Mühendislik & Teknoloji

Puan Ver
0
Puan Ver
3,830
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yenilenebilir kaynakların verimlerinin,maliyetlerinin,kapladıkları alanın,harcanan enerji ve insan gücü durumunun ne kadar geliştiğini düşünüyorsunuz.
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Motorlarıdır.

Motorlar uçakların maliyetlerinin yaklaşık %25 civanını tek başlarına karşılayan parçalar olduğu için en pahalı parçalardır. 325 milyon dolar civarında satış fiyatı olan bir uçağın (787-10) motorları 50 milyon dolar tutmaktadır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kerim Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Umut Can Kılıvan , Malzeme Bilimi ve Mühendisi

Streç filmler polimer tabanlı malzemelerdir ve üretimi için ekstrüzyon denilen sürekli üretim sağlayan makinelerle üretilir. Petrolden petrokimya ile dönüştürülen polimer granül(genel tanımlama) ekstrüzyon makinesi içerisinde eriyik halde tutularak basınç ile sürekli iletimi sağlanır ve makine ucunda bulunan kalıp ile ince film elde edilir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Pagder
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Grafen, teknolojide devrim niteliğinde gelişmelere yol açan, karbon atomlarının iki boyutlu bal peteği düzenidir. Evrende rastladığımız malzemelerin neredeyse hepsi üç boyutludur. Bilim insanları da bir malzemenin özellikleri, iki boyutlu düzende olduğunda nasıl değiştiğiyle ilgili henüz çok az bir bilgiye sahiptir. Grafenin özellikleri de karbonun üç boyutlu düzeni olan grafitten çok farklıdır bu sebeple grafen araştırmaları malzemelerin iki boyutlu düzende nasıl özellikler kazandığını tahmin etmemizde oldukça yararlıdır. Elektrik bu basit bal peteği grafen yaprağı üzerinden çok hızlı akmaktadır. Bilinen birçok iletken metaldir, fakat grafen karbon temelli bir ametaldir. Bu sebeple, elektrik akımını metal olmadan iletmek durumunda kalacağımız koşullar için grafen araştırmaları önem kazanmaktadır.

Çok küçük bir alanda elektrik iletimi sağlayabildiği için, grafen minyatürize edilmiş süper hızlı bilgisayar ve transistör araştırmalarında oldukça önemlidir.Çünkü, bu cihazlar çalışmak için çok küçük miktarda güce ihtiyaç duymalıdırlar. Grafen ayrıca esnek güçlü ve şeffaftır.

Grafenin en önemli üç özelliği çelikten 100 ile 300 kat arası daha sağlam olması, şu ana kadarki bilinen oda sıcaklığında en iyi iletken olması ve esnek olmasıdır. Grafen bilinen en ince ve en hafif malzemedir. Grafen saydamdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Hakan Ören
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
arkadaşlar ikiside benim ilgi duyduğum alanla ilgili meslekler çok zorlanıyorum lütfen yardım edin.
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Şahsi olarak bilgisayar mühendisliğini daha uygun görüyorum hem neden birini seçince diğerini bırakmak zorundaymışsın gibi düşünüyorsun ki bilgisayar mühendisi olunca yapabileceklerin sadece internet sitesi tasarlamak,oyun yapmak v.b şeyler değil aynı zamanda fizikle uğraşıp fizik problemlerine uygun algoritmalar ,insan beyninin çözemeyeceği karmaşıklıkta fizik denklemlerini çözebilecek yapay zekalar,evrenin başlangıcını simüle edip bu zamana kadar çözülememiş soru işaretlerini çözen sistemler geliştirebilirsin.

https://www.youtube.com/watch?v=ynsOS-mzmEY Çağrı Hezarfenimizin :) dediği gibi artık dünyanın tek bir alanda uzmanlaşmış değil her konuda bilgi ve tecrübe sahibi insanlara ihtiyacı var. Umarım hayatında doğru kararlar verirsin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mayiyo Yildiz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba,

HDD teknolojisinden kastınız içinde dönen manyetik diskler olan kalıcı bellekler ise; okuyucu/yazıcı kafanın elektrik düzeyi ile veri yazılabilen metal yüzey bulunur. SSD teknolojisi, telefonlarda sıkça kullandığımız microSD kart denilen elektronik devrelerdeki hücrelere veri okuma/yazma işlemlerini sağlayan kalıcı belleklerdir. Bu nedenle HDD tarafında, disk yüzeyinin yoğunluğu ve disk sayısı arttıkça dosya alanı ve fiziksel boyut artar. SSD tarafında ise elektronik devrelere artık kuantum fiziği ile veri depolamak mümkün olduğu düşünülürse, bir atom düzeyinde bile büyük veri saklanabilir. Bu nedenle SSD diskler dosya alanı ve fiziksel kapladığı alan olarak çok küçüktür. SSD bellekler, HDD metal disklerinden daha az yer kaplar ve disk dönüşü hızına göre elektronik yazım hızı daha yüksektir.

İyi bilişimler.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. SSD vs HDD
  2. Hard Disk Drive (HDD) vs Solid State Drive (SSD): What’s the Diff? Ayrıntılı karşılaştırma tablosu var
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Telefonda karşı tarafa sesimiz nasıl iletiliyor? Bunun mantığı nedir?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Bir elektrik devresi üzerinden bir telefon konuşmasının yapılması sırasında meydana

gelen olaylar şöylece sıralanabilir :

1- Ses enerjisi mekanik enerjiye dönüşür.

2- Mekanik enerji elektrik enerjisine dönüşür.

3- Elektrik enerjisi nakledilir.

4- Karşı tarafta elektrik enerjisi manyetik enerjiye dönüşür.

5- Manyetik enerji mekanik enerjiye dönüşür.

6- Mekanik enerji ses enerjisine dönüşür.

Elektrik titreşimlerinin iletkenlerdeki yayılma hızı esas titreşimlerinin havadaki yayılma hızından birkaç yüz bin kere daha fazla olduğundan (200–300 bin km/sn mertebesinde) telefon ile konuşanlar, aradaki uzaklığa rağmen, karşı karşıya bulunuyorlarmış hissine sahiptirler. Telefon sistemi üç ana görev yapar. İki abone arasında konuşma irtibatını sağlar ve aboneler arasında çağırma, meşgul çevirme, ses sinyalleri üretir. Otomatik olmayan manyetolu telefonlarda bu işlemler elle yapılır.

Bir telefon aletinde bulunan belli başlı parçalar şunlardır :

1- Ses alıcı (mikrofon),

2- Mikrofon akım kaynağı,

3- Ses verici (kulaklık),

4- Çağırma ve çağrılma düzenleri,

5- Devre açıp kapayıcılar, anahtarlar,

6- Çağırma kadranı.

Manuel ve otomatik santrallere bağlı telefon aletleri birbirinden farklıdır. Telefonun ahizesi sesi elektrik enerjisine ve elektrik enerjisini de sese çevirir. Otomatik telefon cihazında ahize kaldırıldığında devreyi açan bir anahtar ve ön tarafta numaratörü mevcuttur. Telefon ahizesi kaldırılınca telefonla santral arasında elektrik devresi kurulur. Ahizeden ton sesi duyulur. Numaratörden, mesela 6 rakamı çevrilince elektrik devresi altı defa açılıp kapanmış olur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Telefon Nasıl Çalışır? Telefonun çalışma mantığı.
  2. Nasıl Çalışır? Telefonun tarihi, teknik bilgileri.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnternet kullanırken, karşıma 440 hertz frekansın insanlara olumsuz etkileri olduğuna dair içerikler çıkıyor. Bu iddiaların gerçeklik payları var mı?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

440 Hz. La notasıdır. Binlerce yıldır insanlar bu frekansta ses üretir duyar. Hiçbir zararı yoktur. Bunlar komplo teorileri. İnanmayın... Siz Mozart'ın La notasını hiç kullanmadığını düşünüyorsanız o ayrı elbette. Siz knuşurken de 440 Hz. frekansı kullanırsınız. Videodaki su deneyinin ümüyle uydurma olduğunu Evrim Ağacı zaten paylaşmıştı. Bu tür sansasyonel, korkuları kullanan, uydurma şeylerle video yapanları dikkate almayın.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Genel olarak üretim esnasında oluşan küçük aksaklılardan dolayı, bir sürü sebebi olabilir bunlardan bir kaçı;

-Kullanılan makine ve ekipmanların zamanla yıpranması.

-kart üzerine montaj işlemi yapılırken lehimde oluşan problemler

-lehimleme esnasında yarı iletken olan devre elemanlarının fazla ısıtılması...... gibi gibi bir çok etken.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnternette 440hz müziğin rockeffeller, rothschild gibi isimler yüzünden zamanında standartlaştırıldığının ve 440hz müziğin insanları olumsuz yönde etkilediğine dair bir görüş var. İnsanlara en uygun frekansın 432hz olduğu söyleniyor. Evrendeki ve doğadaki bir frekans olduğu için diyorlar. Fakat ben bunun bilimsel bir verisini bulamadım.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle 440 hz. müzik diye birşey yoktur. 440 hz. Ortalama insan sesinin bulunduğu oktavdaki la notası olarak standardize edilmiştir. İnsan kulağı 20 ile 20000 hz. Frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Birbirinin 2 katı frekanstaki titreşimler kulağa aynı gelir. Yani 220, 110 ve 55 frekanslar daha kalın la notalarıdır. 22,5 frekans olması gereken la piyanolara dahil edilmemiştir. Piyanolar bundan 2 nota daha ince olan do ile başlar. Bunların dışında 440 yerine 432 hz. Olarak akord edilmiş bir telin tam la sesi vermediğini büyük çoğunluk farkedemeyecektir bile. Ayrıca bu standardizasyon doğu müziğindeki perdesiz telli enstürmanlar ve 9 koma 1 ses sistemi içerisinde çok az şey ifade eder.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Nota sistemi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
85
Esra Koşucu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Panellerin çalışma prensibi nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Temel olarak, olan şey, güneş paneli sisteminizin elektronları atomlardan ayırmak için fotonlar kullanmasıdır. Fotonlar ışık parçacıklarıdır. Elektronları atomlarından ayırma işlemi de elektrik yaratır. Güneş panelleri, gelen güneş ışığını ısı yerine elektriğe dönüştüren silikondan yapılan fotovoltaik hücreler içerir. (“Fotovoltaik” ışıktan elektrik anlamına gelir - fotoğraf = ışık, voltaik = elektrik.).

Güneş fotovoltaik hücreleri, ince bir cam dilim altına yerleştirilmiş pozitif ve negatif bir silikon filminden oluşur. Güneş ışığının fotonları bu hücrelere çarptıkça elektronları silikondan vururlar. Negatif yüklü serbest elektronlar, tercihen, toplanabilen ve kanalize edilebilen bir elektrik voltajı yaratan silikon hücresinin bir tarafına çekilir. Bu akım, güneş fotovoltaik bir dizi oluşturmak için ayrı ayrı güneş panellerini seri olarak birbirine bağlayarak toplanır. Kurulumun büyüklüğüne bağlı olarak, çoklu bir güneş fotovoltaik dizi kablosu dizisi, bir sigortalı dizi birleştiricisi olarak adlandırılan bir elektrik kutusunda sonlanır. Birleştirme kutusunun içinde, modül kablolarını korumak için tasarlanmış sigortalar ve ayrıca sürücüye güç sağlayan bağlantılar bulunur. Bu aşamada üretilen elektrik DC'dir (doğru akım) ve evinizde veya işinizde kullanıma uygun AC'ye (alternatif akım) dönüştürülmelidir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,205
Bilge Cigerci
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gölcük depremi için verilen bilgilerde, yıkılan bina sayısı 100.000, hayatını kaybeden insan sayısı 20.000 civarı görünmektedir. En alttan yapılan bir hesapta bir binada 4 kişi yaşadığı düşünülse bile 20de 19 gibi bir kurtulma oranı çıkmaktadır. Oysa yıkılan bşr bina tahayyülünde çok daha düşük bir ihtimal geliyor akla.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu konu hakkında net bir şey söyliyemeyiz. Bu ülkeden ülkeye hatta kişiden kişiye değişen bir ihtimaldir. Kişiden kişiye değişiklik gösterebilirler. Eğer bir kişinin deprem çantası varsa ve depremde enkaz altında kaldığı zaman ne yapması gerektiğini önceden biliyorsa hayatta kalma oranı artar.

Her ülkenin teknolojik seviyesi de aynı değil. Bu yüzden ülkeler arasında bu ihtimaller değişebiliyor. Ancak kendi ülkemiz için konuşmak gerekirse pek de iyi şeyler söz konusu değil maalesef. Zaten Fay hattı üzerinde olan İstanbul üstüne üstlük alt yapı problemi ve deprem toplanma alanlarının kısıtlılığı ile mücadele ediyor. Alt yapının çok sağlam olmayışı enkaz altında kalan insanların hayatta kalma ortalamasını düşürebilir. Çünkü alt yapı eksikliği nedeniyle örneğin 7.4 şiddetinde ki bir depremde çok fazla bina yıkılacak ve enkaz sayısı artacaktır. Bu nedenle Devlet her enkaz altında kalan kişiye yetişemeyecek ve buda enkaz altında kalan insanların hayatta kalma oranını olumsuz etkileyecektir. Zaten ülkemiz teknolojik olarak çok yeterli değil yani herkese sağ salim yetişme gibi bir ihtimal söz konusu değil maalesef.

Birde enkazın boyu da bu konuda önemli bir rol oynar. Eğer çok büyük bir yapı yıkılırsa hayatta kalma oranı daha düşük olur. Ancak daha küçük binalar yıkıldığında en azından daha yüksek bir ihtimal söz konusu olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
250
Bilim Seven Birisi
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Güzel olur böyle bir şey.

Burada soruyu yazıp mektup bekler gibi bekliyoruz ki biri yazsın :)

Tezcanlı ve anlama arzusu çok olanlar için güzel olurdu....

Sayıdan bağımsız olarak (az çok demeden ;) ) bence bunu yapmalıyız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
5
Yakup Öztunç
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Elektronik sigara içerken dumanın tırın etkisi ile yön değiştirmesinin nedeni nedir? (Link bıraktım) Aerodinamik ile bağlantılı diye okumuştum ama anlayamadım. Teşekkürler şimdiden.
Puan Ver
0
Puan Ver
85
Mehmet Kaplan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba bilindiği gibi ışık hızını geçmeyi bırakın ulaşamıyoruz bile ancak bu hızın yarısına ya da yüzde onuna ulaşırsak neler olur. Şu ana kadar ulaşabildiğimiz en yüksek hız 265 000 km/s merak ettiğim uygun aerodinamik yapı ve yüksek enerji ile teorik olarak ne kadar hıza çıkabiliriz.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Nice'z Kok , Lisans Öğrencisi

Öncelikle merhabalar,

Bahsetmiş olduğunuz insanoğlunun yapmış olduğu bir aracın eriştiği en yüksek hız olan yaklaşık saatte iki yüz altmış beş bin kilometre,Juno adlı uzay aracı tarafından 2016 yılında yapıldı.Ancak bu hız yukarıda bahsedildiği üzere bir 'araç' tarafından katedildi.NASA’dan alınan bilgiye göre; Juno Dünya etrafında dolanırken(buna kütle çekimi yardımı deniliyor) Dünya’nın Güneş etrafındaki dönmesinden elde ettiği momentumun bir kısmını kullanarak Jupiter’e ulaşabildi. Bunu yapmadan Juno’nun Jüpiter’e varması imkansızdı, çünkü roketler sadece belirli bir yere kadar mesafe almasını sağlıyor.Çekim kuvvetinden faydalanılarak ulaşılan bu hız,insanoğlunun ulaştığı en yüksek hızın yakınından bile geçememektedir.

Işık hızının %99,9999991'ne ulaşmış bulunmaktayız.Bu hız tahmin edildiği üzere malesef bir araç hatta görülebilir boyutta olan bir nesneye bile ait değildir.Ulaşılan bu hız parçacık hızlandırıcıların protonları hızlandırmaları sonucunda elde edilmiştir.Paylaşılan bilgilere göre bu hız her geçen gün arttırılmaya devam ediyor ancak asla ışık hızına ulaşamıyor.Bunun sebebi bir parçacağın hızını teorik sınır olan ışık hızına yükseltmeye çalışırsak bunun için sonsuz enerjiye ihtiyacımızın oluşudur.Bu da pratikte mümkün değildir.Bu küçük parçacıkların bu kadar hızlandırılabilmelerinin birden çok nedeni bulunmaktadır.Öncelikle küçük parçacıkların doğal olarak küçük kütleleri vardır ve fiziğin temel kanunlarına bakılırsa,bir parçacığın kütlesi ne kadar küçükse,hızlandırmak için o kadar az enerji gerekir.Bir diğer nedeni ise parçacık çok küçük olduğundan sürtünecek yüzeyi ve sürtüneceği madde miktarı da küçük olduğundan sürtünmeye kaybedilen enerji de azdır.Bu da hızlandırmak için gereken enerjiyi düşürmekle kalmayıp hızlandırmak için ideal ortamı da oluşturmaktadır.

Varsayalım ki teknolojimiz ilerlemiş olsun ve parçacık yerine bir cismi yüksek hızlara eriştirebileceğimiz ideal ortamı sağlayabilelim.Bu durumda bir cismin çıkabileceği maksimum hız ne olurdu ?

Cevap çok da farklı değil.Yeterli enerji ve düşük sürtünme ortamı sağlanırsa bir cisim de ışık hızına oldukça yakın hızlara çıkartılabilir.Yani neredeyse saniyede üç yüz bin kilometre ! Aerodinamik ise cismin ortamda daha kolay akıp gitmesini yani sürtünmenin azaltılmasında kullanılabilir

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
385
Burak Sivari
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir japon şirketi 2050 yılına kadar 36 bin kilometre yükseklikte bir uzay istasyonu ve bu istasyona ulaşacak bir çeşit asansör inşa etmeyi planlıyormuş. Peki bu nasıl mümkün olabilir ? o kadar uzun bir yapının ayakta kalması imkansız değil mi sizce de
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Özgür Aras , Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Karbon nanotüpler ya da grafen olarak bildiğimiz yapılar oldukça güçlüdür ve saç teli kalınlığındaki bir grafen tel 36 GigaPascal'a kadar basınca dayanabilir.

Asansör fikri 80'li yıllardan beri vardır fakat çelik tellerin dünyanın dönüşünden kaynaklanan merkezkaç kuvvetine dayanamayacağı düşünülüyordu. Yeni tür malzeme henüz 15 yıldır üretilebiliyor ve teorik olarak asansör yapılabilir.

Fakat gerek atmosfer koşulları, gerek yörüngenin yüksek hızı ve gerekse yaklaşık 500 km uzunluğundaki kabloyu uzaya taşıma fikrini gerçekleştirmek oldukça zordur ve bu da asansörün yapımını imkansız hale getirmekte.

Yine de yenilikçi teknolojiler kullanarak bunun basit bir şekilde de olsa gerçekleştirileceğini düşünmekteyim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. phys.org Long, Stretchy Carbon Nanotubes Could Make Space Elevators Possible
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Mert Sar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Özgür Aras , Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Şu an için kullanılamaz çünkü oda sıcaklığı ve üstünde çalışan bir süper iletkene sahip değiliz. Güneş panellerinde kullanmak da tabii şu an için imkansız olmasa da oldukça zordur.

Ek'teki haberi incelerseniz en yüksek süper iletken şu an için -23 derecede çalışmaktadır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Webtekno Süper iletken sıcaklık rekoru
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,909
Jimmy Braddock
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Özgür Aras , Fizikçi, Yazılımcı ve Felsefeci

Amerikalılar elektrik dağıtım sistemlerini ve modern elektrik fişini geliştirirken, diğer ülkeler Amerikan standartlarını (60 Hz, 110V ve fiş sistemi) verimli bulamadılar.

Böylece, her ülke kendi elektriğini sağlamanın yolunu kendi başlarına geliştirmeye başladı. Almanlar, 50Hz'lik (metrik sisteme oldukça uygun) ve 220 V'luk (daha verimli güç iletimi) kullanmaya başladılar. Bu onların cihazları için daha avantajlıydı.

Hintliler ve Pakistanlılar için, fişlerdeki yenilikler, 1947'de Hindistan'dan ayrıldıktan sonra geldi. İngiliz sistemi bu ülkelerde baskındı.

Dünya savaşlarından sonra da kimse Almanya'nın elektrik sistemini kullanmak istemedi. Özellikle de Amerikan ve İngiliz standartları farklılaştı. Frekanslar ve voltajlar ülkelere göre değişmeye başlayınca prizleri de farklılaştırmak gerekti. Çünkü her ülke kendi voltaj sistemini kullanıyordu ve bir ülkeden diğerine elektrikli cihazınızı götürdüğünüzde muhtemelen cihazlar bozulacaktı. Bu nedenle prizleri de değiştirmeye karar verdiler.

Avrupa basit Alman sistemine geçerken Amerikan ve İngiliz prizleri için güvenlik de ön plandaydı ve daha zor sökülen ve takılan köşeli bileşenler kullandılar.

1950'lerden sonra ise sistemler standart hale geldi ve bugünkü haline ulaştı. Artık pek çok cihaz 110/220 V ve 50Hz parametreleriyle çalışacak şekilde tasarlanmakta. Fakat İngiltere gibi ülkeler tıpkı diğer uluslararası standartlarda olduğu gibi kendi standartlarından vazgeçmediğinden bu kullanım günümüze kadar devam etmiştir.

Özetle, her ülke verimsiz bir Amerikan sistemi olduğunu düşündüğü şeyin yerine paralel olarak kendi sistemlerini geliştirdi. 2. Dünya Savaşı'nın sonunda elektrik her yerdeydi ve ortak bir standarda geçiş yapmak çok zor olduğu için elektrik sistemleri bugünkü haliyle kaldı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
565
Esra Metin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hissetmeyiz çünkü seyahat halindeyken bizde uçağın hızuna sahip olmuş oluruz. Eğer uçak 400km/h ile gidiyorsa bizde aynı hızda gideriz. Bu yüzden hızı hissetmiyoruz.

Ancak uçak kalkarken koltuklarımızda geriye doğru gideriz. Bunun nedeni de newtonun eylemsizlik yasası. Çünkü o anda yani uçağın yerde kalkış için beklediği anda bizim hızımız yere göre sıfırdır. Ama uçak hareket ettiğinde bi kuvvet hissederiz bunun nedeni de var olan mevcut hızımızı korumak istememiz.

Umarım yardımı olmuştur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
7
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle lazer kaynağından ,lazer ışığı yayılır.yayılan lazer ışıkları ,isik dalga demeti bir dagiticiya gelir.ve isik iki demet halinde yayılır.Bu demetlerden biri,ayna ile yansitılır ,mercek tarafından kırılır ve böylece cisim aydınlanmış olur.Diğer demet ise ikinci bir ayna yardımıyla yansıtılarak yonlendirilir.Daha sonrasında ise kirilarak cismi aydınlatan isik demetinin bir kısmı ışığa duyarlı ekrana yonlendirilir.bu esnada ikinci demet de ,ikinci mercek yardımıyla kirilarak ışığa duyarlı ekranı aydınlatır.

Sonunda da iki farklı yönden gelen denetler ışığa duyarlı ekran üzerinde karşılaşınca hologram olusur .

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Gökmen Özkan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Fiziği seviyorum ama hangisini okusam kararsız kaldım. Amacım bilim insanı olmak değil de teknolojiyle uğraşmak.
Puan Ver
1
Puan Ver
2,092
Recep Enes Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Göktuğ Kaçıra , Biyoteknoloji meraklısı

Genetik Mühendisliğinde genlerin kullanılımı genel olarak genlerin klonlanıp farklı yerlerde kullanılmasına dayanır. Kullanılan genler çoğalmalarının, barınmalarının, beslenmelerinin diğer türlere göre daha kolay olduğundan genelde bakteri (çoğunlukla Escherichia coli) gibi prokaryot türler kullanılır.

Gen klonlaması DNA moleküllerini özel bölgelerde, belirli sınırlarda kesen enzimlerin kullanılmasına dayanır ve bu enzimler restriksiyon enzimleri olarak adlandırılır. Yüzlerce farklı restriksiyon enzimi tanımlanmıştır ve her biri farklı DNA dizisini tanır ve şeker-fosfat bağlarını keser. Bu kesim sonucu elde edilen parçada en az bir adet tek zincirli uç oluşur. Bu uca yapışka uç denir. Farklı bir DNA molekülüne ait kısım aynı restriksiyon enzimi tarafından kesilir. Kesilen parça ve DNA iskeleti yapışkan uçlardan DNA ligaz sayesinde birleştirilir.


Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Campbell Bioyoloji İnternet üzerinden bir kaynak kullanmadığım için kitabın Google URL'sini yazdım. Bendeki Palme Yayınlarının dağıtımını yaptığı 9. serinin Türkçesi. Sayfa 396 Biyoteknoloji
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Müslüm Can
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Transistörlerin ve çöplerin temelde elektronların hareketi sayesinde çalıştığını biliyorum. Ancak sadece elektronun hareketi sayesinde nasıl bu kadar gelişmiş bilgisayarlar yapılıyor bu yaptığım işlemleri nasıl elektronun hareketi sonucunda yapabildiğimizi anlamıyorum.

Toplam 43 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim ülke tanımaz; çünkü bilgi tüm insanlığa aittir ve meşalesi tüm Dünya'yı aydınlatır.”
Louis Pasteur
Geri Bildirim Gönder