Sahtebilim & Şüphecilik

Puan Ver
-1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evet; ölüyoruz, öleceğiz, ölmek zorundayız. Bu bir yaşam döngüsü. Eğer ölümsüz olmak istiyorsan canlılıktan çıkman gerekiyor.

Bu arada ölümsüzlük kesinlikle hoşuna gidecek bir şey değil. Her insanın sınırı vardır ve insan vücudu ortalama 60 yıl yaşamaya programlanmıştır. Daha fazla yaşarsan beynin ciddi seviyede yavaşlayacak ve deposunun 1\3 ünü doldurmuş olacak, çok uzun yaşarsan beynin çok yavaş ve dolu olacaktır. Dolu bir telefona yaptığımız gibi beyinde önemli verileri silmeye başlayacaktır.

Zihinsel sorunları bir kenara bırakırsak fiziksel olarak ta derin çok hızlı soyulmaya başlayacak ve eğer gerçekten uzun yaşarsan kendini tamir edemez duruma gelecek. Ayrıca kemik dokun yumuşayacak ve kırılmaya yatkın olacaktır. İç ve dış organların yavaşlayacak ve düzensizleşecektir. Birde bunlar varken vucüdün rejerenasyon yeteneği ciddi bir seviyede düşecektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
90
Nergis Azade
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çakralara ilişkin https://www.parapsikoloji.net/cakra-nedir-cakralar-nasil-acilir-yontem-ve-faydalari/ yazınızda çakraların varlığının bilimsel olarak kanıtlanamadığı görüşüne yer verilmiş. Fakat yoga vs yaparak bundan çok fazla fayda gördüğünü söyleyen kişilerin fayda görmesindeki sebep ne olabilir ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Çakraların varlığını bilmiyoruz. Bu yüzden yok olduğunu sayarak cevap vermek isterim.

Gerçekte var olmayan ama inandırılan,sonucunda da işe yaramasının temelinde psikoloji yatar. İnsan psikolojisi insanın hayatını somut etmenlerden bile fazla etkileyen bir faktördür. Bir araştırma sonucunda 2 tane hasta insanlardan oluşan gruplardan birincisine antibiyotik adı altında şeker, 2. gruba ise gerçek antibiyotik veriliyor ve iyileşme sonuçları birbirine eşit çıkıyor.

Kısaca çakra, kurşun döktürme gibi inançların işe yaramasının sebebi insanın kendini inandırmasıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
295
İlknur Özdemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dünya üzerinde yeni keşfettiğimiz hatta keşfetsekte ad veremediğimiz canlılar bulunmaktadır. Hala insanlık olarak kendi dünyamızı bile tam keşfedememişken yeni türlerin(canlıların) bulunması doğaldır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten de rüyalarımımızı yönlendirip uykuda öğenebilir miyiz yoksa bu inanış bir şehir efsanesi mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Eğer burada ki bahsedilen "uyku öğrenmesi" direkt olarak uyuyarak ve rüya içinde insanın kendi fikirleri ile öğrenimi ise böyle bir eylem araştırdığım kadarı ile mümkün değildir. "Rüya" denilen şey zaten bilinçaltında var olan bütün bilgilerin/şeylerin karma karışık, düzensiz bir biçimde veya o an ki duruma göre etkilenilen herhangi bir olaya göre oluşturulması ile ortaya çıkan bir şeydir. Örneğin, hayatımızda hiç görmediğimiz bir "insan yüzünü" rüyamızda görmemizin olanağı yok gibi gözüküyor. Çoğu rüyamızda hiç görmediğimiz yüzleri görüyor gibi olabiliriz fakat bu aslında böyle değildir. O gördüğümüz yüzler ve diğer bütün imgeler hayatımız boyunca görmüş olduğumuz şeylerin bilinçaltında birbirleriyle iç içe geçmiş, "random" şekilde oluşturulması ile ortaya çıkar. Kısacası aslında rüyamızda ki gördüğümüz her şeyi gerçek hayatımızda da en az "bir" kere görmüşüzdür fakat bunun farkına varamamışızdır zaten bu yüzden buna "bilinçaltı" denir. Durum böyle olunca hiç bilmediğimiz bir bilgiyi de rüyamızda öğrenmemizin mümkünatı (şuan için) yok. Ek olarak; araştırdığım bir konuda rüyada öldüğümüzde niye aniden uyanırız sorusunu, yukarıda ki söylediğim, "en az bir kez" olayı ile bağdaştırabilirsiniz. Önceden hiç tatmadığımız bir tecrübe olan "ölüm"ün bilinçaltımızda oluşturduğumuz bir karmaşıklıkta bir yansımasını yapamadığımız için beyin kendini uyandırır olarak az da olsa açıklayabiliriz.

Diğer yandan eğer bahsedilen olay uyku halinde "dışarıdan bir etkileşim" ile öğrenim ise bu mümkündür. Bu konu hakkında yapılan bir çok olumlu araştırma mevcut. Hatta yapılan bir tetkikte belirli sayıda ki deneklere, uyurken hiç bilmedikleri dilde kelimeler ve bu kelimelerin ana dillerinde ki karşılıkları dinletilir. Bu deneklere uyandıklarında, uyku halinde dinletilen yabancı kelimeler söylenir. Deneklerin bir çoğu sanki bu kelimelerin bazılarını yıllar önce hayatlarının belirli bir döneminde duymuş gibi olduklarını ve anlamlarını bildikleri gözlenir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin; biri bizi aşağıladığında veya biri bize bir yumruk attığında aynı acıyı yaşamamızın nedeni bu mu?
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sizce kuzeye olacak göçler ne zaman başlayacak ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Şahsen şu anda geri alınamayacak duruma geldiğini düşünmüyorum. Ancak bu durumdan da tamamen kurtulabileceğimizi düşünmüyorum. Her türlü belli başlı etkilerini uzun yıllar(belkide sonsuza kadar)göreceğiz.Ne şükür ki ülkeler bu konuda eskisi gibi sözde çalışmalardansa CİDDİ çalışmalar ve hedeflerde bulunuyorlar. İskandinav ülkeleri kendi enerjisinin şu anda %50 sini üretmektedir ve 2030'da %100'ün üstünde üretimde bulunmayı düşünüyorlar. Her şey böyle rayına oturmaya başlasa da dünyanın ve insanlığın bu badireyi atlatabilmesi için geçmesi gereken son engel ''Uzak Doğu Ağır Sanayi Üretim Teknolojileridir''.Çünkü uzak doğunun üretim kalitesi gün geçtikçe artsa da üretim ortamında,nakliyede,dağıtımda harcanan yakıt fosil yakıtlardır. İnsanoğlu üretimi zedelemeden bu pazarı da temiz kılabilirse insanoğlu kalıcı yaralarla kurtulabilecektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
190
Melisa Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten müziğin insan üzerindeki etkisi bu kadar fazla mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Aytekin Karaca , Bilimsever bir öğrenci

Müziğin etkisi gerçekten de hafife alınamayacak kadar fazladır. I-Doser adı verilen (müzik demek doğru olur mu, bilemiyorum) beyine çeşitli frekanslarda ses dalgaları yollayarak size birçok farklı duyguyu yaşatabilecek şeyler vardır. Farklı frekanslardaki ses dalgaları ile kendinize dopamin salgılatabilir, uykunuzu getirebilir, hatta sarhoş olabilirsiniz. Ses frekanslarının etkisi ile uyuşturucu kullanma hissini yaşayabilirsiniz. Ses dalgaları ile insan üzerinde yapılabilecek değişikliklerin haddi hesabı yoktur. Zehirli müzik de bu yüzden mümkündür.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
890
Je’ Löve
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Tüm öğrenci, bilim meraklıları, bilim insanları, akademisyenler vb. kişilerin favori yeri tabii ki "Google Akademik"tir. İstediğin konudan, istediğin dilden, Dünya'nın her yerindeki makalelere ulaşabilirsin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gerçekten de atmosfere atılan bir atom bombası dünyadaki tüm oksijeni yakabilir mi ?böyle bir ihtimal var mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Böyle bir şey söz konusu değildir. Bu tamamen düz mantıktır. "Su dolu bir küvetin içine elektrik kablosu soktuğumuzda küvetin içinde olan herhangi bir canlı da akıma kapılır dolayısıyla okyanusa da elektrik kablosunu sokarsak dünyadaki tüm okyanusun elektrik akımına kapılma ihtimali vardır" demekle aynı şeydir bu.

Bu çalışmaların ilk yürütüldüğü zamanlar bazı pesimistlerin böyle iddiaları olmuş olsa da hiç bir gerçek yönü yoktur.

CERN deneylerinde de dünya kara deliğe dönüşür diyen çokça boş boğaz vardı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,390
Muhammed Tunahan Öz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Cevap kısaca: Böyle bir kanıt yoktur.

Yaratılışçılıktan ne kastettiğine de bağlı biraz. Eğer ki her şeyin bir anda yaratılmasından bahsediyorsak bu zaten kesin olarak yanlıştır. Fakat yaratılış anlamında evrimi, Tanrı'nın bir yaratma biçimi olarak görebiliriz. Fakat bu da sadece bir inançtır. Yani ortada yaratılış ile ilgili hiçbir kanıt yoktur. Ne ateizme ne teizme ait bir kanıt mavcuttur. Bilim bize gerçekleri söyler, biz de kendi kafamıza göre yorumlarız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Volkan Yılmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evet bununla ilgili çok fazla şey var. Tabi bu bilgilerin tamamı yanlış. Mesela bununla ilgili olarak entropi (Termodinamiğin 2. Yasası) kanununa aykırı geldiğine dair iddialar var.

Termodinamiğin İkinci Yasası: Isı asla daha soğuk ve düşük enerjili bir bölgeden, daha sıcak yani yüksek enerjili bir bölgeye akamaz. Yani enerji, dışarıdan bir etki olmaksızın, her zaman yüksek enerjiden düşük enerjiye doğru akar.

Evrim Teorisiyle Termodinamiğin ikinci yasasının çeliştiğini ifade edenler var. Genel ifade şu; ‘yapılar, her zaman düzenli bir halden, düzensiz bir hale doğru ilerler.

İşte bu noktada devreye bu yasaların geçerli olduğu veya genellenmesinden önce anlaşılması gereken 2 sistem türü girmektedir: Kapalı sistemler ve açık

sistemler.

Kapalı Sistemler en basit tanımıyla dışarısı ile kütle alışverişi yapmayan; ancak iş ve enerji yapabilen sistemlerdir. Örneğin, ağzı mühürlenmiş bir kabın için kapalı bir sistemi teşkil eder. Bu kabın içerisine, ağzı mühürlü olduğu için kütle giremez ve dışarıya kütle çıkamaz. Ancak bu sisteme ısı enerjisi girebilir.(Termodinamiğin ikinci yasasında ifade edilenler bu sistem içerisinde geçerlidir.

Açık Sistemler ise, dışarıdan iş, enerji ve kütle girişi ve sistem dışarısına iş, enerji ve kütle kaybı olur. Bu noktada, ilginç bir örnek olarak Dünya ele alınabilir. Aslında birçok basit analiz için Dünya bir kapalı sistem olarak ele alınır.

Gezegenimize sıklıkla çeşitli büyüklüklerde meteorlar düşer, hatta yüz milyonlarca yıllık zaman dilimleri ele alınacak olursa, çok ciddi bir kütle girişi olduğu görülecektir. Üstelik gezegenimizden uzaya, atmosferin dış katmanlarından sürekli bir gaz kaçışı da söz konusudur.

Bu benim bildiğim bir tane fizik kurallarına aykırı olduğunu düşünülen şeylerden. Ama tabi ki bu BİR YALANDAN İBARETTİR

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Teorisiyle İlgili Doğru Zannedilen 14 Yanlış Bilgi Buradan tüm açıklamlara bakabilirsin
  2. Entropi Nedir? Buradan entropinin ne olduğuna bakabilirsin
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
26k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
https://www.youtube.com/watch?v=0xQ3DN3r7mU&t=429s
Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Saçmalamışlar. Önceikle Türkçe kuralı dedikleri "üç sessiz yan yana gelmez" kuralı yanlış. Türkçe sözcüğünde bile üç sessiz yan yana gelmiştir zaten. Bu kural, "Aynı hece içinde üç sessiz yan yana gelmez" biçiminde olmalıydı. Tıpkı bu arkadaşların yaptığı gibi, kuralları eksik alırsanız, yanlış anlaşılmalara yol açabilirsiniz. Örnek olarak seçtikleri "Mert topu attı" ifadesi başta hatalı örnektir. Neden? Çünkü Türkçenin kuralları, o cümlenin nasıl yazılması gerektiğini söyler, ancak ne yazacağınızı söylemez. Yani burada ne yazacağımızın da Türkçe kuralları ile belirlenddiğini ileri sürüyorlar. Oysa bu doğru değildir. Nitekim, aynı durum doğa yasaları için de geçerlidir. Doğanın yasaları, olayların nasıl işleyeceğini belirlerken, hangi olayın gerçekleşeceği işi olasılıkla ilgilidir. Ancak bir cümleyi yazmak, bilinç işidir. Olasılık ise bilinç işi değildir. Yani yazı tura attığınızı düşünün. Yazı gelme olasılığının %50 olduğunu biliyoruz. Ancak paranın havada dönmesi, eylemsizlik momenti, açısal momentumun korunumu, tork gibi birkaç fizik kavramının ürünü olduğu gibi, paranın yükselip yere inişi de kütle çekim kuvetleri ve Newton yasaları gibi birkaç kurala göre belirlenir. İşte burada paranın havadaki dönüş frekansı, paranın havada kalış süresi, başlangıçta hangi yüzün yukarı baktığı gibi değişkenler, yazının mı yoksa turanın mı geleceğini belirler. Ancka bu işlemler oldukça karmaşık olduğundan, %100 doğrulukla yanıtı bulmak olanaksızdır. Fizik yasaları paranın hareketini açıklar ve yere düştüğünde hangi yüüzn gelebileceğinin olasılığını verebilir ancak paranın neden atıldığını, kim tarafından atıldığını açıklamaz. Ancak bunlar bilinçli eylemlerdir. Tıpkı o cümlenin yazılması gibi...

Şimdi sorun şu: Bilim hiçbir zaman nedneleri sorgulamamıştır. Nasılı açıklar. Yani oalyın sürecini açıklar. Arkasında bir neden aramaz. Kaldı ki arasın, onun da olgusal olması gerekir. Yani elle tutulur, matematikle açıklanabilir bir yanıt olmalı. Eğer böyle bir yanıt yoksa, bu bilimin konusu değildir. Olgusal olmayan yanıtlar, bilimin dışındadır. Bilim olgusal yanıtları bulabilir ancak. Çalışma biçimi bunu doğurur.

Son olarak, bilim hiçbir zaman yaratıcı gücü reddetmedi. Ancak var olduğunu da asla kabul etmedi. Çünkü yaratıcı güç düşüncesi, olgusal bir gerçek olmadığından, yani bilimsel yöntemlerle ispatlanabilir olmadığından bilimin alanına girmedi. Ancak Tanrı düşüncesini ileri sürenlerin "ispat yükü" gerçeği gereği, varlığını olgusal olarak ispat etmeleri durumunda bilim memnuniyetle kabul edecektir. Ancak bunu "olgusal" olarak yapmaları gerekmekte. Öyle filozofik veya nakil yoluyla değil. Çünkü bilim öyle çalışmaz. Yok eğer yapamıyorlarsa, kusura bakmasınlar, biz işimize bakarız. Gerisi bizi ırgalamaz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Shopenhauer, Seçkinlik ve Sıradanlık üzerine adlı kitabında insan çehresine bakılarak kişiliğin ortaya çıkabileceğini iddia ediyor. Bu doğru mudur?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Öncelikle fizyonomini tanımını açıklayayım ;Fizyonomi, vücutta bulunan kusurları uzmanca incelemeyi ifade etmektedir. Genellikle yüz okuma olarak bilinir. Özellikle insan yüzünde görünen özellikleri tanımlayıp soyut kavramları açıklamak olarak da özetlenebilir. Fizyonomi, cinsiyet, sınıf olgusu ve ait olunan ırk çevresinde gelişen bir beden biliminin geçerli durumda olduğunu savunmaktadır. Bu alanı bir bilim dalı olarak görmekten çok Richard Leppert gibi bir sanat uğraşı olarak görenler de vardır.

Hakkında

Fizyonomi en nesnel tanımı ile insan yüzündeki çizgilerin incelenerek kişinin ruhsal yapısının saptanması olarak bilinmektedir. Fiziki yapıya bakılarak ruhsal yapının anlaşılmasının ve bu ikili arasındaki ilişkinin açığa kavuşturulmasını amaçlayan girişimler genel olarak bilimsel değer taşımadığından fizyonomi uğraşı da falcılık, sahte bilimcilik veya şarlatanlık olarak görülmektedir. Bunun böyle olmasına karşın bazı fiziksel özelliklerin seçili ruhsal yapının tipik bir göstergesi olduğuna işaret eden kanıtlar da bulunmaktadır. Buna örnek olarak bireydeki zekâ gerilemelerinin, ruhsal ve davranışsal bozukluklarda görülen fizyonomik nedenler çoğu zaman psikolojisosyoloji ve tıpla bir uyum içerisinde incelenir. Nitekim Down sendromununcüceliğin ve galaktozemiden kaynaklanan zeka geriliği durumunun kalıtsal olarak insandan insana aktarıldığı belirlenmiştir.

İlk fizyonomik incelemeler Yunan filozof Aristoteles'den kalmıştır. Benzerlik yönüyle ilişki kurmaya dayanan bu çalışmalar yüz çizgilerinin belirli bir hayvana benzemesi ile birey ve hayvan arasında orantılı uyumluluk kurma düşüncesine dayanır. Örneğin buldog türü köpekler gibi güçlü çene yapısına sahip olan insanların güçlü ve oldukça dirençli oldukları ileri sürülmüştür. Bunun dışında bireyin beden yapısı da Hipokrat'dan günümüze fizyonomik çalışmalarda incelenerek farklı beden tiplerinin ruhsal özelliklerle olan uyumu irdelenmiştir. Bu irdelemeleri gerçekleştirenlerin başında Alman psikiyatr Ernst Kretschmer ve Amerikalı William Herbert Sheldon gelmektedir.[1]

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
764
Ix Chel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yapılan araştırmalar, bitkilerin de hissedebildiğini ortaya koyuyor! Süper-hassas ve lazerle kontrol edilen mikrofonlarla yapılan araştırmada, yaprakları koparılan veya bozulmaya başlayan bitkilerin "ağladığı" tespit edildi. Yani bir dahaki sefere, bir bitkiyi koparırken ya da onu ağzınıza atarken, sebep olduğunuz acıyı düşünmeniz gerekiyor.

Bitkileri kesmek için kullandığımız aletlerin her bir vuruşu, ortalama bir bitkinin acı içerisinde inlemesine neden oluyor olabilir. Almanya'nın Bonn kentinde bulunan Bonn Üniversitesi'nin Uygulamalı Fizik Bölümü'nden araştırmacılar, "saldırı" altındaki bitkilerin tüm yüzeylerinden etilen isimli bir gaz salgıladıklarını keşfetti.

itkilerin özellikle hasar görmüş bölgeden salgıladıkları bu kimyasalı bir kavanoz içerisinden geçiren araştırmacılar, bu gaza özel olarak kalibre edilmiş lazer bombardımanı uyguladılar. Böylece titreşen kimyasal, ses dalgaları oluşturmaya başladı. Bunu da, aşırı hassas bir mikrofonla dinleyen araştırmacılar, sağlıklı olan bitkilerin "baloncuklanma" gibi bir ses çıkardıklarını ortaya koydu. Ancak ses, eğer bitki tehdit altında ise daha çok tiz bir çığlığa/cırlamaya dönüştü. En ufak bir böcek ısırığının bile bu etkiyi yaratabileceği gözlendi. Araştırmanın başındaki Dr. Frank Kühnemann şöyle diyor:

"Bir bitki ne kadar strese maruz kalırsa, sinyal de o kadar şiddetleniyor."

Bitkiler, aslında acıdan ötürü çığlık atmıyorlar. Ancak salgıladıkları gaz olan etilen üzerine lazer bombardımanı yapıldığında, farklı sesler duyuldu.

Bu araştırmanın meyve ve sebzelerin hangi kısımlarının, bitkinin daha sağlıklı kalması için önemli olduğunun anlaşılmasında önemi olacağı düşünülüyor. Örneğin bir salatalık bozulmaya başladığında bir ciyaklama sesi yayıyor. Bu sayede daha taze salatalıklardan ayırt edilebiliyor. 

Meyve ticaretiyle uğraşanlar şimdiden bu araştırmaya ilgi göstermeye başladılar bile. Köln merkezli Fruchtansa firmasından Wolfgang Praetorius şöyle diyor:

"Hasattan sonra her bir parça meyve tazelik için test edilebilir. Hangilerinin birbiriyle taşınması gerektiğine bu şekilde karar verebiliriz."

Ayrıca araştırma sonuçlarının, bitkilere zararlı olan hayvanların tespitinde de kullanılabileceği düşünülüyor. Araştırmacılardan Ralph Gäbler şöyle diyor:

"Bir enfeksiyonun bitkiye yerleştiği günün ertesi günü bunu tespit edebiliyoruz. Öte yandan bitkileriyle ilgilenen çiftçiler, hastalığın sebep olduğu noktaların gözle görülebilir hale gelmesi için 8-9 gün beklemek zorundalar. Ancak ondan sonra problemi fark edebilirler."

Her ne kadar araştırmacıların bu keşfi, bitkilerin duyguları olabileceğini henüz ispatlamış olmasa da, bitki örtüsünün kimyasal sesi, sağlıklı ve hasta bitkileri ayırt etmemizde kullanılabilir. Dr. Kühnemann bitkilerin bir "saldırıyı" bildirmek için etilen salgıladığını düşünüyor. Sözlerini şöyle bitiriyor:

"Belki de bitkiler ve ağaçlar birbirleriyle 'konuşuyorlardır'."

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
550
Görkem Çanak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Haberler uzaylılarla ilgili. Ulaşmak için "A Haber Mars'ta Böcek Bulundu" yazabilirsiniz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Başka bir kaynakta haberin ilgili kısmı şu şekilde:

"Marslı böceklerde çevik süzülme veya uçma gibi özellikler bulunduğunu söyleyen Romoser, kendi fikrine göre Nobel Ödülü seviyesindeki bu buluşunu desteklemek için NASA'nın Curiosity aracı tarafından çekilen ve çeşitli noktaları basitçe işaretlenmiş olan fotoğrafları gösterdi. Bu fotoğraflarda, gölgelerin ve izlerin arasında "böcek benzeri formlar" – veya teknik olarak bilindikleri isimleriyle taşlar – bulunuyordu.

Bu şekillerin böceklere benzedikleri söylenebilir ve Romoser, fotoğraflarda böceklerin karın, bacak, baş, toraks ve hatta gözlerinin görülebildiğini iddia ediyor.

Tabii ki uzaylı hayatının varlığını doğrulamak için bir grup bulanık fotoğraftan daha fazlası gerekiyor ve ne yazık ki profesörün elindeki tek kanıt bu gibi gözüküyor. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi, Ohio Üniversitesi sessiz bir şekilde bu basın açıklamasını kaldırmayı tercih etti. "

Olay sadece bir bulanık fotoğraf ve çılgınca fikirlerden ve bazı kanalların izlenme arttırmak için kullandığı bir yöntemden ibaret.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak 1
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,123
İkra Gökoğlan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu platformda okuduğum bir makalenin sonunda bu tür bir ihtimalin reddedilemeyeceğinden bahsediliyor.Bu ihtimal ne tür bir gerekçeyle şekillenebilir ,gerçekleşebilir? Birçok kaynakta Epifiz bezinin DDA (duyular dışı algılama) da rol aldığı ama zamanla köreldiği söz konusu.. Her iki açıdan açıklık getirebilir misiniz?
Puan Ver
-1
Puan Ver
2,045
Ahmet Aykut Aslan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir yerlerde okuduğum göre kuyruk sokumu kemiğinde bir yer varmış çocuğun bir damla kanı damlatılırsa damlatıldıktan sonra eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğu ortaya çıkıyormuş yani o kemik sadece kendi neslini kabul ediyormuş
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Ya hiç bakmadım bakmaya da tenezzül etmiyorum sizce böyle bir şey doğru olabilir mi? Kemik kanı emiyormuş eğer kendi soyundansa vay vay vay. Şimdi size evde uygulayabileceğiniz bir dna testi anlatayım böyle saçmalıklara inanmayın.

Biraz sirke ile bir yumurta beyazını çırpiyorsun. Sarısını da çocuğa yediriyorsun bu kadar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-2
Puan Ver
405
Aybaran Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Rüyalarımızda gelecekte olacak bir şeyi görmek bilmek mümkün müdür? Kendim bunu yaşadım. Yoksa tamamen şans mı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Rüyalarında gördüğün herhangi bir anı sonradan yaşaman gayet doğal birşey ömrümüz boyunca gördüğümüz okuduğumuz kokladığımız dokunduğumuz ve duyduğumuz neredeyse herşeyi bilinçaltımız depolar ve rüyalarımızda farklı senaryolarla bunu önümüze sunar hal böyleyken çevrende bulunan insanlar ve gelişen olaylar doğrultusunda binlerce farklı senaryoyu rüya halinde yaşarsın bu farklı senaryoların birinin birgün gerçek hayatta karşına çıkması çok olası bir durum anlayacağın malesef gelecekte olabilitesi yüksek olan birçok olayı öngörebilmek mümkün fakat geleceği görmek rüya yoluyla veya farklı bir yöntemle bildiğimiz teknolojiyle imkansız gibi görünüyor. İyi günler...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

mediyal ve lateral rektus, superior ve inferior oblik, superior ve inferior rektus gibi kaslar, sıkıca göze bağlıdır. Ayrıca bu kaslar sayesinde, gözünüz kafanızdan ayrılıp yere düşmez. Göz kapaklarının görevi de yaralanmalardan ve istenmeyen maddelerden gözü korumaktır. Göz kırpma davranışının da bir nevi gözü yıkama işlemi olduğunu söyleyebiliriz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Tıpta bir canlının ölmüş olması için beyin faaliyetlerinin durmuş olması yeterlidir, peki dinler için beyin ölümü nedir? Azrail canı ne zaman alır(!)
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Klinik ölüm, beynin fonksiyonlarını yerine getiremeyecek noktaya gelmesiyle tanımlansa da, bu her zaman böyle değildir. Yapılan araştırmalarda, klinik ölüm tanısı konan ve sonradan yeniden uyanan bireyler yok denecek kadar az değildir. Beynin oksijensiz kalma zamanına bağlı olarak bazı kişiler bilinçli olarak, bazıları bilincini kaybetmiş şekilde uyanabilmekte. -yakın, komşu akraba vsden bile benzer şeyleri duyarız-

Ölümün sanıldığından daha yavaş gerçekleştiği, ve bir süreç olduğu artık biliniyor. Yani hop diye ölüm olmuyor. Kilinik ölüm sonrası şok vs yöntem ile uyandırılan hastaların da ölü olarak tanımlanan süre boyunca uyaranları aldıkları artık biliniyor.

Yani tıbbi olarak bile netleşmemiş bir konunun din açısından detaylı açıklamasının olmasını beklemek biraz zor gibi. Kişinin bir daha bu dünyada faaliyet gösteremeyecek hale gelmesi olarak tanımlanabilir. Yoksa, bireyin ölümüne karar vermede bir kriter getirmek, zaten insana verilmiş bir görev. Yani dini açıdan rasyonel bilgi-bilim üretmek ve ölümün kararını vermek dini açıdan zaten bir yükümlülük insana. Sadece bu değil, doğru yaşam kuralları, yaşamın başlangıcı ve gelişimi, gezegenlerin ölümü vs vs evrene ait bütün rasyonel bilgiye ulaşma, anlama, kavrama görevi din tarafından insana verilmiştir. Din bunu ifade etmez, bireye bırakır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-2
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ben pek inandırıcı bulmadım bilimsel olarak nedir çağrı abi bakarsan sevinirim
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Evet oyuncak bebeklerin içine şeytan kaçabilir. Şeytanlar da bilindiği gibi elektromanyetik dalgalar sacarlar. Ne mutlu bize ki bilim dünyasının her gelişmesinden geri olan ülkemizde böyle yayınlar yapan insanlar var. Onlarda olmasa 8 yaşındaki çocukların psikolojik sağlığını kim bozacak?

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Ahmet Tas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
BİLİM BİRÇOK KÖTÜLÜĞE YOL AÇIYOR GDO VE ATOM BOMBALARI BUNLARA ÖRNEK PEKİ NEDEN SANAT GİBİ BİR ŞEY VARKEN BİLİMİ SEVELİM https://www.youtube.com/watch?v=_qqWscTzM34
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kötülüğe yol açan bilim mi yoksa onu kullananlar mı? Elektriği örnek alalım hayat kurtarmak için de kullanılıyor işkence etmek içinde. Elektriği bulan insan elektriği keşfettiği için suçlu mu oluyor bu durumda

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
405
Aybaran Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kudüs'te Paskalya Bayramı'nda Kutsal Kabir Kilisesi'nde yakılan Kutsal Ateş(Holy fire) neden insanları yakmıyor bilimsel bir açıklaması var mı, yoksa bir mucize olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

5.sınıf hokkabazlık numaralarıyla insanları dine inandırmaya çalışmak, biraz çağ dışı değil mi? Şu adamlar biraz bilim bilse kendi adlarına kullanabilecekleri daha kaliteli materyaller bulurlar.

Bu soruyu okuyana kadar böyle bir şeyin varlığından haberim yoktu ama bunun cevabının olamayacağını düşünmek bilim anlayışımızın ne kadar sığ olduğunu gösterir. Nitekim kısa bir Google araması soğuk ateşlerin varlığını size tanıtacaktır. Etil alkol 63 derecede bir alevi destekliyor. Belki videoda ki bir başka maddedir fakat belli ki soğuk bir ateş (Cool Flame) kullanılmakta.

Benim canımı sıkan sorunun soruluş şekli ve 4 kişininde soruya pozitif geri dönüş yapması. Bilime bu şekilde bakılmaz, acaba mucize olabilir mi diye sorulmaz. Hiç anlamadığımız, neden gerçekleştiği hakkında en küçük bir fikre bile sahip olmadığımız konular elbette olabilir (Bir kilisede 5 adamın ateşi sakallarına tutması değil, teorik fizikten bahsediyorum.). Fakat bu konularda doğanın kuralsız bir şekilde çalıştığını söylemek ve bunu bir mucize diye adlandırmak yerine basitçe bilmiyoruz diyebilmeliyiz. Bizim kısıtlı kapasitelerimiz her şeyi anlamaya yetmeyebilir fakat bu mucizelerin varlığını değil bizim bilgisizliğimizin ve anlayış güçlüklerimizin varlığını ispatlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Cool Flame
Devamını Göster
Puan Ver
-13
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çevirdiğiniz makaledeki evrime ters düşen yeri silip kafanıza göre şeyler yazan siz bu sahtekarlığı yaparken utanmıyor musunuz?
Cevap
Puan Ver
23
Puan Ver

Merhabalar,

Bu konuya, iddialar ileri sürüldüğünde detaylıca yanıt vermiştik, iddia sahiplerinin yalanlarını bir bir göstermiştik; buradan tümünü okuyabilirsiniz.

Bununla da yetinilmemişti, iddia sahipleri bizi "bitireceklerini" sanarak Avrupa Evrimsel Biyoloji Cemiyeti'ne başvurmuştu, bize olan desteklerini iptal etmelerini istemişlerdi. Cemiyet, bizden bağımsız olarak içeriklerimizi 2 uzman profesöre inceletmiş ve "yüksek kalitede" olduğu sonucuna varmıştı.

Bununla da kalmamıştı, videoyu yapanlar değil ama, ana yayıcı olan kanal bana bizzat ulaşıp, hata ettiğini ve araştırmadan o videoyu yazmaması gerektiğini söylemişti; ki bu, onun adına çok büyük bir erdemdir. Ben de sonrasında kendisine evrimle ilgili bir video hazırlamak istediğinde saatlerimi harcayarak yardım ettim mesela.

Bu durumda cevap istemiyoruz ama, kendi kendinize düşünmeniz için size sormalıyım: Siz, en temel düzeyde araştırma yapmadan buraya yazmaya, Türkiye'de bilimi en iyi şekilde temsil etmeye çalışan, bunun için gece gündüz uğraşan yüzlerce bilimseverin adını karalamaya utanmıyor musunuz?

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 74 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Apollo projesini gerçekleştirmekten daha zor bir şey varsa, o da projeyi sahteymiş gibi göstermektir. Apollo projesi gerçektir ve biz, Ay'a ayak bastık. İnsanlar gerçek olanı kabul etmektense, komplo teorilerine güvenmeyi tercih ediyorlar ve bunu çok seviyorlar.”
Neil Armstrong
Geri Bildirim Gönder