Bir Bilene Sor

Bir Bilene Sor, Evrim Ağacı çatısı altında derlenen sorulara cevap vermek istediğini belirten uzmanlara doğrudan soru sorabileceğiniz bir alandır.

Eğer bu makalemizdeki kriterleri tatmin edici bir şekilde sağladığınızı düşünüyorsanız, buradaki formu doldurunuz.

Bu uzmanlar, çeşitli şekillerde sıralanan sorular içinden seçtiklerini, istedikleri zaman aralıklarında yanıtlandıracaklardır.

Sorulara cevap garantisi veremediğimiz gibi, bu alanda söz konusu uzmanlardan başka kimsenin yanıt yazmasına izin verilmemektedir.

Puan Ver
1
Puan Ver
3,421
Yotta Yubato
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Selamlar,

Evet, an itibariyle bu konu üzerine çalışıyoruz. Aslında altyapısı hazır; ancak kademeli şekilde yayına alacağız, birden herkese açarak çok ciddi bir kalabalık yaratmak istemiyoruz - çünkü bu alanda çok yeniyiz ve hatalı bir adım atmak istemiyoruz.

Yakında sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız. Ayrıca ilk açılışı Patreon, Kreosus ve YouTube Katıl destekçilerimize yapacağız (genel açılıştan sonra da onlara ait özel odalar yer alacak). Siz de maddi destekçilerimiz arasına katılarak bu ayrıcalıklardan faydalanabilirsiniz.

Sevgiler, Discord'da görüşmek üzere!

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu içerikle ilgili değil ancak daha önce de Twitter üzerinden sorup cevap alamamıştım bu platformdan sorduğum için üzgünüm bilgilendirirseniz çok sevinirim. Sevgiler... (Konu hakkında araştırdım ancak sonuçlara dair bir şey bulamadım)
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar,

Söz verdiğimiz gibi kazananları YouTube kanalımızın Topluluk sekmesinden ilan ettik. Buraya tıklayarak kazananlarımızı görebilirsiniz.

Tüm kazananlarımıza oyunları teslim edildi ve ilk fotoğraflar gelmeye başladı. Bunları kaçırmamak için Twitter veya Instagram üzerinden bizi takip edebilirsiniz.

Yeni çekilişlerde buluşmak üzere...

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
54K
Ersals Krononot
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Soru bile sormak kısıtlılık nedeniyle zor, cevaplar ile ilgili açıklama vs gerekiyor.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver
Eyüp Akman , Evrim Ağacı Site Geliştiricisi Onaylı Kullanıcı

Şu an sitede bir chat sistemi bulunmuyor ama gelecek özellik planlarımızda kişilerin kendi arasında sohbet edebileceği bir chat sistemi planı var.

Soru sormanın bu kadar kısıtlı olmasının nedeni soruları ve cevapları belirli bir kalitenin üzerinde tutmak. Ekleyeceğimiz özellikleri planlarken kaliteyi azaltmadan insanların katkı sağlama imkanlarını artırmaya çalışıyoruz.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
4,663
Ömer Alpöz
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
url ye koyduğum yazınızı okurken kaynak kısmına bakınayım dedim ve 40 tane kaynağı görünce bu kadar fazla bilgiyi süzmek çok vakit alır diye düşündüm
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

Yazı yazmak gerçekten zor bir iş; çünkü biri "gizli", biri "bariz" iki zorlu süreçten oluşuyor (kaynaklar perspektifinden en azından):

İlk olarak ("gizli" olan kısım) bir yazının yazılabilmesi noktasına gelecek kadar literatürden haberdar olmak gerekiyor. Yani tüm detayları bilmek ve takip etmek imkansız olsa da, belli bir konuda literatürde genel olarak neyin olup bittiğini bilmek gerekiyor. Bu da sürekli bilim gündemini takip etmekle, e-posta bildirimleri yoluyla belli konularda makaleler yayınlandığında bunlardan haberdar olmakla, okumakla, akademiye yakın olmakla, vs. oluyor. Bunu sürdürmek çok, çok, çok zor bir iş.

İkincisi ise (daha "bariz" olan kısım), bir konuda yazmaya karar verdikten sonra, o konuda anlatılmak istenenleri destekleyen kaynakların tespit edilmesi, mümkünse kronolojik bir açıdan değerlendirilmesi, eğer varsa çürütme veya eleştirilere bakmak, vs. gibi süreçlerden geçmek. Bu da aşırı zor bir iş; çünkü mutlaka gözden kaçan makaleler olabiliyor. Ancak bu evrede amaç, anlatılmak istenene yönelik bütüncül bir anlatım ortaya koyabilmeyi gerektiriyor.

Eğer bir yazı çok derin bir konuda değilse, birkaç kaynağı taradıktan sonra genel bir çerçeve çizmek mümkün oluyor (burada, "gizli" dediğim evre çok yardımcı oluyor; çünkü zaten hakim olunan alanlar oluyor). Eğer konu derinleşecekse -ki abiyogenez yazıları gibi konular ister istemez derin oluyor- işte o zaman ikinci evre daha ağırlıklı olarak devreye giriyor.

Kimi yazılar birkaç saatte çıkıyor, kimileri birkaç haftada... Kaynak sayısı da her zaman harcanan emek/süre ile ilişkili olmayabiliyor. Örneğin yanlış hatırlamıyorsam bu yazıyı, her gün üzerinde çalışmama rağmen 6 haftada hazırlamıştım.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
26K
Ufuk Derin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu uyarıyı almamak için ne yapmalıyım?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bu uyarıyı alma sebebiniz, yazınızdaki bir kelimenin veya kelime öbeğinin güvenlik filtremize takılmış olması. Bu konuda yapabileceğiniz çok fazla bir şey yok; her yazdığınız bu filtreye takılmayacaktır ancak takılan yanıtlarınızı ekibimiz en kısa sürede gözden geçirip onaylamaya (veya bir karara varmaya) çalışacaktır.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
İnternete araştırdım ve pek bir bilgi bulamadım Genelde mühendisliğin evrimi yazıyor ve evrim mühendisliğini oxford gibi üni. lerde bulamıyorum
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Evrim mühendisliği, evrimsel biyolojinin prensip, yasa ve teorilerini mühendisliğin alanlarına uygulamak; bunu yaparken yapılan yeni keşifler sayesinde de evrimsel biyolojiye yönelik bilgi dağarcığımızı genişletmek üzere sürdürülen disiplinler-arası bir bilim/araştırma programı.

Fazlasıyla interdisipliner doğasından ve kısmen iyi tanımlanmamış bir saha olmasından ötürü şu anda genellikle enstitüler altında veya üniversitelerin yerleşik bölümlerinin parçası olarak bulunuyor; bu nedenle spesifik bir bölüm bulamıyor olmanız normal.

Bir biyoloji bölümü doktora öğrencisi, mühendislerle çalışarak evrim mühendisliği üzerine çalışabilir; bir kimyager evrimin prensiplerini farmakolojiye uygulayarak evrim mühendisliği yapabilir; bir bilgisayar bilimcisi evrimsel algoritmaları kullanmak suretiyle evrimsel biyolojinin argümanlarını sınayarak evrim mühendisliği yapabilir.

Bu konuları ve bazı kaynakları buradaki TEDx konuşmamda anlatmıştım, faydalı olabilir diye bırakıyorum.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
İlgili kitapta karşılaştığım türdeki büyük patlama karşıtı iddialar ne kadar elle tutulurdur? Elimizdeki göstergelerin tekillik ve hiçten varolma ile açıklanması tek ihtimal midir? Özellikle büyük patlama öncesinin bilinmezliği ile bilimin ilkelerine ihanet edildiği düşüncesi beni etkiledi. Teori bilim felsefesi açısından sorunlu mudur?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba. İlgili yazıda bilimsel bulgular ve evrenbilimin tarihi doğru detayları ile ele alınmış. Fakat Büyük Patlama Modeli hakkındaki yargılarına hiçbir şekilde katılmıyorum. Bahsedildiği gibi Büyük Patlama konusunda fizikçiler arasında bir kriz ortamı yok. Tarih boyunca Büyük Patlama’ya önyargıları nedeniyle karşı çıkan çok bilim insanı olmuş olsa da, günümüzde Büyük Patlama ve Şişme standart evrenbilim modelimizin temelini oluşturmaktadır.

Burada yazının bir yanlış algısını düzelteyim. Büyük Patlama bilimsel bir teoridir. Gözlemlenebilirler üzerinden ilerler. Bir başka deyişle, “tekillik” Büyük Patlama modelinin bir parçası değildir. Büyük Patlama modeli sadece evrenin ilk anlarında basınçlı, yoğun ve sıcak olması gerektiğini öngörür. Başlangıç (t=0) anı ile ilgili bir yargıda bulunmaz, bulunamaz.

Bilimde hiçbir şey değişmez de değildir. Eğer Büyük Patlama modeline alternatif bir model ilk evrenden kalan elementlerin miktarını ve Kozmik Ardalan Işıması (CMB) gözlemlerini açıklayabilecekse, elbette bilim insanları yeni fikirlere açıktır her zaman. Ama şu an için böyle bir alternatifimiz yok. Ayrıca standard kozmolojik model günümüzdeki gözlemleri büyük ölçüde açıklayabilmekte.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
8
Puan Ver
Mete Atatüre , Cambridge Üniversitesi Fizik Profesörü Onaylı Kullanıcı Onaylı Kullanıcı

Durağan bir yüklü parçacık, Maxwell denklemlerine gore ışınsal (radial) elektrik alanı doğurur. Bu alanın dikey izdüşümü sıfırdır. Ancak, ayni denklemlere ivmelenen bir yüklü parçacık için ve kısa bir zaman diliminde bakarsak dikey izdüşümünün sıfır olmadığını görüyoruz. Yine Maxwell denklemlerini kullandığımızda, ivmelenen parçacıktan toplam saçılan radyasyonun gücünün, ivmenin karesi ile doğru orantılı olduğunu buluyoruz. Diğer adıyla Larmor Denklemi'ne ulaşıyoruz yani.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar,

Bu konuda henüz bir yazımız yok; ancak Leeds Üniversitesi Dünya ve Çevre Fakültesi'nden Jeff Peakall'ın şu kısa metni konuyla ilgili temel bilgileri veriyor. Biz de bu konuda yakın gelecekte bir yazı yayınlayabiliriz.

Sevgiler.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
20
Mert Bezgin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et (1)
Önce bir "big freeze" ardından da bir "big crunch" mı olacak? Ya da Evrende Karanlık madde kalmadığı için çöküş olmayacak mı?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Gelecekte (milyarlarca yıl sonra) karanlık maddenin bozunup, karanlık enerjinin evrenin bütçesinin neredeyse tamamını kaplaması mümkün. Ama bunun olup olmayacağını bilmiyoruz. Eğer olursa, o zaman evren ileride çok daha hızlı genişleyecek. Daha teknik konuşmak gerekirse, genişlemenin ivmesi bile zamanla artacak. Bu sebeple önce galaksiler birbirinden kopacak, daha sonra yıldızlar, içlerindeki atomlar ve son olarak da atomaltı parçacıklar birbirlerinden uzaklaşacaklar. Geriye kalan evrende karanlık enerji yoğunluğu o denli artacak ki, belirli bir anda vakum, enerji yoğunluğundan ötürü kendi üzerine çöküp tekillik oluşturacak. Buna “Büyük yırtılma” da deniyor.

Eğer bu bahsettiğim olmazsa büyük ihtimalle evren “ısı ölümü” dediğimiz sona doğru ilerleyecek. Bu durumda yakıtları biten yıldızlar karanlığa gömülecekler ve eninde sonunda kara delikler oluşturacaklar. Milyarlarca ve milyarlarca yıl sonra bu kara deliklerin de Hawking ışıması yüzünden buharlaşması ile evrende yalnızca eş-yoğunluklu (homojen) bir ışıma kalacak. Evrenin entropisi en büyük miktara ulaşacağı için evrende bu andan itibaren daha ilginç başka bir şey yaşanmayacak ve ebedi olarak bu sıkıcı halde kalacak.

Daha az olası bir sonda ise “Büyük çöküş” dediğimiz bir durum yaşanabilir. Büyük çöküşün daha az olası olmasının sebebi, gözlemlediğimiz evrenin geometrisinin düz olması ve karanlık enerji içermesi. Bu nedenlerden ötürü, içinde yaşadığımız evrenin genişlemesinin durup, tersine dönmesini beklemiyoruz. Ama ölçüm hataları veya günümüzde modelleyemediğimiz ve ileride önem kazanabilecek başka bir enerji bileşeni yüzünden gelecekte evrenin genişlemesi yine de durup, tersine dönebilir. Bu durumda evrenin Büyük Patlama’nın kronolojik tersini yaşayarak ortalama ısısını arttıracağı ve kendi üzerine çökeceği öngörülüyor. Bu noktadan sonra ne olabileceği fiziksel evrenbilimden çok biraz felsefenin biraz da hayal gücümüzün alanına giriyor.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
5
Ziya Agir
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Gıda terörü zaten ortada, biz ortoreksikler de azınlıkta olduğumuza göre vicdanen doğru olmadı bu araştırma. Elbette bilgi kısıtlanamaz asla ama bu doğru olmayan bir yerlere yeni bir yanlışla içinden çıkılmaz hale getirmek oluyor. Ben bir dr olarak dişi çürüyen birine diş macunu kullanma dediğimde ortoreksi mi oluyor
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Sözünü ettiğiniz yazıyı inceledik. Yazının daha ilk cümlesinden itibaren aynen alıntı yapıyoruz:

"Ortoreksi (orthorexia), oldukça yeni bir beslenme bozukluğu ve bu sebeple, henüz resmi olarak psikolojik hastalık sayılmıyor. Yani şu anda DSM-V içerisinde yer almıyor; ancak ABD Ulusal Beslenme Bozuklukları Organizasyonu ortoreksiyi çoktan tanımaya başladı."

Dolayısıyla sorunuzun hatalı olduğunu söyleyebiliriz:

"dsm-v e girmediği halde neden girmiş gibi yayın"

Sorunuzun şu kısmına gelecek olursak:

"Ben bir dr olarak dişi çürüyen birine diş macunu kullanma dediğimde ortoreksi mi oluyor"

Hayır, olmuyor. Ortoreksinin hekim tavsiyesi ile bir ilgisi yok; beslenme tipine aşırı takıntılı olmak ile ilgisi var. Dolayısıyla aradaki ilişkiyi nasıl kurdunuz bilemiyoruz. Yazıda böyle bir ibare, ima veya ifade bulunmuyor.

Sevgiler.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
448
Ege Yeşil
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela profile resim, çıkartma vb.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Uyum Puanı sistemimiz, çok daha karmaşık ve üst düzey bir etkileşim sisteminin parçası olarak geliştiriliyor; yani basit bir "puan toplama" sisteminden çok daha fazlası olacak. Dolayısıyla teknik olarak maddi karşılığı olacak bir şey olmasa da, ilerleyen dönemde belirli UP'a erişen (veya UP üzerine inşa ettiğimiz ek sistemlerde belirli seviyelere ulaşabilen) okur ve takipçilerimize özel sürprizlerimiz olacak, evet.

Takipte kalınız.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
85
Mehmet Kaplan
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba Bilindiği gibi ışık hızını geçmeyi bırakın ulaşamıyoruz bile ancak bu hızın yarısına ya da yüzde onuna ulaşırsak neler olur. Şu ana kadar ulaşabildiğimiz en yüksek hız 265 000 km/s Merak ettiğim uygun aerodinamik yapı ve yüksek enerji ile ne kadar hıza çıkabiliriz.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhaba. Aslında şu ana kadar ulaşılan en yüksek hız (Güneş’e göre) saniyede yaklaşık 100 kilometre ile Parker Güneş Sondası’nın. Bunun sebebi, sondanın Güneş’in kütle çekimsel potansiyel çukuruna doğru düşmüş ve hız kazanmış olması. Daha yüksek hızlara ancak yine uzayda ulaşabileceğimiz için uzay aracının aerodinamik yapısının pek bir önemi yok (atmosferden çıktıktan sonra). Önemli olan, kütleyi yeterince azaltabilmek ki, belirli bir enerji ile en yüksek sürat (yine Güneş’e göre) yakalanabilsin. Devam eden Breakthrough Starshot projesinde üretilecek nanorobotların birkaç gramlık kütleleri ışık hızının yaklaşık olarak %15’ine erişebileceği (Güneş yelkenlerinin yardımıyla) öngörülse de, bunun için gereken teknoloji (100 GW lazer ile ivmelendirme) henüz tam olarak gösterilmiş değil.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et (1)
Sonra Cevapla
Takip Et
Çağrı Mert Bakırcı'nın ilgili makalesinde yer alan ve ilerleyen günlerde yüklemeyi vaat ettiği görselin yüksek çözünürlükteki halini görebilir miyiz?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu konu bizimle ilgili değil ne yazık ki. Bu posteri hazırlayan Jesse Richardson ile ortak bir projeye imza attık ve tüm sitesini (ve tüm posterleri) Türkçeye çevirdik. Ne var ki aşırı yoğun olmasından ötürü aylardır bu çevirileri Türkçe olarak yayınlamayı başaramadı (bugüne kadar son birkaç ayda 3-4 defa bizzat dürttüm kendisini). Dolayısıyla biz de beklemedeyiz; ancak gelince duyurusunu yapacağız. Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Lütfen sade ve anlaşılır bir şekilde açıklayınız. Bunu "Evrim Aldatmacası" kitabında okudum.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evet, bilim dışı ve son derece ırkçı bir uygulama. Bu skandalın detaylarını ekteki yazımızda bulabilirsiniz. Ancak bu sorunun genelde sorulma nedeni, bilim düşmanlarının algı yönetimi girişimleri sonucu "evrimsel biyologların böyle bir kafese kapatmaya başvurduğu" yönündeki bir saçmalık. O konuyla ilgili kısmı yazıdan alıntılıyorum:

Dahası, Ota Benga'yı alan, satan ve sergileyen insanların "evrimsel biyoloji" ile doğrudan (ve hatta çoğunun dolaylı olarak bile) alakası yoktur. Örneğin Ota Benga'yı bir ürün veya malmış gibi alıp satan, nerede ne yapılacağına karar veren kişi St. Louis Dünya Fuarı (veya diğer adıyla "Louisiana Alım-Satım Fuarı") tarafından görevlendirilen Samuel Phillips Verner isimli bir Hıristiyan misyoneri, iş adamı ve gezgindir. Bazı kaynaklarda kendisi bir "doktor" olarak lanse edilse de, aslında University of South Carolina'dan 19 yaşında bir lisans öğrencisi olarak mezun olmuştur; herhangi bir unvanı yoktur. Kendisi bundan sonra bir demiryolu işçisi olarak çalışmış, ailesinin ünlendiği gibi köle ticaretiyle uğraşmış ve sonrasında, Ota Benga'yı köle ettiği dönemler geride kalmış, zengin ailesinin şansının dönmesiyle açlıkla mücadele ederek ölmüştür. Zaten Verner'ın köleleri almak üzere Kongo'ya gidişinin de "bilim" ile alakalı olmadığı, antropolog olmasına rağmen daha ziyade bir "şovmen" olarak tanınan William McGee'den aldığı şu "Kongo'dan alınacaklar listesi"nden bellidir:

"1 adet pigme reisi ya da şefi. 1 yetişkin kadın, mümkünse şefin eşi. 1 yetişkin erkek, mümkünse şefin oğlu. 1 yetişkin kadın, ilkinin eşi veya kızı olacak. 1 evlenmemiş genç kadın. 2 çocuk. 1 kadın rahip, 1 erkek rahip (veya tıp doktoru), mümkünse yaşlı. Bu sayılanların hepsi pigme olacak."

Dolayısıyla hiçbir açıdan konuyu evrimsel biyolojiyle doğrudan ilişkilendirmek mümkün olamaz. Bazı tarihçiler dönemin ırkçılık politikalarıyla Evrim Teorisi'nin politika alanındaki çıkarımı olan "Sosyal Darwinizm"i bağdaştırmaktadır; ancak bu da doğrudan bir ilişki kurulması için yetersizdir. Bir teoriden yola çıkarak geliştirilen politik görüşlerin, teorinin özü ve gerçekliği ile hiçbir alakası yoktur. Zaten aynı teoriden yola çıkan bazı diğer insanlar sosyal demokrasi, sosyalizm, anarşizm veya kapitalizm gibi birbirinden ve ırkçılıktan apayrı diğer görüşlere de ulaşabilmiştir; basit bir pratikle bunu herkes başarabilir. Bu, zaten son derece beklenir bir durumdur. Evrim Teorisi, canlılığın doğasını açıklayan bilimsel teoridir. Sayılan (ve hatta sayamadığımız) diğer siyasi ideolojiler de gökten zembille inen düşünceler değildir; insan doğasının farklı özelliklerinin politikaya yansımasının ürünleridir. Dolayısıyla doğamızı bugüne kadar hiçbir düşüncenin yapamadığı kadar güçlü ve gerçek şekilde açıklayabilen teoriden binbir çeşit politik duruşa varmak işten bile değildir. Önemli olan, bunlardan tek bir tanesine bakarak bilimi karalama cüretini göstermemektir. 

Tüm bu açılardan ele alındığında, Ota Benga'nın başından geçen üzücü olayların evrimsel biyoloji, Evrim Teorisi ya da "evrimciler" ile doğrudan alakalı olmadığı görülecektir. Az sonra göreceğimiz gibi, yukarıda yaptığımız analizin uzantıları, bu sanrılı görüşün doğmasına neden olmuştur. 

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
80
Bilen Kılınç
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Kedilerden insanlara geçebilen bir parazitten ve bu parazitin seçimlerimize olan etkisinden bahsetmişsiniz, bir videonuzda. Bu durumun teşhis ve tedavisi ile ilgili nasıl bilgiler edinebiliriz sizlerden?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu konuda gelen sorular üzerine bir Hastalık Kataloğu girdisi oluşturdum. Ekte görmeniz mümkün. Ancak ilgili kısmını buraya da yapıştırayım (detaylar içinse mutlaka o yazıya göz atın derim):

Genel olarak sağlıklı iseniz ve gebe değilken size toksoplazmoz enfeksiyonu tanısı konulacak olursa herhangi bir tedavi uygulamanıza gerek olmayacaktır. Savunma sisteminiz zaten bu parazitle rahatlıkla mücadele edebilecektir ve hekiminiz genel olarak size koruyucu bazı müdahaleler önerecektir. Eğer hamileyseniz veya zayıf bir savunma sistemine sahipseniz, ciddi sorunlarla yüzleşmemek adına tedavi başlanacaktır. Bu nedenle, bu parazite karşı en iyi çare, bulaşmayı en başından önleyici önlemler almaktır.

Teşekkür Et

Kaynaklar

  1. Toksoplazmoz
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Dünyanın çevresi yaklaşık 40000 km’dir. Bu yüzden 24 saatteki ortalama dönüş hızı ekvatorda yaklaşık 1667 km/sa olur. Uçaklar ort. 800-1000 km/sa hızla gittiğine göre, batıdan doğuya giden bir uçak hedefine nasıl ulaşabiliyor?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar,

Bahsettiğiniz sürat aralığı, düz uçuştaki jetler için genel olarak doğrudur. Fakat bu sürat, Dünya ile aynı açısal hızda dönen bir referans çerçevesine göredir. Bu referans çerçevesindeki bir gözlemciye göre Dünya durağandır, uçaklar ise saatte ~bin kilometre katetmektedir. Aynı sebepten ötürü, uçağın Batı'ya mı Doğu'ya mı gidiyor olduğu, onun Dünya üzerindeki iki nokta arasındaki mesafeyi alacağı süreyi doğrudan* değiştirmez.

Tansu

Dolaylı olarak ise değiştirir. Dünya'nın dönüşü, yüksek irtifada Doğu-Batı doğrultusunda güçlü rüzgarlar oluşturmaktadır. Bu nedenle, uçaklar farklı miktarda kafa ve kuyruk rüzgarı aldıkları için, Doğu ve Batı yönlü uçuşlar arasında ciddi süre farkları oluşabilmektedir.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
1,945
Abdulsamet Öztekin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
7
Puan Ver

Merhabalar,

Evrende gözlemlediğimiz kara delikleri kabaca iki gruba ayırabiliriz: onlarca ve yüz milyonlarca Güneş kütleli olanlar. Birinci gruba dahil olanlar doğrudan kütle çekimsel olarak çöken, ölü yıldızlar. İkinci grup ise kozmik tarihimiz boyunca diğer kara deliklerin birleşmesiyle oluştuğunu düşündüğümüz ve galaksilerin merkezlerinde gözlemlediğimiz süper-kütleli kara delikler. Her ne kadar gözlemlenen kütleleri Güneş'inkinin yaklaşık on milyar katına çıkabilse de, bu gruptaki kara deliklerin kütleleri, merkezinde bulundukları galaksinin toplam kütlesinin yanında oldukça mütevazı kalmakta.

Einstein'ın genel görelilik kuramında, kara deliklerin kütlesini sınırlayan herhangi bir olgu yok. Fakat, gözlemlediğimiz kara deliklerin kütle dağılımına baktığımızda, evrende oluşan kara deliklerin kütlelerinin, belirli astrofiziksel süreçler yüzünden kısıtlandığını düşünüyoruz.

Öncelikle, bir kara deliğin kütlesini arttırabilmesi için, etrafındaki gaz ve tozu, olay ufkunun içine alması gerekir. Bu ise, gaz ve tozun enerji ve açısal momentum kaybedebilmesi ile mümkündür. Kara deliklerin etrafındaki gaz ve toz, kara deliğe yaklaştıkça potansiyel enerji kaybeder ve hızlanır. Yaklaşık milyon Kelvin dereceye kadar ısınan bu gaz ve toz diski, X-ışınları üretmeye başlar. Ürettiği ışıma da, daha fazla gaz ve tozun kara deliğe doğru çökmesine engel olur. Bir başka deyişle, kara deliklerin büyümesi oldukça verimsiz ve yavaş bir süreçtir.

Elbette, gaz ve toza ek olarak, bir kara delik doğrudan bir yıldızı da gelgit kuvvetleri ile parçalayıp, yutabilir. Fakat, bunun gerçekleşebilmesi için, yıldızın kara deliğe oldukça yakın (yaklaşık olarak bir ışık yılından daha yakın) geçmesi gerekir. Zaman zaman gerçekleşse de, bir kara deliğin tek tek yıldız tüketerek büyümesi oldukça uzun bir süre alacaktır ve henüz Büyük Patlama'dan beri bu kadar süre geçmemiştir. Bu sebepten ötürü, evrendeki en büyük kütleli kara delikler, sahip oldukları kütleleri birleşmeler sonucu edinmiş olmalıdırlar.

Bir kara deliğin yakınında tüketebileceği yıldız, gaz veya toz yoksa, sakin bir durumda bekler ve ona ev sahipliği yapan galaksi üzerinde büyük bir etki bırakmaz. Bu nedenle, kara deliklerin etrafındaki her şeyi yutan kozmik canavarlar olarak görülmemesi gerekir. Öyle ki, eğer Güneş'i, Güneş ile aynı kütledeki bir kara delik ile değiştirseydik, Dünya üzerinde (donmak dışında) kütle çekimsel olarak bir fark bile hissetmezdik.

Tansu

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
30 yaşından sonra felsefe bitirsem atamam yapılabilir mi? Türkiye şartlarında felsefeci olmak, bu alanda eğitim almak mantıklı mı? Felsefeye karşı bir tutkum olmuştur her zaman. Şuan 27 yaşındayım. Felsefe okumaya ancak 30 yaşımda başlayabilirim ve bitiminde 34 oluyorum.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Selamlar. En son atamalarda 84.25 puan ile 151 felsefe öğretmeni atanmış görünüyor. İyi bir karşılaştırma yapmanız için başka branşlardan bir kaç atama sayısından daha söz edebiliriz: İngilizce Öğretmenliği 1960, Özel Eğitim Öğretmenliği 1410, İlkokul Matematik Öğretmenliği 1448, Sınıf Öğretmenliği 2011, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği 1922 ve Fen Bilimleri Öğretmenliği 1149.

Eğer hedefiniz felsefe öğretmeni olmaksa devlete atanmanız bir hayli zor görünüyor. Diğer bir seçenek özel eğitim kurumlarında çalışmak;ancak orada da tablo pek iç açıcı değil. Felsefe öğretmenleri genellikle rehber öğretmenliği ve diğer departmanlarda bölümleriyle alakasız işler yapıyorlar; yoğun bir çalışma temposu ve yüksek olmayan maaş alıyorlar. Bende uzun zamandır öğretmenlik yaptığım için şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bir kaç isim yapmış kolej dışında çalışacağın tüm eğitim kurumlarında mutlu bir iş hayatının olması bir hayli zor felsefe öğretmenliğinde. Bu nedenle tavsiye etmezdim.

Mesleki kaygılar ile felsefe bölümü yazarsan pek mutlu olmayabilirsin kısacası, akademik kariyer veya kendini geliştirmek için okumanı tavsiye ederdim. Tabi burada şöyle bir durum söz konusu; üniversitelerin felsefe bölümleri arasında ciddi bir kalite farkı var; Berat Mutluhan Seferoğlu ile beraber yaptığımız şu yayını izleyebilirsin. https://www.youtube.com/watch?v=FM3m4gqfny4

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Furkan Ağca
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Aynı soruyu dünyanın eliptik yörüngesinde de düşünebiliriz. Güneşten uzaklaştığımızda dünyanın ortalama sıcaklığı düşer mi? Son olarak milyonlarca yıldır gezegenimize bir çok kaynaktan sürekli olarak ışık geliyor, nasıl oluyor da bu enerjiler birikerek şimdiye kadar bizi bir alev topuna dönüştürmedi? Soğuma mekanizmamız tam olarak nedir?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar,

Uzay boşluğunda hareket eden fotonların (ışık parçacıklarının), hiçbir başka parçacık ile etkileşime girmeseler bile, kütle çekimsel potansiyelleri, bu nedenle de enerjileri değişir. Renkleri, kütleli bir cisme yaklaştıklarında maviye, ondan uzaklaştıklarında ise kırmızıya kayar. Ayrıca, uzayın genişlemesinden kaynaklanan kozmolojik bir kızıla kaymaya da uğrarlar.

İkinci soru aslında az önceki yargıdan bağımsız bir konu hakkında. Bir yıldız-gezegen sisteminde, gezegenin termodinamik dengedeki ortalama sıcaklığı, gezegenin yıldızından olan uzaklığının karekökü ile ters orantılıdır. Bu nedenle, eliptik yörüngedeki cisimlerin ortalama sıcaklıkları, yörünge boyunca artıp azalabilir. Ama yıldızın etrafında dönme süresi azaldıkça, bu sıcaklık değişimi de azalır.

Son olarak, gezegenimize milyarlarca yıldır her istikametten elektromanyetik ışıma düştüğü doğrudur. Dünya'nın enerji bütçesini düşündüğümüzde, bu enerji girdisinin en büyük kısmını açık ara ile Güneş ışığı oluşturmakta. Gerisini de diğer yıldız ve galaksilerden, galaksiler arası ortamdan ve son saçılım yüzeyinden (i.e., Kozmik Arka Plan Işıması) gelen fotonlar oluşturmaktadır. Fakat, unutmamak gerekir ki, dengede olan bir termodinamik sistemde, birim zamanda sisteme giren enerji, çıkan enerjiye eşittir. Dünya örneğine gelirsek, Dünya’nın enerji çıktısının iki büyük bileşeni vardır: termal (kızılötesi) ve yansıyan (optik) ışık. Dünya, ortalama sıcaklığına (~15 C) bağlı olarak yaklaşık bir kara cisim olarak ışıma yayar. Bu termal ışıma, kızılötesinde en güçlüdür. Dünya, bunun haricinde Güneş’ten gelen optik dalga boylarındaki ışığın da bir kısmını yansıtır. Bu sayede, Dünya her saniye aldığı enerji kadar enerjiyi kaybetmektedir. Eğer Dünya'yı harici bir enerji kaynağı ile ısıtsaydık, sıcaklığı ve yaydığı termal ışıma artar, sonucunda yine termodinamik dengeye ulaşırdı.

Tansu

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Sky Blue
Teşekkür Et
Sonra Cevapla (1)
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Soru, soruluş şeklinden yola çıkılarak farklı şekillerde yorumlanabilir. Hızından bahsederken kasıt doğrusal hız ise, daha kütleli kara deliklerin daha yavaş hareket etmesini bekleriz (örneğin galaksimizin referans çerçevesine göre). Ama hızından bahsederken kendi etrafındaki dönüş hızı ise kasıt, genel beklenti açısal momentumlarının (doğal birim sisteminde) kütlelerinden küçük olmasıdır. Bir başka deyişle, açısal momentumlarının kütlelerine oranı olarak ifade edilen spin parametrelerinin 1’den küçük olması gerekir. Bunun gerçekleşmediği durumlarda Einstein denklem çözümleri çıplak tekillik oluşacağını öngörür. Fakat bu çözümün fiziksel olmadığı düşünülüyor, çünkü çıplak bir tekilliğin varlığı genel göreliliğin üzerinde yükseldiği determinizmi engelleyen bir kavram.

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Sky Blue
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Selam hocam. Ben 15 yaşındayım ve gelecekte okumak istediğim alanların arasında astorfizik ve uzay mühendisliği var. Merak ediyorum bu yerlere kadar gelmenizi neye borçlusunuz.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Özel bir şey yaptığımı düşünmüyorum aslında. Verebileceğim en önemli öğüt şu olurdu. Mutlu ve üretken biri olman için en önemli koşul yaptığın işi sevmek. Eğer yaptığın işi sever veya sevdiğin işi yaparsan ne yorgunluk hissedersin, ne de zaman zaman çıkması muhtemel olan aksilikler gözünü korkutur. Astrofizik ve uzay mühendisliği güzel konular. Şu an öngörmediğin kadar birbirinden de ayrı konular aslında. Şimdilik kesin bir hedef belirlemene gerek de yok zaten. Yapman gereken bol bol okumak ve kendini geliştirmek. Bunlara ek olarak da, daha lisedeyken bile bu alanlarda kendini geliştirmeni sağlayacak projeler yapabilirsin. Bunlara örnek olarak ilgili yaz okullarına gitmeyi, bir üniversite öğretim üyesinin laboratuarında çalışmayı veya bir araştırma enstitüsünde stajyerlik yapmayı verebilirim. Yolun açık olsun, hayatta mutluluklar dilerim.

Teşekkür Et (1)
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
240
Aylin Edgü
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Merhaba Aylin,

Dediğin gibi, günümüzde evrendeki baryonik maddenin parçacık sayısı bakımından %90'ından fazlasını Hidrojen, geri kalanının çoğunu ise Helyum oluşturuyor. Bu arada burada "baryonik" madde derken, ışıkla etkileşen, bizi, gezegenleri ve yıldızları oluşturan madde bileşeninden bahsediyorum. Kütle bakımından düşündüğümüzde ise galaksimizde Hidrojen ve Helyum'un oranları yaklaşık olarak %74 ve %24. Bunları ise 3. olarak Oksijen takip ediyor.

Evrenbilimdeki en temel gözlemlenebilirlerden biri "Kozmik Arkaplan Işıması" (CMB). Keşfinden beri oldukça detaylı bir şekilde nitelendirilmiş olan bu ışıma, Büyük Patlama modelini desteklemekte. Bu modele göre, evren ilk zamanlarda sıcak ve yüksek basınçlı olmalı. Bu koşullarda evrenin sıcaklığı (i.e., parçacıkların ortalama kinetik enerjisi) o denli yüksek olmalı ki, lise fizik derslerinde öğretilen çoğu parçacık (proton, nötron, daha ağır çekirdekler, atomlar) bu koşullarda bağlı ve kararlı bir şekilde varlığını sürdüremez. Bu nedenle bu dönemde evrenin (bazı diğer atom-altı parçacıklarla birlikte) proton ve nötronların yapı taşı olan kuarklardan oluştuğunu düşünüyoruz. Büyük Patlama'yı takip eden saniyelerde evren genişleyip, kozmik çorbanın sıcaklığı, kuarkların birbirine bağlanma enerjisinin altına inince, evrendeki ilk proton ve nötronların oluştuğunu düşünüyoruz. 

Şimdi aynı mantığı devam ettirerek, evren soğudukça proton ve nötronların da birleşip, önce Döteryum (1 proton + 1 nötron), Trityum (1 proton + 2 nötron), Helyum-3 (2 proton + 1 nötron), Helyum-4 (2 proton + 2 nötron), Lityum (3 proton + 4 nötron), daha sonra da daha ağır çekirdekleri oluşturacağını öngörebiliriz. Fakat, burada önemli bir dar boğaz oluşuyor. Parçacık fiziğindeki ölçümleri gösteriyor ki, serbest nötronlar yaklaşık 10 dakika içinde bozunuyorlar. Fakat evrenin sıcaklığının Döteryum'un bağlanma enerjisinin altına düşmesi için epey süre geçmesi gerektiği için, geriye kalan kısıtlı sürede ancak belirli bir miktarda proton ve nötron birleşip, daha ağır çekirdekler oluşturabiliyorlar. Bu nedenle, evren soğumaya devam ettikçe biraz Lityum-7 oluşsa da, Helyum'dan ağır elementlerin oluşmasının büyük ölçüde durduğunu düşünüyoruz. Bu süreç, Büyük Patlama Nükleosentezi olarak biliniyor. Sonucunda ise evrende yaklaşık olarak (kütle bakımından) %75 Hidrojen, %25 Helyum, milyonda 100 oranında Döteryum, milyonda 10 oranında Helyum-3, milyarda bir oranında ise Lityum-7 kaldığı öngörülüyor. Bu süreçte oluşan Trityum, Berilyum-7 ve serbest nötronlar ise zamanla bozunduklarından, kütle bütçesinde kalıcı olamıyorlar.

Günümüzde gözlemlediğimiz galaksilerin oluşabilmesi için ise Büyük Patlama'dan birkaç yüz milyon yıl sonra evrende bir başka önemli bir süreç başlamış olmalı: yıldız oluşumu. Evrendeki ilkel gaz (i.e., Hidrojen ve Helyum) kütle çekimsel olarak çöküp, nükleer reaksiyonu başlattıkça, yıldızlarda Helyum'dan ağır çekirdekler oluştuğu öngörülüyor. Buradaki kilit nokta şu ki, bahsettiğim bugüne kadar oluşmuş ağır elementler, evrendeki Hidrojen ve Helyum oranını büyük ölçüde azaltacak bir miktarda değil. Yine de, Büyük Patlama'dan birkaç dakika sonrası ile karşılaştırırsak, günümüzde evrende çok daha fazla ağır element (Oksijen, Karbon, Demir, Nitrojen, Silikon, vs.) var. Örneğin, Dünya'da en fazla bulunan elementler - yine kütle bakımından - Demir, Oksijen ve Silikon. Bir başka deyişle, bizler yıldız tozuyuz. Zaten Hidrojen ve Helyum ile karmaşık kimyasal reaksiyonlar başlatıp, ilginç ve yapılı bir evren oluşturmak mümkün değil.

Güzel soru için teşekkür ederim.

Tansu 

Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
115
Şevket Kurt
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhabalar.

Cemre Demirel'in din felsefesi hakkındaki görüşleri hakkında detaylı bilgiye sahip değilim. Din felsefesinin çoğu konusu hakkında yorumda bulunduğunu da görmedim. Özellikle yorum yaptığını gördüğüm iki konu var: Tanrı-ahlak ilişkisi ile Tanrı ve hayatın anlamı konusu.

Özetle bu konularda söyledikleriyle ilgili şunları düşünüyorum:

  1. Argümanlarının başı sonu belli değil ve sistematik değil. Başladığı öncüller ve ulaştığı sonuçlar arasında bir sürü boşluk var. Mesela hayatın sonlu olmasından anlamsızlığına nasıl ulaştığı açık değil. Hatta hayatın anlamıyla kastettiği şey bile açık değil. Yine Tanrı olmadan ahlakın olamayacağından neyi kastettiği açık değil. Bazen cennet-cehennemin olmaması nedeniyle adaletin sağlanmayacağı dolayısıyla eleştiriyormuş gibi görünüyor. Bazense ahlaki değerlerin olamayacağından hareketle eleştiriyormuş gibi görünüyor. Düşünceleri netleştirilmiş ve organize değil.
  2. Hayatın anlamıyla kastettiği şey bir tür yaratılma amacıysa bu tür bir şeyin ateizmde olamayacağı bariz gibi. Bazı filozoflar bu noktada hayatın anlamı ve anlamlı hayat arasında ayrım yapar. Anlamlı hayat objektif anlamda değerli olan hayattır. Ölümün ve dolayısıyla yaşamın sonlu olmasının anlamlı bir hayatla ilgili ne tür bir fark yarattığı konusu hiçbir şekilde açılmıyor yaptığı videolarda. İki kişi de ölüp yok olmuş olsa bile yaptıklarının onların hayatlarını daha farklı derecelerde değerli kıldığı oldukça bariz görünüyor halbuki.
Teşekkür Et
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
285
Sinan Çetin
Teşekkür Et
Sonra Cevapla
Takip Et
İnancımıza güvence (warrant) veren şey nedir? Tanrı inancı bir güvenceye sahipken absürt birtakım varlıklara dair inancımız neden güvenceye sahip olmasın? Ve reformcu epistemoloji doğru bilgiyi bulmaktansa sadece inançlarımıza caizlik statüsü vermiyor mu? Bu bakımdan başarısız bir teori gibi duruyor
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Merhabalar.

Bu soruya iyi bir yanıt verebilmek için reformcu epistemolojinin iddialarını biraz açmam gerekiyor. Reformcu epistemoloji en yanlış anlaşılan felsefi düşüncelerden biri. Bunun en büyük nedeni reformcu epistemolojinin Plantinga ve Alston gibi savunucularının eserlerinden okunmaması. Bunun yanı sıra reformcu epistemolojinin anlaşılabilmesi bazı temel epistemoloji tartışmalarını, özellikle de içselcilik-dışsalcılık tartışmasını bilmeyi gerektiriyor. Bunun dışında bilinmesi gereken iki konu Plantinga'nın delilciliğe (evidentialism) ve klasik temelciliğe yaptığı eleştiriler. Reformcu epistemoloji savunulurken delilciliğin ve klasik temelciliğin problemlerinden hareket ediliyor zira. Bunların hepsine kısaca bakalım. İçselcilik-dışsalcılık tartışması ve temelcilikle ilgili detaylı bilgi için Taner'in yazdığı Epistemolojiye Giriş yazısını okuyabilirsiniz.

Kısaca dışsalcılık şunu iddia eder: Gerekçelendirme sadece kişinin zihnine içkin ve bir tür erişime sahip olduğu gerçeklerle ilgili değildir. Kişinin dışındaki ve herhangi bir erişiminin olmadığı olgular gerekçelendirmenin bir parçasıdır. Mesela dışsalcı gerekçelendirme teorilerinden biri olarak bilgiyi 'doğru şekilde neden olunmuş inanç' şeklinde tanımlayan teoriyi ele alalım. Kişinin inancı doğru şekilde nedenlenmişse onun bilgiye sahip olabilmesi için nasıl bildiğini bilmesi ya da o şeyi bildiğinin farkında olması gerekmiyor. Plantinga'nın reformcu epistemolojisi kendisinin sahip olduğu uygun işlevselci (proper functionalist) gerekçelendirme ya da teminat (warrant) teorisine dayanıyor. Kabaca bu teorinin söylediği şey güvenilir bilişsel yetilerin faaliyeti sonucunda ve güvenilir bir çevrede, yani o yetinin çalışmasını baltalamayan çevresel koşullarda, ortaya çıkmış inançlar bilgidir. Ya da hiç değilse bilgi olmak için son derece güçlü adaylardırlar.

Şimdi uygun işlevselci gerekçelendirme teorisini dini epistemolojiye uygulayalım: Şayet Tanrı varsa bizim bilişsel yetilerimizi o tasarlamıştır. Bu durumda onun bize Tanrı inancına uygun işlevselci gerekçelendirme teorisinin söylediği şekilde ulaşmamızı sağlaması mümkündür. Dolayısıyla Tanrı varsa ve uygun işlevselcilik doğruysa, Tanrı inancının güvenilir bilişsel yetilerle doğru şekilde ortaya çıkması mümkün olduğundan dolayı herhangi bir delile sahip olmadan da Tanrı inancının upuygun bir şekilde gerekçelendirilmiş ve rasyonel olabileceğini söyleyebiliriz. Üstelik bu durumda Tanrı inancının upuygun bir şekilde gerekçelendirilmiş olması için herhangi bir argümana ya da kanıta sahip olmak da gerekmiyor. Güvenilir bilişsel yetilerin söz konusu inancı üretmiş olması ve Plantinga'nın belirttiği birkaç koşulun daha sağlanması Tanrı inancının rasyonel olması için yeterli.

Plantinga'nın tezi radikal bir tez gibi görünse de yaptığı şey dışsalcı gerekçelendirme teorilerini teizmle birleştirmek sadece. Dışsalcı gerekçelendirme teorilerinin, belki Plantinga tarzı uygun işlevselci teoriler popüler olmasa da, oldukça popüler olduğunu düşünecek olursak ortada teizm ve dışsalcılığın doğal sonucu denebilecek bir tez var.

Reformcu epistemoloji Tanrı'nın varlığını 'kanıtlamaya' çalışmıyor. Reformcu epistemolojiyi kullanarak unicornları ve balkabaklarını kanıtlayamazdık o yüzden. Olsa olsa unicornlara ve balkabaklarına olan inancın rasyonel 'olabileceğini' kanıtlayabilirdik. Eğer Tanrı olsaydı ve unicornlara inancı güvenilir bilişsel yetilerin doğru şekilde çalışmasıyla ortaya çıkarsaydı bu durumda unicornlara olan inanç gerçekten de rasyonel olurdu. Bunu kabul etmekte sıkıntı görünmüyor. Ama unicornlar yokken unicornlara inancı rasyonel kılamıyoruz reformcu epistemolojide. Göz ardı etmemek gereken bir nokta bu. Unicornların olmadığını düşünmek için çürütenlere (defeater) sahibiz. Mevcut deneyimlerimiz, atlar hakkında bildiklerimiz gibi veriler unicornlara inanç için çürüten statüsünde. Reformcu epistemoloji çürütenlere sahip olmamız durumunda inançlarımızın temel inanç statüsünü yitirebileceğini kabul ediyor zaten. Yani önümüze gelen her şeyi temel inanç yapamıyoruz reformcu epistemolojide de.

Teşekkür Et
Devamını Göster

Toplam 51 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bazen, kimsenin hakkında hiçbir şey düşünmediği insanlar, kimsenin hakkında hiçbir şey düşünmediği şeyleri yapabilen kişilerdir.”
Andrew Hodges
Geri Bildirim Gönder