Puan Ver
2
Puan Ver
3,768
Turgay Aydın
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla (2)
Takip Et (1)
yapılan deneylerde bir koku koklatılırken elektrik verilen farelerin kokudan korktuğunu bu özelliğin yavrularındada olduğu gözlemlemlendi.Bu nasıl olabilir
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Normalde yavruya gen aktarımı yapılırken DNA ile yapılır. Ama ebeveyninin elektrikten korkup kokuyu tanıması RNA'ya kodlanır. Yavruya geçerken de türün devamlılığı için ebeveyninin doğduğu gibi zaten oluşmuş olan DNA degilde ileride canlının yararına olacak RNA da kodlanan bilginin türün yararına olacağı düşünülüyor.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
190
Yasin Şeker
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Uçukların virüs sonucu oluştuğunu biliyoruz. Peki halk arasındaki genel görüşe göre sıkıntıyla, stresle bir alakası var mı?
Puan Ver
0
Puan Ver
120
Eren Şahin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Çok hızlı olduğumuzu farz edelim vücudumuz buna karşılık nasıl bir tepki verir
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Eğer "Nasıl oluyor da bu kadar hızlı oluyoruz?" gibi soruları geçersek aklıma sürtünme ve sürtünmeden oluşabilecek sıcaklığın vücudumuza vereceği zarar geliyor ayrıca bu hız ne kadar hızlı gibi detayları verirsen daha iyi örnekler sunabilirim.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Eren Yılmaz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kur'an da A'raf suresi 11. ayette insanı yarattık ve ona şekil verdik diyor.Kur'an da bir ayetten bir sonuç çıkarmak imkansız.Tefsire ve yorumlara göre değişiyor.Peki bu ayetteki yaratmak fizyolojik olarak yoktan var etmek mi yoksa bir primata bilinç vererek onu "yarattık" demek mi?Umarım aklımdakini anlatabilmişimdir.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu aslında yorumlayış şekline göre değişebilir birçok ilahiyatçıdan farklı cevaplar duyabiliyoruz bunun kesin bir cevabının olamayacağını düşünüyorum ve sorunun yanlış kategoride olabileceğini düşünüyorum bahsettiğin inançsal bir mesele bilimsel olmadığını düşünüyorum bu soruyu din forumlarında paylaşmanı öneririm

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Gaye Akın
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Acil yardım.Teknoloji(internet değil) insanları sosyalleştirdiğini düşünüyorum bu tezi nasıl güçlendirebilirim bana lütfen örnekler verin ve açıklamalar
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Teknoloji ile beraber büyük şehirler gelişmeye başladı ve hayatta kalma ihtiyacı duymadığımız için farklı alanlara ilgi duymaya başladık bu da aynı ilgi alanları duyan kişilerin sosyalleşmesine sebep oldu . Bence güzel bir örnek.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
28K
Mustafa Ozan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kara Deliklerim içine giren Yıldızlar Beyaz Deliklerden çıkıyormuş bu idea doğru mu?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bunun ile ilgili çok fazla iddia vardır ancak kesin bir delil yoktur.Bugüne kadar beyaz delik ile ilgili bir bulguya rastlanmamıştır.Stephen Hawking'e göre ise solucan delikleri ve veya bebek evrenlere açılan beyaz deliklerin olmadığını savunmuştur.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Vikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Emirhan Şimşek
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Dünyaya insan dışında hayvan bitki bakteri vb canlılar olarak gelme ihtimalimiz var mıydı
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle, bu soruyu insan olarak dünyaya gelmiş biri olarak sorduğumuzu gözden kaçırmamak durumundayız. Niye, çünkü dünyaya gelme, var olma kriterleri belirlenmiş bir varoluş düzeyini referans alarak soruyu sormuş oluyoruz.

Bu açıdan, dünyaya başka bir yaşam formunda gelmiş olmak, organizma olarak mental ve organik özelliklerin tamamen bambaşka olması demek olacaktı. Ve teorik olarak aynı bilinç ile dünyaya gelmiş olsaydık -bunu kabul etsek-, yaşam için kullandığımız donanımın farkından dolayı tamamen aynı benlik hissi oluşmayacaktı. Benlik hissini oluşturan o kadar çok faktör var ki, ancak en temelinden, serebral korteks, prefrontal korteks gibi bizi biz yapan unsurların büyüklüğü bile benliği doğrudan etkileyen unsurlar. Sahip olunan organizmanın UMWELTi, bilinç düzeyimizi doğrudan etkiler.

Yani aslında başka bir yaşam formu olarak doğmuş olsaydık, şu an hissettiğimiz BENi hissetmemiz mümkün olmazdı gibi görünmekte. Ve bu soruya muhatab da olamayacaktık büyük ihtimalle. Ve bu soruyu soran da olamayacaktık. Yani her organizma kendi umweltinin sınırlarında düşünceler üreterek varoluşla etkileşim kurabilir, kendi bilinç düzeyinde varoluş sergileyebilir. Bu kriterler değiştiğinde, artık başka bir varoluş seviyesinde başka bir varoluş biçimine geçmiş oluruz.

Bir bilim insanı, eğer mümkün olsa ve hemen şimdi bir klonumuz yapılsa, yan yana oturtulsak, yapacağımız ilk farklı seçimde farklı bireylere dönüşürdük ve bu değişim devam ederdi diyerek, Einstein in, benliğin optik bir illüzyon olduğunu ifade etmesi gibi, ben hissinin varoluşu deneyimlemede kullanılan organizmanın niteliklerine göre göreceli deneyimlenen sanal bir hissediş olduğunu vurgulamaktadır.

Bunu anlamamıza en iyi hizmete edecek uygulamalardan biri de, beyin nakli. Eğer bir sinir sistemi başka bir bedene aktarıldığında, uyanan kişi kim olacak, kendini nasıl tanımlayacak cevap verebilseydik, cevaplarımız netleşmeye daha yakın olurdu sanırım.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Gregoryen Saf
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Zaman bana hep ilginç gelmiştir. Dünya kendi etrafında 1 tur atınca 1 gün geçti derledi. Fakat yıldızı olmayan bir gezegende yaşasaydık zamanı neye göre tanımlayacaktık?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Tam olarak nasıl işlediğini bilmiyoruz ama hareketin; zaman ve mesafenin birleşiminden oluştuğunu biliyoruz. Yani aslında zaman gibi soyut bir kavramı değil hareketi ölçüyoruz. Zamanı hareketsiz ölçmek imkansızdır. Her güneş saati, kum saati hatta atom saati bile belli bir hareketin tekrarlanmasına endekslidir. Buna göre, zamanın olmaması demek, hareketin de olmaması demektir. Gözlemleyebildiğimiz evrende veya matematiksel evren modelimizde böyle bir yerin olduğunu sanmıyoruz.

Bundan trilyonlarca yıl sonra, evren gittikçe genişleyip, bütün yıldızlar ölünce ve evren soğuyup bütün protonlar bozununca, titreşecek hiç bir enerjisi kalmayan parçacıklardan oluşan ölü bir evren ortaya çıkınca, zaman da göreceli olarak durmuş olacak. Çünkü ölçemediğiniz bir şeyin varlığını da fark edemezsiniz.

Zaman, tekrarlayan herhangi bir hareket ile ölçülebilir. Bunun için; güneşin doğması-batması, gel-git oluşması veya yapay olarak oluşturulan hareketlerden (kum saati, sarkaç vb.) tutun da, daha gelişmiş teknolojiler kullanarak atomların rezonans frekanslarını sayan cihazlar bile işe yarar.

Bu bilgilere dayanarak, zamanın olmadığı yerde sonsuza kadar yaşayabiliriz, evet. Tabi buna yaşamak dersek. Eğer hareket ediyorsak, zaman yoktur diyemeyiz, eğer biz de dahil herşey duruyorsa, bu sefer de yaşıyoruz diyemeyiz. Zaten zaman duruyorsa, sonsuzluk kavramı da ortadan kalkmış olur.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,010
Hypatia Yaşıyor
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
İnsanın Uzun süre konuşamadığını,ilkel yaşam şartlarına sahip olduğunun, somut bulguları ve bu bulguların yorumlanmasında kullanılan,bizi bu sonuca götüren süreçler ve bilimsel metodlar,nelerdir?
Puan Ver
1
Puan Ver
683
Ahmet Akbulut
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sırasıyla belirtirseniz çok iyi olur.Evrim ağacı bununla ilgili bir video yapabilirmi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhabalar. Evrimi anlamak için öncelikle evrimin kanıtlarını bilmemiz gerekmektedir. Mesela osteoloji ve embriyoloji evrime birer kanıt niteliği taşımaktadır. Osteoloji atlası( insan ve diğer canlılara ait osteoloji atlası ) insan ve diğer canlılar arasındaki iskelet sisteminin benzerliklerini sana sunacaktır. Ben evrimi anlatan bir kitaptan bahsetmedim onu belirtmek istiyorum evrime kanıt niteliği taşıyan birşeyi ilk önce kavramalısınız o yüzden atlasları ilk önce incelemelisiniz. Başarılar dilerim.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
120
Başar Gürol
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Doğa durumunda gereklilik sonucu hiç homosaphiens'ler veya daha önceki türdeşleri göl,deniz,akarsularda yüzmek zorunda kalmışlar mıdır? Yüzme sonucunda yeni yeni gelişen bir yapı mıdır? Çünkü habitatı sulak alanlar olan canlılar da özellikle görülüyor örneğin ördek gibi ayağı palet yapısında ve kemik hatları arasında bağ kuruyor bu yapı.
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten dişiler avantajlı cinsiyet mi ve erkeklerin güçlü olmasının da artık pek bir geçerliliği kalmamaya başladığına göre ileride erkekler erkek arılara mı benziyecek veya önemleri mi azalacak?Ve dişilerin evrimleşme potansiyeli erkeklerden daha mı yüksek? Aynı seçilim baskısı altında.Mesela kas
Puan Ver
-1
Puan Ver
85
Veli Bektaş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Tamamen dış dünya ile yalıtılmış herhangi bir dış etkenin olmadığı bir yerde uyuduğumuzu varsayalım yine de yaklaşık 10 sonra uyanacağız. Neden?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Eğer uzun süre uyumadıysan, çok yorulduysan uyku süren artar. Şunu söyliyeyim uykunun amacı vücudun ihtiyaç duyduğu dinlenimi vücuda sağlamaktır. Vücut yeterince dinlenip bakımını yaptıktan sonra uyku modundan çıkar. Uyumaya gerek yoktur. Meraklı ve istekli bir şekilde uyanırsın eğer sağlıklı yaşıyor ve sağlıklı bir çevrede barınmaktaysan.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
949
Ix Chel
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
sahte bilimden çok sahte habercilik konusuna giriyor ama koyacak kategori bulamadım.
Puan Ver
0
Puan Ver
90
Ali Nuray
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
soruda da belirttiğim gibi evolüsyon evrimin mekanizmalarından birimidir ve aralarında ilişki nedir
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evrimin İngilizce'sinin "evolution" olduğunu düşünürsek "evolüsyon"un evrimin başka bir kelime ile ifadesi olduğunu anlarız.

TDK'ye baktığımızda

"evolüsyon

isim, Fransızca evolution

Gelişme."

yazıyor. Burada Fransızca "evolution" dan geldiği belirtilmiş. Tanımının "gelişim" olduğuna bakmayın. TDK, bu tür konularda sıkça yanlış tanım yapmakta. Örneğin primat tanımları hatalı.

Buradan baktığımızda da Fransızca "evolution" dan geldiğini görüyoruz. Ancak tanım "evrim".

Buradan baktığımızda da evolüsyon, evrim olarak kullanılmış.

Yani kısacası evolüsyon terimi evrimin fransızca kökenli başka bir ifadesidir. Evrim ise bunun Türkçe karşılığıdır. Evrim ile evolüsyon aynı şeydir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Mustafa Yok:)
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Ablamlar Danimarka'da yaşıyor ve ben lise eğitimime orda devam etmek istiyorum, kısaca orada okumam ve yaşamam için ne yapmam gerek ?
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Furkan Fidan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
belirtişsiniz. Evet bakteriler ve farenin mutualist evrimi makul bi açıklama. İnsanların barsaklarında B ve K vitamini üreten bakteriler var. Farelerdeki florada benzerse B vitamini eksikliği bu semptomların hepsine neden olabilir. Aynı çalışmada ya da benzer çalışmalarda farelerin vitamin değerlerini de gösteren serum çalışmaları var mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba Furkan,

Son zamanlarda duyduğumuz gibi "barsaklar vücudumuzun 2. beynidir" ve tek sebebi üretilen vitaminler değil.

Sindirim sistemimizde kendi kendine çalışabilen ESS(Enterik Sinir Sistemi) adı verilen bir sinir ağı vardır. Bu sinir ağı Aurbach ve Meissner pleksusları'ndan oluşur. Bu pleksuslar sürekli birbirleriyle, iç organlarımızdaki sinir hücreleriyle ve beynimizle iletişim halindedir.

Örneklemek gerekirse, beynimizdeki sinir hücrelerinde salgılanan bir nörotransmitter olan serotonin'in tüm vücuttaki salınma oranının %95i ESS'ne aittir.

Eğer pubmed veya google'da "beyin barsak aksı" "Enterik Sinir Sistemi ve Beyin" "İnsan mikrobiyatası ve beyin arasındaki ilişki" anahtar kelimelerini aratırsan daha aydınlatıcı sonuçlara ulaşabilirsin. Ayrıca beyin barsak aksı ile ilgili bir makaleyi de bırakıyorum.

Sevgiler...

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Barsak aksı ile ilgili makale Barsak aksı ve beyin ilişkisini ayrıca mikrobiyatayı da katarak incelemiş.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,640
Alim Karaçay
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
devletin zorunlu tuttuğu bazı aşılar var ( yani ben öyle biliyorum ) ama bunlar yeterli mi değilse hangilerini yaptırmalıyız
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Aşı Takvimi
Aşı Takvimi
Sağlık Bakanlığı

Çocukluk çağında yapılan aşıları yukarıdaki tabloda görebilirsin. Bunların içinde olmayan yıllık grip aşıları, meningekok aşısı, hpv aşısı bulunmaktadır. Ayrıca bazı yaralanma durumlarında üç doz aşının üstünden 10 yıl geçtiyse bir doz daha tetanoz aşısı yapılmaktadır.

Eğer aşı yaptırıp yaptırmadığınızdan emin değilseniz bir Enfeksiyon Hastalıkları kliniğine başvurun.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrim Ağacı'nda kuşların penislerini yitirdiklerine yönelik bir yazı okudum ama kuşların tam olarak nasıl çiftleştiğini anlayamadım?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Dediğiniz gibi birçok kuş türünün erkeklerinin penisi bulunmamaktadır veya oldukça körelmiş halde bulunmaktadır. Bu sebeple penissiz kuşlar, insanların ufak çocuklarına kimi zaman söyledikleri bir "pembe yalana" benzer bir biçimde, bir çeşit "öpücük" ile çoğalırlar. Ancak bu öpücük, hayal edilenden biraz farklıdır.

Tüm amfibiler, kuşlar, sürüngenler ve tek deliklilerde kloak adı verilen bir açıklık bulunur. "Kanalizasyon" anlamına gelen bu açıklık, hem sindirim ürünlerini (dışkı), hem boşaltım ürünlerini (idrar), hem de üreme ürünlerini (sperm ve yumurta) dışarıya bırakabilen tek bir açıklıktır. Üreme dönemi gelen kuşların hem erkekleri, hem de dişilerinde bu kloak şişerek kabarır. Erkekler, genellikle dişileri uygun bir noktada sıkıştırarak, kanatlarıyla dişinin tüylerini tutarak sabitlerler ve dişilerin arkalarına çıkarak kendi kloaklarını dişilerinkine bastırırlar. İşte buna kloak öpücüğü adı verilir.

Bu süreçte, memelilerin aksine testislerini vücudu içerisinde barındıran erkek kuşların spermleri kendi kloaklarından, dişinin kloakına geçer. Burada, eğer ki dişinin üreme organları tarafından üretilen bir yumurtaya denk gelebilir ve dölleyebilirse, yavrular oluşacaktır. Çiftleşme sonrası erkek dişiden ayrılır, ikisi de tüylerini düzeltip bir sonraki çiftleşmeye kendilerini hazırlar.

2 saat boyunca çiftleşebilen kısa kuyruklu gelincik veya 55 saat içerisinde 157 defa çiftleşebilen (ortalama 21 dakikada 1 defa) bir erkek aslan gibi memelilerin aksine, kuşların çiftleşmesi genellikle daha kısa sürer (ortalama 4-7 saniye) ve daha kesintili olarak gerçekleşir. Ancak bunun aksi görülen birçok kuş da bulunmaktadır. Örneğin çukurcu baykuşlar 35 dakika içerisinde 8 defa çiftleşebilirler (ortalama 4 dakikada 1 defa). Bunun zıttı bir örnek ise alevli baykuşlardır: bu canlılar, 17.5 saat içerisinde 14 defa çiftleşirler (ortalama 75 dakikada 1 defa). Peçeli baykuşlar ise çiftleşme dönemleri boyunca en aktif olan kuşlardan biridir ve yüzlerce defa çiftleşebilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7K
Atahan Sır
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu konuda yapılan birçok anket araştırma var. En son Bekir Ağırdır'ın T24'deki bir röportajını izledim. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir, bildiğiniz ne gibi anketler, toplumsal araştırmalar vardır ?

Toplam 3967 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen, yeni okyanuslar keşfedemez.”
Andre Gide
Geri Bildirim Gönder