Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
3
Puan Ver
150
Batuhan İyiis
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip (3)
Son yıllarda gördüğüm haberler ve tartıştığım insanlardan duyduklarım şunu gösterdi. İnsanlar herşeyi genlere bağlayarak çevre faktörünü yok sayıyor
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Okuduğum bir yazıda, kişinin karakterlerinin oluşumunun sadece edilen çevre, ailenin ve okuldan alınan kültür ve eğitiminden değil bunların yanı sıra genlerin de etkilediğini öğrendim.

"Örneğin genetik yapısı kriminaliteye yatkın birisinin suç profili, eğitimsiz, güvenden yoksun bir ortamda, adam öldürme soygun, gasp gibi ağır kriminal olaylar olabilirken, varlıklı bir ortam, iyi bir eğitimle bu suç profili şantaj, tehdit, genel adaba aykırı davranışlar, agresiflik gibi kısmen daha hafif sayılabilecek suçlara dönüşebilmekte."imiş.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. BioMedya Genler Ve Karakter Oluşumu
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
60
Başol Saraç
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
elbette zırhı yok ederek virüsün içindeki metaryeli boşa çıkaran bir çözüm, vücut içinde benzer dokuya sahip hücrelere de zarar verecektir ancak, virüsü etkisiz kılmak için Spike Protein bağlantısını kesmeye yönelik çalışmaların yanında, virüsün zırhındaki zayıf noktayı bulmak çok daha etkili bir çözüm olabilir
Puan Ver
1
Puan Ver
310
Melih Çimen
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (2)
Her sperm hücresi farklı bir genetik koda sahip olduğundan istenen genetiğe sahip (örn. kalıtsal hastalık bulundurmayan) sperm döllenmesi -bir nevi geliştirilmiş modern ıslah yapılması- mümkün mü? Bununla ilgili bir çalışma var mı?
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Hilal Kuday
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle iyi günler,

sorunuzda yer alan kilo vermek ile ilgili konuşmak gerekirse;

kilo vermek vücuttaki gereksiz ( fazla) yağları sağlıklı bir şekilde vücutta atmak olarak adlandırabiliriz. Bunu da yaparken temel amaç, sağlığı her zaman korumaktır. Yapılan araştırmaların genelinde alınan kalori yakılan kaloriden düşük olduğunda insan vücudu yağ yakmaya başlar.

Eğer doğru bir nefes çalışmasıyla kalori yakabiliyorsanız örneğin bisiklete binmeyip, koşmayıp, pilates yapmayıp ,yüzmeyip ve sağlıklı beslenmeyip sadece doğru nefes egzersizleriyle kilo vermeye çalışıyorsanız. Tavuk yumurtasında inek çıkmasını bekliyorsunuz demektir. Amaç harcanılan kaloriyi artırmak olsun her zaman.

Bilimden gidilmeyen yolun sonu, karanlıktır. İyi günler.

Teşekkür (2)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
80
Defne Eşkin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Klasik müzik dinleyenlerin genelde sakin bir kişiliğe sahip olması bence tesadüf değil. Peki bu klasik müzik; limbik sistemi mi etkiliyor, parasempatik sinirlerin etkisini mi arttırıyor veya sempatik sinirlerin etkisini mi azaltıyor(karakter sınırı çok az, hiçbir şey sığdıramadım buraya ancak bu kadar oldu)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Baran Anık , Tıp Fakültesi Öğrencisi

Merhaba,

Bazı araştırmalar, klasik müziğin kalp atım hızını düşürdüğünü ve stresi azalttığını göstermiştir. Çalışmalar klasik müzik dinlemenin kortizon seviyesini, kalp atım hızını ve kan basıncını düşürerek kaygıyı azalttığını göstermektedir. Ayrıca bazı araştırmacılar, klasik müziğin iyi hissetmemizi sağlayan dopamin nörotransmitterinin salınımını arttırdığını da söylemektedir.

Umarım yardımcı olabilmişimdir.

Bilim dolu günler dilerim, sağlıcakla kalın.

Teşekkür (3)

Kaynaklar

  1. the Healthy
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Sümeyye Özçelebi
Teşekkür
Hatırla
Takip
ileri yaşta olmayan hastalar için 5-10 yıl arasına sigara içiyorsa mesela ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Baran Anık , Tıp Fakültesi Öğrencisi

Merhaba,

Bazı uzmanların söylediğine göre, sigara içmek sizi şiddetli Covid-19 enfeksiyonuna karşı daha savunmasız hale getiriyor. Bu konuda fazla çalışma olmamasına rağmen, kanıtların çoğu sigara içmenin akciğerlerdeki immün fonksiyonu baskıladığını ve inflamasyonu tetiklediğini gösteriyor. Uzun dönem sigara içicileri için ise kronik akciğer hastalıkları gelişme riski daha yüksek olduğundan, şiddetli Covid-19 vakaları görülme ihtimali artıyor.

Ayrıntılı bilgiyi kaynak bölümünde bulabilirsiniz. Umarım yardımcı olabilmişimdir.

Bilim dolu günler dilerim, sağlıcakla kalın.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
60
Murat Parlak
Teşekkür
Hatırla
Takip
Laboratuvarlarda çalışırken likit ürünler tercih ediyorduk çünkü virüs veya ondan kalan patojenik kimyasalların da ortama eldiven aracılığıyla bulaşabileceğini düşünüyorduk. Bilmediğim birşey olabilir mi diye fikrinizi almak istedim.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bildiğim kadarıyla katı sabun kullandıktan sonra sabunun düzgün bir şekilde temizlemezsek üzerinde artıklar ve bu artıkla ile beraber patojenler de kalıyor. Bu nedenle sıvı sabun kullanmak katı sabuna göre daha sağlıklı. Umarım sorunu doğru anlayıp doğru cevaplamışımdır. Açıklamayı okuyunca başka bir şey kastedip kastetmediğini düşünmeye başladım.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Gaye Uluhan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Corona ile ilgili çok fazla komplo teorisi var. Ekte bir haber var, siz daha önce Korona Virüsü doğal yollarla evrilmiş bir virüs olduğunu söylemiştiniz. Ancak buna kimse inanmıyor ve inandıramıyorum. Ekteki maili gönderiyorlar bana. Bana yardım edin, nasıl ispatlayabilirim?
Puan Ver
0
Puan Ver
1,295
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Merhaba Selçuk,

Sorduğun konu hakkında Evrim Ağacı bünyesinde uzunca bir makale mevcut. Baştan sona okuduğun takdirde kafandaki tüm soru işaretlerinin yok olacağını düşünüyorum.

Makaleye buradan ulaşabilirsin.

Ölüm, kendimizi bildik bileli anlamlandırmaya çalıştığımız ürkütücü bir olgudur.

Sağlıcakla :)

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
305
Ziya Gökalp
Teşekkür (1)
Hatırla (1)
Takip
Meme büyüklüğüyle süt miktârı arasında bir ilişki olmadığını ve meme büyüklüğünün cinsel seçilim baskısı olduğunu biliyoruz. Peki, bir dişinin ürettiği süt miktârı başlıktaki durumlarla ilişkili midir? Yani 3 yavrusu olan bir dişi, 1 yavrusu olan bir dişiden; 3 yavru emziren bir dişi, 1 yavru emziren bir dişiden; günde 3 kez emziren bir dişi, günde 1 kez emziren bir dişiden daha fazla süt üretir mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Barış Paçraz
Teşekkür
Hatırla
Takip
Tüm canlılar arasında en zor doğumun insanlarda olduğunu anlatan harika bir yazınız vardı, defalarca aramama rağmen bulamadım. Bulup, paylaşırsanız çok sevinirim.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

https://evrimagaci.org/insan-bebekleri-neden-bu-kadar-aciz-insanlarda-dogum-neden-bu-kadar-sancili-7473 Sanırım aradığınız konu bu fakat 200 harf kotasını doldurmak için biraz saçmalamam gerekecek :)

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
180
Mehmet Pürselim
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çin'in bir bölgesinde bir yarasa gökyüzünde süzülüyor ve geçtiği ormanlardan birine dışkısıyla koronavirüsün izini bırakıyor. Ormandaki yaban hayvanlarından biri, muhtemelen yaprakların arasında böcek arayan bir pangolin (karıncayiyen), bu dışkıya ulaşıyor ve enfeksiyonu kapıyor.

Yeni virüs de vahşi yaşam döngüsüne girmiş oluyor. Enfeksiyonu kapan hayvanlardan biri, bir kişi tarafından avlanınca da, hastalık bu kişiye bulaşıyor. Ve virüs yaban hayvanlarının satıldığı pazardaki işçilere bulaşıyor. Küresel boyutlara ulaşacak salgın da böylece doğmuş oluyor.

Bilim insanları, bu senaryoyu doğrulayacak kanıtlara ulaşmaya çalışırken, bir yandan da virüsün bulaştığı yaban hayvanlarını bulmak için çabalıyor.

Londra Hayvanbilimleri Topluluğu'ndan Prof. Andrew Cunningham, olaylar dizisini keşfetmeye çalışmanın "detektiflik hikâyesi gibi" olduğunu söylüyor.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. BBC
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
100
Mehmet Ali Okay
Teşekkür
Hatırla
Takip
10 sene önce arkadaşımla olan sohbetimin içinden bir cümle hatırlamak istiyorum ama neden onu hatırlamıyorum? Ya da geçen sene yolda yürürken gördüğüm insanların yüzünü neden hatırlamıyorum? Bunlar sadece örnekti. Neden istediğimiz zamandaki istediğimiz bir olayı direkt aklımıza getiremiyoruz? Bunun sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Nörobilimde bir söz var: “Beraber ateşlenen nöronlar, beraber bağlanır.” Bu şu demek; beyninizde bir nöro-devreyi ne kadar çok çalıştırırsanız, o devre o kadar çok güçlenir. Bu yüzden bir başka sözü de buna eklemeden geçmeyelim: “Pratik mükemmelleştirir.”

Beyinde, unutma-silme düğmesi var

Tüm yaşamı kontrol altına alabilmek sadece beyindeki nöron ağlarını kontrol edebilmekten geçiyor.

Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır

Nörobilimde bir söz var: “Beraber ateşlenen nöronlar, beraber bağlanır.” Bu şu demek; beyninizde bir nöro-devreyi ne kadar çok çalıştırırsanız, o devre o kadar çok güçlenir. Bu yüzden bir başka sözü de buna eklemeden geçmeyelim: “Pratik mükemmelleştirir.” Ne kadar çok pratik (piyano çalmak, bir dili konuşmak, ya da jonglörlük, vb…) yaparsanız, ona ait devreler o kadar çok güçlenir. Bu fikir, yeni şeyleri öğrenmenin yıllardır odağında yer almıştır.

“Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır.”

Hattâ daha önemli olan şey; eski bilgileri yıkma becerimizdir. Buna “sinaptik budama” denir. Gelin bunun nasıl çalıştığına bir göz atalım…

Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?”

BEYNİNİZ BİR BAHÇE GİBİDİR

Beyninizin bir bahçe olduğunu hayâl edin… Çiçek, meyva ya da bitki yetiştireceğiniz değil de nöronlar arasında sinaptik bağlantılar kurduğunuz bir bahçe olduğunu düşünün. Bunlar, dofamin, seratonin ve diğerleri gibi nörotransmiter olup, beyin boyunca seyahat eden bağlantılardır.

“Glial hücreleri”, beyninizin bahçıvanlarıdır; belirli nöronlar arasındaki sinyali hızlandırırken, diğer glial hücreleri de atıkları ortadan kaldırır; yabani otları temizler, zararlı böcekleri öldürür, kurumuş yaprakları toplar. Beyninizin budama bahçıvanı “mikroglial hücrelerdir.” Sizin sinaptik bağlantılarınızı budarlar.

Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?”

Araştırmacılar bu gizemi daha yeni yeni çözmeye başladılar. Bildikleri şey; daha az kullanılan sinaptik bağlantılar, C1q (diğerlerinin yanı sıra) adlı bir protein tarafından işaretleniyor. Mikroglial hücreleri bu işareti tespit ettiklerinde, bu proteini bağlayıp, o sinapsı yok ediyor ya da buduyor.

Bu, beyninizin daha fazla öğrenebilmeniz için yeni bağlantılar kurmada ve güçlendirmede size fiziksel yer açamasıdır.

UYKU NEDEN ÖNEMLİ?

Hiç zihninizin dolu olduğunu hissettiğiniz oldu mu? Bunu belki yeni bir işe başlarken ya da bir projeye gömüldüğünüzde hissetmiş olabilirsiniz. Sürekli yeni bilgilerle muhattap olduğunuz için yeterince uyuyamazsınız.. İşte bu durum da gerçekten de kafanız doludur…

Pek çok yeni şey öğrenirken, beyniniz bağlantılar kurar ama bunlar etkisiz, verimsiz, geçici bağlantılardır. Beyniniz, bu bağlantıların pek çoğunu budama ve daha akıcı, gelişmiş, verimli yollar kurma ihtiyacı duyar ve bunu da “uyku esnasında” yapar.

Beyniniz temizleme işlemini siz uyurken yapar.(Beyin hücreleriniz, glial bahçıvanlarının gelip, atıkları temizlemesi ve sinapsları budaması için %60 oranında büzüşür, daralır.)

Hiç iyi bir gece uykusundan kalkıp da daha net ve daha hızlı düşünebildiğiniz oldu mu? Bunun sebebi; tüm o budama ve neticesinde oluşan verimli yolların gece boyunca sürmesi ve sabah kalktığınızda size yeni bilgiyi (bir başka değişle öğrenmek için) kabul edip, sentezleyecek pek çok yeri açmasıdır.

“Uykusuz bir beyin ile düşünmek, tıpkı vahşi ormanda elinde palayla yürüyerek yol açmaya benzer. Bu, çok yavaş ve çok yorucu, tüketici bir şeydir.”

Aynı sebepten dolayı, şekerleme yapmak bilişsel beceriler için çok yararlıdır. 10-20 dakikalık bir kestirme, mikroglial bahçıvanlarınıza, gelip, bazı kullanılmayan bağlantıları temizleme ve yenilerinin yetişmesinde yer açma şansı verir.

Uykusuz bir beyin ile düşünmek, tıpkı vahşi ormanda elinde palayla yürüyerek yol açmaya benzer. Bu, çok yavaş ve çok yorucu, tüketici bir şeydir. Bu vahşi ormanda o şekilde yürüken, yollar birbirine geçmiş ve ışık aradan süzülmemektedir… Çok iyi dinlenmiş bir beyinle düşündüğünüzde ise, bu, Central Park’ta mutlu bir şekilde gezmeye benzer; yollar açık, bağlantılar görülür, ağaçlardan önünüzü görebilirsiniz. Bu canlı, net bir durumdur.

Sizin için önemli olan şeyleri düşünün

DÜŞÜNCENE DİKKAT ET

Aslında uyku esnasında beyninizin neyi sileceğine karar vermede siz de biraz kontrol sahibisiniz. Bunlar, recycle (geridönüşüm) için işaretlenen sinaptik bağlantılardır. Kullandıklarınız, sulanan ve oksijen verilenlerdir.

Dolayısıyla, ne düşündüğünüze dikkat edin, farkında olun.

Game of Thrones dizisi hakkında çok fazla teori okuyup da, esas yapmanız gereken iş üzerinde daha az vakit harcadığınızda, bilin bakalım recycle (geri dönüşüm) için hangi sinapslar işaretlenir?!…

İşyerinizde birisi ile tartışıp, zamanınızın büyük bir kısmını üzerinde çalıştığınız proje yerine onunla nasıl ödeşeceğinizi düşünerek harcarsanız, tüm sinaptik bağlantılarınızı öç alma konusuna yönlendirmiş ve yaratıcılığınızı köreltmiş olursunuz.

Beyninizin doğal bahçıvanlık sisteminin avantajından yararlanmanın en basit yolu; sizin için önemli olan şeyleri düşünmenizdir. Bahçıvanınız bu bağlantıları güçlendirecek ve daha az önem verdiklerinizi de budayacaktır. Bu şekilde beyin bahçenizdeki çiçeklerin açmasına ve yetişmesine yardım etmektesiniz…

Teşekkür (2)

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
2,629
Jimmy Braddock
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bebeklerin rüya görüp görmedikleri hakkında şimdilik kesin olarak bir şey söyleyemeyiz çünkü objektif olarak bunu ölçecek araçlara henüz sahip değiliz. Pediatrik rüya görme uzmanı psikolog David Foulkes'e göre, insanlar bebeklerinin algılama becerisiyle rüya görme becerisinin aynı olduğunu sanıyor. Foulkes ve diğer sinirbilimciler, bebeklerin yaşamlarının ilk birkaç yılının rüyasız olduğunu düşünüyor. Sinirbilimciler, REM uykusunun yenidoğanlarda ve bebeklerde tamamen farklı bir rol oynadığına inanıyor; beyinlerinde yollar oluşturmasını sağlıyor, daha sonra da dil geliştirmelerine yardımcı oluyor.

Sinirbilimciler, rüya görmenin çocukluğun erken yaşlarında ortaya çıkan bilişsel bir süreç olduğunu düşünüyor. Çocuklar bu süreçte bir şeyi görsel ve mekansal olarak hayal edebilme kapasitesini kazanıyor. Foulkes ve meslektaşları tarafından yapılan araştırmalara göre, 4-5 yaş arasındaki çocuklar bile tipik olarak hareketsiz, az duygulu ve sade rüyalar tanımlıyorlar. 7-8 yaşlarında ise rüyalar canlanmaya başlıyor çünkü çocuklar bu yaşta kendi kimliklerini açık bir şekilde kavrıyorlar.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Kaynak Cevap
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
300
Anıl Edalı
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Eșcinsellerin üreyememesi sebebiyle yeni nesiller meydana getirememekte olduğunu hepimiz biliyoruz fakat eșcinsellik yüzyıllar boyunca elenmeden nasıl günümüze kadar ulaştı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Madem homoseksüel ilişkide yavrular doğmuyor, neden evrimsel süreçte homoseksüeller veya buna yatkın olanlar elenmemişler?

Dolayısıyla, araştırılması gereken temel nokta, eşcinselliğin evrimsel açıdan faydalı olup olmadığı, faydalıysa neden faydalı olduğu, değilse nasıl olup da bu kadar yaygın şekilde canlılar arasında görülebildiğidir. Şimdi bunlarla ilgili incelemelere bir bakalım:

Her şeyden önce, eğer ki eşcinsel bir birey eğer ki çocuk sahibi olmayı çok istiyorsa, sadece çocuk yapmak amacıyla seks yapma seçeneğine her zaman sahiptir. Bundan zevk almıyor olsa veya itici bulsa da, eşcinsel bireylerin ezici çoğunluğunun üreme sistemi bakımından herhangi bir eksikliği bulunmamaktadır. Dilerlerse bu şekilde çocuk sahibi olabilirler.

Ancak modern zamanlarda (ve hatta doğada) eşcinsellerin çocuk sahibi olmasının tek yolu bizzat seks yapmak değildir. Eşcinsel çiftlerin yaygın olarak başvurdukları birkaç yöntem şöyledir:

Evlat Edinme: Eşcinseller, devlet mekanizmalarının izin verdiği yerlerde, öksüz veya yetim çocukları evlat edinerek kendi çocukları gibi bakabilirler. 2019 itibariyle Dünya'da sadece 27 ülke buna izin vermektedir.

Taşıyıcı Annelik (Vekaleten Gebelik): Özellikle gey erkekler arasında yaygın olan bu yöntemde, para ve/veya insani nedenlerle taşıyıcı annelik yapmayı kabul edilen bir dişiye verilen spermler ile gebelik sağlanır.

Dölleme (İnseminasyon): Özlelikle lezbiyen çiftler arasında görülen bu yöntemde, para ve/veya insani nedenlerle spermini bağışlamak isteyen bir erkekten alınan spermler şırınga yoluyla vajinal kanala enjekte edilerek gebelik sağlanır.

Karşılıklı IVF: Yeni gelişen yöntemler sayesinde, bir kadından alınan yumurtanın kromozomları kullanılarak, diğer bir kadında yavru üretilebilir.

Modern Teknikler: Henüz geliştirilmekte olan bazı yöntemlerde amaç, kök hücrelerden bebek üretebilmektir.

Temmuz 2018'de UCLA Hukuk Fakültesi tarafından yapılan ve ABD'deki eşcinsel ailelere odaklanan bir araştırma, bu konuda şu sonuçları vermektedir:

Sadece ABD'de sadece 2016 yılında 346.000 gey çift, 359.000 lezbiyen çift bulunmaktaydı.

Bunlardan 114.000 civarı (86.000 lezbiyen ve 28.000 gey çift) çocuk büyütmekteydi.

Bunların %68'i biyolojik çocuklarını büyütmekteydi; yani yukarıdaki yöntemleri kullanarak kendi çocuklarını yapmışlardı.

Eşcinsel çiftler arasında evlat edinme oranları (%21.4), heteroseksüel çiftlerden (%3) dikkate değer miktarda yüksekti.

Heteroseksüel çiftlerin %90'ı evliyken, eşcinsellerde bu oran %50 dolaylarındaydı.

Evrim Mekanizmaları, Eşcinselliği Neden Elemedi?

Bununla ilgili pek çok hipotez ileri sürülmüştür. Burada birkaçına değineceğiz:

Eşcinselliğin Hiyerarşik ve Yavru Bakım Avantajı

Yapılan bazı çalışmalar, eşcinselliğin bazı durumlarda cinsel başarıyı dolaylı olarak da olsa arttırdığını göstermektedir. Bu hipoteze göre, aynı cinse ilgi duyan bireyler hiyerarşik düzende kolayca üst basamaklara çıkarak karşı cinse ulaşma şanslarını arttırırlar. Bu iddiaları düşünürken, sadece insanları değil, diğer yüzlerce hayvan türünü de hesaba katmak gerekir.

Örneğin bir martı türünde gözlenen eşcinsellik, bireyler arası ilginç bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. Dişi martılar, erkeklerin yetersizliği veya sayıca azlığına tepki olarak, erkeklerle çiftleşmekte ve yavru üretmekte; ancak yavrulara başka bir dişiyle ortak olarak bakmaktadırlar. Bu sırada aralarında cinsel ilişkiye benzer davranışlar da görülmüştür. Yani erkek, sadece bir üreme aracı olarak görülmekte, gerçek eş olaraksa aynı cinsiyetin bireyleri (bu martı türü için dişiler) görülmektedir. Yukarıdaki tanımlarımız dahilinde, bu kuşların cinsiyeti dişidir, toplumsal cinsiyet açısından erkeklerle çiftleşmeleri beklenmektedir; ancak cinsel yönelimleri lezbiyenliktir (dişiler arası eşcinsellik).

Yukarıda da değindiğimiz gibi eşcinsel bireylerin başka bireylerin yavrularını evlat edinmesi, farklı açılardan da evrimsel başarıyı arttırıcı bir etkiye sahip olabilir. Örneğin, normalde uyum başarısı yüksek olmasına rağmen, ebeveynleri olmayan bireyler, genetik sürüklenme dahilinde kolayca elenebilirler. Böylece popülasyonlardaki "elit" bireyler (burada "elit" kavramı, evrimsel biyoloji açısından, "uyum başarısı en yüksek birey" anlamına gelir), olmaması gerektiği şekilde elenebilirler. Ancak popülasyon içerisinde eşcinsel çiftlerin varlığı, bu bireylerin evlat edinilmesine ve hayatta kalmasına büyük katkılar sağlayabilir. Bunun gerçekleşme sıklığı konusunda tartışmalar bulunmaktadır.

Eşcinselliğin Grup Avantajı

Bir diğer hipotez de, eşcinselliğin bireyleri desteklemek yerine grupları ve grup yaşantısını desteklemesinden taban almaktadır. Örneğin en yakın akrabamız olan bonobolarda eşcinsellik, sosyal ilişkileri güçlendirmek için kullanılan bir araçtır.

Samoa'da yapılan bir araştırma, eşcinsel erkeklerin yeğenlerine daha çok zaman ayırdığı ve ilgilendikleri görülmüştür. Bu da evrimsel biyoloji açısından oldukça önemli bir kavram olan "akraba seçimi" (kin selection) ile açıklanabilir. Eşcinsellik, evrimsel mekanizmalar tarafından desteklenmek için doğrudan bireyin evrimsel başarısını arttırmak zorunda değildir. Akrabaların veya grubun başarısını arttırması da yeterli olabilmektedir.

Nötral Bir Karakter Olarak Eşcinsellik

Bir diğer hipotez, eşcinselliğin nötral bir karakter olmasıdır; yani eşcinsellik ne avantaj ne de dezavantaj sağlar (veya avantajları ile dezavantajları birbirine yaklaşık olarak eşittir).

Makaklar üzerinde yapılan araştırma, eşcinselliğin sadece zevk amaçlı kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. Yani Doğal Seçilim üzerinde bir etkisi olmadığı için, elenmesi için de bir sebep yoktur; tabii zamanla elenebilir veya yaygınlaşabilir.

Bunu "neredeyse nötral özellikler" açısından, Genetik Sürüklenme çerçevesinde incelemek mümkündür. Doğada birçok özellik, aslında doğrudan hiçbir avantaj veya dezavantaj sağlamamasına rağmen, sürüklenerek popülasyon içerisinde sabitlenebilmektedir. Eşcinsellik de böyle bir çeşitlilik kaynağı olabilir ve diğer hipotezleri ileri sürdüğü olası avantajlar dahilinde ufak bir avantaj bile sağlıyorsa, çok kısa bir süre içerisinde popülasyon içerisinde belli bir gen frekansında sabitleniyor olabilir.

Dişilerde Cinsel Verimliliği Arttırıcı Bir Özellik Olarak Eşcinsellik

Ortaya atılan bir diğer hipotez, eşcinselliğe sebep olan ve henüz tam olarak tespit edilememiş olan genlerin, kadınların cinsel verimliliğini arttırdığı; bu sebeple genel olarak yavru üretilemese bile eşcinselliğin elenmeden günümüze kadar gelebildiği yönündedir.

Bu hipotezi savunanların çıkış noktası, orak hücre anemisinin zararlı bir mutasyon olmasına rağmen Sahra Altı Afrika'da bu hastalığı taşıyanların sıtmaya yakalanmaması örneğidir. Orak Hücre Anemisi, sıtmaya karşı direnç sağlamaktadır; bu sebeple zararlı bir hastalık olsa da popülasyon içinde belli bir oranda korunmaktadır. Bir hastalıkla kıyaslanıyor olması, hatalı anlaşılmalara neden olmamalı ve eşcinsel popülasyonun alınmasına sebebiyet vermemelidir. Zira bu, çok yaygın bir örnek olduğu için araştırmacılar tarafından kullanılmıştır ve teknik olarak bir "hastalık" olsa bile, Orak Hücre Anemisi sayesinde birçok birey sıtma gibi çok daha ölümcül bir hastalığa yakalanmadan hayatta kalmayı sürdürmüşlerdir. Bu, evrimsel açıdan çok büyük değere sahip bir durumdur.

Dolayısıyla eğer ki eşcinsel dişilerin genleri, çiftleştiklerinde yavru sayısında veya sağlığında herhangi bir avantaj sağlıyorsa, bu özelliğin üreme sıklığını düşürse bile avantajlı bir sonuç doğuruyor olabilir.

Cinsel Seçilimle Korunan Eşcinsellik

İleri sürülen bir diğer hipotez, bazı dişilerin, eşcinsel eğilimli erkekleri seçmesi sonucu Cinsel Seçilim yoluyla, üreme konusunda olumsuz etkileri olsa bile, dişi tercihinden ötürü eşcinselliğin korunmasıdır. Bu hipotez de tabanlarını tavuskuşlarından alır: Erkek tavuskuşlarının büyük ve gösterişli kuyruğu onları kolayca av yapar; ancak dişiler, bu erkekleri seçmektedir. Burada, Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim arasında zıt bir denge kurulur. Eşcinsellik için de bu tip bir açıklama ileri sürülmüştür.

Eşcinselliğin Genetik Kökenleri Hipotezi

Bu konuyu daha önceden kapsamlı bir şekilde işlemiştik. Dolayısıyla burada tekrara düşmemek adına vermiyoruz. Devam etmeden önce, buradaki yazımızı okumanızı önemle tavsiye ederiz.

Evrim Ağacı olarak biz, bu açıklamalardan birini mutlak doğru kabul etmektense, birleştirici bir kuram üzerine giderek, her canlı için eşcinselliğin varlığının sebeplerinin farklı olabileceğini düşünmek gerekir. Bu hipotezlerin her biri çeşitli türler üzerinde yapılan incelemelerle doğrulanmış, ancak yeterince kapsayıcı olmayan açıklamalardır. Zamanla bu yaklaşımların geliştirilerek, genetik ve psikolojik alanlarda yapılan atılımlar ve evrimsel biyolojinin açıklayıcı gücü sayesinde, konunun net olarak anlaşılacağını, kapsayıcı ve açıklayıcı bir genel teorinin ileri sürülebileceğini düşünüyoruz.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
190
Julien Sorel
Teşekkür
Hatırla
Takip
Doğan çocuklar birbirlerine çok da benzeyebilir az da benzeyebilir. Ama sonuçta aynı ana babadan doğmuşlar gibi sayabiliriz. Burada daha çok merak ettiğim şey biyolojide kardeş ne demek? İlk kez soru yazıyorum buraya hatam varsa özür dilerim. Şimdiden herkese teşekkürler.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Tek yumurta ikizi çocuklar genetik olarak aynıdır. Fiziksel özelliklerinde kilo, vücut gelişimi ya da alışkanlıklara bağlı ufak farklar olabilir. Kadın ve erkek tek yumurta ikizi ise ikiz kardeşlerinin çocukları ile kendi çocukları biyolojik olarak kardeş olacaktır. Genetik olarak aynı anne ve babanın genlerini almış olacaklar. Biyolojik olarak kardeş denmesi için maternal(anneden) ve paternal( babadan) gelen genomlar aynı olmalıdır.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Ulaş Mert Kuzu
Teşekkür
Hatırla
Takip
Translokasyon ya da inversiyon tipi mutasyonlarda genin yapısı değişmese bile işleyişinin değişmesinin nedeni tam olarak nedir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Gen ifadesini değiştiren süreçleri kastediyorsunuz sanırım. Bunlar metilasyon, histon asetilasyonu, belki fosforilasyon olabilir. Çeşitli aktivatörler de RNA polimeraz ve belli bir promotor arasındaki etkileşimi artırır, böylece genin ekspresyonunu teşvik eder. Ayrıca bildiğim kadarıyla siRNA ve miRNA gibi gen ekspresyonunu etkileyen RNA'lar da var. Mantıken promotor bölgesini uyaran, transkripsiyonu artıran maddeler gibi düşünebiliriz.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Vikipedi Gen ifadesinin düzenlenmesi.
  2. Wikipedia Gene expression.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Özgür Bakırcı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Sorunun Evrim&Abiyogenez yerine buraya daha uygun olduğunu düşünerek açtım, eğer hatalıysa yöneticilerden taşımalarını rica ediyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evrim Ağacı'nın gebelik süresi ile ilgili bir makalesinden bir kesitini buraya bırakıyorum. İnsan dahil 10 hayvanın gebelik süreleri şöyle:

Deniz Aslanı: 350

Evcil At: 335

Lama: 330

Fok: 330

İnek: 285

İnsan: 270*

Goril: 257

Elk: 245

Kanada Geyiği: 245

Kutup Ayısı: 241

Buradan yola çıkarak, zekâ ile gebelik arasında bir ilişkiyi şahsen ben göremiyorum. Bu makaleyi kaynaklar kısmına ekliyorum, listenin tamamına oradan bakabilirsin.

İkinci soruna gelirsek, öncelikle yetişkinlik tanımımıza bakmamız lazım. Legal olarak yetişkinlik ülkeden ülkeye değişse de genellikle 18 yaşını geçtikten sonra elde edilir; ki bu sadece insanlara özgü bir yetişkinlik olgusu. Biyolojik olarak yetişkinlik ise cinsel olgunluğa erişmiş, üreme becerisine sahip canlılar için kullanılır. Birçok faktöre bağlı olarak değişiyor ancak yaklaşık bir değer verirsek kızlar için 10-11, erkekler için ise 11-12 yaşları yetişkin oldukları dönemdir diyebiliriz. Bu bağlamda, insandan uzun ömürlü bir canlıyı ele alırsak (ben en uzun ömürlü omurgalı canlı olan Somniosus microcephalus yani Grönland Köpekbalığı üzerinden anlatacağım) yetişkinliğe 150 yaşında eren canlılar bile görebiliyoruz. Yine zekâ ile bir ilişkisini göremiyorum ben şahsen, yine de bu gibi karşılaştırmaları birbirine fiziksel olarak daha yakın canlılar arasında yaparak (örneğin primatlar arasında) zekâ-gebelik süresi ya da zekâ-cinsel olgunluk süresi araştırılabilir.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
130
Emine Arslan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Sorunu tam olarak anlayamadım ancak şunu söyleyebilirim ki aminoasitler oluştuktan kısa bir süre sonra 'bilinçli' bir şekilde vücut oluşturmak adına birleşmiyorlar. İnsan vücudunu örnek alırsak, tahminen 4 milyar yıl civarında olduğunu düşündüğümüz bu çok uzun evrimsel süreç içerisinde nesiller boyu mutasyon, seleksiyon ve diğer evrimsel mekanizmalar sonucunda bu hâlini alıyor. Bilinçsiz aminoasitlerin nasıl bu bilinçli vücudu oluşturduğuyla ilgili Evrim Ağacı'ndan bir video bırakıyorum kaynaklar kısmına, dinlemeni tavsiye ederim.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. İlgili kaynak
Devamını Göster

Toplam 551 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İlk 1-2 gün kendi ülkelerimizi görmeye çalışıyorduk. Üçüncü ve dördüncü gün ülkelerimizin yer aldığı kıtaları birbirimize gösteriyorduk. Beşinci güne geldiğimizde sadece tek bir Dünya olduğunu fark etmiştik.”
Prens Sultan bin Salman El Suud
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Geri Bildirim Gönder