Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
0
Puan Ver
180
Süleyman Yurtsever
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Maymun insanın en yakın akrabasıdır. Maymun ile insanın genlerinin %98.77'si aynıdır. Ancak kalan %1.23 fark sanılanın aksine daha büyüktür. Bu nedenle insan ile maymun çiftleşse bile kromozom farkından dolayı verimli döl veremezler.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
935
Halil Gün
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Meraklı biriyimdir,karıncaların bazı şeyleri taşıdığını gördüm ve bunun karıncalardan daha ağır olduğunu gördüm......
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

"Karıncaların kendi ağırlıklarının katlarca fazlasını taşıyabilmelerinin başlıca sebebi çok “hafif” canlılar olmalarıdır. Bu sayede kas güçlerinin büyük kısmını yükleri taşımak için kullanabilirler."

...

 "Karıncalar yükleri ağızları ile kaldırır ve taşıdıkları yükün ağırlığı boyun eklemi aracılığıyla ayaklara aktarılır. Elektron mikroskobu görüntülerinden, karıncalarda boyun eklemindeki yumuşak dokunun dayanıklılığının çok yüksek olduğunu belirlendi. Ayrıca baş-boyun ekleminde sert ve yumuşak dokuların birleştiği ara yüzeydeki özgün yapının karıncaların boyunlarına dayanıklılık sağladığı anlaşıldı."

...

"Ohio State Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları Formica exsectoides türü karıncaları elektron mikroskobu ve bilgisayarlı tomografi cihazlarını kullanarak inceledi. Eklemlerinin dayanıklılığını ölçmek içinse karıncaları hızla dönen bir disk üzerine yerleştirdiler. Sonuçta karıncaların dönme sırasında üzerlerine etki eden, kendi vücut ağırlıklarının 3500-5000 katı kadar kuvvete dayanabildikleri anlaşıldı."

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. TÜBİTAK - Bilim Genç Araştırma ABD Ohio State Üniversitesi tarafından gerçekleştirilmiş .
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,580
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tıbbın genelgeçer önerilerinin her genetik yapıya uygun olmadığı öngörüsüyle, bireyin kendi genomik proteomik, metabolomik yani moleküler atomaltı seviyedeki işleyişine uygun tanı ve tedavi amaçlı tıp dalıdır. 

Kendi ülkemizde de 7K tıbbı olarak yapılandırılmış bu ekole ait anlayış vardır. Kişideki üstte açıtkladığım şartlarına özel kanıta dayalı yapıdadır. 

Hastalıklar olduktan sonra tanı ve tedavi çabasına girmek yerine, genetik ve gen ekspresyonunun metabolik kronobiyoloji nin sistem biyolojisi olarak ele alınarak öngörülen hastalıkların ortaya çıkmamasını amaçlayan yeni bir anlayışı vardır. 

Tek bir kişinin genomik raporunun 300 sayfa olduğu detaylı bir analiz sistemidir. 

Ancak gen taramasında örneğin bir kanser yatkınlığı çıktığında, bunun rapor edilip edilmemesi gibi özel ve yeni sorunlar da var konuyla ilgili. Çünkü kanser riski olabilir, ancak bu kişinin kanser olacağı anlamına gelmez. Bireye bunun açıklanmaması suç mudur, sorumluluğa neden olur mu, eğer birey kanser olursa ona aktarılmamış olması, doktoru sorumlu tutar mı vs vs. 

Diğer yandan genetik hastalıklar toplamda, yüzde 10un altında kalmakta, bunun yanında epigenetik, artık genetikten çok daha önemli hale geldi tıbbın ilerlemesi sonucu. Ortam şartlarının gen ekspresyonunu değiştirmesi, kişinin olaylara verdiği tepkinin, genlerin ne olduğunun da ötesinde bir etkiye neden olduğunu anladık. 

Diğer yandan, bireye özel denilen şartlar, temel yaşam şartlarının yüzde 90ının doğru olduğunda ele alınabilir yapıda. Yani herkes temel yaşam şartlarının en az yüzde 90ınını zaten yapıyor olmalı ki, geri kalan kısım için bireye özel tıbbi araştırmaları yapalım. Bu demek değil ki genetik yaklaşım yanlıştır gereksizdir, ancak hiç bir yöntemin mutlaklaştırılmaması gerektiği temel alınarak yaklaşmak gerekir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. gen editing
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
70
Ege Çakar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şöyle ki konjugasyon ve mutasyonlar var bu yüzden mitozun evrime katkısı olduğunu düşünüyorum sadece bunu açıklayan bir makale lazım bana.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Krossing Over olayı yani parça değişimi mitoz bölünmede yoktur. Sadece mayoz bölünmede gerçekleşir. Ayrıca rastgele dağılım olayı vardır. Rastgele dağılımda eğer birey birbirinden farklı birim faktörleri içeriyorsa (mor x beyaz) her bir gamet bunları % 50 oranında alabilecektir. Ancak kalıtsal çeşitlilik mitoz bölünmedede vardır. Gerçekleşen mutasyonlar bir sonraki nesile aktarılabilir ama bu gen sadece anneden veya babadan geldiği için bastırılabilir. Eğer aktarılan mutasyonlu gen dominant(baskın) özellikteyse sonraki nesilin fenotipine yansımaktadır ama resesif(çekinik) özellikte ise genotipinde olan özellik fenotipine yansımaz. Bu sebeble mitoz bölünme evrime %100 katkı yapar veya yapmaz diyemeyiz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Mitoz ve mayoz, Mendel Genetiği http://www.bektastepe.net/course-slides/2-mitoz-ve-mayoz.pdf
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
75
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yakın akrabalarda, bu hastalıklara ait genlerin çekinik olarak taşınma ihtimali çok yüksektir. Çünkü kendilerini meydana getiren atalarında bu genler taşınıyorsa, bunların yavrulara farklı şekillerde dağılması mümkündür. Bir diğer soydan biriyle çiftleşildiğinde, bu çekinik genlerin bir araya gelmesi çok daha düşük ihtimaldir. Ancak yakın akrabalar çiftleştikleri zaman, atalarından ortak olarak aldıkları çekinik genler yavrularında birleşir ve ifade edilmeye başlar. Bu birleşimde, pek çok hastalığa sebep olabilecek çekinik genlerin bir araya denk gelme şansları, normal çiftleşmelere göre çok daha yüksektir. Bu sebeple de doğan yavrular sıklıkla hastalıklı ya da sorunlu doğmaktadırlar. Bir oran vermek gerekirse, ensest ilişkiler (insanlarda akraba evlilikleri gibi)sonucunda doğan yavruların sorunlu olma ihtimali, normal çiftleşmelere göre 64 kattan daha fazladır.

Doğa, doğal olarak bu duruma karşı da bir seçilim baskısı uygulamaktadır. Çünkü ensest ilişkiye giren canlıların yavruları dezavantajlı olacak ve elenecektir. Dolayısıyla ensest ilişkiye yatkın olan bireylerin soyları elenecek ve bu yatkınlığa sebep olan genler de popülasyon içerisinde azalacaktır. Ancak çoğu zaman olduğu gibi, düşük bir frekansta bu bireyler popülasyon içerisinde kalacaktır. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,580
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Oksijenli solunum açısından, metabolizmanın paslanma - okside olma bedelini ödeyerek ömür satın alması durumu paradoks içerir. Oksijenle ömür kazanır, ancak aynı nedenle ölümü öder.

Oksijenli yanma, yüksek enerji getirir, ancak proton kaçakları nedeniyle asitlenme artar ve ölümlülüğe programlanmış biyoloji, sonunu getirir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. ETS Elektron transport zinciri
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,580
Altan Özerenler
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Hıv virüsünün genetik materyali rna ve insanlara hastalık bulaştırabilmesi için bu rna'yı dna'ya çevirebilmesi gerek bu nasıl oluyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

HIV gibi Retroviridae ailesinden olan retrovirüsler, kapsidlerinin içerisinde ters transkriptaz enzimi bulundururlar. Diğer bir deyişle RNA bağımlı DNA polimeraz enzimidir. Böylece RNA üzerinden DNA sentezleyebilirler. RNA'dan DNA yapmak da çok meşakkatli olduğu için mutasyon oranı inanılmaz fazladır. Bu yüzden evrimsel süreçleri çok hızlıdır. Bu yüzden günümüz teknolojisi ile aşısının yapılması muazzam zorlukta.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Detaylı HIV makalemizde her bilgiyi bulabilirsiniz.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
635
Aykut Göğdagöz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

Güzel soru. Aslında ilkin gagalı ve perdeli ayaklı memeli ornitorenk (Ornithorhynchus anatinus) bile yumurtlamasına rağmen yavrularını emzirir. Bu tıpkı yaklaşık 250 milyon yıl önceki ilkin therapsid atalarımız gibi. Demek ki laktasyon ve süt bezlerinin evrimsel kökeni, bundan da önceye dayanıyor olmalı. Zaten memelilerde laktasyon (süt üretimi) ile ilişkili bazı genlerin memelilerin kendisinden bile daha yaşlı olduğu görülüyor.

2013'te yapılan araştırmaya göre evrimsel olarak, aslen sert kabuklu yumurtaları nemli tutmak adına sıvı salgı yapan pilosebase benzeri bezlerden köken alarak, protein ve mineral içeriği zenginleşerek yavru besleme çeşitliliğine ulaşıyor. Araştırmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Why Did Some Animals Evolved Milk? http://www.bbc.com/earth/story/20150725-breastfeeding-has-ancient-origins
  2. PLoS Biology Loss of Egg Yolk Genes in Mammals and the Origin of Lactation and Placentation
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
320
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir robot canlı gibi yemek yiyerek enerji üretip çalışabilir mi?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Gıda dediğimiz şey zaten diğer canlılar ve onların ürettiği bazı maddeler (Bkz. Meyve). Bahsettiğiniz tanımı günümüzde virüslere benzettim. Diğer hücrelerden yararlanarak enerji üretiyorlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Virüs Nedir?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
21k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bitkilerde gelişim sınırsız mıdır? Sınırsız ise bu nasıl olabiliyor? Biz insanlar bile bir yere kadar gelişebiliyoruz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Canlılarda tek faktöre bağlı olmasa da, oksijen miktarının, bitki ve hayvanlarda boyutları etkilediği biliniyor. Oksijen miktarının yüzda 10 fazla olduğu dönemde, bitkiler inanılmaz ötesi büyüktü, bazı taşlaşmış ağaç gövdeleri bulunmuştu büyüklüğü şimdiki ağaçlarla karşılaştırılamaz oranda büyük olan.

Hayvanlar da içinde bulunduğu yaşam sahasına göre şekillenebiliyor. Akvaryumdaki köpek balığı ile okyanustaki aynı olmuyor örneğin.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Kerem Yalçın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
hiçbir sorun yokken birden insan ölebilirmi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruyu cevaplamak için ölümü anlamak yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Ama yine de kısa bir özet: "Doğal nedenlerle öldü." ya da "Yaşlılıktan öldü." dediğimizde aslında kastettiğimiz, ilerleyen yaştan ötürü yeterince bozulmuş bir sistemin organlarından bir veya birkaçını, bakteriler veya mantarlar gibi patojenlerin istilası sonucu iflas etmesi ve sonrasında tüm sistemin çökmesidir. Bu organ kalp, karaciğer, böbrekler, vs. olabilir. Ancak durup dururken ölmek diye bir şey yoktur; mutlaka iflas eden bir organ ve o organı iflas ettiren bir organizma veya süreç bulunmaktadır.

Ölümün Varlığının Fizik Açısından Anlamı ve Sebepleri

Ölümü anlamanın anahtarı, var oluşun fiziksel temelini anlamaktan geçiyor. Bizler, biyolojik varlıklar olduğumuz için her şeyi biyolojik olarak görmeye alışığız. Dolayısıyla ölümle ilgili bir açıklama yapacağımız zaman da aklımız ilk etapta hemen biyolojiye gidiyor. Halbuki biyoloji, kendisinden daha temel iki bilimin üzerine kurulmuş bir bilim dalıdır: fizik ve kimya. Bu iki bilim dalında olanlar, biyolojide olanların temelini oluşturmaktadır. Bir fizik yasasının biyolojideki etkisini hemen görmek kolay değildir; ancak dikkatli ve eğitimli bir göz, bu ilişki ve etkileşimi fark edecektir. Dolayısıyla bu alanlardan bilgi almaksızın ölümü anlamak mümkün değildir.

Ölümün Fiziksel Nedeni: Entropi

Ölüme fiziksel açıdan yaklaştığımızda karşımıza iki gerçek çıkar: İlki, kapalı sistemlerde entropinin, yani düzensizliğin daima artmak zorunda olduğu gerçeğidir. Termodinamiğin ikinci yasası bunu söyler. Açık sistemlerde ise entropi artışına dışarıdan enerji alarak karşı koymak mümkündür. Yani entropi ile enerji arasındaki ilişki iyi anlaşılmalıdır: Entropinin mutlak suretle artması gerektiği sistemler, dışarıdan enerji veya kütle akışı olmayan sistemlerdir. Ancak canlılar bu tarz sistemler değillerdir. Dışarıdan enerji de alırlar, kütle de...

Bir düşünün: Yemek yediğinizde ne yapıyorsunuz? Düzenli halde bulunan bir besin kaynağını parçalıyor, yani düzensiz hale getiriyorsunuz. Bunu yaparken, besinlerin içindeki kimyasal bağlarda bulunan enerjiyi hücreleriniz içinde açığa çıkarıyorsunuz. Açığa çıkan bu enerjiyi kullanarak hücre, doku ve organlarınızda onarım, gelişim ve benzeri işleri hallediyorsunuz. Yani bir yerlerde düzensizlik gene artıyor; ancak ondan elde ettiğiniz enerji ile siz, düzenli halinizi sürdürüyorsunuz.

Ölümün bununla bir ilgisi var gibi gözüküyor; çünkü ölümle birlikte artık enerji akışı da duruyor, beslenemiyoruz ve hücrelerimiz dağılmaya başlıyor. Yani biz de kapalı bir sisteme dönüşüyoruz, dolayısıyla entropiye yenik düşerek düzensiz hale geliyoruz.

Ama ölümü fiziksel olarak tanımlayacak olursak: Bir nevi, termodinamiğin ikinci yasasına belli bir süre direndikten sonra yenik düşmek gibi gözüküyor.

İşte tam da bu entropi kavramı dolayısıyla doğada hiçbir varlık belirli sürelerin üzerinde var olamamaktadır. Her şeyin, hatta belki de Evren'in kendisinin de bir ömrü vardır. Fizik yasaları, doğa içerisinde bir devinimi, değişimi ve dönüşümü tetiklemektedir. Hiçbir varlık, Evren içerisinde sabit yapılı değildir. Her şey ama her şey değişir. Gözümüze oldukça sabit gelen bir nesne içerisindeki atomlar bile sürekli titreşim halindedir; atom altı parçacıkları her an değişim içerisindedir. Bu hareketler ve değişimler, bir maddenin göze her ne kadar sabitmiş gibi gelse de, aslında sürekli değiştiğini göstermektedir.

Yani hiçbir maddenin bir an önceki haliyle bir an sonraki hali birebir aynı değildir. Kısaca, az sonra açıklayacağımız biyolojik sebeplerden ötürü ölüm gerçekleşmeseydi bile, fizik yasalarından dolayı bir noktada bütünlüğümüzün yer yer ya da tamamen bozulması gerekirdi. Belki 100 yıl içerisinde, belki 1 milyon yıl içerisinde...

Ölüm ile ilgili daha fazla bilgi için makaleye bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Yağmur Nida Arık
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Neandertal ve sapiensin çiftleşmesinden meydana gelecek melez türün kısır olması ve genlerini aktaramaması gerekmez miydi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Aslında bu bilgi %100 doğru değildir. Her melez canlı kısır olacak diye bir şey yok. Herkes eşek+at=Katır örneğini veriyor. Bunun sebebi at ve eşeğin kromozom sayılarının eşit olmamasından kaynaklıdır. At'ın 64 kromozomu eşeğin ise 62 kromozomu vardır. Çaprazlanması sonucu katırın 63 kromozomu olur. Bitkilerde farklı türleri melezleyip verimli döl elde edebiliyoruz. Homo sapiens ve homo neandertal türleri eşit kromozom sayısına sahiptir. Ancak türler arası farklılıklar olduğu için yineden verimli döl verebilmekte zorlanmaktadırlar.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Arkeofili Daha detaylı incelemek istersen Dimitri papagianni& Michael A.Morse'nin neandertal kitabını okuyabilirsin.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
320
Hüseyin Ardal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Doğada evlenme, boşanma gibi kavramlar yoktur. Bu kavramlar insanlara ait kavramlardır. Doğadaki bazı hayvanlar tek eşli olduğu gibi çoğu çok eşlidir. Eski insan kabilelerinde insanın çok eşli olduğunu biliyoruz. Hatta doğa için evlenmeden ilişkiye girmekle, evlendikten sonra ilişkiye girmek arasında da fark yoktur yani tek eşlilik, evlilik gibi kavramlar insana ve insanın sosyal ilişkileri ile alakalıdır. Bugün modern toplumlar olarak tek eşliyiz ve erken evlilikler yasa dışı çünkü kadının sosyal hakları var, eğitim hakkı vb. Bunlardan öte ergenlik sadece cinsel organların geliştiği bir dönem değil, insanın düşüncelerinin, piskolojisinin de geliştiği, karakterinin geliştiği bir dönemdir. Bir kız ya da erkek çocuğu cinsel olarak gelişse bile evlilik gibi karmaşık bir sosyal olayı kafasında oturtamıyor ve anlayamıyor olabilir. Ayrıca erken bir evlilik bireylerin eğitim hayatından da kopması demektir. Bireyler ergenlik çağında üremeye hazır olsa bile birçok açıdan evlilik gibi karmaşık bir kavrama hazır değillerdir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Makale
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
140
İhsan Akkanat
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yani hata oldukta sonra G-T olan zincir G-C olarak da A-T olarak da onarılabilir? Bunu DNA nasıl doğru olarak onarabiliyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Onarım yapabilir. Ekzonükleaz aktivitesi olarak adlandırılan dna polimeraz enzimi tarafından gerçekleştirilen bir işlemdir. Tek yönde gerçekleşen sentezin bir anda duraksayıp yön değiştirerek ilave edilen nükleotidleri çıkarabilme aktivitesini ifade eder. Bu aktivite sentezde hata olup olmadığını kontrol edip doğrusunu yerleştirir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
60
Burak Butur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
440 hz seslerin evrenin ve dolayısıyla bizim doğamızla uyumlu olmadığı ve modern müzikte de tonlamanın 440 hz üzerinden yapılarak insanlığa aykırı olduğu söyleniyor. 432 hz ise internetteki birçok içerik üreticisi tarafından 'doğanın sesi, sesle tedavi' gibi argümanlarla savunuluyor. Bu konuda bilimsel bir araştırma ve sonuç var mıdır?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Daha önce benzer bir soruya yazdığım cevabı paylaşayım.:

"Öncelikle 440 hz. müzik diye birşey yoktur. 440 hz. Ortalama insan sesinin bulunduğu oktavdaki la notası olarak standardize edilmiştir. İnsan kulağı 20 ile 20000 hz. Frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Birbirinin 2 katı frekanstaki titreşimler kulağa aynı gelir. Yani 220, 110 ve 55 frekanslar daha kalın la notalarıdır. 27,5 frekans olması gereken la piyanolara dahil edilmemiştir. Piyanolar bundan 2 nota daha ince olan do ile başlar. Bunların dışında 440 yerine 432 hz. Olarak akord edilmiş bir telin tam la sesi vermediğini büyük çoğunluk farkedemeyecektir bile. Ayrıca bu standardizasyon doğu müziğindeki perdesiz telli enstürmanlar ve 9 koma 1 ses sistemi içerisinde çok az şey ifade eder. "

Bunun dışında bu video tamamen zırva. Evrenin bir sırrı veya frekansı yoktur. Başlığından tutun da çakra noktaları, doğu mistisizmi, müzikle şifacılık gibi türlü sahtebilim örneklerine dayandırılması da zaten zırva olduğunu ele veriyor. Herkes enstürmanını (akord edilebilir bir enstürmansa) istediği frekansa akord etmekte özgürdür. Bu işin matematiği de açıktır. 432 hertzin yasaklanmış olması gibi iddialar cehaletin sınırlarını zorlamaktadır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evrim Ağacı bu sorunun cevabını zaten vermişti. Aşağıdaki yazıyı okumanızı tavsiye ederim:

https://evrimagaci.org/gen-benzerligi-genetik-benzerlik-nedir-insan-genomu-diger-canlilara-ne-kadar-benzer-32

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
170
Yusuf Avcı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Metagenez en basit tanımı ile eşeyli ve eşeysiz üremenin sırasıyla birbiryle bağımlı şekilde gerçekleşmesidir. Çiçeksiz bitkilerde(örn karayosunu),plazmodyumlarda(kendileri sıtma yapmadan sorumludur) ve bazı mantarlarda görülürler.

Hayvanlarda ise deniz analarında görülürler. deniz anaları hidranın aslında tomurcuklanarak üremesi sonucu oluşurlar. hidralar hayatlarına medüz(ana canlıdan koparak) veya polip(ana canlı ile koloni oluşturular) olarak devam ederler. medüzler ddniz analarını oluştururlar (hepsi değil) ve oluşan deniz anaları biri dişi biri erkek olmak üzre metagenez ile üreler.

deniz analarının üremesini görseli
deniz analarının üremesini görseli
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Serbest oksijen radikallerine maruz kalmadan elde edilmiş ATP nin organizmaya verilmesi söz konusu olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

ATP'nin vücut içinde ama hücre dışında bulunması bağışıklık hücreleri tarafından bir sorun olarak algılanır çünkü bir hücre hasar görmeden ya da ölmeden ATP'yi dışarı bırakmaz. Bağışıklık hücreleri bu tarz "tehlike ilişkili moleküler kalıplar"ı (DAMP) tanıyıp sorunu çözme yoluna giderler, bu da iltihaplanma gibi sorunlara sebep olur. Özetle sağlık açısından mantıklı bir yol değildir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
225
Ahmet Akbulut
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Hayır, yok. Çünkü biri, diğerinin zaten mutlak alt kümesi. Memeliler Sınıfı, Omurgalılar Şubesi'nin altında yer alan bir taksonomik seviye. Dolayısıyla tüm memeli hayvanlar omurgalı olmak zorundadır; ancak tüm omurgalı hayvanlar memeli olmak zorunda değildir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Memeliler Sınıfı Yaşam Ağacı projemizden bunu görebilirsiniz.
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
170
Yusuf Avcı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sonuçta rejenerasyon yetenekleri vb. de derisi dikenlilerin daha az gelişmiş olduğu yönünde. Somut örneklerle açıklayabilir misiniz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

Sayılmıyor. Evrimsel olarak hiçbir tür, bir diğerinden "gelişmiş" değildir. Her bir tür bulunduğu çevre ile şekillenmiştir. Echinodermata üyeleri rejenerasyon konusunda daha başarılı sayılıyor olabilir. Arthropoda üyeleri ise mobilite (hareket) konusunda ve çevresel faktörlere karşı daha başarılı olabilir. Bu da canlıların bulundukları biyocoğrayada hayatta kalmaya yetecek özellikler ile seçilim gösterdiklerini anlatıyor. Evrimsel biyolojide kastedilen gelişmişlik, fizyolojik değil kronolojiktir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Gelişmiş Tür
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
748
Tuna Özdür
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bakterilerin DNA'sı halkasal olduğu için telomerleri yok. Peki bakteri dışındaki canlıların neden DNA'sı telomere gerek duymayacak şekilde değildir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İlk olarak telomerler kromozom uçlarında bulunurlar. Telomerler kromozomları koruyan yapılardır. bakterilerinde kromozmları olamadığı için onlerı korumaya da gerek yoktur bu yüzden bakterilerde yok. Halkasal dna ya sahip olmaları ile telomerlerinin alakası yoktur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
310
Cemil Harran
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bir hücrenin göz veya kan hücresi olması ne zaman büyüyüp ne zaman öleceği nasıl mümkün olabiliyor?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Dna kodlarını anne ve babamızdan alırız. İlk hücremizde de aynı DNA kodlarına sahiptik şimdi ki hücrelerimizde de aynı DNA kodlarına sahibiz. Ama biraz daha derin düşünürsek DNA'daki kodların neden öyle olduğunu sorgularsak karşımıza evrim, doğal seleksiyonlar, mutasyonlar çıkar.

Bunu anlamak için fareler ve renkleri üzerine bir örneği inceleyelim.

Siyah bir ortamda yaşan beyaz farelerin var olduğunu düşünelim. Bu fareler DNA'larında beyaz gen içeriyor olsun ve belirli bir süre sonra bir mutasyon sonucu yeni doğan bir farede beyaz gen siyah gene dönüşmüş olsun. ( dna binlece mutasyona maruz kalmaktadır. Çoğu, canlı için zararlı olabilirken bazıları ise yararlıdır.) Bu siyah gene sahip fare siyah bir ortamda, yaşan fareler için avcılardan korunma imkanı sağlayacaktır ve siyah gene sahip olan fareler daha az ölücek daha çok gen aktarımı yapıcaktır. Böylece fare popülasyonu siyah gene sahip olmuş olucaktır. Örneğin bir mutasyonun da fareleri parlak beyaz yaptığını düşünelim. Bu parlak beyaz genlere sahip olan fareler daha çok avlanıcak ve daha az yavrulucağı için parlak beyaz geni yok olucaktır.

Genetik dizilimlerde zamanla çevreye en uyum sağlayan genetik dizilişe sahip olan genler ayakta kalarak oluşmuştur. Dna mutasyona uğramış, doğal seleksiyon geçirmiştir. Bir heykelin yontulması gibi yaşama uyum sağlayamayan parçalar atılmış ve yaşama uyum sağlayanlar ayakta kalmıştır.

Zaten rna Edna'dan kopyalanmaktadır.

Hücrelerin farklılaşması ise güzel bir konudur. Göz hücremiz ile mide hücremiz aynı dna'ya sahiptir ama aktif genleri, genlerin dışa vurumu farklıdır. Hücre bazı karmaşık mekanizmalar kullanarak genleri kombine etmekte, aktif bölgelerini değiştirmekte hatta sentez sonrası aminoasit zincirlerine şekiller vererek farkı fonksiyonlar kazandırmaktadır. Buna gen ekspresyonu denmektedir.

Aslında bu süreci kolayca anlatmak gerekirse beton ve tuğlayla hastane de yapabiliriz, okulda. Beton ve tuğla DNA'mız olsun, beton ve tuğlayı farklı şekillerde kullanarak binalara farklı işlemler kazandıra bilmekteyizdir. Hastane hasta bakarken, okul eğitim vermektedir. Göz görme işlevini yerine getirirken, mide sindirim yapmaktadır. Yapı maddesi beton ve tuğla olsa da onları farklı işlemlerden geçirerek farklı binalar üretebilmekteyizdir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
310
Cemil Harran
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bunu bana açıklayacak birine 2. sorum olacak teşekkürler.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

DNA

Dna en basit açıklamayla tüm canlılar için bilgi depolama birimidir. Dna genetik bilgi içermekedir. Bu genetik bilgiler vücudumuzdaki enzimleri, dokuları, organları, hücreleri ve aklımıza gelebilicek insan yapılarının bilgilerini içermektedir. Dna tüm canlılarda bulunduğu gibi canlıların farklı olmasının nedeni de odur. Bir kedi ile insan faklı gen dizilimlerine sahiptir ve bu farklı gen dizilimleri insanı insan, kediyi ise kedi yapmıştır.

Basit bir örnekle açıklamak gerekirse bir binanın kağıt üzerindeki planı DNA'dır.

Peki bu dna genetik bilgileri nasıl içinde barındırmaktadır ?

Dna 4 koda sahiptir. Bu kodların farklı kombinasyonları genleri oluştur. DNA sadece genlerden de oluşmamaktadır. DNA birçok farklı kısımı da içinde barındırmaktadır. Bu kısımlar genlerin kolay mutasyona uğramasını engellemekte, dna yapısının korunmasına yardımcı olmaktadır. Hatta öyle ki, DNA'nın %1,5'undan azı protein sentezi için gerekli olan bilgileri taşımaktadır.

Dna çift sarmallı bir yapıya sahiptir.

DNA
DNA

RNA

Rna'nın işlevi ise dna'daki genetik kodu sentezlemek, taşımak ve yorumlamaktır. Kısaca bu süreçten bahsetelim: Hücre çekirdeğinde dna belirli enzimler sayesinde pre-mRna olarak yazılır bu pre-mRna belirli süreçler geçirerek, mRna yani genetik kodları taşıyan Rna'ya dönüşür. mRNA, çekirdekten çıkarak ribozomal RNA yani ribozoma gider ve orda tRNA'lar, mRNA' daki kodları çözerek uygun amino asitleri yani proteinlerin yapı taşlarını birleştirir ve protein sentezlenir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 262 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir insanın şerefi, mesleği ile değil, davranışları ile ölçülür.”
Junius
Geri Bildirim Gönder