Neandertal Davranışı

Bu yazı, The Nature Education isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bizim en yakın kuzenlerimiz olan Neandertaller, taştan aletler yapmada ve hayvanları avlamada başarılı olmuş, birçok buzul çağın zor şartlarında hayatta kalmışlardır. Peki, neden 27.000 yıl önce yok oldular?

Neandertaller en az 200.000 yıl boyunca Avrupa ve Batı Asya’da yaşamış ve yaklaşık 27.000 yıl önce yok olmuş bir hominin türüdür. Bu süre içerisinde bu bölgelerde bilinen en soğuk iklim şartlarından bazılarına şahitlik etmişlerdir. Fıçı göğüs, daha kısa uzuv, daha büyük beyin gibi fiziksel özelliklerinin birçoğu onların soğuğa adapte olduklarını ve ısıyı tutmaya adapte olmuş bir vücut biçimine sahip olduklarını gösterir. Hayvan avlamada ve taştan karmaşık aletler yapmada üstün olan Neandertallerin kemikleri son derece kaslı ve güçlü olduklarını, ama sık sık yaralandıklarını ve bu nedenle zor bir hayat sürdürdüklerini ortaya koyar. Şüphesiz Neandertaller 200 bin yılı aşkın bir süre boyunca çevresine başarılı bir şekilde adapte olmuş zeki türlerdir. Peki, onlar ne kadar “insanlardı”? İnsanlara özgü olduğunu düşündüğümüz dil, müzik, sanat ve din gibi davranışlar sergilediler mi? Ve neden modern insanlar Avrupa’ya göç ettikten kısa bir süre sonra ortadan kayboldular?

Taş Teknolojisi

Orta Paleolitik çekirdek teknolojisi

Neandertaller, çoğu uzmanın 300.000 ila 35.000 yılları arasında yer aldığını düşündüğü Orta Paleolitik olarak bilinen arkeolojik dönem ile ilişkilendirilir (Monnier 2006, Richter 2011). Orta Paleolitik döneme ait taş aletlerin iki esas tanımlayıcı özelliği, büyük iki yüzeyli kesici aletlerin (el baltaları ve satırlar) frekansının azalması ve Levallois gibi önceden hazırlanmış çekirdek teknolojisinin ortaya çıkmasıdır (Görsel 1). Mikro-aşınma ve kalıntı çalışmaları Orta Paleolitik Çağ aletlerinin et ve bitki işleme ile odun işçiliği dâhil çok çeşitli görevlerde kullanıldığını öne sürmektedir (Beyries 1988, Anderson-Gerfaud 1990, Hardy 2004, Hardy et al. 2001, Plisson & Beyries 1998). Bu tip analizler için yöntemler geliştikçe Orta Paleolitik'teki alet kullanımını daha iyi anlayacağız.

Görsel 1: Levallois teknolojisi şeması (Bordes 1961b).  Levallois çekirdeğinin üretim aşamaları: 1. rötuşlanmamış iri taşın seçilmesi, 2. çekirdeğin çevresinin yongalanması, 3. bir önceki adımda yongalanan yerlerin üzerinde tutarak çekirdeğin ana yüzeyinin yongalanması, 4. dışbükey bir yüzey oluşturmak için yongalamaya devam edilmesi, 5. ortadaki yonganın çıkarılması, 6. Levallois çekirdeği ve yonga.
Görsel 1: Levallois teknolojisi şeması (Bordes 1961b). Levallois çekirdeğinin üretim aşamaları: 1. rötuşlanmamış iri taşın seçilmesi, 2. çekirdeğin çevresinin yongalanması, 3. bir önceki adımda yongalanan yerlerin üzerinde tutarak çekirdeğin ana yüzeyinin yongalanması, 4. dışbükey bir yüzey oluşturmak için yongalamaya devam edilmesi, 5. ortadaki yonganın çıkarılması, 6. Levallois çekirdeği ve yonga.
The Nature Education

Neandertallerin Levallois teknolojisini sık kullanmaları ve bu teknolojide ustalaşmaları, onların karmaşık taş yontma adımlarının tasarlanmasında ve uygulanmasında gerekli olan bilişsel yeteneklere sahip uzman taş işçileri olduklarını gösterir. Levallois teknolojisine ek olarak (Boëda 1994, 1995), bıçak ağzı, disk, Kina (Quina, E.N. prizmatik) ve iki yüzeyli gibi diğer Orta Paleolitik yongalama teknolojileri de tespit edilmiştir (bknz. Delagnes & Meignen 2006 ve orada verilen diğer referanslar).

Rötuşlanmış yongalama aletleri ve büyük Musteryen tartışması

Neandertaller çekirdek taşlardan elde ettikleri, Fransızcada “débitage” adı verilen yongaların birçoğunu alet olarak kullanmıştır. Bazı yongalar rötuşlanmış aletlerin çeşitli türlerine dönüştürülürken diğerleri çok fazla değişiklik yapılmadan kullanılmıştır. Musteryen, Le Moustier (Fransa) sit alanında görülen bu arkeolojik kültüre 19. yüzyılın sonlarında verilen isimdir ve Orta Paleolitik çekirdekleri, yongaları ve rötuşlanmış aletler topluluğunun çoğu Musteryen kültürü olarak adlandırılır. François Bordes'un hazırladığı Orta Paleolitik yongalama aletleri tipolojisi (Bordes 1961a) bu aletleri kazıyıcılar (Görsel 2), sivri uçlar, dişlemeliler, elle tutulabilecek şekilde yontulmuş bıçaklar, iki yüzeyliler ve diğer çeşitli türler şeklinde ayırır. Levallois tipi yonga ve iki yüzeylilerin frekanslarının yanı sıra kazıyıcılara karşılık dişlemeliler gibi alet çeşitlerinin göreceli frekanslarına dayanarak, Bordes, farklı Musteryen yüzey tiplerine dair bir topluluk sınıflandırması tasarlamıştır (Bordes 1953a, 1961b). Bordes'a göre, bu yüzey tipleri farklı kültür gruplarının ürünüdür (Bordes & de Sonneville-Bordes 1970). Diğerleri ise buna karşı olarak, yüzey tiplerinin, diyakronik yapı (Mellars 1965, 1969), farklı aktiviteler (Binford & Binford 1966), kazıyıcı aşınması (Dibble 1984, 1995), hammadde kullanımının yoğunluğu veya iklimi temsil ettiğini düşünmektedir (Rolland & Dibble 1990). Bu tartışma "Büyük Musteryen Tartışması" olarak adlandırılır. Bu yorumların her biri, Orta Paleolitik'e ait rötuşlanmış alet çeşitlerindeki değişkenliğin anlamını daha fazla kavrayabilmemize olanak sağlamıştır. Ne yazık ki, bu farklı alet türlerinin neye benzediğini daha iyi anlamak, bu araçların ne için kullanıldığına dair bilgi eksikliği sebebiyle güçleşmektedir.

Alet kullanımı hakkındaki ayrıntıları tespit etmenin zor olduğu kanıtlanmışken, Neandertallerin hayvansal kaynaklardan faydalanma ve hammadde taşımacılığı biçimlerini inceleyerek yaşadıkları araziyi nasıl kullandıklarını öğrenmeye başladık. Kanıtlar, Batı Avrupa’da taş aletler için kullanılan çoğu hammaddenin yerel olduğunu ve her bir sit alanına 5 km mesafedeki kaynaklardan geldiğini gösterir. Bu da Neandertallerin nispeten küçük bölgelerde hareket ettikleri izlenimini vermektedir. Ancak, Orta Avrupa’da hammaddeler daha uzak yerlere ulaştırılmıştır. Bu da daha geniş kapsamlı hareket biçimlerini (Feblot-Augustins 1993) veya yüksek kaliteli hammadde kaynaklarının daha sınırlı olduğunu (Mellars 1996) göstermektedir. Avrupa’daki sit alanlarında hammadde tedariki ve hayvansal kaynaklardan faydalanma üzerine yapılan çalışmalar, Neandertallerin geçim stratejilerini planlayabildiklerini ve alet yapma alışkanlıklarını bu geçim stratejilerine uyarlayabildiklerini göstermektedir. Bu da onların problem çözme becerilerini ve davranışsal esnekliklerini gözler önüne sermektedir (Kuhn 1995, Burke 2006).

Neandertaller ve Üst Paleolitik Çağ

Neandertaller, yaklaşık 35 bin yıl öncesine ait Erken Üst Paleolitik işleyimi evrelerinden olan Şatelperoniyen ile de Fransa’nın Arcy-sur-Cure (Leroi-Gourhan 1959, Hublin et al. 1996, Bailey & Hublin 2006) ve Saint-Césaire (Léveque et al. 1993) olmak üzere iki farklı sit alanında ilişkilendirilmektedir. Şatelperoniyen, Orinyasiyen’e benzerdir ve Üst Paleolitik Çağ’ın geri kalanı, yani Orinyasiyen’den sonrası modern insanlarla ilişkilendirildiği için Neandertallerin Şatelperoniyen ile ilişkisinin bulunması büyük tartışmalara yol açmıştır. Tartışmanın bir ucundakiler Neandertallerin Üst Paleolitiğin Orinyasiyen tarzını taşıyan modern insanlar tarafından kültürel anlamda asimile edildiğini ve Şatelperoniyen dönemine özgü boncuk ile bıçak aletleri yapmayı onlardan öğrendiklerini ileri sürmektedir (Mellars 1996, 2005). Tartışmanın diğer ucundakiler ise Şatelperoniyen’de görülen yeniliklerin, modern insanların o döneme ulaşmasından önce gerçekleştiğini ve bunun da Neandertallerin zaten Üst Paleolitik döneme ait sofistike malzeme kültürü üretme becerisine sahip olduklarını iddia etmektedir (d'Errico 2003, Zilhao 2006). Ne var ki, son zamanlarda, arkeolojik tortulların karışma olasılığını ortaya çıkaran kanıtlara dayanarak, Neandertal kalıntılarının -çoğunlukla diş kalıntıları- Arcy-sur-Cure’deki Şatelperoniyen dönemine ait katmanlarla olan ilişkisinin doğruluğu sorgulanmaktadır (Higham et al. 2011, Bar-Yosef & Bordes 2010). Bunun anlamı, Üst Paleolitik dönemin geri kalanı gibi Şatelperoniyen’in de modern insanların bir ürünü olabileceği ve bu dönemin katmanlarında bazı Neandertal kalıntılarının bulunmasının, Şatelperoniyen eserlerinin Neandertaller tarafından yapıldığı anlamına gelmeyeceğidir.

Avlanma Stratejileri

Neandertal avcılık stratejilerini anlama hususunda büyük adımlar atılmıştır. Neandertallerin mükemmel bir orta ve büyük boy memeli hayvan avcısı oldukları bilinmektedir. Avlanmak için taş uçlu mızrak kullandıklarını gösteren kanıtlar vardır. Örneğin Levallois sivri uçlularının uçlarında sıklıkla darbe izlerinin olduğu gözlemlenmiştir (Shea 1988). Buna ek olarak, Batı Avrupa’daki çeşitli sit alanlarından alınan rötuşlanmış Musteryen sivri uçlularının da (La Cotte de St. Brelade, Bouheben, Oscurusciuto ve Abric del Pastor) darbe izleri taşıdığı tespit edilmiştir (Villa & Soriano 2010). Bu taş uçlu mızraklar muhtemelen yakın mesafelerde ava saplama amaçlı veya pusu kurarak avlanma tekniğinin bir parçası olarak kısa menzillerde ava fırlatılmak için kullanılmıştır, ne bu sivri uçlu taşlar ne de Neandertallerin anatomik özellikleri, onların uzun mesafeli silahlar kullandığı fikrini desteklemektedir (Shea & Sisk 2010, Churchill & Schmitt 2002, Rhodes & Churchill 2008).

Yiyecekleri

Neandertallerin, diyetlerine etin hâkim olduğu yetenekli avcılar olduklarını gösteren çok çeşitli kanıtlar vardır. Birincisi, Neandertallerin kırmızı geyik (Cervus elaphus), at (Equus sp.), bizon (Bison priscus), tüylü gergedan (Coelodonta antiquitatis) ile diğer birçok orta ve büyük boy toynaklı türü avladıklarını ve kestiklerini gösteren çeşitli sit alanlarındaki hayvansal kanıtlardır (Patou-Mathis 2000). Neandertaller, genellikle koşucu yırtıcıların hedefi olan yavru ve yaşlı avların aksine, genç yetişkin avlara odaklanmışlardır (Stiner 2006). Bu davranış, İsrail'deki Hayonim Mağarası'nda görüldüğü gibi, 250.000 yıl veya daha öncesinde başlamış olabilir (Stiner 2005). Ayrıca, Neandertallerin zaman zaman tek bir av türünde uzmanlaşmış olduklarına dair kanıtlar (~4.000 bizon kalıntısı içerdiği tahmin edilen Fransa’nın Mauran bölgesindeki gibi) vardır (Farizy et al. 1994). Benzer şekilde, La Borde, Fransa (Jaubert et al. 1990) ve Wallertheim, Almanya'daki (Gaudzinski 1995) faunalarda da boynuzlugiller hâkimiyeti vardır ve buralar kesim alanları olarak yorumlanmıştır. Salzgitter-Lebenstedt (Almanya) sit alanı, ren geyiklerinin sonbaharın başlarındaki yıllık göçleri sırasında avlandığı özel bir ren geyiği avlama alanı gibi görünmektedir. Kesik izleri açıkça etin işlendiğini göstermektedir, ayrıca ilik bakımından zengin kemikler de işlenmiştir (Gaudzinski ve Roebroeks 2000, Gaudzinski 2006). Tüm bu sit alanlarından elde edilen kanıtlar, Neandertallerin büyük av hayvanlarını avlayabildiğini ve genellikle belirli bir bölgede ve belirli bir mevsim süresince belli bir tür üzerinde uzmanlaşmış olduklarını göstermektedir.

Nitrojen ve karbon izotop çalışmaları da ete odaklı bir Neandertal diyetinin varlığını desteklemektedir. Fransa, Belçika ve Hırvatistan'daki sit alanlarındaki en az bir düzine Neandertal kemiğinden elde edilen kolajen, Neandertallerin diyet proteinlerinin çoğunu büyük otçullardan alan üst düzey etobur olduklarını ortaya koymaktadır (Richards & Trinkaus 2009, Bocherens 2009). Ancak Neandertallerin diyetlerine daha küçük hayvanları ve bitkileri de dahil ettiğine dair kanıtlar vardır. Örneğin Neandertaller Akdeniz bölgesinde kaplumbağa, kabuklu deniz hayvanı, yabani tavşan, tavşan ve kuş gibi küçük avlar da yakalamışlardır ve bu eğilim Orta Paleolitik-Üst Paleolitik geçişi öncesinde veya süresince önemli ölçüde artmıştır (Stiner 2006). Cebelitarık'taki Vanguard Mağarası sit alanında, üzerinde kesik izleri bulunan birkaç deniz memelisi kemiği (keşiş foku ve yunus) ile birlikte küçük bir yumuşakçalar topluluğu bulunmuştur, bu da Neandertallerin fırsat bulduklarında deniz kaynaklarından faydalandıklarını göstermektedir.

Aynı zamanda Neandertallerin zaman zaman yamyamlığa başvurduklarına dair kanıtlar da vardır. Fransa’nın Moula-Guercy sit alanında, birkaç Neandertal kalıntısı üzerinde eti kemikten ayırma ve ilik çıkarma işlemlerine işaret eden kesim izleri bulunmuştur. Neandertal ve geyik kemikleri üzerinde bulunan kesim izleri arasındaki benzerlik, Neandertallerin besin maddesi olarak kendi ölülerini tüketmekte olduklarını göstermektedir (Defleur et al. 1999). Son olarak da; Neandertallerin bitki kaynaklarını tükettiğine dair kanıtlar vardır. Örneğin baklagiller, hurma ağaçları ve diğer bitkilerden elde edilen ve bazıları pişirme nedeniyle dönüşüm izleri taşıyan nişasta taneleri Irak'taki Şanidar ve Belçika'daki Spy sit alanlarından çıkarılan Neandertal diş taşı kalıntılarında bozulmamış olarak bulunmuştur (Henry et al. 2011). Buna ek olarak, İsrail Kebara Mağarası’ndaki Musteryen katmanlarından kömürleşmiş tohum ile meyvelerden (baklagiller, meşe palamudu, Antep fıstığı) oluşan büyük bir topluluk bulunmuştur (Lev et al. 2005). Amud Mağarası’ndaki tortullardan elde edilen fitolitler (fosilleşmiş bitki) de Neandertallerin ot tüketimine işaret etmektedir (Madella et al. 2002).

Sembolizm

Neandertallerle ilgili en önemli sorulardan biri de sembolik düşünceye sahip olup olmadıklarıdır. Sembolik düşüncenin modern (McBrearty & Brooks 2000) ya da karmaşık (Langley et al. 2008) insan davranışlarının ayırt edici özelliklerinden biri olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Ayrıca sembolizmin dilin bilişsel temelleri ile de ilişkili olduğu bilinmektedir (Chase 1991, Deacon 1997). Arkeolojik olarak sembolizm figüratif sanat, süs eşyaları yapımı, pigment kullanımı ve cenaze ritüelleri şeklinde tezahür edebilir (d'Errico et al. 2003, McBrearty & Brooks 2000, Mellars 2005, Langley et al. 2008). Neandertallerle ilişkilendirilmiş hiçbir figüratif eser olmamasına rağmen, delikli ya da yivli hayvan dişleri veya fildişi halkaları gibi kişisel süs eşyaları Fransa’daki Arcy-sur-Cure ve Saint-Césaire sit alanlarında bulunmuştur (Lévêque et al. 1993, Hublin et al. 1996). Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, Neandertallerin Şatelperoniyen işleyiminin kurucuları olup olmadığı sorusu halen devam etmektedir (Bar-Yosef & Bordes 2010). Eğer değillerse, Neandertallerin süs eşyaları yaptıklarına dair başka bir kanıt yoktur. Mineral pigmentler günümüzde insanlar tarafından sembolik bağlamlarda sıklıkla kullanılmaktadır, ancak kimyasal özellikleri onları deri tabaklama ve aletler için sap yapımı gibi aktivitelerde yararlı kılar (Hovers et al. 2003). Fransa’daki Pech de l'Azé I (d'Errico 2003), İspanya'daki Cueva de los Aviones ve Cueva Antón (Zilhao et al. 2009) gibi Avrupanın çeşitli yerlerinde Neandertallerin kırmızı aşıboyası (hematit) ve manganez dioksit gibi mineral pigmentler kullandıklarına dair kanıtlar olsa da bu pigment kullanımının sembolik olup olmadığı bilinmemektedir. Neandertaller, onlarca sit alanı içinde bulunan eklemli Neandertal iskeletlerinin varlığından da anlaşılacağı üzere büyük olasılıkla ölülerini gömüyorlardı (Langley et al. 2008, Riel-Salvatore & Clark 2001) (Görsel 3). Bazıları bu iskeletlerin kasıtlı olarak gömülmek yerine mağara çatısının çökmesi gibi doğal süreçler tarafından korunduğunu iddia ederken (Gargett 1989, 1999), iskeletlerin bütün halde olmasının kasıtlı bir gömme eylemi varsayımını doğruladığı konusunda genel bir fikir birliği vardır (Belfer-Cohen & Hovers 1992, d'Errico 2003). Neandertallerin ölülerini insan dışındaki primatlarda görülenin ötesinde önemsediklerini gösteren işaretler olsa da (Chase & Dibble 1987) bu gömütlerle ilişkilendirilen belirgin mezar eşyalarının eksikliği, sembolik gömütler olup olmadığı konusunda şüphe yaratmaktadır. Irak Şanidar Mağarası’ndaki Neandertallerin çiçeklerle gömüldüğü iddiası hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Çiçek polenleri, mezarların yakınındaki tortullarda bulunmuş olsa da, çiçek topladığı ve topladığı çiçekleri yuvasına geri getirdiği bilinen İran faresi gibi kemirgenler tarafından da oraya getirilmiş olabilir (Sommer 1999). Özetle, Neandertallerin bazı sembolik düşüncelere sahip olduklarını gösteren kanıtlar vardır. Mineral pigmentlerin kullanımı, gömütlerin varlığı ve kompozit teknoloji gibi komplike davranışların diğer belirtileri 60.000 yıl öncesinden itibaren daha sık görülmeye başlamıştır (Langley et al. 2008). Bu komplike davranış ve sembolik düşünce, bir tür olarak varlıklarının sonuna doğru, Neandertal adaptasyonlarının bir ögesi şeklinde ortaya çıkmış olabilir.

Görsel 3. Günümüzden 60.000 yıl öncesine ait, 1983’te İsrail Kebara Mağarası’nda bulunan Neandertal mezarının fotoğrafı.
Görsel 3. Günümüzden 60.000 yıl öncesine ait, 1983’te İsrail Kebara Mağarası’nda bulunan Neandertal mezarının fotoğrafı.
Nature Education

Neandertallerin Sonu

Avrupa’da Orta Paleolitik Çağ’dan Üst Paleolitik Çağ’a geçiş, aynı zamanda Neandertal zamanından modern insana geçişi de temsil etmektedir. Orinyasiyen kültürünü taşıyan modern insanın Avrupa’ya ilk olarak güneydoğudan girdiği ve Neandertallerin yerini aldığı yaygın olarak kabul edilmektedir. Son Orta Paleolitik topluluklarının varlığı, 28.000 yıl önce, İber Yarımadası Cebelitarık’taki Gorham Mağarası gibi sit alanlarında belgelenmiştir (Finlayson 2006; bu tarihlerin eleştirisi için Zilhao ve Pettitt 2006’ya bakınız). Neandertalleri işgalci modern insan toplulukları ve kötüleşen iklim koşulları ya da bu iki etkenin birlikte çıkmaza sürüklediği ileri sürülmektedir. Bazı görüşlere göre, Oksijen İzotop Safhası 3’ün daha soğuk ve oldukça değişken iklimi (57–24.000 yıl önce; van Andel & Davies 2003, Finlayson & Carrion 2007) iklim baskısının ağır yaşandığı dönemlerle sonuçlanmış ve bu durum Neandertallerin tercih ettiği habitatların parçalanması ve yeni habitatlarına adapte olamamaları gibi mekanizmalarla (Finlayson 2004) yok olmalarına (Stringer et al. 2003) sebep olmuştur. Diğer görüşlere göre ise, 40.000 yıl önceki Kampaniyen Ignimbrit volkanik patlama, doğu ve güneydoğu Avrupa’nın ekolojisi üzerinde yıkıcı bir etkisi olan volkanik bir kış başlatmış (Fedele et al. 2008) ve bunun sonucunda Orta Avrupa’dan Kafkasya’ya kadar olan Neandertal popülasyonları yok olmuştur (Golovanova et al. 2010). Demografik model (Sorenson 2010) ve eko-kültürel niş modeli (Banks et al. 2008), Neandertallerin yok olmasında iklimin etkin bir faktör olarak olduğunu reddetmiş, bunun yerine hastalık, şiddet ve modern insanla rekabet gibi başka faktörlerin etkili olabileceğini öne sürmüştür. Son olarak bazıları da Neandertallerin yok olmadıklarını ve modern insan popülasyonlarında asimile olduklarını düşünmüştür (Smith et al. 2005). Son genetik çalışmalar, modern Avrupalı ve Asyalıların DNA’sının %1-4’ünün Neandertal genlerinden oluştuğunu ortaya çıkarmıştır. Bu gelişme, Neandertallerin soyları tükenmeden önce, en azından bir kısmının, modern insanla çiftleşmiş olduğunu kanıtlamaktadır (Green et al. 2010).

Terimler Sözlüğü

Diyakronik (Diachronic): Zamanla değişimleri ifade eder.

El baltaları (Handaxes): Büyük, sivri uçlu, iki yüzeyli yongalanmış çekirdek aletleridir. El baltalarına ve satırlara ilk olarak 1,6 milyon yıl önce Afrika'daki arkeolojik buluntularda rastlanmıştır. El baltaları, 500.000 bin yıl önce Avrupa'da ortaya çıkmıştır. Varlıkları, genellikle bir sit alanının Alt Paleolitik döneme ait olduğunu gösterir.

Fitolit (Phytoliths): Bazı bitkilerin hücrelerinde ve hücrelerinin arasında oluşan mikroskobik silis yapılarıdır. Bunlar genellikle arkeolojik alanlarda iyi korunurlar ve ayırt edici şekilleri nedeniyle uzmanlar tarafından tanımlanabilirler.

İzotop analizi (Isotope analysis): Bireylerin diyetlerini yeniden yapılandırmak için insan veya hayvan kemik mineralindeki Karbon (13C, 12C) ve Azot (14N, 15N) izotoplarının ölçümüdür.

Kalıntı analizi (Residue analysis): Taş aletlerin yüzeyine yapışan kalıntıları mikroskop altında inceleyerek taş aletlerin işlevlerini anlamak için kullanılan bir yöntemdir.

Kampaniyen Ignimbrit (Campanian Ignimbrite): Yaklaşık 40.000 yıl önce meydana gelen Güney İtalya’daki büyük bir volkanik patlamadır. Bu patlamanın oluşturduğu küller, dünyanın her tarafındaki tortullarda gözlemlenmiştir. Gökyüzüne yayılan büyük miktardaki kül tabakası, dünya iklimini ciddi bir şekilde etkilemiş olabilir.

Kazıyıcı aşınması (Scraper reduction): Pennsylvania Üniversitesi'nden Harold Dibble tarafından geliştirilen bir kazıyıcı üretimi ve kullanımı modelidir. Kazıyıcı formunun bu aletlerin kullanım yoğunluğunu yansıttığını, çünkü artan kullanımın, kazıyıcıların tekrar keskinleştirilmesine ve dolayısıyla formlarının değişmesine neden olduğunu öne sürmektedir.

Kompozit teknolojisi (Composite technology): Ahşap saplı sivri taş uçları gibi çeşitli parçalardan oluşan alet ve silahları ifade eder.

Koşucu (Cursorial): Koşmaya adapte olmuş hayvan.

Levallois teknolojisi (Levallois technology): Orta Paleolitik karakteristiklerinden olan bir taş yontma yöntemidir. Bu yöntemde, bir taş nodülü, biri son derece dışbükey olan iki yüzlü bir çekirdek üretmek için yongalanır. Dışbükey yüz, diğer yüzü yongalamak için bir düzlem görevi görür. Bu yongalar genellikle geniş ve düz olurlar ve onlara "Levallois yongaları" niteliği kazandıran kendilerine özgü bir görünüme sahiptirler. Levallois teknolojisinin çeşitli varyasyonları, Paris X Üniversitesi'nden Eric Boëda tarafından tanımlanmıştır; bunlardan biri, çekirdeğin ana yüzeyinin, bir sonraki yongalama işlemi için yeniden şekillendirilmesinden önce, tek bir büyük yonga üretmek üzere tasarlandığı “tercihli/lineal (preferential)" metodu olarak adlandırılmıştır. Bir diğeri ise, bir dizi Levallois yongasının, çekirdek tekrar şekillendirilmeden önce yongalanması olarak açıklanabilecek "recurrent" metodudur. Levallois teknolojisi, istenen şekil ve boyutta sadece birkaç yonganın çıkarılması için çekirdeğin hazırlanmasını gerektirdiğinden yaygın olarak önceden hazırlanmış çekirdek teknolojisi olarak adlandırılır.

Mikro-aşınma (Microwear analysis): Taş aletlerin kenarlarındaki aşınma modellerini mikroskobik olarak inceleyerek ve bunları deneysel olarak üretilen aletlerle karşılaştırarak bu aletlerin işlevini anlamak için kullanılan bir yöntemdir.

Musteryen (Mousterian): Avrupa ve Batı Asya'daki sit alanlarında tespit edilen bir arkeolojik kültürdür ve bazen genel anlamda çağdaşı olan "Orta Paleolitik" ile eşanlamlı olarak kullanılır. Yan kazıyıcılar, sivri uçlular ve dişlemeliler (dentikül) dâhil olmak üzere çeşitli rötuşlanmış taş aletler ile karakterize edilmektedir. Bu aletler, genellikle önceden hazırlanmış çekirdek teknolojisi kullanılarak yontulan yongalar üzerinde yapılır.

Musteryen sivri uçlular (Mousterian points): Orta Paleolitik'e özgü rötuşlanmış yonga aletleridir. Rötuşlanmış kenarlar, sivri bir uç oluşturacak şekilde daralır. Bu sivri uçlular bir sapa takılabilir veya takılmayabilir ve av silahı olarak kullanılabilir.

Musteryen yüzeyler (Mousterian facies): 1950'lerde François Bordes tarafından sistemleştirilen bir dizi Musteryen varyasyonuna verilen isimdir. Çeşitlerinden bazıları Levallois teknolojisi ve çok fazla kazıyıcılar ile karakterize edilen Ferrasi (Ferrassie) tip Musteryen, Levallois teknolojisinin nadir olduğu fakat kazıyıcı sayısının yüksek olduğu Kina (Quina) tip Musteryen, az sayıda kazıyıcı fakat girintili ve dişlemeli birçok araç içeren Dişlemeli (Denticulate) Musteryen ve kazıyıcıların yanı sıra küçük iki yüzeyli taşlar içeren Aşölyen Gelenekli (Acheulean Tradition) Musteryendir.

Oksijen izotop safhaları (Oxygen isotope stages): Grönland buz tabakalarından elde edilen oksijen izotop çekirdeklerinden tespit edilen, Dünya iklimindeki önemli soğuk ve ılık safhalardır.

Orinyasiyen (Aurignacian): Avrupa ve Batı Avrasya’da bulunan, 30-35.000 yıl öncesine ait arkeolojik bir Erken Üst Paleolitik kültürüdür. Bu kültür, büyük bıçaklar üzerinde rötuşlanmış aletler ve cilalanmış dibi oyuk kemik uçları ile karakterize edilir. Kemik veya dişlerden yapılmış süs eşyaları ile işlenmiş diğer kemik nesne çeşitleri de mevcuttur.

Orta Paleolitik (Middle Paleolithic): Avrupa ve Batı Asya'da yaygın olarak görülen arkeolojik bir evredir. Genel olarak, yaklaşık 300.000 veya 250.000 yıl önce önceden hazırlanmış çekirdek teknolojisinin ilk ortaya çıkmasıyla başladığı ve yaklaşık 25.000 yıl önce Üst Paleolitik Çağ’ın başlangıcıyla bittiği kabul edilir.

Satırlar (Cleavers): Büyük, iki yüzeyli yongalanmış çekirdek aletleridir. Satırın bir tarafı, iki yüzünün de üzerinde bulunan büyük bir yonga izinin kesişimiyle biçimlenmiştir. Satırlar, sivri yerine kör ama inceltilmiş bir uca sahiptir. En yaygın olarak Afrika'da bulunurlar ancak Avrupa'da bazı Alt Paleolitik bölgelerde de görülürler.

Sembolizm (Symbolism): Bir kavramı, nesneyi, kişiyi, tanrıyı vs. bu tür bir kavrama veya nesneye benzemeyen görsel veya işitsel bir sembol ile tasvir etme eylemidir. Semboller, ima ettikleri kavram veya nesnelere benzemezler. Bir grup insan veya bir kültür tarafından ortak kullanılan anlamları vardır. Örneğin dil, doğası gereği semboliktir çünkü çoğu kelime ima ettiği kavram veya nesneye benzemez.

Şatelperoniyen (Châtelperronian): Güney Fransa ve Kuzey İspanya'daki sit alanlarında tespit edilen ve 33-36.000 yıl öncesine dayanan arkeolojik bir Erken Üst Paleolitik kültürüdür. Hem bıçak ağzı hem de yonga teknolojisinin yanı sıra ayırt edici bir rötuşlanmış taş ucunu, “Şatelperoniyen ucu” kapsar. Ayrıca cilalanmış kemik uçlar gibi işlenmiş kemiklerle ve kemik kolye ve delikli veya yivli dişler gibi süslemelerle karakterize edilir.

Üst Paleolitik (Upper Paleolithic): Avrupa ve Batı Asya'da yaygın olarak görülen arkeolojik bir evredir. Yaklaşık 35.000 yıl önce prizmatik bıçak ağzı teknolojisi ve kendine özgü Üst Paleolitik taş aletlerin ortaya çıkmasıyla başlar. Üst Paleolitik Çağ, yaklaşık 10.000 yıl önce birçok yerde, kendisinden sonra gelen Mezolitik Çağ'a yerini bırakmıştır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Hardy-Weinberg İlkesi

Neandertallere Ne Oldu?

Çevirmen

Nazan Bilgin

Nazan Bilgin

Çevirmen

Katkı Sağlayanlar

Şule Ölez
Şule Ölez
Editör
Funda Göbelek
Funda Göbelek
2. Yazar
Büşra Filiz
Büşra Filiz
3. Yazar
Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim