyorlar. İlk dönemlerde çok tartışılmasına rağmen, biyokimya analizleri oldukça netti. O dönem açıktan ifade edilemedi, ancak BİREYSEL olarak doktorlar tarafından ifade edilmeye başlandı. Kalsiyum ile kemik koruması değil, asitlenme nedeniyle tam tersi etkiye neden olmaktaydı.

Bahsi geçen sorunlu durum, DOĞAL SÜT için geçerli. UHT süt ise mikroorganizmalardan arındırma amaçlı DEĞİL, raf ömrünü uzatmak için yapılan bir işlem, ve sütün zaten zararlı olan içeriğini bile yok ediyor. Kutuya konulmuş uht sütü içmenin herhangi bir mantığı bulunmamakta bu yüzden. Endüstrinin bu hiçbirşeyleştirme yoluyla para kazanma amacının doktorlar tarafından uzun süredir açıklanması nedeniyle, GÜNLÜK SÜT adı altında işleme maruz kalmamış süt satılmaya başlandı.

Süt ürünü için en ideal yöntem KEFİR. Sonra lor gibi minimum işlem gören peynir geliyor. Süt ise sadece keçi ve eşek gibi hayvanlardan kabul edilebilir olanları.

Endüstriyel yoğurdun, yoğurtla hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen, halkın alması nedeniyle üretime devam etmesi gibi, konuya ayılmamış halkın UHT sütü almaya devam etmesi nedeniyle ne olduğu belli olmayan bu sıvı hala satılabilmekte. Bir insan kendi çocuğuna böyle bir şeyi neden ve nasıl içirir bilim burada çaresiz sanırım.

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Madde dışı üst bir sonuç kabul ya da reddi için, bilimsel bilginin poz ya da neg kanıt niteliği olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bilimsel bir bilgiyi kullanarak bir tasarımcıyı kabul edebiliriz. Ancak bunu yaparken kullanacağımız bilimsel bilgiyi çarpıtmadan anlatmalıyız. Kullanacağımız bilimsel bilgiyi yanlış anlatarak veya çarpıtarak kendi dinimize kanıt olarak gösterirsek bu yaptığımız bilim düşmanlığı olur.

Ancak bu bilim düşmanlığı hatasına düşmeden herhangi bir bilimsel bilgiyi kullanarak tasarımcıyı kabul edebiliriz.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
ya da özgür olmayan sonucuna varmak için hangi referansları kullanabilir. Bunu anlamanın yolunu biliyor muyuz ki sonuca dair kanaate sahibiz...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Abdulkadir Karadöngel , Tanrı zar atmaz diyen bir genç

Özgür iradenin ne olduğunu tanımladığımızda durum biraz daha netleşecektir. Özgür irade bir sebebi olmadan yapılan seçimler ve hareketlerdir. Salt sebep sonuç ilişkileri, özgür iradenin tanımı gereği irade sahibi varlıkta bulunmamalıdır

İnsan, atomlardan oluşmuş milyarlarca hücreden meydana gelmektedir. Bugün biliyoruz ki atomlar belirli fiziksel yasalara uyar. Kuantum mekaniğinden kaynaklanan belirsizlik ve olasılık durumlarının hücrelere yansıdığını gösteren bir çalışma da mevcut değildir. Bu durumda insanın da bu kurallara uyma zorunluluğu olduğunu düşünmek daha makul olacaktır.

Bu noktada kuantum teorisinin olasılık temelli kurallarını bahane ederek "Belki hücrelere yansıdığı durumlar vardır." demek boş hipotezdir.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Boş Hipotez
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Ulaşabildiğimiz bilimsel seviyenin bir önkabulü mü, yoksa gerçekten doğanın pikseli mi.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Planc sabiti bir teoridir ve kuantum fiziğindeki çok sınırlı datayı kullanarak oluşturulmuş bir sabittir.Daha bu dünya ile ilgili çok bir bilgimiz yokken böyle bir kabul şahsen bana mantıksız geliyor.Demem o ki ''Planc Sabiti'nin'' temelleri sağlam değildir ve ben bu sabitin büyüklüğünün zaman içinde değişeceğine inanıyorum.Soyut olarak evrenin pikseli olarak kabul edilebilirliği olsa da somut olarak bunu söylemek için çok erken.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Üniversitenin içinde ilahiyat fakültesi doğru mu ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Hiyerarşik devlet yapılarında gereklilik, bireyin vereceği kararla belirlenmez.

Hukuk devleti olmayan yapılarda ideoloji ne derse o olur. Laik bir yapıda diyanet kurumunun varlığı, gereklilik kararının esneme kapasitesinin sınırlarını göstermeye yeter.

Hicbir ideal sistemin pratiğe dönüsemez olusundaki insan faktörü, olması gereken ile olmasını istediği arasındaki uzaklığın karesiyle ters orantili korelasyonda gelişir.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Hukuk
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Entropi sayesinde maddeler sürekli dönüşüyor bu bilim yasası.peki bu yasa evrende yer olmadığı için oluşmuş olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Teorik olarak bir noktadan başlayıp genişlemesi söz konusu olduğu için genişlemekte olan bir sonlu yapı olarak kabul edilebilir.

Ancak termodinamik yasaların var olma nedeni evrendeki madde dışı alan miktarıyla korelasyon olamaz. Çünkü bu evrenin ilk zamanında beri degismekte. Öyle olsaydı entropi etkisinin miktara bağlı değişkenliği söz konusu olmak zorundaydı.

Termodinamik yasalar evrensel mutlak geçerliliğe sahiptir. Daha çok enerji üzerinden açıklanabilir lerdir.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Entopi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,445
Muhammed Tunahan Öz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Cevap kısaca: Böyle bir kanıt yoktur.

Yaratılışçılıktan ne kastettiğine de bağlı biraz. Eğer ki her şeyin bir anda yaratılmasından bahsediyorsak bu zaten kesin olarak yanlıştır. Fakat yaratılış anlamında evrimi, Tanrı'nın bir yaratma biçimi olarak görebiliriz. Fakat bu da sadece bir inançtır. Yani ortada yaratılış ile ilgili hiçbir kanıt yoktur. Ne ateizme ne teizme ait bir kanıt mavcuttur. Bilim bize gerçekleri söyler, biz de kendi kafamıza göre yorumlarız.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Bu soru bilim kurgu ile alakalı. Sizin de düşüncenizi almak isterim. Milyonlarca yıl sonra sizce bilim kurallarıyla oynayabilir miyiz? Ve diyelim böyle bir teknolojiye ulaştık,sizce bu teknolojiye eriştiğimizde evrenin en büyük kaosunu mu yaşarız yoksa hep aradığımız düzene mi kavuşuruz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bence değiştirebiliriz ama buradaki asıl soru bence nerede değiştirebiliriz. Yani yaşadığımız suanki boyut/gerçekliktemi yoksa kendi yarattığımız ve simüle ettiğimiz bir gerçeklik seviyesindemi sanırım 2. Si daha yakın tarihte olabilir

Ayrıca evrim ağacının simülasyon videosanu izleyebilirsin

Teşekkür Et (1)

Kaynaklar

  1. Video Burada
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
243
Melisa Şahin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Burada kırıntılar başta durgunken sonrasında hareket haline geçmişler. İlk durumunu koruyamamış ama koruması da gerekmiyordu sanırım. Biraz kafam karıştı. Yardımcı olursanız sevinirim :)
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Normalde silkelemeseniz de düşmesi gerekir. Ancak bazı kırıntılar örtüye takılabilir. Örtüdeki küçük dokusal hatalara veya sürtünme ile bazı çıkıntılara takılabilir. Siz silkelediğinizde, örtüyü aniden hareket ettiriyorsunuz ve bu kırıntıların bu çıkıntılardan kurtulmasını eylemsizlikleri sayesinde sağlamış oluyorsunuz. Geri kalan işi yerçekimi yapıyor.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla (1)
Takip Et
Var mıdır.... Tasarlanmışlığın kökeni, niteliğini etkiler mi...
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Abdulkadir Karadöngel , Tanrı zar atmaz diyen bir genç

Amaca hizmet etmektir. Amaca hizmetten kastım eğer evreni fizik kuralları değil de amacı olan bir varlık tasarlasaydı kuralları amacına göre belirlerdi. Kurallarda bir amaç göremiyorsak tasarlanıldığından söz etmemiz pek mümkün görünmüyor. Benim bu yazıyı tasarladığımı öngörebilirsiniz çünkü bir amacı vardır. DNA'da bir nevi yazıdır ancak bir amacının olmasından ziyade fizik kurallarına katı bir şekilde bağlı kaldığı gibi virüs gibi pek bir amaca hizmet etmeyen buglara sebebiyet verebilmekte. Tasarımcı varsa bile amacından emin olamadığımız kesin. Tasarlanan fizik kuralları olsa bile bize özel olmadığını düşünmek daha makul. Tanrı zar atmaz çünkü kumardan para kazanma gibi bir derdi olmaz herhalde.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Benzer şartlarda, sıcaklık kaynağına yaklaşık konumda neden ay ve dünyanın ortalama sıcaklıkları arasında çok fark var...
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Bunun başlıca nedeni atmosferdir. Çünkü güneş ışınları ile ısınan gazlar sıcaklığı uzun süre muhafaza eder. Bunların başında Karbondioksit (CO2), Diazotoksit (NO2) ve Metan (CH4) gelir. Bu gazlar sera etkisi yaratır. Ozon (O3), Karbonmonooksit (CO) ve Halokarbonlar da aynı işlevi görür.

Aslında bu gazlar Ay'da da mevcut fakat moleküler yoğunluk o kadar az ki, Ay'ın bir atmosferi yoktur diyebiliriz. Dünyada deniz seviyesinde, 1cm3 havada yaklaşık 100 milyar molekül bulunur, Ay'da ise bu sayı sadece 100'dür. Isıyı tutacak gazlar olmadığı için sıcaklık sürekli uzaya dağılır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
545
Hüseyin Ardal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Entropi, evrensel termodinamik ilkelerden ikincisidir. Yani evrende hüküm sürdüğü için, 3+1 boyut içindeki HER ŞEYe hükmetmektedir. Atomlardan oluşan ve bu boyutta yer almak, entropiye maruz kalmak demektir. O kadar mutlak ve geçerlidir ki, evren bu ilke nedeniyle mutlak entropiye ulaşacaktır, yani yok olacaktır.

Entropiyle mücadele edebilecek tek yapılar SİSTEMLERdir. Belli bir süre için çalışan, enerji döngüsü olan maddesel ya da biyolojik sistemler kısıtlı sürelerle entropiyle mücadele ederler. İnsan bedeni de bu mücadelenin kompleks hallerinden biri. Eğer bir şey entropiyi yenecek olsaydı, o da bir sistem olurdu. Besinlerin eneriye çevrilme sürecinde kullanılan ETSye ait 5 istasyonu, ideal halde kullanırsak, entropiye paralel bir mücadelenin olabileceği öngörülmekte bazı otörler tarafından. Yani insanın ölümsüz olup olmadığı konusu bu açıdan net değil diyorlar. Ancak bir maddenin tek başına entropiyi yenmesi durumu kuramsal olarak geçersiz görünüyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Entalpi Entropi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Stefan Zweig, yazar, gazeteci ve biyografi yazarıdır."Satranç", "Amok Koşucusu" gibi önemli kitaplar yazmış ve klasikler arasına sokmuştur.

Bu soruyu aslında buraya sormak yerine Google'a sorsaydın daha iyi olabilirdi, üstüne bi de "Genel Biyoloji ve Genetik" kategorisini seçmişsin, olmamış.Yine sorular sor buraya ama 2 saniyelik bir arama yaparak bile cevabını bulacağın sorular fazla sorma istersen.(Admin gibi konuştum iyice)

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Google-Wikipedi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,640
Alim Karaçay
Teşekkür Et
Sonra Cevapla (2)
Takip Et
*(0,66666666666666666666666666666667‬) + */2 = 1 olmalı bunun için */2 inin sonucunun son basamağı 3 olmalı ama hesap makinesinde bu değere gelinceye kadar her sonuç 5 ile bitiyor [''0,667/2''... ''(*iki tane altı çıkmış hali)/2=... 5''] tam o değere gelince sonu 3 oluyor hesap makinesi biz mi kandırıyor? (bir öncekinde de 4 ile bitiyor)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dediğin işlemi kendi telefonumda yaptım. Sonuçu 1 buldum. Hesap makinanızda sorun olabilir ya da 0 dan sonraki 6 sayısını eksik giriyor da olabilirsiniz. Hesaplamayı iphone hesap makinası uygulamasından yaptım.

2/3
2/3
3/2
3/2
3/2.2/3
3/2.2/3
Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Hesap makinası
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Volkan Yılmaz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evet bununla ilgili çok fazla şey var. Tabi bu bilgilerin tamamı yanlış. Mesela bununla ilgili olarak entropi (Termodinamiğin 2. Yasası) kanununa aykırı geldiğine dair iddialar var.

Termodinamiğin İkinci Yasası: Isı asla daha soğuk ve düşük enerjili bir bölgeden, daha sıcak yani yüksek enerjili bir bölgeye akamaz. Yani enerji, dışarıdan bir etki olmaksızın, her zaman yüksek enerjiden düşük enerjiye doğru akar.

Evrim Teorisiyle Termodinamiğin ikinci yasasının çeliştiğini ifade edenler var. Genel ifade şu; ‘yapılar, her zaman düzenli bir halden, düzensiz bir hale doğru ilerler.

İşte bu noktada devreye bu yasaların geçerli olduğu veya genellenmesinden önce anlaşılması gereken 2 sistem türü girmektedir: Kapalı sistemler ve açık

sistemler.

Kapalı Sistemler en basit tanımıyla dışarısı ile kütle alışverişi yapmayan; ancak iş ve enerji yapabilen sistemlerdir. Örneğin, ağzı mühürlenmiş bir kabın için kapalı bir sistemi teşkil eder. Bu kabın içerisine, ağzı mühürlü olduğu için kütle giremez ve dışarıya kütle çıkamaz. Ancak bu sisteme ısı enerjisi girebilir.(Termodinamiğin ikinci yasasında ifade edilenler bu sistem içerisinde geçerlidir.

Açık Sistemler ise, dışarıdan iş, enerji ve kütle girişi ve sistem dışarısına iş, enerji ve kütle kaybı olur. Bu noktada, ilginç bir örnek olarak Dünya ele alınabilir. Aslında birçok basit analiz için Dünya bir kapalı sistem olarak ele alınır.

Gezegenimize sıklıkla çeşitli büyüklüklerde meteorlar düşer, hatta yüz milyonlarca yıllık zaman dilimleri ele alınacak olursa, çok ciddi bir kütle girişi olduğu görülecektir. Üstelik gezegenimizden uzaya, atmosferin dış katmanlarından sürekli bir gaz kaçışı da söz konusudur.

Bu benim bildiğim bir tane fizik kurallarına aykırı olduğunu düşünülen şeylerden. Ama tabi ki bu BİR YALANDAN İBARETTİR

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Teorisiyle İlgili Doğru Zannedilen 14 Yanlış Bilgi Buradan tüm açıklamlara bakabilirsin
  2. Entropi Nedir? Buradan entropinin ne olduğuna bakabilirsin
Devamını Göster

Toplam 2742 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmaya gerek yoktur. İnsanları kitap okumaktan caydırın, yeter.”
Ray Bradbury
Geri Bildirim Gönder