Genel Biyoloji & Genetik

Puan Ver
-1
Puan Ver
30
Güçlü
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Embriyogenzde hücreler birbirinin aynısı bölünmeler yaparak çoğalırken belirli bir aşamadan sonra bazıları kas hücresi, bazıları deri hücresi bazıları sinir hücresi gibi farklılaşmalara gitmektedir. Hücrelerin içinde bulunan DNA' da aynı kod olmasına rağmen hangi olay bu farkı oluşturmaktadır?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evet hücrelerin genetik bilgisi aynı olmasına karşın express olan genlerde farklılık ortaya çıkıyor. DNA'nın express olup spesifik proteinin üretilip üretilmeyeceği ise Metil grubun başlangıç kodonuna bağlı olup olmaması belirliyor. Bu süreçte Metilasyon promotöre (RNA Polymerase enziminin tanıdığı başlangıç kodonu) bağlanıp RNA Poymerase enziminin geni okumasını engelliyor. İlk Zigot oluşum aşamasında Demetilasyon olup metil parçalanıyor ve hücrelerin hızlı bir büyüme aşamasından sonra (bu hücreler stem cell olarak adlandırılıyor) tekrardan metilasyon oluşumu artıp(remetilasyon) hücreler spesifik görevleri için express olmayacak genleri metile ediyor.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. DNA Methylation Metilasyon ile ilgili kaynak
  2. DNA Methylation and Development Metilasyon ile ilgili video
  3. Hücreler nasıl özelleşir Hücrelerin özelleşmesi ile ilgili basitleştirilmiş bir anlatım
  4. DNA transcription and translation [HD animation] mRNA oluşum aşamaları
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
220
Mert Karaaslan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Genler ilgili fonksiyona etkiyen nükleotit dizilerinin bütününe denir.Bunu açıklarken genden ziyade ilgili kısmı kasteden "nükleotit" terimini kullanacağım.Nükleotitler transkripsiyon(yazılım) sonucu mrna ile taşınıp ribozoma gelirler burada translasyon(okuma) gerçekleşir.Okunan diziler 3lü nükleotitler içerir bunların her birine mrna üstündeyken kodon denmekte ve stop kodonları(UAA, UAG, UGA) hariç tamamı bir aminoasit üretmektedir.Aminoasitlerin birleşmesi ile de proteinler oluşur.Bunlar da ilgili kısma özgülleşerek bizim fonksiyonlarımızı meydana getirirler.Genlerin aktifliği ve işlenmesi konusu çok kapsamlıdır.Ayrıca proteinler dışındaki moleküllerin üretimi yine sinyal yolakları ve uyarıcı moleküllerle kontrol edilir

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Genetik Tıbbi Biyoloji ve genetik
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ömer Altıntop
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Pepsin enzimi proteinleri sindirirken neden kendi protein yapısını sindirmez veya tripsin enzimi neden kendini sindirmez
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Enzimler çalışma sistemleri anahtar kilit gibi işler legolara da benzetebiliriz.Tabi ki bu moleküler bazda olmaktadıt ve her enzim substrata özgüdür.Biz pepsin protein sindirir derken polipeptitleri parçalar deriz.daha küçük peptiy forma getirmez örneğin.Bu moleküler parçalanma yapılırken belli aminoasitlere bağlanır ve onları esas alır.Kendisinde uygun anahtar modeli olmadığından kendisini sindiremez.Buna ek unutmamalıyız ki protein sindiren enzimler kompleks çalışır inaktif formda salgılanır.En kısa haliyle uygun moleküler yapıyı sadece substratına özel ürettiğinden kendini sindiremez

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Protein sindirimi Tıp fakültesi ders içeriği
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
345
Arda Arslan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bildiğim kadarıyla hücrelerimiz öldükçe yenilenen hücreler bir süre sonra telomerlerin kısalmasıyla artık kendini iyi bir şekilde yenileyemez ve insan yaşlanır. Peki bu süreci uzatmak mümkün müdür. Yani bunun için vücudu hareketsiz kalmamak kaydıyla hiç yormamamız mı gerekiyor ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Uzun yaşam bölünememeden değil bölünmeden geçiyor aslında. Bazı hücrelerimiz neredeyse hiç bölünemiyor örneğin. Sinir hücrelerimiz neredeyse hiç bölünemiyor. Kas hücrelerimizde bölünme çok çok az. Ölmemizin asıl sebebi bu hücrelerdeki kayıplar. Sinir hücresi kaybımız telafi edilemiyor aynı şekilde kas hücresi kaybımız da (en önemlisi kalp kalp kası). Ölüm dediğimiz şey ise insan için örneğin aslen beyin(sinir) hücrelerimizin kaybı. Yani diğer hücrelerimiz gayet iyi çalışsa da beyin hücrelerimiz öldüğü zaman tıpta beyin ölümü deniyor ki duymuşsunuzdur bu ölüm anlamına geliyor. Peki bu hücreleri bölünebilir hale getirebilir miyiz? Evet getirebiliriz aslında ama burada sıkıntı başlıyor. Niye? Çünkü bölünen sinir hücresi sıfırlanıyor yani bilgi tutamıyor. Yassı solucanların bir türünde bunun deneyi yapıldı. Yassı solucan kırmızı ışıkta elektrik yiyip canının yanacağına koşullandırıldı. Kırmızı ışık yandığında kaçmayı öğrendi. Bu tür kesildiğinde tekrar kesilen kısımlar birer canlı meydana getiriyor. Bu canlının sinir hücresinin gövdesinin bulunduğu kısımdan üreyen canlı kırmızı ışıkta yine kaçınma hareketi yaptı ancak sinir gövdesinin bulundurmaya kısım kendini yenilediğinde kırmızı ışıktan kaçınma bilgisini kaybetmişti. Sinir gövdesi kesilirse bilgi tamamen kayboluyordu. Yani aslında ölüm bilgiyi korumak için evrimleşen bir şeydi. Ölmezsek bilgi sahibi de olamıyor, tecrübe kazanamıyorduk mevcut genetik bilimizden öte. Ölmeyen canlı bir şeyler öğrenemez anlamına geliyor bu. Yani yaşamı uzatmanın yolu bulunabilir ama uzayan yaşam kim olduğunuz dahil bilgilerinizin silinmesi ile elde edilebilir gibi duruyor. İşte aşılmaya çalışılan asıl sıkıntı bu. Bu aşıldıktan sonra bu durumda bu süreden henüz çok daha fazla bölünme döngüsüne sahip bölünebilen hücrelerimizin bölünebilme sayısını kısıtlayan telomer sayısına sıra gelir elbet.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Enver Uçar
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Ekin Baran Sunar , Bilim meraklısı, araştırmacı.

Merhaba,

Evrim Ağacı'nın bu konuyla ilgili farklı alanlardan pek çok makalesi var aslında; paylaşacağım şu linkte soruna cevap bulacağına inanıyorum:

https://evrimagaci.org/ufacik-boceklerle-beslenen-orumceklerin-bazilarinin-zehri-neden-insani-oldurebilecek-kadar-gucludur-3729

Özet geçmek gerekirse; hem av hem avcı potansiyeli olmaları sebebiyle, savunma amaçlı olduğu kadar saldırı için de geçerlidir. Avın, avcıya oranla çok daha hızlı olması, zehir avcı tarafından zerk edildikten çok kısa bir süre içinde etki göstermesi gerekliliğini doğuruyor ki avın avcıdan uzaklaşma ihtimali ortadan kalksın.

Öte yandan, "Kızıl Kraliçe Hipotezi"ne göre ise avcılar zehir gücü artacak şekilde evrimleştikçe(güçlü zehirler), avlarda da güçlü savunma sistemi evrimleşmektedir. Bazı canlılar savunma mekanizması olarak zehir geliştirirler ve hatta bunu avlanırken de kullanırlar. Zehirleri nörotoksik etki gösteren Zehirli ok kurbağası ve Güney Amerika ağaç kurbağaları buna örnek gösterilebilir. Büyük alveolar bezler barındaran derileri, toksissitesi yüksek, alkoloid salgılardır.


Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Konuyla ilgili olduğunu belirttiğim ve detay paylaştığım bağlantı.
  2. Adameros Herptil Türkiye Kurbağaların deri yapısıyla ilgili kaynak.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
208
Ozan Dogan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anne sütü yalnızca bir besindir. Süt kardeş evliliği asla akraba evliliği gibi bir durum değildir. Almış olduğunuz herhangi bir besin ile hiç kimseyle genetik bağlantıya girmiş olmazsınız. Bir yabancıdan farkı yoktur. Bu tip sakıncaların olduğunu ancak dini kaynaklar belirtir. Bilimsel hiç bir alt yapısı yoktur. Dolayısıyla kaynak talebinize ancak anne sütünün özelliklerini ekleyebilirim.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
65
Kemal Ateş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
İcat ederlerse ve fotoğraf çekip bakarsak yinede 576 megapikselmi görürüz yoksa 600 megapiksel mi ?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Öncelikle insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir

Sorunuzun cevabı ise şudur:

600 megapiksel görüntüleri 576 megapiksel  görürüz.

Çünkü gözümüz maksimum 576 megapiksel görebilir(Tabi bu durum insandan insana değişiklik gösterebilir).Bu tıpkı maksimum 720p destekleyen ekranda 1080p video açmaya benzer.Halbuki görüntü her ne kadar 1080p olsa da ekran makismum 720p desteklediğinden dolayı videoyu 720p de oynayacaktır.

Özetle bu sorunun kesin bir cevabı her ne kadar olmasa da 

Elimizdeki verilerin ışığında 600 megapikseli göremeyeceğimizi söyleyebiliriz

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Gözümüz kaç megapisel ? Evrim ağacı makalesi (okumanızı tavsiye ederim)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,345
Doktorend ~
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
DNA üzerinde oluşan bozukluklar bazı hastalıklara sebep oluyor. Milyonlarca DNA şeridinde oluşan rastgele mutasyonların tonlarca farklılığa sebep olması gerekmez mi? Ama doğaya baktığımızda hep aynı mutasyonlari görüyoruz ve hastaliklarda çok az bir çeşitlilik var.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Çevrede var olan hastalıklar her ne kadar hastalık olsa da genetik havuzda kalabilecek şekilde bu zamana kadar gelebilmişlerdir. Örneği kalıtımsal olarak kalp hastalıklarına meyilli kişiler hayatlarını yaşarlar çocuk sahibi olabilirler ve dolayısıyla bu genetiği aktarmaya devam ederler. Bir nevi birikimli seçilim. Yani çevrede görmüş olduğunuz hastalıklar doğal seçilimle elenmemiş durumdadır. Bu sebeple hala sıkça görülmeleri son derece normaldir. Bunlar dışında bir mutasyon olması durumunda da ortaya çıkan mutasyonun ya gözle görülür bir etkisi olmadığı için fark edemezsiniz ya da son derece olumsuz etkileri olduğu için bu bireyler doğumdan çok kısa bir süre sonra ölebilir veya ölü doğabilir. Daha farklı olarak başka mutasyonlar da olabilir ve teşhis edilebilir. Dünyada sürekli olarak yeni hastalıklar türüyor bunların bir kısmı genetik kaynaklı da olabilir. Milyonda bir görülen şeylerden haberdar olmak çok kolay değil.

Bir liste yaparsak:

1) Zaten mutasyon olması çok zor bir ihtimal

2) Mutasyon olsa bile bunun gözle görülür bir etkisi olmayabilir

3) Gözle görülür etkileri olan mutasyonlar çok yıkıcı olabilir ve bu bireyler zaten hiç doğmayabilir veya hemen ölebilir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Belgesellerde hep izleriz bufaloyu 5 aslan öldürmeye çalışır sürü ise bunu izler oysa sürü daha kalabalık.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Şimdi sana şöyle bir soru sorayım 50 kişilik bir gruptasın ve silahlı 5 kişi geliyor sizi vurmaya başlıyor kaçar mısın yoksa saldırır mısın?

Bu beyninin verdiği bir karardır kaç veya savaş.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Benim fikirlerim Kaynak be url ekleme zorunluluğu olduğu için böyle yapmak zorunda kaldım.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,343
Mahir Karaağ
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Yeni doğan bir bebek başta bakteri ve mikroorganizmalar olmak üzere çokça çevresel etkenle karşılaşıyor bu etkenler ile mücadeleye nasıl başlıyor?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Hamilelik sırasında annenin bağışıklık sisteminde hastalıklarla savaşan antikor, plasental yollarla bebeğe ulaştığı için bebek bir süre koruma altındadır. Bu antikorlar, zamanla tükenmeye başlasalar da mümkün olduğunca bebeği rutin hastalıklardan koruma açısından etkililerdir. Anneden gelen antikorların varlığı geçici olduğu için bebeğin bağışıklık sisteminin desteklenmesi gerekir.

Ama sezeryanla doğmuş çocuklar annelerinden bağışıklık sistemini alamazlar bu yüzden sezeryanla doğmuş bebekler normal doğmuş bebeklere göre daha kolay hastalanırlar.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Herhangi bir anlamı yok; daha ziyade bariz bir algıda seçiciliğe işaret ediyor. Eğer ki normalden çok gülündüğünün farkına varıldıysa, bu konuda bir bilinç oluşmuş demektir ve kişi kısa bir süre sonra, hayatın olağan akışı içinde olumsuz bir olay yaşadığında, "Aaa, tabii çok güldük şimdi ondan böyle oldu." gibi hatalı bir nedensellik kuracaktır. Bunlar sıradan psikolojik ve mantıksal hatalar...

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,455
Eyup Can Ünal
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Dostum şimdi ilk öncelikle kemikler hakkında genel bilgiler veriyim . Erişkin bir insan vücudunda yaklaşık 206 tane kemik bulunur.Bu oran çocuklarda 222-223 tane dir. Kemik doksunun 1/3 'ü organik 2/3'ü yse inorganik maddelerden oluşur.

Kemiğin insan vücudundaki görevi ise vücudu darbelerer karşı kormaktır.Tabi bu kemiğin tek vazifesi değildir.Hareket,mineral depolama,kan hücresi üretme gibi birçok görevi üstlenir.

Şimdi doğum öncesine gelirsek Anne  geçen 40 hafta yani(280 gün)'ü kapsar.İlk 8 hafta da ''embriyonik dönem'' denilen dönem yaşanır.embriyonik dönemden sonra  doğuma kadar olan süreye ise ''Fetal dönem'' denir.İşte bu dönemde uzun kemiklerdek  kemikleşme merkezleri ortaya çıkmaya başlar. 

4.haftada ise omurga görünürhttps://html2-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/5-fe25c49337.jpg

7.haftada clavicula kemiği ortaya çıkar.https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/6-0229d4b9d9.jpg

8.haftada kemikler sertleşmeye başlar.

10.haftada kemiklerin oluşumu bazı kemiklerde hala devam etmektedir.

Yeni doğanın kafatası ise  kafa iskeleti orantısal olarak oldukça  büyük bir kafatası (neurocranium) ve küçük bir yüz iskeletinden (viscerocranium)meydana gelir.

yeni doğan yüz iskeleti erişkine oranla  görece daha küçüktürhttps://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/10-eb4e060ecd.jpg

Fakat nasal boşluklar ,mandibula maxilla küçük;orbitaller büyüktür.

Omurgada ise yetişkenlerde oranla eklemlerden dolayı  daha fazla elastikiyet  ve hareket genişliğine sahiptir.Yetişkinlerde ik eğri bulunurken yeni doğanlarda tek eğri bulunur. https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/11-5cb68ce4b7.png

https://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/12-bc763a5a39.jpghttps://html1-f.scribdassets.com/3xm2ib05ds3b1j00/images/12-bc763a5a39.jpg

Göğüs kemiklerine geldiğimizde yeni doğanda göğüs kafesinin alt bölümü çıkıntılı olarak görünür.Kaburgalar erişkinlere oranlar  daha horizontaldirler (yani anlamı yataydırlar)  işte böyle bilime meraklı güzel insan :)

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. PPT
Devamını Göster
Puan Ver
6
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Insanın kafasında ilk kelleşen kısmın en tepe kısım olmasının sebebi diğer kısımlara göre daha fazla güneş görmesidir ve güneşin direkt olarak dik düşmesi sonucunda daha çok etkilemesidir. Tabi bunun genetik sebepleri de olabilir ama genel olarak dış etkenlerle daha fazla etkileşim içinde olduğu için saç dökülmesi ve yıpranma o bölgede daha yoğun görülür.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Insan evrimi, insanın evrimsel süreçte dikelmesi Insanın dikelerek güneş görme alanını azalttı ama kafanın güneş görme oranı değişmesi ve kafadaki kıl (saç) oranı azalmadı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Eğer var ise bu ve benzeri şeyler insanlar içinde geçerli midir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet köpeklerde bu ayrım vardır. Köpeğin yapay seçilimi sırasında gen havuzunda hangi bireyler barındırıldıysa ortaya çıkan yeni türler bu bireylerin özelliklerine sahip olacaktır. Yani bir köpek türünü alıp diğer köpek türleriyle hiç çiftleştirmeden, kendi aralarında çiftleştirerek, ve ortaya çıkan nesilden zeki olmayanları gen havuzundan çıkararak, yolunuza en zekilerle devam ederseniz ortaya çıkan yeni tür, ilk başta aldığınız türe göre çok daha zeki olacaktır. 

Ancak aynı şey insanlar için geçerli değildir. En zeki insan ırkını üretmek için zeki insanlarla dolu bir gen havuzu yaratmalısınız. Ama günümüzde insanlar farklı gen havuzlarına bölünmüyor. Yani Türkiye'deki bir insan ile Çin'deki bir insan çiftleşebilir. Ortada bir gen havuzu olmadığından dolayı en zeki ırk yoktur.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı Çağrı Mert Bakırcı'dan insan ırkları hakkında bir video.
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
115
Ada Sarp Şahin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu soru kafama çok takıldı bildiğime göre beynimizin bellek kapasitesi kullandığımız bilgisayarlardan çok daha yüksek. Peki neden bilgisayar veriyi kendi başına silinmeyecek şekilde kaydede bilirken beynimiz bunu yapamıyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mr Mir , Sadece Araştırmacı

Düşünelim o zaman. Her şeyi beynin kaydediyor ama her şeyi ve silmiyor. Bu o kadar fazla bilgi kirliliğine yol açar ki belli bir süre sonra beyin bunu kaldıramaz. Bundan 14 yıl önceki bir günde ne olduysa hatırladığını bir düşün bu güzel olabilir ancak her günü ayı şekilde hatırlamaya başlarsan işte orada sıkıntılar başlayabilir. Bu yüzden beynimiz kendimizin bile fark edemeyeceği bilgiler işler ama bunu daha sonra kullanmazsan ve beyin bunu gereksiz bulursa silinir ve böylelikle karışıklık önlenir.

Ve eğer bir bilgiyi kullanmazsak belli bir süre sonra beyin bunu unutabilir çünkü o bilgi hiç aktifleşmemiştir. Aslında bu da o bilginin öğrenildiği zaman çok önemli olarak anılmış ve unutulmamak için çaba gösterilmiş olsa da artık kullanılmadığı için gereksiz bulunup silindiğini gösterir. Yani kısaca her şey yeni bilgileri alabilmek ve bilgi kirliliği oluşturmamak içindir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
951
İbrahim Durmuş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mehmet Ünlü , Araştırma Sever (Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Öğrencisi)

Evet, mümkün. Yapmamız gereken şeyleri bilsek de nasıl yapılacağını bilmiyoruz sadece. Gerekli kök hücre sentezi sağlanabilir ve bunu insan vucüdunda bir şekilde oluştarabilirsen, telomer kısalmasının önüne geçebilirsen (aslında doğada bu konular zaten bulunduğu için sadece bunları insan vücudunda birleştirme ve tasarlama problemi kalıyor) biyolojik olarak ölümsüz aşamasına gelebilirsin. Tabi bu yeterli değil, evet vücudun kendini sürekli yeniliyor ve yaşlanmıyor olabilirsin ama bu, yanında bir bomba patlayıp 3215 parçaya bölündüğünde de geçerli değil. Diyelim böyle bir son olmadı ve başka bir şekilde öldün,  bu sefer de hayata geri gönderelibelirsin. Tabi bunun içinde köpekleri hayata döndürebilen deneyin insan üzerinde sorunsuz bir şekilde çalışması lazım (bknz. robert cornish). 

Tüm bunlara rağmen bence, ölümsüzlük zihnimizi aktarmakta geçiyor. West World dünyası gibi zihnimizi, robotlara aktarabilme hayali gerçekleşebilir mi bilmiyorum ama gerçekleşirse işte o zaman tamamen ölümsüzlüğü bulduk demektir, en azından teorik olarak. Tabi bunun nasıl yapılacağı da hala merak konusu.

Asıl konuya gelirsek, gerçekleştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira kusursuz olma arzusuyla yanıp tutuşan, kimyasal fenomenlerle çevrili, maymundan birazcık gelişmiş biz insanlar, hükmetme arzusuyla doluyuz. Ölümsüz bir bedene sahip olunca bu hırsın tükeneceğinden söz edilse de basic narrow intelligence seviyedeki bir canlı da bunun her zaman olacağını düşünüyorum. Yani, yine her şeyi elde etme hırsında olacağız ve yine Dünyayı ve (belkide ölümsüzlüğü bulacak seviyeye gelinceye kadar gelişen teknolojiyle) Evreni yoketmeye çalışacağız.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Barış Özcan Bu konuyla alakalı güzel videolardan
  2. Shockvoice Bu konuyla alakalı güzel videolardan
  3. Evrim ağacı Bu konuyla alakalı güzel videolardan
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Haydar Göbel
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir video vardı instagram hesabınızda çiyan yavruları toplamış 4 yıla kadar bakarlar anneleri ayrılmaz diyordu. Bu canlılarda annelik duygusu neye dayanıyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Öncelikle annelik görevi her canlı için farklıdır amacı ise genelde yavrusunun belirli bir potansiyele gelmesini sağlayarak hayatta kalma şansını artırmaktır. Sadece doğan yavrunun eğer ki yaşama şansı düşük bir şekilde doğduğu durumlarda yanında annesi gibi ona yardım edebilecek olan canlılar hayatta kalmasını sağlamış ve neslini devam ettirmiş olur. Ve bizde yanında ki bu yardımcı karaktere anne deriz. Anne karakteri bunu yapmasaydı zaten nesli yok olur o canlıdan haberimiz bile olmazdı. Yani eklem bacaklılar yavrusuna memelilerdeki gibi duygusal bir annelik yapması gerekmez ve  tamamen onu yavrusunu bakmaya iten bir çok neden vardır. Tabi ki öğrenmek istediğin asıl şey bu durumu gerçekle yenin hangi kimyasallar olduğu ise sana daha fazla yardımcı olamam.
Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Gökhan Ulu
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba, Sünnet olma eylemi ilk olarak ne zaman ve neden yapılmaya başlandı? Günümüz tıp dünyasının bu konuda bakış açısı nedir? Dinlerde nasıl geçiyor, emrediliyor mu? Teşekkürler.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

 Sünnetin tarihçesi

 Sünnetin ilk defa ne zaman yapıldığı bilinmemektedir ancak yazılı tarihten önce başladığı kesindir. Arkeolojik araştırmalar, eski Mısır’da, İbraniler ve Fenikelilerde, hatta Amerika kıtasındaki eski Azteklerde sünnet işleminin uygulandığını göstermektedir. Sünnet tasvirleri, taş devrine ait mağara çizimlerinde ve yaklaşık 6.000 yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Mahor tapınağındaki duvar kabartmasında da görülebilmektedir. MÖ. 4000 yılında Ti ve veziri Ptahhotep’in mezarlarındaki kabartmalarda sünnet usullerinin resmedildiği ve aynı yıllarda Firavun II. Ramses’in oğlunun sünnet edildiğine dair belgeler vardır. 

 Bilimsel açıdan sünnete bakış

 Sünnetin aslında hem faydası hem zararı vardır. Peniste meydana gelebilecek bir çok hastalığı önler. Afrika'da yapılan araştırmada sünnetli erkeklerin sünnetsizlere göre 8-66 arası daha az HIV (AIDS virüsü) kaptığı tespit edilmiştir. Yapılan istatistiki araştırmaya Dünya çapında birçok tepki gelmiştir. Bunların en önemlisi, araştırmayı tekrar eden bilim insanlarının aynı sonuca ulaşamaması olmuştur. Bir pediyatrist olan Dr. Van Howe, "Zaten bir erkeğin üzerine yıldırım düşme ihtimali, penis kanserine yakalanma ihtimalinden çok daha yüksektir." Zaten istatistiki olarak baktığımızda, neredeyse hiçbir erkeğin sünnet olmadığı Japonya, Norveç, Finlandiya ve Danimarka'nın toplamındaki penis kanseri vakası sayısı, içerisinde büyük miktarda sünnetli barındıran, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ndeki penis kanseri vakası sayısından daha azdır. 

 Sünnetin zararlı ise maddeler halinde şöyledir;

 Sünnetli insanlarda, sünnetizlere göre;

- Penis yaralanmasının 3 daha fazla,

- Ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin ' daha fazla,

- Eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun daha fazla,

- Ereksiyon sonrası kanamanın daha fazla,

Psikolojik olarak zararları;

- Yaralı gibi hissetme oranlarının ` daha fazla,

- Kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksinin P daha fazla,

- Genital güvensizliğin U daha fazla,

- Öfkenin R daha fazla,

- Depresyonun Y daha fazla,

- Saldırganlığın F daha fazla,

- Aileye ihanetin 0 daha fazla,

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
305
Serhat Altuncan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kedi, köpek, inek, at, tavuk, tavşan gibi evcil hayvanlar siyah, beyaz, gri, turuncu, alaca karışık renklerde olabiliyorlar, sebebini öğrenmek istiyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu genelleme doğru bir genelleme değil, doğada evcil olmayan bir çok hayvanın çok çeşitli renkleri var. Kelebekler kuşlar, bir sürü çeşit böcek hatta bazı memeliler bile. Evrime bu kadar genel sorular sormak bizi doğru cevaplara ulaştırmayabilir. Örneğin A ve B türünde iki canlının ortak gibi gözüken özellikleri, bu örnekte alaca karışık renk sahibi olma, tamamen farklı sebeplerden ötürü farklı adaptasyon amaçlarından ötürü gelişmiş olabilir.

Fakat biraz zorlayarak şu sonuca varabiliriz; Evcil hayvanlar insanlar tarafından yapay seçilimle türlerini devam ettirdikleri için ve doğal korunma mekanizmalarına sahip olmaları gerekmediği için çünkü insanlar onları koruma görevini üstleniyor. Doğadaki yakın akrabalarına göre farklılıklar gösterebilirler. Örneğin kamuflaj veya cinsel seçilim için belirli bir renkte olması gereken bir canlı, iki fonksiyonun da yapay seçilim ile devre dışı kalması sebebiyle farklı renklerde bireyler üretebilir. Normalde elenmesi gereken birey yapay seçilim ile ve direkt insan müdahalesi ile türün devamlılığını sağlayabilir. Umarım yeterince açık olmuştur.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
110
Sergen Salmanoğlu
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Ayılar
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Arktika (Kuzey Kutbu) ile Antarktika (Güney Kutbu) arasında iklim farkı bulunur.

Kuzey Kutbu ortalama 20 derece daha sıcaktır. Kuzey kutbunda bazı bitkiler yetişebilir ama Antarktika'da hiç bitki yetişmez. 

Ayrıca Antarktika'da 35 penguen türü yaşar, kutup ayılarını güneye taşımak, bu türleri tehlike altına sokar. 

Bir türü yok olmaktan korumak için, o türün yaşadığı habitatı koruyabilmemiz gerekir. Maalesef kutup ayılarının nesli tükenecek. Buzullar hızla erimeye devam ediyor, kısa bir süre sonra üzerinde yaşayabilecekleri buzullar kalmayınca, kutup ayıları da yok olacak. 

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Can polar bears be saved? BBC Earth (Tamamen bilimsel bir kaynak diyemeyiz ama konunun birebir aynısı olduğu için paylaştım)
  2. Physical Characteristics of Polar Bears SeaWorld Organisation
  3. Polar Bear / Ursus Maritimus Bearbiology
  4. Antarctica Wikipedia
  5. Arctic Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
1,711
Roda Avşar
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet güneşin sıcaklığı, daha çok ışığı ile ilgisi vardır. Derimizde bulunulan melanin pigmentinin faaliyetleri sonucu derimiz rengini alır. Evrimsel süreçte, Afrika savanasında tüylerimiz bizi terk ettiği zaman derimiz açık renkteydi. Afrika'nın kavurucu sıcağında, yüksek ultraviyole ışınlardan koyu ten rengine sahip bireyler korunabiliyorlardı. Ancak bu koyuluk güneşin koyu renkli cisimleri daha fazla ısıtması gibi değildir. Bu koyuluğu meydana getiren melanin pigmentleri güneşi absorbe ederek  biyokimyasal faaliyetler sonucunda güneşin zararlı ışınlarından vücudumuzu korur ve aşırı ısınmayı önler.

Daha yüksek enlemlere çıkıldığında ise açık ten rengi; azalan güneşi D vitamini sentezinde kullanma, folat moleküllerinin parçalanması vb. etmenler gibi nedenlerle yakalamak için seçilim baskısına maruz kalmıştır.

Böylece, bizlerin de oluşmasında temel rol oynayan çeşitlilik etmeni, ten rengi konusunda da bizlere binlerce farklılık bırakıyor. Farklı kalın.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
55
Cihat Sarıtaş
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Aslında soru biraz yanlış oldu şuanki omurgalılara bakarsak genelinde eşeyli üreme var ve tek hücrelilerde ise eşeysiz üreme ile çoğalma gözlemleniyo bunu ney tetikledi ve eşeyli üremeye geçildi sebebi nedir?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

İlk olarak bu sorunun 0 net bir cevabı yok bunu belirtmek isterim fakat kendi bilgi birikimlerimce en olağan cevabı vermeye çalışacağım.

İlk olarak eşeyli üreme günümüzden 1.2 milyar yıl önce bangiomorpha pubescens adında ökaryot bir tür olan alglerde başlamıştır. Yani ilk seks yapan canlıdır kendileri. Günümüzde hem eşeyli hem de eşeysiz üreme aktif olarak varolmakta bunun başlıca sebebi ise türden türe iki üreme türünden birinin daha avantajlı durumda olmasıdır. Eşeyli üreme kromozomal çaprazlama sayesinde genetik çeşitliliği arttırır. Bu anne ve babadan meydana gelen yeni bireyin kopyalanmak yerine bambaşka bir genetikle dünyaya gelmesi demektir. Kalıtsal hastalıkların aktarımını da zorlaştırır. Eşeyli üreme, eşeysize göre çok daha uzun bir süreçle meydana geldiğinden popülasyonun da ani artışlarını engellemektedir. Mitoz bölünmedeki kolay, az enerji harcayan, ve oldukça hızlı olan üreme bizim gibi (hayvanlar) iri ökaryot canlılar için kaynakların çok hızlı bir şekilde tükenmesi anlamına gelir. Fakat prokaryot canlılar için (bakteriler ve arkeler) hızlı artan bir popülasyon kaynak problemi yaratmayacaktır. Aynı şekilde prokaryotlar için de eşeyli üremenin getirileri bir dezavantaj olacaktır. Eşeyli üreme çok fazla enerji harcayan, oldukça karmaşık bir işlemdir. Genel hatlarıyla bakıldığında mayoz, çeşitlilik sayesinde virüs, kalıtsal hastalıklar vb. gibi etkenlerin yol açacağı kitlesel yok olmaları önleyebileceğinden dolayı bir hayatta kalma mücadelesine de dönüşmüştür ve evrimin tetiklenmesinin büyük nedenlerinden biri de budur.

Sonuç paragrafı yazacak olursak eşeylilik ve eşeysizlik tamamen canlının özellikleri, gelişmişliği gibi etkenleri dolayısıyla kendisine avantajlı durumda olanı bilinçsizce seçmesi sonucunda meydana gelmiştir diyebilirim.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
431
Betül Sh
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu sorunun cevabı aslında çok değişken. Bitki fotosentez için optimum seviyede mi? Ortamdaki O2 miktarı, ortam sıcaklığı gibi bir çok etken var. Kaç mol bilmiyorum fakat ortalama bir ev bitkisi dakikada 0,083333333333333333... mililitre oksijen üretir. Dediği gibi bu sorunun tam cevabını bilmek neredeyse imkansızdır.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Quora .
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Abdullah Kaya
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Optimizasyondan doğan tasarım elde edilen çeşitliliğin, o çeşitliliğin etkileşimde bulunduğu ortam en uyumlu olanların seçilmesi diğerlerinin elenmesi ile ortaya çıkar. Teknolojik gelişmelere rağmen engelli doğan sayısı milyonlarca yıl içerisinde engellilik geni elenmesi gerekmezmiydi.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Engellilik; fiziksel, duyusal, zihinsel, gelişimsel bir kusurdan dolayı yaşamını insanların genelinden farklı bir şekilde sürdürmesine sebep olan, hayati aktivitelerini büyük ölçüde etkileyen kusurluluklar olarak tanımlanabilir. 

  Çok farklı tip engellilikler olmakla birlikte kesinlikte tek bir gene bağlı olarak gelişmez. Doğuştan engelli olunabilir veya sonradan kaza, psikolojik etkiler gibi sebepler ile engelli olunabilir.

  Bir özelliğin kazanılıp kaybedilebilmesi için mutlaka üreme hücrelerinde gerçekleşen bir değişikliğin olması gerekir. Yani teknolojik gelişmeler ile engellilere yönelik çalışmalar yapılsa da bu yeni doğacak bir kişinin engelsiz doğmasını sağlayamaz. ZFN, TALEN veya CRISPR gibi genleri düzenleme yöntemleriyle genetik bozukluktan dolayı oluşan engeller zamanla tam olarak önlenebilir, ama genlerle alakasız şekilde kaybedilen uzuv (beynin bir bölümü, kol, bacak ya da duyu organları gibi) kaybı en azından şimdilik engellenemez, ancak gelecekte robotik ve gen düzenleme gibi metotların katkısıyla bir miktar hatta belki tamamına yakın engellenilebilir.

  Doğuştan engelli sayısı azalmamaktadır çünkü, engellilerin ömrü artmıştır ve dünya nüfusunun artmasıyla engelli nüfusu da artmıştır. Doğuştan engellilikleri önlemeye yönelik çok büyük çalışmalar olmamaktadır ve özellikle tarıma geçişten sonra doğal seçilimin etkisinin azalmasıyla makro evrimimiz yavaşlamıştır. Bu sebeple genlerimizde doğal yollarla büyük değişimler olmamış ve fiziksel ya da zihinsel herhangi bir engel silinmemiştir.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Disability
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
145
Serkan Eren
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Furkan Çalışkan , Makine Mühendisliği öğrencisi

Gözlerde odaklanma işlemini siliyer kaslar yaparlar. Konrea'da kırılan ışık göz merceğine gelir. Siliyer kaslar göz merceğini gerip serbest bırakarak merceğini şeklini geçici olarak değiştirebilir. Siliyer kaslar uzağa bakıldığında gevşer, yakına bakıldığında ise kasılır.

Yakına uzun süre bakmanın yetişkinlerde siliyer kasları uzun süre kastırdığı için siliyer kas spazmı(~pseudomyopia~) durumuna yani geçici miyopa sebep olduğu bilinmektedir. Çocuklarda ise göz küresi henüz gelişimini tamamlamamıştır ve uzun süre yakına bakmak göz küresinin şeklini değiştirebilir. Bu durum miyopiye sebep olur.

Teşekkür Et
Devamını Göster

Toplam 305 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Aptalca deneyleri çok severim! Öyle ki, kendim de, hep yaparım!”
Charles Darwin
Geri Bildirim Gönder