Fizik & Kuantum

Puan Ver
0
Puan Ver
50
Bilal Çelik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Gözümüzün ortalama fps değeri 18,gözümüzle telefonların ise 24-30.Neden gitar teli telefon videosunda daha akıcı görünür?
Puan Ver
0
Puan Ver
4,610
Ömer Alpöz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
burada kerem cankoçak tarafından 17:00 dan birazcık önce bozunumdan bahsedilip sonra kendiliğindenlikten bahsediliyor
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kendisi takdir edilecek biçimde iyi bir bilim insanı. Ancak, evren tamamen hiçlikten var olmuştur, kuantum mekaniği kendi kendineliğe sahiptir gibi yaklaşımlar yorumdur. Evet kuantum fiziği zaten evreni bir olasılıklar okyanusu olarak tanımlar, ancak biz bu olasılıklar arası etkileşim, ilişkileri anlayamamaktayız aynı zamanda. Evrenin hiçlikten oluştuğu da yanlış denebilecek bir şey değildir. Ancak asıl olan, bilinemezlik tir. Bir de bize göre hiçlik tanımı söz konusudur. vs vs.

Biz henüz, daha fizik evrendeki olayları açıklamakta belli bir düzeye ulaşamadık. Tesadüf kavramı, bizim bütününü kavrayamadığımız olayın, algı düzeyimize girmiş ufacık kısmına taktığımız isim. Kaos teorisi bu tanımı getirdi, tamamen bilinemez, anlaşılamaz olmaktan çıkardı tesadüfü. Tesadüfen oldu demek, olayın nedensellik ilişkileri o kadar kompleks ki, anlamak imkansıza yakın olduğu için tesadüfen oluştu demek aslında. Aynı şekilde kuantum mekaniğindeki kendi kendinelik, evrenin kendi kendine oluşumu - dışarıdan başka güce ihtiyac duyulmaması gibi durumlar henüz tam olarak tanımlanmış, her yönüyle ortaya konmuş açıklanabilmiş değil. Bir de parçacıklar dünyası bizim makro kabul ettiğimiz evrenden o kadar farklı ki, bilgimiz bir anda anlamsız kalmaya başlıyor. Anlamakta zorlanıyoruz.

Kerem Cankoçak takip ettiğim değerli bir insan, ancak herkeste olduğu gibi onun söylemlerinde de kendi bireysel yorumları var, olmalı da zaten. Ama ben okur olarak bunları ayırıp anlam yüklenmişlik ile literal bilgiyi ayırabilecek zemine sahip olmak zorundayım. Özellikle Dawkins gibi yorumlarını bilimle birlikte sunan bilim insanlarına ait kaynakları okurken, yorum - literatür ayrımını yapacak zemin olmadan elde edilecek sonuçlar sorgulanmalı. Önce kişi kendini bu ayrımı yapacak düzeye ulaştırması gerekliliğini anlaması gerekir.

Yazar ya da konuşmacı, sözün her noktasında şu anda FACT bilgi veriyorum, şu anda kendi yorumumu yapıyorum demeyecektir nihayetinde. Hatta çoğu zaman bu ikisi birbirine çok daha yoğun şekilde karışıp yer değiştirecek kadar flu noktalara gidecektir. Bir konuyu hem literal kaynağından, hem de farklı bilim insanlarından farklı yorumlarda almak en iyisi gibi görünüyor. Sentez, fermente sonuç gibi en faydalı olanı sanırım.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Deniz seviyesindeki bir insan için düşününüz.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Antigravity 74100 , 40 yıllık antiyerçekimi teorisyeni ve 5 yıllık 'Deneysel Fizikçi'

Bizi yeryüzüne bağlayan sadece dünyanın yerçekimi kuvvetidir. Hava basıncının yerçekimi benzeri bir etki yapabilmesi için tek yönlü bir itme baskısı yapması gerekir. Oysa hava basıncı, vücudumuzun tüm yüzeyine eşit oranda basınç uygulamaktadır. Bu basıncın kaynağı da sonuç olarak havanın ağırlığı ile ilintilidir ve bu ağırlığın kaynağı da sonuçta dünyanın yerçekimi kuvvetidir. Örneğin Mars'ta Dünya'daki seviye kadar atmosfer olsa dahi, Dünya'dan daha az hava basıncı olurdu. Bunun nedeni ise Mars'ın yerçekimi kuvvetinin Dünya'nın yerçekimi kuvvetinden daha az olması ile ilgilidir. Adı üzerine bizleri yere çeken yerçekimi kuvvetidir ve bu yerçekimi kuvveti; kütleçekim kuvveti olmakla birlikte daha çok uzaydaki (gezegenler, yıldızlar ve gökadalar arası gibi) bağlantısı anlamında da kullanılmaktadır. Dünya'nın kütleçekim kuvveti tek yönlü bir kuvvet ile tüm cisimleri kendisine çekmektedir. Deniz seviyesindeki yerçekimi kuvveti, örnek verirsek 1000 metrelik dağın tepesindeki yerçekimi kuvvetinden daha fazladır. Bu nedenle deniz seviyesinde 1 kg olan bir cisim, deniz seviyesinin 1000 m yukarısında daha hafif olarak tartılacaktır. Dünya'nın kütleçekim kuvveti Dünya'dan uzaklaşıldıkça azalmak zorundadır. Bu nedenle Dünya çevresinde dönen uydulardaki uzay insanları yerçekimi kuvvetinin etkisinde değildirler ve onlarda ağırlıksızlık hissine neden olmaktadır. Halbuki uzaydaki uydularda da insanların yaşayabilmesi için Dünya'daki insanların yaşayabildiği oranda hava basıncı olmak zorundadır. Eğer hava basıncı yerçekimi etkisi yapmış olsaydı, uzayda uydularda çalışan uzay insanlarının yaşamı çok daha kolay olurdu. Sonuç olarak bizi yere bağlayan hava basıncı değil, Dünya'nın kütleçekim kuvvetidir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
14 milyar yıllık evrenimizde atomlar bozundumu? Bozunmadıysa ne zaman bozunacak? Evrendeki entropi olgusu yeni oluşan bir atoma ne zaman etki eder ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Atomlar 3 temel parçacıktan meydana gelir. Elektronlar, protonlar ve nötronlar. Proton ve nötronlar birbirine benzer, aynı kuarklardan oluşmuşlardır ve kütleleri neredeyse eşittir. Buna karşın nötronlar kararsızdır. Atom çekirdeği dışında hemen bozunurlar. Oysaki protonlar çok kararlıdır. Evrenin yaklaşık yaşı 110'dur. Buna karşılık bir protonun yaklaşık ömrü 1034 yıldır. Henüz bozunan bir protona rastlamadık ama bu bozunmayacakları anlamına gelmiyor.

Elektronlara gelince; enerji korunumu, düşük enerjili parçacıkların yüksek enerjili parçacıklara dönüşebilmesi için dışarıdan enerji almaları gerektiği anlamına gelir. Enerji ve yük korunumunu birlikte düşündüğümüzde, elektronların muhtemelen sonsuza kadar kararlı kalacakları sonucuna varırız. Çünkü eksi elektrik yüklü ve daha küçük bir parçacık bilmiyoruz henüz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Protonlar Bozunur mu? Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
ve ayrıca 4. boyut olan zamanın uzayı nasıl etkilediğini açıklar mısınız?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Kısa cevap: Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır. t nin artması zamanın yavaşlaması demektir.

Uzun cevap: Zaman dediğimiz olguyu açıklamak için birbirine paralel iki ayna düşünelim. Alt aynadan üst aynaya gönderilen ışının tekrar alt aynaya ulaşma süresi bir "tik-tak" olsun.

İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
İki paralel ayna arasındaki ışının aldığı mesafe ve süresi
askwillonline

Şimdi bir düşünce deneyi yapalım. Bu ayna sistemini sabit hızlı bir trene koyalım. Olaya trenin içinden baktığımızda yukarıdaki durumu gözleriz. Peki bu sisteme dışarıdan durgun bir referans sisteminden baktığımızda nasıl bir sonuçla karşılaşırız?

Eğer sabit v hızıyla hareket eden trene dolayısıyla ayna sistemine dışarıdan baktığımızda göreceğimiz şey şu olacaktır:

Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
Sabit v hızıyla giden tren ve ayna sistemine durgun gözlemciden bakış (ışının aldığı yol)
askwillonline

Işının üst aynaya gitme süresi bir "tik=t/2 süre" üstten alttaki aynaya gitmesi "tak=t/2 süre" olursa bu tiktak boyunca t süre geçmiş olur. Fakat ilk durumda ışının bir tik=t/2 sürede aldığı yol aynalar arası mesafe olan d kadarken, dışardan bakan gözlemci için alınan yol d mesafesinden fazladır.

ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
ışıının durgun gözlemciye göre aldığı yol
Kozmik Anafor

Şekilden de görüldüğü üzere ışın d kadar yol alırken (trenin içindeki gözlemciye göre), tren t/2 sürede vt/2 kadar yol alır. Dolayısıyla dışarıdaki gözlemciye göre ışın pisagor bağıntısından hipotenüs kadar yani ct/2 kadar yol alır. Işık hızı her gözlemci için sabit olduğuna göre dışardaki gözlemci için ölçülen zaman, trenin içindeki gözlemciye göre daha fazla olmalıdır. Çünkü sabit hızlı hareket denklemine göre (x=v.t ) hız sabitken, alınan yol x artıyorsa, geçen süre olan t de artmalıdır.

Bu deneyden şu sonucu çıkarabiliriz: Durgun cisimlere göre ölçülen zaman, hareketli cisimlere oranla daha fazla ölçülür. Yani hareketli sistemlerde saatler daha yavaş "tiktak" yapar. Hızınız arttıkça bu tiktakların arasında süre daha da çoğalır ve ışık hızına çıkan sistemlerde saatler "tiktak" yapmaz, zaman yavaşlar ve durur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. askwillonline.com zaman genleşmesi - time dilation
  2. kozmikanafor.com zaman genleşmesi
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Intelligent Person
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Kısa cevap: Farklı ışık kaynaklarından çıkan ışınların "koherent" (aynı fazda) ve "monokromatik" (tek renkli) olmaması.

Uzun cevap: Girişim olayı dalgalara ait bir özelliktir. Işık dalga gibi de davrandığı için ışık da girişim yapabilir. Ama ışığın girişim yapabilmesi için kaynakların aynı fazda yani koherent olması gereklidir. Koherent olması demek dalgayı oluşturan tüm parametrelerin (hız, frekans, periyot, dalgaboyu,şiddet vs. ) aynı ve eş olması demektir. Bu neredeyse imkansızdır.

Işıkta girişim olayını sağlamak için koherent kaynak bulamayacağımız için tek kaynaktan çıkan ışınlar iki yarıktan geçirilir. Böylelikle koherent ve monokromatik iki noktasal ışık kaynağı elde edilmiş olur. Zekice bir fikir değil mi!

Detaylar için Young Deneyi' ne bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
9k
Asude Didar Özsoy
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Çift yarık deneyinde perdeye gönderilen foton lepton ya da molekülü gözlemleyen, kamera dır. Camera varken ya da yokken her durumda insan zaten gozelmcidir. Perdeye gönderilen şey, bilinçli ya da bilinçsiz gözlemci ye farklı tepki vermiyor. Gözleme tepki veriyor. Hatta elektron tam perdeye çarpmadan camera kapatıldığında, elektronun yine dalga şeklinde hareket edip girişim deseni bıraktığı biliniyor.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,790
Alp Çakır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Karadeliklerden değil kütle ışık dahi kaçamıyor. Uzay zaman dokusunun karadelik çevresindeki eğimi nedeniyle bu mümkün değil. Hawking ışıması hariç.
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bildiğim kadarıyla kuantum fiziğine göre foton,hem tanecik hemde dalga özelliği gösteriyormuş. Biz dalga özelliğini farkediyoruz. Ya tanecik özelliği?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Işığın bilimsel olarak açılanmasında tarihsel olarak gelişimine bakarsak eğer şöyle bir durumla karşılaşırız: Işığın dalga mı yoksa tanecik mi olduğu sorusu bilimsel olarak yaklaşık 400 yıllık bir geçmişe sahip. İlk başta ışık tanecik olarak ele alınmıştır. Bunun öncülüğünü Isaac Newton yapmıştır. Evet bu model bazı olayları açıklamayı başarmıştır. Fakat ışığın girişimi ve kırınımı tanecik özelliği ile açıklanamamıştır. İmdada ise ışığın dalga olduğu fikri yetişmiştir. Bu modeli ilk savunan biliminsanı ise Christian Huygens' tir. Bu model ise ışığın tanecik özelliği gösterdiği "fotoelektrik etki", "Compton saçılması" ve "Siyah cisim ışınımı"nı açıklamakta yetersiz kalmıştır. Bu iki durumu açıklamak ise kuantum fiziğine kalmıştır. Kuantum Fiziği ile ışığın aslında "ikili yapı" dediğimiz yapıda yani "dalga-tanecik özelliği" formunda olduğu anlaşılmıştır. Louis de Broglie ile "madde dalgaları" dediğimiz durum açığa çıkmıştır. Yani her taneciğe eşlik eden bir dalga vardır. İkisi iç içe geçmiştir.Fizikte görece düşük enerjilerde çalışıyorsanız ışığın dalga özelliği baskınlık gösterirken, görece yüksek enerjilerde ise ışığın tanecik özelliği baskınlık göstermektedir.

Eğer fotonlar bir anlığına dalga özelliklerini kaybetseler çift yarık deneyinde girişim desenini göremezdik. Tabi bunun oldukça farklı etkileri olur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. An Experiment on Electron Interference - O. Donati, G. P. Missiroli, and G. Pozzi American Journal of Physics 41, 639 (1973)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Makro ve mikro evrenlerin kendi yasaları bulunmaktadır. Peki biz bir maddeyi 2 evrenden birine koymak için hangi sabiti kullanıyoruz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Evrendeki işleyişi ve olayları anlamak için "makro evren" ve "mikro evren" dediğimiz iki terimimiz var. İşe bunları tanımlamakla başlayalım. Görece kütlesi büyük ve görece hızı (ışık hızına oranla) düşük olan sistemlere "makro evren" derken, bunun tam tersi olan görece kütlesi küçük ve görece hızı büyük olan sistemlere "mikro evren" diyoruz. Herbirinde işleyen fizik yasaları farklı olmasına rağmen iki sistemde de "limit" durumlarında bu yasalar birbirleriyle çelişmez. (Tabii istisnalar var.) Örneğin Klasik fizikteki hareket yasalarıyla, Einstein'ın rölativistik denklemleri limit durumlarında çok çok küçük farklarla aynı sonucu verir.

Anladığım kadarıyla soru şu: tam olarak nerede klasik fizik yasaları yerini kuantum fizik yasalarına bırakır? Bunun için kısa cevap şu olacaktır: Metrenin 10 milyarda 1'inde artık kuantum mekaniksel etkiler kendini göstermeye başlar. Biz bu ölçeğe 1 Angstrom diyoruz. (1 Angstrom = 10^ -10 metre). Makro ve mikro ayrımı burada başlıyor diyebiliriz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Introduction to Solid State Physics Charles Kittel ISBN: 978-0-471-41526-8
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Mahmut .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
kısa bir halatla bunu yaparsak karşıdaki kişi o anda hisseder. Eğer halatı çok uzun yaparsak gene çekildiği gibi hissetmez mi o zaman kuralları çiğner
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Yok. Çekim anındaki o etki moleküler düzeyde bir titreşim yaratır. O titreşimin hızı da ses hızına hızına eşit.

//Bu alan karakter sınırını aşmak üzere yazılmıştır. Daha ne diyeyim cevabı kısa :) ..

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
E^2= (m^2 x c^2) + (p^2 x c^4) olarak gösteriliyor. Kütlesiz bir parçacık için E= pc fakat P=Fd ve F=ma buradan p=0 geliyor.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Öncelikle ışık için enerji momentum ilişkisi şu şekildedir:

E2 = (m0c2)2 + (pc)2 (1 nolu denklem)

E: enerji

m0 : fotonun durgun kütlesi

c: ışık hızı

p: momentum

Işık için durgun kütle m0= 0 dır. Dolayısıyla yukarıdaki ifadede E=pc olur.

buradan momentumu çekersek eğer p =E/c (2 nolu denklem) olur.

Fotonların enerjisi ise E =h*c/ λ (3 nolu denklem)ile hesaplanır.

h: planck sabiti =  6.626×10-34 J.s 

λ: ışığın dalgaboyu

3 nolu denklem, 2 nolu denklemde yerine yazılırsa sonuç c ler birbirini götürür.

Sonuç p=h/λ (4 nolu denklem) kalır. Ki bu da durgun kütlesi olmayan ışığın momentumunu verir.

Sizin yukarda kullandığınız formüller klasik mekanik yasalarıdır. F=ma olup kuvvetin integrali momentumu verir. p=mv ama bu denklemler ışık için kullanılamaz. Rölativistik yaklaşım geçerlidir.

Kaynak için Stephen Gasiorowicz'in Kuantum Fiziği ders kitabının Compton Saçılması kısmına bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kuantum Fiziği - Stephen Gasiorowicz Kuantum Fiziği Ders Kitabı (üniversiteler için)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,765
Onuray Gunaydin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Wikipedi'de Büyük Patlama başlığında ilk atomların serbest elektronların birleşmesiyle oluştuğu yazıyor bu doğru mudur?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Herşey bundan yaklaşık 13,7 milyar yıl önce Büyük Patlama ile başladı. Bu patlama sayesinde uzay-zaman oluştu. Uzay-zamanda evrendeki 4 temel kuvvet olan Güçlü kuvvet, Zayıf kuvvet, Elektromanyetik kuvvet ve Kütleçekim kuvveti ilk nanosaniyelerde (saniyenin milyarda biri) bir aradaydı. Evren genişlemeye başlayıp soğuyunca bu temel kuvvetler de birbirlerinden ayrıştı. Dolayısıyla evrendeki enerji maddeye dönüştü. 10 üzeri -43 saniyede fotonlar (Elektromanyetik kuvvetin alan taşıyıcı parçacığı olan) oluştu. 10 üzeri -34 saniye sonra ise elektronlar, W Z bozonları, kuarklar, nötrinolar oluştu. Sonra baryon ve mezonlar oluştu. Evren daha da soğuyup Büyük Patlama'dan 3x10 üzeri 5 yıl sonra (300.000) ilk atomlar oluştu. Patlamadan 10 üzeri 9 yıl (1.000.000.000) yani 1 milyar yıl sonra da ilk yıldızlar ve galaksiler oluştu.

Kısaca evrenin soğuyup, enerjinin 4 temel kuvvetin etkileşmesi ve kendiliğinden simetri kırınımı sayesinde oluştular.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Parrhesia .
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Elektronlar nasıl oluşur (evrenin başlangıcı dışında) ve neredeyse ölümsüzlerse evrendeki madde miktarı artıyor mu?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Elektronların nasıl oluştuğunu anlayabilmek için Standart Model dediğimiz, parçaçık fiziğndeki modele bakmak gerekir. Standart Model evrendeki temel kuvvetleri ve parçacıkları açıklamaya çalışan bir modeldir. Herşeyin Teorisi'ne doğru giden yolda önemli bir adımdır.

Bu modele göre evren 12 temel parçacık ve 4 kuvvet taşıyıcı parçacıktan oluşmuştur. İşimiz 12 temel parçacıkla ki biz bunlara "fermiyon" diyoruz. Bu 12 parçacığın 6'sı "kuark", kalan 6'sı ise "lepton" olarak adlandırılır.

Atomun yapısına bakıldığında kabaca, merkezde proton ve nötron etrafında ise belirli yörüngelerde dolanan elektronlar vardır. Proton ve nötronları oluşturan parçacıklar işte kuarklardır. (yukarı ve aşağı kuarklar).

Fakat elektorunu oluşturan alt parçaçıklar var mı derseniz yapılan deneyler şuan için olmadığını gösteriyor. Elektron bu yüzden lepton sınıfında yer alır. Ama elektronların ve diğer atomaltı parçacıkların nasıl oluştuğuna dair teorik olarak kuramlar var. Bunlardan biri olan "Sicim Kuramı" herşeyin teorisi olmaya aday kuramlardan biri. Bu kurama göre bu temel parçacıklar sicimlerin farklı frekanslarda titreşmesi şeklinde açığa çıkıyor. Keman telinin farklı frekanslarda titreşip farklı notalar üretmesi gibi.

Maddenin oluşumu ise kabaca şöyle özetlenebilir: Büyük Patlama'dan sonra etrafa yayılan enerji zamanla soğuyarak maddeye (parçacıklara) dönüştü. Tabii bunda evrendeki 4 temel kuvvetin (Güçlü kuvvet, Zayıf kuvvet, Elektromanyetik kuvvet, Kütleçekim Kuvveti ) rolü var. Ama aynı zamanda evrende maddenin karşıtı olan anti-madde de vardı. Sonra evrende "kendiliğinden simetri kırınımı" dediğimiz olay sayesinde, madde anti-maddeye galip geldi ve evren "görünür madde" dediğimiz maddeyle doldu. Madde ve atomaltı parçacıkları oluşumu kısaca böyle açıklanabilir.

Diğer soru ise şöyle açıklanabilir: Evrendeki toplam madde miktarı sabit mi? Einstein bize gösterdi ki enerji ve kütle (madde) aslında aynı şeyler. Ve termodinamik yasalarına göre evrendeki toplam enerji sabit olmalı ki enerji korunum yasaları ihlal edilmesin. Enerji yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz, sadece dönüşür. Tabii buna göre toplam enerji sabitken, enerjinin dönüşümü ve kütle enerji eşleniği ile yeni maddeler oluşabilir ki oluşmakta da zaten. Ama her durumda yine toplam enerji sabit kalmak koşuluyla, dönüşmekte.

Ayrıca evrene baktığımızda evrenin % 74'ü karanlık enerji, %22'si karanlık madde ve geriye kalan yaklaşık %4'ü bizim görebildiğimiz türden madde... Daha bir sürü soru var bu konu hakkında cevaplanmamış :)

Umarım faydalı olmuştur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,073
Yusuf Ağacanoğlu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
karadeliklerin başka galaksilere açılan bir portal olduğu düşünülmektedir ya galaksiler arası enerji alışveriş portalı ise fazla mı fantastik ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Sizin düşüncenizin de doğru olma ihtimali bulunuyor.Çünkü bu konuda kanunlaştırılmış bir yasa bulunmuyor.Ancak ben size kabul gören fikirlerden yolla neden olamayacağını anlatayım.

Karadeliğin temel döngüsü maddeyi içine alıp enerjiye dönüştürmesi.Sonucunda karadeliğin olay ufkunun sınırında çok güçlü bir enerji katmanının bulunması.Son olarakta Hawking radyasyonuyla kütle ve enerji kaybetmesi.

Eğer karadelik enerjiyi absorbe etmeseydide maddelerin kendi enerjisini absorbe ettirseydi her zaman küçülme eğilimi gösterirdi, etrafında bir enerji katmanı oluşturamazdı.

Yaygın olarak kabul gören teorilerden şahsen ben bu sonuca çıktım ama öncedende söylediğim gibi bunlar teoridir ve kanıtlanmamıştır bu yüzden sizin dediğinizin de imkanı olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,410
Ufuk Can Yıldız
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Açıklar mısınız?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bilgilerin evrende yok olmadığı kanısı çoğunluk tarafından kabul görmekte olan bir teori olmakla birlikte cevaplayamadığı sorularda bulunuyor.Mesela gözlemlenemeyen bir bölgede hiçbir bilgi yokmu,oraya hiçlik denilebilirmi,ama orda bir şey olmadığı bilgisi elimizde,ama bir şey olmadığı bilgisi de bulunmaktadır ya da karadeliğe giren maddenin bilgisine ne olur tarzı soruları cevaplayamayan ve geliştirilmesi gereken bir teoridir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elde edilen bulgular ışığında yeni bir yaşam biçimi tasarımı söz konusu olabilir mi... Artık ne için var olduğumuzla ilgili daha net öngrü ypblck myz
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bu soruya cevabım ''Hayır'' olurdu.Çünkü insan gibi canlıların belirli özellkilerini okuduğumuzda belirli verilere ulaşırız.Bu verilerle benzer tasarımlar oluşturulabilir veya hangi tasarımların uygun olmayacağını görebiliriz.İnsandan yada bilinen canlılardan bağımsız bir tasarımı oluşturamayız.Çünkü biyoloji sudoku gibidir.Sayılardan bağlantılı sayılar bulursun ancak elindeki sayılarla bağlantısız sayıları bulamazsın.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
47k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ulaşabildiğimiz bilimsel seviyenin bir önkabulü mü, yoksa gerçekten doğanın pikseli mi.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Planc sabiti bir teoridir ve kuantum fiziğindeki çok sınırlı datayı kullanarak oluşturulmuş bir sabittir.Daha bu dünya ile ilgili çok bir bilgimiz yokken böyle bir kabul şahsen bana mantıksız geliyor.Demem o ki ''Planc Sabiti'nin'' temelleri sağlam değildir ve ben bu sabitin büyüklüğünün zaman içinde değişeceğine inanıyorum.Soyut olarak evrenin pikseli olarak kabul edilebilirliği olsa da somut olarak bunu söylemek için çok erken.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Enes Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir maddenin, cismin momentuma sahip olması için kütleye ihtiyacı var, e ışığın kütlesi nasıl olabilir? yahut sesin?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Einstein'ın meşhur denklemi E=mc2 olarak bilinir. Ancak bu, denklemin sadeleştirilmiş şeklidir.

Denklemi E2 = p 2 c2 + m 2 c 4 şeklinde yazarsak ışığın kütlesi olmadığı için denklemin sağ kısmı önemsiz olacak ve geriye E2= p2c2 kalacak. Buradan yola çıkarak momentumunu hesaplayabiliriz. Işığın enerjisi de E=hf ile bulunur.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
80
Adil Rehimli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Fotonun momentumunun olması ne anlama geliyor eğer fotonun kütlesi yoksa ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Foton kuantum fiziğinde hem tanecik hemde dalga gibi hareket ettiği ''Çift yarık'' deneyinde gözlemlenmiştir.Bu bilgiden yararlanarak dediğini birdaha düşünebilirsin.Bıraktığım kaynakta da kuantum fiziğinin temeli olan çift yarık deneyi bulunuyor.Bunu okuman bence aklındaki soru işaretlerini silecektir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Çift yarık deneyi fotonun hen tanecik hemde dalga olmasının kanıtı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Cevabı vermeden önce elektronun nasıl çekirdeğin yörüngesinde bulunduğunu söylemek isterim.Elektron, metal alaşımlardaki gibi elektron havuzunda bulunabilir, ortak kullanılımdada bulunabilir, takasta edilebilir ya da kuantum fiziğinde olduğu gibi belli orbitallerde anlık olarak bulunup yeni orbitallere ışınlanma eğilimi gösterebilirler.

Elektronun çekirdeğe düşmemesini en basitinden açıklamak gerekirse çekirdekteki + yükler - yüklü elektronları çekmeye çalışır(+ ve - yükler aynı çekim gücündedir.).Ancak elektronlar çok hızlı olduğu için bir merkezkaç kuvveti uygular.İşte bu 2 kuvvet arası çok mükemmel bir denge oluşur.Bu yüzden elektron çekirdeğe düşmez.

Bu anlattıklarım kesinlikle ''Elektronlar çekirdeğe düşmez'' anlamına gelmiyor.Atomdaki elektronlar belli şartlarda çekirdeğe düşebiliyorlar.Mesela nötron yıldızlarının oluşumundan bir örnek verelim.Nötron yıldızı oluşurken açığa çıkan enerjiden dolayı atomlar öyle birbirlerine yaklaşır ve sıkışır ki elektronlarla protonlar kaynaşır ve ortalama yükü nerdeyse 0(nötr) olan nötron yıldızları oluşur.

Daha iyi anlamak istersen nötron yıldızlarını, Bohr ve Modern atom modellerini incelemeni tavsiye ederim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Düşüncem olarak imkansız diye bir şey yoktur. Şahsen insanlık olarak bir şeyleri bildiğimizi sanıyoruz ama bilmediğimiz tonla bilgi var, bildiklerimiz bir hiç. Şuan ışık hızı geçilemez deriz fakat ileride öyle bir ortam oluşur ki Star Wars evreninde buluruz kendimizi. Uzay Gemilerinde yaşarız HyperJump'lar yaparak ışık hızında uçarız. O yüzden bilim mutlak değildir, elbette gelecekte ışık hızını geçme ya da bir maddeyi ışık hızına ulaştırma imkanımız olacaktır :)

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
655
Antigravity 74100
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ne tür zaman olursa olsun bana göre somut gerçekten öte sadece bir ölçü birimidir. Uzay zaman fiziksel aktivitelerin hızına bağlı olarak değişkenlik gösteren bir olgudur ve maddeleştirilemez.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Literal anlamda gerçekliğin, somutluk gibi bir kabul edilebilirlik düzeyi yoktur aslında. Anlatılmak istenen, uzay zaman madde gibi gerçekliğe sahip midir, yoksa sadece bir kabul edişten mi ibarettir sanirim.

Şöyle düşünelim, higgs bozonu gözlemlenemeyen bir olgu iken, gerekliliği kabul ediliyordu ve bu nedenle yıllarca arandı. Uzay zaman dokusu da, teorik olarak kabul ettiğimiz, kütleçekim etkilerini newton fiziğinden daha detaylı açıklayan bir olgu.

Bilimsel olarak bir gerceklik, elle tutulur, gözle görülür olmak zorunda değildir. Daha detaylı analize ulaşana kadar gözlem matematik sınırları dahilindeki tutarliliklar gözetilerek kabul edilir.

Higgs bozonu gibi keşfedilip gerçekliği ispatlanır, ya da o zamana dek deneyler teorik hesapların ışığında kabul görür.

Uzay zaman dokusu da bizim zavalli gozlem yöntemlerimizle varlığını ortaya koyabileceğimiz kadar sıradan bir olgu değil şimdilik. Ancak teorik ve deneysel gözlemler açısından varlığı kabul edilmekte.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Balon deniz seviyesinde dolduruldu. İçinde hava boşluğu yok.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Mustafa Safa Doğan , Üniversite Öğrencisi

Balonun hava sızdırmadığını ve sıcaklığın değişmediğini düşünelim içerisinde 1 atm basınçta 500ml gaz olsun. 2134 metre yükseklikte bir dağa çıktığımızda atmosfer basıncı yaklaşık 0.77atm olacak diyelim1. Suya da 10 atm basınca çıkana kadar batıralım.

Şimdi gaz yasasını hatırlayalım:

PV=nRT

Sıcaklığı ve sabiti çıkarırsak:

PV=n balonun içindeki gaz miktarı değişmediği için basınç arttığında hacim azalmalı, basınç azaldığında da hacim artmalıdır. (P = basınç, V = hacim, n = mol madde)

Balonun içindeki basınç da 0.77 atm'ye kadar düşecektir. Matematiği yaparsak dağımızda 649.35ml oldu yani hacmi arttı.

Suyun kaldırma kuvvetinin oluşturacağı itme ( ) balonu patlatabilir, dolayısıyla sakince sokmamız en iyisi ama zaten patlama sebebi olarak hacim değişimini düşündüğünüzü düşünüyorum. Her neyse, balonumuzu suya soktuk basınç 10 atm oldu, balon artık 50ml (P 10 kat arttı, n sabit olduğuna göre V 10 kat azalacak).

Özetle atmosferde yükseldikçe basınç azalır, suda derine gittikçe artar bunun sonucu olarak da balon yükseldikçe hacmi artar, suda derine gittikçe hacmi azalır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 357 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Gelecek, herkesi kendi çalışma ve başarılarına göre yargılayacaktır. Bugün onların. Ama uğruna çok çalıştığım gelecek benim.”
Nikola Tesla
Geri Bildirim Gönder