Beslenme, Spor & Diyet

Puan Ver
0
Puan Ver
1,058
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bu konuda yapılmış bilimsel araştırma var mı varsa aşağıya link bırakırsanız sevinirim
Puan Ver
1
Puan Ver
1,058
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sağda solda böyle şeyler okuyorum bunların doğruluk payı nedir ? bu konuda bilimsel bir çalışma var mı ? evrim ağacında bu konuyla ilgili bir yazı var mı ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

bu musevilerin dininde geçen bir kural dostum. sağlıkla ilgisi olmayan bir konu. insanlar hayatları boyunca bu yemekleri birlikte yiyor. laktoz intoleransın yoksa da süt ürünleri tüketmende sakınca olmaz

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wiki musevilikte et ve süt ürünleri kuralı hakkında
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,035
Tolga Sağlam
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dr. Öz'ün iddiaları gerçek mi, sahte mi ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Koralp Erin , Astrofizik meraklısı...

Aslında Mehmet Öz; bu sözü, bir ürünü pazarlamak için yapılan kampanyaya dayanarak söylemiştir.

“Kahvaltı günün en önemli öğünüdür” lafı 1910'lu yıllarda James Caleb Jackson ve John Harvey Kellogg tarafından yeni icat edilen kahvaltılık gevreklerini satmak için söylenmiştir ama maalesef Mehmet Öz son zamanlarda, para ve şöhret uğruna bilimsel verilerden uzak kişisel açıklamalar yapmaktadır.

İlk olarak Mehmet Öz, uzun yıllar Amerikan halkı ile beraber yaşadığını söyleyelim ve orada gördüğü kahvaltı kültürü, mısır gevreği ve donut'tan oluşmaktadır, sanırım bu sözü de onlar için etti. Yani umarım öyledir çünkü çok talihsiz bir açıklama olurdu. (Mehmet Öz, kardiyoloji uzmanıdır, yiyecekler ve beslenme ile ilgili bilimsel bir çalışması yoktur, buna karşın beslenme ve diyet ile ilgili iki kitap yazmıştır.)

Diğer yandan işin bilimsel tarafına gelirsek, I.Dünya Savaşından sonra, çoğu askerin savaş sırasında kötü şartlarda, savaşamayacak kadar bitkin ve halsiz olmalarını, askerlerin yetersiz beslenmelerine bağlayan birçok gazeteci ve politikacı vardı. II.Dünya Savaşının hemen başında, bir insanın sağlıklı bir şekilde karar verebilmesi ve çalışabilmesi için sekiz saatte bir beslenmesi gerektiğine dair klinik çalışmalar yapılmıştır. (C.G.King ve Ole Salthe 1939-1945)

Bu durumda, sekiz saatte bir besleneceksek, kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Peki yapmazsak ne olur? Kesin olarak bilmiyoruz. Bu konuda uzun vadeli çalışmalar yapılmasına rağmen rasyonel bir sonuca ulaşılamamıştır. Bildiğimiz tek şey çevreye ve diyete göre beslenmenin değişiklik göstermesidir. Aşırı kuzeyde yaşayan insanların, sürekli protein ve yağca zengin et tüketmeleri, öğün sayılarını azaltmalarına ve buna alışmalarına olanak sağlamıştır. Bu insanlar aynı zamanda sağlıklıdır. Öte yandan Afrikanın çoğu ilkel kabilesinin tek öğün ile beslendiklerini biliyoruz. Bunun sebebi ise zorunluluktur. İnsanlar her iki duruma da adapte olabilmiş ve göreceli sağlıklıdırlar. Göreceli diyoruz çünkü, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Alaska'da ortlama yaşam süresi 70-75 yıl iken, Etiyopya, Somali, Kenya, Güney Sudan gibi kıtanın ekvatora yakın kısımlarında ortalama ömür 45-55 yıl arasındadır. Tabi ki bu veriler sadece beslenme ile ilişkilendirilemez.

19.yy sonlarına doğru, üç öğün beslenmeye geçtiğimizden beri insan ömrünün kayda değer bir şekilde artığını savunan argümanlar olsa da, bu durumu sadece beslenmeye bağlayacak kanıtımız yok. Kaldı ki, obezite gibi son yüzyılda daha çok karşılaştığımız aşırı beslenme sorunları ile de mücadele etmekteyiz.

Sonuç olarak, eğer iki öğün besleneceksek bu öğünler sabah ve akşam olmak zorundadır. Her iki öğün arasında 12 saat bulunur. Diğer yandan sadece iki öğün beslenecek ama kahvaltı yapmayacaksak, bu öğünler öğle ve akşamdır. Öğle ve akşam arasında yaklaşık 8 saat, akşam ve öğle arasında yaklaşık 16 saat olur ki bu da düzensiz ve dengesiz beslenmeye örnektir.

Not: Bir insanın statüsü ve medyanın gücü birleştiğinde halkı kolaylıkla yanlış yönlendirebilir ve çok kötü sonuçlar doğurabilir ki bunu daha önce gördük. Yıllar önce Türk doktor Ziya Özel'in kansere çare buldum diyerek medya desteğini arkasına alarak açıklama yapması ver ardından insanların zakkum suyu içerek zehirlenerek ölmeleri, bu tür açıklamaların bilimsel verilere dayanmadan asla yapılmamasına en iyi örnektir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
605
Kafein Pierril
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Piyasada k protein tozlarının içinde ki proteinlerin amino asit profilleri birbirlerinden farklı değerlere sahipler. A markasında glutamin 4000 mg iken b markasında 8000mg'dır veya metiyonin birinde 400 iken diğerinde 600'dür. Bu farklılıklar niye vardır ve bu farklılık problem oluşturabilir mi ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Protein tozu adı altında satılan ürünlerin içeriklerinin miktarından değil, var olmalarından kaynaklanan sorunlardan bahsetmemiz gerekir. İçeriklerin miktarlarından bağımsız, sadece kullanıyor olmak, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarını garantilemek oluyor.

Bu konuda tozların TİCARETİNİ YAPAN odaklardan değil, nutrigenetik, sporcu hekimi, biyokimya uzmanı, vb tıbbi hekimlerin KONSENSUS ortak kararları, hiç alınmaması gerektiği yönünde. 5 yıl öncesinde ulusal kanallarda bu ifade edilemiyordu, bireysel söylemler vardı sadece. Ancak artık bütün sağlıkla ALAKASI OLAN uzmanlar, bunların tamamen ticari ve zararlı olduğu konusunda net.

Eğer bunları kullanmazsam yeterli beslenemem gibi altı medikal olarak doldurulamayacak yaklaşımlar da tıbbi anlamda geçersiz.

Eğer sporu fiziksel görünüm için yapıyorsa kişi, bu yazdıklarım ona hitab etmiyor.

Eğer sporu sağlıklı olma amacıyla yapıyorsa kişi, uzun vadede kendini gerçekleştirmede sağlıklı bir beden arzuluyorsa, her yaptığında olması gerektiği gibi sporda da TEMEL BİYOLOJİK kuralları gözetmek zorunda. Bunları anlamış, öğrenmiş uygulamaya çalışan kişiler için geçerli yazılanlar...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
6k
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bana biraz zorlama gibi geldi. Her şeyin bir zararını bulup söyleyip duruyorlar. Fakat bilimsel olarak söylenenler ne kadar doğru merak ettim..
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Soru daha once soruldu. Link atamadim. Copy past yapiyorum o nedenle.

Ersals Krononot

1 hafta önce

İnek sütü, insan -yetişkin çocuk dahil- biyolojisi ile uyumlu değil. Bununla ilgili bilimsel bulgular 2005 ten sonra literatürde karşımıza çıkmaya başladı. -Araştırmaları daha eskidir büyük ihtimal.- Laktoz intoleransından bile bağımsız olarak, otörler bir buzağının kısa süre içinde ineğe dönüşmesi için gereken İÇERİĞİN, insan için uygun olmadığı yönünde net görüş bildiriyorlar. İlk dönemlerde çok tartışılmasına rağmen, biyokimya analizleri oldukça netti. O dönem açıktan ifade edilemedi, ancak BİREYSEL olarak doktorlar tarafından ifade edilmeye başlandı. Kalsiyum ile kemik koruması değil, asitlenme nedeniyle tam tersi etkiye neden olmaktaydı.

Bahsi geçen sorunlu durum, DOĞAL SÜT için geçerli. UHT süt ise mikroorganizmalardan arındırma amaçlı DEĞİL, raf ömrünü uzatmak için yapılan bir işlem, ve sütün zaten zararlı olan içeriğini bile yok ediyor. Kutuya konulmuş uht sütü içmenin herhangi bir mantığı bulunmamakta bu yüzden. Endüstrinin bu hiçbirşeyleştirme yoluyla para kazanma amacının doktorlar tarafından uzun süredir açıklanması nedeniyle, GÜNLÜK SÜT adı altında işleme maruz kalmamış süt satılmaya başlandı.

Süt ürünü için en ideal yöntem KEFİR. Sonra lor gibi minimum işlem gören peynir geliyor. Süt ise sadece keçi ve eşek gibi hayvanlardan kabul edilebilir olanları.

Endüstriyel yoğurdun, yoğurtla hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen, halkın alması nedeniyle üretime devam etmesi gibi, konuya ayılmamış halkın UHT sütü almaya devam etmesi nedeniyle ne olduğu belli olmayan bu sıvı hala satılabilmekte. Bir insan kendi çocuğuna böyle bir şeyi neden ve nasıl içirir bilim burada çaresiz sanırım.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ekin Arli
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sütün yararı sadece çocukluk yaşları ile sınırlı olduğu bilgisi doğru mudur? Yetişkinlerde yarardan çok zararı mı vardır?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İnek sütü, insan -yetişkin çocuk dahil- biyolojisi ile uyumlu değil. Bununla ilgili bilimsel bulgular 2005 ten sonra literatürde karşımıza çıkmaya başladı. -Araştırmaları daha eskidir büyük ihtimal.- Laktoz intoleransından bile bağımsız olarak, otörler bir buzağının kısa süre içinde ineğe dönüşmesi için gereken İÇERİĞİN, insan için uygun olmadığı yönünde net görüş bildiriyorlar. İlk dönemlerde çok tartışılmasına rağmen, biyokimya analizleri oldukça netti. O dönem açıktan ifade edilemedi, ancak BİREYSEL olarak doktorlar tarafından ifade edilmeye başlandı. Kalsiyum ile kemik koruması değil, asitlenme nedeniyle tam tersi etkiye neden olmaktaydı.

Bahsi geçen sorunlu durum, DOĞAL SÜT için geçerli. UHT süt ise mikroorganizmalardan arındırma amaçlı DEĞİL, raf ömrünü uzatmak için yapılan bir işlem, ve sütün zaten zararlı olan içeriğini bile yok ediyor. Kutuya konulmuş uht sütü içmenin herhangi bir mantığı bulunmamakta bu yüzden. Endüstrinin bu hiçbirşeyleştirme yoluyla para kazanma amacının doktorlar tarafından uzun süredir açıklanması nedeniyle, GÜNLÜK SÜT adı altında işleme maruz kalmamış süt satılmaya başlandı.

Süt ürünü için en ideal yöntem KEFİR. Sonra lor gibi minimum işlem gören peynir geliyor. Süt ise sadece keçi ve eşek gibi hayvanlardan kabul edilebilir olanları.

Endüstriyel yoğurdun, yoğurtla hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen, halkın alması nedeniyle üretime devam etmesi gibi, konuya ayılmamış halkın UHT sütü almaya devam etmesi nedeniyle ne olduğu belli olmayan bu sıvı hala satılabilmekte. Bir insan kendi çocuğuna böyle bir şeyi neden ve nasıl içirir bilim burada çaresiz sanırım.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
23k
Ufuk Derin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şu anki endüstriyel hayvancılıktaki sömürüden, işkenceden veya ihtiyaçtan fazla avlanmadan vs. Bahsetmiyorum.
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

dağa bir döngü içindedi birileri birilerini yer o birileride başka birilerini(besin döngüsü) atlarımızın da enerji ihtiyacı bizden daha fazla olduğu için avlanmaya başladık peki şimdi o kadar enerjiye ihtiyaç duymamıza rağmen et yiyoruz bu acımasızlık mı peki bence değil asıl acımasız olan hayvanları doğal yollarla avlayarak değilde de onları hapsedip hızla kilo aldırıp hızlı büyümesini sağlamak veya daha fazla süt ve yumurta vermesi için farklı yöntemler uygulamak doğada her şeyin bir döngüsü var bir aslan ceylanı avlarken ceylan daha hızlı kaçars akurtulur ya da taö tersi aslan daha çevik davranır aç kalmaz ama insanlar hayvanları yerken hayvana bir şans vermiyoruz hatta onu doğal ortamından alıp onu doğal olmayacak şekilde çoğaltıyoruzvs asıl yanlış olan bence bu ama hızlı nüfüs atışı sebebiyle avlanarak beslenemeyez şu an yapabileceğimiz çok fazla şey yok 2014 verilerine göre dünyada toplam sadece 20.7 milyon vegan ve vejetaryen var onun dışında kalan geriye kalanı (2014 dünya nüfüsü 7.271 milyar) et ve sebze yemektedir bu nüfüsü sıfırlayamıcağımıza göre en azından onlara bakarken kötü davranmamlı onların da bir hakları olduğunu unutmamalı ve kesim öncesi öldürürken acısız şekilde öldürülmeli

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. https://bilimfili.com/et-yemek-ya-da-yememek-evrimsel-gecmisimiz/ olaylı bir kitap vardı ı-onun üzerine yazlılmış bir yazı et yeme evrim sürecimizi kısa bir şekilde özetliyor
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
30
Yagiz Kilic
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

 Pişirme esnasında oluşan buhar, alüminyumun çözünmesine sebep olur ve çözünen alüminyum yiyeceklere nüfuz eder. Bunun sonucunda ise vücutta ağır metal birikimi yaşanır.Asitli ve yüksek ısıda pişirilen yiyeceklerde kesinlikle kullanmamalıyız. Ayrıca donmuş gıdaları sarmaktan da kaçınmalıyız.Alüminyumu saklamak, sarmak için bir araç olarak kullanabiliriz ancak bunu yaparken de gıdaların ıslak, asidik-bazik ya da çok tuzlu olmamalarına dikkat etmeliyiz.Alüminyum gibi mutfakta tercih edilen metali ısı işlemi yapmadan sadece koruma amaçlı kullanmak gayet uygun ve sağlıklı bir tercihtir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Cagri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhabalar, son zamanlarda dolasan 'inek sutu anemiye yol aciyor, bebeklere belirlenmis orandan (gunde max 200ml'ydi sanirsam) fazla inek sutu icirmek risk faktorunu arttiriyor' kanisi/bilgisi sizce ne kadar dogru?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anne sütü yerine sık sık inek sütü içen 1 yaşından küçük çocuklarda anemi görülmesi olası. Bu da çeşitli nedenlere bağlanıyor.

  1. Anne sütünden daha az Fe (demir) barındırması.
  2. İmmünolojik reaksiyondan dolayı bağırsaklardan ufak miktarda kan kaybı yapması.
  3. İçerisindeki kalsiyum ve kazein miktarı nedeniyle non-hem yapıdaki demiri bağlayarak, sindirim sisteminden emilimini baskılaması.
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Medline Plus Anemia caused by low iron - infants and toddlers
  2. PubMed Consumption of cow's milk as a cause of iron deficiency in infants and toddlers.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
L-carnitine kullanmanın bir zararı var mı?
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Laktoz intoleransı tedavi edilebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Boss Virus , Lise Öğrencisi

Laktoz intorenası için bir kesin bir ilaç yoktur . Piyasada satılan takviye enzimler alınabilir veya beslenme alışkanlığı değiştirilerek ishal, şişkinlik, mide bulantısı gibi şikayetleri ortadan kaldırabilir ve septomları en aza indirir.

Gün içinde kullanılan laktoz miktarı ile septomların şiddeti veya sıklığı ile dpğru orantılıdır. yapılan araştırmalara göre laktoz intoleransına sahip bir birey günde 50 gramdan bir öğünde ise 12 gramdan fazla laktoz kullanmamalı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Louie Psihoyos'un yönettiği The Game Changers belgeselinin eleştirilebilecek bir yanı var mı? Gerçekten bu belgesel %100 doğru mu?
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Musa Atay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Normalde öğünden sonra en az 5 saat midenin sindirimini tamamlaması beklenir. Yemekten sonra herhangi bir şey yersen bu sindirim düzeni bozulacaktır. Yani bu sadece meyve için geçerli değildir. Öğünden sonra çay,kahve içebilirsin. Çiğnenecek bir şey yenmemesi gerekir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
27k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Aslında bu soruna cevap bulunabilmesi için beyin ve dil arasında ki sistemin işleyişini çözmemiz gerekiyor. Bu tür şeylerin beynimizde nasıl bir oyun oynadığını anlamak için önce dilin yapısına bakmak gerekir.

Dilin üzeri tatlara karşı duyarlı hücrelerle doludur. Her bir hücrenin dış duvarı ise proteinlerle kaplıdır. Yiyecek molekülleri onlara ulaştığında hücrelerden beyne bir mesaj gider. Bu mesaj beş tadı içerir: Tatlı, acı, ekşi, tuzlu ve umami. Fakat bu tatların bütün ayrıntıları henüz çözülmüş değil. Tatlı, acı ve umami tatların hangi hücre proteinleriyle ilişkili olduğu az çok biliniyor; ama dilin ekşi ve tuzlu tatları nasıl tespit ettiği hala gizemini koruyor. Tat hissini yaratırken tat reseptörleri ile beyin arasında da hala belirsizliğini koruyan bir takım alış veriş durumu söz konusu. Ancak örneğin enginarın nasıl olup da suyun tadını değiştirdiğini açıklayacak kadar temel bilgiye de sahibiz. Araştırmacılar buna enginardaki sinarin maddesinin neden olduğunu söylüyor. Enginar yediğimizde bu madde, dilimizdeki tatlı reseptörlerini harekete geçirmeden onlara yapışıyor ve orada kalıyor. Su içtiğimizde sinarin molekülleri bu reseptörlerden kopuyor ve bu ani kopuşla beynimize giden mesaj tatlı hissini yaratıyor. Bu hayali bir tat olmakla birlikte gerçekten de tatlı bir meyve yenmiş gibi his yaratıyor.

Diş macunu kullandıktan sonra portakal suyunun tadının kötü gelmesine neden olan şey ise macunun köpürmesini sağlayan SLS (sodyum loril sülfat) maddesidir. Bu tür deterjan içerikli maddeler yağ moleküllerini dağıtır. Oysa hücre duvarlarımız da yağdan oluşuyor. Dilimizdeki tat hücrelerinin duvarından sızan SLS tatlı hissimizi engellediği gibi portakaldaki aside acı bir tat da katmaktadır. Bu nedenle SLS’nin etkisi altında iken portakal suyu içtiğimizde o kötü tadı alırız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. BBC Tat Reseptörleri ile beyni yanıltmak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Nedim Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İnsanlar GDO'nun zararlı olduğunu düşünüyorlar. Çünkü GDO adı üstünde "Genetiği Değiştirilmiş Organizma" demektir. Yani GDO besinlerin doğallığını kaybetmesine neden oluyor. Bu nedenle GDO'lu besinlerin çoğu zararlıdır.

Ancak GDO'nun zararlarının yanı sıra yararları da olduğu doğrudur.

GDO'nun belli başlı zararları şunlardır:

GDO’lar hakkında tartışılan diğer bir konu da, gen aktarımının başarılı olduğu organizmaları seçmek için işaretleyici gen olarak kullanılan dirençli genlerin aktarılmak istenen asıl genle birlikte kullanılmasıdır. Sözgelimi antibiyotiğe dirençli genlerden bu amaçla yararlanılmaktadır. Ancak bu genlerin patojen mikroorganizmalara geçmesi durumunda ortaya çıkacak enfeksiyonların kontrol altına alınmasının zor olacağı hatta transgenik bitki üretiminde kullanılan bu genlerin doğaya yayılması halinde büyük bir tehlike oluşturacağı düşünülmektedir.

Bunun gibi zararlarından dolayı GDO'lu besinler tüketilmemelidir. Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız kaynak bölümündeki makaleyi okuyabilirsiniz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
40
Zekeriya Ulu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Homo sapiens olmadan önceki atalarımızda mı böyleydi? Yani kısacası bu şekilde mi evrimleştik? Teşekkür ederim. Aklıma sadece yetiştirilmesinin daha ekonomik olduğu geliyor. Bunun dışında cevaplar varsa ve öğrenirsem çok mutlu olurum.
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Benim vücut sıcaklığımla odanın sıcaklığı arasındaki fark yaza göre daha fazla. Aylar sonra 3 4 kilo vermiş olur muyum?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Yıllardır performans bisikleti sporu yapan birisiyim. Bu kulvarda olan herkesin derdi, mankenler gibi zayıf olabilmektir ve kilo vermenin en ince ayrıntısına kadar araştırırlar. Kalori harcamanın kalbi olan metabolik hız konusunda net rakamlar öne sürmek mümkün değil. Özetle; sıcak bir bölgede yaşamaya alışan bir insan çok soğuk bir bölgede yaşamaya başlarsa, hiçbir alışkanlığı değişmediğinde gözle görülür derecede kilo verir. Ama bunun ekstrem fark olması lazım. Yani, evin biraz soğuk olmasının metabolik hızı ne kadar arttıracağı, daha önemlisi, ölçebileceğiniz bir kilo kaybını öngörmek hayal olur. Hatta bünye kaybettiği kaloriyi karşılamak için daha çok besine ihtiyaç duyacağı için bir trend beklemek anlamsız olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
2,092
Recep Enes Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Besinlerin enerjiye dönüşme mekanizması, karbon bağlarındaki yüksek enerjili elektronlara ulaşmaktır temelde. Hidrojenin elektronuyla protonu ayrıştırılarak arada oluşan yük farkı ATP olarak kullanılır. Ancak bu sistemde proton kaçakları daima olur. Binde 4, mutlak düzeyde proton kaçağı olur. Bu elektronu eksik atomlar, toplamda sorunların kaynağı olarak görülmekte. Çünkü eksik elektronlarını mitekondri ve hücre zarlarının sağlıklı yağlarından alarak tahribata neden oluyorlar.

Bitkiler ise, güneşten gelen elektronları doğrudan alarak dokuya çeviriyorlar. Biz ise, dokuya çevrilmiş halini alıp, metabolizma ile o elektronlara ulaşıyoruz. Bitkide daha kolay olmakla birlikte, hayvan dokusunda (et yerken) bu oldukça zor. Bitki tarafından dokuya çevrilmiş halin, hayvan tarafından yenilerek tekrar dokuya çevrilmiş halini alıyoruz. Koca bir endokrin sistem, et sindirmek için çalışıyor. Aslında etten enerji üretirken, üzerine eneri harcıyoruz.

Demek ki, bizim için önemli olan yüksek enerjili elektron almak. Bazı otörler, ileri evrimde insanın da fotosentez yapacağına eminler. Çünkü bu şekilde enerji üretmek ömrümüzü inanılmaz kısaltıyor. Hücrelerin bütün organellerinin ışık tutma özellikleri bulunuyor. Yani yüksek ışıkta aslında görece fotosentez yapabiliyoruz. D vitamini sentezi yağ + foton ile olurken, enerji kazanımı hem güneşten hem topraktan hem sudan alınan negatif iyonlar olarak görülebilir. Topraktan negatif iyon almak üzere tasarlanmış noktalar bulunmakta ayak tabanında. Deri ise osmoz yoluyla denizdeki negatif iyonları ve mineralleri vs doğrudan almakta.... Son çalışmalar, doğrudan güneşe maruz kalan karın kısmında, kalınbağırsak florasının güçlendiği anlaşıldı.

Gelecekte güneşten doğrudan enerji elde etmek kaçınılmaz. Şu an lezzete bağlı saçmasapan şeyleri vücudumuza alıyor olma halimiz, gelecekte inanılmaz şekilde komik olacak. Bu insanlar bile bile nasıl kendini öldürmüş diyecekler. Çünkü ortak bilincin yükselmesi ile insan haz odaklı değil, gelişim odaklı varoluş sergilemeye başlayacak.

Tabii ki bu süreçten önce kendimizi yok etmezsek

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. https://evrimagaci.org/fototroffotosentez-farki-ve-fotosentezin-sesi-7490 https://evrimagaci.org/fototroffotosentez-farki-ve-fotosentezin-sesi-7490
  2. https://tr.khanacademy.org/science/biology/photosynthesis-in-plants/introduction-to-stages-of-photosynthesis/a/intro-to-photosynthesis https://tr.khanacademy.org/science/biology/photosynthesis-in-plants/introduction-to-stages-of-photosynthesis/a/intro-to-photosynthesis
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Murat Bayır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yoksa su içerek aç kalmak mı daha iyi? Ayrıca ne kadar süre aç (ya da aç ve susuz) kalmak gerekiyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Merhabalar. Yazıda da belirttiğim gibi otofajinin sinir sistemi hastalıklarından bazılarına iyi geldiği pratikte gösterilmiştir. Ama açlığın yanında susuz kalmak asla gerekmez. Sonuçta otofaji de hücresel bir aktivitedir. Yani gerçekleşmesi için belli bir su oranı gerekir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bulletproof
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Son zamanlarda oldukça gündemde bu beslenme biçimi. Su ve kalorisiz içeceklerle belli bir süre zarfında aç kalarak, arındırma, iyileştirme, enerji kazanma gibi faydaları olduğu söyleniyor. İnsan vücudu buna elverişli mi? Yoksa uzun vadede zararları olabilir mi?
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Sezgin Gülal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Obezite çok fazla yemek yediğimizde boyumuza oranla kilomuzun çok fazla olması ve bunun damar tıkanıklığı gibi hastalıklara yol açabilecek düzeye ulaşmış olmasıdır. oksijen azalsa da azalmasa da obezite gibi hastalıklara yakalanailiriz. Çünkü çok fazla yemek yediğimizde tükettiğimiz oksijen miktarı bu yiyecekleri de enerjiye dönüştürecektir. Yani obeziteye yakalanmamızın nedeni oksijen yetmezliği değildir. Çok fazla yemek yediğimizde midemiz genişler. Bunun sonucunda da fiziksel olarak daha şişman görünürüz. Bu birçok hastalığa yol açabilir. Örnek olarak damar tıkanıklığını verebiliriz.

Yani oksijen miktarının obeziteye herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Çok kilolu birisi Amazon Ormanlarına gitse dahi eğer spor yapmaz, diyet uygulamazsa obezite den kurtulamaz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Beslenme türü ve miktarına göre gastrointestinal sistemin her yerinde değişim olur. Sadece mide ile sınırlı değildir. Örnek verecek olursak uzun süre oruç tutan insanlar normal beslenme düzenlerine döndüklerinde bir süre daha az yemeye devam edebiliyorlar.Midenin bu süre zarfında küçülmesine bağlı oluyor. Obezite cerrahide mide küçültme ameliyatlarında bu süreci en kısa sürede elde etmek için yapılır. Bireylerin daha hızlı kilo vermesi için yapılıyor. Kilo verme amaçlı bunu sorduysan sürece başlamadan önce doktora görünmeni tavsiye edebilirim. Bazen hormonal bozukluklar ya da vitamin eksiklikleri de metabolik süreçleri olumsuz etkileyebiliyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,909
Jimmy Braddock
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Oğuz , Yazılım mühendisi

Mide pH derecesi her zaman 1.5 ile 3.5 arasında seyreder, daha yüksek veya düşük pH değerleri hastalık belirtileri olabilir. 1.5 - 3.5 arası oynamalar da hormonlar sayesinde olur. Mide asidinin salgılanma amacı yemekleri sindirmekten çok, bakterileri öldürmek, protein yumaklarını açmak gibi amaçlardan oluşur. Bu asit miktarını gastrik asit ve bikarbonat dengeler. Midemizdeki parietal hücreler (sanırım canaliculi gibi bir isimleri var) proton pompalarıyla kurdukları şebekeyle pH'ı ölçerler. Azaldığında bikarbonat pompalanmaya başlar ve pH geçici olarak yükselir, bu düzenleme protokolünün sonucuna alkaline tide deniyor.

Yani aslında mide ne kadar asit üreteceğini hesaplamıyor. Tipik bir insan vücudu günde ortalama 1.5 litre gastrik asit salgılıyor. pH dengesinde önemli rol oynayan klor ve sodyum iyonları parietal hücrelerden aktif taşımayla atıldığı için, hücreler oluşan yük farkını zaten biliyorlar ve bu moleküller pH istenilen seviyeye düşene kadar (-40 mV) salgılanmaya devam ediyorlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
320
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bağımlılık yapıcı maddeler içerir mi ve zararları ve yararları nedir?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Alkol, bağımlılık yapsa da yapmasa da, az alınsa da çok alınsa da vücudumuz için en güçlü toksindir.

Serbest oksijen radikali oluşumu, inflamasyonu hızlandırarak kalp damar hastalıkları, kanserler, diyabet ve dejeneratif hastalıkların oluşumuna neden olur. 

Uzun vadede kişilik bozukluklarına yol açar.

Karaciğer yetmezliği, siroz, akciğer kanserine giden patolojinin temelini oluşturur. 

Fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemelerinde dozundan bağımsız, alkol kullanımında beynin %60 - 70 inde kanlanma olmadığı görülmüştür. (Sigara kullananlarda da bu sonuç gözlenmiştir)

Beyin koruma bariyerini geçerek en çok da prefrontal kortekse zarar verdiği için, oluşan hasarlanma kişilik bozukluğuna neden olmaktadır.

Şarap ile sirke arasında ne fark vardır?

Bunu araştırın derim. O zaman neden şarapta fayda olmadığını ve sirkeyi içmek gerektiğini ve bağımlılığın ne kadar detay kaldığını anlayacaksınız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 63 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Birçok ateist veya agnostik bilim insanı, doğal dünyanın var olabilecek tek şey olduğunu düşünür ve insan oldukları için, buna kendilerini ikna etmeye çalışırlar. Bu saygıdeğer bir inançtır; ancak bilimsel bir bulgu değildir.”
Matt Cartmill
Geri Bildirim Gönder