Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaşlanma neye göre değişir? kaplumbağa 200 yıl yaşayabiliyorda insan neden yaşayamıyor?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

İnsan türünün genetik potansiyel yaşı 130-140 yıl civarı.

Ömür, hücrelerin ortalama bölünme sayısı -telomer- üzerinden elde edilen genel bir süreyi ifade eder. Ancak, bu yaşam biçimiyle daha alakalı bir durum. Çünkü hücrelerin bölünme gereksinimi ve telomer uzunluğu yaşam biçimiyle değişen bir durum.

Türler arası ömür süre farklılıkları multifaktöriyel bir durumdur. Genele baktığımızda, aynı türün büyük varyasyonları daha az, küçük varyasyonları daha çok yaşamakta ortalama. Büyüklük, hücre replikasyonunun çok olması anlamına gelmekte. Her kopyada kırıklar oluşacak, onların kopyalarındaki kırıklar da birikerek devam edecek. Uzun boylu olmanın kansere yatkınlığı da -tamamen genelleme olarak ifade edilir kesinlik içermez-, aynı mekanizma nedenlidir.

Diğer yandan ömrü belirleyen en önemli mekanizma, ETZ diye bildiğimiz, besinlerin enerjiye çevrilmesinde kullanılan elektron transport zinciri. Burada karbon bağlarından alınan elektronlar, mitekondri zarında protonlarından zar dışına itilerek ayrıştırılır. Arada oluşan yük farkı, ATP olarak kullanılır. İşlem sonunda elektronlar ve protonlar birbirine hızla kavuşur. Ancak bu sistemde sürekli olarak proton kaçakları olur. En ideal beslenmede bile 1000de 4 proton kacağı oluşur. Bunlara da serbest oksijen radikali denir. Elektron kaybettikleri için dengesiz hale geçerler ve elektron almak için mitekondri ve hücre zarlarına saldırırlar. Onlardaki yoğun elektronları çalarlar. İşte hastalıkların zemini de bu şekilde oluşur çoğu zaman. Bu kaçakların çok olması, farelerde ömrün 6 aya kadar düşmesine neden olur. Kargalar ise çok uzun yıllar yaşarlar çünkü ETZ sistemlerinde proton kaçağı oldukça azdır.

İnsan türü, kendisi için planlanmış ömürle alakası olmayan bir ömre sahip. Planlı ömrün yarısını bile kullanamıyor. İşte bir türün yaşam süresini genetikten çok yaşam biçimi belirler. Hayvanlarda yaşam biçimi görece aynı olduğu için bireyler arası fark daha az görülür.

Yaşam biçimi hücre bölünme sıklığını, telomer uzunluğunu, ETZdeki proton kaçak miktarını ve oluşan kaçakların temizlenme miktarını DOĞRUDAN etkiler. Genetik olarak zayıf olarak kabul edebileceğimiz bir kişi, ideal yaşam şartlarında uzun yaşayabilir, genetik olarak güçlü kabul edebileceğimizi kişi yaşam şartlarını olumsuz hale getirip ömrünü kısaltabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ayı herhangi bir bombayla vurarak yok edebilir miyiz, eğer ki bunu başarırsak dünyada ne değişir.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hali hazırda ayı patlatabilecek kadar materyalimiz ve bilgimiz bulunmaktadır. Bence eğer patlatırsak başlangıçta aydan kopan şarapnel parçaları tarafından dünyamız tehtid edilir. Ayımız yok olduğunda dünya üzerinde su seviyesi düşer ve gelgit olayları yaşanmaz. Yaşansa da kayde almamıza gerek olmayacak kadar küçük olur. Ay yok olduğunda dünya ve ay arasındaki kütleçekim kuvveti yok olur ve dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi sapmaya başlar. Yörüngesi sapan dünyada da ani iklim ve sıcaklık değişimleri gözlenir. Ay'ın kütle çekiminin yok olmasından ötürü dünyanın hızı da etkilenir. Hızı değişen dünyadaki her şey de eylemsizlikten dolayı hareketlenmeye başlar hatta dünyadan bile kopup uzayda sürüklenebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kısa cevap : Bir yerinde olma olasılığı, her yerde olma olasılığından daha yüksektir.

Uzun cevap: Bu sorunun cevabı kuantum mekaniğinde ve atom fiziğinde yer almaktadır. Biz elektronların çekirdek etrafında bulunabileceği yörüngeleri s (sharp), p (principal), d (diffuse), f (fundamental) olarak adlandırıyoruz. Elektronlar bu orbitalleri en düşük seviyeden itibaren doldurmaya başlar. Çünkü evrendeki herşey " minimum enerji, maksimum düzensizlik (entropi)" ilkesine uymaktadır. Bu termodinamik yasasıdır.

Gelelim elektronların orbitalin neresinde olduğuna. Bunu kesin olarak bilemiyoruz. Çünkü Belirsizlik İlkesi'nden dolayı, elektronların konum ve momentumları aynı anda % 100 kesinlikle bilinemez. Planck Sabiti kadar bir belirsizlik vardır. O yüzden olasılıklardan bahsederiz. Kİ kuantum mekaniğinde ilk bu ilke öğretilir. " Bulunma Olasılığı" (Probability Density) dediğmiz olasılık hesabı yapılır. Bunu yapmak için elektrona ait Schrodinger Dalga Fonksiyonu vardır. Bu fonksiyonu bulup, bulunma olasılığı hesaplanır. Tabii bu dalga fonksiyonunun 1 elektron barından en basit atom olan Hidrojen atomu için bile çözümü sayfalar almaktadır. Ki ortaya çıkan şey birer olasılıktır. Bu yüzden biz " elektron bulutu" kavramı kullanırız. Bir de çok elektronlu atomlar için düşündüğünüzde iş iyice zorlaşmaktadır. Tabi burada devreye " Pertürbasyon Teorisi" girmektedir. Kuantum Fiziği'nde amaç Schrodinger Dalga Fonksiyonu'nu çözmektir. Bu fonksiyon elektronun hareket denklemidir bir nevi.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kuantum Mekaniği'ne Giriş - David J. Griffiths Lisans Kuantum Mekaniği Ders Kitabı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Srcngncl Srcngncl
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Hatta bu davranışı açıklayan bir sav vardı onunda adını verirseniz sevinirim( savın açıklaması bir güvercinin yaptığı tuhaf bir davranış üzerinden anl
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Pigeon Superstition/Güvercin Hurafesi

Yaşadığımız deneyimleri aslında hiç de ilişkili olmadıkları birtakım nedenlere bağlama durumumuzun, yani batıl inançların, basit bir şartlanma süreciyle oluşabilecekleri deneysel olarak ortaya konulmak istenmiş, neticesinde aşağıdaki yazımda belirttiğim sonuçlara ulaşılmış.

Bahsettiğiniz durum, "Mr. Nobody" filminin girişinde de küçük bir kesitle yer verilmiş olan; Amerikalı psikolog Burrhus Frederic Skinner'ın güvercinlerle yaptığı "batıl inanç" konulu deneye dayanan bir fenomendir. Amerikan Psikoloji Birliği'nin verilerine göre deneyin işleyişi şu şekilde özetlenebilir:

  • Güvercin, iyi bir şekilde beslenme koşuluyla ağırlığının 3/4'üne düşürülerek belirli bir açlık düzeyine getirilir.
  • Her gün, birkaç dakikalığına deneysel bir kafese konur. Kafese ilişik bir besleme haznesi, güvercin yiyebilsin diye harekete geçer.
  • Kafese bağlı bir gıda hunisi yerine, bir solenoit ve bir zamanlama rölesinden oluşan bu mekanizma, her takviyede hazneyi beş saniyeliğine yerinde tutar.
  • Yiyecek haznesi, düzenli aralıklarla kuşun davranışına herhangi bir referans olmaksızın besin sunacak şekilde düzenlenmişse genellikle edimsel koşullama (Bir davranışın gücünün ödüllendirme veya cezalandırma yoluyla değiştirildiği bir tür ilişkisel öğrenme süreci.) gerçekleşir.
  • Güvercin, hazne göründüğünde verdiği tepkiyi öğrenmeye ve bu tepkiyi kendisine verilen yemle bağdaştırmaya meyillidir. Tepki ortadan kaldırılabilir ve yeniden koşullandırılabilirdir. Örneğin, eğer güvercine tepkisini vermediği hâlde yem verilirse; buna önce şaşırır, sonra hangi diğer hareketi sonucu bu ödülü hak ettiğini bulmaya çalışır.
  • Denemenin bir tür batıl inanca işaret ettiği söylenebilir. Güvercin, böyle bir ilişki olmamasına rağmen, davranışı ile gıda sunumu arasında nedensel bir ilişki varmış gibi davranır.

Benzer deneyler sonucu insanların ve bazı diğer hayvanların da zamansal olarak eş düşen olgular arasında bağlantı kurabildikleri, batıl inançlar geliştirebildikleri gözlemlenmiştir. Buna verilebilecek bir diğer örnek Gregory Wagner ve Edward Morris tarafından sürdürülen, üç ve altı yaş arasındaki çocukları hedef alan palyaço deneyi olabilir.

  • Bu deneyde mekanik bir palyaço, çocukların hareketlerine bağlı kalmaksızın belirli zaman aralıklarıyla ağzından bir bilye çıkarır. Çocukların, bilyelerin çıkma nedenini birbirinden farklı değişkenlerle ilişkilendirdikleri de görülmüştür.

Ayrıca değinilmesi gereken bir diğer nokta da, deneğin kendisini ödüle götürdüğünü düşündüğü hareket ya da hareket dizisinin sınır tanımaması. Üstüne üstlük sonuçla alakası bile yokken! Neden mi bahsediyorum?

Yemliği itmeye çalışan, yemlik üstünde kanat çırpan, zıplayan, kendi etrafında dönen güvercinlerden tutun, palyaço Bobo'nun karşısına geçip dil çıkaran, onu öpen ve burnuna dokunan çocuklara kadar uzanan, oldukça geniş çeşitliliğe sahip yelpazede davranışlarla ve hatta daha aşırı, daha kompleks örnekleriyle karşılaşılmıştır.

Bir şeye ulaştıktan sonra, nasıl ulaştığımızdan emin olma kaygısını gütmeden; önceden izlediğimiz deseni, aynen tekrarlamaktan çekince duymadığımız söylenebilir.

Bu benim ilk yazım ve on beş yaşındayım. Umarım bildiklerimi ve araştırma sonucumu etkili şekilde aktarabilmişimdir.

Bilimle kalın!

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu şekilde birkaç haber var. Bunların doğruluğu nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Gün içerisinde defalarca, farkında olarak ya da olmayarak hipnotik etkiye gireriz. Tv izlerken, otobüste giderken, kitap okurken, vs vs. Hipnotik etki, bilinçaltı kapılarının dış uyaranlarla olan kalın izolasyonunun azalması demek oluyor kabaca. Yatmadan önceki bir saatlik dilim de, yüksek oranda hipnoz olduğumuz bir süre. Yatmadan önce okunan kitap, ders çalışma, izlenenler, vs, daha kalıcı olarak hafızaya geçer, bilinçaltı etkisi nedeniyle rüya olarak karşımıza çıkabilir. Bilinçaltının anlam dünyası bilince yabancı olduğu için, çoğu rüya hipnotik dönemde etkilerin sonuçlarıdır. Ancak bunu anlayamıyoruz bilinçaltı kodlarımızı, yorumlama biçimimizi bilmediğimiz için.

Soruda, yatmadan önce yapılan bir faaliyetin etkisini, daha sonra yapılan etkisiz bırakır mı, ya da etkisini azaltır mı şeklinde sanırım. Aslında burada sonuç öznel olacaktır daha çok. Teorik olarak son yapılan faaliyetin etkisi fazla olmalıdır, ancak kişi bir öncekinde yoğunlaşmış, duygu yükselmesi olmuş ise vs ilk faaliyetin etkisi yoğun olacaktır.

Özellikle -hala izleyen kaldıysa- tv izlerken farkında olmadan dalıp gittiğimiz anlar olur, işte o sırada ne izlediğimiz bilinçaltı açısından önemlidir. Haber, siyasi, şiddet gibi olumsuz içeriklerin etkilerinden kendimizi korumak zorundayız.

Özellikle çocukların ilk yaşlarda beyin kaydının derin seviyede yapılması nedeniyle, ne izlettiğimizin önemi, çoğu zaman ona ne öğrettiğimizden bile önemli olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yapay seçilim ise; bizden önce evrilen biri düzenledi. Doğal seçilim ise; işlevsel bir organ (fittest) neden kaybolur.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Erdoğan Ahmet Özden , Öğrenmeye meraklı genç bir sapiens

Sahip olunun organın bakımı organizmaya sağladığı avantajlarından fazlaysa evrim (doğal seçilim) o organın köreleceği bi yola sapar. Bu durumum avantajlarını tespit etmek zor değil. Düşünecek olursak bu sayede organizma, fazladan ve işlevsiz bir organın, örneğin, biz iki ayağı üzerinde yürüyen ve her iki elinide etkin bi şekilde kullanabilen insanlar için bir kuyruğun sebep olacağı fazladan bakım ve onarım masrafından kurtaracaktır. Doğada her şeyden önemli olan enerji ve bu enerjinin verimli kullanımıdır. Bu durum bizi organ ekonomisi dediğimiz bir noktaya görütür. Fazladan bi' kuyruk, yalnızca fazladan bi' kuyruk değildir. Aynı zamanda fazladan omurga, deri, kas, et, damar, kıl, sinir vb. pek çok şeye sebep olacaktır. Bu yüzden körelmiştir. fakat nadir de olsa bi' mütasyon insanların kuyruklu doğmasına neden olabilir. Bilimle kal sevvgili dostum.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,258
Turgay Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ya da yaklaşınca neden mavileşir ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Galaksilerin kırmızı veya mavi görünmesini biz ''Doppler Etkisiyle'' açıklıyoruz. Doppler etkisi, hareketli gözlemcinin dalga frekansını farklı algılaması durumudur.

Doppler etkisini galaksilere uygulayacak olursak bizden uzaklaşan galaksi bize normalde yolladığından daha uzun dalga aralıklı ışımalar gönderecektir. Bu yüzden biz o galaksiyi kırmızı tonlarında görürüz. Eğer galaksi bize yakınlaşıyorsa normalde yolladığından daha küçük dalga aralıklı ışımalar yollayacaktır bu yüzden bizde gezegeni mavi tonlarında algılarız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Doppler etkisi doppler etkisi ile ilgili temel açıklamalar
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Erdoğan Ahmet Özden
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Buna benzer bir soru sorulduğu için alıntılıyorum.

https://evrimagaci.org/soru/pi-sayisi-sikistirilabilir-mi-1319

"Merhaba,

Sanırım soruda Huffman Kodlamasından örnek vermişsiniz. Fakat Kayıplı ve Kayıpsız veri sıkıştırma başlıkları altında onlarca veri sıkıştırma yöntemi (algoritması) yer almaktadır. Soruyu tüm bu algoritmaları inceleyerek ele almak gerekir. Fakat ben sorunuzu sadece bahsettiğiniz Huffman Kodlamasını ele alarak bilgim dahilinde cevaplamaya çalışacağım.

Huffman Kodlaması

Huffman Kodlaması verideki karakterlerin frekansına yani kullanım sırasına göre bir kodlama oluşturur ve bu sayede sık kullanılan karakterlerin daha az, nadir kullanılan karakterlerin ise daha fazla yer kaplamasını sağlar. Verideki karakterlerin dağılımı yani tekrarlanması eşit olmadığı sürece verimli performans göstermektedir. Fakat bu algoritmanın zayıf olduğu anlamına gelmez çünkü bir verideki karakterlerin eşit dağılıma sahip olması imkansıza yakın denilebilecek kadar düşük bir olasılığa sahiptir.

Örnek

Çok basit bir örnek vermek gerekirse 8 harften oluşan bir alfabeye sahip olduğumuzu varsayalım ve bu harfler "a,b,c,d,ef,g,h" olsun. 2³ = 8 olduğu için 8 bit yerine, 8 harfli alfabemizi ikili sistemde 3 bit ile kodlayabiliriz.

Alfabemizi 3 bit ile kodlayacak olursakta bu değerleri verebiliriz;

a 000

b 001

c 010

d 011

e 100

f 101

g 110

h 111

Bu alfabede "abeebc dccddff dhfffgf" mesajını kodlayacak olursak şu şekilde gözükecektir;

"001001001010011101101 100110110111100 000000000100100010101111"

Görüldüğü üzere 20 harfli bir mesajı kodlamak için harf sayısının 3 katı (60) byte kullanmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla bu mesajı Huffman algoritması ile kodlamak istersek harflerin tekrar sayısının şemasını çıkarmamız gerekir;

a1

b2

c3

d4

e2

f6

h1

g1

Çıkardığımız şema doğrultusunda bir ağaç oluşturmamız gerekmekte;

Resim 1
Resim 1
Evrim Ağacı

Resme dikkatli bakacak olursanız harfler ve her harf düğümlerinin birleşim noktalarında ise o harflerin mesajdaki tekrar sayıları bulunmaktadır. Dikkat edilmesi gereken nokta ise resimdeki dallanmalardaki 0 ve 1 değerleridir. Huffman Ağacında sola giden her dal 0 sağa giden her dal ise koda 1 eklemektedir. Örnek verecek olursak ağaçtaki e harfine giderken "sol, sağ, sol" yapmaktayız buda bize 010 değerini vermekte. Daha net bir şekilde anlatmak gerekirse e harfine giden yol 20'nin solu, 8'in sağı,4'ün solu şeklindedir.

Bu şekilde ağaçtaki harflerin konumuna ve onlaran giden dalların değerine bakarak alfabemizi yeniden kodlarsak;

a 0110

b 1110

c 110

d 00

e 010

f 10

g 1111

h 0111

sonucu elde ederiz. Bu sonuca göre verimizi tekrar kodlayacak olursak da;

"011011100100101110110 0011011000001010 000111101010111110"

sonucu elde ederiz. Yani 20 harfli bir mesajı 60 byte tan 55 byte a sıkıştırmış oluruz. (%8.3 oran ile sıkıştırılmış olur.)

Sıkıştırma oranı size çok az gelebilir fakat bunun temel sebebi kullandığımız örnekte makalenin başında bahsettiğim gibi tekrar etme oranlarının bir birine biraz yakın olması. Aynı zamanda örnekteki verinin boyutunun düşük olması.

Asıl konumuz: Pi Sayısı sıkıştırılabilir mi?

Evet, az çok Huffman Algoritmasını sizlere anlatabildiysem fark edeceksinizdir ki soruya cevap verebilmek için tekrar eden rakamları ve kaç kere tekrar ettiklerini bilmemiz gerekmekte yani kısacası bir ağaç oluşturmamız gerekmekte. Dolayısıyla internetten edindiğim Pi sayısının ilk 100bin rakamının yardımcı bir yazılım ile Huffman Ağacını oluşturdum. Bu ağaca göre kodlama yapıp daha sonra kodlamadaki byte sayısının tekrar sayısı ile çarparsak bize o harfin sıkıştırılmış verinin boyutunu verecektir.

Örn: (rakamın kodlamadaki byte sayısı)*(rakamın tekrar sayısı) = (rakamın toplam byte sayısı)

Bu yöntem ile ilerleyip tüm rakamların toplam byte sayısını bulup toplarsak bize pi sayısının (Virgülden sonra 100.000) sıkıştırılmış boyutunu elde edebiliriz. Ham halinin boyutunu da yukarıda hesapladığımızdan kıyaslama yaparak sorunuzu cevaplayabiliriz.

Resim 2
Resim 2
Evrim Ağacı

Ve Sonuç:

0 = 001 (3 Byte) = 9.999 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 29.997 (byte)

1 = 101 (3 Byte) = 10.138 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.414 (byte)

2 = 1100 (4 Byte) = 9.908 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.632 (byte)

3 = 010 (3 Byte) = 10.026 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.078 (byte)

4 = 1110 (4 Byte) = 9.970 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.880 (byte)

5 = 011 (3 Byte) = 10.027 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.081 (byte)

6 = 101 (3 Byte) = 10.027 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30,081 (byte)

7 = 000 (3 Byte) = 10.025 (tekrar sayısı) * 3 (byte sayısı) = 30.075 (byte)

8 = 1111 (4 Byte) = 9.978 (tekrar sayısı) * 4 (byte sayısı) = 39.912 (byte)

9 = 11011 (5 Byte) = 9.902 (tekrar sayısı) * 5 (byte sayısı) = 49.510 (byte)

Virgül/Nokta = 11010 (5 Byte) = 1 (tekrar sayısı) * 5 (byte sayısı) = 5 (byte)

Toplam: 29.997 + 30.414 + 39.632 + 30.078 + 39.880 + 30.081 + 30.081 + 30.075 + 39.912 + 49.510 + 5 = 349.665 byte

100.002 karakterli bir veriyi ikili sistemde 8 byte olarak kodladığımızda 800.016 byte elde edeceğimizden, 800.016 - 349.665 = 450.351 byte sıkıştırma sağlamış olacağız. Orana vurduğumuzda ise sıkıştırma oranı V olacaktır.

Yani evet Pi sayısı sıkıştırılabilir :)

Dip Not: Cevapta veya görsellerde hesap hatası, yazım hatası olabilir. Bu durumun sonucu değiştirmeyeceği düşüncesindeyim. Yine de konuya ilgili kişiler hesapta veya mantıkta yanlış arayıp bizleri bilgilendirebilir. Cevabı kendi bilgim dahilin de bir kaç makaleden ve araçtan yararlanarak verdim.

Merakla Kalın!"

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
  2. Alternatif
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Deniz seviyesindeki bir insan için düşününüz.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Antigravity 74100 , 40 yıllık antiyerçekimi teorisyeni ve 5 yıllık 'Deneysel Fizikçi'

Bizi yeryüzüne bağlayan sadece dünyanın yerçekimi kuvvetidir. Hava basıncının yerçekimi benzeri bir etki yapabilmesi için tek yönlü bir itme baskısı yapması gerekir. Oysa hava basıncı, vücudumuzun tüm yüzeyine eşit oranda basınç uygulamaktadır. Bu basıncın kaynağı da sonuç olarak havanın ağırlığı ile ilintilidir ve bu ağırlığın kaynağı da sonuçta dünyanın yerçekimi kuvvetidir. Örneğin Mars'ta Dünya'daki seviye kadar atmosfer olsa dahi, Dünya'dan daha az hava basıncı olurdu. Bunun nedeni ise Mars'ın yerçekimi kuvvetinin Dünya'nın yerçekimi kuvvetinden daha az olması ile ilgilidir. Adı üzerine bizleri yere çeken yerçekimi kuvvetidir ve bu yerçekimi kuvveti; kütleçekim kuvveti olmakla birlikte daha çok uzaydaki (gezegenler, yıldızlar ve gökadalar arası gibi) bağlantısı anlamında da kullanılmaktadır. Dünya'nın kütleçekim kuvveti tek yönlü bir kuvvet ile tüm cisimleri kendisine çekmektedir. Deniz seviyesindeki yerçekimi kuvveti, örnek verirsek 1000 metrelik dağın tepesindeki yerçekimi kuvvetinden daha fazladır. Bu nedenle deniz seviyesinde 1 kg olan bir cisim, deniz seviyesinin 1000 m yukarısında daha hafif olarak tartılacaktır. Dünya'nın kütleçekim kuvveti Dünya'dan uzaklaşıldıkça azalmak zorundadır. Bu nedenle Dünya çevresinde dönen uydulardaki uzay insanları yerçekimi kuvvetinin etkisinde değildirler ve onlarda ağırlıksızlık hissine neden olmaktadır. Halbuki uzaydaki uydularda da insanların yaşayabilmesi için Dünya'daki insanların yaşayabildiği oranda hava basıncı olmak zorundadır. Eğer hava basıncı yerçekimi etkisi yapmış olsaydı, uzayda uydularda çalışan uzay insanlarının yaşamı çok daha kolay olurdu. Sonuç olarak bizi yere bağlayan hava basıncı değil, Dünya'nın kütleçekim kuvvetidir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şartlar; - Daha az yıldız ışığı -2 kat yer çekimi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bence insanı bu şartlara koysaydık:

Kemik yapıları azalan yıldız ışığından dolayı zayıflardı ve kemik erimesi şu anki insanlıktan daha genç yaşta başlardı. Yerçekiminin etkisi ise bizim boyumuzu kısaltırdı ama daha yoğun bir kas yapısına sahip olurduk. Organlarımızda bu kas yoğunluğuna dayanabilmesi için daha şiddetli çalışırdı. Ayrıca beslendiğimiz yiyeceklerde değişirdi. Bir et ürünü yemek istersek daha uzun süre kaynatmak yada kızartmak gerekirdi. Çiğnemesi de daha zor olurdu. Bu yüzden insanlığın dişleri de güçlenmesi gerekirdi. Bitki tarzı yemeklerde ise insanlığın edineceği kalori ve mineral ihtiyacı şu anki gibi gövde ağırlıklı bitkilerle değil kök ağırlıklı bitkilerle olurdu. Kökü şu anki bitkilerden daha geniş olan bitkilerle besin ihtiyacımızı karşılıyor olurduk.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
uyduyu yörüngesinden saptırıp hareketini kontrol etmek için nasıl bir yok izlenmeli ? ve ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Başlangıçta gezegeni yıldızlararasında yolculuk yapabilecek kadar dayanıklı bir hale getirmemiz gerekirdi. Meteor gibi materyallerden azami hasarı alabilecek şekilde gezegeni toparlamalıyız. İlk sıkıntılarımız burada başlıyor. Uyduyu kontrol eden mürettebatı veya uydudaki popilasyonu korumak gerekiyor. insanları korumanın bence 3 yolu var. 1. yol herkesi merkeze yakın noktalara yerleştirmek. 2. yol herkesi yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek. 3. ve kullanmak istediğim yol ise taşımam gereken popilasyonu yeraltına koyup mürettebatı yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek olur. Daha sonra uydunun her yerinden anlık bir bilgi akışı gerçekleştirmemiz gerekir. Uydunun bir bölümündeki hasar ana merkeze anlık olarak ulaşabilmeli ve hızlı bir şekilde müdahale edilebilmeli. Sonra atmosferi uyduda koruyabilmek için bir tabaka sermeliyiz. Eğer o tabakayı sermezsek atmosferimizi aniden kaybederiz. Sonra hammadde ve kaynak sağlayabilmek için hızlı ve verimli bir uydu dışı aktarım merkezi yapmalıyız. Uydunun bakımını yapabilmek ve hammadde bulabilmek için buna ihtiyacımız var. Uyduyu yörüngeden çıkarmadan önceki son adım ise gezegeni hareket ettirecek ve her yöne dönebilecek ana ve yan motorlar yapmak.Ana motorlar yavaş ama güçlü yan motorlarda hızlı ama zayıf olacaklar. Ana motorları ekvatora yan motorları ise kutuba yakın yerlere yerleştirmek mantıklı olacaktır. Çünkü ana motor özellikle uyduyu yörüngeden çıkarabilmek gibi güç isteyen işleri yaparken yan motorlar hareket kabiliyetini arttırabilmek için ve yörüngeden çıktıktan sonra istenilen yöne hızlıca dönebilmek için kullanılacak. Ama bu motorlar gerçekten çok ciddi bir boyutta olacak ve yüksek ihtimal motor için gereken hammaddeyi ve yakıtı gezegen dışı bir yerden elde etmemiz gerekir. Bu yakıtta güçlü bir yakıt olmalıdır. Yakıt kaynağı olarak füzyon reaktörü tarzı bir şey ancak işimizi görür. Motor ve yakıt düzeneği gezegenin önemli bir alanını kaplayacak. Bence artık uydumuzu yörüngeden çıkarabiliriz. Uyduyu yörüngeden çıkarmak için içinde bulunduğumuz yıldızın çekim kuvvetine 90o'lik bir açıyla uzaklaşmalıyız ve bunu yaparken yavaş olmalıyız çünkü gezegenin hızına ciddi bir etkide bulunmamalıyız. Sadece yönünü değiştirmeliyiz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bir şekilde bir popülasyon üreme ektinliğinden yoksun kalsa fakat ölümsülük kazansalar evrim sürecini teknoloji ve kültürel olarak nasıl etkiler ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Teknolojik ve kültürel olarak ne olur onu bilmiyorum ama evrimleşemezler.

En kısa tanımıyla evrim, popülasyon içi gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir.

Nesiller içindeki değişim: Evrimsel değişimden söz etmek için mutlaka en az 1 nesil geçmesi gerekir. Bir bireyin kendi ömrü (nesli) içerisinde geçirdiği hiçbir değişim evrimsel değildir. Ömrümüz içinde geçirdiğimiz değişimlere "gelişim" denir. Evrimsel biyoloji ile gelişimsel biyoloji iki farklı biyoloji sahasıdır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Pınar Şakarcan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin, algı merkezimizi aşan ama ölçmek için cihaz geliştirmediğimiz bir doğa olayı, bize görsel, işitsel, manyetik vs. yolla ilham verebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Henüz kendi boyutumuzdaki etkileşimleri anlamaktan aciziz. Higgs bozonu gibi maddeye kütlesini veren en temel bozonu bile yeni bulabildik. Fizik evrenin yüzde 4-5 kadarından sadece haberimiz var. Anlayamadık. Geri kalan kısmından bir bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle, kendi boyutumuza ait - ait olduğunu düşündüğümüz-, tüm fenomenler bile tam olarak anlaşılabilir açıklanabilir değil şimdilik. Neden.

Bir sonuç üzerinde konuşurken, o sonucu oluşturan nedenler faktörleri analiz ederiz. Bu açıdan gidebildiğimiz maksimum bir sınır var. Ancak, açıklanabilen ile açıklanamayanın arasındaki bu sınır, bizim UMWELTimizin de sınırları aynı zamanda. Fizik evrende açıklanan fenomen, olayların temel oluşum işleyiş etkileşim biçimlerini büyük resimden görme ihtimalimiz şimdilik yok, belki de ışık ve elektron gibi bu boyutla uyumlu olmayan bir çok fenomen, üst başka bir boyuttaki bir varlığın bu boyuttaki kayba uğramış hali olabilir. Büyük patlamada oluşması beklenen süper simetri kırılmasının açıklanamıyor olması bilimsel açıdan yetersizliğimiz, ancak boyutlar arası etkileşim asla olamaz demek tutuculuk olur. Çünkü büyük patlamada sadece bizim evrenimiz oluşmuştur, başka hiçbir evren oluşmamıştır da denemez, başka evrenler yoktu, büyük patlama ile bizimki oluştu da. Çünkü bilmiyoruz.

Bir çok teorik yaklaşım, bütün olasılıkların eşzamanlı olarak zaten var olduğunu, irade nin kendi elektromanyetik alanı - bilinç düzeyi üzerinden bunlardan tercihte bulunduğu şeklinde. Yani paralel evrenlere tekabül eden, zannettiğimiz gibi tekil, tekdüze, sınırlı bir varoluşun olmadığı şeklinde. Şahsen bunu daha olası bulmak mümkün.

Aynı şekilde farklı boyutların kendi kurallarının birbirini etkilemesi de -tabii ki asla anlayamacağımız şekilde- gayet mümkün. Ancak bunu teorik, felsefi zeminde ifade edebiliriz. Bilimsel bir zeminde ele almamız şimdilik mümkün değil.

Bir dönem Boltzmann ın atom teorisini ortaya atmasından dolayı bütün bilim dünyasınını onunla dalga geçmesi, ardından intiharından 2 yıl sonra teorisinin gerçekliğinin anlaşılması gibi farklı bakış açılarını yargılamamalı, açık olmalıyız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
150
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dinlerin kökenin Sümer'e dayandığını ve aynı olaylarınolduğunu biliyoruz.Bu durum geçmişte de Pygmbrler gndrildiğini ve aynı şeyleri anltğnı gstrmz mi
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Olabilir. Ancak bu bir ihtimaldir. Çünkü Sümerler'den beri aynı hadiselerin anlatılıyor olması, bu hadiselerin herhangi bir zamanda uydurulduğunu ve taa Sümerler'den beri yaşanmış hadiseler olarak anlatıldığını da gösterebilir. Dolayısıyla ulaşılan sonuç, konuya nereden bakıldığına göre değişir. Elimizdeki vesikalar, hadiselerin kaynağı hakkında kesin bir bilgiye ulaşmak için yeterli değildir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ve ayrıca 4. boyut olan zamanın uzayı nasıl etkilediğini açıklar mısınız?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Kısa cevap: Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır. t nin artması zamanın yavaşlaması demektir.

Uzun cevap: Zaman dediğimiz olguyu açıklamak için birbirine paralel iki ayna düşünelim. Alt aynadan üst aynaya gönderilen ışının tekrar alt aynaya ulaşma süresi bir "tik-tak" olsun.

İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
askwillonline

Şimdi bir düşünce deneyi yapalım. Bu ayna sistemini sabit hızlı bir trene koyalım. Olaya trenin içinden baktığımızda yukarıdaki durumu gözleriz. Peki bu sisteme dışarıdan durgun bir referans sisteminden baktığımızda nasıl bir sonuçla karşılaşırız?

Eğer sabit v hızıyla hareket eden trene dolayısıyla ayna sistemine dışarıdan baktığımızda göreceğimiz şey şu olacaktır:

Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
askwillonline

Işının üst aynaya gitme süresi bir "tik=t/2 süre" üstten alttaki aynaya gitmesi "tak=t/2 süre" olursa bu tiktak boyunca t süre geçmiş olur. Fakat ilk durumda ışının bir tik=t/2 sürede aldığı yol aynalar arası mesafe olan d kadarken, dışardan bakan gözlemci için alınan yol d mesafesinden fazladır.

ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
Kozmik Anafor

Şekilden de görüldüğü üzere ışın d kadar yol alırken (trenin içindeki gözlemciye göre), tren t/2 sürede vt/2 kadar yol alır. Dolayısıyla dışarıdaki gözlemciye göre ışın pisagor bağıntısından hipotenüs kadar yani ct/2 kadar yol alır. Işık hızı her gözlemci için sabit olduğuna göre dışardaki gözlemci için ölçülen zaman, trenin içindeki gözlemciye göre daha fazla olmalıdır. Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır.

Bu deneyden şu sonucu çıkarabiliriz: Durgun cisimlere göre ölçülen zaman, hareketli cisimlere oranla daha fazla ölçülür. Yani hareketli sistemlerde saatler daha yavaş "tiktak" yapar. Hızınız arttıkça bu tiktakların arasında süre daha da çoğalır ve ışık hızına çıkan sistemlerde saatler "tiktak" yapmaz, zaman yavaşlar ve durur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. askwillonline.com zaman genleşmesi - time dilation
  2. kozmikanafor.com zaman genleşmesi
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
14 milyar yıllık evrenimizde atomlar bozundumu? Bozunmadıysa ne zaman bozunacak? Evrendeki entropi olgusu yeni oluşan bir atoma ne zaman etki eder ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Atomlar 3 temel parçacıktan meydana gelir. Elektronlar, protonlar ve nötronlar. Proton ve nötronlar birbirine benzer, aynı kuarklardan oluşmuşlardır ve kütleleri neredeyse eşittir. Buna karşın nötronlar kararsızdır. Atom çekirdeği dışında hemen bozunurlar. Oysaki protonlar çok kararlıdır. Evrenin yaklaşık yaşı 110'dur. Buna karşılık bir protonun yaklaşık ömrü 1034 yıldır. Henüz bozunan bir protona rastlamadık ama bu bozunmayacakları anlamına gelmiyor.

Elektronlara gelince; enerji korunumu, düşük enerjili parçacıkların yüksek enerjili parçacıklara dönüşebilmesi için dışarıdan enerji almaları gerektiği anlamına gelir. Enerji ve yük korunumunu birlikte düşündüğümüzde, elektronların muhtemelen sonsuza kadar kararlı kalacakları sonucuna varırız. Çünkü eksi elektrik yüklü ve daha küçük bir parçacık bilmiyoruz henüz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Protonlar Bozunur mu? Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
çağrı mert bakırcı, spor yap beslenmene dikkat, daha lazımsın bize
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
  1. sorunu cevaplamak gerekirse insan yaşlandıkça uyuma ihtiyacı azalır. Ergenlerde bu saat 8-10 saat arasıyken erişkinliğine yeni ulaşmış bireylerde bu süre 7-9 saat arasıdır.

sorunuz yakın zamanda Kafein Pierril tarafından cevaplandı.

Cevabını kaynaklara bıraktım.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı uykuda öğrenme mümkün mü ?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,063
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sonuçta bir kuvvetin bunları elektrota doğru çekmesi gerek bu hangi kuvvet ve bu çekme işlemi nasıl gerçekleşiyor ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Kerem Güray , Eski bir YKS öğrencisi

Galvanik pillerde anot katot arasındaki iletken metal teller anottan katota doğu elektron akışını sağlamaktadırlar. Bu elektron akışı sayesinde Anot elektrot oksidasyona uğrarken, Katot elektrot redüksiyona uğrar. Soruna gelecek olursak galvanik pillerde katot kabında bulunan bir maddenin derişim farkından yararlanmak istiyorsak o maddenin suda (yani kap sıvısında) çözünebiliyor olması gerekir. Bu yüzden katot kabındaki maddeler redüksiyon esnasında çözünen madde oldukları için çökelti oluşturamazlar. Aynı zamanda metal telden katot kaba gelen elektronlar taşıdıkları negatif enerjıden dolayı + yüklü iyonlara çekim uygulayacakları için suda bulunan iyonları katot elektroda çekerek yapışmasını sağlar. Tabi bu şekilde çalışmayıp platin, altın gibi pasif metaller sayesinde değişikliğe uğramayıp olduğu gibi kalan inert elektrotlar da var ama bu elektrotlar da genelde suda bulunan H(+) iyonlarını indirgeyerek iyonun gaz şeklinde çıkmasını sağlıyor..

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
95
Ahmet Okur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sorum gayet net. İnsanlar evrimleştikçe zihinleri de gelişti. Dolayısıyla bir Japon bir Arap'tan daha zeki olabilir mi? Veya bir Alman bir Türkten?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle merhaba,bir ırk bir başka ırktan daha zeki olabilir mi? tüfek mikrop ve çelik/jared diamond kitabını şiddetle öneririm.Kitabın ilk başında Yali'nin sorusu adı altında sorduğun soru cevaplanmaya çalışılmakta sorunla aynı olmasa da neden Amerika nın Türkiye den önde olduğunun bilimsel yanıtlarını aramaya çalışıyor.Bilimle kal!

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Tüfek Mikrop ve Çelik pdf kitap
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Mustafa Güzel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimin tartışılan yönleri nelerdir tam olarak kanıtlanamayan kısımları.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çağrı Mert Bakırcı, (Evrim Kuramı ve Mekanizmaları) kitabında, evrimin bütün mekanizmalarını yazmıştır. Kitabın sonunda da, bütün bu mekanizmalar maddeler halinde vardır. Evrim yasasının tam olarak bilinmeyen yönleri de yazılmıştır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
-Sanat, simetri (güçlü ve uygun olmak gibi) bir kriter olmadığı halde neden her hayatta kalanlarda simetri ve güzellik var.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Simetri, canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir ancak bu kesinlikle genellenemez. 

Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz.

Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür.

Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken, diğeri çok kısa kalabilir.

En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. Bu tür, deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz, vatozda gözler kafanın iki yanındadır. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen, bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur; diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi, alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir.

Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir.

Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile, iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır, akciğerler asimetriktir, karaciğer, dalak, bağırsaklar, bunların hepsi asimetriktir.

Simetri, temel olarak hayvana avantaj sağlar, çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olması ihtimali, yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Ayrıca, bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita, yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi, moment gibi kavramlar).

Ancak kimi zaman doğa, çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. En bilinen örneği, yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü'nde Doç. Dr. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi "Dalgalanan Asimetri" (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. Evrim, milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir.

Eğer canlı simetrikse, bunun sağlanması ise genetik olarak olur; hemen her zaman olduğu gibi. Genler, buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. Ancak bu da, gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir.

Sanat ve güzellik için https://evrimagaci.org/sanat-mental-denge-ve-evrim-anlam-yukleme-ve-estetik-kavrami-146 Buraya bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1 Simetri.
  2. Kaynak 2 Daha önce sorulmuş benzer bir soru.
  3. Kaynak 3 Sanat, Mental Denge ve Evrim: Anlam Yükleme ve Estetik Kavramı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
210
Cihat Öksüm
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
mutasyon bilgi eksiltirken, nasıl eksilen birşey daha büyük olur. (mesala fil)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bir mutasyon çeşidi olan duplikasyonda genetik materyalde artış gözlenir.Duplikasyon, bir kromozomun bir parçasının o kromozom üzerinde iki veya daha fazla sayıda tekrarla görülmesi şeklindeki kromozom anomalisidir. Yani kromzomun bir kısmının kendi kendini eşlemesi olarak da tanımlanabilir.

Gen duplikasyonu olayının evrimde önemli bir rol oynadığı kabul edilmektedir.

konuyla ilgili ilginç bir bilgi:

https://noroblog.net/2019/12/31/huntington-hastaligi-yuksek-zekamizin-bedeli-mi/

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
438
Ahmet Akbulut
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

EVET! Bütün Homo türleri,homo türleri Afrika kökenlidir.MÖ 7 milyon yıl önce göç başlamış bulunmakta ve ordan asya avrupaa ve diğer tüm kıtalara dağılmıştır.

İnsan Türleri dağılışı
İnsan Türleri dağılışı
Tüfek Mikrop ve Çelik , syf 31
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
150
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsan vücudunda bulunan elementlerin hemen hemen hepsi topraktaki elementler ile aynı bu insanın topraktan oluştuğunu mu gösterir? Göstermez ise bu neden böyledir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Verilen bilgi doğrudur, topraktaki bazı elementler insanda da bulunur. Ancak bu insanın topraktan geldiğini mi gösteriyor? Kesinlikle hayır. İnsanların maymunlardan geldiği artık tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ispatlanmıştır. "Yaratılış mı gerçek, yoksa evrim mi?" tarzı tartışmalar bile artık son derece gereksiz ve zaman kaybı olarak görülmelidir.

İnsanın vücudunda toprakta bulunan elementlerin de olmasının sebebi, toprak ile aynı yerde gezegende bulunmamız. Başka nereden bu elementleri alacaktık zaten? Bitkiler topraktan alır, biz bitkilerden alırız, toprak bizden alır. Bu böyle devam eden bir süreçtir. Yani insandaki elementler ile bitkilerdeki elementler de ortaktır, ancak bu bizim muzdan, şalgamdan veya nardan oluştuğumuzu göstermez.

Ayrıca, insan vücudunun %18'i karbon atomlarından oluşmasına rağmen toprakta karbon yoktur. Bu da insanın topraktan yaratıldığı fikrini çürütmektedir, tabii eğer samimi olunursa.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilimdili İnsan vücudundaki elementler
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Elimde tam bir kanıt olmasa da cevabım hayır. Eğer ısı ölümünde zaman duruyorsa (düşüncenden yola çıkarak söylüyorum) madde ısındıkça zamanda hızlanmalıdır. Ancak biz deneylerimize göre aynı yükseklikteki 40 oC lik ortamla -40oC lik ortamda zaman, aynı ilerler.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 2554 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Biyoloji, Dünya'nın ve üzerindeki tüm yaşamın tarihidir. Geçmişi, bugünü, geleceğidir.”
Rachel Carson
Geri Bildirim Gönder