Evrim & Abiyogenez

Puan Ver
2
Puan Ver
395
Emrah Günok
Teşekkür
Hatırla
Takip
Erkek bireyin karşı cins tarafından seçilmesini garanti altına alan özellikler istisnasız bir şekilde söz konusu bireyin hayatta kalmasını sağlayan özellikler midir? Yoksa bunun istisnalarından bahsetmek ya da iki görüngünün tamamen alakasız olduğunu söylemek mümkün müdür?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Selam!

Erkek foklar ve erkek geyikler arasında olduğu gibi, üreme başarısını getiren aynı cinsiyettin üyeleri arasındaki rekabet ve kavga " cinsiyet içi seçilim" ( intraseksüel seçilim) olarak adlandırılır. İki cinsiyet arasında seçilimin gerçekleştiği dişinin seçimi gibi durumlara da " cinsiyetler arası seçilim ( interseksüel seçilim) denir.

Hayvanların çoğunda, erkeklerle dişilerin görünümleri birbirinden farklıdır ve eşeysel dimorfizm boyutunda olağandışı bir varyasyon aralığı bulunur.

Dişilerin genelde eşlerini seçme fırsatları olduğunda, eş arayan dişilerin ilgisini çekmekte en başarılı olan erkekler, eşeysel seçilim tarafından destekleneceklerdir. Eşeysel seçilim, foklar, geyikler, koyunlar ve diğer memeli türlerinde olduğu gibi bazı türler içinde erkeklerin kavgada rakiplerini yenmelerine ve bu erkeklerin daha geniş bir harem kurmalarına yardımcı olan erkeksi karakteristik özellikleri de destekler. Bu tür özelliklerden yararlanılan erkekler, üreme başarılarını arttırırlar. Cennet kuşlarının, sinek kuşunun ve diğer kuşların çokeşli erkeklerinin görkemli tüyleri eşeysel seçilimin bir ürünüdür. Bu durumların hiçbiri, doğal seçilime engel teşkil etmez çünkü bu özel erkeksi nitelikler, üreme başarısını artışına sebep olur.

Dişiler neden rastgele bir seçim yapmak veya ilk gördükleri erkekle çiftleşmek yerine seçici davranırlar?

Çünkü dişiler belirli, seçilmiş erkekler ile çiftleşerek üreme başarılarını arttırmakla birlikte doğrudan birçok fayda sağlarlar. Örneğin, dişi bireyler sağlıklı erkeklerle birlikte oldukları takdirde, onları rahatsız edecek erkeklerden koruma, besinlere daha rahat erişim sağlama, yavrulara bakarken yardım alma gibi hizmetlere erişebilir, ayrıca parazitlerden ve diğer hastalıklardan kaçınabilirler. Fakat dişilerin eşlerinden herhangi bir doğrudan fayda sağlamıyor gibi gözüktükleri durumlarda bile aralarında seçim yaptıkları gözlemlenmiştir. Bu şartlar altında dişilerin kazandıkları fayda dolaylı yoldan büyük olasılıkla yavruları üzerinden olur. Bu faydalar genelde “kaynak elde etme” bazlı temeller yerine genetik nedenlere dayanır. Belli erkeklerle çiftleşerek yavrularının hayatta kalma şansını arttıracak olan genleri elde ederler. Erkekler doğrudan ve dolaylı fayda sağlayabilme kabiliyetlerini göstermek için evrimleşirken dişiler ise bu özelliklerden iyi olanları seçebilmek için evrimleşir. Dişilerin eş seçimini açıklamak için iki mekanizma söz konusudur: yararlı genler, ve “Fisherian Runaway”.

Yararlı Genler

“Yararlı genler” senaryosu altında erkek bireyler arasındaki farklıklar dişilere farklı erkeklerin yavrularına geçme olasılığı olan genetik yeterlilikleri konusunda bilgi verir. Aynı şekilde “yararlı genler” konusunda, tıpkı doğrudan fayda modelinde olduğu gibi dişilerin eş seçiminde dikkatli olması, yavrusunun hayatta kalma şansını, verimliliğini, ve üreme şansını arttırdığından dolayı doğal seçilim ve cinsel seçilim rolleri arasında varsayılan doğrudan bir ilişkiyi kanıtlar niteliktedir...

Yazının Devamı için evrim ağacı sitesinde bulunan makaleye gidebilirsiniz. Altta kaynak bölümüne ekledim.


Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ozan Önal
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar; evrim ile ilgili a'dan başlayabileceğim kitap önerileri alabilir miyim ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evrim hakkında çok kitap var.

Darwin'in:

Türlerin Kökeni, İnsanın Türeyişi, Cinsel Seçilim kitaplarını.

Çağrı Mert Bakırcı'nın Evrenin karanlığında Evrimin Işığını, Evrim kuramı ve mekanizmaları kitaplarını, üçüncü şemapanze Homo Deus Homo Sapiens okuyabilirsin. Darwin'in en sevdiği bitkiler kitabını okuyabilirsin.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bajau kabilesinin yeni nesillerinin diyaframı daha büyük doğuyor. Zeka veya hafıza uzun zamandır hayatımızda önemli bir faktör neden sonraki nesillerimizin beyni daha büyük, kıvrımlı veya reseptörleri fazla ve aktif doğmuyor? Mesela bebek beyinleri gelecek için büyük kafatasıyla doğabilirler gibi
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Baran Anık , Tıp Fakültesi Öğrencisi

Merhabalar,

Evrim, durmaksızın devam eden bir süreçtir ve durması söz konusu değildir. İnsan beyni de bu sürecin bir parçasıdır ve evrim geçirmeye devam etmektedir. Beynin boyutu üzerinde etkili olduğu bilinen microcephalin ve ASPM genleri üzerine yapılan çalışmalar, beynin evriminin hala devam ettiğini kanıtlar niteliktedir. İnsanlar ve insan olmayan primatlar üzerinde yapılan önceki çalışmalar göstermektedir ki, microcephalin ve ASPM genleri insanların evrim geçirmeleri sırasında, seçilim baskısıyla değişime uğramışlardır.

Bilim dolu günler dilerim, sağlıcakla kalın.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. HHMI
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hakan Cinli
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Canlılar BENİM EVRİMLEŞMEM LAZIM diyerek bilinçli bir şekilde evrimleşmezler.

Kaotik bir biçimde değişen çevre şartları onları evrim geçirmeye zorlar, evrim geçiremeyenler de yok olur.

İşte tam da bu yüzden şu ana kadar dünyada var olmuş canlı türlerinin %99 undan fazlası yok olmuştur.

Doğanın bilinci,iradesi,öngörüsü yoktur.

Konuyu benden çok daha iyi bir biçimde ifade eden Evrim Ağacı yazısını kaynakçaya ekledim.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,150
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yüzeysel derken bir kaç bölümden oluşabilir. Belgesel mümkünse sadece insan evrimi değil Sürüngen kuş ve memelilerin evrimini anlatabilirse daha iyi olur. Teşekkürler
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba Selçuk,

Evrim Ağacı bünyesinde (internet sitesi - youtube kanalı) halihazırda evrim dersleri mevcut.

Buradan yazı dizilerine

Evrimsel Biyoloji, Genel Biyoloji, Fizik, Astronomi, Kozmoloji, Kimya, Sosyal Bilimler, Felsefe ve daha bir çok konuda yazı dizileri mevcut.

Bunun yanında Evrim Ağacı Youtube kanalında sevgili Çağrı Mert Bakırcı tarafından büyük bir özenle hazırlanmış lise düzeyinde evrim dersleri mevcut.

Youtube kanalındaki videolar evrime yeni yeni giriş yapanlar için tam kararında bir seviyede.

Buradan ise Youtube kanalına ulaşabilirsin

Sağlıcakla :)

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
175
İsa Demir
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Birçok hayvanda, özellikle dişilerde yavruyu beslemek için memeler var. Bunlar nasıl evrimleşmiştir. Bununla ilgili bir bilgi var mı? Fosil izi veya herhangi bir şey.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Memeler yavruların enerji ihtiyacını karşılamak amaçlı memeliler sınıfında evrilmiş, ayırt edici bir özelliktir.Meme evrimini fosil kayıtlarında yumuşak doku olduğundan takip edemiyoruz.Fakat günümüz canlılarına bakarak birçok çıkarımda bulunabiliriz.Örneğin ornitorenk ve ekidne. Bu hayvanlar antik memeliler gibi birçok sürüngen özelliği yanında memeli özelliği de gösterir.Bu bakımdan tam bir arageçiş formudur.Ornitorenk ve ekidnelerin memelerine baktığımızda diğer özellikleri gibi bunlarda plesantalı memelilere göre ilkeldir.Süt hayvanın kürkünden sızar ve diğer memelilerde görülen meme ucu bulunmaz.Bu hayvanlar bu bakımdan bize meme evriminin ilk aşamları hakkında bilgi verebilir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Ornitorenk
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
38K
Ufuk Derin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Kesin olarak şempanze-insan son ortak atası (Chimpanzee-human last common ancestor)’na ait olduğu düşünülen bir fosil bulunmamış ve CHLCA olarak bilinen belirli bir tür yoktur.

İlk olarak 1944’te; Pyrgos Vassilissis, Atina’da bulunan bir adet alt çene kemiği, daha sonra Azmaka, Bulgaristan’da bulunan P4 dişinin (2012, Spassov ve ark.) farklı insansılarla karşılaştırarak incelendiği bir çalışmada (Fuss ve ark. 2017) 7.175 Milyon yıl önceye tarihlenen Graecopithecus cinsinin şempanze-insan son ortak atası (CHLCA)’ndan sonraki ilk hominin olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma, Avrupa’da bulunan Graecopithecus'un Afrika’daki torunları olan insansılardan [Atadan toruna doğru; Sahelanthropus tchadensis (6-7 myö), Sahelanthropus'un torun türü olan Orrorin tugenensis (5.8-6 myö) ve Ardipithecus kadabba (5.2-5.8)] daha eski olduğunu göstermiştir. Eğer bu türün Güneydoğu Avrupa’da yaşadığı doğruysa, 7 milyon yıl önce torunlarından Homo cinsinin oluştuğu Afrika’ya tekrar dönmüş olmalıdır.

6 Hominidae türüyle ve 7 alt tür ile yapılan yapılan tek nükleotid polimorfizmi çalışmasında (Prodo-Martinez ve ark. 2013) insan-şempanze ayrımı 7.9 milyon önceye tarihlenmiş, daha sonra yapılan bir moleküler saat çalışmasında ise (Moorjani ve ark. 2016) 12.1 milyon yıl olarak tarihlendirilmiştir. Çalışmanın yayınlandığı aynı makalede önceki moleküler saat çalışmalarıyla birlikte belirsizlik oluştuğu ifade edilmiş, şempanze-insan ayrılmasının 6.5-9.3 myö arasında olduğu tahmin edilmiş, ek olarak fosil kayıtlarıyla uyuşan bölünme zamanı olarak 6-10 milyon yıl önce tahmin edilmiştir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. PLOS Potential hominin affinities of Graecopithecus from the Late Miocene of Europe
  2. PNAS Variation in the molecular clock of primates
  3. ResearchGate Great ape genetic diversity and population history
  4. Britannica Background And Beginnings In The Miocene
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Cevap: A

Burada güzel bir genetik karşılaştırma verilmiş, Evrimsel Biyoloji'nin genetik temellerine dair güzel bir örnek sağlanmıştır. Gerçekten de Evrimsel Biyoloji'de yapılan budur. Tabii bu kadar az sayıda nükleotit bulunmaz. Bunun gibi milyarlarca nükleotit yan yana koyularak bilgisayarlar tarafından saatlerce, hatta aylarca analiz edilebilir. Bunun sonucunda akrabalık ilişkileri ve evrimsel geçmiş ortaya konur.

Yukarıdaki soruda yapılacak tek şey, genetik benzerliğe bakmaktır. Bu yapıldığında:

  • 1 ve 2. tür arasında: 3 yerde farklılık
  • 1. ve 3. tür arasında: 4 yerde farklılık
  • 2. ve 3. tür arasında: 5 yerde farklılık
  • 2. ve 4. tür arasında: 4 yerde farklılık
  • 3. ve 4. tür arasında: 4 yerde farklılık

görülür.

Bu durumda 1. tür ile 2. tür evrimsel açıdan birbirine en yakın türlerdir ve muhtemelen Evrim Ağacı üzerinde birbirlerine en yakın şekilde bulunmaktadırlar (eğer ki bahsettiğimiz diğer milyarlarca nükleotitin de aynı olduğu varsayılırsa).

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
40
Kaan Altac
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bu durumlar insanın evrimine bir katkısı yokmuş gibi görünüyor. O halde neden günümüze kadar devam etmiştir ? Bunu merak ediyorum. Tesekkürler
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Merhaba Kaan,

Bu konu hakkında bir Evrim Ağacı bünyesinde bir yazı halihazırda mevcut.

Dilersen sana biraz özetleyip daha sonrasında sorduğun soruların tam olarak cevabını alman için konunun linkini verebilirim.

Eşcinsellik üzerinden gideceğim:

Sanılanın aksine eşcinselliğin evrimsel süreç açısından birçok avantajı bulunuyor, bunlar:

-Eşcinselliğin Hiyerarşik ve Yavru Bakım Avantajı

-Eşcinselliğin Grup Avantajı

gibi çokça başlık altında incelenip açıklanmış. Konu linki: https://evrimagaci.org/escinsellik-ve-evrim-escinsellik-nedir-escinseller-evrimsel-surecte-neden-elenmedi-113

Sağlıcakla :)

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
916
Ahmet Akbulut
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Bilimsel olarak cevabını açıklayınız.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba Ahmet,

Basitçe söylemek gerekirse soğuk kış aylarında hayatta kalabilmek için bal yapmaktadırlar. Balı kış gelmeden hazırlamak arılar için çok daha iyi bir tercihtir. Çünkü kışın beslenebilecekleri çiçekleri bulamazlar, bulsalar bile ulaşmaya çalışırken muhtemelen soğuk yüzünden öleceklerdir. Diğer bir yandan bal arılar için mükemmel bir besin kaynağıdır. Bu besin kaynağını özellikle kışın kovan içindeki ısıyı dengelemeye çalıştıklarında harcadıkları enerji kaybını kapatmaya çalışacakları zaman kullanacaklardır.

Esenlikle :)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hüseyin Ardal
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Virüsler çok hızlı evrimlesir korona giderek konak canlısını öldürmeyen bir virüse dönüşür mü
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Virüs nüfusu hücre bölünmesi yoluyla artmamaktadır çünkü virüsler birer hücre değillerdir. Bunun yerine, kendilerinin birden fazla kopyasını üretmek için bir konak hücrenin organellerini, moleküllerini ve metabolizmasını kullanırlar, konağa kendi parçalarını kopyalattırıp bu parçaları yine konakta birleştirirler.(vikipedi)

Aslına bakacak olursak virüsler protein ve tek tip nükleik asitten oluştukları için konak hücrelerin içine girmeden çoğalamazlar. Hatta virüsler için hücre dışında canlı ifadesini kullanmak da pek doğru olmayacaktır.

Virüsler konak hücrelere tutunduktan sonra o hücrenin içine genetik materyalini bırakır.Protein kılıf hücre dışında kalır. Hücre içine giren genetik materyal hücrenin ATP,enzim ve organellerini kullanarak genetik materyalini hızla çoğaltır. Ardından yine hücrenin proteinlerini kullanarak her bir genetik materyaline protein kılıf üretir. Üretim durmadan devam ettiği için hücre bir süre sonra parçalanır ve çoğalan virüsler çevre hücrelere tutunarak onlarda da aynı süreci devam ettirir. Enfekte olan canlının vücut sıvıları vb. yollarla başka canlılara bulaşarak onları da enfekte eder. Ancak burada virüs enfekte ettiği canlının yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirip getiremediğine bakmaz. Kendini bu yönde evrimleştirmesi mümkün değildir. Virüslerin evrimi genellikle kodların yanlış okunup yazılmasıyla ilgili bir durumdur. İyi günler.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6K
Diyojen 1
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yani ilk başta türlere nasıl bir avantaj sağlamış ki eşcinsellik varolmuş?(Neden elenmediğini sormuyorum. Nasıl ortaya çıktığını soruyorum)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında neden elenmediğine dair hipotezler içinde olası avantajlardan da bahsedilebilir. Çünkü elenmemesi için ya nötr etkisi olur, ya da avantaj sağlar. İlgili cevap içerisindeki nötr hipotezleri çıkarırsak avantaja dair hipotezler şunlar:

Eşcinselliğin Hiyerarşik ve Yavru Bakım Avantajı

Yapılan bazı çalışmalar, eşcinselliğin bazı durumlarda cinsel başarıyı dolaylı olarak da olsa arttırdığını göstermektedir. Bu hipoteze göre, aynı cinse ilgi duyan bireyler hiyerarşik düzende kolayca üst basamaklara çıkarak karşı cinse ulaşma şanslarını arttırırlar. Bu iddiaları düşünürken, sadece insanları değil, diğer yüzlerce hayvan türünü de hesaba katmak gerekir.

Örneğin bir martı türünde gözlenen eşcinsellik, bireyler arası ilginç bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. Dişi martılar, erkeklerin yetersizliği veya sayıca azlığına tepki olarak, erkeklerle çiftleşmekte ve yavru üretmekte; ancak yavrulara başka bir dişiyle ortak olarak bakmaktadırlar. Bu sırada aralarında cinsel ilişkiye benzer davranışlar da görülmüştür. Yani erkek, sadece bir üreme aracı olarak görülmekte, gerçek eş olaraksa aynı cinsiyetin bireyleri (bu martı türü için dişiler) görülmektedir. Yukarıdaki tanımlarımız dahilinde, bu kuşların cinsiyeti dişidir, toplumsal cinsiyet açısından erkeklerle çiftleşmeleri beklenmektedir; ancak cinsel yönelimleri lezbiyenliktir (dişiler arası eşcinsellik).

Yukarıda da değindiğimiz gibi eşcinsel bireylerin başka bireylerin yavrularını evlat edinmesi, farklı açılardan da evrimsel başarıyı arttırıcı bir etkiye sahip olabilir. Örneğin, normalde uyum başarısı yüksek olmasına rağmen, ebeveynleri olmayan bireyler, genetik sürüklenme dahilinde kolayca elenebilirler. Böylece popülasyonlardaki "elit" bireyler (burada "elit" kavramı, evrimsel biyoloji açısından, "uyum başarısı en yüksek birey" anlamına gelir), olmaması gerektiği şekilde elenebilirler. Ancak popülasyon içerisinde eşcinsel çiftlerin varlığı, bu bireylerin evlat edinilmesine ve hayatta kalmasına büyük katkılar sağlayabilir. Bunun gerçekleşme sıklığı konusunda tartışmalar bulunmaktadır.

Eşcinselliğin Grup Avantajı

Bir diğer hipotez de, eşcinselliğin bireyleri desteklemek yerine grupları ve grup yaşantısını desteklemesinden taban almaktadır. Örneğin en yakın akrabamız olan bonobolarda eşcinsellik, sosyal ilişkileri güçlendirmek için kullanılan bir araçtır.

Samoa'da yapılan bir araştırma, eşcinsel erkeklerin yeğenlerine daha çok zaman ayırdığı ve ilgilendikleri görülmüştür. Bu da evrimsel biyoloji açısından oldukça önemli bir kavram olan "akraba seçimi" (kin selection) ile açıklanabilir. Eşcinsellik, evrimsel mekanizmalar tarafından desteklenmek için doğrudan bireyin evrimsel başarısını arttırmak zorunda değildir. Akrabaların veya grubun başarısını arttırması da yeterli olabilmektedir.

Dişilerde Cinsel Verimliliği Arttırıcı Bir Özellik Olarak Eşcinsellik

Ortaya atılan bir diğer hipotez, eşcinselliğe sebep olan ve henüz tam olarak tespit edilememiş olan genlerin, kadınların cinsel verimliliğini arttırdığı; bu sebeple genel olarak yavru üretilemese bile eşcinselliğin elenmeden günümüze kadar gelebildiği yönündedir.

Bu hipotezi savunanların çıkış noktası, orak hücre anemisinin zararlı bir mutasyon olmasına rağmen Sahra Altı Afrika'da bu hastalığı taşıyanların sıtmaya yakalanmaması örneğidir. Orak Hücre Anemisi, sıtmaya karşı direnç sağlamaktadır; bu sebeple zararlı bir hastalık olsa da popülasyon içinde belli bir oranda korunmaktadır. Bir hastalıkla kıyaslanıyor olması, hatalı anlaşılmalara neden olmamalı ve eşcinsel popülasyonun alınmasına sebebiyet vermemelidir. Zira bu, çok yaygın bir örnek olduğu için araştırmacılar tarafından kullanılmıştır ve teknik olarak bir "hastalık" olsa bile, Orak Hücre Anemisi sayesinde birçok birey sıtma gibi çok daha ölümcül bir hastalığa yakalanmadan hayatta kalmayı sürdürmüşlerdir. Bu, evrimsel açıdan çok büyük değere sahip bir durumdur.

Dolayısıyla eğer ki eşcinsel dişilerin genleri, çiftleştiklerinde yavru sayısında veya sağlığında herhangi bir avantaj sağlıyorsa, bu özelliğin üreme sıklığını düşürse bile avantajlı bir sonuç doğuruyor olabilir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. İlgili Cevap
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
120
Veli Bektaş
Teşekkür
Hatırla (2)
Takip
İnek, kedi, aslan gibi bazı memelilerin yavrularını gün içerisinde yaladığını görüyoruz homo cinsine ait herhangi bir türde de bu tür bir davranış evrimsel süreçte görülmüş müdür?
Puan Ver
2
Puan Ver
380
Murat Yılmaz
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhaba. Sorum bilen arkadaşlara basit gelebilir belki ama bu konularda yeniyim. Bilim insanları bütün canlıların ortak atadan geldiğini ispatlamış mıdır? Bilim değişime açık olduğu için ileride bu görüşün değişme ihtimali var mıdır? Yoksa 2*2=4 gibi kesin midir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bilim , tekrarlanabilir gözlemleri ve test edilebilir hipotezleri içeren bir sorgulama sürecidir. (1) Bu demektir ki bilim , elbette belirli gözlem yöntemlerinin bizlere sunacağı incelemelerle desteklenebilecek verileri ve bu verilerin bizleri götüreceği sonucu içeren belirli kalıpları sunmalıdır. Evrim kuramı tam olarak da bunun gibi gözlemlenebilir ve test edilebilir tüm verilerin ortaya koyduğu bir sonucu içerir. Ama Evrim tanımı , bir popülasyonda bir özelliğin tür içi çeşitlilik gösterebilmesine dayanır. Bu bir deney ve gözlem esasında oluşturulmuş bilimsel yöntemin bir sonucu değildir , varolan bir olgudur. Bu tanım ise bizi kimi mekanizmaların etkisiyle türleşmeye götürür (canlılığın çeşitlenmesi). Bunun nasıl oluştuğunu açıklamayı bir teori diye nitelendirmek , bahsettiğimiz olguların olmadığını bir gün göreceğimiz anlamına gelmez.

Evrimin gerçekçiliği hakkında bir tartışma konusu olamaz , bu tıpkı kütle çekim kuramının bizlere açıkladığı olguların varlığı gibi bir durumdur. Bir top siz yere atınca düşer , bunu inkar edemeyiz , ama düşme biçimine dair dinamik bağıntıları açıklamak "teori" dediğimiz konumda yer alır ve geliştirilmeye açıktır.

Darwin , yine bilimin en temel anahtar kelimelerinden biri olan "Gözlem"i kullanarak , bir çok kişinin ayrık olarak gözlemlemiş olduğu verilerden birbirine uyan parçaları birleştirerek (Bireyler arasındaki farklılığı ve hayatta kalış mücadelelerine dayanan) üreme başarısının yol açtığı doğal seçim mekanizmasını ortaya atmıştır. (2) Ve bu mekanizma , bugüne doğru canlılığın nasıl türleştiğine dair bir örnektir. Bu mekanizma , bugün için yazıldığı gibi kalmamıştır elbette. Bilimin ilerlemesi , "Genetik" bilgimizin gelişmesi ve teknolojik gelişmelerin gittikçe artması sonucunda canlıların genetik ilişkilerindeki benzerliklerin tespiti , fosil kayıtlarının artması ve bunların sınıflandırılması gibi bir çok aktivite (Jeoloji , biyoinformatik , genetik , ... gibi bir çok bilim dalının ilaveleriyle) sayesinde evrim mekanizmalarının kendine adayabileceği delil sayısı artmıştır. Ve doğrulanmaya devam etmektedir.

Bugün , evrimin gerçek olup olmadığı bir tartışma konusu değildir , ama evrimi açıklayabildiğimiz mekanizmaların bütününün oluşturduğu Evrim Teorisi geliştirilmeye ve ilerlemeye devam etmektedir.

(1) Kaynak 1 , İlgili Bölüm : Bilimsel Süreç

(2) Kaynak 1 , İlgili Bölüm : Darwin ve Doğal Ayıklanma

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Campbell&Reece Biyoloji , Baskının Evrim ve Bilimsel Yöntemi anlattığı parçalarından derlenmiştir.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,150
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Meyve ağaçları balıklar oluşmadan öncemi oluştu yoksa balıklardan sonramı oluştu ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Günümüzden 350 milyon yıl öncesinde tohumlar ve tohumlu bitkiler evrimleşmeye başlamıştır.

Günümüzden 200 milyon yıl öncesinde, Triyasik Dönem'de ise ilk defa çiçekli bitkiler evrimleşmeye başlamıştır. Bu evrimleri günümüzden 140 milyon yıl öncesi ile 65 milyon yıl öncesi arasını kapsayan Kretase Dönem'de ve 65 milyon yıl öncesiyle 2 milyon yıl öncesine kadar süren Tersiyer Dönem'de tavan yapmış, son derece hızlanmış ve çeşitlenmiştir.

Çiçekli bitkilerin çiçek kısmındaki bazı özel dokulardan gelişen ve içerisinde üreme organlarının parçalarını ve kimi durumda bazı ek dokuları içeren kısmıdır. Çiçekli bitkilerin üreme yapıları olan çekirdekler, bu meyve içerisinde korunur ve saklanır. Hayvanların yediği kısmı genellikle çekirdekleri sarmak ve korumak amacıyla, kimi zaman da bu çekirdeklerin toprağa ulaşmasını sağlayacak hayvanları çekmek amacıyla evrimleşen etli kısımdır.

Meyveli bitkiler yaklaşık 140 milyon yıl önce evrimleşmiştir. Meyvelerin iki avantajı vardır: Dış faktörlere karşı tohumları (bitki yavrularını) korurlar ve tohumların saçılmasını sağlayacak otçulları (insan gibi) üzerine çekerler.

Özet olarak meyveli bitkilerin, denizden karaya çıkıştan sonra evrimleşmiş olması olasıdır.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
110
Fun Vids
Teşekkür
Hatırla
Takip
Siyahiler neden iyi yüzemez bunun evrimdeki yeri nedir
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

ABD Duke Üniversitesi, yaptığı araştırmada koşu alanında farkın göbek deliği farkından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Bilim insanlarına göre bu farkın sebebi Batı Afrika kökenli sporcuların göbek deliklerinin, yani ağırlık merkezlerinin Avrupalı beyaz sporculara göre belirgin biçimde yukarıda olmasıdır. Bu sebeple siyahiler koşarken yere düşme hızları artıyor ve 0,15 saniyelik bir kazanç sağlıyorlar.

Bir görüşe göre Avrupalıların gövdesinin Batı Afrikalılar'dan ortalama 3 cm uzun olması beyazlara havuzda %5'lik hız avantajı sağlıyor. Asyalılar ise Avrupalılar kadar uzun gövdeye sahip oldukları halde, boylarının kısa oluşundan ötürü hız avantajından faydalanamıyorlar.

Bir başka görüş ise, iki ırkın farklı dallarda hakimiyet kurmasını başka fiziksel özelliklere bağlıyor. Siyah kadın ve erkeklerin kalçalarının daha küçük, omuzlarının daha geniş, yağ oranının az, kas sayısının fazla oluşunun altı çiziliyor.

Beyazların ise yüzme, ağırlık kaldırma, tenis gibi dallarda başarılı olmasının en büyük nedeni olarak, belden yukarılarında daha kuvvetli kaslara sahip olmaları gösteriliyor. Yüzmede siyahların başarısızlığı, kemiklerinin daha uzun olmasına ve kas yapılarının dikey olmasına bağlanıyor.

Başka bir çarpıcı nokta ise, ABD'de yapılan anketlerde siyahi insanların yüzmekten çekindikleri sonucunun ortaya çıkması. Afrika'da ve ABD'nin siyahi bölgelerinde bulunan yüzme tesislerinin eksikliği de havuzun beyaz hakimiyetinde oluşuna sebep olarak görülüyor. Durum böyle olunca da, yüzme, atlama, su topu gibi ciddi yatırımlar gerektiren tesislerde yapılabilen sporlara genellikle toplumun alt tabakasını oluşturmak zorunda kalan, maddi olanakları kısıtlı Afrika kökenli sporcuların yönelmelerini zorlaştırıyor.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,150
Selçuk Urgancı
Teşekkür
Hatırla
Takip
Arkadaşlar denizlerdeki bazı balıkların uçma veya süzülme yeteneği var bu balıklar ne zaman evrimleşti başka bir sorumda canlılar karaya çıkmadan önce uçma veya süzülme özelliği kazanmış olabilirlermi ? Yani karaya çıkmadan direk denizdeki bir canlı uçma veya süzülme yapabilirmi
Puan Ver
0
Puan Ver
980
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evrimden Söz Edebilmemiz İçin Gerekenler:

1. Popülasyon Var mı?

Evrimin yaşanabilmesi için, tek bir varlıktan değil, birbirine benzeyen varlıklardan oluşan bir popülasyon gerekmektedir. Çünkü tekil bir bireyde yaşanan değişimler hiçbir zaman evrim değildir; gelişimdir.

Örneğin bir insanın ömrü boyunca (doğumundan ölümüne kadar) yaşanan hiçbir değişim evrim değildir. Buna saç veya deri renginizin değişmesi, herhangi bir organınızda meydana gelen değişimler (örneğin böbreğinizi aldırmak, dişinizi sökmek, fazladan bacak eklemek veya penis derinizi kesmek), büyümeniz, kilonuzun değişmesi, hastalanmanız ve iyileşmeniz, vb. tüm değişimler dahildir.

Öte yandan insan popülasyonlarının her nesilde saç rengi veya deri rengi dağılımının değişmesi, organların büyüklüğü ve yapısı konusundaki popülasyon içi dağılımda her yeni nesilde meydana gelen değişimler (örneğin 20 yaş dişlerinin görülme oranlarının azalması), insanların ortalama fiziksel özelliklerinin (ortalama boy, ortalama doğum kilosu, vb.) her nesilde değişmesi, belirli hastalıkların popülasyonun her yeni neslinde görülme oranları, vb. evrimdir. Yani evrimden söz edebilmek için popülasyon bulunması şarttır.

2. Çeşitlilik Var mı?

Popülasyona ek olarak, bu popülasyonu oluşturan bireylerin birbirlerinin birebir kopyası olmaması gerekmektedir (eğer kopyası olacaksa da, bu kopyaların üretiminde ufak tefek bile olsa farklılıklar oluşabilmelidir). Çünkü bir popülasyondaki bireylerin tamamı birbirlerinin kopyası ise, popülasyonun her bir özelliğinin ortalaması, her bir bireyin mutlak nitelikleriyle birebir aynı olacaktır (her birey, popülasyon ortalamasının tıpkısı olacaktır). Bu durumda (eğer ki kopyalama hataları da yoksa), popülasyonlar nesil atladıkça özellik ortalamalarının değişmesi imkansız olacaktır. Bu durumda evrimden söz edemeyiz.

3. Çeşitlilik Kalıtsal mı? (Süreğen Nesiller Var mı ve Zamanla Nesil Atlanıyor mu?)

Popülasyon içinde çeşitlilik varsa ancak bu çeşitlilik kalıtsal değilse, yani bir sonraki nesle aktarılmıyorsa, bu durumda da evrimden söz edemeyiz. Bu, birazcık da 1. soruda ele aldığımız konuyla ilgilidir: Saçınızı boyamanız size çeşitlilik katar; ancak bu çeşitlilik kalıtsal değildir, dolayısıyla evrimsel olamaz. Evrimsel süreçten söz edebilmemiz için, popülasyon içindeki çeşitliliğin gelecek nesillere aktarılması gerekir. Bir diğer deyişle, popülasyonun nesil atlaması gerekir ve bu nesil atlaması, bir önceki nesilden bağımsız olmamalıdır; niteliklerini önceki neslin niteliklerine borçlu olmalıdır.

Bu noktaya kadar olan 3 soru, evrimin olmazsa olmazlarıdır. Yani bu 3 sorudan birinin cevabı "hayır" ise, evrimden söz etmeniz mümkün değildir. Gelişimden söz edebilirsiniz, başka tür değişimlerden söz edebilirsiniz; ancak evrimsel değişimden söz edemezsiniz.

(...)

"Evrim, canlılarla ilgili olmak zorundadır!" Yanılgısı

Aslında yukarıdaki 3 soruyu hazırlarken, canlılıktan pek bahsetmediğimize dikkat etmiş olabilirsiniz. Kalıtsallık çoğu zaman canlılıkla ilişkilendirilse de, kimi zaman moleküler düzeyde yaşanan kopyalamada da genler olmaksızın kalıtsallık görebilmekteyiz. Daha astronomik skalada, bir nebuladan oluşacak yıldız sistemlerini, o nebulanın malzeme kompozisyonunun belirlediğini ve bunun süreğen olduğunu, dolayısıyla bir nevi kalıtsallık olabildiğini görmekteyiz. Daha dijital ortamda, hiçbir canlı varlık olmamasına rağmen evrimsel algoritmalara tabi tutulan sanal popülasyonların kalıtsallığı olabildiğini, dolayısıyla evrimleşebildiğini görmekteyiz.

Buna bağlı olarak kimyasal evrim, jeolojik evrim, kozmolojik evrim, robotik evrim gibi evrimsel değişimlerden söz etmek mümkündür. Ancak çoğu zaman evrim dendiğinde akla gelen biyolojik evrim kavramıdır.

Evrimin biyoloji-ötesi bir algoritma/yasa olmasıyla ilgili olarak Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı kitabımızı okuyabilirsiniz.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
980
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anadolu Medeniyetleri Müzesi-Ankara'da eski çağlara ait fosiller bulunabiliyor örneğin Ankarapithecus fosili o müzede sergileniyor.2.si Homo erectus fosili 2008 yılında Denizlide bulunmuştu. Denizli müzesinde sergileniyor.

Çankırı müzesinde de Ouranopithecus turcae buluntuları sergileniyor.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Ankarapithecus Anadolu Medeniyetleri Müzesi - Kazan Sinap Kazısı'nı yapmakta ve bulguları sergilemektedir
  2. Homo erectus fosili
  3. Ouranopithecus turcae
  4. Çankırı Müzesi Web sayfası
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
980
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
Birkaç yıl önce yapılan bir araştırmada şempanzelerin yağmur yağdığında çeşitli ritüeller yaptığını ve hatta dini liderlerinin olup elini öptüklerini okuyup izledim. Bu hayvanların yaptıkları için "dinlerin öncülü" isimli bir de video var. Peki biz hayvanların doğa üstü bir şey için yaptıklarını nereden bilebiliriz?
Puan Ver
5
Puan Ver
255
Kadir Kartal
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (2)
İnsanlar hayatları boyunca ortalama 32.000.000.000.000 kere mutasyona uğrarlar bunu biliyoruz. Fakat en fazla mutasyona uğrayan canlılar hakkında bilgim yok pek. Cevap verirseniz sevinirim.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

En çok mutasyona uğrayan canlı şudur demenin doğru olmayacağını düşünüyorum.

Canlılar gerek yaşam ortamlarına bağlı gerek sadece hayati fonksiyonları yerine getirdikleri için mutasyona uğrarlar.

Bir canlı mutajenlere ne kadar çok maruz kalıyorsa o kadar çok mutasyona uğrama ihtimali vardır.

Mutajenler yüksek enerjili ışınlar gibi genetik materyal ile etkileşebilen çevresel faktörler olabileceği gibi hayati fonksiyonları yerine getirirken ortaya çıkan kimyasallar (örneğin hücresel solunum sonucu oluşan reaktifler gibi), virüsler gibi biyolojik etmenler veya DNA eşlemesi gibi süreçlerde yapılan hatalar olabilir.

Mesela solucanlar ışığa maruz kalmıyorlar ve evrimsel süreçte çok az değişmişlerdir. Ama değişmemelerinin sebebi solucan olmaları değil mutajene maruziyetin az olmasıdır.

Mutajene çok maruz kalan canlılarda mutasyon ihtimali yüksektir. Örnek insan olabilir. Stres, binbir çeşit kimyasala (ilaçlar, gıda takviyeleri, boyalar, deterjanlar vs vs) maruziyet, uzun saatler televizyona, cep telefonlarına maruziyet mutasyon ihtimalini arttırıyor. Bununla birlikte insanın elini değdirdiği yerlerde yaşayan canlılar da insan faaliyetlerinden nasibini alıyor ve mutasyona uğrama riskleri artıyor. Hava kirliliği o havayı soluyan canlılarda riski arttırıyor. Su kirliliği sudakileri vs vs...

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. LIFE THE SCIENCE OF BIOLOGY NINTH EDITION Önerdiğim kitaptaki mutasyyonlarla ilgili okuduğum bölümden yaptığım çıkarımdır.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
980
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
"Hunter, Darwin’in, Antik Çağ’dan beri süregelen ve metafiziğe dayalı evrim düşüncesini teolojik, yani inanca dayalı bir yaklaşımla sunduğunu belirtir. (Hunter, C.G. Darwin’in Tanrısı. Gelenek Yayıncılık. Çev. Orhan Düz. İstanbul, 2003, s. 195)"
Puan Ver
3
Puan Ver
305
Ziya Gökalp
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (2)
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Canlılığın oluşumu na detaylı bakış açısından nitelikli bir soru.

Biyolojik evrim, maddesel evrim sürecinin devamı olarak düşünülürse, ele aldığımız biyolojik canlılığın da, ekosisteme ozel olmasi muhtemeldir. Her zaman söylenegelen, uzayda canlı arayışının, bizim canli tanimimiza gore oldugu onermesi dogrudur bu yönü ile. Diger yandan henuz bildigimiz canli formu biyolojisi disinda hicbir farkli kokenli canliliga sahit olmadigimiz için yapabilecegimiz çokfarklı bir şey kalmıyor.

Evrim i de, şahit olduğumuz dünya şartları açısından tanımlıyor olduğumuz için, farkli ekosistemlerde evrimsel farklı mekanizmaların olabileceğine açık olmak gerekir. Karbon temelli canliligin karbon atomlarinin bag kurma ozelligi yönüyle, diğer olasılıklar oldukça azalsa da, henüz karşılaşmadığımız şartlar, tahmin edemeyeceğimiz canlı- bizim tanımımız dışı canli- yarı canlı- bildiğimiz anlamda canlılık faaliyeti göstermeyen varoluş biçimleri olabilir.

Kendi dünyamızda bile canlılık çeşitliliği bu kadar fazla iken, diğer sayısız gezegen vs için farklı isleyen evrimsel mekanizmalar ihtimalini gözden çıkaramayız kısaca.

Teşekkür (1)
Devamını Göster

Toplam 936 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Yalnızca başkalarına adanmış bir hayat anlamlıdır.”
Albert Einstein
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Geri Bildirim Gönder