Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
At Nalı Yengeci (Horseshoe Crab) yetiştiriciliği yapılabilir mi? Yapılabilirse nasıl yapabiliriz. Bunu yapan örnek işletmeler varmıdır? Varsa hangileridir? Teşekkür ederim..
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

At nalı yengeçlerinin kanları bilimsel çalışmalarda ve ilaç endüstrisinde kullanılıyor. Mavi kanları için bu canlıların yetiştiriciliğini yapan şirketler mevcut. Yılda yaklaşık 40.000 yengeç bu iş kullanılıyor ve ölüyor.Ancak sadece kanlarını alıyorlar herhangi bir şekilde yemek için kullanılma durumları yok. Bu canlıların kanlarının 4 litresi 60.000 $'a kadar alıcı buluyor. Jeak Ling Ding adındaki bir araştırmacı aynı görevi görecek sentetik sağlayıcılar üzerine bir proje yürütüyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. The Atlantic Jeak Ling Ding'in ayrıntılı haberi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Kobra Muzaffer
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhabalar! İnternette pek kaynak bulamadığım -belki de doğru şeyleri yazamadığım için- bir konu hakkında bir sorum var. Efendim, yaşadığımız coğrafya fiziksel özelliklerimizi ne kadar etkiler ve bu ne kadar zaman alabilir? Örneğin Amerika'ya göç eden Avrupalılar da gelecekte fiziksel olarak değişimler görebilir miyiz, yada gördük mü?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu konuda şöyle bir örnek verilebilir bir insan yüksek irtafalı bir yerde yaşamaya başlarsa eğer daha fazla oksijene ihtiyaç duyacaktır ve doku oksijenasyonunun devamı için hemoglobin miktarını dakikada nefes alma sayısını ve zamanla akciğer kapasitesini ve kan hacmini artıracaktır. Bu olay nispeten hızlı bir değişim olduğu için bununla başlamak istedim.

Bunun yanında aynı hayvan türlerinin çölde yaşayanların daha çok ısı kaybetmek kutuplarda veya soğuk yerde yaşayan türdeşlerinin ise ısıyı muhafaza etmek üzerine evrimleştiklerini görebiliriz.

Pek tabi farklı coğrafyalara göç eden insanlarda da bu tarz değişimlerin görülmesi muhtemeldir. Amerikalılarla avrupalıları karşılaştırmanın sağlıklı olduğunu düşünmüyorum çünkü 500 yılı aşkın süreçte avrupanın her yerinden afrikadan ve amerika yerlilerinden oluşan 3 ayrı kıta insanlarının karşılaşıp karıştığı bir popülasyonda çevrenin etkisinin önüne genetik karışımın daha çok geçmiş olması daha olasıdır.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Melih Karayel
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Eğer dendritlerin bilince bi etkisi varsa kedi veya köpek gibi bir hayvanı bi şekilde insanlar kadar bilinç sahibi yapabilir miyiz?
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
At Nalı Yengeci (Horseshoe Crab) yetiştiriciliği yapılabilir mi? Yapılabilirse nasıl yapabiliriz? Bu konuda örnek kuruluşlar varmıdır? Teşekkür edrim..
Puan Ver
0
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Halen ilk homosapiens in genetik koduna sahibiz. Çevresel şartlara uyumlanarak türün değişimi için gereken süre homosapiensin meydana gelişine göre çok daha fazla. aynı genetik koda sahip olmamıza rağmen, yaşam şartlarımız tamamen değişti. şartlardan bağımsız türe ait fabrika ayarı var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba dostum,sorunu biraz daha açmalısın eğer demek istediğin homo sapiense evrilmeden önceki atalarımıza ait genlerimiz de kalan bir kalıntı bir dna var mı ise cevap evet. Genlerimizde hala atalarımızın izlerini taşıyoruz, bir gün genetik bilimi geliştiğinde eski bir atamızı klonlaya bilicez desem çokta yanlış bir tabir olmaz, buna fabrika ayarı diyemeyiz ve buna geride dönemeyiz çünkü şuan ki halimize evrilme sebebimiz yaşamak için mecbur olmamızdır, evrim bunu bizim için bizi değiştirerek yapar. şuan, bizim doğal ortamımız, atalarımızın değil.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
550
Görkem Çanak
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bazı canlılar (Mesela tek hücreli canlılar.) bölümüyle çoğalıyolar. İnsanların bölünerek üremesini beklemiyorum ama neden dış bir faktöre ihtiyaç var?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Atom>molekül>organel>hücre>>>tek hücreli canlı. Atom>molekül>organel>hücre>doku>organ>sistem>organizma>>>çok hücreli canlı. Tek hücreli canlılarda organ olmadığı için mitoz bölünme denilen bölünme çeşidini geçirerek çoğalırlar. Çok hücreli canlılarda ise organ (eşey organı) bulunur. İnsanlar çok hücreli canlılardır. Bu nedenle eşeyli üreme (mayoz+döllenme) gerçekleştirirler.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
110
Melih Arık
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Sağ kolumuza oksijeni ve azotu veren ve sol kolumuza da karbondioksiti ve azotu alan bir mekanizma düzenleyip hiç nefes almasak hayatta kalabilir miyiz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Gökalp Yoleri , Amatör bilim düşünürü

Akciğerler kanla karıştırıyor bu şekilde kana ne kadar karışır deney gerek yaşanabilirde ameliyat masasında ancak neye yarar? futurist düşüncelerimde ilerde mutlaka oksijene gerek duymadan yaşama yolu bulmamız gerektiğini düşündüğümden ilgimi çekti cevap yazmak istedim.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,343
Mahir Karaağ
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
fakat moleküller canlı değilken nasıl olabilir de bir etkileşim oluşur ve canlılık özelliğini sağlayabilir? ayrıca canlılık hala nedir bilmiyoruz bu da bir sorun aslında çünkü bir tanımı yok.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Gökalp Yoleri , Amatör bilim düşünürü

Canlılık ekleme yapıp değişerek çoğalabilen yada değişim potansiyeline sahip çogalabilen madde düzenekleridir bence

100 atomdan oluşan bir küme düşünelim bu kendi kopyasını yada100 atomu aynı biri farklı 101 atomdan oluşan bir sistem üretebiliyorsa yeterli zamansonra ürettiği düzenekler gelir bunları sorar cevaplar

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Wiki Canlı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Neden kalbimiz diyaframlı pompadır? Neden santifrüj pompa ya da dişli çarklı vs. pompalardan değildir? Halbuki flagellumda bile dönme mekanizması vardır. İnsanda diyaframlı pompa olan kalbimizin avantajı nedir? Acaba hareket kaynağı olan bir mile ihtiyaç duymayan kaslarımızın yapısından gelen avantaj mıdır Şimdiden teşekkür ederim...
Puan Ver
7
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Biyolojik saatimize ters olduğu doğru fakat bunun neden yanlış olduğunu merak ediyorum
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Biyolojik olarak zararlı ve sakıncalı olduğunu düşünmüyorum. Dinen bir anlamı var dediğinizin ve o anlarda da uyuduğunuz için günah yazılacak değil tabii ki. Sadece uyanık ve bir işle meşgul olursanız sünnettir diye biliyorum.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Her çevresinde hızlı dönüşte insanın başı döner mi? Örneğin bi uçak akrobasi pilotu g kuvveti yer. İnsan kendi etrafında döndüğünde olan şey de g kuvvetimidir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Nice'z Kok , Lisans Öğrencisi

Merhabalar :)

Öncelikle bedenimizde dengeyi sağlayan yapıları bir gözden geçirelim.

İç kulağın üst bölümünde bulunan vestibuler sistemimiz aracılığıyla bir şeyin dik mi ya da yatay mı ya da hareket ediyor mu yoksa duruyor mu olduğunu algılarız.

İşte sistemin yer çekimine bağlı yönü algılama süreci:

  • Kalsiyum karbonat (tebeşir) kristalleri içeren otolitik organlar içerir.
  • Kristaller tüy gibi olan duyusal sinir hücrelerine tutunurlar.
  • Kafanızı farklı yönlere (öne, arkaya, sağa sola) doğru eğdiğinizde yerçekimi bu kristalleri eğdiğiniz yöne doğru çeker.
  • Kristaller tüy gibi olan sinir hücrelerini uyararak beyine sinyaller göndermesini sağlar.
  • Beyin bu sinyalleri kafamızın hangi yöne doğru olduğunu anlamak için yorumlar.

Şimdi de vestibuler sistemin hareketi nasıl algıladığına bakalım:

  • Hareket algısı için 3 adet yarım daire kanalı vardır.
  • Yarım daire kanalları endolenf denilen iç kulak sıvısı ve tüy gibi olan duyu sinir hücreleri içerir.
  • Kafanızı belirli bir yöne doğru hareket ettirdikçe, endolenf fizikteki eylemsizlik kanununa bağlı olarak hareket yönüne direnir.
  • Endolenfin bu hareketi tüysü hücrelerin uyararak beyne sinyal göndermelerini sağlar.
  • Beyin sinyalleri yorumlayarak kafanızı ne tarafa doğru hareket ettirdiğinizi anlar.

Endolenf (İç Kulak Sıvısı)

Etrafınızda belirli bir süre boyunca döndüğünüzde, endolenf yavaş yavaş döndüğünüz yönde hareket etmeye başlar ( çorba karıştırmak gibi ). Endolenfin bu dönüşü beyne başınızın döndüğü sinyallerini gönderir. Beyin çok hızlı bir şekilde bu sinyallere adapte olur çünkü endolenfiniz de sizinle aynı hızda ve aynı yönde dönmeye başlayacaktır ve tüysü sinir hücrelerini uyaramayacaktır. Fakat dönmeyi bıraktığınızda, endolenf dönmeye devam ederek tüysü hücreleri tersi yönde uyaracaktır. Tüysü hücreler de beyninize sinyaller gönderecektir. Beyin de dursanız bile bu sinyalleri hala dönüyorsunuz olarak yorumlayacaktır. İşte bu durum da baş dönmesinin neden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bir süre sonra endolenfinizin dönüşü duracaktır ve beyne daha fazla sinyal gitmeyecektir, bu anda da beyin dönüşünüzün durduğunu anlayacak ve baş dönmeniz sona erecektir.

İsterseniz bu durumu küçük bir deneyle siz de tecrübe edebilirsiniz. (Etrafınızda zarar verici bir objenin olmadığına dikkat ediniz.)

  • Sağ tarafınıza doğru hızlıca 5-10 kez kendi etrafınızda dönün ve durun. Durduğunuzda tıpkı yukarıda anlatıldığı gibi baş dönmesi yaşayacaksınız.
  • Yukarıdaki aşamayı yapıp baş dönmeniz geçtikten sonra, birinci aşamayı tekrarlayın ancak durduğunuz anda bu kez solunuza doğru aynı sayı kadar dönün, durduğunuzda başınızın dönmediğini göreceksiniz.

İkinci durumda endolenfinizi tersi yönde hareket ettirdiğiniz için iki etki birbirini yok edecektir.

Kendi etrafınızda belirli bir süre döndüğünüzde muhtemelen baş dönmesi ya da vertigo halini tecrübe edersiniz. Hatta bazı insanlar koltuktan çok hızlı bir şekilde kalktıklarında başları döner. Baş dönmesi durumunda, muhtemelen vücudunuzun hareketi algılayan bir kısmı beyninize yanlış sinyal göndermiş demektir. İç kulağımızdaki şaşırtıcı sistem baş dönmesi durumunun açıklayıcısıdır.

Astronotların sık sık başları döner çünkü Dünya’nın yerçekimine maruz kalmazlar. Arabanın içinde birden yüksekten aşağıya indiğinizde ya da roller coastera bindiğinizde karnınızda oluşan hissi hatırlayın. Bu hissin sürekli olduğunu hayal edin. Çünkü uzayda herhangi bir yerçekimi yoktur, dolayısıyla otolitik organlar iyi çalışmazlar, yani “yukarı” ya da “aşağı” anlamsız gelir. Dalgıçlar da aynı durumu yaşarlar. Buoyancy (batmama) otolitik organları tıpkı yer çekimi olmayan durumdaki gibi etkiler. Bu yüzden, bir dalgıç su atında yönleri karıştırır ve görsel bir işaret olmadan hangi yönün yukarı, hangi yönün aşağı olduğunu anlayamaz.

kuvvetinin doğrudan bir etkisi olmamakla beraber bu yapıların verdikleri sinir iletilerini karıştırtmasıyla beraber baş dönmesi görülebilmektedir.Sonuç olarak bir akrobasi pilotunun baş dönmesi deneyimini yaşamasının nedeni temelde G kuvveti değil ani konum değişikliği olarak değerlendilebilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Willfred Zaha
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Doğada dişisi erkeği etkilemeye çalışan çok az tür var. Niye hep erkekler dişilerini etkilemeye çalışıyor? Sadece erkek cinsiyetinin mi üreyip soyunu devam ettirmeye ihtiyacı var dişiler de böyle bir kaygı söz konusu değil mi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Hamilelik sürecini yaşayan, doğum gibi zorlu süreçleri çeşitli tehditlere karşı atlatmaya çalışan dişi birey olduğu için, dişi birey birçok erkek birey arasından en sağlıklı üreyebileceği erkeği seçmeye çalışır. Erkekler dişileri seçseydi dişiler için doğru olmayan seçimler yapılması durumu gerçekleşebilir, yavruların ve dişi bireyin hayatta kalma şansı azalırdı.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kisisel gelisim iceriklerine gore 6 saati gecmeyecek uyku bizim icin daha faydali oldugu soyleniyorken sporcu iceriklerinde en az 8 saat uyumamiz gerektigi soyleniyor(arastirmalarla destekleniyor). Uyku suremiz optimum ne olmalidir ?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Uyku ihtiyacı kişiden kişiye değişir.Son çalışmalar da gösteriyor ki mutasyonları sonucu uyku süresinde değişikliğe sebep olan genler de mevcut.Buna ek günlük aktiviteniz ve sağlık durumunuz da uyku süresi ve bunun gerekliliğini değiştirir.Örnek verecek olursak sirke sineklerinde yapılan çalışmada 80 gende 126 tane farklılık tespit edilmiş.İnsandan örnek verecek olursak ADRB1 geni mutasyonu içeren bireyler sağlıklı bir insandan 2 saat daha az uykuyla yetinebiliyor.Bu genin sirkadyen saat üzerinde etkisi olduğu aşikar.

Bir başka nedense sağlık sorunları.Uyku apsesi, hava kanallarında tıkanıklık, bazı enfeksiyon hastalıklarına sahip olmak uyku ihtiyacını değiştirmektedir.

Genel tabir 8 saat olsa da kendi vücudunuzu gözlemleyip karar vermeniz muhtemelen daha doğru bir sonuç olacaktır.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Uyku .
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
5
Rebaa .
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
merhaba kısaca anlatıyım meşgul etmiyim sizi . şimid biz erkeklere özgü sakallarımız var ve benzetme olarak erkek aslanların yelelerini vericem . şimdi ben hiç bir aslan yelesinin yere kadar uzadığını görmedim ama insan sakalları kendi boyunu bile geçiyor . bu anlattıklarımı sadece konuyu anlatmak için yaptığım benzetme olarak görün
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Mahmut Çelik
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Elbette olacaktır. Bugün dişlerimiz ısırma, parçalama, öğütme gibi fonksiyonları yerine getirecek şekilde evrimleşmiştir. Gömülü 20 yaş dişlerini duymuşsundur. Bunların gömülü kalma nedeni en başta beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi. Artık onlara ihtiyaç duymuyoruz. Ayrıca yalnızca dişlerimiz değil çiğneme kaslarımız da var! Bunun yanında çene eklemi, dil çene kemikleri hepsi kompleks bir yapı oluşturuyor evrimsel süreci bir kenara bırakıp insan yaşamına bile baktığında beslenmedeki alışkanlıklar bireyden bireye anatomik Farklılıklara neden oluyor. Kalıtılmıyor olmasına bakma :) bu arada yalnızca ağız içi ve çevresinin değil tüm sindirim sisteminin dolayısıyla tüm sistemlerin yavaş yavaş etkileneceğini unutmamak gerek. Tabii bunun için de milyarlarca yıl! Umarım insan oğlu olarak buna tanıklık edebiliriz :)

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
36
Haruncan Ertaş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Çünkü iki siyah insan ürediğinde beyaz, iki beyaz ürediğinde de siyah insana gebe kalmaz. Çocukluk merakımdı içimde kalmasın buraya sorayım dedim. Öğretmenlerime sormaya çekiniyordum
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Öncelikle insanın inmesi gibi bir şeyin söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Bir şeyin şak diye yaratılması ya da oluşması bir anda var olması bilimsel açıdan mümkün değildir. Çünkü bir şeyin var olması için bunun bir yapım süresi aşaması olması gerekir. Çocukken ilk insan neden bir anda yaratılmış olmasın ki diye düşünürdüm. Sabah kalktığımda mutfakta ekmeğin üstünde yeşil yeşil şeyler görürdüm ve bu bir anda kendi kendine oluşmuştu. Meyvelerin üzerinde oluşan kurtların bir anda oluşmasıda kafamı kurcalıyodu. Demek ki canlılar bir anda var olabiliyor diye düşünüyordum. Ama sonra o yeşil şey diye tanımladığım küfün bakteriler tarafından belli bir sürede oluşturulduğunu ve kendiliğinden oluştuğunu sandığım kurtların meyve sineklerinin meyveye daha önceden bıraktıkları gözle görünmeyen yumurtalardan çıktıklarını ve büyüdüklerini öğrendim. En ufak en minimal canlı bile belli bir süreçle yaratılırken ilk insanın bir anda yaratılmış ya da senin deyiminle indirilmiş olması kabul edilebilir bir şey mi sence?

Bu olayın yavaş gelişen evrimsel bir sürece dayandığına inanıyorum. Yüz yıllar içinde gelişen bir başkalaşım süreciyle ırk diye tanımladığımız renkler ve farklılıklar oluşmuştur. Sadece iki tane insandan siyah ve beyaz iki insanın genlerinden tüm insanlığın oluştuğunu varsayarsak diğer binlerce ırkı görmemezlikten gelmiş oluruz. Bu eğer senin dediğin gibi olsaydı dünyada sadece iki tip ten rengi, iki tip göz rengi, iki tip saç rengi şekli ve her şey sadece iki çeşitten oluşurdu. Bu yüzden bu olayların canlıların kendi içlerindeki evrimsel süreçlerine dayandığına inanıyorum. İlk insanda yavaş bir şekilde öbür canlılar nasıl binlerce yılda evrimleştiyse öyle oluşmuş ve yaşadığı coğrafyaya, döneme, iklime yaşayış şekillerine göre farklılıklar göstermiştir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
480
Furkan Kaya
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Dış etkenler olmaksızın hayatını ölmeden devam ettirebilen bir canlı var mıdır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Turritopsis dohrnii yani bir deniz anası dış etkenlere maruz kalmaksızın sonsuza kadar yaşayabilir. Ölümsüz denizanası, kendisinin de dahil olduğu Sölenterler Şubesi'nin yaşam döngüsünü manipüle etmektedir. Çoğu zaman denizanaları ile kategorize edilen Sölenterler'in yaşantısı 2 temel evreden oluşur: Polip Evresi ve Medusa Evresi. Polip evresindeki sölenterler, hayvandan çok bir bitkiyi andırırlar... Su dibinde, kendilerini bir "kök" (ya da "sap") ile sabitleyerek, fiziksel olarak yer değiştirmeden yaşarlar. Daha ziyade, bir diğer hayvan şubesi olan süngerlerin yaşam biçimi gibi düşünebilirsiniz... Tutundukları yerden, sabit bir şekilde, ağızlarında bulunan dokungaçlarla avlanırlar ve bu şekilde yaşarlar. Polip devrede hayvanlar "tomurcuklanma" ile eşeysiz olarak ürerler. Yani vücutlarının bir kısmından kendilerinin bir parçası ayrılır ve o parçadan bir bütün inşa edilir. Böylece tek bir sölenter, aynısının kopyası olan 2 sölentere çoğalmış olur. Sitemizde bu muhteşem canlılar için bir makale bulunmakta istersen aşağıya bırakmış olduğum linke tıklayıp paragrafı okuyabilirsin.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
635
Ahmet A.
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Lab. ortamında kobay hayvanlarının sıklıkla ensest ilişkiler ile çoğaltıldığı biliniyor. İnsanlarda bu duruma, sağlık açısından şiddetle karşı çıkılırken; hayvanlar için değişen durum nedir? Eğer bu hayvanlar için de sakıncalı ise, bilimsel çalışmalar ne yönde etkiliniyor ya da etkileniyor mu?
Puan Ver
3
Puan Ver
115
Ada Ilgın
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba, soru çok güzel öncelikle bunu belirteyim :) Sıklıkla aynı mekanda bulunan iki dişinin önce menstrüel siklusu (adet döngüsü) uzar, sonra da aynı zamana denk gelmeye başlar. Bu da feromonlar yoluyla mümkün olur. Hamster denekleriyle yapılan bir çalışmada, daha dominant olan dişi hamster salgıladığı feromonlar yoluyla diğerinin siklusunu kendininkine yaklaştırır. Bunu ya olfaktör bulbus'a (koku duyusu için kullanılan sistem) yerleştirilen elektrotlarla gözlemleyebilir ya da basitçe hamsterlardan birinin burnunu tıkarsak döngünün değişmediğini görebiliriz. Aynı çalışma insanlarla da yapılmış ve olfaktör sisteminde hasar olan kişilerde ve bir erkekle yakın ilişkisi olan kadınlarda senkronize olma durumunun görülmediği bildirilmiştir. Buna sebep olarak gösterilen bir kaç teoriden birisi; senkronize bir şekilde doğum yapmanın bebeklerin hayatta kalma şansını arttırmasıdır. Annelerini doğum sırasında/sonrasında kaybeden bebekler böylelikle anne sütüne erişme sıkıntısı çekmeyebilirler.

Belirtmekte fayda var ki siklus senkronizasyonu yanlışlayan bir çok çalışma da mevcut.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Stanford Üniversitesi Bu seride bir yerde bahsediliyor ama hatırlayamadım.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
885
Hibrit Usta
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Siyahi bir kadın ile beyaz bir erkek veya beyaz bir kadın ile siyah bir erkek cinsel ilişkiye girdiğinde , doğacak çocuk annenin ten renginde mi olur ? Veya çocuğun ten rengini belirleyen etkenler nelerdir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ten ve göz renginin belirlenmesinde lise döneminde kahverengi ve koyu renk baskın diğerleri çekinik olarak öğrendik. Fakat durum aslında şöyle ; ten rengi oluşurken birden fazla tipte genotip vardır.Buna poligenik kalıtım denmektedir.Örnek verecek olursak A1 A2 A3 A4 tane ten rengi var ve 1 en koyu 4 en açık renk olsun. Baskınlık tipi de 1>2.>3>4 olur.Dolayısıyla 11 en koyu renk olurken 44 en açık olacaktır.Bu renklerin kendi aralarında 4x4=16 farklı ton görürüz.Teorik olarak sayılar doğru değil ama sistem bu şekilde işlemektedir.

Yani siyahi bir erkeğin ve beyaz bir kadının çocuğu beyaz da olabilir(erkek: A1A3 kadın:A3A3) aynı şekilde esmer de olabilir.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Genetik poligenik kalıtım
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Hücrelerin DNA sını harici bir yol ile nasıl değiştirebilir? Mesela genetik bir hastalığa sebep olan genom dizimi biliniyor diyelim, bu hatayı diretk bu yöntem ile yok etmek ya da genom dizisinde pasif hale getirmek şuan mümkün mü?
Puan Ver
3
Puan Ver
190
Yasin Şeker
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ateş keşfedildiğinden beri insanlar yiyecekleri pişirerek yemeye başladılar.Yiyecekleri pişirererk yemeye başladıktan sonra evrimsel süreçte sindirim sistemimiz kısalmıştır. Ateş keşfedilmeden önce yiyecekleri sindirmek için büyük bir enerjiye ihtiyaç duyuluyordu bu enerjinin büyük bir kısmına bağırsağımız ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden bağırsağımız çalışırken beynimize yetecek enerji kalmıyordu.Ama sonradan ateşi keşfettiğimiz için beynimize daha çok kullanılıcak enerji kaldı.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. kendim
Devamını Göster

Toplam 484 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Eğer doğru yolda olduğunu biliyorsan, kimse ilerlemene engel olamaz. Ne derlerse desinler...”
Barbara McClintock
Geri Bildirim Gönder