Organik Ölüm!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için evrimagaci@gmail.com üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Son zamanlarda tüm dünyayı kasıp kavuran bir "çılgınlık" var (kelimenin tam anlamıyla "çılgınlık"): "doğalcılık". Hayır, felsefi anlamıyla natüralizm değil. Yani evrendeki her şeyin doğal sebeplerle var olduğunu kabul eden, Evrim Ağacı'nın ve modern bilimin kalbini oluşturan, muhtemelen en gerçekçi ve kıymetli felsefi akımlardan birinden söz etmiyoruz. Her şeyin doğalının daha iyi olduğuna dair tuhaf bir saplantı besleyen ve birbirlerinin saplantılarını körüklemekten mutluluk diyen müthiş bir insan kitlesinden söz ediyoruz. Organik yiyecekler, organik hayvanlar, organik giyecekler, organik iplik, organik su, organik şu, organik bu... Basitçe yapılan, var olan her şeyin başına "organik" sözcüğünü katarak değerini arttırıyormuş gibi göstermek... Bu endüstri, müthiş bir gelir kapısı ve günümüzde milyar dolarlık bir ekonomi! Bu kadar fazla şirket ve insan bu "marka"dan ekmeğini çıkardığı için, söz konusu abartıların toplum arasında sürdürülmesi müthiş öneme sahip. Eğer ki "organik" etiketiyle satılan ürünlerin (başta yiyecekler olmak üzere), "organik olmayan" ürünlerden daha kaliteli olmadığı gerçeği halk tarafından öğrenilecek ve kabul edilecek olursa, multimilyarder bir endüstri yerle bir olacak. Bu da, doğalcıların ve doğalcılık savunucularının ısrarla ve pek de bir bilimsel veriye dayanmaksızın bu sermayeye sarılmasını gerektiriyor. 

Adeta bir "kült" haline gelen doğalcılık endüstrisi, günümüzdeki manavların %75'i civarını oluşturuyor. Sadece ABD'de 20.000'den fazla "sadece organik ürün satan şirket" bulunuyor. Organik yiyecek endüstrisi, 2014'te sadece ABD'de 37 milyar dolarlık bir endüstri... 2005'teki 12 milyar dolarlık seviyesinden beridir müthiş bir hızla büyüyor. Organik endüstrisinin başını "organik meyve ve sebzeler", "organik süt ürünleri", "organik içecekler", "organik ekmek ve unlu mamüller", "organik atıştırmalıklar", "organik et, balık ve kümes hayvanları" ve "organik soslar" çekiyor. Dolayısıyla sanılanın (ve sıklıkla iddia edilenin) aksine, GDO gibi son derece etkili teknolojiler günümüzde marketleri domine etmiyor. 

Burada organik-GDO tartışmasına girmeyeceğiz; zira aslında halk, yine iddia edilenin aksine GDO'ya çok da soğuk bakmıyor. 2011 yılında yapılan bir araştırma, 35-64 yaşları insanların %60.6'sının, genel toplamın ise %57.6'sının "eğer kendilerine bir seçenek sunulacak olursa organik besinler tüketeceklerini" söylüyorlar. Yani halk, organiğe daha sıcak bakıyor olsa da halen neredeyse yarı yarıya bir bölünme var diyebiliriz. Tabii ki özellikle son 4-5 yıldır halka pompalanan "GDO düşmanlığı" göz önüne alınacak olursa, bu sayıların değişmesi çok muhtemel... Söylemeye gerek yok ama, halkın GDO'ya veya "doğal" etiketiyle pazarlanan besinlere bakış açısı, bilimsel gerçekleri etkilemiyor. Fakat yine de halkın bu konuda yanlış bilgilendirilmesi ve gereksiz yere ürkütülmesi, birçok bilimsel, teknolojik ve medeni atılımın önüne set çekiyor.

Son olarak, bu konuda felsefede yaygın bir şekilde işlenen "Doğalcılık Safsatası" konusuna değinmek istiyoruz. Aslında bu safsata oldukça geniş bir anlatımı hak ediyor, çünkü sadece "organik besinler daha iyidir" mottosunu taşıyanların düştüğü bir yanılgı değil. "Bir şey doğada varsa, iyi olmalıdır!" şeklinde genellenebilecek daha geniş bir mantık safsatası... Fakat GDO'ya karşı "Doğada GDO diye bir şey yok; dolayısıyla GDO sağlıklı olamaz." şeklinde yapılan çıkışların her birinin arkasında da bu safsata yatıyor ve bu argümanların hepsinin geçersiz olmasına neden oluyor.

Özetle şunu söyleyebiliriz ki, bir şeyin doğada bulunuyor olması onun "geçerli" veya "doğru" olduğu anlamına gelmez. Benzer bir şekilde, bir şeyin doğada bulunmaması da, onun "geçersiz" ya da "yanlış" olduğu anlamına gelmez. Evet, olguların doğada bulunması veya bulunmaması bize bazı bilgiler veya çıkarım noktaları verebilir; ancak sadece doğada bulunmaya bağlı olarak genel yargılara varmak, kararlarınızda hataya düşmenize neden olacaktır. "Organik ürün" endüstrisinin halk üzerinde yarattığı algı manipülasyonunun temelinde de bu yatmaktadır.

GDO-organik tartışmasında henüz son sözü söylemek için belki biraz erken. Ancak şu anda, organiklerin genel olarak dikkate değer bir miktarda GDO'dan daha üstün, sağlıklı, başarılı olduğunu gösteren hiçbir kabul edilir, bilim insanları tarafından genel geçer olarak kullanılan veri olmadığını söyleyebiliriz. GDO üzerinde o kadar büyük bir toplum baskısı var ki, kimi raporlar GDO'ların geçmesi gereken test sayısının, biçiminin, seviyelerinin, doğal ürünlerinkinden kat kat fazla olmasından ötürü GDO'nun genel olarak daha bile güvenilir olabileceğini ileri sürüyor! 

Muhtemelen şu anda alınabilecek en "güvenli" tutum şu: Halka GDO ile doğal besin arasında seçim yapma hakkı verilmeli; dolayısıyla düzgün ve net etiketleme yapılmalı. Ancak GDO'ların "evrensel olarak kötü ve kabul edilmez" olduğunu iddia edenlerin de her zaman karşısında durulmalı. Geleceği şekillendirecek en önemli teknolojilerden biri olan GDO'ların üzerindeki araştırmaların asla sonlanmaması sağlanmalı. GDO'ları da, "doğal" etiketiyle pazarlanan ürünlerin de üzerinde yapılan araştırmalar yakından takip edilmeli, karşıt araştırmalar kritik olarak değerlendirilmeli ve aceleci yargılardan kaçınılmalı... 

Uzun lafın kısası, kilisenin Galileo'ya verdiği tepkileri GDO'ya ve GDO araştırmacılarına vermediğimizden emin olunmalı...

 

Görsel: Arsel Acar

 

Not: Görsel eğlence amaçlı hazırlanmıştır. Türümüzün ömür artışına etki eden en önemli unsurlar, besin bilim sayesinde ihtiyaçlarımızı daha iyi anlamamız, tıp sayesinde bebek ölümlerini müthiş miktarda azaltmamız, vahşi doğadan sıyrılarak izole şehirlerde yaşamamız ve modern bilim ile teknolojimizdir. Yoksa elbette ki sadece "organik"liğe dayanarak nihai yargılara varılamaz.

 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. USDA
  2. Statista
  3. Appeal to Nature

Penguenler Uçma Yeteneklerini Neden Yitirdi?

Soğuk Hava, Sıcak Havadan Daha Fazla Can Alıyor!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim