Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
4
Puan Ver
145
Serkan Eren
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Furkan Çalışkan , Makine Mühendisliği öğrencisi

Gözlerde odaklanma işlemini siliyer kaslar yaparlar. Konrea'da kırılan ışık göz merceğine gelir. Siliyer kaslar göz merceğini gerip serbest bırakarak merceğini şeklini geçici olarak değiştirebilir. Siliyer kaslar uzağa bakıldığında gevşer, yakına bakıldığında ise kasılır.

Yakına uzun süre bakmanın yetişkinlerde siliyer kasları uzun süre kastırdığı için siliyer kas spazmı(~pseudomyopia~) durumuna yani geçici miyopa sebep olduğu bilinmektedir. Çocuklarda ise göz küresi henüz gelişimini tamamlamamıştır ve uzun süre yakına bakmak göz küresinin şeklini değiştirebilir. Bu durum miyopiye sebep olur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Belgesellerde hep izleriz bufaloyu 5 aslan öldürmeye çalışır sürü ise bunu izler oysa sürü daha kalabalık.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Şimdi sana şöyle bir soru sorayım 50 kişilik bir gruptasın ve silahlı 5 kişi geliyor sizi vurmaya başlıyor kaçar mısın yoksa saldırır mısın?

Bu beyninin verdiği bir karardır kaç veya savaş.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Benim fikirlerim Kaynak be url ekleme zorunluluğu olduğu için böyle yapmak zorunda kaldım.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
208
Ozan Dogan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anne sütü yalnızca bir besindir. Süt kardeş evliliği asla akraba evliliği gibi bir durum değildir. Almış olduğunuz herhangi bir besin ile hiç kimseyle genetik bağlantıya girmiş olmazsınız. Bir yabancıdan farkı yoktur. Bu tip sakıncaların olduğunu ancak dini kaynaklar belirtir. Bilimsel hiç bir alt yapısı yoktur. Dolayısıyla kaynak talebinize ancak anne sütünün özelliklerini ekleyebilirim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Enver Uçar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Ekin Baran Sunar , Bilim meraklısı, araştırmacı.

Merhaba,

Evrim Ağacı'nın bu konuyla ilgili farklı alanlardan pek çok makalesi var aslında; paylaşacağım şu linkte soruna cevap bulacağına inanıyorum:

https://evrimagaci.org/ufacik-boceklerle-beslenen-orumceklerin-bazilarinin-zehri-neden-insani-oldurebilecek-kadar-gucludur-3729

Özet geçmek gerekirse; hem av hem avcı potansiyeli olmaları sebebiyle, savunma amaçlı olduğu kadar saldırı için de geçerlidir. Avın, avcıya oranla çok daha hızlı olması, zehir avcı tarafından zerk edildikten çok kısa bir süre içinde etki göstermesi gerekliliğini doğuruyor ki avın avcıdan uzaklaşma ihtimali ortadan kalksın.

Öte yandan, "Kızıl Kraliçe Hipotezi"ne göre ise avcılar zehir gücü artacak şekilde evrimleştikçe(güçlü zehirler), avlarda da güçlü savunma sistemi evrimleşmektedir. Bazı canlılar savunma mekanizması olarak zehir geliştirirler ve hatta bunu avlanırken de kullanırlar. Zehirleri nörotoksik etki gösteren Zehirli ok kurbağası ve Güney Amerika ağaç kurbağaları buna örnek gösterilebilir. Büyük alveolar bezler barındaran derileri, toksissitesi yüksek, alkoloid salgılardır.


Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Konuyla ilgili olduğunu belirttiğim ve detay paylaştığım bağlantı.
  2. Adameros Herptil Türkiye Kurbağaların deri yapısıyla ilgili kaynak.
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
115
Ada Sarp Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu soru kafama çok takıldı bildiğime göre beynimizin bellek kapasitesi kullandığımız bilgisayarlardan çok daha yüksek. Peki neden bilgisayar veriyi kendi başına silinmeyecek şekilde kaydede bilirken beynimiz bunu yapamıyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mr Mir , Sadece Araştırmacı

Düşünelim o zaman. Her şeyi beynin kaydediyor ama her şeyi ve silmiyor. Bu o kadar fazla bilgi kirliliğine yol açar ki belli bir süre sonra beyin bunu kaldıramaz. Bundan 14 yıl önceki bir günde ne olduysa hatırladığını bir düşün bu güzel olabilir ancak her günü ayı şekilde hatırlamaya başlarsan işte orada sıkıntılar başlayabilir. Bu yüzden beynimiz kendimizin bile fark edemeyeceği bilgiler işler ama bunu daha sonra kullanmazsan ve beyin bunu gereksiz bulursa silinir ve böylelikle karışıklık önlenir.

Ve eğer bir bilgiyi kullanmazsak belli bir süre sonra beyin bunu unutabilir çünkü o bilgi hiç aktifleşmemiştir. Aslında bu da o bilginin öğrenildiği zaman çok önemli olarak anılmış ve unutulmamak için çaba gösterilmiş olsa da artık kullanılmadığı için gereksiz bulunup silindiğini gösterir. Yani kısaca her şey yeni bilgileri alabilmek ve bilgi kirliliği oluşturmamak içindir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Herhangi bir anlamı yok; daha ziyade bariz bir algıda seçiciliğe işaret ediyor. Eğer ki normalden çok gülündüğünün farkına varıldıysa, bu konuda bir bilinç oluşmuş demektir ve kişi kısa bir süre sonra, hayatın olağan akışı içinde olumsuz bir olay yaşadığında, "Aaa, tabii çok güldük şimdi ondan böyle oldu." gibi hatalı bir nedensellik kuracaktır. Bunlar sıradan psikolojik ve mantıksal hatalar...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
238
Burak Pala
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu soru son videodan dolayı aklıma takıldı. Böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını düşünmeden edemiyorum.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kusursuz şartlar yaratıp, bütün genlere ve çevresel koşullara %100 hükmedebilirsek elbette istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ancak bu düzeyde bir kontrol tabii ki pratik olarak çok zor ve çok uzak gelecekte olabilecek bir şey. Ölümsüzlüğün, en azından pratik olarak ölümsüzlüğün muhtemelen "daha kolay" ve bu kadar kapsamlı kontrolü mecbur kılmayacak yolları mevcut.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Eğer var ise bu ve benzeri şeyler insanlar içinde geçerli midir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet köpeklerde bu ayrım vardır. Köpeğin yapay seçilimi sırasında gen havuzunda hangi bireyler barındırıldıysa ortaya çıkan yeni türler bu bireylerin özelliklerine sahip olacaktır. Yani bir köpek türünü alıp diğer köpek türleriyle hiç çiftleştirmeden, kendi aralarında çiftleştirerek, ve ortaya çıkan nesilden zeki olmayanları gen havuzundan çıkararak, yolunuza en zekilerle devam ederseniz ortaya çıkan yeni tür, ilk başta aldığınız türe göre çok daha zeki olacaktır. 

Ancak aynı şey insanlar için geçerli değildir. En zeki insan ırkını üretmek için zeki insanlarla dolu bir gen havuzu yaratmalısınız. Ama günümüzde insanlar farklı gen havuzlarına bölünmüyor. Yani Türkiye'deki bir insan ile Çin'deki bir insan çiftleşebilir. Ortada bir gen havuzu olmadığından dolayı en zeki ırk yoktur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı Çağrı Mert Bakırcı'dan insan ırkları hakkında bir video.
Devamını Göster
Puan Ver
9
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

  Mastürbasyonun ya da daha spesifik olarak boşalmanın kandaki testosteron seviyelerine etkisi tam olarak açıklanamamış olsa da araştırmalar boşalma (ejakülasyon) sırasında testosteron seviyelerinde küçük bir artışın olduğunu göstermektedir.

  2003’te Zhejiang University Journal’de yayımlanan 28 gönüllü denek ile yapılan çalışmanın derlemesini içeren makalede masturbasyon yapılmanın kesildiği 2. ve 5. günde kandaki testosteron seviyelerindeki değişimin az olduğu, 7. günde ise normal seviyesine göre E,7 arttığı gözlenmiştir. [1] 2001’de International Journal of Andrology’de 1 yıl da daha uzun süre boyunca erektil disfonksiyon sebebiyle cinsel aktivite eksikliği yaşayan erkeklerin kanlarındaki testosteron seviyelerinde azalma görüldüğü belirtilmiştir. [2]

  Fizyolojik bir bozukluk olmadıkça mastürbasyon yapmanın testosteron seviyelerine, ejakülasyondan hemen sonra olan artış haricinde herhangi bir önemli etkisi yoktur. Yani kas gelişimine olumlu ya da olumsuz bir etkisi yoktur.

  Mastürbasyon, en başta zevk verir ve iyi hissettirir. Prolaktin salgılanmasını tetikleyerek uykulu hissettirir ve uykuya dalmayı kolaylaştırır. Kalp krizi, enfarktüs ve prostat kanseri riskini azaltır . Daralmış damarların ve solunum yollarının açılmasını sağlar. Taze ve güçlü spermler üretilmesini sağlar. [3]

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,343
Mahir Karaağ
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yeni doğan bir bebek başta bakteri ve mikroorganizmalar olmak üzere çokça çevresel etkenle karşılaşıyor bu etkenler ile mücadeleye nasıl başlıyor?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Hamilelik sırasında annenin bağışıklık sisteminde hastalıklarla savaşan antikor, plasental yollarla bebeğe ulaştığı için bebek bir süre koruma altındadır. Bu antikorlar, zamanla tükenmeye başlasalar da mümkün olduğunca bebeği rutin hastalıklardan koruma açısından etkililerdir. Anneden gelen antikorların varlığı geçici olduğu için bebeğin bağışıklık sisteminin desteklenmesi gerekir.

Ama sezeryanla doğmuş çocuklar annelerinden bağışıklık sistemini alamazlar bu yüzden sezeryanla doğmuş bebekler normal doğmuş bebeklere göre daha kolay hastalanırlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
65
Kemal Ateş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İcat ederlerse ve fotoğraf çekip bakarsak yinede 576 megapikselmi görürüz yoksa 600 megapiksel mi ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Öncelikle insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir

Sorunuzun cevabı ise şudur:

600 megapiksel görüntüleri 576 megapiksel  görürüz.

Çünkü gözümüz maksimum 576 megapiksel görebilir(Tabi bu durum insandan insana değişiklik gösterebilir).Bu tıpkı maksimum 720p destekleyen ekranda 1080p video açmaya benzer.Halbuki görüntü her ne kadar 1080p olsa da ekran makismum 720p desteklediğinden dolayı videoyu 720p de oynayacaktır.

Özetle bu sorunun kesin bir cevabı her ne kadar olmasa da 

Elimizdeki verilerin ışığında 600 megapikseli göremeyeceğimizi söyleyebiliriz

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Gözümüz kaç megapisel ? Evrim ağacı makalesi (okumanızı tavsiye ederim)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,345
Doktorend ~
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
DNA üzerinde oluşan bozukluklar bazı hastalıklara sebep oluyor. Milyonlarca DNA şeridinde oluşan rastgele mutasyonların tonlarca farklılığa sebep olması gerekmez mi? Ama doğaya baktığımızda hep aynı mutasyonlari görüyoruz ve hastaliklarda çok az bir çeşitlilik var.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çevrede var olan hastalıklar her ne kadar hastalık olsa da genetik havuzda kalabilecek şekilde bu zamana kadar gelebilmişlerdir. Örneği kalıtımsal olarak kalp hastalıklarına meyilli kişiler hayatlarını yaşarlar çocuk sahibi olabilirler ve dolayısıyla bu genetiği aktarmaya devam ederler. Bir nevi birikimli seçilim. Yani çevrede görmüş olduğunuz hastalıklar doğal seçilimle elenmemiş durumdadır. Bu sebeple hala sıkça görülmeleri son derece normaldir. Bunlar dışında bir mutasyon olması durumunda da ortaya çıkan mutasyonun ya gözle görülür bir etkisi olmadığı için fark edemezsiniz ya da son derece olumsuz etkileri olduğu için bu bireyler doğumdan çok kısa bir süre sonra ölebilir veya ölü doğabilir. Daha farklı olarak başka mutasyonlar da olabilir ve teşhis edilebilir. Dünyada sürekli olarak yeni hastalıklar türüyor bunların bir kısmı genetik kaynaklı da olabilir. Milyonda bir görülen şeylerden haberdar olmak çok kolay değil.

Bir liste yaparsak:

1) Zaten mutasyon olması çok zor bir ihtimal

2) Mutasyon olsa bile bunun gözle görülür bir etkisi olmayabilir

3) Gözle görülür etkileri olan mutasyonlar çok yıkıcı olabilir ve bu bireyler zaten hiç doğmayabilir veya hemen ölebilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Oğuz Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
https://twitter.com/oguzsahin_b/status/1149899446848823296 twitter da sormuştum ama cevap gelmedi. Buradan sorayım dedim.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Güney Altıner
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Haberlerde Sabancı Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmayla ürünlerdeki GDO'yu yarım saatte tespit edebilen bir cihaz geliştirildiği söyleniyor.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ferhat H
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Benim sorum bir nevi yol gösterme ihtiyacından kaynaklanıyor. Son 2-3 yıldır evrime , uzaya ve bilime aşırı bir merak sardım sadece merak ihtiyacımı gidermek için ufaktan okumak istiyorum. Anlayacağım bir şekilde sıfırdan kaynak önerisi verebilir misiniz ?
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Alperen Erdinç
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsan zekasını diğer türlerden ayıran ve insanın kendi türü arasında da zekasının kendinden farklı bir türle olan fark kadar olmasa da küçük farklılıklar barındırmasının biyolojik temellerini açıklayabilir misiniz ? Örneğin beyin büyüklüğü mü ? Beyin kıvrımı mı ? veya Frontal lob iriliği mi ?
Puan Ver
1
Puan Ver
1,455
Eyup Can Ünal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dostum şimdi ilk öncelikle kemikler hakkında genel bilgiler veriyim . Erişkin bir insan vücudunda yaklaşık 206 tane kemik bulunur.Bu oran çocuklarda 222-223 tane dir. Kemik doksunun 1/3 'ü organik 2/3'ü yse inorganik maddelerden oluşur.

Kemiğin insan vücudundaki görevi ise vücudu darbelerer karşı kormaktır.Tabi bu kemiğin tek vazifesi değildir.Hareket,mineral depolama,kan hücresi üretme gibi birçok görevi üstlenir.

Şimdi doğum öncesine gelirsek Anne  geçen 40 hafta yani(280 gün)'ü kapsar.İlk 8 hafta da ''embriyonik dönem'' denilen dönem yaşanır.embriyonik dönemden sonra  doğuma kadar olan süreye ise ''Fetal dönem'' denir.İşte bu dönemde uzun kemiklerdek  kemikleşme merkezleri ortaya çıkmaya başlar. 

4.haftada ise omurga görünürhttps://html2-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/5-fe25c49337.jpg

7.haftada clavicula kemiği ortaya çıkar.https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/6-0229d4b9d9.jpg

8.haftada kemikler sertleşmeye başlar.

10.haftada kemiklerin oluşumu bazı kemiklerde hala devam etmektedir.

Yeni doğanın kafatası ise  kafa iskeleti orantısal olarak oldukça  büyük bir kafatası (neurocranium) ve küçük bir yüz iskeletinden (viscerocranium)meydana gelir.

yeni doğan yüz iskeleti erişkine oranla  görece daha küçüktürhttps://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/10-eb4e060ecd.jpg

Fakat nasal boşluklar ,mandibula maxilla küçük;orbitaller büyüktür.

Omurgada ise yetişkenlerde oranla eklemlerden dolayı  daha fazla elastikiyet  ve hareket genişliğine sahiptir.Yetişkinlerde ik eğri bulunurken yeni doğanlarda tek eğri bulunur. https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/11-5cb68ce4b7.png

https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/12-bc763a5a39.jpghttps://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/12-bc763a5a39.jpg

Göğüs kemiklerine geldiğimizde yeni doğanda göğüs kafesinin alt bölümü çıkıntılı olarak görünür.Kaburgalar erişkinlere oranlar  daha horizontaldirler (yani anlamı yataydırlar)  işte böyle bilime meraklı güzel insan :)

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. PPT
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Sinan Ozver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sonradan sağır olan bir bireyin konuşma yeteneğinin kaybolması ile ilgili düzensiz bilgilere sahibim. Bilimsel anlamda böyle bir çalışma var mı varsa öğrenmek isterim. Yardımcı olabilecek arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim.
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Köpek balıklarının kanser olmadığı bilgisi tamamen safsata ve uydurma bir şehir efsanesidir. Hatta bilgi bile değil zırvadır. Bu gibi etrafta dolaşan ve akademik kaynağı olmayan kulaktan dolma bilgilere derin araştırma yapmadan itimat etmeyiniz. Köpek balıkları kanser olurlar. Detaylı bilgileri kaynakta bulabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı köpek balıkları da kanser olur
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Gökhan Ulu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba, Sünnet olma eylemi ilk olarak ne zaman ve neden yapılmaya başlandı? Günümüz tıp dünyasının bu konuda bakış açısı nedir? Dinlerde nasıl geçiyor, emrediliyor mu? Teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

 Sünnetin tarihçesi

 Sünnetin ilk defa ne zaman yapıldığı bilinmemektedir ancak yazılı tarihten önce başladığı kesindir. Arkeolojik araştırmalar, eski Mısır’da, İbraniler ve Fenikelilerde, hatta Amerika kıtasındaki eski Azteklerde sünnet işleminin uygulandığını göstermektedir. Sünnet tasvirleri, taş devrine ait mağara çizimlerinde ve yaklaşık 6.000 yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Mahor tapınağındaki duvar kabartmasında da görülebilmektedir. MÖ. 4000 yılında Ti ve veziri Ptahhotep’in mezarlarındaki kabartmalarda sünnet usullerinin resmedildiği ve aynı yıllarda Firavun II. Ramses’in oğlunun sünnet edildiğine dair belgeler vardır. 

 Bilimsel açıdan sünnete bakış

 Sünnetin aslında hem faydası hem zararı vardır. Peniste meydana gelebilecek bir çok hastalığı önler. Afrika'da yapılan araştırmada sünnetli erkeklerin sünnetsizlere göre 8-66 arası daha az HIV (AIDS virüsü) kaptığı tespit edilmiştir. Yapılan istatistiki araştırmaya Dünya çapında birçok tepki gelmiştir. Bunların en önemlisi, araştırmayı tekrar eden bilim insanlarının aynı sonuca ulaşamaması olmuştur. Bir pediyatrist olan Dr. Van Howe, "Zaten bir erkeğin üzerine yıldırım düşme ihtimali, penis kanserine yakalanma ihtimalinden çok daha yüksektir." Zaten istatistiki olarak baktığımızda, neredeyse hiçbir erkeğin sünnet olmadığı Japonya, Norveç, Finlandiya ve Danimarka'nın toplamındaki penis kanseri vakası sayısı, içerisinde büyük miktarda sünnetli barındıran, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ndeki penis kanseri vakası sayısından daha azdır. 

 Sünnetin zararlı ise maddeler halinde şöyledir;

 Sünnetli insanlarda, sünnetizlere göre;

- Penis yaralanmasının 3 daha fazla,

- Ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin ' daha fazla,

- Eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun daha fazla,

- Ereksiyon sonrası kanamanın daha fazla,

Psikolojik olarak zararları;

- Yaralı gibi hissetme oranlarının ` daha fazla,

- Kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksinin P daha fazla,

- Genital güvensizliğin U daha fazla,

- Öfkenin R daha fazla,

- Depresyonun Y daha fazla,

- Saldırganlığın F daha fazla,

- Aileye ihanetin 0 daha fazla,

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 450 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Yeni bir fikirle genişleyen bir zihin asla eski boyutlarına geri dönmez.”
Oliver Wendell Holmes
Geri Bildirim Gönder