Antropoloji & Arkeoloji

Puan Ver
0
Puan Ver
25
Dear M
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bilime göre 200 bin yıl olan insanlık tarihi islama göre 7 bin yıl. iddiayı içeren link aşağıda ve "ilk insan hz. Âdem" sorusuna cevaba ne dersiniz?
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Sorunuza bilimsel olarak cevap verecek birisi çıkacaktır. Ancak ben konunun başka bir tarafına temas edeyim: Teistlerin böyle iddialarına cevap bulmaya çalışmamanızı tavsiye ederim. Bu insanlar dogmacıdır. Önce bir şeyin doğru olup olmadığına karar verirler. Sonra bu doğruyu ispat etmek için uğraşırlar. Bunu yaparken de "bilimi" kullanırlar. Bilimin bugüne kadar keşfettiği şeyleri, [isterse hiçbir bilim adamı doğruluğunu tartışmasın] sırf inançlarına uymadığı için reddederler. Üstelik keşfedilen şeyin "bilimsel" olmadığını söylerler. Siz ne söylerseniz söyleyin fikirleri değişmez. Yolladığınız linkte de, (sadece nüfus artışı hızının bile insanlık tarihinin 10.000 yılı geçemeyeceğini gösterdiği) yazıyor. Bütün bilimsel argümanlar bir tarafa bırakılıp bu sonuca varılmış... Bugün evrim olgusu için yapılan da böyledir. Evrim laboratuvar ortamında defalarca gözlemlendiği halde, gözlemlenmediğini söylerler. Yüz binlerce ara fosil bulunduğu halde, hiç bulunmadığını söylerler. Sonra da, evrim "bilimsel" olarak ispatlanırsa kabul ederiz derler. Bu durumda hiçbir zaman ispatlanamayacaktır.

Kısacası, yukarıda da yazdığım gibi, bu insanlar önce bir doğruya karar verirler, sonra bunu ispat etmek için uğraşırlar...

Kaynak ekleme zorunluluğu getirdiğiniz için, konu ile biraz uzaktan alakalı insanın evrimi üzerine olan makaleyi ekledim.

[Teistler için genelleme yaptım, ancak böyle olmayan teistler de vardır. Yeni bir şey keşfedildiğinde, demek ki yanlış anlamışız diyip geçerler. Bunların beni yanlış anlamamalarını rica ederim.]

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6k
Emre Adıyaman
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göbekli Tepe'de hangi taş ne zaman kalıntıya eklenmiş ve semboller ne zaman taşlara çizilmiştir? Bunu bilebilir miyiz? Biliyor muyuz? Ne zaman?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Göbeklitepe veya Göbekli TepeŞanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında[1] yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur.[2] Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaş yuvarlak planda dizilmiş, araları taş duvarla örülmüştür. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartılarak veya oyularak betimlenmiştir.[3] Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[4] Hayvan motiflerinde boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördekleri ve akbaba en sık görülen motiflerdir.[3] Bir yerleşim yeri değil, kült merkezi olarak tanımlanmaktadır. Buradaki kült yapılarının üretime geçiş aşamasına -tarım ve hayvancılığa- yakın olan son avcı grupları tarafından inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.[5] Diğer anlatımla Göbekli Tepe, çevredeki oldukça gelişmiş ve derinlik kazanmış bir inanç sistemine sahip olan avcı-toplayıcı gruplar açısından önemli bir kült merkezidir.[6] Bu durumda bölgenin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın (PPN, Pre-Pottery Neolithic) A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir.[3] Bununla birlikte Göbekli Tepe'deki en eski faaliyetleri tarihlendirme olanağı şimdilik yok, fakat bu anıtsal yapılara bakıldığında Paleolitik Çağ'a kadar uzanan, birkaç binyıl daha eskiye, epipaleolitike kadar giden bir geçmişi olduğu düşünülmektedir.[2][7] Göbekli Tepe'nin bir kült merkezi olarak kullanımının MÖ 8 bin dolaylarına kadar devam ettiği, ve bu tarihlerden sonra terk edildiği, başka veya benzer amaçlarla kullanılmadığı anlaşılmaktadır.[8]

Bütün bunlar ve kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal mimari, Göbekli Tepe'yi eşsiz ve özel yapmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 2011'de Dünya Mirası geçici listesine alındı ve 2018'de kalıcı listeye girdi.[9]

Söz konusu dikilitaşlar, stilize insan heykelleri olarak yorumlanmaktadır. Özellikle D yapısı merkez dikilitaşlarının gövdesinde bulunan insan el ve kol motifleri, bu konudaki her türlü şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla "dikilitaş" kavramı, işlev belirtmeyen yardımcı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Esasen bu "dikilitaş"lar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontulardır.[10]

Buradaki kazılarda çıkartılan bazı heykel ve taşlar Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.[11]

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ethem Korkmaz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Giuseppe Arcimboldo

1 gün önce

Giuseppe Arcimboldo, İtalyan ressam, mimar, sahne tasarımcısı, mühendis ve sanat danışmanı. Resimlerinde meyve, sebze, hayvan, kitap gibi birçok nesneyi, insan portrelerini andıracak şekilde düzenlemiştir. 

Doğum tarihi: 5 Nisan 1526, Milano, İtalya

Ölüm tarihi ve yeri: 11 Temmuz 1593, Milano, İtalya

Sergilendiği yer: Louvre MüzesiViyana Sanat Tarihi MüzesiSkokloster Castle, Diğer

Dönem: Maniyerizm

Tanındığı alan: Resim

Seri: The Four SeasonsThe Four Seasons (Louvre series)The Four Elements

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Yoksa Afrika'da başladığı kesin mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İnsanlığın Afrika toprakları üzerinde başladığı kesin bir bilgidir. İlk insanlık Doğu Afrika da 10 milyon yıl önce başlamıştır. Bundan emin olmamızın nedeni fosil kayıtlarıdır. 10 milyon yıl önceki zamana ait fosiller insanlığın evrimini aydınlatıyor.

Evrim Ağacının bu konuyla ilgili harika bir animasyonu var. İzlemenizi öneririm:

https://www.youtube.com/watch?time_continue=22&v=owoLn8ds0AQ&feature=emb_logo

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
380
Ata A.
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Caner Tüysüz , Her türlü bilimin meraklısı

Günümüzde Antik DNA ile soyu tükenmiş olan canlıların genomlarını (kısmen de olsa) dizileyebiliyoruz.Yani kısmen mümkün fakat uluslararası çapta etik karşılanmıyor.Ben yakın gelecekte pek mümkün görmüyorum ama Antik DNA alanındaki gelişimler halinde pekala mümkündür.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ferhat Gümüş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Demek istediğim sonradan bu sürece dahil olanlar oldu mu? mesela biz ilk evrilen gruptan Afrika'da ki bir yerli kabile sonradan evrilmiş olabilir mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
770
Fırat Oğhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göbeklitepe'deki 12 bin yıllık tapınaktan sonra Mardin'de 11 bin yıllık tapınak bulundu, bunlar evrimsel süreci nasıl etkiler?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

11000 yıl öncesine ait bulgular evrimsel biyolojinin konusu olmak için fazlaca yenidirler. Antropolojinin ilgi alanına girerler. 11000 yıl önce ve günümüzde Mardinde yaşayan iki insan arasındaki genetik yakınlık, günümüzde Çin ve Fransada doğmuş iki bebek arasındaki yakınlıktan fazla dahi olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Halit Kucukcolak
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bunun bilimsel yanı şöyle:

Insan genom unda, 2. Kromozom, 2 tane ziplenmis gen içerir fazladan. Ve bu, hicbir evrimsel süreçle oluşamayacak bir durumdur. Ve bu sayede insan olabiliyoruz.

Bazıları bir dış mudahele olduğunu düşünüyor, bazı kesimler de uzaylı etkisi müdahelesi. Aslında çok da önemli değil. Dinî açıdan bile sorun yok bu konuda. Ortada, evrime bağlı olunamayacağını bildiğimiz bir durumun ürettiği sonuçlar olduğumuz gerçeği var. Herkes istediği anlamı yükleyebilir. Ama sonuç değişmez.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
22k
Serhat İbin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şahsen ben fikirlerin tek bir insanın değil tüm insanlığın olduğunu düşünüyorum.Çünkü fikirlerin ilhamdan oluştuğunu ilhamında tüm insanlar fikirleri olduğunu düşünüyorum.Sonuçta bilim hep üsüne bişeyler koyarak ilerlemiştir.Bu konu hakkında sizin düşünceleriniz neler?
Puan Ver
2
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Anadolu… Güneşin doğduğu topraklar. Nicelerine yerleşim, nicelerine bir köprü..

25 milyon öncesinin paleocoğrafyasına baktığımızda; Anadolu Geç Oligosen'in sonundan başlayarak günümüz coğrafyasına benzemeye başlamıştır.

25-23,5 milyon yıl önce memeli göçlerine izin vermeyen bugünkü Ege Denizine benzer Adalar şeklinde bir coğrafya konumundadır. Ural Dağlarının güneyinde yer alan Turgai Bölgesi 208-34 milyon yıl önce aralığında Turgai Okyanusu ile kaplıdır. Bu okyanus Orta Asya steplerinden Anadolu'ya göç etmeyi bekleyen memeliler için bir engel konumundadır. Anadolu plakasının güney kesimleri ise bugünkü Akdeniz'in bulunduğu yerden doğuya Indo-Pasifik okyanusuna uzanan Neo-Tetis okyanusu ile kaplıdır. Bu da Afrika-Asya karasal memelilerinin Anadolu'ya göçü için coğrafi bir bariyerdir. Alp orojenezinin bölgedeki etkinliği ile karasal alandaki yükselmeleriyle okyanusları daraltmış ve coğrafi engelleri ortadan kaldırmıştır. Böylelikle Anadolu birçok memeli hayvan grubunun göçlerine tanık olmuş bir köprü konumundadır.

34 milyon yıl önce Turgai Okyanusu'nun kapanmasıyla Asya'dan Avrupa'ya memeli hayvan göçleri kaçınılmaz hale gelmiştir. Suidae (Domuzgiller), Rhinocerotidae (Gergedangiller), Carnivora (Etçiller), Rodentler (Kemirgenler) ve Lagomorpha (Tavşangiller) bu dönemde Avrupa'ya göç etmişlerdir. Çeşitlenen Avrupa Memeli Faunalarının Balkanlar üzerinden Anadolu'ya geçişleri 23 milyon yıl önce Oligosen sonlarında Slovenya koridoru boyunca oluşan Dinarid-Pelegon-Anadolu kara köprüsü ile gerçekleşmiştir. Böylece birçok memeli bu yolu kullanarak Anadolu'ya yerleşmiştir.

16,3 milyon yıl önce ise Arabistan levhasının Anadolu levhasına çarpmasıyla Bitlis Okyanusu kaybolmaya başlamış, İran etrafı sığlaşmıştır. Bununla birlikte de Afrika'dan Arabistan Yarımadasına, oradan da Anadolu'ya farklı hayvan gruplarının göçleri olmuştur. Bu göçle birlikte Afrikalı birçok Giraffidae (Zürafagiller), Bovidae (Boynuzlugiller), Hyaenidae (Sırtlangiller), Rhinocerotidae (Gergedangiller), Proboscidea (Hortumlular), Cervidae (Geyikgiller), Rodentia (Kemirgenler) ve en dikkat çekicisi Hominoidea üst ailesi Anadolu'ya yerleşim sağlamışlardır.

Dolayısıyla Anadolu, gerek 23 milyon yıl önceki Memeliler Göçü için gerekse 17 milyon yıl önceki Hominoidea Göçü için bir geçiş hattıdır ve toprakları içerisinde Alt Miyosen Dönemden başlayan çok geniş yelpazede inanılmaz güzel korunmuş fosil yataklarıyla kendisini gösterir.

Bu fosil yatakları üzerinden araştırma yapacak olursak Anadolu üzerinde oldukça geniş bir yelpazede fosil çeşitliliğiyle karşılaşırız. 

Türkiye üzerinde bulunan Hominoidea fosil yataklarından bahsedecek olursak 4 türle bu sınır çizilebilir; Alt - Orta Miyosen ile tarihlendirilen (15 milyon yıl önce/MN 4-5) Paşalar bu fosil yataklarından en eskisidir. Bulunan Hominoidea türleri 2 adettir. Bunlar; Kenyapithecus kızıli ve Griphopithecus alpani'dir. Paşalar'ın o dönemdeki paleoekolojisine baktığımızda; iklim tropikal-yarı tropikaldir, bitki örtüsünü ise genç ormanlıklar, sık yer bitki örtüsü ve açık otlaklar oluşturmaktadır.

Paşalar'ı Orta Anadolu'da MN5 sonu MN 6 başı yaşlı Çandır takip eder. Buradan çıkarılan Hominoidea türü ise Griphopithecus alpani'dir. Çandır'ın paleoekolojisi ise yağışlı ve serin bir iklimle, açık bir habitat, bozkır ve savanalıkla çevrili göl kenarı ve yağış alan ormanlıkların oluşturduğu bir bitki örtüsü ile karakterizedir.

Biyostratigrafi ile MN9 ile Paleomagnetizma ile 9.8 milyon yıl öncesi olarak yaşlandırılan Ankara Sinaptepe Formasyonu da Ankarapithecus meteai ile karşımıza çıkar. Sinap Tepe paleoekolisinde ise iklim yazlar kurak, kışlar serttir. Bitki örtüsünü ise açık habitatlar ve stepler oluşturur.

Son olarak MN 12 yaşlı Çankırı Çorakyerler lokalitesi Ouranopithecus turkae türü ile Hominoidea üst ailesine ait buluntulara sahiptir. Bu lokalitenin iklimi kuru serin /yarı kurak-kuraktır; bitki örtüsünü ise ağaçlık, yarı ağaçlık ve sulak alanlar oluşturur.

Bu Hominoidea buluntu veren lokalitelerin yanında Muğla, Özlüce, Burdur-Elmacık, Sivas-Hayranlı ve Haliminhanı, Nevşehir-Sofular, Kayseri gibi fosil lokaliteleri de mevcuttur.

Bu memeli fosil yataklarında yapılan kazılarda Hominoidea denen primat fosillerinin yanında; Hortumlugiller (Proboscidea), Otçullar (Ruminant), Etçiller (Carnivorlar), Gergedangiller (Rhinoceratidae), Küçük Memeliler (Kemirgenler, Tavşangiller, Böcekciller), Atgiller (Equidae), Domuzgiller (Suidae) gibi ailelere ait evrimsel atasal formlarının fosillerine sıkça rastlanır. 

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Volkan Karademir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dış görünümleri kalça,penis,tüy,kıvırcık saç vs. bakımından neden bu kadar farklılar.
Puan Ver
1
Puan Ver
110
Onur Çelik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göç haritasına bakıldığında orta afrikadan günümüzde yaşadıkları yerlere (güneydoğu asya, endonezya, filipinler vs.) gelene kadar hiçbir zaman çok kar yağmamış yerlerden geçen (buzul çağında bile) güneydoğu asya milletleri (taylandlılar, vietnamlılar, endonezyalılar, filipinliler) neden çekik gözlüdür?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında göz yapısı bütün dünyada aynidir. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çin'de ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yasadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karsı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
95
Eren Çelik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Dünya Tarihinde Kutsal dinlerde bahsi çok geçen Nuh tufani ya da benzeri büyük çapli afetlerin yaşandigina dair bir kanıt var mıdır? deniz seviyesinin yukselmesi ya da her yerin su altinda kalmasi vb gibi
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
İrfan Erol , Ben İrfan Erol serbest araştırmacı yazarım.

Merhaba arkadaşım Nuh tufanı diye bir olayın bilimsel ve fiziksel olarak meydana gelmiş olması imkânsızdır. Nasıl olduğu bilimsel olarak henüz ikna edici şekilde açıklanamasa da dünya ve kâinat üzerinde herşey müthiş bir denge ve ölçü üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda teoloji bunu Tanrıya bağlasa da gerçek bilim kanıtlayamadığı şeylerden her zaman uzak durmuştur. Bir örnek vermek gerekirse dünyanın güneşten uzaklığı müthiş bir denge üzerinedir. Dünyanın şu anki konumundan 1° farklı konumda olması ve güneşten 1 km. uzak veya yakın olsa yaşanmaz hâlde olacağı muhakkaktır. Gelelim senin soruna eğer Nuh tufanı diye birşey olsa dünya üzerine şu ankinden çok çok fazla yağmur yağmış olması gerekirdi. Bu ise doğa kanunu gereği her zaman devir daim yapması gerekir ve Nuh tufanı değil sık sık Nuh tufanları olmasını gerektirirdi. Oysa biz böyle birşey görmüyoruz ve hiç bir zaman da görmeyeceğiz. Dünya kurulduğundan beri dünya üzerine düşen yağmur miktarı aynıdır buharlaşma yoluyla bu yağmur bulut olur tekrar yeryüzüne iner. Bizler şehir yerlerinde fazla yağmur görmüyorsak bu teknolojinin getirdiği imkânlarla kanalizasyon sistemleri gelişkin olduğu için yağan yamur hemen kanallara akıp buradan denizlere ulaştırılıyor. Eskiden bu sistemler olmadığı için yağan yamur günlerce toprakta kalır insanlar çamurla boğuşurlarmış ve bunu da kolaylıkta tufan diye yazılı kaynaklara geçirirlermiş. Bazıları bunu öylesine abartırlarmış ki kendi yaşadıkları bu yağmur olayını sanki dünyada bir eşi daha yokmuş gibi anlatırlarmış. Oysa günümüzde böyle birşey olmamaktadır ve olmayacaktır çünkü daha önce olmamıştır. Sanırım bu Nuh tufanı soruna yeterli cevap olmuştur. Sağlıklı ve esen kalmanı dilerim.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ogün Dadaş
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu görselde verilen her sayıya uygun deri renginden insan ve toplum bulmak mümkündür denilmiş fakat 1-2 numaralı renkler grimsi iken 20 ve 17 yeşilin tonları. Bu ten renklerinde toplumlar ve insanlar olmadığından eminim. Hatalı söylem olduğunu düşünüyorum.
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Sercan Semerci , Elektronik Mühendisi

Öncelikle bir şeyi hiç görmemiş olman şu anda, geçmişte ya da herhangi bir zamanda var olmadığı anlamına gelmez. Gerçekten emin olman için iyi bir araştırma yapman sonuçları iyice analiz etmen gerekir ki ileride bir gün 2+2'nin 4 olmasının değişmeyeceğinin bile garantisi yok.

Dediğin renk kategorisine gelirsek, orada bahsedilen insanların renklerini sınıflandırmak için kullanılan "von luschan's chromatic scale" adında bir yöntem. Paylaştığın linkin altındaki kaynaklardan da ulaşabilirsin.

Bu yöntem 20.yy'ın ilk yarısında ırk araştırmalarında (insan türü tek ırk olsa da) kullanılmış ama aynı insandan farklı sonuçların alınmasından yani tutarsız olmasından dolayı 1950'lerde uzaklaşılmış.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Tapatalk-Forum Buradan dediğin renklerin başka örneklerini görebilirsin
  2. American Journal of Physical Anthropology Bu da bu tekniğin modern teknikle kıyaslanması
  3. Wikipedia Von Luschan's chromatic scale hakkında genel bilgiler
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
2,271
Muhammed Çelik
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kitaplarda ve internette yaşayan tek insan basamağı olan bizler için homo sapiens isminin kullanıldığını görüyorum fakat homo sapiens idaltu olarak isimlendirilmiş bir alt basamağın yaşamış olduğunu okumuştum. Homo sapiens, her iki primatı da kapsayacağından yanlış bir isimlendirme olmaz mı?
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver
Kadir Toykan Özdoğan , Paleogenetikle uğraşan Antropolog Onaylı Kullanıcı

Merhaba,

Tür isimlerinin belirlenmesi ve türlerin tanımlanması konuları tartışmalı sayılır. O yüzden "doğruluk" konusunda bir şey diyebilmek oldukça zor. Sorunuzu "Bilim insanları tarafından hangisi daha çok kabul görüyor / daha yaygın kullanılıyor?" şeklinde değiştirecek olursak, cevap "Homo sapiens" olurdu.

İyi günler!

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Bir zamanlar yalnız değildik! Modern insanlarla birlikte yaşamış diğer insan türleriyle ilgili bir yazı.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
7k
Tarık Sonmez
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Eğer doğruysa ve arkeolog olan biri burayı kazmak isterse göbeklitepenin bozulma ihtimali göze alınır mı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Evet, doğru. Jeomanyetik çalışmalara göre, yaklaşık olarak 20 yuvarlak yapı ve 200'den fazla T-şeklinde dikilitaş olduğu tahmin ediliyor (Schmidt, 2003; Dietrich, 2012). Dolayısıyla alınacak daha çok yol olduğunu söyleyebiliriz.

Kazılar yapılırken, bu dediğiniz göz önünde bulundurulur. Kazı alanlarında mümkün olduğu kadar rezerv bırakılır, bunun sebebi gelecek yıllarda ortaya çıkacak yeni teknolojilerin daha az zarar verecek şekilde çıkarmaya imkan verme ihtimalidir. Bu nedenle, alanı daha iyi anlayabilmek için bir yandan yatay şekilde kazı yapılırken, diğer yandan tabakaları daha iyi görebilmek küçük bir bölgede sondaj çalışması yapılabilir. Göbeklitepe birçok kazıya göre çok daha fazla görünürlüğe ve bütçeye sahip. Bu da daha dikkatli kazı yapılmasına imkan tanıyor.

Yine de elbette kazı çalışmaları kültürel varlıkları ortaya çıkarsa da tahrip etme ihtimaline de sahip. Şimdilik kazmadan bilgileri elde etme imkanı bulunmuyor.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
280
Jean Paul Roux
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bildiğiniz gibi bir sürü yüz tipi anatolidlerde oval slavlarda yuvarlak geniş veya küçük yüz .
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
İlker Malçok , sıkı bir evrimağacı takipçisi

Merhaba, insan yüzlerinin evrimiyle alakalı sitede daha önce bir yazı yayınlanmıştı: https://evrimagaci.org/insan-yuzleri-essiz-gozukebilmemizi-sagladigi-icin-cok-cesitli-ozelliklerde-evrimlesebildi-2910

Yüz çeşitliliğinin diğer insanlardan ayrılmak, diğer insanları tanıyabilmek üzere evrimleşmiş olabileceği ve DNA'da insanın yüz yapısıyla ilişkili genlerin çok çeşitlilik gösterdiği iddia edilmekte.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. evrimagaci.org
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
75
Özlem Cömert
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Tüfek Mikrop ve Çelik , jared diamond bu konuda size biraz yardımcı olur. Yuval noah harari  ,sapiens kitabında jared diamonda teşekkür etmektedir.Sapiens ve diğer harari kitaplarına da göz atabilirsiniz.
Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. kitap kitap için örnek link
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
88
The Serpent
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Merhaba,

İlk insanların (erken hominidlerin) konuşması, mutlak bir iletişim ihtiyacından daha fazlasına karşılık gelmektedir. Konuşma, beyin yapıları gibi fiziksel mekanizmaları gerektirmektedir. İşitsel mesajları anlamak, ilişkilendirmek, ses aygıtının kaslarına uygun sesleri çıkartmak beynimizin dış kabuğu olan serebral kortekste yer alan üç özgül kısmı tarafından sağlanmaktadır.

Besin paylaşımı ve et yemeye geçiş sıralarında, erken insan beyni bizimkinin yarısından daha küçüktü ve serebral korteks daha da küçüktü; ancak insan olmayan primatlarınkine oranla daha büyüktü. Böylelikle korteksin dil üreten yapılarının o zamanlar tam gelişmiş olması muhtemel gözükmüyorsa da, yapılan fosil araştırmalarıyla fonetik aygıtın insana özgü yapısının bir çağrı sisteminden dile geçiş sürecine dört milyon yıl kadar önce başladığı düşünülmektedir (Bates, 2009: 65).

Dil aracılığıyla öğrenme ve dili yaratıcı biçimde kullanma yeteneğimiz ise gramere ilişkin sezgisel kavrayışımıza bağlıdır. Gramer kurallarını öğrenmek yerine insanlar yalnızca özgül cümle yığınlarını öğrenseydi, daha önce duymadıkları, ne anlama geldiğini bilmedikleri ve anlamadıkları önermeleri anlayamazlardı. Ancak insanlar gramer kurallarını uygulayarak ilk kez duydukları önermeleri anlayabilmekte ve sürekli daha önce kimsenin kurmadığı cümleleri kurabilmektedir (Bates, 2009: 67).

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
85
Ömer S.
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Bunun sebebi, avuçlarda ve ayak altlarında melanin üretiminin olmamasıdır. Birtek de zencilerde değil aslnıda beyazlarda da bu böyledir ama zencilerin derileri koyu olduğundan avuç içlerinin beyazlığı çok daha fazla göze batar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster

Toplam 42 soru

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim harika bir oyundur. İlham vericidir ve tazeleyicidir. Oyun alanıysa Evren'in ta kendisidir.”
Isidor Isaac Rabi
Geri Bildirim Gönder