Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
1
Puan Ver
110
Gökhan Ulu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba, Sünnet olma eylemi ilk olarak ne zaman ve neden yapılmaya başlandı? Günümüz tıp dünyasının bu konuda bakış açısı nedir? Dinlerde nasıl geçiyor, emrediliyor mu? Teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

 Sünnetin tarihçesi

 Sünnetin ilk defa ne zaman yapıldığı bilinmemektedir ancak yazılı tarihten önce başladığı kesindir. Arkeolojik araştırmalar, eski Mısır’da, İbraniler ve Fenikelilerde, hatta Amerika kıtasındaki eski Azteklerde sünnet işleminin uygulandığını göstermektedir. Sünnet tasvirleri, taş devrine ait mağara çizimlerinde ve yaklaşık 6.000 yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Mahor tapınağındaki duvar kabartmasında da görülebilmektedir. MÖ. 4000 yılında Ti ve veziri Ptahhotep’in mezarlarındaki kabartmalarda sünnet usullerinin resmedildiği ve aynı yıllarda Firavun II. Ramses’in oğlunun sünnet edildiğine dair belgeler vardır. 

 Bilimsel açıdan sünnete bakış

 Sünnetin aslında hem faydası hem zararı vardır. Peniste meydana gelebilecek bir çok hastalığı önler. Afrika'da yapılan araştırmada sünnetli erkeklerin sünnetsizlere göre 8-66 arası daha az HIV (AIDS virüsü) kaptığı tespit edilmiştir. Yapılan istatistiki araştırmaya Dünya çapında birçok tepki gelmiştir. Bunların en önemlisi, araştırmayı tekrar eden bilim insanlarının aynı sonuca ulaşamaması olmuştur. Bir pediyatrist olan Dr. Van Howe, "Zaten bir erkeğin üzerine yıldırım düşme ihtimali, penis kanserine yakalanma ihtimalinden çok daha yüksektir." Zaten istatistiki olarak baktığımızda, neredeyse hiçbir erkeğin sünnet olmadığı Japonya, Norveç, Finlandiya ve Danimarka'nın toplamındaki penis kanseri vakası sayısı, içerisinde büyük miktarda sünnetli barındıran, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ndeki penis kanseri vakası sayısından daha azdır. 

 Sünnetin zararlı ise maddeler halinde şöyledir;

 Sünnetli insanlarda, sünnetizlere göre;

- Penis yaralanmasının 3 daha fazla,

- Ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin ' daha fazla,

- Eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun daha fazla,

- Ereksiyon sonrası kanamanın daha fazla,

Psikolojik olarak zararları;

- Yaralı gibi hissetme oranlarının ` daha fazla,

- Kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksinin P daha fazla,

- Genital güvensizliğin U daha fazla,

- Öfkenin R daha fazla,

- Depresyonun Y daha fazla,

- Saldırganlığın F daha fazla,

- Aileye ihanetin 0 daha fazla,

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Haydar Göbel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir video vardı instagram hesabınızda çiyan yavruları toplamış 4 yıla kadar bakarlar anneleri ayrılmaz diyordu. Bu canlılarda annelik duygusu neye dayanıyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Öncelikle annelik görevi her canlı için farklıdır amacı ise genelde yavrusunun belirli bir potansiyele gelmesini sağlayarak hayatta kalma şansını artırmaktır. Sadece doğan yavrunun eğer ki yaşama şansı düşük bir şekilde doğduğu durumlarda yanında annesi gibi ona yardım edebilecek olan canlılar hayatta kalmasını sağlamış ve neslini devam ettirmiş olur. Ve bizde yanında ki bu yardımcı karaktere anne deriz. Anne karakteri bunu yapmasaydı zaten nesli yok olur o canlıdan haberimiz bile olmazdı. Yani eklem bacaklılar yavrusuna memelilerdeki gibi duygusal bir annelik yapması gerekmez ve  tamamen onu yavrusunu bakmaya iten bir çok neden vardır. Tabi ki öğrenmek istediğin asıl şey bu durumu gerçekle yenin hangi kimyasallar olduğu ise sana daha fazla yardımcı olamam.
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
11
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Hiç bir bilim adamı kendisini yok etme eğilimli değildir sadece neyi ne için feda etiğini bilen ve bir şeyler keşfetmeye çalışan meraklı insanlardır. Sonuç olarak yeni keşiflere kapılar açmanın nelere bedel olacağını denemeden bilemezler ve bazen o kadar çok merak ederler ki sonucu ne olursa olsun sonucunu görmek için denemeye devam ederler.
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
951
İbrahim Durmuş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mehmet Ünlü , Araştırma Sever (Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Öğrencisi)

Evet, mümkün. Yapmamız gereken şeyleri bilsek de nasıl yapılacağını bilmiyoruz sadece. Gerekli kök hücre sentezi sağlanabilir ve bunu insan vucüdunda bir şekilde oluştarabilirsen, telomer kısalmasının önüne geçebilirsen (aslında doğada bu konular zaten bulunduğu için sadece bunları insan vücudunda birleştirme ve tasarlama problemi kalıyor) biyolojik olarak ölümsüz aşamasına gelebilirsin. Tabi bu yeterli değil, evet vücudun kendini sürekli yeniliyor ve yaşlanmıyor olabilirsin ama bu, yanında bir bomba patlayıp 3215 parçaya bölündüğünde de geçerli değil. Diyelim böyle bir son olmadı ve başka bir şekilde öldün,  bu sefer de hayata geri gönderelibelirsin. Tabi bunun içinde köpekleri hayata döndürebilen deneyin insan üzerinde sorunsuz bir şekilde çalışması lazım (bknz. robert cornish). 

Tüm bunlara rağmen bence, ölümsüzlük zihnimizi aktarmakta geçiyor. West World dünyası gibi zihnimizi, robotlara aktarabilme hayali gerçekleşebilir mi bilmiyorum ama gerçekleşirse işte o zaman tamamen ölümsüzlüğü bulduk demektir, en azından teorik olarak. Tabi bunun nasıl yapılacağı da hala merak konusu.

Asıl konuya gelirsek, gerçekleştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira kusursuz olma arzusuyla yanıp tutuşan, kimyasal fenomenlerle çevrili, maymundan birazcık gelişmiş biz insanlar, hükmetme arzusuyla doluyuz. Ölümsüz bir bedene sahip olunca bu hırsın tükeneceğinden söz edilse de basic narrow intelligence seviyedeki bir canlı da bunun her zaman olacağını düşünüyorum. Yani, yine her şeyi elde etme hırsında olacağız ve yine Dünyayı ve (belkide ölümsüzlüğü bulacak seviyeye gelinceye kadar gelişen teknolojiyle) Evreni yoketmeye çalışacağız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Barış Özcan Bu konuyla alakalı güzel videolardan
  2. Shockvoice Bu konuyla alakalı güzel videolardan
  3. Evrim ağacı Bu konuyla alakalı güzel videolardan
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
110
Sergen Salmanoğlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ayılar
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Arktika (Kuzey Kutbu) ile Antarktika (Güney Kutbu) arasında iklim farkı bulunur.

Kuzey Kutbu ortalama 20 derece daha sıcaktır. Kuzey kutbunda bazı bitkiler yetişebilir ama Antarktika'da hiç bitki yetişmez. 

Ayrıca Antarktika'da 35 penguen türü yaşar, kutup ayılarını güneye taşımak, bu türleri tehlike altına sokar. 

Bir türü yok olmaktan korumak için, o türün yaşadığı habitatı koruyabilmemiz gerekir. Maalesef kutup ayılarının nesli tükenecek. Buzullar hızla erimeye devam ediyor, kısa bir süre sonra üzerinde yaşayabilecekleri buzullar kalmayınca, kutup ayıları da yok olacak. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Can polar bears be saved? BBC Earth (Tamamen bilimsel bir kaynak diyemeyiz ama konunun birebir aynısı olduğu için paylaştım)
  2. Physical Characteristics of Polar Bears SeaWorld Organisation
  3. Polar Bear / Ursus Maritimus Bearbiology
  4. Antarctica Wikipedia
  5. Arctic Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kedi, köpek, inek, at, tavuk, tavşan gibi evcil hayvanlar siyah, beyaz, gri, turuncu, alaca karışık renklerde olabiliyorlar, sebebini öğrenmek istiyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu genelleme doğru bir genelleme değil, doğada evcil olmayan bir çok hayvanın çok çeşitli renkleri var. Kelebekler kuşlar, bir sürü çeşit böcek hatta bazı memeliler bile. Evrime bu kadar genel sorular sormak bizi doğru cevaplara ulaştırmayabilir. Örneğin A ve B türünde iki canlının ortak gibi gözüken özellikleri, bu örnekte alaca karışık renk sahibi olma, tamamen farklı sebeplerden ötürü farklı adaptasyon amaçlarından ötürü gelişmiş olabilir.

Fakat biraz zorlayarak şu sonuca varabiliriz; Evcil hayvanlar insanlar tarafından yapay seçilimle türlerini devam ettirdikleri için ve doğal korunma mekanizmalarına sahip olmaları gerekmediği için çünkü insanlar onları koruma görevini üstleniyor. Doğadaki yakın akrabalarına göre farklılıklar gösterebilirler. Örneğin kamuflaj veya cinsel seçilim için belirli bir renkte olması gereken bir canlı, iki fonksiyonun da yapay seçilim ile devre dışı kalması sebebiyle farklı renklerde bireyler üretebilir. Normalde elenmesi gereken birey yapay seçilim ile ve direkt insan müdahalesi ile türün devamlılığını sağlayabilir. Umarım yeterince açık olmuştur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
155
Mucahid Yazar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnternette aradım fakat çok düzgün bir içerik bulamadım bu konuyla ilgili.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Benim bildiğim kadarıyla köpekler ensest ilişkiye girmektedirler. Örneğin ortamda sadece bir dişi varsa kardeşleri hatta babası bile kızgınlık diye tabir ettiğimiz dönemde çiftleşirler. Eğer dişi kızgınlık döneminde değil ise çiftleşemezler. 
Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
1,611
Roda Avşar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet güneşin sıcaklığı, daha çok ışığı ile ilgisi vardır. Derimizde bulunulan melanin pigmentinin faaliyetleri sonucu derimiz rengini alır. Evrimsel süreçte, Afrika savanasında tüylerimiz bizi terk ettiği zaman derimiz açık renkteydi. Afrika'nın kavurucu sıcağında, yüksek ultraviyole ışınlardan koyu ten rengine sahip bireyler korunabiliyorlardı. Ancak bu koyuluk güneşin koyu renkli cisimleri daha fazla ısıtması gibi değildir. Bu koyuluğu meydana getiren melanin pigmentleri güneşi absorbe ederek  biyokimyasal faaliyetler sonucunda güneşin zararlı ışınlarından vücudumuzu korur ve aşırı ısınmayı önler.

Daha yüksek enlemlere çıkıldığında ise açık ten rengi; azalan güneşi D vitamini sentezinde kullanma, folat moleküllerinin parçalanması vb. etmenler gibi nedenlerle yakalamak için seçilim baskısına maruz kalmıştır.

Böylece, bizlerin de oluşmasında temel rol oynayan çeşitlilik etmeni, ten rengi konusunda da bizlere binlerce farklılık bırakıyor. Farklı kalın.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Berkay Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Youtube de” Hapşu:hapşırık,bilimi ve ilginç bilgiler “ videosunu izlerken dikkatimi çekti.Eğer ram uykusunda hapşuramıyorsak bu nasıl mümkün? Not: videoda ilgili dakikalar 2.29 , 6.36
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Kağan Baş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Canlılar üreyip kromozomları çoğaldıkça kromozomları hasar görüyor. Bir fermuar düşün onu açıp kapadıkça fermuarda bulunan çıkıntılar aşınır. Dna da buna benzer Dna bölünüp sayısını arttırdıkça o bölgeler aşınıyorlar bundan dolayı da yok oluyorlar. Benim Ankara Fen Lisesinde öğretmenlik yapmış bir biyoloji hocam vardı. İsmi Nurgül idi. Bu sorunun cevabını da o bu şekilde vermişti. Aşağıda bıraktığım kaynakça da da evrim ağacından bir makale var. Onu okuyup detaylı bilgi edinebilirsin.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin bacağımda sinir bozucu bir sivilce çıktı. Sivilceye dokunduğum zaman küçücük olan bu sivilceyi normalinden 2-3 kat daha büyük hissediyorum. Aslına bakacak olursak öyle güçlü bir şekilde de bastırmıyorum sadece ucuna çok az dokunuyorum buna rağmen sivilceyi gördüğümden daha büyük hissediyorum
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Günümüz veya gelecekte insanların kök hücreleri laboratuvar ortamında çoğaltabilmesi gibi bir durum sonucunda insanların hayatlarında nasıl sonuçlar ortaya çıkardı.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Serdar Özbey
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Somatik hücrelerimizin çekirdeğinde kromatin iplikten DNA organizasyonu ile tek DNA mı oluşuyor yoksa 23 çift DNA tek kromatin iplikten mı gelişiyor metafaz aşamasına kadar?
Puan Ver
2
Puan Ver
55
Cihat Sarıtaş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aslında soru biraz yanlış oldu şuanki omurgalılara bakarsak genelinde eşeyli üreme var ve tek hücrelilerde ise eşeysiz üreme ile çoğalma gözlemleniyo bunu ney tetikledi ve eşeyli üremeye geçildi sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

İlk olarak bu sorunun 0 net bir cevabı yok bunu belirtmek isterim fakat kendi bilgi birikimlerimce en olağan cevabı vermeye çalışacağım.

İlk olarak eşeyli üreme günümüzden 1.2 milyar yıl önce bangiomorpha pubescens adında ökaryot bir tür olan alglerde başlamıştır. Yani ilk seks yapan canlıdır kendileri. Günümüzde hem eşeyli hem de eşeysiz üreme aktif olarak varolmakta bunun başlıca sebebi ise türden türe iki üreme türünden birinin daha avantajlı durumda olmasıdır. Eşeyli üreme kromozomal çaprazlama sayesinde genetik çeşitliliği arttırır. Bu anne ve babadan meydana gelen yeni bireyin kopyalanmak yerine bambaşka bir genetikle dünyaya gelmesi demektir. Kalıtsal hastalıkların aktarımını da zorlaştırır. Eşeyli üreme, eşeysize göre çok daha uzun bir süreçle meydana geldiğinden popülasyonun da ani artışlarını engellemektedir. Mitoz bölünmedeki kolay, az enerji harcayan, ve oldukça hızlı olan üreme bizim gibi (hayvanlar) iri ökaryot canlılar için kaynakların çok hızlı bir şekilde tükenmesi anlamına gelir. Fakat prokaryot canlılar için (bakteriler ve arkeler) hızlı artan bir popülasyon kaynak problemi yaratmayacaktır. Aynı şekilde prokaryotlar için de eşeyli üremenin getirileri bir dezavantaj olacaktır. Eşeyli üreme çok fazla enerji harcayan, oldukça karmaşık bir işlemdir. Genel hatlarıyla bakıldığında mayoz, çeşitlilik sayesinde virüs, kalıtsal hastalıklar vb. gibi etkenlerin yol açacağı kitlesel yok olmaları önleyebileceğinden dolayı bir hayatta kalma mücadelesine de dönüşmüştür ve evrimin tetiklenmesinin büyük nedenlerinden biri de budur.

Sonuç paragrafı yazacak olursak eşeylilik ve eşeysizlik tamamen canlının özellikleri, gelişmişliği gibi etkenleri dolayısıyla kendisine avantajlı durumda olanı bilinçsizce seçmesi sonucunda meydana gelmiştir diyebilirim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göz rengi yaşımız ilerledikçe dışarıdan bir etki görmeden kendi kendine değişebilir mi, böyle bir şey mümkün mü ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Göz Rengine Dair Bilgiler

Gözün renkli kısmına iris denilir; göz rengimizi belirleyen pigmentasyondur.

İnsan gözünün rengi üç gen ile ortaya çıkar ve bu genler en yaygın renklerden; yeşil, kahverengi ve maviden sorumludur. Gri, ela ve çoklu kombinasyonlar gibi diğer renkler şu anda tam olarak anlaşılamamıştır.

Küçük yaşlarda göz rengi değişebilir. Hispanik olmayan Kafkas bebeklerin çoğu, ilk üç yıllarında koyulaşabilen mavi gözlü doğarlar. Bunun sebebi ise genellikle doğumda bulunmayan kahverengi pigmentin yaşla birlikte gelişmesidir.

Ayrıca çocuklar ebeveynlerinden tamamen farklı göz rengine sahip olabilirler. Ancak, her iki ebeveyn de kahverengi gözlere sahipse, büyük olasılıkla çocuklar da kahverengi gözlü doğacaktır. Koyu renkler hakim olma eğilimindedir.

Göz Rengindeki Değişiklikler

İris, göz bebeği boyutunu kontrol etmek için genişleyen ve daralan bir kastır. Göz bebeği karanlıkta büyür ve yüksek ışıklı ortamlarda küçülür. Göz bebeği büyüklüğü değiştiğinde, irisdeki pigmentler sıkışır veya dağılır ve bu da göz rengini biraz değiştirebilir.

Bazı yoğun yaşanan duygular da hem göz bebeğinin boyutunu hem de irisin rengini değiştirebilir. Bu yüzden bazı insanlar kızdıklarında veya sevdiklerinde gözlerinin renginin değiştiğini söylüyorlar.

Göz rengi yaşla birlikte değişebilir. Bu, Kafkas nüfusunun yüzde 10 ila 15'inde (genellikle açık göz rengine sahiptirler) gerçekleşir. Mesela, bir zamanlar kahverengi olan gözlerin artık ela olması ya da ela gözlerin yaşlandıkça koyulaşması gibi. 

Yetişkin göz rengi oldukça çarpıcı bir şekilde değişirse; örneğin, göz kahverengiden yeşile veya maviden kahverengiye dönerse hemen bir göz doktorunu görmekte fayda vardır çünkü göz rengi değişiklikleri bazı hastalıklar için uyarı işareti olabilir; Fuchs heterokromik iridosiklitis, Horner sendromu veya pigmenter glokom gibi. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. All About Vision Bir göz doktoru tarafından hazırlanmış bir yazı.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,795
Nikola Tesla
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
erkeklerin saçlarının kadınların saçlarına göre kısa olma sebebi kültürel etkenler mi yoksa biyolojik olarak mı? eyer biyolojik olaraksa neden? erkek saçı kadınlar kadar uzayamıyor
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tamamen kültürel etkenler, uzun bir süre kesilmediği sürece bir erkeğin saçı da pekala bir kadınınki kadar uzun olabilir.Aşağıya Evrim Ağacı'nın bununla ilgili bir makalesini bıraktım,iyi günler dilerim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Uzun Saçın Kısa Tarihi: İnsanlar Neden Uzun Saç Bırakıyor?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Abdullah Kaya
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Optimizasyondan doğan tasarım elde edilen çeşitliliğin, o çeşitliliğin etkileşimde bulunduğu ortam en uyumlu olanların seçilmesi diğerlerinin elenmesi ile ortaya çıkar. Teknolojik gelişmelere rağmen engelli doğan sayısı milyonlarca yıl içerisinde engellilik geni elenmesi gerekmezmiydi.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Engellilik; fiziksel, duyusal, zihinsel, gelişimsel bir kusurdan dolayı yaşamını insanların genelinden farklı bir şekilde sürdürmesine sebep olan, hayati aktivitelerini büyük ölçüde etkileyen kusurluluklar olarak tanımlanabilir. 

  Çok farklı tip engellilikler olmakla birlikte kesinlikte tek bir gene bağlı olarak gelişmez. Doğuştan engelli olunabilir veya sonradan kaza, psikolojik etkiler gibi sebepler ile engelli olunabilir.

  Bir özelliğin kazanılıp kaybedilebilmesi için mutlaka üreme hücrelerinde gerçekleşen bir değişikliğin olması gerekir. Yani teknolojik gelişmeler ile engellilere yönelik çalışmalar yapılsa da bu yeni doğacak bir kişinin engelsiz doğmasını sağlayamaz. ZFN, TALEN veya CRISPR gibi genleri düzenleme yöntemleriyle genetik bozukluktan dolayı oluşan engeller zamanla tam olarak önlenebilir, ama genlerle alakasız şekilde kaybedilen uzuv (beynin bir bölümü, kol, bacak ya da duyu organları gibi) kaybı en azından şimdilik engellenemez, ancak gelecekte robotik ve gen düzenleme gibi metotların katkısıyla bir miktar hatta belki tamamına yakın engellenilebilir.

  Doğuştan engelli sayısı azalmamaktadır çünkü, engellilerin ömrü artmıştır ve dünya nüfusunun artmasıyla engelli nüfusu da artmıştır. Doğuştan engellilikleri önlemeye yönelik çok büyük çalışmalar olmamaktadır ve özellikle tarıma geçişten sonra doğal seçilimin etkisinin azalmasıyla makro evrimimiz yavaşlamıştır. Bu sebeple genlerimizde doğal yollarla büyük değişimler olmamış ve fiziksel ya da zihinsel herhangi bir engel silinmemiştir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Disability
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
10
Aybike Arslan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mitoz ve Amitozla bölünen canlılar arasında bile küçük faklılıklar görülüyorsa ve DNA hiçbir zaman tam olarak kusursuz kopyalanamıyorsa, Mitoz bölünme de bir çeşit mayoz bölünme değil midir? Mitoz, Mayozun bir çeşidi ya da alt kategorisi olarak Kabul edilemez mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ali Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dünyanın kuzey kesimlerinde yaşayan insan ırklarında sarışınlığın ve renkli gözlülüğün dünyanın ekvotara yakın yerlerinde yaşayan insan ırklarına göre daha fazla olmasının nedeni nedir ?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Timur Kaymaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba arkadaşlar bilimle alakası olmayan birisiyim. Evrim ağacı bu konuyla ilgili araştırma yapmış ama bana yeterli gelmedi. neden mi bu canlıyı merak ediyorum. Çünkü bu canlı bixim fındık tarlalarımızda çok oluyor zararı ne faydadı ne komşuyuz, tarlaya ortağız kendisini tanımak isterim.
Puan Ver
1
Puan Ver
85
Ümit Sancaklı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhabalar,

Biyoloji/tıp alanıyla bilgisayar mühendisliği alanı gün geçtikçe birbirine yakınlaşıyor. Bildiğim kadarıyla, Biyoinformatik, Biyoteknoloji ve Biyomekanik gibi alanlarda bilgisayar mühendislerine sıklıkla ihtiyaç duyuluyor. Bu alanlardan biri üzerine master yaptığınız takdirde, biyolojiyle yakından ilgilenen bir alanda çalışma fırsatı bulabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Radium Kutlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaşlılıktan ölme sebebimiz organ veya organların iflas etmesi ,bu iflasa yol açan bakteriler ve mikro organizmalardan bir insan izole edilebilir mi edilebilir ise yinede organlar iflas eder mi ?
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bazı canlı sınıflarının diğerlerinden daha kompleks yapılı canlıları içerdiğini biliyoruz. Örneğin bir lale bitkisinin bir paramesyumdan daha kompleks yapıda olduğunu söyleyebiliriz. Peki bütün canlı türleri içerisinde en kompleks yapılı türün biz (homo sapiens) olduğunu söylemek doğru mu?
Puan Ver
6
Puan Ver
180
Kadir Kanat
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Her insanın derisinden havaya karışan bir kokusu vardır. Bu koku her insana özgü bir özellik olarak farklı kokuları barındırır. Her insanın terlediğinde farklı koku yayması bir boşaltım yoluyken aynı zamanda da savunma mekanizmasının görevi midir ?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Öncelikle doğada herkesin algılayabileceği bir kokuyu salmanın savunma mekanizması olduğunu düşünmüyorum.

Demek istediğim herkesin kendine özgü ter kokusunun bir önemi yoktur diğer canlılar tarafından algılanıp algılanmamasının bir önemi vardır.

Bildiğiniz gibi terleme dediğimiz olay vucut ısısını düzenlemek için üretilen bir sıvıdır(idrar yani)

terleme mekanizmasının savunma bakımından dezavantajlı bir durumdadır 

çünkü terleme mekanizması :

  • yalan söylediğimizde
  • gerginleştiğimizde  
  • sıcaktan harekete geçer ve yakınlardaki yırtıcılara yerinizi belirtecek bir sıvı salgılamaya başlarsınız 
  • Böyle düşünecek olursak terleme savunma mekanizmasından çok gps görevi görüyor.

Özetle terleme mekanizmasının doğada diğer yırtcılardan gizlenme açısından faydadan çok zararı vardır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 451 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Tek başımıza ne az, hep birlikte ne çok şey başarabiliriz!”
Helen Keller
Geri Bildirim Gönder