Soru & Cevap

Beslenme, Spor & Diyet

Puan Ver
1
Puan Ver
55
Sezgin Gülal
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Obezite çok fazla yemek yediğimizde boyumuza oranla kilomuzun çok fazla olması ve bunun damar tıkanıklığı gibi hastalıklara yol açabilecek düzeye ulaşmış olmasıdır. oksijen azalsa da azalmasa da obezite gibi hastalıklara yakalanailiriz. Çünkü çok fazla yemek yediğimizde tükettiğimiz oksijen miktarı bu yiyecekleri de enerjiye dönüştürecektir. Yani obeziteye yakalanmamızın nedeni oksijen yetmezliği değildir. Çok fazla yemek yediğimizde midemiz genişler. Bunun sonucunda da fiziksel olarak daha şişman görünürüz. Bu birçok hastalığa yol açabilir. Örnek olarak damar tıkanıklığını verebiliriz.

Yani oksijen miktarının obeziteye herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Çok kilolu birisi Amazon Ormanlarına gitse dahi eğer spor yapmaz, diyet uygulamazsa obezite den kurtulamaz.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Beslenme türü ve miktarına göre gastrointestinal sistemin her yerinde değişim olur. Sadece mide ile sınırlı değildir. Örnek verecek olursak uzun süre oruç tutan insanlar normal beslenme düzenlerine döndüklerinde bir süre daha az yemeye devam edebiliyorlar.Midenin bu süre zarfında küçülmesine bağlı oluyor. Obezite cerrahide mide küçültme ameliyatlarında bu süreci en kısa sürede elde etmek için yapılır. Bireylerin daha hızlı kilo vermesi için yapılıyor. Kilo verme amaçlı bunu sorduysan sürece başlamadan önce doktora görünmeni tavsiye edebilirim. Bazen hormonal bozukluklar ya da vitamin eksiklikleri de metabolik süreçleri olumsuz etkileyebiliyor.

Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,141
Jimmy Braddock
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Oğuz, Yazılım mühendisi

Mide pH derecesi her zaman 1.5 ile 3.5 arasında seyreder, daha yüksek veya düşük pH değerleri hastalık belirtileri olabilir. 1.5 - 3.5 arası oynamalar da hormonlar sayesinde olur. Mide asidinin salgılanma amacı yemekleri sindirmekten çok, bakterileri öldürmek, protein yumaklarını açmak gibi amaçlardan oluşur. Bu asit miktarını gastrik asit ve bikarbonat dengeler. Midemizdeki parietal hücreler (sanırım canaliculi gibi bir isimleri var) proton pompalarıyla kurdukları şebekeyle pH'ı ölçerler. Azaldığında bikarbonat pompalanmaya başlar ve pH geçici olarak yükselir, bu düzenleme protokolünün sonucuna alkaline tide deniyor.

Yani aslında mide ne kadar asit üreteceğini hesaplamıyor. Tipik bir insan vücudu günde ortalama 1.5 litre gastrik asit salgılıyor. pH dengesinde önemli rol oynayan klor ve sodyum iyonları parietal hücrelerden aktif taşımayla atıldığı için, hücreler oluşan yük farkını zaten biliyorlar ve bu moleküller pH istenilen seviyeye düşene kadar (-40 mV) salgılanmaya devam ediyorlar.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
55
Taha Aydın
Bağımlılık yapıcı maddeler içerir mi ve zararları ve yararları nedir?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Alkol, bağımlılık yapsa da yapmasa da, az alınsa da çok alınsa da vücudumuz için en güçlü toksindir.

Serbest oksijen radikali oluşumu, inflamasyonu hızlandırarak kalp damar hastalıkları, kanserler, diyabet ve dejeneratif hastalıkların oluşumuna neden olur. 

Uzun vadede kişilik bozukluklarına yol açar.

Karaciğer yetmezliği, siroz, akciğer kanserine giden patolojinin temelini oluşturur. 

Fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemelerinde dozundan bağımsız, alkol kullanımında beynin %60 - 70 inde kanlanma olmadığı görülmüştür. (Sigara kullananlarda da bu sonuç gözlenmiştir)

Beyin koruma bariyerini geçerek en çok da prefrontal kortekse zarar verdiği için, oluşan hasarlanma kişilik bozukluğuna neden olmaktadır.

Şarap ile sirke arasında ne fark vardır?

Bunu araştırın derim. O zaman neden şarapta fayda olmadığını ve sirkeyi içmek gerektiğini ve bağımlılığın ne kadar detay kaldığını anlayacaksınız.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak, Yazar-Beslenme bilimci

Sorununuzu kendi kişisel blogumda yazdığım propolis yazısı ile cevaplamak isterim.  Propolis kovandan çıkarıldığında bal mumu ile karışık haldedir ve oldukça serttir. Tüm zorluklara rağmen ham şekilde tüketmeniz bir işe yaramaz çünkü ham propolisin sadece %2’si sindirilebilir. Yani tüketime sunulmadan mutlaka bazı işlemlerden geçmesi gerekiyor. Diğer bir hali damla şeklinde olanıdır. Bunu içeceklerinize, yiyeceklerinize karıştırabilirsiniz. Limit ise yetişkinlerde en fazla 20, çocuklarda 10 damla.

https://www.beslendik.com/yabanci-tatlar/antioksidandan-bir-duvar-propolis/

Kaynaklar

  1. Beslendik
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
290
Berk Tuna Yeni
Çayın demiri azalttığını duymuştum bu doğru mudur ya da başka bir zararı var mıdır ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Nice'z Kok, Lisans Öğrencisi

Merhabalar,

Çay üretimi yapılan sayılı ülkelerden biri olan ülkemiz, kuşkusuz ki çay tüketiminde de dünya ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türk misafirperverliğinin bir göstergesi olarak en önemli ikram içeceği olan çayı ‘Türklerin milli içeceği’ olarak tanımlamak da çok yanlış olmaz. Peki böylesine yüksek miktarlarda tükettiğimiz bu lezzetli içeceğin ne kadar tüketilmesi gerektiğini, ne kadar içildiğinde yararlı ne kadar içildiğinde ise zarar verebileceğini biliyor musunuz? Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, Türk insanının damak tadının ayrılmaz bir parçası haline gelen çay tüketimi ile ilgili bilinmesi gerekenleri şöyle anlattı:

En çok tüketilen ikinci içecek

Türkiye de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecektir. Günlük tüketilen çay su yerine geçmez, sadece sıvıdır. Vücudunuzun günlük sıvı gereksinimini çay gibi diğer içeceklerle de sağlayabilmek mümkündür. Ancak, gün içerisinde içilen çayın şeker ilavesi yapılarak tüketilmesi ve öğünlerle beraber tercih edilmesi, sağlık açısından olumsuz etkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

Öğünlerle tercih edilen çay, demir emiliminin azalmasına neden olabilmektedir. Örneğin; kahvaltınızda yumurta ile çay tüketmek yerine taze sıkılmış meyve suyu ya da meyveyi tercih etmek olumsuz etkileri azaltmanın bir yoludur. Çünkü çay içerisindeki tanenler besinlerden alınabilecek demirin emiliminin azalmasına neden olabilmektedir.

Aşırı tüketime dikkat!

Gün içerisinde aşırı tüketilen çay; sinir bozukluğu, kabızlık, yüksek tansiyon, el titremesi, baş ağrısı, sıkıntı ve uykusuzluğa neden olabilmektedir. Aşırı çay tüketimi, idrar miktarının da artışına neden olur. İdrarla dışarı atılan üre asidi miktarını azaltır. Romatizma hastalığı olanlara zarar verir. Çayda okzalat fazladır. Bu nedenle böbreğinde kum ve taş olanlara çay zararlıdır. Yüksek tansiyon hastası, karaciğer hastası ve kabızlık çekenler, üre albümin olanlar çay içmemelidir.

Şekerin dozunu iyi ayarlayın!

Çaya şeker ilave edilerek aşırı tüketilmesi de; kalp-damar hastalıkları, şişmanlık, serum lipit değerinde yükselme gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Şekerli ya da şekersiz aşırı çay tüketimi, vücutta demir emilimini ters yönde (anemi) etkilediği kadar, vücutta toksik madde birikimine de neden olabilmektedir. Yani, vücudunuzun sürekli olarak şiş olmasına (ödem) neden olur. Çay tüketmekten vazgeçemiyorsanız ve tercihiniz şekerli tüketmek ise; öncelikle şeker miktarını azaltabilirsiniz. Şeker yerine tatlandırıcı kullanabilirsiniz. Günlük tatlandırıcı kullanımında 8 tableti geçmemeye özen göstermelisiniz. Çayınızı demlerken çubuk tarçın kullanırsanız çayınızı daha rahat tüketebilirsiniz. Çayı şekersiz fakat fazla miktarda tüketiyorsanız; 4 çay bardağı çay hakkını geçtikten sonra her bardak çay için ekstra 1 bardak su içiniz. Çayınızı açık olarak tüketmeye çalışınız.

Çayın yararları saymakla bitmiyor

Çay içerken dengeli tüketime ve şeker dozunun iyi ayarlanmasına çok dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle uzmanlar günlük çay tüketiminin 4 bardaktan fazla olmamasını tavsiye ediyor. Ekstra 1 bardak çay için ise ekstra 1 bardak su içilmesini öneriyor. Bu kurallara uyulduğunda ise çayın yararları saymakla bitmiyor. İşte milli içeceğimiz çayın vücudumuza yararları…

-Kanser riskini azaltır,

-Kolesterolü düşürür,

-Beyni korur,

-Hazmı kolaylaştırır,

-İçerdiği florid nedeniyle diş çürüklerini önleyici etkiye sahiptir,

-Flavonoid; bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antioksidantdır,

-Kan damarlarının genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını kolaylaştırır,

-Yapılan birçok araştırmaya göre; günde maksimum 2 kupa çay tüketmenin kalp krizi ile ölüm riskini azalttığı ortaya çıkmıştır.

İşin özü her şeyin olduğu gibi çayı tüketmenin de fazlası zarardır.Ancak belirli miktarda içilen çay kalp krizi riskini azaltmaktadır.

Kaynaklar

  1. Milliyet
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Meni tadının ananas, yaban mersini, limon gibi asidik yiyeceklerin tüketilmesiyle ve sigara, alkol, kahvenin azaltılmasıyla bitterden tatlıya doğru kaydığı cosmopolitan tarzı mecralarda yer alıyor. Ancak bununla ilgili "meniye tatlı tadı veren xx bileşiklerinin yy besini ile arttırılabildiği..." şeklinde bir çalışma göremedim.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Uğur Demir
Pekmez ile süt ürünlerinin (süt, peynir, yoğurt vs.) birlikte tüketilmesi durumunda kalsiyum ve demir yüklü besin maddelerinin vücuda bir katkı sağlamadan vücuttan atıldığını duydum. Bu duyum-bilgi doğru mudur?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Aslında bu sadece pekmez ve süt ürünleri için geçerli değildir.Demirin emilmesini baskılayan moleküllerden biri kalsiyumdur. Aynı zamanda demirin yediğimiz yiyeceklerde iki formu bulunur biri nonhem demir(hemoglobine bağlı olmayan) ve hemdemir(hemoglobine bağlı) olarak. Nonhem demir et hariç tüm yiyeceklerde bulunan türü olup hem demir tükettiğimiz tüm omurgalıların etinde bulunur. Kalsiyum bu iki demir tipinin de emilimini engellemektedir.Süt ve süt ürünlerinde yoğun miktarda kalsiyum bulunduğundan demir ihtiyacı olan birinin tükettiği gıdaları seçerken özen göstermesi gerekir.Örnek verecek olursak ciğer yediniz ve yanında ayran içtiniz.Ayrandaki kalsiyum ciğerin hemdemirinin emilimini belli oranda baskılar.

Dolayısıyla duyduğunuz bilgi doğrudur.Demir içerikli gıdaların diyette yer almasından öte doğru besinlerle beraber tüketilmesi gerekir

Kaynaklar

  1. Amfi İçerik demir
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
138
Berke Erbağcı
Herkesin ezbere söylediği "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür." cümlesi ne kadar doğru? Bu cümlenin bir mısır gevreği markası olan Kellogg's firması tarafından yapılan reklam sonucu 1950lerde ortaya çıktığını öğrendim. Peki kahvaltı cidden en önemli öğün mü?
Puan Ver
0
Puan Ver
Yazının ilk referansında yer alan "http://www.midss.org/sites/default/files/yfas_instruction_sheet.pdf" talimatları takip ederek puanlama yapmak mümkün oluyor. Fakat belki de istatisiğe çok aşina olmamam dolayısıyla bu talimatlar sonrasında ulaştığım sonucu da değerlendiremedim.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak, Yazar-Beslenme bilimci

Yazının yazarı benim. Değerlendirme kısmında kullanılan üç farklı yöntem vardır ve bu üç yöntemin de farklı metodları vardır. Zaten bu yeme bağımlılığı ölçeği sadece yardımcıdır. Ama yine de değerlendirmesi zor ve kafa yorucudur. Tanı antropometrik ölçümler ve bireyin durumuna göre konur. Umarım bu kaynak dikkatlice okunur ve yardımcı olur.

Kaynaklar

  1. Tez
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak, Yazar-Beslenme bilimci

Düşürülemez. Bu yüzden glisemik indeksi düşük doğal gıdalar tüketmenizi öneririz. Siz üzerine meyve ya da yoğurt da koysanız sonuçta o gıdayı yiyeceksiniz. Ama karbonhidratlı bir gıdanın insülinn sekresyonu için proteinle tüketilmesi önerilir.

Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
2,370
Deniz Özlem Er
Bunu yapan başka canlılar var mı? Bu durum çoğu insanda laktoz duyarlılığı şeklinde baş gösterdiği halde neden hala tüketilmeye devam ediliyor? Kemik ve kas gelişimine ne boyutta bir faydası var?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak, Yazar-Beslenme bilimci

Öncelikle değerli sorunuz için teşekkürler ve umarım herkes tarafından dikkatlice okunur. Kadınlar hayatları boyunca süt üretemezler. Bu, sütün salgılanmasını sağlayan östorojen hormonu ile ilgilidir ve bu hormon doğumdan sonra ortalama 1.5-2 yıl içerisinde süt yaptırtma özelliğini yitirecektir. Yani bebek zorunlu olarak ek gıdaya başlayacaktır bir süre sonra. Ancak anne sütü bebeğin ihtiyaçları için mükemmel bir besin olduğu için ilk 6 ay mutlaka ve sadece anne sütü şarttır. İnek sütündeki alerjen b-laktoglobulindir ve anne sütünde bulunmaz. Ama anne kolay elde edebileceğini düşündüğü için inek sütüne başvurur. Bu yanlıştır ve bebekte kronik rahatsızlıklara neden olur.

Memeli hayvanlarda durum biraz daha nettir. Her anne elinden geldiğince yavrusunu kendi sütüyle beslemeye çalışır. Anne ölümü ya da yakalanması durumunda yakın sayılabilecek kedi-köpek, primat-insan gibi türler arasında farklı türü emzirme mevcuttur. Bu türlerin sütleri tam aynı olmasa da büyük ölçüde benzerdir. Ama bir balina bir yunusu emzirmez.

Kaynaklar

  1. BBC
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Furkan Öztürk
Babam gitmiş 2000tl ye ozon makinesi almış. İstanbul da çeşme suyunu ozonlayıp içiyorlar. Suyun mikrobunu kırıyormuş. Bana pek inandırıcı gelmedi ama ozon nedir böyle bi etkisi var mıdır yardımcı olabilir misiniz lütfen. Teşekkürler şimdiden.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Ozon oksijen bileşiklerinden biridir. Havada soluduğumuz oksijen O2'dir. Yani 2 oksijen atomu barındırır. Ozon ise O3'tür. Yani üç oksijen atomundan oluşur. Dolayısıyla oksijenin bir nevi allotropudur. Oksijenin mikrop öldürücü etkisi olduğunu biliyoruz. Bu etki ozonda daha da fazladır ve güçlü bir dezenfektandır. Fakat durumun böyle olması bunu rahatlıkla suya karıştırıp içebileceğiniz anlamı taşımaz.

Ozonlama işlemi suyun tadını değiştirir. Ozonun suda kalma süresi ise suyun sıcaklığından ph değerine kadar çeşitli faktörlere göre değişkenlik gösterir. Suyla karıştırılan ozon suyun içindeki bromür maddesiyle etkileşime girerek sağlık için çok zararlı olan bromoform ve bromata dönüşebilir. Bu tip işlemler yapılacaksa bile evde yapmak ne kadar doğrudur takdirinize bırakıyorum.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Bu sorunun bilimsel aciklamasini yapar misiniz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Tuna Özdür, Evrim Ağacı Okuyucusu

Yapılan hiçbir araştırmada erkeklerin ayakta işemesi ile herhangi bir hastalık ile dikkate değer herhangi bir bağlantı bulunamamıştır.

22 Temmuz 2014'te saygın dergi PLoS ONE'da yayınlanan kapsamlı bir meta-analiz ve sistematik bir inceleme makalesi yayımlandı.

Araştırma, Hollanda'daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi'nde bulunan Üroloji Bölümü'nden araştırmacılar tarafından yapıldı. Ekip, idrar dinamiklerini (ürodinamik) etkileyen 3 kilit faktörü kontrollü bir şekilde incelediler: maksimum akış oranı, boşalma zamanı (işemek için geçen süre) ve boşalma-sonrası kalan hacim (idrar kesesinde işeme sonrası kalan idrar miktarı). Araştırmada, oturarak ve oturmadan işeyen erkekler arasında söz konusu değişkenler arasında en ufak bir farklılık tespit edemedi. Yani oturarak işemek, hastalık durumunu etkileyecek idrar dinamiklerine hiçbir etkisi bulunmuyordu. Oturarak işemek, ayakta işemekten sağlık açısından daha iyi değildi.

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,660
Mehmet As
Çok ağır antremana giren birisi düşük yağ ,yüksek protein alsa en iyi gelişimi elde etmez mi ? Karbonhidratı yeterli seviyede alıp proteinin sınırlarını zorlasak nasıl olur ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Öncelikle klişe bir sözü söyleyerek başlayacağım:

"Her şeyin fazlası zarardır"

Kaynakta fazla protein alımının vücuda ciddi zararları olduğunu savunsa da

Aldığı proteinin karşılığını verdiği sürece protein miktarının pek önemli olmadığını düşünüyorum.

(Yukarıdaki bilgiler tamemen benim sallamalarımdan ibaret bu yüzden lütfen kaynağı okuyun)

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
385
Burhan Akalan
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Soruyu sormadan önce arama çubuğuna yazsanız cevaba çoktan ulaşmıştınız. Platformda tam da sorunuzu cevaplayan bir yazı zaten mevcuttur.

İyi günler dilerim.

https://evrimagaci.org/meyvelerin-vitamini-kabugunda-midir-1838

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Dilek Demir
https://sorularlaislamiyet.com/domuz-eti-nicin-haram-kilinmistir ilgili sitede yazılanların tamamını çürütebilecek yeterince bilimsel veri mevcut mu?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Atakan Ersan, Aradığın şey bu olabilir.

ÇMK'nın bu yazısına bir bak derim, cevabını bulamadığın sorular için yazının genelindeki mantığı kullanabilirsin.

https://evrimagaci.org/domuz-etinin-bilimsel-olarak-incelenmesi-ve-saglik-acisindan-degerlendirilmesi-355

Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Yeme süresinin kısıtlanıp su tüketiminin normal devam ettiği diyete intermitteng fasting deniyor.Geçtiğimiz senelerde otofajiyle nobeli getiren bir çalışma ds buraya vurgu yapmıştı. 10-12 saatlik açlıklarla beraber su tüketiminin vücuttaki toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu kanısındalar.Diyet programı olarak baktığımızda açlık süresini uzun tutmak aynı zamanda karaciğer glikojenini tüketeceğinden sağlık açısından kıymetlidir.aynı zamanda açlıkta salgılanımı artan hormon mhtluluğu da sağlar.Bünyenizi en iyi siz biliyorsunuz fakat diyet uygulamadan önce bir doktora danışmanızı tavsiye ederim :))

Kaynaklar

  1. Nobel prizes Otofaji intermitteng fasting
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
520
Alper Şenel
Merhaba, Çok örneğini görmüşsünüzdür. Aşil kopması, ayağın spor esnasında kırılması vb. ciddi sakatlıklar sonucunda "sakatlık tamamen iyileşmesine rağmen" eskisi gibi olamıyorlar. Bazıları için psikolojik çöküş olabilir. Ama hemen hemen hepsinin sonunun böyle olmasının başka bir açıklaması var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

merhaba dostum vücüt işleyişi ile ilgili benzer bir örnek vererek anlatabilirim umarım. bedenimiz herhangi bir yaralanma ve sakatlıkta, patlayan hortumu bantlamaya çalışan usta misali bir an önce onarmaya bakar özellilkle yaralarda enfeksiyon kapmaması için, üstün körü , o anlık ne yapabiliyorsa yapar tamamen yeni gibi eski haline getirmeye çalışmaz. tabii bu biraz ağır şeler için geçerli tamamen onarabildiği küçük yaralanmalar ve sakatlıklarda var, vücüt onarımı bu şekilde işlediği için organlar eski işlevini yerine getiremeyebilir. örnek olarak hücre programlamayla yaraların kusursu iyileşmesi için yapılan bir çalışmayı hücre programlamasının linkini alta koyucam okuyup birazdaha iyi anlayailirsin.

Kaynaklar

  1. yara
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
290
Berk Tuna Yeni
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ayakta su içmenin zararlı olduğu bilgisi çeşitli dini kaynaklar tarafından halk arasına yayılmış sahte ve uydurma bir bilgidir. Öte yandan evrimsel olarak da tamamen geçersiz bir bilgidir. Detaylı bilgi için sayın Çağrı Mert Bakırcı tarafından yazılmış makaleyi inceleyebilirsiniz, kaynağa ekliyorum.

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Ayakta su içmek zararlı değildir
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Çok yiyip kilo almayanlarda diğer insanlara beynimizn daha çok çalıştığını söyleyebilirmiyiz? Bunun beynin vücudumuzda en çok enerji harcayan organımız olmasıyla ilgili bir bağlantı var mı?
Puan Ver
0
Puan Ver
2,225
Oguzhan Atas
Bildiğiniz üzere her insan canlılarla besleniyor bunlara örnek olarak; bitkiler, hayvanlar,meyveler ve bir sürü hayvansal veya bitkisel gıdalar tüketiyoruz. canlı mahsulü tüketmeden ki bunların içine buğday,fasulye gibi bitkilerin üreme araçları giriyor bunlar dışında ne yiyebiliriz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

İnsanlar tarafından tüketilen ve canlı olmayan bazı besin maddeleri şöyle:

  • Tuz
  • Bal
  • Su
  • Karbonat
  • Süt ve süt ürünleri
  • Jelatin
  • Yağ

Bunların birçoğu hayati besin maddeleri; ancak sadece bunlarla beslenmemiz mümkün değil çünkü bunların hiçbir kombinasyonu, ihtiyacımız olan tüm besin maddelerine sahip değil. Bu mantıklı, zira biz de besin zincirinin bir parçasıyız.

Hangi diyeti takip ediyor olursanız olun, öldürmeksizin hayatta kalmamız şimdilik imkansız. Tamamen sentetik besin ürünleri üretene kadar...

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hatice Esen
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Memeli hayvanlarda anne sütü yavrunun gelişimi için çok çok büyük öneme sahip; sadece bizde değil, bütün memeli hayvanlarda bu böyle. Bunun ana nedeni, anne sütünün bebeğin gelişiminin devamlılığını tetikleyen hormonal bir sinyal olması. Anne sütünün noksanlığında bebeklerin gelişimiyle ilgili birçok çalışma bulmak mümkün. Bunlardan 2009 yılında yapılan bir meta-analizde, anne sütüyle beslenmeyen çocuklarda:

  • Enfeksiyon kaynaklı ölümlerde artış,
  • Çocukluk obezitesi, tip-1 ve tip-2 diyabette artış,
  • Lösemi riskinde artış,
  • Ani bebek ölümü sendromunda artış

gözlendi (kaynağı aşağıda bırakıyorum). Yapılan diğer çalışmalar da bunu doğruluyor, bazı örnekleri kaynaklarda bulabilirsiniz.

Anne sütü almayan bebekler de, eğer ki anne sütü bebekler için hazırlanmış sütlerle takviye ediliyorsa, elbette gelişecektir. Ancak hiç süt almamanın zararları akademik olarak gösterilmiş vaziyette. 3-5 yaş aralığından sonra ise artık anne sütü almanın (veya süt tüketiminin) gelişimsel açıdan dikkate değer bir etkisi kalmıyor. Sütün içindeki besinler diğer şekillerde alındığı müddetçe çocukların gelişimi normal şekilde seyredecektir. Her şey, besin değerlerinin doğru takip edilmesinde yatıyor.

Devamını Göster

Toplam 42 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Yasa, düzendir. İyi yasa, iyi düzen demektir.”
Aristoteles
Geri Bildirim Gönder