Puan Ver
1
Puan Ver
175
Serop Kaçtı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela mahallemizdeki şirin, kendini acındırmada usta olan, bize hoş gelen özelliklere sahip bir kedi, bu özellikleri sonraki nesillere aktarabilir mi
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Buna cevabım hayır olurdu.Çünkü karakteristik özellik tarihte ne kadar kategorileştirilmeye çalışılsa da adı üstünde kişiseldir ve aktarılmaz. Karakter; zamanın yaşam şartları, topluluk, kültür, eğitim gibi dış faktörlerden etkilenerek oluşur.

Bu durumu açıklamak adına sizin verdiğiniz kedi örneğini yorumlayacağım. Sakin bir kedinin agresif bir kedi doğurduğunu düşünelim. Sinirli kedi karnını doyurmalı. Bunun için ya fare avlar yada yemek veren insanlara karşı sevimli davranır. Karnını doyurmak için insanlara yanaşmayı seçmezse doğal seçilim yüzünden yok olacaktır ama insanlara sevimli davranırsa üreme ihtimali artacaktır. Bu yüzden sinirli kedi kendi kırmızı çizgilerini belirleyerek insanlara şirin davranır ama yanlış anlaşılma olmasın kişiliği hala sinirlidir. Ona dokunmaya çalışan insanı diğer kedilerden ayrı olarak hala tırmalar ve hala sinirlidir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sizce kuzeye olacak göçler ne zaman başlayacak ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Şahsen şu anda geri alınamayacak duruma geldiğini düşünmüyorum. Ancak bu durumdan da tamamen kurtulabileceğimizi düşünmüyorum. Her türlü belli başlı etkilerini uzun yıllar(belkide sonsuza kadar)göreceğiz.Ne şükür ki ülkeler bu konuda eskisi gibi sözde çalışmalardansa CİDDİ çalışmalar ve hedeflerde bulunuyorlar. İskandinav ülkeleri kendi enerjisinin şu anda %50 sini üretmektedir ve 2030'da %100'ün üstünde üretimde bulunmayı düşünüyorlar. Her şey böyle rayına oturmaya başlasa da dünyanın ve insanlığın bu badireyi atlatabilmesi için geçmesi gereken son engel ''Uzak Doğu Ağır Sanayi Üretim Teknolojileridir''.Çünkü uzak doğunun üretim kalitesi gün geçtikçe artsa da üretim ortamında,nakliyede,dağıtımda harcanan yakıt fosil yakıtlardır. İnsanoğlu üretimi zedelemeden bu pazarı da temiz kılabilirse insanoğlu kalıcı yaralarla kurtulabilecektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Athelstan Can
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimdeki mutasyon kavramı aklıma bir türlü yatmıyor nedeni de şu madem canlılar rastgele mutasyon geçiriyor bağırsaktaki bakteriler neden fazla antibiyotik içersek bakteriler bağışıklı hale gelir diyorlar veya yunusların burunları mesela neden yavaş yavaş yukarı çıkıyor bu olay da mutasyonla oluyor
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu sorunuzu ''Doğal Seleksiyon'u'' tanıtarak açıklamak isterim.Doğal Seleksiyon, canlıların arasından ortama uygun olanların üreme ihtimalinin artması ve sonraki nesillere genlerinin aktarılması sonucu oluşur. Buradan mutasyonun her zaman rastgele olmadığını bazen farkındalık üzere geliştiğini söyleyebiliriz.

Sizin bakteri sorunuzu kullanarak bu konuda bir örnek vermek isterim.Antibiyotiğe dayanabilen bireyler haliyle hayatta kalır ancak dayanamayan bireyler ölür ve genlerini aktaramaz. Sonraki nesil ise bu yüzden antibiyotiğe daha dayanıklı olur(bakterilerin birbiri arasındaki gen alışverişi de bu durumda etkilidir).

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Doğal seleksiyon nedir
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Berkan Eyidemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
mesela bir gitar teli düşünelim bunun ortasına ve uç kısmında bir yere vurursak farklı sesler mi çıkar ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evet, gitar teli gibi bir telin farklı noktalarına vurursanız farklı sesler çıkarır.Bunun sebebi telin titreşimidir ve telin vurulan yerini orta kabul edersek 2 ucunun da simetrik olarak yukarı aşağı hareket etmesi yani titreşmesi gerekir.Bu simetriyi sağlayabilmek için tellerin titreşim hızları farklılık gösterir ve bu durum daha farklı seslerin oluşmasına yol açar.

Bir örnekle açıklamak gerekirse 1 metrelik teli doğu batı eksenine parelel bağlarsak ve telin en doğu tarafından 30 cm batıya denk gelen noktaya vurursanız vurduğunuz yerin doğusu daha hızlı titreşirken batı tarafı daha yavaş titreşir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Mustafa Güzel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrimin eksik yönleri var mı ? Evrimin yapboz olduğunu düşünün onun eksik parçaları var mı ? )(Evrimin bilimsel gerçek olduğunu biliyorum.)
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba,

Öncelikle yasa ve teori nedir ona bakalım.

Yasa, gözlem ve deneylerle iyi desteklenip kanıtlanmış matematiksel prensiptir. Tipik olarak yasalar, matematiksel formüllerle ifade edilirler. Yasalar dünya hakkında daha kısıtlı bilgilenirmelerde bulunurlar. *¹

Teori, bir olgunun, sürekli olarak doğrulanmış gözlem ve deneyler baz alınarak yapılan bir açıklamasıdır. Teoriler açıklanabilir genel bağımsız ilkelere dayanır. Bu ilkelere bağlı kalarak doğada sonuçların nasıl örneklendirileceğini açıklamaya çalışır. *²

Buradan da anlaşılabileceği üzere, yasalar ile matematiksel formüller gibi bilgilendirmeler bulunabilirken teoriler ile o yasaların nasıl işlediği bulunabilmektedir. Kütle Çekim Yasası'nı açıklamak için yerçekimi teorileri oluşturulması örnek verilebilir.

Dolayısı ile bir teori ortaya atabilmek için öncelikle bir yasaya dayanmanız gerekmektedir. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi teori bir doğa yasasını kapsar, olayların nasıl olduğunu açıklamaya çalışır.

Evrim de yasadır.

Evrim, popülasyon içi gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir. *³

Yani evrim yasası, insan ile şempanzenin ortak bir atası olduğunu iddia etmez! İnsanın ve şempanzenin ortak bir atasının bulunduğunu evrim teorisi iddia eder! Lamarck'ın Evrim Teorisi'nin ve Darwin'in Evrim Teorisi'nin evrim yasasını açıklamaya yönelik birer teori olduğunu anlayabiliriz.

Bilimle kalın!

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
285
Yaşar Gürt
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

nörobilimci david eagleman dünyadaki nörobiyologların çoğunun özgür iradenin olmadığını düşündüğünü söylemişti bir konuşmasında, benim dinlediğim nörobiyologların hepsi özgür iradenin olmadığını düşünüyor. elimizde özgür bir irade olduğuna dair kanıt yok. yani sorun yanlış, bilinçli eylemden bahsediyorsun fakat bilinçli bir eylemimiz var mı, yok mu? belli değil. kuvvetle muhtemel yok çünkü özgür irade var demek bir nevi düşüncenin neden sonuç zincirinin ilk basamağında yoktan doğan bir şey var gibi bir anlama çıkıyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ali Nuray
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merek ettiğim bir konu
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu başlık altında birçok bilim insanına yer verilebilir aslında. Çünkü yapılan her keşif, her gözlem ve sonucunda yayınlanan her makale Evrim Teorisi'ne katkıda bulunabilmiştir. Fakat birkaç isimden bahsetmek gerekir ise; Charles Darwin, Jean-Baptiste Lamarck, Alfred Russel Wallace ve Thomas Huxley'ten bahsetmemiz doğru olacaktır.

Charles Darwin

Beagle gemisi ile 5 yıllık bir geziye çıkmış, birçok örnek toplamış ve Türlerin Kökeni isimli eserini yayımlamıştır. Darwin'den sonra birçok bilgi değişmiş ve eklenmiş olsa da Darwin, evrim teorisi için kilit isimdir.

Jean-Baptiste Lamarck

Sonradan kazanılan özelliklerin aktarılmasını savunmuştur fakat günümüzde Lamarck Teorisi'nin hatalı olduğu ispatlanmış, savunduğu teori "modifikasyon" olarak belirlenmiştir. Yani bronzlaşmanın da kalıtsal olduğunu savunmuştur. Canlıları bir Evrim Ağacı'na değil bir merdivene dizmiş, aşağı ve yukarı canlılar olarak ayırmıştır. Ayrıca Lamarck'ın düşüncelerinin çoğu, zaman-hedef merkezlidir yani evrimin bir amacı olduğunu ileri sürmüştür(teleogical). *²

Alfred Russel Wallace

Biyolojik evrim olgusu ile tanrı inancını bağdaştırmaya çalışmış olan bir akıllı tasarımcıdır. Bedenin evrimini kabul etmiş fakat insanın matematiksel yetisi, sanatsal becerisi ve ahlak anlayışının evrimle ortaya çıkamayacağını ileri sürmüştür. Evrimin insanı oluşturmak için üstün bir güç tarafından oluşturulduğunu savunmuştur.

Thomas Huxley

"Darwin'in Bulldog'u" olarak da bilinir, İngiliz bir biyolog ve evrimin kararlı bir destekçisidir. İnsanın maymunlarla ilişkili olduğunu kanıtlamak istemiştir. Psikopos Willberforce'a yanıtı bilinmektedir.

Bu bilim insanlarının dışında:

Gregor Mendel'in DNA'yı keşfetmesi,

Albrecht Kossel'in DNA ve RNA'nın 5 temel fazı olan Adenin (A), Guanin (G), Sitozin(C), Timin (T) ve Urasil (U)'i keşfetmesi,

Rosalind Franklin ve Maurice Wilkins isimli iki bilim insanının DNA üzerine X-ışınları yollayarak röntgenini çekmesi üzerine, DNA’nın sarmal yapıda olduğunu kanıtlaması gibi gelişmeler de Evrim Teorisi'ne güç kazandırmıştır. *³

Evrim Teorisi'ni desteklemiş ve üzerine çalışmış bilim insanlarının listesini görmek için evrimciler'i ziyaret edebilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,028
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elimde bir çeviri kitap var bu kitapta ''gaz difüzyon ve efüzyonu gelişigüzel molekül hareketlerini kanıtlar'' diyor nasıl kanıtlıyor ? teşekkürler
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Kinetik teori veya gazların kinetik teorisigazların basınçsıcaklıkhacim gibi makroskopik özelliklerini moleküler bileşim ve hareketlerine bağlı olarak açıklayan teoridir. Esas olarak, teori Isaac Newton'un kanısının tersine basıncın moleküller arası statik itmeden kaynaklanmadığını, bunun yerine belli hızlarda hareket eden moleküller arası çarpışmalardan kaynaklandığını söyler. Kinetik teori aynı zamanda kinetik-moleküler teori veya çarpışma teorisi olarak da bilinir.

Kabuller

Bir ideal gazın moleküler modeli, bir gazın içinde bulunduğu kabın duvarlarına uyguladığı basıncın, gaz moleküllerinin bu duvarlara çarpmalarından ortaya çıktığını kabul eder. Bu modeli geliştirmek için aşağıdaki yaklaşımlar yapılır

  1. Gazlar, birbirinden bağımsız her yönde gelişigüzel hareket eden taneciklerden (soy gazlar atomlardan, diğer gazlar moleküllerden) oluşur. Bir gaz, moleküllerin yaptığı doğrusal ya da zikzaklı hareketlerin (Brown hareketi) sonucu bulunduğu kabı tamamen doldurur. Aynı nedenle bir gaz başka bir gaz içine konulduğunda, tüm kaba dağılarak homojen karışım oluşturur. Onun için bir gazın hacmi, içinde bulunduğu kabın hacmine eşittir.

...

Brown hareketini anlamak için sezgisel bir metafor

Çapı 10 metre olan büyük bir balon düşünün. Bu top futbol stadyumu gibi kalabalık bir yerde olsun. Balon o kadar büyüktür ki aynı anda kalabaklıktaki birkaç kişinin üzerinde olacaktır. Taraftarlar heyecanlı oldukları için balona rastlantısal zamanlarda rastlantısal yönlerde vuracaklar. Sonuçta balon rastlantısal yönlere itileceği için ortalama olarak çok fazla hareket etmeyecektir. 20 taraftarın topu sağa, 21 taraftarın da sola ittiğini ve her taraftarın kuvvetinin eşit olduğunu varsayalım. Bu durumda iki yönden uygulanan kuvvetler dengede değildir ve top yavaşca sola gidecektir. Bu dengesiz kuvvet her an vardır ve topun rastlantısal hareketine yol açan budur. Eğer bu sahneye taraftarları göremeyecek şekilde yukarıdan bakarsak büyük balonu rastlantısal hareketler yapan küçük bir nesne olarak görürüz.

Brown'ın suda yüzen parçacığına dönelim. Bir su molekülü yaklaşık 1 nm boyundadır, polen parçacığı ise yaklaşık 1 µm'dir yani su molekülünden yaklaşık 1000 kat büyüktür. Bu yüzden polen parçacığını minik su molekülleri tarafından sürekli itilen büyük bir balon olarak düşünebiliriz. Sıvıdaki Brown hareketinin sebebi parçacığa uygulanan kuvvetlerdeki anlık dengesizliklerdir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
  2. Kaynak 2
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
5k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yenilenebilir kaynakların verimlerinin,maliyetlerinin,kapladıkları alanın,harcanan enerji ve insan gücü durumunun ne kadar geliştiğini düşünüyorsunuz.
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Çevik Çelikel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Peki nasıl oluyorda biz bunlardan etkilenmiyoruz? Çözünüyor mu parçalanıyor mu nooluyor siyanüre?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Siyanürün her çeşidinin zehirli olmadığını belirterek yazıya başlamak isterim.Siyanür 28 santigrat derecede kaynar ve dünyamızda da gaz haldedir.Sigara dumanında bol miktarda siyanür bulunur ve insanlarda siyanürden etkilenir. Dünya şartlarında da siyanür zehirlenmesi geçirilebilir.Siyanür vücudumuza girdiğinde hemoglobine KALICI olarak bağlanarak insana zarar verir ve oksijen akımını engelleyerek kanda oksijen olmasına rağmen boğarak öldürür.Daha ayrıntılı bilgi için kaynağa bakabilirsin.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Siyanür Siyanür hakkında bilgi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,073
Yusuf Ağacanoğlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
karadeliklerin başka galaksilere açılan bir portal olduğu düşünülmektedir ya galaksiler arası enerji alışveriş portalı ise fazla mı fantastik ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Sizin düşüncenizin de doğru olma ihtimali bulunuyor.Çünkü bu konuda kanunlaştırılmış bir yasa bulunmuyor.Ancak ben size kabul gören fikirlerden yolla neden olamayacağını anlatayım.

Karadeliğin temel döngüsü maddeyi içine alıp enerjiye dönüştürmesi.Sonucunda karadeliğin olay ufkunun sınırında çok güçlü bir enerji katmanının bulunması.Son olarakta Hawking radyasyonuyla kütle ve enerji kaybetmesi.

Eğer karadelik enerjiyi absorbe etmeseydide maddelerin kendi enerjisini absorbe ettirseydi her zaman küçülme eğilimi gösterirdi, etrafında bir enerji katmanı oluşturamazdı.

Yaygın olarak kabul gören teorilerden şahsen ben bu sonuca çıktım ama öncedende söylediğim gibi bunlar teoridir ve kanıtlanmamıştır bu yüzden sizin dediğinizin de imkanı olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,410
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Açıklar mısınız?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilgilerin evrende yok olmadığı kanısı çoğunluk tarafından kabul görmekte olan bir teori olmakla birlikte cevaplayamadığı sorularda bulunuyor.Mesela gözlemlenemeyen bir bölgede hiçbir bilgi yokmu,oraya hiçlik denilebilirmi,ama orda bir şey olmadığı bilgisi elimizde,ama bir şey olmadığı bilgisi de bulunmaktadır ya da karadeliğe giren maddenin bilgisine ne olur tarzı soruları cevaplayamayan ve geliştirilmesi gereken bir teoridir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
45k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elde edilen bulgular ışığında yeni bir yaşam biçimi tasarımı söz konusu olabilir mi... Artık ne için var olduğumuzla ilgili daha net öngrü ypblck myz
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya cevabım ''Hayır'' olurdu.Çünkü insan gibi canlıların belirli özellkilerini okuduğumuzda belirli verilere ulaşırız.Bu verilerle benzer tasarımlar oluşturulabilir veya hangi tasarımların uygun olmayacağını görebiliriz.İnsandan yada bilinen canlılardan bağımsız bir tasarımı oluşturamayız.Çünkü biyoloji sudoku gibidir.Sayılardan bağlantılı sayılar bulursun ancak elindeki sayılarla bağlantısız sayıları bulamazsın.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
45k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ulaşabildiğimiz bilimsel seviyenin bir önkabulü mü, yoksa gerçekten doğanın pikseli mi.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Planc sabiti bir teoridir ve kuantum fiziğindeki çok sınırlı datayı kullanarak oluşturulmuş bir sabittir.Daha bu dünya ile ilgili çok bir bilgimiz yokken böyle bir kabul şahsen bana mantıksız geliyor.Demem o ki ''Planc Sabiti'nin'' temelleri sağlam değildir ve ben bu sabitin büyüklüğünün zaman içinde değişeceğine inanıyorum.Soyut olarak evrenin pikseli olarak kabul edilebilirliği olsa da somut olarak bunu söylemek için çok erken.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Enes Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir maddenin, cismin momentuma sahip olması için kütleye ihtiyacı var, e ışığın kütlesi nasıl olabilir? yahut sesin?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Einstein'ın meşhur denklemi E=mc2 olarak bilinir. Ancak bu, denklemin sadeleştirilmiş şeklidir.

Denklemi E2 = p 2 c2 + m 2 c 4 şeklinde yazarsak ışığın kütlesi olmadığı için denklemin sağ kısmı önemsiz olacak ve geriye E2= p2c2 kalacak. Buradan yola çıkarak momentumunu hesaplayabiliriz. Işığın enerjisi de E=hf ile bulunur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
80
Adil Rehimli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Fotonun momentumunun olması ne anlama geliyor eğer fotonun kütlesi yoksa ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Foton kuantum fiziğinde hem tanecik hemde dalga gibi hareket ettiği ''Çift yarık'' deneyinde gözlemlenmiştir.Bu bilgiden yararlanarak dediğini birdaha düşünebilirsin.Bıraktığım kaynakta da kuantum fiziğinin temeli olan çift yarık deneyi bulunuyor.Bunu okuman bence aklındaki soru işaretlerini silecektir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Çift yarık deneyi fotonun hen tanecik hemde dalga olmasının kanıtı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Cevabı vermeden önce elektronun nasıl çekirdeğin yörüngesinde bulunduğunu söylemek isterim.Elektron, metal alaşımlardaki gibi elektron havuzunda bulunabilir, ortak kullanılımdada bulunabilir, takasta edilebilir ya da kuantum fiziğinde olduğu gibi belli orbitallerde anlık olarak bulunup yeni orbitallere ışınlanma eğilimi gösterebilirler.

Elektronun çekirdeğe düşmemesini en basitinden açıklamak gerekirse çekirdekteki + yükler - yüklü elektronları çekmeye çalışır(+ ve - yükler aynı çekim gücündedir.).Ancak elektronlar çok hızlı olduğu için bir merkezkaç kuvveti uygular.İşte bu 2 kuvvet arası çok mükemmel bir denge oluşur.Bu yüzden elektron çekirdeğe düşmez.

Bu anlattıklarım kesinlikle ''Elektronlar çekirdeğe düşmez'' anlamına gelmiyor.Atomdaki elektronlar belli şartlarda çekirdeğe düşebiliyorlar.Mesela nötron yıldızlarının oluşumundan bir örnek verelim.Nötron yıldızı oluşurken açığa çıkan enerjiden dolayı atomlar öyle birbirlerine yaklaşır ve sıkışır ki elektronlarla protonlar kaynaşır ve ortalama yükü nerdeyse 0(nötr) olan nötron yıldızları oluşur.

Daha iyi anlamak istersen nötron yıldızlarını, Bohr ve Modern atom modellerini incelemeni tavsiye ederim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Mehmet Akif Gürgen
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kendi ekvatorları yıldızlarının ekvatorlarına en yakın konumda olabileceği şekilde mi dönerler?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yıldızların kütleçekiminlerinden dolayı gezegenlerin bir disk şeklinde dönmeleri gerekmektedir.Fizikçiler evreni bir örtü gibi görmektedirler ve bir yıldızı da(veya gezegen vs.)top gibi hayal ederler top yüzünden evrende oluşan çökmeye de kütle çekimi denir.Bu çökmenin eğrisi sonucunda yörüngeye giren gezegene yaşattığı momentumdan dolayı elips şeklinde bir yol izlemelidir(Kepler'in 1. yasası).İstersen kaynaklarda Newton'un ''Kütle çekim yasasına''ve Kepler'in ''Gezegensel hareket yasalarına'' daha ayrıntılı ve matematiksel işlemlerle birlikte bakabilirsin.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Newton'un evrensel kütle çekim yasası kütle çekimi ile ilgili bilgiler
  2. Kepler'in gezegensel hareket yasaları gezegenlerin yörüngesi ve hızıyla ilgili bilgiler
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
295
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir fosilin kalıntısının kaç milyon yıllık olduğuna dair ne yollarla bilgi toplanır?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Fosillerin yaşını öğrenmek için birçok yöntem kullanılabiliyor. Fosil ağaçların halkaları gibi. Bu saatler son derece tutarlıdır, hata payı neredeyse 0'dır ve size yaklaşık yılı değil, spesifik yılı verirler, "4500-4600 yılları arasında" değilde 4562 gibi. Ancak bu saatleri kullanmak için elimizde çok sayıda fosil orman bulunmalıdır, ki bu kadar fosil ormana sahip değiliz. Sadece 11.500 yıl öncesini söyleyebiliyoruz.

Burada bir başka yöntem devreye giriyor. Atomların yarı ömürlerini kullanarak ne kadar eski olduklarını bulabiliyoruz. Bu saatler çok çeşitli olabiliyor. Örneğin Rubidyum-87'nin yarılanma ömrü 49 milyar yıl, fermiyum-244'ünki ise 3,3 milisaniyedir. Bu iki aşırı uç elimizdeki saatlerin ne kadar afallatıcı bir aralıkta işe yarayabileceğini göstermektedir. Karbon-14 de oldukça meşhurdur, yarılanma ömrü 5.730 yıldır. Evrimsel çalışmalarda en çok kullanılan izotop, yarılanma ömrü 1,26 milyar yıl olan potasyum-40'tır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Richard Dawkins- Yeryüzündeki En Büyük Gösteri Evrimin kanıtları için bir kitap. Bölüm 4'ten yararlandım.
  2. Wikipedia Wikipedia'nın yarılanma süreleri ile alâkalı bir makalesi.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Şahsen benim bakış açım tüm hepsine eşit derecede. Evrenin dışına çıkmadan Multiverse teorisini gerçek kılamayız Ama görmememiz Multiverse teorisini yalan yapmaz. Diğer teorilerde aynı şekildedir. Umarım herhangi bir durum olurda evren nasıl oluştu sorusunun cevabını %100 öğrenmiş oluruz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Dursun Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Soru garip gelebilir ama benim aklım bunu algılamakta zorlanıyor, ben bir patlama olduysa bunun birşeyin içerisinde olması gerektiğini düşündürüyor, belki bizimki gibi birsürü sonsuz enerji ve sonsuz kütlede aynı yerde birsürü patlamalar oldu ve farklı evrenler oluşmuş olabilir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhabalar. Bu patlamanın veya evrenin başlamasına henüz neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Çoklu evren teorisi de olabilir. Kendi evrenimizin dışını bilememekteyiz ve başka evrenler de olabilir neden olmasın. Aşağıda bırakacağım linkten daha detaylı araştırabilirsin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhabalar. İnsanoğlunun Neptün ve Uranüs hakkındaki bilgileri çok az. Hatta Neptüne en çok yaklaşabilen tek araç vardır o da Voyager II'dir. Şuan bu konu hakkında bilimsel bir gerçek bulunmamaktadır. Teşekkürler.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
120
Beril Yilmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar. Etkili bir şiir yazmak için özellikle lirik şiirler yazmak için belirli yaşanmışlıklar gerekir o duyguyu karşı tarafa geçirebilmek için düşünmek değil de duygusal olmak daha ağır basar. Ama kafiye şemalı yazmayı ve kelime dağarcığımızın bol olmasını zihinsel özelliğe katabiliriz. Aşağıdaki linkten araştırabilirsin :)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
195
Melisa Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten müziğin insan üzerindeki etkisi bu kadar fazla mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Müziğin etkisi gerçekten de hafife alınamayacak kadar fazladır. I-Doser adı verilen (müzik demek doğru olur mu, bilemiyorum) beyine çeşitli frekanslarda ses dalgaları yollayarak size birçok farklı duyguyu yaşatabilecek şeyler vardır. Farklı frekanslardaki ses dalgaları ile kendinize dopamin salgılatabilir, uykunuzu getirebilir, hatta sarhoş olabilirsiniz. Ses frekanslarının etkisi ile uyuşturucu kullanma hissini yaşayabilirsiniz. Ses dalgaları ile insan üzerinde yapılabilecek değişikliklerin haddi hesabı yoktur. Zehirli müzik de bu yüzden mümkündür.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
575
Kerim Dibekli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Olimpos dağı; kırıklı, kıvrımlı, yoksa volkanik bir dağ mıdır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu sorunun cevabı Mars'ın yüzölçümüdür, deniz seviyesi dünya için geçerlidir. Volkanik dağ biçimindedir. Alta bırakacağım linkten daha detaylı bir araştırma yapıp bilgi edinebilirsin, iyi araştırmalar :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Mars Olympos
Devamını Göster

Toplam 3629 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir şeyin adını bilmekle, o şeyi bilmek arasında devasa bir fark vardır. Bunun farkına erken varmak gerekir.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder