Bilimkurgu & Fantastik

Puan Ver
-1
Puan Ver
661
Ahmet Can
Teşekkür
Hatırla
Takip
Merhabalar Ölü canlıları mesela ölü insanları klonlamak teorik olarak mümkün mü? Bu konu da ne gibi problemlerle karşılaşılabilir?
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Mert Can Demir
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Altıncı his ile ilgili makalede bu konuya değinilmişti.

Duyu Dışı Algılama

Arkamızdan geleni görmeyip, duymamamıza rağmen hissedebilmemizin birçok nedeni olabilir. Bu sebeplerden en güçlüsü, bizim "duymuyor", "görmüyor", "kokusunu almıyor" olmamızın, gerçekten duymadığımız, görmediğimiz veya kokusunu almadığı anlamına gelmediğidir. Bu tip bilinçsiz olarak algıladığımız duyuların toplamına (ve hatta "mistik güç" olarak lanse edilmeye çalışılan diğer algılara da), bilimsel analizlerde, Duyu Dışı Algı (Extrasensory Perception) adı veriliyor.

Çoğu bilim insanı, böyle bir duyu tipi olduğunu kabul etmiyor (Amerikan Ulusal Bilim Akademisi'nin %96'sı bu tip duyuların varlığını reddediyor). Çünkü bu terimi kullananların çoğu, duyu organlarının bu süreçte rolü olmadığını, beynin mistik bir şekilde etrafını algıladığını ileri sürüyor. Ancak buna yönelik çalışmalar bunu destekleyebilecek hiçbir veri üretebilmiş değil. Dolayısıyla konu bilimin sınırlarından çıkıp, sahtebilimin alanı haline geliyor. Bu kavramı kullananlar içgörü, telepati, psikometri, kahinlik, vb. sahtebilim alanlarını bilimselmiş gibi pazarlamaya çalıyor.

Ancak bu kavramı normal şekilde duyu organlarımız aracılığıyla ama farkında olmadan algıladığımız olgular için kullanmak da mümkün! İşte bazı psikologlar ısrarla bu alanda çalışmalarını sürdürüyorlar ve bunu yaparken doğru olmasını arzuladıkları şeylere inanmak yerine, alışageldiğimiz beş duyu haricinde duyularımız varsa bunları ortaya çıkarmaya veya sıra dışı olguları nasıl hissedebildiğimizi beş duyumuzu kullanarak anlamaya çalışıyorlar. Gerçeklere de ancak bu çalışmalarla ulaşabiliyoruz.

Gerçekten de, bu konular üzerine eğilen araştırmacılardan bazıları, farkında olmadan algıladığımız uyaranlar hakkında son derece güvenilir araştırmalar yapıyorlar ve üst düzey bilim dergilerinde makaleler dahi yayınlayabiliyorlar. Biz de, bilimsel şüphecilik dahilinde analizinin yapılmasını faydalı görüyoruz. Zaten bu araştırmalara bakıldığında, bu tip algıların tamamen bilimsel kökenleri olduğu görülmektedir. Şimdi, bunlara bir göz atalım.

Takip Edildiğimizi Nasıl Hissediyoruz?

Issız bir sokakta arkamızdan gelen birini hissedebilmemizi (ya da benzer şekilde, saatin 15:23 olduğunu düşünüp, baktığımızda gerçekten de öyle olduğunu görmemizi), ESP ve benzeri araştırmaların sonuçlarıyla, tamamen bilimsel olarak açıklamamız mümkündür.

Sokak örneğini ele alalım. Arkamızda gerçekten biri varsa, ayaklarından çıkan çok düşük şiddetli sesler, bilincimizde algılanamayabilir; ancak kontrolümüz dışında olan bilinçaltımız tarafından fark edilebilir. İşte buna, duyusal sızıntı (sensory leakage) adı verilir. Bu sızan uyartılar, beynimizde işlenebilir ve içgüdüsel olarak korku hissini tetikleyebilir.

Bir diğer nokta, deri reseptörlerimizin bazılarının, görsel reseptörlerle evrimsel olarak son derece yakın olmasıdır. Farkında olmasak da ve tam olarak mekanizması henüz aydınlatılmamış olsa da, derimiz esasında bir miktar ışığa da tepki veriyor olabilir. Bu, beynimize, gözümüz haricinde başka noktalarımızdan da çok sınırlı da olsa görsel verinin ulaşması anlamına gelebilir.

Benzer şekilde, çok kısıtlı düzeyde de olsa, vücudumuzla algıladığımız ancak bilinçli olarak fark edemediğimiz sese bağlı titreşimler, algılayamadığımız sesleri istemsiz olarak duymamızı sağlıyor olabilir. Yani sese bağlı olarak oluşan ufak titreşimler, vücudumuzda ve ses duyu organlarımızda titreşimlere neden olarak bilinç altı bir algı doğurabilir. Bu konuda da araştırmalar sürmektedir.

Bir diğer nokta da feromonlar ve genel olarak koku duyumuzdur. Feromonlar, çeşitli durumlar karşısında hayvanların vücudundan salgılanan vücut dışı hormonlardır. Bu kimyasallar, havada yol kat ederek diğer bireyler tarafından algılanabilir. Feromon salgısı, insanda oldukça azalmış ve körelmiş bir yapıdır. Oldukça körelmiş olan koklama (burun) ve feromon duyu organlarımız (Jacobsen organı ya da Vomeronasal organ), bilinçaltı düzeyde bizim fark etmediğimiz bazı işlemleri yürütebilir. Bu yüzden, arkamızdaki bireyin kokusu ya da salgıladığı feromonlar bizi uyarabilir.

Bu konuyla ilgili son bir nokta ise, ışığın yansımasıdır. Normalde, biz bunu "gölgeler" olarak niteleyebiliriz, ancak bu, makro büyüklükte olan bir yansımadır. Öte yandan, arkamızdaki cisimlerin, önümüzdeki cisimlerden yansıyan görüntüleri, bariz görüntüler olmasa da, beynimiz tarafından bir miktar algılanıyor olabilir. Dolayısıyla, arkamızdaki bireyden çıkıp, önümüzdeki bir nesneden yansıyarak gözümüze ulaşan fotonlar, beynimizde silik de olsa bazı algıların oluşmasını sağlayabilir ve bu, his oluşumuna neden olabilir. Deri hücrelerimizin mor ötesi ışınları görebildiğine dairse oldukça güçlü veriler bulunuyor. Bu "görme", tam olarak düşündüğümüz gibi olmasa da, konumuzla ilişkili olabilir.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
8K
Atahan Sır
Teşekkür
Hatırla
Takip
2001 uzay yolu filmindeki gibi yuvarlak ve dönen bir yapı sayesinde yer çekimi sağlanabilir ama sorum star wars'taki gibi oldukça büyük ve düz gemilerde yer çekimi sağlamak teorik olarak mümkün mü ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

James S. A. Corey tarafından yazılan "Enginlik serisinde" (The Expanse) soruna farklı bir yaklaşım getiriliyor. Gemilerin uzun seyir esnasında 1g'lik ivmeyle hareket etmesi sağlanarak ters yönde etki eden yapay yerçekimi oluşturuluyor. Hedefe yaklaşıldığında ise önce mürettebat koltuklarına bağlanıyor ardından gemi ters dönüp bu sefer 1g'lik ivmeyle yavaşlamaya başlıyor. 1g'lik yapay yerçekimi altında insanlar tasarımı buna göre düzenlenmiş gemi içinde rahatça hareket edebiliyor. Kitap serisinin dizisi de çekilmişti.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. wikipedia kitap açıklamaları
  2. wikipedia dizi açıklamaları
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
135
Eren Şahin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Çok hızlı olduğumuzu farz edelim vücudumuz buna karşılık nasıl bir tepki verir
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Eğer "Nasıl oluyor da bu kadar hızlı oluyoruz?" gibi soruları geçersek aklıma sürtünme ve sürtünmeden oluşabilecek sıcaklığın vücudumuza vereceği zarar geliyor ayrıca bu hız ne kadar hızlı gibi detayları verirsen daha iyi örnekler sunabilirim.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,405
Ahmet Aykut Aslan
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Şimdi ben Sözel (Sosyal) Bilim dalları ile ilgilenen biri olarak evrim ile ilgilenmek istiyorum bana neler önerir sinzi ? Mat vb şeyler ile aram yok
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrim öğrenmek için doğru yerdeyiz, Çok kıymetli Evrim Ağacı içerik üreticileri sürekli bu konuyla ilgili faaliyet gösteriyor ve harika içerikler üretiyorlar.

Garanti ederim en azından genel kültür seviyesinde evrimi kavramak için ilköğretim düzeyinde matematikten fazlası gerekmez.

Ben bir şeyi bilmek için öncelikle o konuyla ilgili yanlış bilgilerden kurtulmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Çünkü evrim hakkında pek çok insanın zihninde ,medya,kulaktan dolma bilgiler,rivayetler ve şehir efsaneleri ile ulaşmış, maalesef zaman zaman bilinçli olarak çarpıtılmış sayısız bilgi var.

UNUTUN ONLARI

Evrim Ağacı YouTube kanalında Lise Düzeyindeki Öğrenciler için hazırlanmış Her biri ortalama 15 dakikalık 10 videodan oluşan evrim dersleri serisi size evrimi en saf ve basit şekilde izah edecektir. (Derslerin ilki kaynakçada belirtilmiştir)

Evrim ile ilgili kavramları ,doğru bir şekilde öğrendikten sonra, bu sitedeki ilginizi çeken makaleleri okuyabilir ya da Evrim Ağacı YouTube Kanalında konuları detaylı bir şekilde inceleyen videoları izleyebilirsiniz .

Eğer bu yolda , öğrenmeye hevesli bir bilimseverseniz ve Yaratılışçı safsatalar kafanızı karıştırıyor ise Sayın Çağrı Mert Bakırcı bu tarz evrim karşıtı iddiaları büyük bir profesyonellikle cevaplamıştır .(İlgili cevap videosu Kaynakçada)

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Gamer Mode Ali
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

D resminde tabaktaki yeşil bitkinin (adını bilmiyorum) ortasında 4 adet küçük yaprak var ama bu sayı diğer resimlerde iki. Yanlış görüyor da olabilirim ve sanırım sorduğunuz soru tam olarak bu değildi ama bulabildiğim tek şey bu.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Berkay Pehlivan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cryonics gibi projeler insanları dondurarak yaşlılığın tedavisi bulundugunda ya da tıp çok geliştiğinde yeniden canlandırmayı hedefliyorlar bu gerçekçi mi ve ölümsüzlük için elimizdeki en yakın şey olabilir mi?
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Teşekkür
Hatırla
Takip
bir şekilde bir popülasyon üreme ektinliğinden yoksun kalsa fakat ölümsülük kazansalar evrim sürecini teknoloji ve kültürel olarak nasıl etkiler ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Teknolojik ve kültürel olarak ne olur onu bilmiyorum ama evrimleşemezler.

En kısa tanımıyla evrim, popülasyon içi gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir.

Nesiller içindeki değişim: Evrimsel değişimden söz etmek için mutlaka en az 1 nesil geçmesi gerekir. Bir bireyin kendi ömrü (nesli) içerisinde geçirdiği hiçbir değişim evrimsel değildir. Ömrümüz içinde geçirdiğimiz değişimlere "gelişim" denir. Evrimsel biyoloji ile gelişimsel biyoloji iki farklı biyoloji sahasıdır.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Teşekkür
Hatırla
Takip
uyduyu yörüngesinden saptırıp hareketini kontrol etmek için nasıl bir yok izlenmeli ? ve ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriz ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Başlangıçta gezegeni yıldızlararasında yolculuk yapabilecek kadar dayanıklı bir hale getirmemiz gerekirdi. Meteor gibi materyallerden azami hasarı alabilecek şekilde gezegeni toparlamalıyız. İlk sıkıntılarımız burada başlıyor. Uyduyu kontrol eden mürettebatı veya uydudaki popilasyonu korumak gerekiyor. insanları korumanın bence 3 yolu var. 1. yol herkesi merkeze yakın noktalara yerleştirmek. 2. yol herkesi yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek. 3. ve kullanmak istediğim yol ise taşımam gereken popilasyonu yeraltına koyup mürettebatı yeryüzündeki dayanıklı bir yere yerleştirmek olur. Daha sonra uydunun her yerinden anlık bir bilgi akışı gerçekleştirmemiz gerekir. Uydunun bir bölümündeki hasar ana merkeze anlık olarak ulaşabilmeli ve hızlı bir şekilde müdahale edilebilmeli. Sonra atmosferi uyduda koruyabilmek için bir tabaka sermeliyiz. Eğer o tabakayı sermezsek atmosferimizi aniden kaybederiz. Sonra hammadde ve kaynak sağlayabilmek için hızlı ve verimli bir uydu dışı aktarım merkezi yapmalıyız. Uydunun bakımını yapabilmek ve hammadde bulabilmek için buna ihtiyacımız var. Uyduyu yörüngeden çıkarmadan önceki son adım ise gezegeni hareket ettirecek ve her yöne dönebilecek ana ve yan motorlar yapmak.Ana motorlar yavaş ama güçlü yan motorlarda hızlı ama zayıf olacaklar. Ana motorları ekvatora yan motorları ise kutuba yakın yerlere yerleştirmek mantıklı olacaktır. Çünkü ana motor özellikle uyduyu yörüngeden çıkarabilmek gibi güç isteyen işleri yaparken yan motorlar hareket kabiliyetini arttırabilmek için ve yörüngeden çıktıktan sonra istenilen yöne hızlıca dönebilmek için kullanılacak. Ama bu motorlar gerçekten çok ciddi bir boyutta olacak ve yüksek ihtimal motor için gereken hammaddeyi ve yakıtı gezegen dışı bir yerden elde etmemiz gerekir. Bu yakıtta güçlü bir yakıt olmalıdır. Yakıt kaynağı olarak füzyon reaktörü tarzı bir şey ancak işimizi görür. Motor ve yakıt düzeneği gezegenin önemli bir alanını kaplayacak. Bence artık uydumuzu yörüngeden çıkarabiliriz. Uyduyu yörüngeden çıkarmak için içinde bulunduğumuz yıldızın çekim kuvvetine 90o'lik bir açıyla uzaklaşmalıyız ve bunu yaparken yavaş olmalıyız çünkü gezegenin hızına ciddi bir etkide bulunmamalıyız. Sadece yönünü değiştirmeliyiz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Şartlar; - Daha az yıldız ışığı -2 kat yer çekimi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bence insanı bu şartlara koysaydık:

Kemik yapıları azalan yıldız ışığından dolayı zayıflardı ve kemik erimesi şu anki insanlıktan daha genç yaşta başlardı. Yerçekiminin etkisi ise bizim boyumuzu kısaltırdı ama daha yoğun bir kas yapısına sahip olurduk. Organlarımızda bu kas yoğunluğuna dayanabilmesi için daha şiddetli çalışırdı. Ayrıca beslendiğimiz yiyeceklerde değişirdi. Bir et ürünü yemek istersek daha uzun süre kaynatmak yada kızartmak gerekirdi. Çiğnemesi de daha zor olurdu. Bu yüzden insanlığın dişleri de güçlenmesi gerekirdi. Bitki tarzı yemeklerde ise insanlığın edineceği kalori ve mineral ihtiyacı şu anki gibi gövde ağırlıklı bitkilerle değil kök ağırlıklı bitkilerle olurdu. Kökü şu anki bitkilerden daha geniş olan bitkilerle besin ihtiyacımızı karşılıyor olurduk.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Mehmet Ali Gençay
Teşekkür
Hatırla
Takip
Memeli hayvanların üreme etkinliği ni kasıtlı ve ya kasıtsız yok edebilecek bir kimyasal karım (sentez) var mı ? yada bunun başka bir yolu var mı ?
Puan Ver
1
Puan Ver
23K
Serhat İbin
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Elimde tam bir kanıt olmasa da cevabım hayır. Eğer ısı ölümünde zaman duruyorsa (düşüncenden yola çıkarak söylüyorum) madde ısındıkça zamanda hızlanmalıdır. Ancak biz deneylerimize göre aynı yükseklikteki 40 oC lik ortamla -40oC lik ortamda zaman, aynı ilerler.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Bu soru bilim kurgu ile alakalı. Sizin de düşüncenizi almak isterim. Milyonlarca yıl sonra sizce bilim kurallarıyla oynayabilir miyiz? Ve diyelim böyle bir teknolojiye ulaştık,sizce bu teknolojiye eriştiğimizde evrenin en büyük kaosunu mu yaşarız yoksa hep aradığımız düzene mi kavuşuruz?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bence değiştirebiliriz ama buradaki asıl soru bence nerede değiştirebiliriz. Yani yaşadığımız suanki boyut/gerçekliktemi yoksa kendi yarattığımız ve simüle ettiğimiz bir gerçeklik seviyesindemi sanırım 2. Si daha yakın tarihte olabilir

Ayrıca evrim ağacının simülasyon videosanu izleyebilirsin

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. Video Burada
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
125
Ersin Güçer
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Cordyseps cinsi mantarlar keseli mantarlar grubundadır. Bu türler iç parazitik mantarlardır ve genellikle böcekler ve diğer eklembacaklılar içerisinde yaşarlar. Bir kısmı ise başka mantarlar üzerinde yaşarlar. Örneğin bir karıncaya yerleşen Cordyseps mantarı sporu, bir süre sonra karıncanın iç organlarına ve beynini ile geçirir. Karıncanın zehirlenen beyni bir nevi mantar sporlarının kontrolü altındadır ve mantar sporları karıncayı istediği doğrultuda yönlendirir. Karıncalar tarafından fark edilen bu ele geçirilmiş karınca koloniden uzaklaştırılır. Çünkü karınca üzerinde yetişecek Cordyseps mantar sporları, tüm koloniyi yok edebilir. Cordyseps mantarının baş kısmı karıncanın beyninden çıkmaya başlar. Mantar olgunlaştığında uçlarından ölümcül sporlar etrafa dağılarak diğer böcekler ve karıncalar için ciddi tehlike oluşturur.

Kelebek larvasında çıkan Cordyseps mantarları, olağanüstü doğal antibiyotik halini almaktadır ve birçok hastalığa iyi gelen bir ilaç olarak kullanılmaktadır.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,646
Halil Gün
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Mehmet Ünlü , Araştırma Sever (Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Öğrencisi)

Buza dokunduğunda kısmi olarak onu eritmeye başlarsın erimiş olan bu su bedenin ve buz arasındayken buz sudan ısı alarak kısmi olarak erimiş olan cismi yeniden dondurur. Özellikle nemli isen (terlemek diyebiliriz) ısı iletkenliği yüksek olan, soğuk, başka bir cisme dokunduğunda da aynı durumu yaşarsın.

Daha bilimsel açıklamak gerekirse ısının yayılma prensibi gereği her cisim kısmı olarak hal değiştirmeye başlar ve bu değişim geri dönüşümlüdür çünkü ısı tek boyutlu tek doğrultu da işlemez. Kaynak gösterme zorunluluğun sebebiyle internetten yaptığım ilk araştırma da çıkan kaynağı atıyorum.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Tübitak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Sasas Sasas
Teşekkür
Hatırla
Takip
film ödevim var [hayat (Life)] filmini izleyen arkadaşlar kısaca filmi anlatabilirse çook sevinirim
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Serhat Kaya , Şimdilik sadece serhat

Filmde uzayda kalan 6 kişilik bir ekip uzay isatsyonundayken marstan(yada uzaydan bir yerden emin değilim) bir canlı kalıntısı alıp bunu istasyonda geliştirip, evrimleştirmeye çalışıyorlar. Hücre gelişiyor ve sonunda büyüyerek giderek deniz yıldızı gibi bir canlıya evrimleşiyor ve kollarını çok iyi kullanabiliyor. fakat bu süreçte canlı bilinç kazanıyor ve ekipteki astronotları teker teker öldürmeye başlıyor. Bunu insanın ağızdan girerek iç sistemini kemirip ağzından ve burnundan kan getirerek yapıyor. Ekipte zaten özellikle ağzını veya burnunu korumaya çalışıyor ki ölmesin. Sonra canlı insan yedikçe(içini) büyüyor ve ekip canlarını kurtarmak için ilk olarak onu öldürmeye çalışıyor fakat canlı uzay istasyonun boruları ve havandırması içine kaçıyor. Ekip artık sadece canını kurtarmak istiyor ve kendini istasyonun bir bölümün tüm girişlerini kapatıp havalandırma boru gibi tüm delikleri kapatıyorlar. Sonra son deneme olarak kaçış istasyonuna ulaşıp istasyonu patlatmak istiyorlar çünkü canlı gitgide daha güçlü ve ölümsüz oluyor hatta istasyonun dışına bile çıkıp, uzayda gezebiliyor. Son kaçan bir erkek ve bir kızdan ikiside kaçış istasyonuna zar zor ulaşmışken kaçış kabinine giriyorlar. Ama erkeğin bindiği kabine canlı çoktan girmiş oluyor kız da bunu hoparlör den konuşurken duyuyor. Bir uzay yürüşüyü yaparak onu kurtarmaya çalışırken yaratık bir şekilde onla birlikte aynı kabinde kalıp dünya yüzeyine iniyor. Denizde dururken balıkçılar gelip pencereden bakıyorlar fakat bişey anlamıyorlar çünkü canlı tüm kabini ağ gibi sarmış şekilde kalmış. Bende açma açma derken balıkçılar kapağı açıyor ve film orda bitiyor artık gerisini sen düşün.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
85
Hasan Kara Kara
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Büyük ihtimalle donarak ölürler.

Antarktika buzlarla kaplı bir kara parçasıdır, Arktika ise, deniz üstünde yüzen buzlardan oluşur. Dolayısı ile Antarktikanın iklimi çok daha sert ve soğuktur. Kutup ayıları bu iklime dayanamaz, aslına bakarsanız hiç bir hayvan bu iklime dayanamaz, penguenler hariç.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
23K
Serhat İbin
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Mesela birkaç milyar yıl sonra dünya yok olacak.Dünya yok olmadan zamanda önce geri gidip bunu bir döngü haline getirsem sonsuz zaman yaşayabilir miyim?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bu, zamana bakış açısından güzel bir yaklaşım.

Ancak, geçmişi ve geleceği ile -ki bize göre geçmiş bize göre gelecek öyle bir şey yok-, evren eninde sonunda yok olacağı için sonsuza kadar bu şekilde yaşamak mümkün değil. Ayrıca geçmişe gidildiğinde, yaşam deneyimimi şu anın aynısı olacak mı bilmiyoruz, belki de sadece gözlemci olarak geçmişte bulunabiliyoruz. Yani gerçek anlamda yaşamak mümkün olmayabilir.

Bu arada taraflı bir haber de olsa, Leonardo da Vinci nin el yazmalarında, kendisini 500 yıl sonraya götüren birinden bahsetmekte olduğu yayınlandı. Günümüze gelerek kendisine saygı duyulduğunu gördüğüne sevindiğini ve bazı teknolojik yenilikleri yazmış olduğu açıklandı önemli bir dergide. Aslında bu zaman yolculukları teknik olarak mümkün olmasına rağmen, kalıcı olarak başka bir zaman diliminde deneyime devam etmek çok da bize göre mi bilemiyoruz hem yapısal hem zihinsel vs farklı açılardan.

Evren mutlak entropiye hızla koştuğu için, kısaca bir şekilde yok olacağı için bu şekilde yaşam, ya da simülasyon içine kendini aktararak yaşamak, vücut ya da kafasını dondurmak vs vs hiçbir yöntem kalıcı olmayacak.

Hepsini geçtik, evren saatiyle kısa bir süre sonra, samanyolu galaksimiz, andormeda galaksisi ile çarpışacak. Evet, bu çarpışmada dünyanın nasıl etkileneceğini bilmiyoruz. Belki de kıyamet denen şey budur ve evren yok olmadan biz yok olacak olabiliriz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,018
Öykü .
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
O geçmişte kendimizle karşılaşabilir miyiz?O geçmişte yaşadığımız biz mi yoksa şu anda başka bir gerçeklikte yaşayan bizden biraz farklı olan biz mi?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Modern fizik, şu an - geçmiş - gelecek ayrımının tamamen RÖLATİF deneyimlenen sahte ayrımlar olduğunu net olarak ortaya koydu. Yani zamana ait bu ayrımlar sadece kütleli cisimlere göre var. Aslında yok.

Biliyoruz ki, mekanda hareket, zamandakini yavaşlatmakta. Kütleli cismin hızı arttığında, zaman boyutunda yavaşladığı için, doğal olarak zamanda hareket etmiş olur. Kaldı ki, özel ve genel görelilik bu konuyu gözlemci açısından net şekilde ortaya koymakta.

Dünya çevresinde dönen uyduların saatleri sürekli olarak güncellenmek zorunda. Çünkü, dünyanın kütlesine uzak olduğu için, zamanda hızları artmaktadır.

Yani kısaca, geçmişe gittiğimizde kendimizi görebiliriz, büyük ihtimalle zaten zaman boyutu içindeki ben lerin toplamıyım. Bu nedenle uzayzaman dizilimlerindeki ayrı ayrı ben lerin birbirini görmesi son derece mümkün. Biz, ANlardan birindeki BENin, gerçek ben olduğumu düşünecek kadar kısıtlı bir yapıda olduğumuz için anlayamıyoruz ben ler toplamına ait BENi.

Bilim insanlarına göre, daha önce gerçekleşmiş olan gerçekliği yaşarız, ancak oraya ait olmadığımız için değişiklik yapamayız diyorlar.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
70
Furkan Çimen
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Işık hızında olsanız, zaman diye bir şey olmazdı. Sizin de algınız olmazdı. Yani zaman durur, siz de bir şey algılayamazdınız. Zaten ışık hızına çıkmamız da olanaksızdır. Bunun nedeni de kütlemizin oluşudur.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
185
Emre Ayhan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Marsın üzerinde bir milyar yıldan daha uzun sürede su bulunuyormuş ve yaşam dünyadan çok daha önce başladıysa ve biz insanlar veya bizim atalarımız daha önce marsta yaşayıp marsın atmosferinin inceldigini bildigi için dünya ya gelmiş olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bunun için mars üzerinde yaşadığımız zamanda çok gelişmiş bir toplum haline gelmemiz gerekiyor. Çok gelişmiş bir medeniyet olduğumuzda atmosferin inceldiğini görüp Dünyayı yaşanacak bir yer olarak belirleyip dünyaya geldiğimizi varsayamayız. Çünkü şuanda marsa insanlı bir iniş gerçekleştiremedik. Eğer tüm insanlık eskiden Marstan Dünyaya gelecek kadar gelişmiş olsaydı neden tüm teknolojisini dünyaya getirmiş olması gerekirdi. Belki tüm teknolojilerini getiremezlerdi ama yinede teknolojik ürünlerinin bir kısmını geri getirebilirlerdi. İnsanları Mars dan Dünyaya getirebilen bir teknolojinin izine de rastlamak zor değil. Ancak şuanda böyle bir ize henüz rastlanamadı. Mantıklı düşündüğümüzde de rastlanamayacağını anlarız. Çünkü 6. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde bile günümüzden binlerce yıl önceki insanların taş devrini yaşadığını, madenleri yeni yeni ve yavaş bir biçimde kullanmaya başladığı öğretiliyor. Eğer insanları Marstan Dünyaya gönderebilecek kadar büyük bir teknoloji olsaydı taş devri gibi devirleri hiç yaşamazdık. Aynı zamanda Yüksek teknolojimiz sayesinde de Dünya madenleri çok hızlı bir biçimde kullanmayı öğrenir ve günümüzün teknolojisi çok daha ileride olurdu.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
23K
Serhat İbin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Demek istediğim;depremden korunmak için depreme dayanıklı binalar yapacağımıza bu binaları ve bütün şehri balonlarla veya manyetik kuvvetle yeryüzünden bağımsız olarak birazcık havada tutsak yani yeryüzüyle bağlantısını kessek daha mantıklı olmaz mı ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Böyle bir şey yapmak denildiği kadar kolay değil maalesef. İstanbulda 16 milyon kişi yaşamakta dolayısıyla yüz binlerce bina var. Bu yüz binlerce binayı havada tutmak için çok fazla miktarda paraya ihtiyaç var. Hatta İBB bütçesini aşıp devlet bütçesine ihtiyaç bile duyulabilir. Yani böyle bir proje çok maliyetli olur. Zaten her gün yeni binaların yapıldığı bir şehir söz konusu burada. Aynı zamanda depremin ne zaman olacağını bilemiyoruz bu yüzden böyle bir proje olacaksa binaların her daim manyatik kuvvet ile yukarıda tutulması gerekecek. Ancak İstanbullular bu olaydan pek memnun olmaz büyük ihtimalle. Ne de olsa kimse apartmanının havada kalmasını istemez. İstanbulda çok fazla büyük bina var. En küçük binaları bile balonla havada tutamayacağımızdan manyetik kuvvete muhtacız. Ancak bu manyetik kuvvet İstanbul daki tüm binaları her an tutabilmesi çok zor. Bunun için çok para lazım. Üstelik İstanbula her gün yeni binalar yapılıyor. Anlayacağın bu proje çok masraflı.

Bunun yerine daha az para harcayarak binaları ve yolları daha sağlam yapabiliriz. Zaten böyle bir proje yapılsa dahi olası bir depremde bu sefer yollar çökecektir. Ve herkes yollar tamir edilene kadar binalarda mahsur kalır. Eeğr yolları da manyetik kuvvet ile havaya kaldırmak istersek bu sefer iyice batarız çünkü proje çok daha masraflı hale gelir. Yolları havaya kaldırmayıp sadece daha sağlam yapsak bile anlattığın proje kulağa güzel gelmiyor. Çok masraflı :(

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
23K
Serhat İbin
Teşekkür
Hatırla
Takip
Lütfen insanın kütleçekim kuvvetini ve hava akımıyla oluşabilecek tsunamileri görmezden gelerek cevap veriniz.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Mantıklı düşünmek gerekirse bir odanın içerisinde 1 kişi varken ki oksijen ve karbondioksit seviyesi ile 10 kişi varken ki bir değildir. Bundan dolayı Jüpiter büyüklüğünde bir insan Dünya'dan bir nefes alıp bir nefes verse heralde Dünya'daki Oksijen/Karbondioksit oranında anlık olarak büyük değişim olucaktır.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,870
Arda Özünver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Mesela oluşturulan karadelik A. Einstein'ın teorisindeki tasvir ile çizilmiş ve filme aktarılmışır.
Puan Ver
-2
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Mesela, canlilar evrim gecirdi ve cesitli turlere donusturler, cinler de evrim gecirerek gorunmez sekilde evrilmis olamaz mi ?. Ayni sekilde melekleri de dusunebiliriz.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Cinlerin ve cinlerin olduğunu söyleyen dinlerin doğruluğunun hiçbir bilimsel kanıtı yoktur. Olmaları için de bir sebep yoktur. Bu yüzden olmadığının ispatı olmasa da yok saymamız gerekir. Mesela kaf dağının da olmadığının ispatı yoktur ama yok sayarız. Çünkü ispat yükümlülüğü o şeyin olduğunu iddia edendedir.

Teşekkür
Devamını Göster

Toplam 65 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Her şeye kuşku duyun.”
Rene Descartes
Geri Bildirim Gönder