Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çok çirkin veya çok güzel bir insanla tanıştık belli süre sonra onun çirkinliği veya güzelliği ilk zaman ki gibi gelmiyor ortalama standart insan gibi gelmeye başlıyor .Uzun süreli duygusal birlikteliklerde de bu durum mevcut duygusal vr fiziksel bunun sebebi düşük gizli baskılama mıdır?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba, dusuk ket vurma sadece esyalar uzerinde olmuyor, kendimden ornek verirsem bir lokantaya veya topluluk alanina girdigimde hic farkinda bile olmadan insanlarin giydigi ayakkabi renginden tutunda kravatin modeline kadar hatirliyorum ancak bu istemsiz sekilde oluyor ben farkinda bile degilim.

Dusuk ket vurma anlik olarak cisimleri ve insanlarin ozelliklerini ve ayrintilarini hafizaya yazmadir. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Düşük Ket Vurma
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
30
Fye Cevahir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Biliyoruz ki gunumuz maymunlarinin ve insanlarin kromozom sayilari esit olmadigi icin birbirleriyle verimli dol olusturmalari olanaksiz. Topluluklarin biribirlerinden izole bir sekilde yasamalari nasil oluyor da kromozom sayilari gibi genetik varyasyonlara sebep oluyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bunun en büyük etmeni çevresel etmenler. Örnek olarak yiyecek için rekabeti verebilirim. Aynı tür içerisinde farklı özelliklere sahip olan ve yiyecek bulma konusunda aynı tür içerisindeki bireylere üstünlük sağlayan bireyler genlerini bir sonraki nesle aktarmayı başarırken rekabeti kaybeden bireyler ortamdan uzaklaşırlar. Dahası, eğer aynı tür içerisinde başka bir özelliğe sahip olan bireyde genlerini bir sonraki nesle aktarmayı başarır ve böyle diğer farklı bireyler arasında sadece iki farklı birey genlerini sonraki nesillere aktarma özelliği bulur. Uzun bir süre bu türler kendi popülasyonları arasında çiftleşmeye devam ederse bir müddet sonra bu iki tür birbiri ile karşılaşsa bile verimli döller verememeye başlar. Bu olaya en güzel örnek Darwin's finches diye anılan türdür. Aşağıya kaynağı koyuyorum.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Darwin's finches
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
60
Burak Burak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Başka bir galaksi veya gezegendeki muhtemel canlılar H2O dışındaki başka bir kaynak ile varlığını sürdüyor olamaz mı?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Çünkü artık dünyadaki kaynakların sınırsız olmadığını ve eğer diğer gezegenlerde kolonileşmezsek dünyadaki yaşamın sona ereceğini biliyoruz.Nüfus artışı ve kayankların azlığı kolonileşme ihriyacımızı artıtıyor.Dünyadaki nüfus çok fazla olduğu için dünyadaki kaynaklar yetmemeye başladı.Bizde çözüm olarak başımızı yukarı çevirerek yaşanılabilir gezegenleri aramaya koyulduk.

Açıklamadaki sorunuzun cevabı ise evet ,başka gezegenlerde karbondioksitle nefes alıp oksijen veriyor olabilirler ve su yerine daha farklı maddeler kullanıyor olabilirler.Tabi durum böyle olduğunda oradaki canlılar ortama göre evrimleşirler .Yani bize göre oksijen yerine karbondioksit su yerine başka maddeler kullanabilmelk için de evrimleşirler.Eğer bizim dünyamız da bu ortam gibi olsaydı biz de öyle evrimleşirdik.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
50
Emrah Öztürk
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Zeka gelişiminde çevre ve genetiğin etkili olduğu biliniyor. Zekaya yönelik aile içi, özellikle de ikiz ve evlatlık çalışmalarıyla genetiğin zekaya etkisinin P civarı olduğu da gösterilmiş ancak hangi kromozomun veya hangi genlerin zeka gelişimine etkisinin ne kadar olduğuna dair henüz kesin bir sonuç yok.

Sizin okuduğunuz gazete yazısının kaynağı olan blog yazısında gösterilmiş kaynakların geçersizliği ve iddianın kaynağının yüksek sayıda takipçisi olan bir Facebook hesabı olduğu bir Forbes yazısında gösterilmiş. İddianın ortaya atılma sebebi X kromozomu olmadığında hücrenin yaşayamayacağı olabilir ancak bu da böyle bir iddiayı doğrulamaz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. National Library of Medicine Temel bilgiler
  2. Forbes İddianın yalanlanması
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
17k
Eyüp Akman
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kargaların 200-300 yıl yaşayabildiğine dair birçok iddia görüyorum. Bu ne kadar doğru? Bu kadar uzun yaşayabilen bir karga var mı?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

"Birkaç yüz yıl yaşayabilen tek bir karga türü dahi yoktur. Hatta kargalar, insan ömrünün yarısı kadar bile uzun yaşayamazlar. Bilinen onlarca karga (Corvus cinsi hayvanlar) türünün ve kuzgunların (Corvus corax türü karga) ilk hemen hepsinin vahşi yaşamdaki ömürleri en fazla 15-20 senedir. Bazılarının ömrü sadece 4-8 yıldır. Ancak çok özel bakım altında, 30 yıla kadar yaşayabildikleri bilinmektedir. Kayıtlar altında bilinen en uzun karga ömrü ise 40 yıldır."

Yukarıdaki metin Evrim Ağacı'nın Gerçeklik Analizi Araştırmalarından alıntılanmıştır. Belirtilen evrim ağacı araştırmasına aşağıdaki kaynaktan ulaşabilirsiniz. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kargalar Gerçekten 200 Yıl mı Yaşar? Evrim Ağacı Gerçeklik Analizi Araştırmaları
  2. Kargalar Gerçekten 200 Yıl Yaşar mı? YouTube Videosu
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Doğayı gözlemlediğimizde pek çok canlının belirli çiftleşme zamanları vardır (Örnek: Kedilerin mart ayında çiftleşmesi) ama insan, maymun, at ve eşek gibi canlılar üreme dönemleri dışında cinsel dürtüyle hareket edip çiftleşebiliyor. Bunun sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Ufuk Can Yücel , Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğrenci

Evrimsel süreçte canlılar, çok çeşitli türleşmelere maruz kalmıştır.Bu türleşmeler sonucu aynı atadan gelen iki veya daha fazla tür çiftleşemeyecek kadar farklılaşır.Fiziksel bariyerlerin varlığında meydana gelen türleşmeler (Allopatrik Türleşme) coğrafi izolasyon, zorunlu göç, ekstrem veya optimal dışı durumlar gibi senaryolar sonucu en uygun hayatta kalma, üreme yöntem ve sezonlarını seçme eğilimine gitmiştir.Homo Saphiensler olarak en büyük silahımız olan zekamız ile geleceğe yönelik hayatta kalma beslenme ve en uygun yavru birey yetiştirme sezonlarımızı kendimiz seçebiliyoruz (Eskiden hayatta kalabilmeleri için yavru bireyler optimal sıcaklıklarda doğacak şekilde çiftleşme söz konusu olsa da günümüzde modern tıp ve teknoloji sayesinde bu geçerli değildir. ) . Şuan günümüzde çoğu canlı türünün (direk olarak gözlemlediğimiz) habitatları insan eli ile değiştirilmiş, yok edilmiş, evcilleştirme yöntemi ile farklılaştırılmış olmasının da getirdiği koşullar üreme potansiyellerinde ve sezonlarında değişiklik göstermektedir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
225
Cem Barut
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Oksijen insan ve diğer hayvanlari yavas, yavas genetik yapisini bozarak (deriyi ve organları yaşlandirarak) 70 veya 80 yıl sonra ölduren bir gaz mıdir?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

Bu bana aralıklarla sorulan bir soru ve oldukça da ilginç aslında, çünkü aynı şeye nasıl farklı açılardan bakılabileceğini gösteriyor. Şu "Yaşam dediğimiz 80 yıl süren bir ölüm sürecidir." tarzı edebi yaklaşımları da andırıyor bu soru. Sonuçta oksijen yaşamımızın temel kaynaklarından birisi; ancak buna rağmen ölüyoruz. Belki de oksijen bizi 80 yılda öldürüyordur?!

İlk etapta mantıklı gibi gözüken bir soru, biraz daha düşününce anlamsızlaşıyor. Çünkü oksijen hayatta kalmak için ihtiyacımız olan tek kimyasal değil. Örneğin su için de aynısını söyleyebilirdik. Belki de H2O bileşiği bizi 80 yılda öldürüyordur? Peki ya karbon olabilir mi? Belki de her birimizin ihtiyaç duyduğu azottur sorumlu? 

Bu şekilde düşününce oksijenin tekil olarak bizi hayatta tutan diğer şeylerden ayıklamanın herhangi bir anlamı kalmadığını görüyoruz.

Buna rağmen oksijenin Dünya'da evrimleşen yaşam için bir noktada zehir etkisine sahip olduğu doğrudur. Kaynaklara bıraktığım yazıya bir bakabilirsiniz bununla ilgili olarak.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Oksijenle ilgili bir yazı.
  2. Evrim Ağacı Bakterilerde Fotosentezin Evrimi ve Sonuçları (3 - 2.5 Milyar Yıl Önce)
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Üç renkli kediler için calico ırkı kedilerden bahsediliyor, bazı sitelerde böyle bir ırk olmadığı da yazıyor. Detaylı ve doğru bilgiye ulaşmama yardımcı olur musunuz?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver
Burak Bardakçı , Tıp fakültesi öğrencisi

    Öncelikle şunu söylemek gerekir: kedilerin renklerini belirleyen genler X kromozomu üzerindedir. Dolayısı ile erkek kedilerde başka bir genetik durum söz konusu olmadığı sürece tek renk/desen gözlenir. Dişilerde iki adet X kromozomu bulunduğu için 2 renkliliğin doğal olduğu düşünülebilir ancak bu kadar basit değildir.   

    Gen inaktivasyonu dediğimiz bir durum söz konusu. Dişilerdeki bir X kromozomu inaktive edilir. Yani her hücrede yalnızca tek X kromozomu aktif olarak işlenir. Hangi hücrede hangi kromozomun inaktive olduğu döllenmeden, zigotun oluşumundan sonra (8-16 hücre döneminde olduğu düşünülüyor) belirlenir.

    İnaktive edilen X kromozomu ışık mikroskobunda dahi görülebilen Barr cisimciğini oluşturur.

 

    Burada mutasyonlu olarak işaretlenmiş hücreyi (pembe) ve diğer hücreleri (mor) farklı X kromozomları inaktive edilmiş hücreler olarak düşünürsek olayı görselleştirebiliriz diye düşünüyorum (X geni inaktivasyonunu gösteren güzel bir görsel bulamadım ama olay aynı buna mozaiklik diyoruz). 

    Yani elimizde henüz daha 8-16 hücre varken bunlardan bir kısmının anasal X kromozomu (1. X diyelim) bir kısmının babasal X kromozomu (2. X diyelim) aktif kalıyor, diğeri inaktive oluyor. bu hücreler bölündükçe bunlardan oluşan hücreler bu aktivasyon/inaktivasyon durumunu koruyorlar ve kedimizin renklerini ayırt edebilmeye başladığımız kadar büyüdüğünde 1. kromozomu aktif olan bölgeleri başka, 2. kromozomu aktif olan hücreleri başka renkte görüyoruz.    Tüm bunlara ek beyaz renk oluşumuna sebep olan defekt de eklenirse 3 renkli kedileri göremiz mümkün oluyor. eğer 2 veya daha fazla renkli kedi görüyorsak muhtemelen dişidir. ama farklı genetik mekanizmalar bunlara sebep olabilir. Örneğin klinifelter sendromunda olduğu gibi XXY şeklinde 3 eşey kromozomuna sahip bir kedide de bu mozaiklik durumu söz konusu olablir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. kedilerde renkler kedi renkleri ile ilgili daha çok bilgi buradan edinilebilir.
  2. 1. görsel
  3. 2. görsel
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Devamlı tuzlu su içerisinde oldukları için vücutları icin tatlı su gerekmekte diye düşünüyorum ve bu ihtiyacı nasıl karşıladıklarını merak ediyorum
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Önemli bir soru bu. Cevabı böbrek yapısında ve metabolizmasında yatıyor.

Bizim gibi memelilerin deniz suyu gibi o denli fazla tuzu atmak için fazla miktarda su kullanması lazım. Bu yüzden tuz atayım derken bir sürü su kaybederiz. Fakat deniz memelilerin böbreklerinin evrimsel uyum başarısı nedeniyle daha konsantre tuz atabiliyorlar. Sanırım henle gibi böbrek yapıları çok uzun olduğu için fazla su kullanmadan tuz atabiliyorlar ve daha konsantre idrar çıkartıyorlar. Diğer yandan bizim gibi terleme ile deriden ve solunum ile akciğerden su kaybetmiyorlar. Bu sayede yiyeceklerden aldıkları suyu metabolik olarak yeterince kullanabiliyorlar. Sonuçta her canlının büyük bölümü sudur. Özellikle deniz hayvanlarının. Ayrıca beslenme ile birlikte içtikleri deniz suyundan bile yeterince tuzu atabiliyorlar.

Okuduğum kadarıyla su içmek için isteyerek deniz suyu içen deniz memelileri nadir. Deniz biyolojisi çalışan arkadaşlar daha ayrıntılı netleştirecektir. Mesela ilginçtir, koalalar bile U'i su olan Eucalyptus bitkisi ile beslenerek gerekli suyu karşılıyorlar. Çünkü koala gibi yerde savunmasız olan bir hayvanın dere kenarında fazla zaman geçirmesi pek avantajlı değil. Zaten baleen (dişsiz balinaların ağız için keratin filamentleri) sayesinde suyu süzerek besleniyorlar. 

Bence balinaları düşündüğümüz için pek kafamızda oturmuyor. Fakat balinaların midesinin yaklaşık 1000 litre besin alabildiğini unutmamamız lazım. Çünkü 1 ton krill/planktondan/balık aldığı su ihtiyacı + böbreğin su tutma özelliği + terleme/solunum ile su kaybetmemesi birleşince yeterli metabolik su ihtiyacı karşılanıyor gibi gözüküyor. Bence fok gibi daha küçük olanlar için de aynısı geçerli. Sonuçta oransal açıdan bakınca balina ile eş değer. Belki 1000 litre besin depolayamıyor ama kendi ağırlığı da 50 ton değil.

Bu yüzden 2-3 kg besinden aldığı su yeterli geliyordur. Aynı şekilde solunumla su kaybetmemesi için özelleşmiş nazal yolları olduğunu okudum. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Elephant Seal Daha ufak memelilerle ilgili bu kaynak okunabilir.
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
70
İdris Tevekkül
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İnsanda omentumdan deri grefti ile vücuttan bağımsız istenen dokuyu geliştirebiliyoruz.Fakat yüz nakillerinde dikkat ettiyseniz kıl oluşumu daha geç dönemde oluyor.Koyundan bağımsız deri üstünde yün üretimi teorik olarak sağlanabilir fakat maliyeti göz önüne aldığınızda hayvancılığı tercih edebilirler.Yün tarlası fikrine gelmeden hayvandan bağımsız üretim maliyeti düşük iplikler geliştirileceği kanısındayım.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Tez Net bir kaynak belirtemiyorum kusura bakmayın
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Neden 25 derece civarını normal bulurken 35 derece civarına sıcak hava diyoruz? Teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Cunku insan vucudu hareketlerinden dolayi surekli isinir ve ortalama isisinin uzerine cikar ortalama isinin uzerine cikincada soguma ihtiyaci duyar bunu ya terleme yoluyla yada kendisinden daha dusuk isisi olan disardaki havayla yapar

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kedi ilk yılında yaklaşık olarak 17 yaşındaki bir insanın gelişime erişir. İkinci yılında ise kedi, insan yaşına göre 23’üne ulaşır. İki yaşından üç yaşına geçerken bu fark azalmaya başlar. 4 yaşından sonra ise her yıl 4 yaş ekleyerek hesaplanır.Bu hesaplama tam olarak doğru değildir kedinin gelişim  sürecine göre yapılan bir tahmindir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
145
İsa Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aksolotl isimli canlının kendini muhteşem derecede yenileyebilme kabiliyetini, örneğin başka bir canlıya verebilir miyiz? Genetik mühendislik bunu başarabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mitra Deniz Karataş , Üniversite hazırlık öğrencisi
Canlı hücrelerde yenilenme süresi genel olarak o hücrenin ne kadar kompleks bir hücre olmasıyla ilgilidir. Bir hücre ne kadar özelleşmiş ise onun bölünme hızı o kadar yavaştır. Insandaki sinir hücrelerinin bölünme yeteneği olmaması gibi. Bu yüzden bölünme hızına etki eden bir gen bölgesi varsa bu özelliği başka hücrelere gen aktarımı ile aktarabilir ama bu yenilenme hızının genetik bir özellik olacağını pek sanmıyorum.
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Gen aktarımı
Devamını Göster
Puan Ver
7
Puan Ver
210
Emre Altay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

evet bu soru oldukça iyi bir çiftliğim var gerçekmidir bilmem bazen tilkiler köpeklerden kaçmak için ayaklarını sığır veya koyun dışkısına sürerek kamufle olurlarmış avcılardan kurtulmak için olabilir ayrıca bu belkide bir nevi ortaklaşmadır dışkı böceklerinin daha kolay faydalanacağı şekilde olması belkide otların gelişimin etki etmiş ve yuvarlak dışkılıyanlar daha kolay gıda bulucağından daha fazla üreyebilmiş olabilir bilimsel birşey değil sadece görüş :) ayrıca ilk koyunlarında izole denebilecek yerlerde evrilmeside bir ayrıntı bir nevi kelebek etkisi

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Nükleer santralin patlaması sonucu etrafa dağılan Radyasyon ilerki kuşakları etkileyerek hatta dna sını bile değiştiriyor, bu türden farklı bir canlı şekli çıkıyor ortaya. Bu canlıların çiftleşmesi sonucu farklı bir canlı oluşuyor bunlara farklı bi türmü diyoruz.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Burak Bardakçı , Tıp Fakültesi Öğrencisi

bir mutasyonun yeni bir canlı türünü tek seferde ortaya çıkarması nerdeyse imkansızdır. öncelikle mutasyonların ne olduğuna bakalım:Mutasyonlar, DNA dizilimlerindeki değişmelerdir. Bir nükleotid değişebilir, eksilebilir (nokta mutasyonu) ya da çok daha büyük DNA parçaları kopabilir, kopan parçalar başka DNA bölgelerine yapışabilir ya da aynı parça ters dönüp kendi yerine yapışabilir. Mutasyonlar sonucunda DNA'larda meydana gelen değişimler ilgili genin farklı bir protein sentezlemesine, bir protein sentezleyememesine ya da aynı görevi yapabilen bir protein sentezlemesine sebep olabilir. Aslında canlıların vücudunda da mutasyonları sıklıkla gerçekleşir. Eşey ana hücrelerinde gerçekleşen mutasyonlar ise yavru nesillere aktarılabilir. gerçekleşen mutasyonlar popülasyonda bir varyasyon yaratır. eğer bu mutasyon sonucunda değişen özellik bu mutasyona sahip canlılara türünün diğer bireylerine göre kolaylık sağlıyorsa bu canlının yaşama ve dolayısı ile daha çok yavru üretme şansı artacaktır. Bu sayede her nesilde bu mutasyona sahip canlı sayısı sahip olmayanlara baskın gelecek ve bi yerden sonra canlı türünün hemen hemen tüm bireyleri bu özelliğe sahip olmuş olacaktır. Burada çok kabaca özetlediğim bu mekanizmaya doğal seçilim diyoruz. Tabi ki etki eden tek mekanizma bu değil. Cinsel seçilim, genetik sürüklenme gibi pek çok mekanizma vardır. Bunlar hakkında daha detaylı bilgiye Evrim Ağacı'nın sitesinde ve YouTube kanalında bulabilirsiniz.Yani yeni bir türün oluşması için pek çok mutasyonun gerçekleşmesi ve bu mutasyonların nesiller boyunca tutulması gerekiyor. Nükleer patlamalar gibi olaylardan etkilenerek mutasyon oluşmuş canlılarda muhtemelen binlerce milyonlarca mutasyon gerçekleşecektir. bu kadar mutasyonun aynı anda o canlıya yarar sağlayacak şekilde olması neredeyse  imkansızdır. Bu yüzden bir nükleer santralin patlamasından etkilenmiş bir canlının hayatta kalabilmesi ve verimli nesiller yetiştirebilmesi pek olası değildir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Mutasyonlar mutasyonların ne olduğunun anlaşılması için verilmiştir.
  2. Zararlı mutasyonlar ve Doğal seçilim Mutasyonların akıbetinin ne olduğunun anlaşılması için verilmiştir.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bir çok şeyi rahatlıkla eritebiliyorken neden midemizin kendisini eritmiyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Bu harika bir soru! Aslında eritiyor; çünkü maddelerin "Ben özel bir maddeyim, beni eritemezsin!" gibi bir mentalitesi bulunamıyor. Dolayısıyla mide duvarımız da durmaksızın asiditesi bildiğimiz limondan 10 kat güçlü olan hidroklorik asit etkisi altında durmadan eriyor. Ancak eriyen şey, midemizin kendisi değil, midedeki goblet hücrelerin salgıladığı kalın mukus tabakası. Bu tabaka durmaksızın salgılanarak mide sıvısı ile mide duvarı arasında koruma görevi görüyor. Bu mukoza içinde bikarbonat molekülleri bulunuyor ve asit mukozanın iç bölgelerine sızdığı anda bu bazik molekülle tepkimeye girerek etkisiz hale geliyor. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Scientific American Burada koruyucu mekanizmalar anlatılmış; biraz teknik ama yine de güzel.
Devamını Göster
Puan Ver
5
Puan Ver
46
Ninth Ninth
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Öldükten sonra ne olur veya ölürken ne olur?
Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Aslında ölüm en yalın tanımıyla enerji kullanarak entropi artışına karşı koyamayacak noktaya gelmek demek. Bu tanım yalın olsa da bazı teknik terimler içeriyor; fakat işin özü gerçekten de bu: Bizler, etraftan aldığımız "besin" adını verdiğimiz kimyasal ve düzenli enerji paketlerini vücudumuza alarak parçalıyoruz; yani entropilerini (düzensizliklerini) arttırıyoruz. Bu sırada açığa çıkan enerjiyi kullanarak, kendi entropimizin (düzensizliğimizin) artışına karşı koyuyoruz. Yani vücudumuz açık bir sistem olduğu için, enerji sarfiyatı yoluyla ikinci yasaya direnebiliyoruz. Ancak bu süreçte parçalarımız yaşlanıyor, çünkü durmaksızın bölünmek, yenilenmek, parçaların değişmesi, vb. nedenlerle en nihayetinde fiziksel olan bu yapılar bozunmaya başlıyor. Düşünsenize, en yüce dağlar bile milyonlarca yılda aşınıp ufacık tozlara dönüşüyor; çok daha dirençsiz olan biyolojik yapıların buna uzun süre katlanması pek kolay değil. Dolayısıyla nihayetinde biz de "ufalanıyoruz". Buna "ölüm" diyoruz.

Tabii ki bu süreci birçok farklı açıdan değerlendirmek mümkün. Genetikte telomer kısalması, tıpta kalp veya beyin durması gibi farklı şekillerde bu süreci tanımlamak mümkün. Ama en özünde olan yukarıda anlattığım gibi. 

Etrafımızdaki atomların bir araya gelmesi sonucu karmaşık sistemler (mesela gezegenler, yıldızlar, insanlar, galaksiler, dağlar) oluşuyor; ancak hiçbiri sonsuza kadar aynı konfigürasyonda kalamıyor. Dolayısıyla bir yerde parçalanıyorlar ve bu onların "ölümü" oluyor. Galaksiler de ölüyor, dağlar da, yıldızlar da, gezegenler de, insanlar da...

Bu açıdan bakıldığında ölüm doğum kadar sıradan bir şey. Var oluşun kaçınılmaz bir parçası.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
95
Nisanur Baltacı
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yaşlılar zor duyduğu için evrimsel olarak mı buyuyor? Yoksa kemik erimesinden dolayı kulak aynı kalıyor da kafatası mi küçülüyor?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

 kulak burun gibi yapıların boyutlarında ölene kadar artış görülür . yaşlanmayla birlikte derideki kollajen liflerin zayıflayıp azalmasıyla deride sarkmalar oluşur bundan dolayı kulağın olduğundan dahada büyük görünmesine sebep olur.başka bir sebepde yerçekimidir ,uzun yıllar boyunca yerçekimine maruz kalan kıkırdakların yapılarında bozulma ve parçalanmalar oluşabilir buda kulakta boyut artışına sebep olur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,238
Hakan Altıparmak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yemek öğünlerimiz envai çeşit renklerle bezenmiş gıdalardan oluşmasına rağmen nasıl oluyor da dışkı rengi genellikle kahverengi rengini alabiliyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Alyuvar hücrelerimizin ömrü yaklaşık 120 gündür. Ömrünü tamamlayan alyuvar hücreleri dalak, karaciğer gibi bölgelerde parçalanır. Parçalandıklarında içerisinde bulunan hemoglobin molekülleri açığa çıkar. Makrofajlar ise hemoglobinden demiri ayırır ve kana verir. Demirden ayrılan hemoglobin bilirubine dönüşür ve karaciğer ardından safra yoluyla dışkı ile dışarıya atılır. Dışkıya ana rengini veren molekül bilirubindir. 

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Mümkün olduğu sürece evet. Artık moleküler sistematik oldukça geliştiği ve dizileme teknolojileri ucuzladığı için tür tayin çalışmaları genetik yöntemler ile yapılıyor. Bu, her türün tüm genomunun dizilenmesi anlamına gelmiyor. Çoğu zaman sadece tür tayinine izin verecek "etiket" bölgeler dizileniyor. Bunlar, DNA barkodlama çalışmaları olarak biliniyor. Dolayısıyla, sorunuzun cevabı evet ama tüm genomu kapsayacak biçimde değil şimdilik.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Henle kulpundan tuz emilimi sağlandığı için ince bir yapı olması gereklidir. Özellikle Henle kulpunun inene ve çıkan kolları arasında bile kalınlık farkı bulunur bunun da nedeni yukarıda belirtilen nedenle aynı neden olan geri emilim mekanizmasının işleyişidir. Renal sistemde asıl amaç maddelerin zararlı bileşenlerinden ayrılıp kanın temizlenmesi olduğu için bu geri emilim olaylarının sağlıklı ve etkili bir şekilde dengelenmesi açısından fizyolojik özellikleri de farklılık göstermektedir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Structural differences in thin limbs of Henle: Physiological implications Henle kulpunun işlevi ve yapısı hakkında detaylı bir yazı
Devamını Göster
Puan Ver
6
Puan Ver
180
Kadir Kanat
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Her insanın derisinden havaya karışan bir kokusu vardır. Bu koku her insana özgü bir özellik olarak farklı kokuları barındırır. Her insanın terlediğinde farklı koku yayması bir boşaltım yoluyken aynı zamanda da savunma mekanizmasının görevi midir ?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Öncelikle doğada herkesin algılayabileceği bir kokuyu salmanın savunma mekanizması olduğunu düşünmüyorum.

Demek istediğim herkesin kendine özgü ter kokusunun bir önemi yoktur diğer canlılar tarafından algılanıp algılanmamasının bir önemi vardır.

Bildiğiniz gibi terleme dediğimiz olay vucut ısısını düzenlemek için üretilen bir sıvıdır(idrar yani)

terleme mekanizmasının savunma bakımından dezavantajlı bir durumdadır 

çünkü terleme mekanizması :

  • yalan söylediğimizde
  • gerginleştiğimizde  
  • sıcaktan harekete geçer ve yakınlardaki yırtıcılara yerinizi belirtecek bir sıvı salgılamaya başlarsınız 
  • Böyle düşünecek olursak terleme savunma mekanizmasından çok gps görevi görüyor.

Özetle terleme mekanizmasının doğada diğer yırtcılardan gizlenme açısından faydadan çok zararı vardır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yaşama olasılığı çok yüksek sadece dünyada birşeyler oluyor ise bu tanrı varlığını güçlendiren birşey olurdu benim icin binlerce gezegen var evrim sadece dünyada mı oldu neden diğer gezegenler de yasam başlamadı? Bizim gezegenimiz git gide evrimleşti ve bir sekil aldı diğerlerinde neden yaşam icin bir yer ve durum olmasın? Güzel soruydu 

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kenevir, Cannabaceae familyasına ait bir bitkidir. Saplarında ki lifler ile iplik, kumaş yapımında hhamurlu kısmı kağıt yapımında kullanılır. 4 ay gibi bir sürede çıkar. Ağaçlar 15-30 yıl gibi bir sürede çıkar. Ağaçlardan daha çok oksijen üretir. Kenevir ile neler üretebilir ve nelere iyi gelir hep birlikte bakalım.


İnsan sağlığına faydaları:


-Kansere karşı korur

-Kalp sağlığını korur

-Mineral madde içerir

-Hormonları dengeler

-Multipl Skleroza iyi karşı korur

-Romatizmaya iyi gelir

Neler üretebiliriz:


-İlaç

-Kağıt

-Yakıt

-İplik

-Kumaş


İyi okumalar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Lise son sınıf öğrencisiyim. Bize alyuvarlar sadece glikoliz yapar dendi. Daha önceden de NADH+H ve privattın hücrede birikiminin toksik olduğu söylenmişti. O zaman glikolizden sonra bunlardan kurtulmak icin bir evre olmali. Hocalarım glikolizden sonra ne yaptıklarını bilmiyor.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Glikolizden sonra piruvat, piruvat olarak kalmayabiliyor. Asetil CoA'ya dönüşüyor. Asetil CoA, OAA (okzaloasetat) ile tepkimeye girip sitrat çevrimi yapıyor.Diğer bir adı Krebs döngüsü.Vücutta toksik maddeler (örneğin amonyak) üre yapılıp idrarla atılmak zorunda. Karaciğerin mitokondri hücresinde Asetil CoA ve Glutamat NAGS enzimi ile tepkimeye girip N-asetil glutamat yapmakta. Bu N-asetil glutamat CPS-1 enziminin aktivatörüdür. CPS-1 ne işe yarar ? Zararlı amonyağı Karbamil fosfat yapıyor. Bu Karbamil fosfat sitrulin oluyor. Aynı zamanda mitokondride bulunan aspartat, sitrin enzimiyle mitokondriden dışarı alınıyor. Mitokondriden çıkan aspartat sitrulin ile birleşip arginosüksinat sentetaz enzimi ile Arginosüksinat yapıyor. (şu an mitokondriden çıktık sitozoldeyiz) Bu arginosüksinat gerekirse Fumarat ya da Arginin oluyor. Fumarat olursa krebs döngüsüne destekte bulunmuş oluyor. Çünkü fumarat sitrik asit döngüsünde önemli bir molekül. Arginin'e dönelim; Arginin ya Üre olarak dışarı atılıyor. Yani uzun lafın kısası Glikoliz sonucu ortaya çıkan piruvat asetil coa yapıyor. asetil coa da üre döngüsüne yardımda bulunuyor. Lise 4 seviyesine göre ileri bilgiler olabilir. Kusura bakmayın,cevap vermek istedim :))
Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 286 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sizi harekete geçirenin ne olduğunu bulun. Çünkü dünyanın, harekete geçen insanlara ihtiyacı var.”
Howard Thurman
Geri Bildirim Gönder