Beslenme, Spor & Diyet

Puan Ver
0
Puan Ver
25
Yagiz Kilic
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

 Pişirme esnasında oluşan buhar, alüminyumun çözünmesine sebep olur ve çözünen alüminyum yiyeceklere nüfuz eder. Bunun sonucunda ise vücutta ağır metal birikimi yaşanır.Asitli ve yüksek ısıda pişirilen yiyeceklerde kesinlikle kullanmamalıyız. Ayrıca donmuş gıdaları sarmaktan da kaçınmalıyız.Alüminyumu saklamak, sarmak için bir araç olarak kullanabiliriz ancak bunu yaparken de gıdaların ıslak, asidik-bazik ya da çok tuzlu olmamalarına dikkat etmeliyiz.Alüminyum gibi mutfakta tercih edilen metali ısı işlemi yapmadan sadece koruma amaçlı kullanmak gayet uygun ve sağlıklı bir tercihtir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bilimfili
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Cagri
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhabalar, son zamanlarda dolasan 'inek sutu anemiye yol aciyor, bebeklere belirlenmis orandan (gunde max 200ml'ydi sanirsam) fazla inek sutu icirmek risk faktorunu arttiriyor' kanisi/bilgisi sizce ne kadar dogru?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anne sütü yerine sık sık inek sütü içen 1 yaşından küçük çocuklarda anemi görülmesi olası. Bu da çeşitli nedenlere bağlanıyor.

  1. Anne sütünden daha az Fe (demir) barındırması.
  2. İmmünolojik reaksiyondan dolayı bağırsaklardan ufak miktarda kan kaybı yapması.
  3. İçerisindeki kalsiyum ve kazein miktarı nedeniyle non-hem yapıdaki demiri bağlayarak, sindirim sisteminden emilimini baskılaması.
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Medline Plus Anemia caused by low iron - infants and toddlers
  2. PubMed Consumption of cow's milk as a cause of iron deficiency in infants and toddlers.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Laktoz intoleransı tedavi edilebilir mi?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Laktoz intorenası için bir kesin bir ilaç yoktur . Piyasada satılan takviye enzimler alınabilir veya beslenme alışkanlığı değiştirilerek ishal, şişkinlik, mide bulantısı gibi şikayetleri ortadan kaldırabilir ve septomları en aza indirir.

Gün içinde kullanılan laktoz miktarı ile septomların şiddeti veya sıklığı ile dpğru orantılıdır. yapılan araştırmalara göre laktoz intoleransına sahip bir birey günde 50 gramdan bir öğünde ise 12 gramdan fazla laktoz kullanmamalı.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Musa Atay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Normalde öğünden sonra en az 5 saat midenin sindirimini tamamlaması beklenir. Yemekten sonra herhangi bir şey yersen bu sindirim düzeni bozulacaktır. Yani bu sadece meyve için geçerli değildir. Öğünden sonra çay,kahve içebilirsin. Çiğnenecek bir şey yenmemesi gerekir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
21k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Aslında bu soruna cevap bulunabilmesi için beyin ve dil arasında ki sistemin işleyişini çözmemiz gerekiyor. Bu tür şeylerin beynimizde nasıl bir oyun oynadığını anlamak için önce dilin yapısına bakmak gerekir.

Dilin üzeri tatlara karşı duyarlı hücrelerle doludur. Her bir hücrenin dış duvarı ise proteinlerle kaplıdır. Yiyecek molekülleri onlara ulaştığında hücrelerden beyne bir mesaj gider. Bu mesaj beş tadı içerir: Tatlı, acı, ekşi, tuzlu ve umami. Fakat bu tatların bütün ayrıntıları henüz çözülmüş değil. Tatlı, acı ve umami tatların hangi hücre proteinleriyle ilişkili olduğu az çok biliniyor; ama dilin ekşi ve tuzlu tatları nasıl tespit ettiği hala gizemini koruyor. Tat hissini yaratırken tat reseptörleri ile beyin arasında da hala belirsizliğini koruyan bir takım alış veriş durumu söz konusu. Ancak örneğin enginarın nasıl olup da suyun tadını değiştirdiğini açıklayacak kadar temel bilgiye de sahibiz. Araştırmacılar buna enginardaki sinarin maddesinin neden olduğunu söylüyor. Enginar yediğimizde bu madde, dilimizdeki tatlı reseptörlerini harekete geçirmeden onlara yapışıyor ve orada kalıyor. Su içtiğimizde sinarin molekülleri bu reseptörlerden kopuyor ve bu ani kopuşla beynimize giden mesaj tatlı hissini yaratıyor. Bu hayali bir tat olmakla birlikte gerçekten de tatlı bir meyve yenmiş gibi his yaratıyor.

Diş macunu kullandıktan sonra portakal suyunun tadının kötü gelmesine neden olan şey ise macunun köpürmesini sağlayan SLS (sodyum loril sülfat) maddesidir. Bu tür deterjan içerikli maddeler yağ moleküllerini dağıtır. Oysa hücre duvarlarımız da yağdan oluşuyor. Dilimizdeki tat hücrelerinin duvarından sızan SLS tatlı hissimizi engellediği gibi portakaldaki aside acı bir tat da katmaktadır. Bu nedenle SLS’nin etkisi altında iken portakal suyu içtiğimizde o kötü tadı alırız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. BBC Tat Reseptörleri ile beyni yanıltmak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Nedim Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO), modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak yapıları iyileştirilip geliştirilen ürünler için kullanılan bir deyimdir. GDO'nun zararı ise tozlaşma yoluyla biyoçeşitliliğe zarar vermek. Ayrıca zehir salgılayan Gdo'lar böceklerede zarar verebilir. Bu zehirler toprağada salgılanıp çevreyede zarar verebilir.

Ama GDO sanıldığı kadar kötü bir uygulama değildir. GDO'da amaçlanan hedef tarımsal ilaçları azaltmak, herbisit ve böceklere karşı dirençlilik sağlamak, geç olgunlaşma ve raf ömrünü uzatmak, besin değerlerini arttırma, çevresel koşullara tolerans(kuraklık, tuzluluk vb.) ve uygun olmayan iklimlere karşı dirençlilik kazandırmaktır. Altın pirinç gibi pek çok verimli bitki elde edilmiştir. Kimyasal ilaçları ortadan kaldırıp genetik müdahalelerle bitkileri güçlendirme çalışmalarıdır bu sebeble sanıldığı üzere kötü bir uygulama değildir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Olası faydaları ve zararlarıyla GDO’lu gıdalar Bitki Biyoteknolojisi ve Genetik Kitabından daha ayrıntılı inceleyebilirsin.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Benim vücut sıcaklığımla odanın sıcaklığı arasındaki fark yaza göre daha fazla. Aylar sonra 3 4 kilo vermiş olur muyum?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Yıllardır performans bisikleti sporu yapan birisiyim. Bu kulvarda olan herkesin derdi, mankenler gibi zayıf olabilmektir ve kilo vermenin en ince ayrıntısına kadar araştırırlar. Kalori harcamanın kalbi olan metabolik hız konusunda net rakamlar öne sürmek mümkün değil. Özetle; sıcak bir bölgede yaşamaya alışan bir insan çok soğuk bir bölgede yaşamaya başlarsa, hiçbir alışkanlığı değişmediğinde gözle görülür derecede kilo verir. Ama bunun ekstrem fark olması lazım. Yani, evin biraz soğuk olmasının metabolik hızı ne kadar arttıracağı, daha önemlisi, ölçebileceğiniz bir kilo kaybını öngörmek hayal olur. Hatta bünye kaybettiği kaloriyi karşılamak için daha çok besine ihtiyaç duyacağı için bir trend beklemek anlamsız olacaktır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
-1
Puan Ver
2,092
Recep Enes Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Besinlerin enerjiye dönüşme mekanizması, karbon bağlarındaki yüksek enerjili elektronlara ulaşmaktır temelde. Hidrojenin elektronuyla protonu ayrıştırılarak arada oluşan yük farkı ATP olarak kullanılır. Ancak bu sistemde proton kaçakları daima olur. Binde 4, mutlak düzeyde proton kaçağı olur. Bu elektronu eksik atomlar, toplamda sorunların kaynağı olarak görülmekte. Çünkü eksik elektronlarını mitekondri ve hücre zarlarının sağlıklı yağlarından alarak tahribata neden oluyorlar.

Bitkiler ise, güneşten gelen elektronları doğrudan alarak dokuya çeviriyorlar. Biz ise, dokuya çevrilmiş halini alıp, metabolizma ile o elektronlara ulaşıyoruz. Bitkide daha kolay olmakla birlikte, hayvan dokusunda (et yerken) bu oldukça zor. Bitki tarafından dokuya çevrilmiş halin, hayvan tarafından yenilerek tekrar dokuya çevrilmiş halini alıyoruz. Koca bir endokrin sistem, et sindirmek için çalışıyor. Aslında etten enerji üretirken, üzerine eneri harcıyoruz.

Demek ki, bizim için önemli olan yüksek enerjili elektron almak. Bazı otörler, ileri evrimde insanın da fotosentez yapacağına eminler. Çünkü bu şekilde enerji üretmek ömrümüzü inanılmaz kısaltıyor. Hücrelerin bütün organellerinin ışık tutma özellikleri bulunuyor. Yani yüksek ışıkta aslında görece fotosentez yapabiliyoruz. D vitamini sentezi yağ + foton ile olurken, enerji kazanımı hem güneşten hem topraktan hem sudan alınan negatif iyonlar olarak görülebilir. Topraktan negatif iyon almak üzere tasarlanmış noktalar bulunmakta ayak tabanında. Deri ise osmoz yoluyla denizdeki negatif iyonları ve mineralleri vs doğrudan almakta.... Son çalışmalar, doğrudan güneşe maruz kalan karın kısmında, kalınbağırsak florasının güçlendiği anlaşıldı.

Gelecekte güneşten doğrudan enerji elde etmek kaçınılmaz. Şu an lezzete bağlı saçmasapan şeyleri vücudumuza alıyor olma halimiz, gelecekte inanılmaz şekilde komik olacak. Bu insanlar bile bile nasıl kendini öldürmüş diyecekler. Çünkü ortak bilincin yükselmesi ile insan haz odaklı değil, gelişim odaklı varoluş sergilemeye başlayacak.

Tabii ki bu süreçten önce kendimizi yok etmezsek

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. https://evrimagaci.org/fototroffotosentez-farki-ve-fotosentezin-sesi-7490 https://evrimagaci.org/fototroffotosentez-farki-ve-fotosentezin-sesi-7490
  2. https://tr.khanacademy.org/science/biology/photosynthesis-in-plants/introduction-to-stages-of-photosynthesis/a/intro-to-photosynthesis https://tr.khanacademy.org/science/biology/photosynthesis-in-plants/introduction-to-stages-of-photosynthesis/a/intro-to-photosynthesis
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Murat Bayır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yoksa su içerek aç kalmak mı daha iyi? Ayrıca ne kadar süre aç (ya da aç ve susuz) kalmak gerekiyor?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Merhabalar. Yazıda da belirttiğim gibi otofajinin sinir sistemi hastalıklarından bazılarına iyi geldiği pratikte gösterilmiştir. Ama açlığın yanında susuz kalmak asla gerekmez. Sonuçta otofaji de hücresel bir aktivitedir. Yani gerçekleşmesi için belli bir su oranı gerekir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bulletproof
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
1,491
Jimmy Braddock
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Oğuz , Yazılım mühendisi

Mide pH derecesi her zaman 1.5 ile 3.5 arasında seyreder, daha yüksek veya düşük pH değerleri hastalık belirtileri olabilir. 1.5 - 3.5 arası oynamalar da hormonlar sayesinde olur. Mide asidinin salgılanma amacı yemekleri sindirmekten çok, bakterileri öldürmek, protein yumaklarını açmak gibi amaçlardan oluşur. Bu asit miktarını gastrik asit ve bikarbonat dengeler. Midemizdeki parietal hücreler (sanırım canaliculi gibi bir isimleri var) proton pompalarıyla kurdukları şebekeyle pH'ı ölçerler. Azaldığında bikarbonat pompalanmaya başlar ve pH geçici olarak yükselir, bu düzenleme protokolünün sonucuna alkaline tide deniyor.

Yani aslında mide ne kadar asit üreteceğini hesaplamıyor. Tipik bir insan vücudu günde ortalama 1.5 litre gastrik asit salgılıyor. pH dengesinde önemli rol oynayan klor ve sodyum iyonları parietal hücrelerden aktif taşımayla atıldığı için, hücreler oluşan yük farkını zaten biliyorlar ve bu moleküller pH istenilen seviyeye düşene kadar (-40 mV) salgılanmaya devam ediyorlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Sezgin Gülal
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Obezite çok fazla yemek yediğimizde boyumuza oranla kilomuzun çok fazla olması ve bunun damar tıkanıklığı gibi hastalıklara yol açabilecek düzeye ulaşmış olmasıdır. oksijen azalsa da azalmasa da obezite gibi hastalıklara yakalanailiriz. Çünkü çok fazla yemek yediğimizde tükettiğimiz oksijen miktarı bu yiyecekleri de enerjiye dönüştürecektir. Yani obeziteye yakalanmamızın nedeni oksijen yetmezliği değildir. Çok fazla yemek yediğimizde midemiz genişler. Bunun sonucunda da fiziksel olarak daha şişman görünürüz. Bu birçok hastalığa yol açabilir. Örnek olarak damar tıkanıklığını verebiliriz.

Yani oksijen miktarının obeziteye herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Çok kilolu birisi Amazon Ormanlarına gitse dahi eğer spor yapmaz, diyet uygulamazsa obezite den kurtulamaz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
95
Taha Aydın
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bağımlılık yapıcı maddeler içerir mi ve zararları ve yararları nedir?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Alkol, bağımlılık yapsa da yapmasa da, az alınsa da çok alınsa da vücudumuz için en güçlü toksindir.

Serbest oksijen radikali oluşumu, inflamasyonu hızlandırarak kalp damar hastalıkları, kanserler, diyabet ve dejeneratif hastalıkların oluşumuna neden olur. 

Uzun vadede kişilik bozukluklarına yol açar.

Karaciğer yetmezliği, siroz, akciğer kanserine giden patolojinin temelini oluşturur. 

Fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemelerinde dozundan bağımsız, alkol kullanımında beynin %60 - 70 inde kanlanma olmadığı görülmüştür. (Sigara kullananlarda da bu sonuç gözlenmiştir)

Beyin koruma bariyerini geçerek en çok da prefrontal kortekse zarar verdiği için, oluşan hasarlanma kişilik bozukluğuna neden olmaktadır.

Şarap ile sirke arasında ne fark vardır?

Bunu araştırın derim. O zaman neden şarapta fayda olmadığını ve sirkeyi içmek gerektiğini ve bağımlılığın ne kadar detay kaldığını anlayacaksınız.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
320
Berk Tuna Yeni
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çayın demiri azalttığını duymuştum bu doğru mudur ya da başka bir zararı var mıdır ?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Nice'z Kok , Lisans Öğrencisi

Merhabalar,

Çay üretimi yapılan sayılı ülkelerden biri olan ülkemiz, kuşkusuz ki çay tüketiminde de dünya ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türk misafirperverliğinin bir göstergesi olarak en önemli ikram içeceği olan çayı ‘Türklerin milli içeceği’ olarak tanımlamak da çok yanlış olmaz. Peki böylesine yüksek miktarlarda tükettiğimiz bu lezzetli içeceğin ne kadar tüketilmesi gerektiğini, ne kadar içildiğinde yararlı ne kadar içildiğinde ise zarar verebileceğini biliyor musunuz? Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, Türk insanının damak tadının ayrılmaz bir parçası haline gelen çay tüketimi ile ilgili bilinmesi gerekenleri şöyle anlattı:

En çok tüketilen ikinci içecek

Türkiye de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecektir. Günlük tüketilen çay su yerine geçmez, sadece sıvıdır. Vücudunuzun günlük sıvı gereksinimini çay gibi diğer içeceklerle de sağlayabilmek mümkündür. Ancak, gün içerisinde içilen çayın şeker ilavesi yapılarak tüketilmesi ve öğünlerle beraber tercih edilmesi, sağlık açısından olumsuz etkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

Öğünlerle tercih edilen çay, demir emiliminin azalmasına neden olabilmektedir. Örneğin; kahvaltınızda yumurta ile çay tüketmek yerine taze sıkılmış meyve suyu ya da meyveyi tercih etmek olumsuz etkileri azaltmanın bir yoludur. Çünkü çay içerisindeki tanenler besinlerden alınabilecek demirin emiliminin azalmasına neden olabilmektedir.

Aşırı tüketime dikkat!

Gün içerisinde aşırı tüketilen çay; sinir bozukluğu, kabızlık, yüksek tansiyon, el titremesi, baş ağrısı, sıkıntı ve uykusuzluğa neden olabilmektedir. Aşırı çay tüketimi, idrar miktarının da artışına neden olur. İdrarla dışarı atılan üre asidi miktarını azaltır. Romatizma hastalığı olanlara zarar verir. Çayda okzalat fazladır. Bu nedenle böbreğinde kum ve taş olanlara çay zararlıdır. Yüksek tansiyon hastası, karaciğer hastası ve kabızlık çekenler, üre albümin olanlar çay içmemelidir.

Şekerin dozunu iyi ayarlayın!

Çaya şeker ilave edilerek aşırı tüketilmesi de; kalp-damar hastalıkları, şişmanlık, serum lipit değerinde yükselme gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Şekerli ya da şekersiz aşırı çay tüketimi, vücutta demir emilimini ters yönde (anemi) etkilediği kadar, vücutta toksik madde birikimine de neden olabilmektedir. Yani, vücudunuzun sürekli olarak şiş olmasına (ödem) neden olur. Çay tüketmekten vazgeçemiyorsanız ve tercihiniz şekerli tüketmek ise; öncelikle şeker miktarını azaltabilirsiniz. Şeker yerine tatlandırıcı kullanabilirsiniz. Günlük tatlandırıcı kullanımında 8 tableti geçmemeye özen göstermelisiniz. Çayınızı demlerken çubuk tarçın kullanırsanız çayınızı daha rahat tüketebilirsiniz. Çayı şekersiz fakat fazla miktarda tüketiyorsanız; 4 çay bardağı çay hakkını geçtikten sonra her bardak çay için ekstra 1 bardak su içiniz. Çayınızı açık olarak tüketmeye çalışınız.

Çayın yararları saymakla bitmiyor

Çay içerken dengeli tüketime ve şeker dozunun iyi ayarlanmasına çok dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle uzmanlar günlük çay tüketiminin 4 bardaktan fazla olmamasını tavsiye ediyor. Ekstra 1 bardak çay için ise ekstra 1 bardak su içilmesini öneriyor. Bu kurallara uyulduğunda ise çayın yararları saymakla bitmiyor. İşte milli içeceğimiz çayın vücudumuza yararları…

-Kanser riskini azaltır,

-Kolesterolü düşürür,

-Beyni korur,

-Hazmı kolaylaştırır,

-İçerdiği florid nedeniyle diş çürüklerini önleyici etkiye sahiptir,

-Flavonoid; bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antioksidantdır,

-Kan damarlarının genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını kolaylaştırır,

-Yapılan birçok araştırmaya göre; günde maksimum 2 kupa çay tüketmenin kalp krizi ile ölüm riskini azalttığı ortaya çıkmıştır.

İşin özü her şeyin olduğu gibi çayı tüketmenin de fazlası zarardır.Ancak belirli miktarda içilen çay kalp krizi riskini azaltmaktadır.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Milliyet
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Sorununuzu kendi kişisel blogumda yazdığım propolis yazısı ile cevaplamak isterim.  Propolis kovandan çıkarıldığında bal mumu ile karışık haldedir ve oldukça serttir. Tüm zorluklara rağmen ham şekilde tüketmeniz bir işe yaramaz çünkü ham propolisin sadece %2’si sindirilebilir. Yani tüketime sunulmadan mutlaka bazı işlemlerden geçmesi gerekiyor. Diğer bir hali damla şeklinde olanıdır. Bunu içeceklerinize, yiyeceklerinize karıştırabilirsiniz. Limit ise yetişkinlerde en fazla 20, çocuklarda 10 damla.

https://www.beslendik.com/yabanci-tatlar/antioksidandan-bir-duvar-propolis/

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Beslendik
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Uğur Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Pekmez ile süt ürünlerinin (süt, peynir, yoğurt vs.) birlikte tüketilmesi durumunda kalsiyum ve demir yüklü besin maddelerinin vücuda bir katkı sağlamadan vücuttan atıldığını duydum. Bu duyum-bilgi doğru mudur?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Aslında bu sadece pekmez ve süt ürünleri için geçerli değildir.Demirin emilmesini baskılayan moleküllerden biri kalsiyumdur. Aynı zamanda demirin yediğimiz yiyeceklerde iki formu bulunur biri nonhem demir(hemoglobine bağlı olmayan) ve hemdemir(hemoglobine bağlı) olarak. Nonhem demir et hariç tüm yiyeceklerde bulunan türü olup hem demir tükettiğimiz tüm omurgalıların etinde bulunur. Kalsiyum bu iki demir tipinin de emilimini engellemektedir.Süt ve süt ürünlerinde yoğun miktarda kalsiyum bulunduğundan demir ihtiyacı olan birinin tükettiği gıdaları seçerken özen göstermesi gerekir.Örnek verecek olursak ciğer yediniz ve yanında ayran içtiniz.Ayrandaki kalsiyum ciğerin hemdemirinin emilimini belli oranda baskılar.

Dolayısıyla duyduğunuz bilgi doğrudur.Demir içerikli gıdaların diyette yer almasından öte doğru besinlerle beraber tüketilmesi gerekir

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Amfi İçerik demir
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu sorunun bilimsel aciklamasini yapar misiniz?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver
Sercan Semerci , Elektronik Mühendisi

Merhaba,

Tuna bey galiba soruyu yanlış okudunuz ama bahsettiğiniz konu da oldukça ilgi çekici. Ayakta su içmeye gelecek olursak daha önce bir inceleme evrim ağacında yapılmıştı. Kaynak olarak ekliyorum.

İyi günler.


Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Ayakta su içmek
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Furkan Öztürk
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Babam gitmiş 2000tl ye ozon makinesi almış. İstanbul da çeşme suyunu ozonlayıp içiyorlar. Suyun mikrobunu kırıyormuş. Bana pek inandırıcı gelmedi ama ozon nedir böyle bi etkisi var mıdır yardımcı olabilir misiniz lütfen. Teşekkürler şimdiden.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Ozon oksijen bileşiklerinden biridir. Havada soluduğumuz oksijen O2'dir. Yani 2 oksijen atomu barındırır. Ozon ise O3'tür. Yani üç oksijen atomundan oluşur. Dolayısıyla oksijenin bir nevi allotropudur. Oksijenin mikrop öldürücü etkisi olduğunu biliyoruz. Bu etki ozonda daha da fazladır ve güçlü bir dezenfektandır. Fakat durumun böyle olması bunu rahatlıkla suya karıştırıp içebileceğiniz anlamı taşımaz.

Ozonlama işlemi suyun tadını değiştirir. Ozonun suda kalma süresi ise suyun sıcaklığından ph değerine kadar çeşitli faktörlere göre değişkenlik gösterir. Suyla karıştırılan ozon suyun içindeki bromür maddesiyle etkileşime girerek sağlık için çok zararlı olan bromoform ve bromata dönüşebilir. Bu tip işlemler yapılacaksa bile evde yapmak ne kadar doğrudur takdirinize bırakıyorum.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,720
Mehmet As
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çok ağır antremana giren birisi düşük yağ ,yüksek protein alsa en iyi gelişimi elde etmez mi ? Karbonhidratı yeterli seviyede alıp proteinin sınırlarını zorlasak nasıl olur ?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Çok fazla fiziksel aktivite yapsanız bile vücudunuzun enerji kaynağı karbonhidrat olmalıdır. Aşırı protein başta böbrek, karaciğer ve kalp olmak üzere bütün vücuda fazladan yük getirir ve organ yetmezlikleri başlar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Dilek Demir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
https://sorularlaislamiyet.com/domuz-eti-nicin-haram-kilinmistir ilgili sitede yazılanların tamamını çürütebilecek yeterince bilimsel veri mevcut mu?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Atakan Ersan , Aradığın şey bu olabilir.

ÇMK'nın bu yazısına bir bak derim, cevabını bulamadığın sorular için yazının genelindeki mantığı kullanabilirsin.

https://evrimagaci.org/domuz-etinin-bilimsel-olarak-incelenmesi-ve-saglik-acisindan-degerlendirilmesi-355

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
385
Burhan Akalan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Soruyu sormadan önce arama çubuğuna yazsanız cevaba çoktan ulaşmıştınız. Platformda tam da sorunuzu cevaplayan bir yazı zaten mevcuttur.

İyi günler dilerim.

https://evrimagaci.org/meyvelerin-vitamini-kabugunda-midir-1838

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
520
Alper Şenel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba, Çok örneğini görmüşsünüzdür. Aşil kopması, ayağın spor esnasında kırılması vb. ciddi sakatlıklar sonucunda "sakatlık tamamen iyileşmesine rağmen" eskisi gibi olamıyorlar. Bazıları için psikolojik çöküş olabilir. Ama hemen hemen hepsinin sonunun böyle olmasının başka bir açıklaması var mı?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

merhaba dostum vücüt işleyişi ile ilgili benzer bir örnek vererek anlatabilirim umarım. bedenimiz herhangi bir yaralanma ve sakatlıkta, patlayan hortumu bantlamaya çalışan usta misali bir an önce onarmaya bakar özellilkle yaralarda enfeksiyon kapmaması için, üstün körü , o anlık ne yapabiliyorsa yapar tamamen yeni gibi eski haline getirmeye çalışmaz. tabii bu biraz ağır şeler için geçerli tamamen onarabildiği küçük yaralanmalar ve sakatlıklarda var, vücüt onarımı bu şekilde işlediği için organlar eski işlevini yerine getiremeyebilir. örnek olarak hücre programlamayla yaraların kusursu iyileşmesi için yapılan bir çalışmayı hücre programlamasının linkini alta koyucam okuyup birazdaha iyi anlayailirsin.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. yara
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
2,630
Deniz Özlem Er
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bunu yapan başka canlılar var mı? Bu durum çoğu insanda laktoz duyarlılığı şeklinde baş gösterdiği halde neden hala tüketilmeye devam ediliyor? Kemik ve kas gelişimine ne boyutta bir faydası var?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Öncelikle değerli sorunuz için teşekkürler ve umarım herkes tarafından dikkatlice okunur. Kadınlar hayatları boyunca süt üretemezler. Bu, sütün salgılanmasını sağlayan östorojen hormonu ile ilgilidir ve bu hormon doğumdan sonra ortalama 1.5-2 yıl içerisinde süt yaptırtma özelliğini yitirecektir. Yani bebek zorunlu olarak ek gıdaya başlayacaktır bir süre sonra. Ancak anne sütü bebeğin ihtiyaçları için mükemmel bir besin olduğu için ilk 6 ay mutlaka ve sadece anne sütü şarttır. İnek sütündeki alerjen b-laktoglobulindir ve anne sütünde bulunmaz. Ama anne kolay elde edebileceğini düşündüğü için inek sütüne başvurur. Bu yanlıştır ve bebekte kronik rahatsızlıklara neden olur.

Memeli hayvanlarda durum biraz daha nettir. Her anne elinden geldiğince yavrusunu kendi sütüyle beslemeye çalışır. Anne ölümü ya da yakalanması durumunda yakın sayılabilecek kedi-köpek, primat-insan gibi türler arasında farklı türü emzirme mevcuttur. Bu türlerin sütleri tam aynı olmasa da büyük ölçüde benzerdir. Ama bir balina bir yunusu emzirmez.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. BBC
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hatice Esen
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Memeli hayvanlarda anne sütü yavrunun gelişimi için çok çok büyük öneme sahip; sadece bizde değil, bütün memeli hayvanlarda bu böyle. Bunun ana nedeni, anne sütünün bebeğin gelişiminin devamlılığını tetikleyen hormonal bir sinyal olması. Anne sütünün noksanlığında bebeklerin gelişimiyle ilgili birçok çalışma bulmak mümkün. Bunlardan 2009 yılında yapılan bir meta-analizde, anne sütüyle beslenmeyen çocuklarda:

  • Enfeksiyon kaynaklı ölümlerde artış,
  • Çocukluk obezitesi, tip-1 ve tip-2 diyabette artış,
  • Lösemi riskinde artış,
  • Ani bebek ölümü sendromunda artış

gözlendi (kaynağı aşağıda bırakıyorum). Yapılan diğer çalışmalar da bunu doğruluyor, bazı örnekleri kaynaklarda bulabilirsiniz.

Anne sütü almayan bebekler de, eğer ki anne sütü bebekler için hazırlanmış sütlerle takviye ediliyorsa, elbette gelişecektir. Ancak hiç süt almamanın zararları akademik olarak gösterilmiş vaziyette. 3-5 yaş aralığından sonra ise artık anne sütü almanın (veya süt tüketiminin) gelişimsel açıdan dikkate değer bir etkisi kalmıyor. Sütün içindeki besinler diğer şekillerde alındığı müddetçe çocukların gelişimi normal şekilde seyredecektir. Her şey, besin değerlerinin doğru takip edilmesinde yatıyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,485
Oguzhan Atas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bildiğiniz üzere her insan canlılarla besleniyor bunlara örnek olarak; bitkiler, hayvanlar,meyveler ve bir sürü hayvansal veya bitkisel gıdalar tüketiyoruz. canlı mahsulü tüketmeden ki bunların içine buğday,fasulye gibi bitkilerin üreme araçları giriyor bunlar dışında ne yiyebiliriz?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İnsanlar tarafından tüketilen ve canlı olmayan bazı besin maddeleri şöyle:

  • Tuz
  • Bal
  • Su
  • Karbonat
  • Süt ve süt ürünleri
  • Jelatin
  • Yağ

Bunların birçoğu hayati besin maddeleri; ancak sadece bunlarla beslenmemiz mümkün değil çünkü bunların hiçbir kombinasyonu, ihtiyacımız olan tüm besin maddelerine sahip değil. Bu mantıklı, zira biz de besin zincirinin bir parçasıyız.

Hangi diyeti takip ediyor olursanız olun, öldürmeksizin hayatta kalmamız şimdilik imkansız. Tamamen sentetik besin ürünleri üretene kadar...

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Canberk Çolak , Yazar-Beslenme bilimci

Düşürülemez. Bu yüzden glisemik indeksi düşük doğal gıdalar tüketmenizi öneririz. Siz üzerine meyve ya da yoğurt da koysanız sonuçta o gıdayı yiyeceksiniz. Ama karbonhidratlı bir gıdanın insülinn sekresyonu için proteinle tüketilmesi önerilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 42 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Demokrasilerde aslen bulunması gereken özgürlük ve eşitliğe ulaşmanın en iyi yolu, tüm kişilerin devletin olanaklarını en üst düzeyde paylaşabilmesidir.”
Aristoteles
Geri Bildirim Gönder